21.YÜZYIL TÜRKİYE ENSTİTÜSÜ KERKÜK KRİZİ VE TÜRKİYE’NİN IRAK POLİTİKASI KONULU BEYİN FIRTINASI 16 Mart 2007

Türkiye’nin ve bu arada genel Türklüğün öncelikli stratejik alanı kültürdür. Bu itibarla; ekonomik, askeri, diplomatik stratejiler gibi, jeokültür de bir stratejik alan ve tür olarak ele alınabilmeli ve ayrıca alanı ne olursa olsun bütün stratejilerin belirleyicisi olan aidiyet kimliğinin de kültür olduğu unutulmamalıdır. Biz, bu arada Türklük merkezli stratejiler üzerinde dururken; Türk ordusu, Türk İstihbaratı Türk Dili demekle yetinmiyor, bunların milli olduğunu vurguluyoruz. Şu halde, taviz verilmeden ve fakat güncelleştirilmiş bir yaklaşımla Türkün tanımının yapılması ve onun milli oluş vasfı üzerinde durulup alanı ne olursa olsun oluşturulacak stratejilerin bu zemin üzerine oturtulmaları gerekir kanaatindeyiz.

Bu tespitimize paralel ve aynı zamanda tamamlayıcı, belki de daha öncelikli olan husus, 200–250 milyona varan nüfusu, yer üstü ve yeraltı zenginlikleri ile geniş coğrafi alanı dünya kültürüne katkıları, jeostratejik konumları ile Türklüğün bizzat kedisinin stratejik bir obje olduğudur.

Böylece söylenilebilecektir ki, milletimizin; ordusuna, diline, ekonomisine, maarifine millilik getiren belirleyici unsur Türklük iken, Türklük tanımlamasının içi doldurulabilmelidir. Türklük hala dili dilimden ile izah edilecekse, Türkçeyi ana dili yerine koymuş kültür ortaklarının durumu ne olacaktır. Ana dilini büyük ölçüde yitirmiş veya yitirme durumunda bırakılmış geçmişin ana dili Türkçe olan halkları Türklük dışında mı mütalaa edilecektir. Dini dinimden yaklaşımı esas alınacak ise, Türklük geçmişte de günümüzde de hiçbir zaman tek dinli olmamıştır. Dil kardeşliği ve din kardeşliği genel Türk Kültür stratejisi içerisinde nasıl ele alınabilmeli. Türkiye Cumhuriyetini kuran dini dinimden ve dili dilimden olmayan halkın Türklüğü ile, anadili Türkçe olan ve fakat Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda bulunmayan Türklüğün bir kültür stratejisi içerisinde aynileştirilmeleri gerekecektir.

Bize göre Türk kimliğinin belirleyici ana unsuru Atatürk’ün de belirttiği gibi kültürdür. Biz, Türklüğü kültürel bir vetire olarak alırken bu kültürün hâkim olduğu alanı da; anadiline, doğma dinine politik tercihine ve siyasi sınırlarına bakmaksızın Türk kültür coğrafyası olarak anlıyoruz.

Buradan hareketle, 21. yüzyıl Türkiye Enstitüsü mensupları olarak, tanımlarda anlaşabilmeli veya varsa temel konulardaki farklı görüşlerimiz, aramızda peşinen kabul görebilmelidir. Yapılacak her etüt çalışması bir kültür bölümü içerebilmelidir. Bu husus, bir araştırma merkezi için, sanıldığından daha önemlidir. Zira sosyal bilimlerde bazı alanlardaki tabirler, verilen hükmü belirleyici karakterdedirler. Mesela bize göre ana dili farklılığına rağmen bir Türkmen,  Anadolu’nun anadili farklı bir diğer kesiminden daha az Türk değildir. Bize göre Türklük, adeta bir iman meselesidir. Önemi inkâr edilemeyecek olan dil ve bu arada kutsiyetine inanmakta olduğumuz Türkçe ise, bu izah itibariyle sadece ibadette bir araçtır. Kürt-Türk kültürel kimlik farklılığı ki, Kürt   milli kimliğinin inşasında temel taşını oluşturmuştur. Bu temel taşın tayin edici molekülü ise, dildir.

Sorani ve Bohtinani farklılığı geçici de olsa, Kürt dil birliği alanında aşılmıştır. Anadolu’da Kırmançcanın kendi içerisinde ise sağlanabilmiştir. İçerisinde bulunulan dönemde, Irak ve Anadolu Kürtçelerinin bir dil çatısı altında toplanılma süreci yaşamaktadır.

