HALKBİLİM SÖYLEŞİ SORU LİSTESİ

 

1.Halkbilim Nedir, nasıl tanımlıyorsunuz?

 

Halkbilim, faaliyet alanı olarak, halkın ürettiği maddi olan ve olmayan her üretilmişi seçen                    bir ilim dalıdır.

  1. Halkbilim bir bilim midir?

Halkbilim bir bilimdir. Zira belirlenmiş bir faaliyet alanı, araştırılma metodu, araştırılma amacı ve araştırma sonuçlarını test etme imkânları vardır. Bir araştırma dalının ve araştırma şeklinin bilim olabilmesi için, gereken tekâmül safhalarından geçmiş ve kaçınılmaz ikmalleri yapmayı sürdürmektedir.

  1. Türkiye’deki Halkbilim çalışmalarının tarihsel bağlamı nedir?

 

Türkiye’de ulus devlet süreci başlamadan evvel, diğer alanlarda, bu arada öteki bilim dallarında olduğu gibi, genelde, imparatorluk yapılanmasının, özelde ise, Osmanlı İmparatorluğu’nun karakteri bu bilim dalına da yansıyordu ki, bu bilim dalı şüphesiz Osmanlı ile yaşıt değildi. İslami kesimde bu dinin halka yansımasını halk inançları olarak görüyoruz. Doğal olarak bu inancı taşıyanlar birliklerinde bazı inançları taşımış ve bazı inançları da geldikleri bu yeni topraklarda yaşar halde bulmuşlardı. Çevre ülkeleri halkları ile olan temaslar bu yapılanmayı zenginleştirirlerken, birlikte yaşanılan halkların farklı dinleri ve bunların karşılıklı etkileşimlerinin halka yansımaları da vardı. Halk inançları için yapılmaya çalışılan bu izah, halk kültürünün diğer dalları için de büyük ölçüde geçerlidir. Bu dönemde yapılan çalışmaları, özelde yapılmış çalışmalardan ziyade, sosyal bilimlerin diğer dallarında yapılmış çalışmaların ve edebiyat alanına giren ürünlerin içerisinde yer alan halk kültürü içerikli malzemeler olarak görebiliyoruz.

 

Cumhuriyet döneminde yapılan çalışmalar, ulus devlet amaçlı ve bu amaca yönelik diğer çalışmalara paralel bir yapılanma sergilemiştir. Fakültelere konunun ders olarak alınması, etnografya müzeleri, iller, bazen de ilçelerde dergilerin çıkarılması, Köy Enstitüleri eğitim programına az çok yansıması bu dönede rastlar. Bu dönem, halk bilimi çalışmalarından ziyade, konunun önemini anlama ve anlatabilme ile bu alanda malzeme toplama dönemidir.

 

Ulus devlet sürecinde, halk kültürünü araştırma ve sonuçlarını yansıtma. Uğraşlarına zamanla siyaset ve ideoloji de yansımıştır. Eğitim ve öğretimde batıya yönelirken, derlenilmiş malzemenin yorumu, büyük ölçüde Yunan medeniyeti ile izah edilmek istenilmiştir. 1990 dan sonra Yunan medeniyeti bağlantısı arayışı, yerini Türkistan’a bırakacaktır. Kırsal kesimden edinilen bulgular, sosyalist edebiyat akımlarına malzeme kaynaklığı yapar olmuşlardır. Anadili farklılığından doğan yerel kültür kesimleri de, belirli dergi ve derneklerinde kendilerine mahsus olduğuna inandıkları halk kültürü ürünlerini bulup çıkarmaya uğraşmışlardır. Bu tür kuruluşlar sadece halk kültürünü bulup yaşatabilmekle uğraşmıyor, aynı zamanda, siyasi- ideolojik iddia da taşıyorlardı. Bütün bunlar halkbilimi değildiler, ancak Türk halk biliminin bilinmesi gereken önemli ayrıntıları idiler. Bu tür arayışlar giderek, Türkiye’nin çok ulusluluğu iddialarına yol açabilecektir. Bu şekillenme, milli irade ile bir şekilde devlet yönetimine siyasi partilerin parti uygulamaları şeklinde yansıyacak ve kültür bakanlığının yapısı sürekli şekillenecektir. Bu şekillenme sadece iç dinamiklerin tesiri ile değil, dıştan gelen, giderek fırtınaya dönüşen rüzgârlardan da etkilenecektir.

