GÜNÜN BAZI MESELELERİ VE YENİGÜN / NEVRUZ BAYRAMI

 

(TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi-21 Mart 2007-Konferans Metni)

Konuşmamla, paylaşmaya çalışacağım hususlara geçmeden evvel, birkaç cümle ile çalışma alanımdan bahsetmek istiyorum. Böylece, bu konuyu seçiş sebebim ve sorulacak soruların türü de belli olmuş olur.

Ben, Ziraat Mühendisi olarak hayata atılmış, psikolojik harekâtçı olarak emekli olmuş bir kimseyim. Akademik uğraşı alanım daha ziyade, Halkbilim’inin halk inançları dalındadır. ASAM’da 5 yıl Kafkasya ve 1 yıl da kültür stratejisi konularında çalıştım. 2 yıldan beri, Türk kültür coğrafyasında, halk kültürü-milli kimlik bağlantıları üzerinde daha yoğun duruyorum. Sizinle paylaşmaya çalışacağım hususlar,  daha ziyade, bir kısım çalışmalarımdan yapılmış alıntıların, bazı güncel meselelerle izahı şeklinde olacaktır.

Yenigün/Nevruz’u tanımlayanlar; Onu, Hz. Âdem, Hz. Nuh, Hz. Yunus, Hz. Musa, Hz. Muhammed gibi ilahi tebligatçıların hayatlarındaki bazı önemli olaylarla bağlantılamış veya Hz. Ali ve benzeri gibi İslam büyüklerinin yaşamları ile ilişkilendirmişlerdir. Bazı izahlarda ise,  bugün, gündönümü ile izah edilmiştir. Bu noktada; daha ziyade kıştan, kışın zor şartlarından kurtulma, kıtlıktan ve olumsuz mevsimden hılas olma teması ağır basar. Türk kültür coğrafyasında, daha ziyade bu yaklaşım hâkimdir. Nevruzun feraha çıkış şeklindeki izahı, bazı Türk milliyetçisi kesimlerde Ergenekon’dan çıkış destanı ile örtüştürülmüştür. Demir Dağın eritilmesi      ile     sığılamayan         Ergenekon’dan çıkılıp, refaha kavuşulmuştur. Bu destanın bir varyantı, etnik milliyetçi ideolojide de, keza kurtuluş anlatısı olarak yer almıştır. Kava olarak bilinen bu destanda da kahraman demircidir ve Dahhak isimli yöneticinin zulmüne karşı başkaldırı vardır. Bu tür verilerin ayrıntısı üzerinde durmayacağız. Bizi ilgilendiren ortak kısımları, yani uygun olmayan şartlardan uygun şartlara geçişin 21 Mart’a rastlaması ve bu münasebetle bu günün bayram olarak algılanmasıdır. Bizim, üzerinde oldukça geniş durmaya çalışacağımız husus, Yenigün/Nevruz’un halk arasında algılanış şeklinden yola çıkıp, sade vatandaşın tefekkürü ile mektepli kesimin yozlaştırması arasındaki farkı vurgulamak, irdelemek, tartışmaya açmaktır.

Türk kültürlü halklar, bugün karakıştan veya Ergenekon’dan veya Dahhaktan kurtulmuş durumda mıdırlar? Bu konuda çelişki, bölge halklar arasında veya idareci ile halk kitleleri arasında mıdır? Yaşanılan toprakların nimetleri bölge halklarına yetmemekte midir?  Yoksa temel çelişki sömürü eksenli, bölge halkları ile emperyalizm arasında mıdır? Halk bilimci gözü ile bu şartlardan kurtulmanın izahı nasıl yapılabilir. Bu bayramın  “halkların arasındaki kavga günü” olmaktan çıkarılması için, halk bilimci neler diyebilir. Halkbilim verileri, bu günün kavga günü olmadığını söylüyorlar.

Tarih boyunca, bilhassa Türk kültürlü halklar, Yenigün/Nevruz kutlamalarında halk ve resmi zevat konumlarına göre bu bayrama katılmışlardır. Şenliklerde marifet ehli hünerlerini sergilemişlerdir. Mesela, Nevruzda nameler yazılmış veya parçalar bestelenmiştir. Karşılıklı hediyeler verilmiştir. Çeşitli eğlenceler düzenlenmiştir.