Türkiye Türkçesindeki dilde sadeleştirme çalışmaları, Osmanlı Türkçesinden bir Kürtçe çıkarılmasına çanak tutmuş ve kaynak sağlamıştır.

Birlikte yaşayan halkların ana dili alanındaki kültürel haklarına da saygılı davranılarak, suyun tekrar mecrasına dönebilmesi için, standart Türkçenin, kapsayıcı dil politikaları izleyebilmesi; hem zaman bakımından ve hem de Kürtçülük karşıtı bazı direnç odaklarının aşılması bakımından kolay değildir. Bu itibarla Anadolu Türkçesinden yola çıkılarak,   Kürtçe olarak bilinen dillerin de katkısı ile oluşturulacak bir yerel dilden hareketle, Kürtçenin egemenlik alanı, Türk kültür coğrafyası lehine geliştirilebilmelidir. Bu stratejik atılım,  emperyalizm inisiyatifli Kürtçü kültürel bütünlüğü bozmakla kalmaz, Kültür kıblesini henüz tam tayin edememiş olan Türk kültürlü halklardan Kürtlere, alternatif bir yöneliş sağlamış olabilir ki, aynı zamanda ve ayrıca emperyalizmin bölgeden çekilmesinden sonra, Kürtlerin en fazla ihtiyaç duyacakları bölge halklarının kardeşliği ilkesi için,  Kürtlerin geleceği adına bir yatırım oluşturur.

Bu projenin asli istinatlarının birisini teşkil etmek üzere, derhal ırak Türkmen Türkçesi lügati hazırlanmalıdır. Bu lügatte Bohtinan ve Sorani Kürtçelerinde yer alan kelimeler bölenin ortak dil malzemesi olarak kabul görebilmelidir.

Bu ortak bölgesel dil projesinin diğer istinat unsuru, güney Azerbaycan’ın güney ve batı bölgesinde Türkçenin aynı zihniyetle çalışılmasıdır.

Unutulmamalıdır ki, ulusal birliklerinin tesisi dönemlerinde, İtalyan ve Alman siyasi birliklerinin ilk adımlarını dil birliği oluşturmuştur. Bugün itibariyle standart Türkiye Türkçesi, 10–15 bağımsız dilden %15-20’i bulabilen kelime alabilmiş iken, birlikte yaşamakta olduğumuz halkların dillerine karşı, daha az bağnaz davranılabilmeli ki, bu husus üzerinde durulan projenin, “Türkçeye tehdit kabul edilmesi” karşısındaki tezimizdir.

Türkiye’nin kültürel kimlik konularında ve siyasi, dini kültür alanında da projeleri olabilmeli. Saddam’ın Kadiri ve Nakşibendi yapılanması ile kurabildiği diyalog ile kuzeyin Kürt dilli kesimleri arasında, BAAS Siyasi çizgisi adına son ana kadar ciddi inisiyatif edindiği bilinmektedir.

İran Türklüğünün, Şii-Caferi İslam devleti içerisindeki istihdam şekline dair bilgiler daha ziyade bir kısım teorik bilgiler ile, gençlerin heyecanlarını aşabilecek noktanın ötesinde değildir. İran’da kültür sosyologu gözü ile bilgi edinilmediği takdirde atılacak adımlar bölge halklarının yararına olmayacaktır. Bize göre, İran resmi ideolojisi, geliştirebildiği devlet felsefesi ile Irak Şii Türkmen’ine, Türkiye’den daha fazla hulul edebilmiştir. İran Türklüğü, İran parlamentosuna sayısal nispet olarak yansımış olsa da, Şii-Caferi İslam algılayışının siyasete yansımışlığı, İran’da Türklük merkezli hedeflere yönelmesini önlemiştir. Nitekim Karabağ olayları karşısındaki İran resmi tutumu, bunun izahı olabilir. Gerçi aynı tablo, zaman zaman İran’dan da Türkiye’ye bakıldığında pek farklı görünmemektedir. İran’daki dini yaklaşımın Türklüğün önüne geçmişliğini, Türkiye’de de laik İslam itibariyle, biraz farklı da olsa aynı durumu görmek zor değildir. %50–60 nın Türk olduğu üzerinde durulan İran’da, Bölge Türklüğünü ilgilendiren konularda, bu nispete Türklük iradesi beyan edilememiştir. Buradan hareketle “Laik Türkiye’nin alternatif dosyalarının olmayışı, Irak Türkmenleri konusunda elini güçlendirememiştir. İşaret edilen nokta, İran karşıtı bir arayış veya çıkış değildir. “Türklük yaylasında Fars yaylanırken, Türk de çadır kurabilmeli mi ?” diyoruz. Biz, antiemperyalist yapımız itibariyle, bölge haklarının ihtilaflarından değil ittifaklarından yanayız.