Sovyetler Birliği’nin dağılması ile yaşanılan sonuçlar, Türkiye’ye halk kültürü itibariyle iki şekilde yansımıştı. Bunlardan birisi, yeni doğan bir kısın cumhuriyetlerin ana dillerinden hareketle, Türklüğün ve bu cumhuriyetlerin halkları ile olan akrabalığın halk kültürü boyutu idi. Türk dilli halkların halk kültürlerinin bir arada düşünülmeleri ve görüşülmeleri; bir anda bu alanda izlenilmiş metotları, üretici uzmanları ve onların eserlerini gündeme getirecekti. (Sovyetlerin ilk dönemlerinde halk kültürü çalışmalarına, halka rejimin propagandasını ulaştırmada yararlanmak üzere çok önem verildiğini ve fakat halk kültürü ortaklığından hareketle Türk kültürlü halkların tanış olup, tehdit oluşturmaları karşısında rota değiştirip, kültür politikalarında çark edildiği bilinmektedir.)Türkiye’de bu dönem, büyük çoğunluğu diğer Türk kültürlü kesimlerle birlikte yapılan yoğun bir sempozyum dönemini getirdi. Bu alandaki eserler aktarıldı veya yeni eserler basıldı. Bu birinci husustu.  Diğer hususu ise, Türkiye Cumhuriyetinde çok sayıda az nüfuslu halklardan toplumlar vardı. Mesela, Kuzey Kafkasya halklarının hepsinin Türkiye’de uzantısı durumunda olan ve anadilleri Türkçe olmayan halklar vardı. Bunlar da, bulundukları ülkelerde yerel de olsa cumhuriyetlere sahiptiler. Kültürleri adına halk kültürünü de araştırıyorlardı.  Bu çalışmaların Türkiye ye yansımamaları beklenemezdi.

 

Süper Gücün Ortadoğu’ya yerleşmesinden, bu coğrafyadaki etno sosyal yapılanmanın büyük aynilikler arz etmesi itibariyle, Türkiye’ye ve bu arada da halk kültürü çalışmalarına yansımaması da beklenilmemeli idi.

 

Türkiye’de yapılan halk bilimi çalışmalarında, bilhassa Cumhuriyet’ten sonra halk inançları çalışmaları karşısında hep, bir anlamda din adamı engellemesini görmüştür. İslam adına din görevlisi; bid’atı şirki ve hurafeyi, haklı olarak mücadelesi yapılması gereken hususlar olarak gündemine alırken; mistik folkloru veya folklorik İslam’ı ve bu arada halk inançları arasında yaşamakta olan halk bilimi malzemelerini yok edilebilmiştir.

 

  1. Halk Bilimi ekolleri konusunda düşünceleriniz nedir?

 

Bu konuda tasnifli akademik bir görüş açıklayamayabilirim, sanmıyorum. Karşılaştırmaya esas olacak bazı fikirlerim şunlar olabilirler;

 

Başkurdistan’da folklor gösterileri izledik, burada resmi kadrolu bir ekip, Başkurdistan’da yaşayan bütün halkların folklorundan, daha sonra da, diğer dünya halklarının folklorundan orijinal giysi ve musikileri ile örnekler verebildiler.

 

Başkurdistan’da gezme imkânı bulduğum Lenin adına düzenlenmiş bir Müze-Sokak’ta ülkedeki bütün halkların kültürleri farklı seksiyonlarda sergilenebiliyorlardı. Aynı yaklaşım tarzı, Karakalpakistan’da da yaşatılıyordu.  Eski Sovyet coğrafyasının yeni ülkelerinde, ünlü şahısları konu olarak alan birçok müze, devlet veya yakınları tarafından kurulmuş ve hizmete açılmıştı. Bu bizde pek rastlanan bir hal değildi.

