İNSANLAR-BİTKİLER-HAYVANLAR VE CANSIZ BİLİNENLER ARASINDA                           ÂLEM DEĞİŞTİRMENİN MİTOLOJİK BOYUTUNA DAİR

 

 

Yaşar Kalafat

 

 

“Taş Mercimek Tarlası Örneğinden Hareketle Yer-Su’ larda Bitkilerin Taşa Dönüşmesi”[1] konu başlıklı makale halk inanmalar- efsane-ritüel-mitoloji-tasavvuf ilişkilendirmesi bakımızdan bizim için örnek bir çalışma oluşturmuştur. Yazarı hocam Nerin Yayın hoca hanıma teşekkürle bu konudaki tespitlerimizi paylaşmak istiyoruz.

 

Epeydir Türk tasavvufu-Türk mitoloji bağlantıları kafamı yoruyordu ve çalışmalarıma yansıyordu. Giderek bu arayışı ve teşhisi başka araştırmacılarda da görünce biraz rahatlar gibi oldum. Bu konu münasebetiyle gündemimde yer alan hususlardan birisi de “kılık değiştirme”, “don değiştirme” ve “âlem değişme” konusu oldu Bence bazı çalışmalara yansıması gibi halk inanmalarında kılık, don ve âlem değişimi aynı şeyler değillerdi. Âlem değişme ile don/cephe değişme farklı şeylerdi. Kılık değişme bunların adeta zahire yansımış şekli idi. Cephe değişimi içerikli O. Sertkaya hocanın bir bildirisini hatırlıyorum. Bu bildiriden hareketle ben bir çalışmamda Kurtcepe konusunu irdelemeğe çalışmıştım

 

            Taş kesilme bir âlem değişme olayı idi. İnsanlar ve hayvanlar taş kesilerek insanaddan ve hayvanattan, cemadat âlemine geçmiş oluyorlardı. Çobanın sürüsü ile gelinin bebeği ile taş kesilmesi bu şekilde izah edilebilirdi. Bu anlamda bir dördüncü âlem daha vardı ki bu da nebatattı. Nebatatın taşa dönüşmesini ben, meslektaşımız M.Yardımcı’nın II. Uluslararası Türk Dünyası Kongresi’nde bildirisinde “Taş Mercimek Tarlası örneğinde ilk defa gördüm[2]. Daha sonra başka örneklerine de rastlayabildim. S. Sakaoğlu hocanın “Taş Harman” efsanesini bu şuurla okumamış olmalıyım ki gözümden kaçmış.[3]

 

Böylece insanad âlemi, hayvanat âlemi ve nebatat âlemlerinden cemadat âlemine geçilebildiğini halk inançları verilerinden hareketle örnekleyebiliyoruz. İnsanın taş kesilmesi bazı hallerde onun kutbulması şeklinde oluyor. “Allahın beni ya taş et ya kuş et” diyen mağdurun duası kabul görüyor ve tehlikeden kurtulmuş oluyor. Bu tarz kurtuluş ve taş olma duası kabul görmenin sonucu gerçekleşmektedir. Bu kişi ve kendisi ile birlikte taşa dönüşen sürüsündeki koyunlar veya gelin ise atı kutsal bir mekân oluşturuyorlar ve bu mekân Allah’ın yardımını alabilmiş kutlu varlıkların taşa dönüşmüş şekilleri olarak kabul görüyorlar. Bir diğer taş kesilme olayın da ise Allah’ın emirlerine rağmen karşı tutum takınan ve ceza alarak taş kesilme durumu söz konusudur. Mesela, dardan kurtulmak için Allah’a kurban vaat edip vaadini tutmayan çobanın sürüsü ile birlikte taş kesilmesi veya ekmekle bebeğini temizlemeğe kalkan annenin bebeği ile birlikte taş kesilmesi örneği. Bu tür olaylardandı ki, bu türden mekânlar kutsanmış değil, lanetlenmiş mekânlardır. Bunlar kutsal mekân olarak ziyaret edilmiyor, mutlak olanın gücünün belgeleri olarak ibret için yâd edilmektedirler.

 

Taşa dönüştükten sonra tekrar insana, hayvana veya bitkiye dönüşen, yani cemadat âleminden tekrar insanad, hayvanat ve nebatat âlemine dönüşüldüğünü halk inançlarından hareketle örnekleyemiyoruz. İnsanlar, hayvanlar, cansız bilinenler ve bitkilerle insanların diyalogunu örnekleyen efsane türü tespitler var ama tekrar eski âlemine dönüşü gösteren bir bulgumuz yok.

 

Don değiştirmede ise durum çok farklıdır. Pir güvercin donuna girerek insanlar âleminden hayvanlar âlemine geçebilmekte ve sonra insan olarak bedenleşebilmektedir. Bu türden değişim ayrıntısı bir yana mistik, manevi bir mertebe meselesidir. Ulu kişinin ağaç olarak bedenlendiğinin efsanelerde örnekleri de vardır. Ermiş kişi diğer üç âlemden yaratılmışlarla görüşüp konuşabilmektedir. Keza kişioğlu cemadattan bir varlık olan taştan istifade ile yağmur talep edip kuraklığın önüne geçebileceğine inanabiliyor. Aynı ritüelde insanlar yağmur için yakarırken kuzuların da meleşmeleri sağlanabiliyor. Tıpkı Taş Mercimek Tarlası’ndaki taşlarda insanoğlunun hikmet olduğuna inanması gibi.