Küresel Gücün kültür stratejisinde, kuracağı egemenlik adına, ulus devletlere karşı halklardan yana olma gibi bir görünümü var iken, ulus devletin baskıcı, antidemokratik ve katılımcı olmayan tavrına karşı, ulus devletleri, varlıklarını sürdürebilmeleri adına, batı sömürüsüne karşı, birlikte yaşadığı halkları yeni ittifaklar arayışına yöneltmek gerekecektir. Bölge halkları, geleceklerinin batı sömürüsünden yana olarak değil, bölge haklarının ittifakından yana olmada olduğunu anlayabilmelidirler. Bu noktada, halkların kültürel hakları ve bu arada inanç farklılıkları arasındaki gerginlikler asgariye inebilmeli. İranlı Şii Caferi İslam Halk, Sünni Hanefi İslam’ın veya Türkiye’deki Laik İslam tercihli halkın da, İran İslam’ının, batı emperyalizminden daha büyük düşmanı olmadıkları anlatılabilmeli.

Amerikan Emperyalizminin Irak’ta sağladığı bölünme ile, Kürtlere vaat ettiği yapay özgürlüğün propagandası, bağımsızlık bekleyen halkların atlatılmalarında, provokasyon amaçlı kullanılmaktadır. Buradan hareketle, İran Türklüğü tahrik edilebilmektedir. Bu tuzak, domino teorisi gereği, İran’da Kürtlere yaptırılan hatanın İran’da Türlere yaptırılması sonucunu doğurabilir. İran Fars teorisyenlerine, İran Türküne verilecek anadilinden eğitim gibi demokratik halkları ile ABD-İsrail ittifakına karşı daha büyük bir kazanım elde edebileceği anlatılabilmelidir.

Irak Kürt kesime, kaderlerinin Irak Türkmenleri ile birlikte ve Türkiye’ye bağlı olduğu anlatılabilmelidir. Parçalanmış Irak’a yönelik bir görüş olan, “Türkmenlerin Suni Araplarla birlikte hareket etmeleri” ise, diğer görüş ise “ABD den sonra Kürtlerin hamisi, sadece bünyesinde ciddi bir Kürt nüfuz bulunan Türkiye’nin olduğu ve bunun da Türkmenlere eşit haklar verilmesi olduğu .” olmalıdır. Arap dünyasında bir avuç Türkmen’in kültürel varlığının garanti altına alınabilmesinden, bir avuç Kürt ile Türkmen’in kimliklerini muhafaza ederek yaşamalarının sağlanması daha gerçekçidir. Daha evvel de belirtildiği gibi, ırak Türkmen’ine Irak Kürt’ünden beklenilecek demokratik tavır, Türkiye Kürt’üne sağlanılabilecek benzeri imkânla mümkündür. Bu takdirde, silahlı Kürt’cü hareketin anlamsızlığını, batı ve Kürt kamuoyuna anlatmak daha kolay olacaktır.

Türk İslam’ı, Folklorik İslam, Halk Mistisizmi diye bilenen İslam’ın algılanış biçimi, Türk Kültür coğrafyasında, Arap resmi din anlayışından farklıdır. Bu Sosyo kültürel imkânın, halkların antiemperyalist dayanışmalarının kültür politikalarında yer alması sağlanırken, Arapça koşuşan bölge halkı, diğer dillerden bölge halkları ile ihtilaflı duruma sokulmamalıdır. Bu konu mevcut potansiyeli, iç dinamikleri ve muhtemel hassasiyetleri itibariyle kültür stratejimizin ayrı bir alt başlığıdır.

Halk kültüründen hareketle uygulamaya konulacak kültür projeleri, kültür paradigmasını gerektirirler. Hatalı yorumlanmış sözlü kültürümüzün yasası olan Töre’yi, birtakım ilkelliklerle karıştırmak, Töre cinayetleri ile mücadele etme adına, evlilik dışı ilişkilerle çocuk edinmeği savunmak, bir takım etkin silahların ehil olmayan ellerde ve yersiz kullanımlarına yol açar ki, hem tahribatı büyük olur ve hem de, eldeki imkânlar zayi olur. Bir dönem toprak ve din feodalitesi ile yapılmak istenilen paradigmasız bir mücadele, aşiret yapısını yok etmemiş, sadece bu müessesenin elindeki imkânların yer değiştirmesine yol açmıştır. Keza dini feodaliteye karşı mücadele, dedelik kurunun yıkılmasına yol açmış, ateist nesillerin, materyalist teröriste dönüşmeleri kolaylaştırmıştır.