Hakasya, öksüz çocukların el becerilerini orman ürünleri alanında geliştirdikleri atölye-okullarını gezme fırsatını buldum. Burada çocuklar halk sanatlarını öğrenip üreterek para kazanıyorlardı.

Dağıstan’da, çeşitli halkların halk inançlarını farklılıkları ile birlikte derlemeğe çalışıyordum. Bana bu bilgiler için, lise son sınıf öğrencilerinin ders kitaplarını önerdiler. Yarının yöneticisi gençler birlikte yaşadıkları halkları okul sıralarından öğreniyorlardı.

Özbekistan’da çocuk tiyatrolarında oynanılan oyunların konusu, Özbek halk efsanelerinden seçilmişti. Özbekler Çin, Japonya dahil, dünya çocuk klasiklerini dilerine çevirmişlerdi.

 

Başkurdistan’da Sokak Destancıları’ndan hareketle okulların musiki ders programları oluşturuluyordu.

 

Kırım’da benden, Kırım Türkçesinin çocuklara eğitim olarak verilmesinde, çocuk şarkılarından eğitim malzemesi olarak yararlanmada, metot edinmek üzere, Türkiye’den kitap temin etmemi istemişlerdi. Aynı şekilde, Kırım Türk el sanatlarına dair örnek bulup geliştirmek üzere, evlerden kırlent örtüsü türünden materyal topluyorlardı.

 

Özetle, yüzünü batıya dönmüş Türkiye, bu alanlarda yüzünü doğuya dönmüş olan Türk Dünyasının bir çok yerinden dahi ileri olmadığı gibi, oralarda neler olduğunu da maalesef bilemiyor.

 

Okul kavramını ne nispette karşılar bilmiyorum. Ancak ben, çalışmalarını pratik-amatör kimlikli arayış tarzımdan hareketle ifade edebilirim ki, Türkiye’deki halkbilimi çalışmalarının pek felsefesi yok. Araştırmalar halk için mi, halk bilimi için mi, desinler diye mi yapılıyorlar, belli değil. İller bazında valilikler ve belediye başkanlıkları seviyesinde yapılan sempozyum türü faaliyetler ilçeler seviyesine de indirilmiş ve seksiyonlara halk bilimi konuları da alınmıştır. Birçok sivil halk kuruluşunun yanı sıra, üniversiteler bazen gayri muayyen ve bazen da periyodik sempozyum türü faaliyetlerinde, halk kültürüne bazen öncelik ve bazen da bir şekilde yer vermişlerdir. Ancak aranılan şeyin ne olduğu, neden arandığı ne nispete bulunduğu bilinmezken, ileriye yönelik bir projeksiyon da maalesef yoktur. Bazı çalışmalarda, motif indeksine ve katalog çıkarılmasına yönelmiş ve bazı çalışmalarda karşılaştırmalar yapılması cihetine gidilmiş veya bulguların haritalanması çalışmaları yapılmış ve fakat okullaşma sağlanabilmiş midir, bilemiyoruz. Türkiye için konulan bu teşhis, Türkiye’de, geçmiş yılları da kapsayacak şekilde yapılabilmelidir. Bu görüşümüz, yapılan çalışmalar itibariyle, Türk dünyası için de geçerlidir.

  1. Uygulamalı Halkbilim konusunda ne düşünüyorsunuz?

 

Bu konudaki görüşlerimizi Gazi Üniversitesi’nde yapılan müzecilik konulu bir sempozyumda, alanımız olan halk inançları bakımından ayrıntılı tartışmıştık. Yararına inanıyoruz. Böylece kaybolmaları engellenmiş olacaktır. Kültürde dönüşüm sağlanabilecektir. Turizm gibi getirilerinin yanı sıra, diğer bir takım harcamalara kaynak sağlanabilecektir. Yozlaşmanın önüne geçilebilecektir.