Günümüzde ise, bir takım halk kesimi bu günü bayram coşkusu ile kutlarken, bir kısım halk ise, daha ziyade yönlendirmeler ile bu bayramın kime ait olduğunun tartışmasını yaşamaktadırlar. Bu günü sahiplenen halkın yanı sıra, Bu inanç ve uygulamanın Muhammedi İslam dışı olduğuna inananların da varlığına şahit olabiliyoruz. Bir kesim, bu günü toplumsal kavgaları için vesile ederlerken, ülkenin resmi görevlileri de, güvenlik yöntemleri ile kavgayı önlemeye çalışıyorlar.

Konunun bizi ilgilendiren yönü ise, bu günün anlamının bir kültür kodu olmasındadır. Bu arada, bu gün münasebeti ile kültür şölenleri de yapılmaktadır. Bu şölenlerdeki bildirilerde; geçmiş tarihte bu günün nasıl kutlandığı anlatılmakta ve bildiri konularını, halen farklı bölgelerde, bu gün münasebeti ile halk tarafından yapılan eğlence türü etkinlikler teşkil etmektedir.

Biz, halkın şenlik coşkusuna katılıyoruz. Günün önemini anlatan geçmişten ve farklı kültür coğrafyalarından taşınan kültür verilerini de saygıyla karşılıyoruz. Ancak biz farklı bir şeyin üzerinde durmaya çalışıyoruz. Nevruz/Yenigün bayramının bir kültür kodu olduğunu söylerken, bu gün münasebeti ile geliştirilmiş, yenigün edebiyatı, musikisi, minyatürü, halk oyunları, el sanatları ve sportif faaliyetleri ve diğerlerinin yanı sıra, bir felsefe veya halk tasavvufu diyebileceğimiz bir algılayış biçimi, bir irfan gelişmiştir. Bu anlayışta; yaradan-yaratılan, büyük-küçük, ev halkı-çevre insanı, küstürülen-küsülen, yönetilen-yöneten, insan- tabiat ilişkileri vardır. Bize göre aydın, halkın nevruz inanç ve anlayışından hareketle, kendisine görev alanı belirleme ve bazı sorunların çözümüne koşulmalıdır. Bunun için aydın, halkını zihniyeti ile tanıyabilmeli ve yabancılaşmadığı halkından, hareket noktası ve hareket rotası alabilmelidir. Yenigün/Nevruz, bu itibarla bir kaynaktır. Nevruzun ruhuna inanan aydın, her yıl bu bayram münasebeti ile halkının inanç ve uygulamalarından aldığı yönlendirmelerle halkını aydınlatabilmelidir.

Halk kültüründe Yenigün/Nevruz’un duyurucusu, Nevruzu duyuran unsur, uyanmadır, yeniden doğmadır. Yenilenmedir. Bitkiler göverirler, yeşerirler, çimlenirler. Bütün canlılar yavrularlar. Aydının buradan alacağı mesajda, Yenigün’le, yeni yılla birlikte bir yenilenme vardır. Aydın, aydınca yenilenmenin tezahürünü sergileyebilmelidir. Körü körüne ve inatçı ısrardan vazgeçmesini bilmelidir.

Nevruz/Yenigün aklanıp, paklanmadır. Nevruza girilmeden evler, ambarlar, ahırlar tertemiz yapılır. Evlerin içerisi ve dışarısı badana ve boya yapılır. Üst-baş yıkanır temizlenir. Bedensel temizlikler yapılır. Aydının buradan alacağı mesaj, düşüncesinin özeleştirisini yapabilmiş olmasıdır. Maddi olan her şeyin paklandığı bir miatta, fikir ve düşüncenin paklanmaması bağnazlık olur ve halkını tanımama veya halkına Jakoben zihniyetle yaklaşma anlamına gelir.

