HOCAM KIRZIOĞLU

Hocamı konu olan yazıyı yazmak, Şubat’ın bu gece yarısına nasip olacakmış. Himmetin daim olsun Cafer Bey hocam beni gayrete getirdin. Bakalım kaç defa ağlayacağım. Serhat Kültür Dergimiz, Allah onu var etsin, doğrusu kadirşinaslığı ile de Karslılığa hizmet ediyor. ‘İzninizle, yazımda, kelime seçimi ve telaffuzunda özgür olmak istiyorum, bu da böyle olsun’ Ağlamak deyende, hocam rahmetlinin öyle bir konferansı, sohbeti yoktu ki, içinde şehitler ve gaziler geçmemiş olsun ve hocam ve hocamı dinleyenler ağlamamış olsunlar. O zamanki aklımızla, hocamın bu halini pek anlayamazdık. Aradan yarım asır geçti, şimdi benim “Kınalı Kuzular”ı televizyonda seyrederken ağlayışımı da torunlarım anlayamıyorlar. Dünyanın ahvali budur.

 

‘Çadırlar dağa kuruldu

Hücum borusu vuruldu

Bir Sarıkamış uğruna

Doksan bin fidan kırıldı.’

 

Hocam rahmetli sadece canlı tarih değil, yaşamı ile hayatı tarihleştiren bir ebedi şahsiyetti. Eğitimini öğle almıştı ve bizi o şekilde yetiştirmek istiyordu. Onlar yazılı döneme geçmiş bir milletin, aynı zamanda sözlü dönem temsilciliğine de yapabilen canlı tarih taşıyıcıları ve aktarıcıları idiler. O da aldığını, Hafız Kurbanlardan, Aydınoğullarından ve diğerlerinden almıştı. O’nun öğrencilik yıllarında Kars’ın Kurtuluşu merasimlerinde il müftüleri konuşuyordu ve o müftüler ki, defnedilmesinde bulundukları her Karslı münasebeti ile Kars’ın işgalini, işgal yıllarını, Ermeni mezalimini ve Kars’ın kurtuluşunu anlatabilme fırsatını yaşıyor ve yaşatıyorlardı. Hocam rahmetli Kırzıoğlu, Cenubi Garbi Kafkas Hükümeti’nin kuruluşundan birilerini tanıyabilmiş,  Erzurum Kongresi katılanlarını 3. nesile kadar takip edebilmiş, bu ailelerin müteakip kuşaktan fertleri ile yakın ilişki kurabilmiş, hatırasının önünde, o dönemi araştıranların saygı ile eğildikleri bir şahsiyetti.

 

O yıllar yani 1950-52’li yıllar bizler ortaokulun ilk sınıflarında idik. 29–30 Ekim’de bizleri okulca Şehitliğe, Beton köprünün başında, Buzhanenin yanındaki okulumuzdan Tayyare Meydanı’na götürürlerdi. Çocuk adımlarımızla biz oraya varıncaya kadar merasimin yarısı geçmiş olurdu. Ama şehidin, gazinin ne olduğunu ne olduğumuzu biz bu merasimlerde öğrendik. Bu öğreticilerin arasında rahmetli hocam ve onun arkadaşları vardı. Bir Selahaddin Ertürk hocamız vardı. Bunların hepsi lise hocaları idiler. Bize, ortaokula da haftada birkaç saat geldikleri olurdu. Şiirler hatırlıyorum;

 

“Neyim yoktur ki benim,

Gökte yıldızım ayım,

Bırakın haykırayım,

Bırakın haykırayım.”diye.

 

Hoppala Hüseyin gibi ağabeyler vardı. Bunlar babalarının Kurtuluş Savaşı Madalyaları ile bayramlara katılırlardı. Bizler de bu şanslı ağabeyleri coşkuyla alkışlardık.

 

Kars’ta Rus işgalini ve Ermeni mezalimini yaşamamış aile yoktu. Kafkasya’dan Kars’a gelenler de aynı acılarla birlikte gelmişlerdi. Coğrafyanın değişmesi fark etmiyordu yaşanan bir milletin ortak kaderi idi. Bütün bunları 1980’li yıllarda Ankara’da “Bir Zamanlar Bir Kars vardı” isimli rahmetli hocamın da takdirine mazhar olan, seri yazımızda anlatmaya çalıştık. Anlatmak istediğin, bizim öğrenciliğimiz demek, Kars tarihi ile bütünleşmiş rahmetli hocamız demekti. Defterimizin orta sayfasını açıp sol alt köşeden başlayarak, sağ üst köşeye çaprazlamasına büyük harflerle, “Kahrolsun Moskof” yazar 10 numarayı alıverirdik. O zamanlar “Yıldırımtürk Amca” lar vardı. Onların duvarlarında kurtuluş savaşını görmüş mavzerler asılırdı. Onlar, Kırzıoğlu Fahrettin nesli idiler. Bu ruh 1960 lara kadar Kars’ta hâkim oldu. Sonra münafığın bütün Türkiye’de yaptığından Kars’ta nasibini aldı, yavaş yavaş, Kars’ın oğlu uşağı bu tufana maruz bırakıldık.