 

  1. Halkbilim konusunda yapılan çalışmaları yeterli buluyor musunuz?

 

Ülkemizde yapılan birçok çalışma gibi, halkbilimi alanında da amaç ile araç yer değiştirmiştir. Eğitimde halk bilimine lisans ve lisansüstü düzeyde yer verilmektedir. Kurumlar kültürel faaliyetlerine ödenek ayırırlarken programlarında, halk bilimine de yer vermektedirler. Bu konuda farklı formatta süreli ve süresiz yayınlar da yapılmaktadır. Ancak yapılan çalışmaların Türkiye çapında bir değerlendirmeleri yapılamamaktadır. Türkiye’nin ve Türk kültür coğrafyasının halk kültürü, halkbilimi çalışmalarının ileriye yönelik planlamaları geçmişi de kapsayabilecek değerlendirilmeleri, dönemler halinde yapılmalıdır.

 

Türk halk bilimi çalışmaları; şeffaf, demokratik ve katılımcı olmaktan çıkarılıp, adeta büyük ölçüde mafyalaşmıştır. Bildirilerin yayına dönüştürüleceği resmi ağızlarla açıklanmasına rağmen, bildiri kitaplarının basımı maalesef gerekli ilgiyi görmemektedir. Basılacağı vadi ile katılımcıdan alınan bildiriler, özetleri de incelenmiş olmasına rağmen, bildirilerin basım safhasında,  baskıya girecek bildirilerin seçiminde indi mülahazalar öne çıkabilmektedir. Bu tür bilgi şölenlerine alanın uzmanları gelmemekte, hemen sempozyumu terk etmekte ve meydan akademik kariyeri için dosyasına katılım belgesi koymak zorunda olan çok genç kadrolara kalmaktadır. Katlım için davetler, adeta ahbap çavuş işi olmakta ve davetler, karşılıklı jestleşmeyi geçememektedir. Resmi kurumlarda ve bilhassa bazı üniversitelerde pozisyonu gereği bir takım imkanları elinde bulunduran ilgililer, adeta kendi babalığı ilan etmektedir.

 

  1. Günümüz koşullarında Türkiye’nin bulunduğu coğrafya açısından halkbilimini ayrı bir önemi var mıdır?

 

Halkbiliminin önemi, sadece günümüz koşulları ve Türkiye’nin konumu itibariyle değil, daima ve tüm ülkeler için vardır. Türkiye ise, 200 yıldır. Oryantalizm-misyonerlik ve emperyalizm kıskacındadır. Bu itibarla, halkbilimi genel Türkiyat’ın asli alanlarından birisi iken, halkbilimci de genel ve özel anlamda Türkolog’dur. Türkologlar ise, sosyal bilimler içerikli alanlardaki ilmi-fikri saldırının önleyicileridirler.

 

  1. Günümüzde halkbiliminin misyonu ne olmalıdır?

 

Halkbilimimiz, İlkin misyonsuzluktan çıkarılabilmelidir. Daha sonra günümüzde ülkelerin aydınlarının yani vizyon sahiplerinin misyonlarının savaştığı bilinmelidir. O taktirde hangi misyona mensup olunduğunu, karşı olunan misyon belirleyecektir. Bu bir teori meselesidir. Daha sonra metot gelecektir. Teorimizde sizin bir yönelişiniz, bir arayışınız, bir çıkış noktası vardır. Metot ve metotta ortaklığın sağlanılması ise, yönelişinizde mesafe almayı kolaylaştırır ve sağlar. Bu misyonun muhtevası tamamen ilmi, realist, reel politik uygunluğa haiz, açık, demokratik, katılımcı, eleştiriye açık olabilmelidir.

 

  1. Halkbilim ve milliyetçilik konusunda ne düşünüyorsunuz?

 

Milliyetçilik milletini sevebilmektir. Ona olan sevgiyi çıkar düşünmeden gösterebilmektir. Milletinin menfaatini, şahsi menfaatinden üstün tutabilmektir. Bunu bir yaşam olarak algılayıp hayatına yansıtabilmektir. Millet; bir kavim, bir zümre, bir ırk değildir. Milliyetçi dar manada mensubiyet duygu ve çıkarlarını millet menfaatlerinin önünde tutar ise, o milliyetçi değil, ırkçı, kavmiyetçi, zümreci, bölgeci, mezhepçi falandır.