Yenigün/Nevruz’da, ilkin ev halkı sevgiyi ve coşkuyu paylaşırlar, varsa küsler, onlar da muhakkak barışırlar. Sonra bu çevre genişler, hısım-akraba arasında bu uygulama zemin bulur. Giderek uygulama, köye ve bütün ele, yurda şamil olur. Çok daha evvel bunun fikri altyapısı hazırlanır. Büyükler barışma konusunda gençlere ön ayak olurlar. Yaslı ailelerin ziyaret edilmeleri, çok kere, gerginliğin giderilmesini sağlar, barışa vesile olurlar. Küskünlüğe sebep olan olayın veya sebeplerin iyi tarafı görülüp gösterilmeye çalışılır. “Her şeyde bir hayır vardır” denilir. Kin ve nefretin üstü örtülür. Mezarlıklara gidilir, geçmiş büyüklerin ruhu önünde, geçen zaman içerisindeki gelişmelerin adeta hesabı verilir. Bu bir kendine dönme olayıdır. Bu da özeleştirinin başka bir türüdür. Aydının halk arasındaki bu değerden çıkaracağı sonuç, varsa affedeceği kimse veya kesim, bunu gündemine taşıyabilmesidir. Veya diğer cepheden bakılınca kimden özür dileyecek ise, Yenigün/Nevruz bu girişimine vesile olabilmelidir. Bayram o zaman bayram olur. Aydın, halkına yabancılaşmadan onun kültür değerlerini hayata geçilebilmiş olur.

Bütün bu hususların izahı, ferdi ilişkilerde olduğu gibi, toplumsal ilişkilerde de fikir veya düşünce sahibinin kendisini, muhatabı olan şahıs ve toplumun yerine koyabilmesini bilmesindedir. Diğer bir husus ise, kişi veya toplumların muhakkak ve sadece kendilerinin haklı oldukları yanılgısından kendilerini koruyabilmeleridir

Özetle söylenebilir ki, toplumun bir kesimi diğer kesimi ile ana dili farklılığından başka bir ayrıcalığı olmazken; anlaşamıyor ise veya İslam’ı algılayış biçimleri, ihtilaf unsuru oluyor ise, barışamıyorlar ise, kendilerini yenileyemiyorlar ise, Yenigün Nevruz bayramı o kesimlerden her ikisinin aydınına da haramdır. Bu kesimlerin aydınları kendileri farkında olmasalar da, emperyalist kültür oyunlarını bozamazlar, zira özne değil nesnedirler.

Nevruz/Yenigün’ün halk tarafından algılanışında bir ilahi boyut, bir evrensellik bir çözümleyicilik, uzlaştırıcılık, bir barış, bir uyum vardır. Bunu kavrayamamak ve bu noktayı yakalamamış olmak aydın adına bir ayıptır. Bu ayıbın derinliklerinde bize göre, emperyalist telkinler ve yönlendirmeler vardır. Fazla abartılı olmazsa, belki şu bile söylenebilir. Emperyalizm kültür alanında etkinlik gösterirken veya kültür emperyalizmi iş başında iken, misyonerleri vasıtası ile sömürü alanı olarak seçtiği coğrafyada, vizyonsuz aydın tipi çıkarılmasını amaçlamıştır. Yenigün/Nevruz’u bilinçli olarak unutturmuş, başlangıçta tarihin doğal seyrinin de katkısı ile amacından saptırmış, giderek yozlaştırmakla kalmamış, onu bir şekilde mangutlaştırarak amacına vasıta da kılabilmiştir.   Bu görünümü ile bu bayram, kültürü sömürülen halkların, bu arada Türk kültürlü halkların ve kültür emperyalizmine uğratılmış coğrafyaların, bizi ilgilendiren boyutu ile Türk kültür coğrafyasının meselesidir.