 

Diğer türden bir bedenlenebilme türü de vardır ki bunları eski inanç sisteminin terminolojisi ile Kara İyelerde görüyoruz. Bu neviden bedenlenme, bedenden bedene girebilme bu yaratıklara doğuştan verilmiştir. Bu hal onların yaradılışlarının bir özelliğidir. İslami terminoloji ile bunlara belki cinler periler âleminin varlıkları denilebilir. Halk inanmalarında bunları da çok sayıda örneğini bulmak zor değil[4].

 

Mitolojik bilgilerimizdeki yer, yerüstü ve yeraltı âlemleri ve bunların 7, 9 ve 11 gibi katmanları, kutsalla bağlantıları nedir? Bu noktada bu üç âlem tasavvufla ne derece ilişkilendirilebilir? Soruları gündeme gelmektedir. “Üzerinde yaşadığız dünyanın Türk Mitolojisindeki adı ise “Yer-Su”dur. Bu bağlamda Yer-Su’ları dünya üzerindeki canlı-cansız her türlü varlık olarak kabul etmek gerekir. En güzel örneği “Cer Suvdın Atı, Tarihtin Cası” adlı çalışmada verildiği üzere her çeşit kaya, deniz, göl, akarsu, dağ, ağaç, kale, bitki şehir (büyük ve küçük) her çeşit hayvan Yer-Su’lardan sayılır.”[5] Denilirken Yer-Su belirtilen 4 âlemi de kapsamına almaktadır. Halk inanmaları-mit-ritüel ilişkisini bu bağlamda ele alamaz mıyız?

 

Yer-Su kapsamındaki bitkiler kökleri ile yeraltındadır. Akarsular yerin altından çıkabilmektedirler[6]. Uçucu varlıklar mesela kuşlar yer âlemi, yerüstü âlemi ve yeraltı âlemlerinden hangi âleme mensupturlar.

 

Bizce, üzerinde durulacak esas husus âlemler arası ilişkidir. Türk mitolojisindeki her üç âlemde, âlemler arası ilişki hangi hallerde ve nasıl oluyordu? Gök Tengri’nin bu noktadaki fonksiyonu ne idi? Kurban veya saçı kara iyeler ve ak iyeler nezdinde, kara iyeler a her üç âlemin kara iyeler âlemi ve ak iyeler âlemi itibariyle ne anlama geliyordu? Gök Tengri’nin Don Değişme ve Âlem Değişme’ de etkinliği ne idi ve ne şekilde tecelli edebiliyordu? Gibi sorulara cevap aramak durumundayız. Bu yapılabilmeli, zira tespiti yapılan bulguların üzerinde kalın bir İslamî tabaka veya halk tasavvufu bulgularında açıklanmaya muhtaç mitolojik derinlik var. Bütün bunlardan iki ayrı dini özleştirmeği amaçlamıyoruz. Bir dinin sistemi veya terminoloji ile bir diğer dini inşa etmeğe de çalışmıyoruz. Amacımız, Ten griciliği Tek Tanrılı dinler arasında göstermek de değil. Halk inanmalarından hareketle kılık, don/cephe ve âlem değiştirmeden yola çıkıp ritüel-mit ilişkisi üzerinde durmak istedik

 

 

 

[1] Nerin Yayın, “Taş Mercimek Tarlası Örneğinden hareketle Yer-Su’larda Bitkilerin Taşa Dönüşmesi”, Tarihi ve Kültürü İle II. Zile Sempozyumu (6-9 Ekm 2011 Bildiriler) Yayına Hazırlayan m. Yardımcı, İzmir 2012, s. 467-470

[2] Mehmet Yardımcı, Azerbaycan Efsanelerinin Anadolu ve Diğer Türk Yurtları Efsaneleriyle Mukayesesi”, II. Uluslararası Türk Dünyası Kongresi’, 19–25 Nisan 2010 İzmir

[3] Saim Sakaoğlu, Anadolu Türk Efsanelerinde Taş Kesilme Motifi ve Türk Efsanelerinin Tip Kataloğu, Ankara 1980

[4] Yaşar Kalafat, “Doğu Anadolu’da Kara İyeler ve Onlara Dair Halk İnanmaları” Türk halk İnançlarında Renkler, Berikan yayınları, Ankara, 2012, s. 189- 256

[5]Abdulkadir İnan, Tarihte ve Bugün Şamanizm, Materyaller ve Araştırmalar, Ankara, 2006, s. 48

[6] Yaşar Kalafat, “Türk destanlarında su Bir tabumu İdi?  Türk Halk İnançlarında Tabu, Ankara, 2012,S. 111–128