 

Halkbilimi faaliyet alanını veya bu alanı uğraşısına saha olarak seçmiş kimse, halkın kültür değerlerini, dar çerçeveli anlayışları aşarak millet olma sürecinde gelinen noktanın şuurunda milletleşmeyi pekiştirmek adına yapandır Bu arayış ve uygulama, başka Miletlere düşmanlığı gerektirmemelidir. Milliyetçi, milletini, sadece bir kesimin değil, birlikte yaşayan halkların ortaklaşa oluşturduklarını bilmek durumundadır. Milliyetçi, sadece içerisinden çıktığı kesimin savunuculuğunu yaparsa, etnik milliyetçilik yapmış olur ki, yapılan milletini sevme ve onun için özveride bulunma değildir. Yerel kültürü sevmek ona hizmet edebilmek saygın bir olgudur: Ta ki, başka halkların ve milletin halk kültürü birliğine düşman olunmasın. Aksi halde objektivite yitirilir ve o noktada, milletin bir kesimine veya bir başka milletin halkına düşmanlık başlatılmış olur ki, halkbilimi kriterleri ihlal edilmiş olunur. Milletleşme sürecinde kültürü incelenilen halkın, kültürel değerleri ve bulgular inkar yönüne gidilir ise, keza halk bilimi sınırları zorlanılmış olur ve bu hal bize göre millet olma Miletlik ve vasfını olumsuz etkiler.

 

  1. Halkbilim ulusal kültürün oluşmasında bir araç mıdır?

 

Ulus, halkbilimden de yola çıkılarak oluşturulan bir projedir. Halkbilimden yola çıkılarak halklardan ulus inşa edilir. “araç” kelimesine yüklenilen anlam önem taşımaktadır. Halk kültürü, ulusun mayasıdır, yapı taşıdır, harcıdır. Halk kültüründe öyle bir unsur yoktur ki, ulusal kimliğin belirleyici öğesi olmasın. Halkbilim, halk kültüründeki canlı örneklerden hareketle güzidenin milli kültürü inşa ettiği bilim dalıdır. Halkbilim, Sizin olanı, sizin vatanınızda, bulup, alıp, ayıklayıp, tasnif ve kullanılır hale getirdiği alandır.

 

  1. Yerel kültürlerin korunması konusunda uluslar arası örgütlerin çalışmalar yapmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? (UNESCO, AB, BM)

 

Günümüzdeki kültür stratejileri ve bu stratejilerden hareketle çok kere emperyalist emelli de olabilen bu araşışları tanımlamadan, uygulamadaki örnekleri tartışmadan bu soruya çok kısa bir cevap verip tatminkâr olmak mümkün değildir. Biz prensip olarak bütün kültürlerin; yerel olmalarına veya temsilcisinin az olmasına veya insanlık kültürüne olan katkısının seviyesine bakmaksızın yaşamasından ve yaşatılmasından yanayız. Ancak bazı hallerde birlikte yaşayan halkların kültürlerindeki ayrılıkların artırılmaları, ortaklıkların yok sayılarak imhası cihetine gidilmeleri, birlikte yaşamakta olan halk taraflarından, bütün taraflar için zararlı olabilmektedir. Bu planlı ihtilaf, emperyalist bir strateji olarak da uygulama alanı bulabilmektedir. AB ve benzeri kuruluların, bu türden tutumlarına şahit olabiliyoruz. Bizim önemsediğimiz nokta, desteği sağlayanın kim olduğu değil, desteğin sağlanılmasındaki amaçtır. Destek birlikte yaşayan halkların, birlikteliklerine halel getirecek ise, komşu halklar arasında ihtilaf doğuracak ise, üretilmiş, geliştirilmiş bir seri sentezle günümüze taşınmış bir kültürel değer, mensubiyet farkından hareketle yok edilmek isteniyor ise, biz onun karşısında oluruz. Bize göre onun karşısında olunmalıdır. Demokratik seçeneklerdeki sınır, ulus devletin üniter bütünlüğünün tehdidi noktasındadır.. Zira halkların, etniklik statüsünden, millet olabilme hakları da vardır. Halkların birlikte yaşama istekleri de, edinilmiş bir hak ve bir halk kültürüdür. Taraflardan biri veya dış yönlendirmelerle, bu hak da ihlal edilmemelidir.