Bu iki ifadeye kısa açıklamalar getirmek gerekir ise, Türk kültür coğrafyası tanımı ile Türk kültürlü halkların geçmişten günümüze yaşaya geldikleri coğrafyayı kastediyoruz. Türk kültürlü halklar; ana dili ve doğma dini farlılığı aranmaksızın, aynı kültürel mayalanma içerisinde, kültürel sentezi oluşturmuş halklardır. Tanımlardaki “Türk” ifadesi, mutlaka herhangi bir kavme veya ırka işaret etmemektedir. İşaret edilen husus, başka bir formatta, insanın kendisini hissettiği mensubiyet anlamında, “Ne Mutlu Türküm Diyene “ ifadesi ile anlamlandırılmıştır. Bizim gayretlerimizle yapmak istediğimiz, kişinin kendisini Türk hissedebilmesi noktasında, Türk halk kültüründen yola çıkarak, bu mensubiyetin izahının yapılabilmesidir. Akrabalığımızın nereden ve nasıl geldiğini anlatırken, genelde halk kültüründen ve özelde ise, halk inançları kültüründen hareket edebilmektir. Türk olarak hissedebilmenin halk kültüründeki izahıdır. Bu ihtiyaç, büyük ölçüde, süper gücün ulus devlet karşıtı, etnisiteden yana tahrikkar tavır almasının sonucu olarak, gelişen ve gelişme temayülü gösteren olaylardan doğmuştur. Türk kültür coğrafyası tanımının bir boyutu Türkiye Cumhuriyetini kuran halk ise, diğer boyutu da, Türkiye Cumhuriyetinin kurucu halkı arasında olmayan, Türk kültürlü halktır. Tartışılması istenir ise, bu konuya ayrıca dönülebilir.

Üzerinde durmaya çalıştığımız ortak halk kültürlü coğrafyada “Allah sıralı ölüm versin”, “Allah gençleri saklasın” tefekkürü vardır. Bu kültürde azla da mutlu olmasını bilme sanatı vardır. Bu kültürü taşıyan halkların ana dillerinin farklı oluşları, bu konuda paylaşılan inanç kültürü itibariyle neticeyi değiştirmez.

Nitekim ozanın da belirttiği gibi,

“Dün gece yar hanesinde

Yastığım bir taş idi

Üstüm yağmur altım çamur

Gene gönlüm hoş idi”

Bu kültür, kendisine dayatılmak istenilen ve içerisinde organ nakli mafyasının bulunduğu kültüre yabancıdır.

Türk kültürlü halkların coğrafyasında, görülebilen ve düşünülebilen her şey Mutlak Olan’ın emanetidir. Asker Ocağına veya rızkı için sılaya giden bu kültüre mensup kimse, ailesini, namusunu evde kalan erkeğe ve çok kere de eşine emanet ederken, emanet edileni de Allah’a emanet eder.

Nitekim türkülerdeki

“Asker yolu beklerim

Günü güne eklerim

Sen git yârim askere

Ben burayı beklerim” ifadesi bu zihniyetin yansımasıdır.

Bu coğrafyanın insanına telkin edilmek istenilen BOP’nin kültür anlayışında ise, “Bekaret Kemeri” ve onun kilidinin emanet edilen anahtarı vardır. Tıpkı örümcekler de olduğu gibi.

Telkini yapılmak istenen kültürün temelinde yeryüzünden kaldırılan Aztekler, Mayalar, Hiroşima ve Nagazaki katliamı, Vietnam, Afganistan, Bosna, Irak’taki katliamlar vardır. Bu kültür haşa Allah adına Allahlık yapmaya kendisini yetkili gören bir zihniyettir. Türk kültür coğrafyasında ise, yaratılan yaratanın aşkı için ve aşkı ile sevilir korunur. Komşu aç ise, ana diline veya doğma dininin farklılığına bakılmaksızın tok yatılmaz

Güncelleştirme adına bir iki misal vermek gerekir ise;          Kurtlar Vadisi ve benzeri filmler, içerdikleri şiddet ve diğer hususlardan hareketle eleştirilebilir. Ancak, bizim kültür coğrafyamızın insanlarının beyni, çeşitli propaganda vasıtaları ile bizim olmayan değerlerin enjeksiyonu için şiddet yöntemi marifetmişçesine yıkanmaktadır. Aynı televizyon kanalının haber saatinde her gün öldürülen 50–100 masum insanı dinliyor ve birkaç dakika sonra bu kültürün kahramanı Rambo’lar olağan üstü becerilerini şiddetle süsleyip güya dünyayı kurtarıyorlar.