 

Hocam Kırzıoğlu’nda bitmez tükenmez bir araştırma ruhu vardı. Zamanla, biz de, kendimizce araştırmacı olmaya özenirken, rahmetli hocamın neler çektiğini daha iyi anlamaya başladık. O, sadece Cumhuriyet Dönemi tarihçisi değil, aynı zamanda kültür tarihçisi idi. Tarihin bütün alt disiplinlerinde yapılmış çalışması vardır. O aynı zamanda bir halk bilimci ve edebiyat araştırmacısı idi. O zamanki Kars ki, Iğdır ve Ardahan ile birlikle yanılmıyorsam 1000 in üzerinde köyü vardı. Sanmıyorum ki, hocamın gitmediği köy ve el atmadığı kültürel alan olsun. Hocam merhumun, Kars’ta temas halinde olmadığı, elinde kültürümüze yarayacak malzeme bulunan bir Malakan veya Rus aile yoktu. Türkiye’de, Kars ve yöresi öncelikli olmak üzere, kültür tarihi içerikli çalışma yapıp da, hocamın arşivinden yararlanmamış olan bir araştırmacı yoktur. Ben bu gereğin canlı şahidim. Hocam rahmetli alanında bir Horasan Eri, bir Alp Eren’di. O Sarıkamış Şehitleri’nin ruhunu alanında yaşatıyordu.

 

Hocamla olan yakın temasımız, 1979 yılında çok daha yakınlaştı. Cumhuriyet Dönemi Türk Tarihi’nden lisansüstü çalışma yapacaktım. Heves etmiştim, hocam da, herkese olduğu gibi bana da yardım elini uzatmıştı. Kayıtlar tamamlanmış öğrencilik başlamak üzere idi. Tayinim Ankara çıkınca, bizin tasarımız bir başka bahara kaldı. Ama bizzat kendisinden ve eserlerinden daima nasiplenmeğe çalıştım. Bendenizin öyle bir yazım yoktur ki, metin içerisinde veya kaynaklar kısmında, rahmetli hocamdan yararlandığımdan, bir şekilde bahsetme ihtiyacı duymamış olayım. İnsan çalışmalarını, bir ekiple değil de, yalnız başına sürdürmek zorunda kalınca, alanında çalışma yaparken, günün milli meselelerine duyarlı davranmak mecburiyetini de taşıyınca, yani alanı ile ilgili, hiçbir şeyi kaçırmadan her şeye koşmak isteyince, rahmetli hocasını daha iyi anlıyor.

 

Sayın hemşerilerim! Ne oldu Kırzıoğlu’nun arşivi? O arşiv ki, oluşturulmasının bir ömre sığması kesinlikle mümkün değil iken ve birkaç araştırma merkezini beslemeye yetecek kadar zengin iken, bırakın arşivini, Kırzıoğlu hocamıza, biz öğrencileri bir armağan kitabı bile çıkaramadık. “Gelimli gidimli dünya, ahırında ölümlü” dünya siz sağ olun hemşerilerim!

 

Bu kısa yazıda yer almasını istediğim, birbirinden farklı o kadar çok konu var ki, değinip geçmek de olmuyor, kısa kesmek de olmuyor. Bir daha ya kısmet ki bu sayfaları açmak mümkün olabilsin… Hocamın Ankara’da geçirdiği, ayağının kırılmasına yol açan bir trafik kazası vardır.  Bu, ne mene olduğu anlaşılamayan sözüm ona kaza, benim kafamda hep bir muamma olarak kalmıştır. Doğrusu esrarengizliğine de pek bir anlam vermemişimdir. Ta ki, Türkiye’de cereyan eden faili meçhul cinayetlere, bu cinayetlere kurban giden kimselerin, hassas konularda çalışan araştırmacı, fikir adamı ve akademisyen oluşlarına, daha yakından bakma imkânı buluncaya kadar. Bu tür konularda, bu türden bir kimlikle uğraşmaya başlayınca insan, bizzat yaşadıklarından hareketle, hastanelik veya mezarlık yapılmasa da, bazı gerçekleri anlatmakta zorluk çekse de, anlayabiliyor. Bize göre, hocamın geçirdiği o kaza, hocamın milli konularda, alanında verdiği cesur mücadele ile ilişkisiz değildi. Umarız bir gün araştıracaklar çıkabilir.