 

  1. Türk halkının kültür köklerini hangi kaynaklara bağlıyorsunuz?

 

Bu soruya verilecek cevap, büyük ölçüde diğer halklar için de geçerlidir. Bu soruya cevap olabilecek açıklamaları ilk sorularda başka vesilelerle vermeye çalıştım. Sanırım cevap alanını iyi belirleyememiş olmalıyım.

 

Halkların kültür kökleri, varsa çıkıp geldikleri ilk yerleşim yerlerindeki halk kültürü verileri ile başlar. Bu arada yol boyunca tamamen yeni edindikleri ve etkilendikleri hususlar da kaynaklarıdır. Göçler, felaketler, zaferler yenilgiler, kuraklık ve benzerleri. Sıralı olarak girip çıktıkları ve hale sürdürdükleri dinleri tanışılan toplumların dinleri ve bu arada dilleri, yerleşik veya göçebe yaşam biçiminden edinimleri, iklim şartları ve bitki örtüsü, geçim biçimleri. Atlı Göçebe Medeniyetinin, hukuk, idare, din, teşkilatlanma, sanat izleri, Töre, Dünyanın oluşumu ve gelişimi dair inançları gibi hususlar sayılabilir.

 

  1. Etno-Arkeoloji çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu çalışmaların yapılmaları bir gereklilik midir?

 

Bizim arayışımızın merkezinde, üretilmiş bütün kültürlerin yaşatılmaları vardır. Bunun için de, haliyle verilerin tespit ve çıkarılmaları gerekir. Yola çıkarken etnik kimlik arayışı ile çıkılması, bulguların daha açığa çıkarılmadan kirletilmelerine yol açabilir. Hedef, millet olarak yer üstünde olduğu gibi, yeraltında da kültürel değerlere sahip çıkabilmektir. Bu noktada anılan kültürel verinin dönemi, sahibinin dini ve dili söz konusu olmamalı. O, insanlığın ortak malıdır ve onu insanlık kültürüne yararlı hale getirmek de tüm insanların meselesi olmalıdır. Birlikte yaşayan halkların mevcut sözlü ve maddi kültürüne arkeolojik bulgular bir boyut getiriyorlar ise, bizin için hiçbir sakınca içermez. Ancak, çok zaman önce, millet olma sürecini yakalamış birlikte yaşamakta olan halkların, birlikteliklerini çıkarları için ihlal etmeye dönük bir etno –arkeoloji, yukarıda yapmaya çalıştığımız genel teorik çerçevede ele alınmalıdır. Emperyalizmin çifte stanttartına karşı bilinçli olunabilmelidir.

 

  1. Yerel tarih çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu çalışmaların yapılması bir gereklik midir?

 

Bize göre, sorun çalışmanın alanında değil, yukarıda da belirtildiği gibi teori ve metottadır. İl veya ilçe tarihi çalışmaları neden yapılmasın ki? Olayların açıklanması veya gerçeklerin açığa çıkması sadece ve mutlaka büyük arşivler ve literatürden hareketle mi oluyor? Yüzey çalışması, canlı tarih tesbitleri ve benzeri birçok alt disiplini inkar etmek mümkün müdür? Yerel tarihlerden hareketle genel tarihi gün ışığına çıkarabilme bir metot meselesidir. Yerel tarih veya bir başka alanda yapılabilmiş yerel çalışma teorik çerçeveye göre doğal olarak farklı neticelere götürecektir. Ayrıca milletin tarihi mutlaka yaşanılan ve vatan olmuş toprakların tarihi değildir. Aynı topraklar farklı dönemlerde farklı kültür ve medeniyetlere beşiklik yapmış olabilecekleri gibi, bir millet, tarihin farklı dönemlerinde dünyanın farklı yerlerinde tarih sahnesine de çıkmış olabilirler. Mesele toprağın tarihi ile insanın tarihini bir tarihte birleştirebilmektedir. Mesele, halkların tarihini bir millet tarihi kapsamında inceleyip sunabilme sanatındadır.