Esasen Orta Doğuda veya Balkanlar’da veya Uluğ Türkistan’da yok edilen insanlar değil, onların temsil ettikleri zihniyetleri, yani kültürleridir. Bosna’da maddi kültür değerleri türbeler, camiler, köprüler, çeşmeler ve benzerleri yok edilirlerken bir kültürün maddeye yansıyışının kökleri kazılıyordu. Yokedilen mimari, bir dünya görüşünün taşa, harca yansıyışı idi. Sırp Boşnak’ı öldürmekle, sadece evini veya tarlasını almak istediği insanları yeryüzünden kaldırmış olmuyordu. Öldürülen her Boşnak’la, Türk kültür coğrafyasından Türk kültürlü bir temsilci, bir taşıyıcı, bir yaşatıcı yok edilmek isteniyordu. Irzına tasallut edilen Boşnak hanıma yapılan bu hareket sadece öç alma, aşağılama ve sapıklıkla izah edilemez, yapılmak istenilen bu yöntemle, karşı olunan bir kültürün kökü kazınmaya çalışılırken, üstün olduğuna inanılan kültürün tohumlanmasıdır. Bu coğrafyada Boşnak ana dili farklılığına rağmen kimliği sorulduğunda bilmediği Türkçe ile “Elhamdülillah Türküm” diyordu. Diğer tarafta öldürülen her Boşnak, Sırp kayıtlarına “Öldürülmüş Türk” olarak geçiyordu.

Türk kültürlü Balkan halklarında veya Türk kültür coğrafyasının Balkan kesiminde kabul görmüş özlü bir söz vardır.

Bu söze göre;

“Sigara kahvesiz

Türk imansız olmaz”

Bu ifadede adeta kişi iman taşıyabildiği sürece veya imanlı ise Türk’tür. Kişiyi Türk yapan onun imanıdır. Bu izah şeklini Türkman’ın etimolojisinde yapabiliyoruz. Bir izaha göre Türkman, Türk ve iman kelimeleri oluşurken Türklük imamlılık evsafı ile tekâmülünü tamamlamıştır. Diğer bir izaha göre ise Türkman, Türkün temsil ettiği imanla donatılmış olmaktır. Bu ikinci izahta Türklüğün bizzat kendisi imandır.

Şüphesiz imanlılık sadece Muhammedi anlamda değildir. Muhammedi imana göre, Hz. Muhammed’den evvel de, ilahi duyurucular ve onlara iman edenler vardı. Onlar da “lailaheillallah” diyorlardı. Ancak “Muhammeden Resulullah” değil mesela “Musai resulullah” diyorlardı. Nitekim Budapeşte’deki Saint Motyaş Kilisesi’nin 2. kat sol taraf/doğu bölümünde Kral 4. Yoviç’in elindeki haçı ile birlikte bir resmi vardır. Resmin altındaki Latince ve Macarca yazılarda “Geoviç 4. Pistos Kralis Turkias” ifadesi bulunmaktadır. Bu yazının Türkçe karşılığı “4.Yoviç Mumin Türkiye Kralı” dır.

Bu tespitle; Macaristan’ın da Türk kültür coğrafyasının bir parçası olduğunu, Macar halkının da Türk kültürlü halklardan olduğunu, bu kültüre Macarca ile de katkıda bulunulduğunu, Türklerin Hıristiyan olarak da müminlik süreci yaşayıp krallık sahibi de olabildiklerini anlıyoruz.

Evvelce başka bir vesile ile de belirtmiş olabilirim. Irak’ta aylarca süren hava saldırıları ile öldürülen binlerce insanla birlikte, aynı zamanda tarih de yerle bir edilmiştir. Yağma edilen müze ve kütüphaneler ile sadece bir milletin değil, bir bölgenin de geçmişi sıfırlanmıştır. Yapılmak istenilen sadece bir çapul veya maddi imkân yağması değildir. Bir kültürün -ki bu bölge kültürüdür- toprağa gömülmesi amaçlanmıştır. Bu olay, başka bir zirai ürünün ekimi için hazırlanan tarlanın, evvelce ekimi yapılmış tohumlardan tamamen temizlenmesi olayıdır. Uygulamada görüldüğü gibi, daha sonra düşünen beyinler yok edilecek, sade halk kültüründe olmadığı halde, bölge halkı kardeş kavgasına sevk edilerek, Irak, BOP için dikensiz bahçe durumuna sokulacaktır.

