TÜRKOLOJİ-HALKBİLİM-ALEVLİK

                                                              VEYA

                        TÜRK DİN ETNOLOJİSİ İTİBARİYLE ALEVİLİK     

 

 

 

 

                                                                                                                     Yaşar Kalafat

 

 

 

Türklük bilimi anlamına gelen Türkoloji veya Türkiyat, kapsadığı faaliyet alanı bakımından sadece Türk dili ve Türk edebiyatından ibaret olmadığı Türkiye’de nihayet anlaşılmaya başlanılmıştır. Türkoloji’nin faaliyet türü olarak muhakkak eğitim ve öğretimden de ibaret olmadığının anlaşılabilmesi noktasında da ümit veren gelişmeler olmaktadır. Üniversitelerdeki yapılanmalar henüz zihniyet olarak geniş anlamda Türkiyat’ı yeteri kadar anlamamış görünüyorlar. Resmi olmayan akademik çevrelerdeki örgütlenme farklı ilmî disiplinler merkezli olmaktadır. Mesela Türk Dinler Tarihi, Türk Arkeologlar Derneğinden ve Her ikisi de Türk Dili ve Edebiyatı örgütsel yapılanmasından bağımsızdırlar. Bize göre her üçü de Türklük biliminin kapsamındadırlar.

 

Türklük Bilimi tanımlamasının yeterince anlaşılamaması Türklüğün gerektiği gibi anlatılamamış olması ile yakından ilgilidir. Türklük denilirken dar anlamda bir etnisiteyi anlamış olmuyoruz. Bir kavmi veya ırkı değil milleti anlıyoruz. Milletler birlikte yaşadıkları halklarla onların inanç, doğma dil ve benzeri özellikleri ile millettirler. Buradan hareketle Türklük bilimi, Türlüğün millet olarak anlaşılmasının bilimidir.

 

Bu genel açıklamadan sonra, Bir Alman sosyal bilimcinin Almanlık için ifade ettiği ne ise Türkoloji’nin de Türk kültürlü bir meslektaşı için taşıdığı anlam odur.

 

Buradan hareketle konuya biraz daha girilebilir. Türkoloji Türlüğü ilim zırhı ile koruyan, bilgi silahı ile kollayan ve donanımı ilim ve bilgi olan muhtemel tehditlerden kurtaran bir alandır.

 

Türk kültür coğrafyasında inanç farklılıkları Türklüğe karşı bir tehdit durumuna sokulabilmiştir. Alevi inançlı olmayı da bu çerçevede ele almak mümkündür. Bu noktada sosyal yapıyı oluşturan ana dil veya doğma inanç farklılıkları sadece bu dilin ve inancın meselesi değil milletin meselesidir. Bizim konuşmamızın başlığı münasebetiyle ise, geniş anlamda Türkiyat’ın meselesidir.

 

Alevilik konulu çalıştay yapılmakla bu konuda sorun olduğu gerçeği kabul görmüş olmaktadır. Sorun tanımı yapılan Türkoloji’den hareketle irdelemeye alınabilir. Değinilen zırh, silah ve donanım Alevilik konusunda oluşturulabilmiş midir? Konu ile ilgili çalışmalarıyle uluslar arası kabul görmüş kaç Türkolog yetiştirilebilmiştir. Uluslar arası edebiyatta yer alabilen kaç eser verilebilmiştir. Alevili Türklüğün bir parçasıdır da onu ilmen tanıtanlar Türk olmayan oryantalistlerdir.

 

Bir ilim alanı olan Şarkiyat şüphesiz sadece ve muhakkak bir milletin çalışmalarına açılmış olamazdı. Şark bilimin siyasileşerek emperyalizmin sömürü vasıtası olan bir kısım mensupları bir yana çok saygın mensuplarının çalışmaları alanın halen kaynak eserleridirler. Ancak bu gerçek “El elin ölüsüne davul zurna ile ağlar” özdeyişinin mesajını yok saydıramaz.