 

Bazı sosyal ve kültürel konular vardır ki, onları ilmen incelemek, teorik bir zemine oturtmak, karşı argümanlardaki temaları cevaplayabilecek bilgi, beyin ve yürek donanımına sahip olmak, sakıncalı kabul edilebilmeniz için yetmektedir. Bu noktada metotlu ve organize bir şekilde engellenebilirsiniz. İşin garip tarafı, sizi desteklemek durumunda olan milli güçlere kendinizi anlamaz iken, karanlık güçler mesajınızı alır ve sizi usulünce etkisiz hale getirir. Kimdir bunlar, ne nispette legaldirler, Hangi kurumlara sızmışlardır, Kapsamlarına aldıkları kimselerden ne kadarı gafil, ne kadarı cahil ve ne kadarı haindir?

 

Hocam Kırzıoğlu, milli konulardan Kürtler konusunda ve Ermenilere dair ne demişti? Kürtleri inkâr etmemiş, tarih boyunca ve Türk kültürlü diğer halkların bulundukları her coğrafyada birlikte bulunup birlikte ağlayıp birlikte güldüklerini yazmıştı. Ermeniler için ise, uymayın tahriklere gelin gerçeği beraber araştıralım demişti. Geçen yıllar hocamı doğrulamaktan başka ne yaptı.

 

Söz araştırmadan ve kadir bilirlikten açılmışken, hocam için yapılması kaçınılmaz olan anı kitabı hala hemşerilerini ve biz öğrencilerini beklemektedir. Hocamın, öğrenciliği döneminden ele alıp, profesör olması safhasına kadar üzerinde emeği olan, dekanlık umuru da görmüş bilim adamlarından, bu mürüvveti maalesef göremedik. Biz,  Esin Derinsu Dayı hoca hanımla, rahmetli hayatta iken bir girişimde bulunduk, bir hayli de mesafe aldık beceremedik. Finans sorununu aşamadık. Bu defa kültür milliyetçisi dostlarla birlikte bir şeyler yapmaya çalıştık. Bunların neler olduğunu, ileride Kırzıoğlu’nu akademik çalışma yapacakların yol haritalarına yardımcı olabilir diye zikretmek yarar sağlayabilir. Türk Dünyası Araştırma Dergisi, Milli Folklor Dergisi, Erciyes Dergisi, Folklor ve Edebiyat Dergisi’, Türk Kültürü Dergisi, Serhat Kültür Dergisi gibi daha 2–3 derginin Kırzıoğlu Armağan sayısı çıkarmasını sağladık. Himmetleri var olsun. Ancak benim gönlüm rahat değil. Bu çalışmaların envanterini armağan kitabı çıkarmak için gayretini esirgemeyen Oktay Belli hocamıza verdik. Bu arada Yunus Zeyrek beyin de hizmetini minnetle anmak zorundayım.

 

Armağan kitabına öncülük yapmak hocanın araştırmacı yazar akademisyen olan hayattaki biz eserlerine düşer. Maddi imkân sağlamak ise, bize göre Kars Ticaret Odası ve Bilhassa Kars Belediye Başkanımıza düşer. Sayın Başkan Nahif Alibeyoğlu’dan Kars’taki son görüşmemizde sanırım kırgın ayrıldık Benim hatalı tutumundan kaynaklanan bir yanlış anlaşma oldu diyelim. Kırzıoğlu sevgisi bizi yine bir araya getirsin ve sayın başkan her keresinde gösterdiği Kars kültürüne hizmet heyecanını burada da göstersin. Biz de rolümüzü oynamaya çalışalım. 2008 yılının 29 Ekim etkinliklerinde Kars’ın bir caddesine hocamızın ismini verirken, yeni nesiller için hazırlayacağız  “Kırzıoğlu Armağan Kitabı” nı da hemşerilerimize armağan ederim.

 

Anı yazımız çok yönlü bir mahiyet içerir oldu. Hocamın birinci eşi Nebahat                  hoca hanım benim ortaokul 1. sınıftan coğrafya hocamdı. İkinci eşleri Prof. Dr. Neriman hoca hanım da kendisinden feyiz aldığın, eserlerinden istifade ettiğim bir bilim insanıdır. Hocam vefat etmeden evvel yaşanmış bazı olaylara münafık parmağı karıştı. Hocamın bazı dostları töhmet altında kaldılar. Bize kalırsa 2008, 29 Ekim kültür etkinliklerine hoca hanımı da davet edelim, bir helalleşme yaşayalım. Bu konuda da dostum Sayın Budak beyin yardımları hayırlara vesile olur diye düşünüyorum. Böylece son yolculuğunda bulunamayanlar da farklı bir mutluluk duyarız.“Sevelim sevilelim dünya kimseye kalmaz.”