 

  1. Türkiye’de devlet kuruluşlarının halkbilim verilerinden yeterince yararlandıklarını düşünüyor musunuz?

 

Kesinlikle düşünmüyorum. Türkiye’de devlet ricali, mülkü ve mahalli idarelerin yöneticilerinin sempozyum türü kültürel etkinliklerdeki rolleri, sadece protokol konuşmaları ve televizyon haberlerinde yer almak ile sınırlıdır. Birçok deneyimimin sonucu olarak, bildiri kitaplarını okumadıklarını da söylemek enim için zor olmaz. Görevli personeli daha ziyade yolluk hazırlama ve kokteyllerde, bazen de bildirilerin toplanılmasında görürüsünüz ki, alınmış notlardan hareketle, bu tür konularda amiri bilgilendirmek ne derece mümkündür. Yararlanma daha ziyade etkinliği hazırlayan kurumun yetkilisi ile, etkinliğe imkan sağlayan kuruluşun yetkilisi arasında, faaliyetin planlanması safhası ile sınırlı kalmaktadır.

 

  1. Türkiye’de Kültür politikalarının yeniden gözden geçilmesini düşünüyor musunuz?

 

Evet, Türkiye’de kültür politikaları yeniden gözden geçirilmelidir. Kültürün bir stratejik obje olduğu kabullenilmelidir. Aynı zamanda Türklük de bir stratejik objedir. Türklüğün tanımı kültür ile yapılabilir. Türk kültürlü diğer halkları da düşününce, reel politika itibariyle Türk kültürlü olmak, muhakkak ve her halükarda, ana dili Türkçe ve doğma dinin de İslam olmayı gerektirmez

 

  1. Geleneksel kültür öğelerinin popüler kültür tarafından kullanılması konusunda neler düşüyorsunuz?

 

Bilinçli ve şuurlu kullanıldığı, amacını aşmadığı, yozlaşmaya dönüşmediği sürece, geleneksel kültürün kapıları sıkı sıkı kapatılmamalı.

 

  1. Popüler kültürün yozlaştırıcı etkisi karşısında halkbilim bir çözüm yolu oluşturabilir mi?

 

Teorik alp yapı oluşturulup, müesseseleşilir, çalışmalara süreklilik kazandırılabilir ise, çözüm yolu oluşturabilir. Sanırım başkaca da alternatif yoktur.

 

  1. Küreselleşme sizce nedir?

 

Bence küreselleşme, emperyalizmin yeni adıdır.

 

  1. Küreselleşme bir süreç midir; oluşturulmuş bir tez midir?

 

Küreselleşme, oluşturulmuş bir tezin, belirli bir süreçteki adıdır. Her tez gibi dönemini tamamlayacak olan bu tez şüphesiz, yeni süreçlerde kendisini yenileyecektir. Halen bir tezdir.

 

  1. Ulusal kültürün küreselleşmeye karşı kendisini koruması mümkün müdür?

 

Mümkündür, halk kültüründen yola çıkılmalıdır. En güçlü silahtır. Birlikte yaşayan halkların kültürel demokratik halklarına saygılı, antiemperyalist bir kültür strateji geliştirip, bu halkaya birlikte yaşamıyor olsalar da, akraba kültürleri de alarak cepheyi genişletip güçlendirmelidir.

 

  1. Huntington’un Medeniyetler Çalışması tezi konusunda ne düşünüyorsunuz?

 

Bu tezin parantez içi, anlaşılmış ve bu tezin tutarsızlığı ve amacı anlaşılmaya başlanılmıştır.

 

  1. Toplumsal sorunları çözmede Halkbilimin fonksiyonu nedir? Ne olmalıdır?

 

Toplumsal sorunların çözümünde halkbilim başlıca çözümleyici vasıtadır. Halkbilimin, özellikle Türk halkbiliminin, Türk kültürlü halkların halk tefekkürünün içeriği iyi kavranabildiği ve yorumlaması, uygulama alanı bulabildiği takdirde, günün sorunlarına çözüm getirmede yeterli deneyim ve birikimine sahiptir. Barışı esas alan, kendisinde hata aramasını bilen, kendisini karşısındakinin yerine koyabilen, kendisini yenilemeyi gerekli gören bir halk tefekkürü, çözümleyici bir faktördür.