Irak’ta yıkılan caminin mimarı kimdi? Kimin adına yapılmıştı? Ustaları, mesela iç tezyinatını yapan kimdi?  Mimari stili kime aitti? Bu soruları cevaplarken sadece, Türk, Arap, Kürt, Süryani, Zaza, Keldani veya Asurî diyebilir miyiz? Maddi ve manevi boyutları ile yıkılan bölge insanının geçmişi idi.

Farklı bir ekin için hazırlayacağınız tarlanın, sadece kendisinin temizlenilmesi yetmez. Yeni ekini, komşu tarlalardan koruyabilmek için, bütün bölgenin ekinin temizlemek zorundasınız. Bu itibarla bölge halkı, Süper gücün temizlik hareketinin bir ulus devlete veya sadece sınırlı bir bölgenin halkına karşı olmadığını, olamayacağını anlamak durumundadır. Nitekim gelişmeler de bu minval üzerinde olmaktadır.

Tekrar başa dönerek, “hem nalına ve hem de mıhına” diyerek günün meselelerini merkeze alarak bir toparlama yapılması gerekir ise, denilebilir ki;

Türkiye’de, Irak’ta, Suriye’de ve İran’da ve hatta bölgenin diğer ülkelerinde, etnik kökeni ne olursa olsun,  sanırız bölge aydını şunun farkında değildir ki, bölge halklarının ortak servetleri kültürleridir. Bölge kültürü, bu halkların ortak malıdır. Birilerinden bir kaç bidon benzin, 3–5 dolar para, 1–2 kasaba toprak edinmek için sırtını dayadığı emperyalizmin geçici vaatleri, onun yüzyıllarca, tarihi boyunca edinimlerini geri getiremeyecektir. Zira bunlara karşılık vazgeçilen bölgesel kimliktir. Halkları bir birlerine düşman kılan güç, yaptırımlarını, dayanışması yıkılmış halklara daha rahat uygulayabilecektir.

Bölge aydını, birbirleri ile kullanmak veya kullanılmak zemininde iltisak kurmak zorunda mıdırlar? Ortak değerler ve ortak çıkarlardan yana olmak, muhakkak dış güçler bağlantılı olmak zorunda mıdırlar?

Bölge ulus devletleri, ulus devlet politikalarına aykırı yönleri de olabilen ve fakat antiemperyalist   özlü, bölge halklarının birliğine dayalı açılımları, aydınları arasında tartışabilmelidirler. Bu yapılamıyor ise, ulus devletin emperyalist güçler ile olan ittifakı,  etnik milliyetçilere, bölge dışı güçlerle dayanışma kapısını açar ki, böylesi bir gelişmeye halkın kültürüne aykırıdır ve neresinden bakarsanız bakın, bu gelişme, bölge halklarının yararına olmayacaktır.

Bölge ulus devletlerinden birisinin veya birkaçının, emperyalist yaptırımlara ram olmak durumunda bırakılmış olmalarında, mesuliyet resmi veya sivil aydında mıdır? Dönem dönem ve kurum kurum yapılamamış özeleştirinin sorumluluğu, bir dönemde gerçeklere işaret edebilme cesaretini gösterebilenlerde mi aranılmalıdır? Bu noktada, bırakın halkların antiemperyalist ittifakını, halklar, kendi içlerinde bir yapılanma geliştirme imkânı bulamayacaklardır. Bu ki, Nevruz/Yenigün’ün ruhuna aykırıdır ve aydının halkını tanımadığı veya halkından yana olmadığı anlamına gelir.

Emperyalist uygulamalardan rahatsızlık duyan ulus devlet aydınları, ulusal birliklerini ülke sınırlarının dışından, çevrelerinden alınmış tedbirle sağlamayı düşünüyorlarsa, ulusal sınırları içerisindeki vatandaşları paylaştıkları demokratik zihniyetle ulusal sınırlar dışındaki aynı kültürlü bölge insanı ile de paylaşabilme basiretini sergileyebilmelidirler. Ancak bu takdirde bölge aydını pozisyonu resmi olsun veya olmasın tutumu ile gerçekçi davranmış olabilir.