 

Alevi kültür coğrafyası, Türk kültür coğrafyasının bir parçası iken, geçmişte ve günümüzde Alevilik inancı adına üretilen yazılı kaynakların dili Türkçe iken, dedelerin ana dili ortak Türkçe ve doğal olarak dinî merasim dili de Türkçe iken neden alanın otorite olmuş bilim adamları mesela Fransız’dır?

 

Batı da Balkanlara, doğu’da Ortadoğu ağırlıklı, Körfeze ve Türkistan’a uzanan coğrafyada bir kısım mensuplarının anadili Arapça ve Farsça da Alevi coğrafyası vardır, oluşmuştur. Balkanların kültür coğrafyası için oranın etnik dağılımını e onların dillerini yok soymadan Tahir Alangu yılarca evvel ortak anlaşma lisanının Türkçe olduğunu belirterek geçerli bir teşhis koymuştur. Bize göre bu teşhis Kafkasya ve Ortadoğu için de geçerli iken Alevî inanç coğrafyası için de geçerlidir.

 

Türklük biliminin konularından birisi olan, olması gerektiğine inandığımız Alevilik, şüphesiz Türklük biliminin birçok ilmî disiplinini ilgilendirmektedir. Biz çalışma alanımız olması itibariyle Alevilik halkbilimi çalışma alanları bağlantısı üzerinde durulmasını “özel alan” olarak algılıyoruz. Bize göre halkbilim, halk el sanatları, halk oyunları, halk musikisi, halk tiyatrosu, halk mutfağı, halk takvimi, halk edebiyatı, halk tababeti, halk diplomasisi gibi alanları da içerirken halk inanmaları bu alanların kültür harcı ve Alevilik konusu bakımından öncelik alan alanıdır.

 

Türk etnoloji içerisinde Aleviliğin yerinin belirlenebilmesi onun tanımlanabilmesi ile mümkündür. Tanımlanılacak toplumun tanında sürecinden geçmesi gerekir. Halkbilimi halkları en doğru tanımaya ve tanıtmaya uygun olan bilim dalıdır.

 

Bize göre Alevi kültürel kimliğinin belirlenmesinde Alevi kesimlerin karakteristik özelliklerinden hareketle kodlama yapılmasına gidilebilmeli. Sonra ortak noktaların tespitine gidilmeli. Farklılıkların izahı yapılabilmeli. Bu safhada farlılıkların hangi etkilenmelerin sonucu olduğu araştırılabilmeli. Hangi yüzyılda, hangi coğrafyada, hangi komşu kültürle ne gibi bir etkilenme yaşandı. Tespit edilebilmeli. Böylece Aleviliğin kültürel genleri tespit edilebilmiş olacaktır.

 

Sorunun çözümü Türkolog’un boynunun borcudur. Yapılan alan çalışmalarının dahi ortak değerlendirilmelerinin yapılıp alınan sonuçlardan hareketle kült oluşturmuş bulgular belirlenememiştir. Bu bulguların açıklanması Alevi kültürel kimliğinin ortaya konulması sağlamak kalmayacak Genel Türk kültüründeki yerinin anlaşılmasını da sağlayabilecektir. Çalışmaları tanıtacak ilgililerin takip edebilecekleri bir edebiyat dahi oluşturulamamıştır.

 

Dinî fenomenlerin/görüngülerin ortaya konulmasında alanın uzmanı olmayan kimseler tarafından da çok yayın yapılabilmektedir. Bunların bir kısmı nazımdır. Nesir olanlarda ise daha ziyade yazar yakın çevresinde yaşanılan inançları anlatmakta bizzat ilgili olduğu ocağı ele almaktadır. Bunlar Aleviliğin bir etnik gruba veya kültüre göre aldığı çeşitli biçimleri ortaya koyan bir din etnolojisi malzemesi özelliğinde yararlı çalışmalardır. Bu tür yayınların konunun açıklanmasına olan katkıları da doğal olarak sınırlı olmaktadır. Giderek sayıları artmaya başlayan alanın kaynak eserleri ile bu tür çalışmaları bir arada değerlendiren çalışmalara bize göre doktora seviyesinde yapılan akademik çalışmaların katkısı fazla olacaktır.