Nitekim Gerdek Suyu ve Gerdek Pınarı da, Gerdek Mağarası adlandırması ile ilişkilendirilebilir. Kırk Suyu, Abdest Suyu, Gusül Suyu, Mürdeşir Suyu gibi Gerdek Suyu da döküldüğü yere ve zamana göre gösterilen itina bakımından mistik muhteva itibariyle diğer sulardan az çok farklıdırlar.

 

Kayseri-Sarız Gerdek Mağarası köyünün bu ismi alışı; buradaki mağaranın kapısının gerdekli/kapalı olduğu ve ayrıca köyden kaçarak evlenen iki gencin burada zifafa girmiş olması ile izah edilmektedir.  Çorum’un Alaca ilçesine bağlı Gerdekkaya köyünün isim alışı da buna benzer bir şekilde izah edilmektedir.

 

Tokat-Zile’nin Yalınyazı Köyü Maşat Ören mevkiinde Örenin yakınındaki bir Çeşmeye Gerdek Suyu da denilmiştir. Düğünden sonra damat önce bu suda yıkanır, sonra gerdeğe girermiş. Gerdek Pınarı Efsanesinde de düşmandan kaçan bir çift âşık Allah’tan yardım isterler, bunun üzerine yarılan kaya aşıkları içine alıp kapanır. Sonra bu kayadan su fışkırır ve gerdek pınarı oluşur.[1] Kuzey Afganistan Türk kültür bölgesinde ulu zatların türbe türü mezarları çok kere yerin altındadır. Bu tür türbe mezar örnekleri Güney-doğu Anadolu’da da vardır. Halkın ifadesine göre bu tercih tevazudan ve kibir karşıtı olmanın bir sonucudur[2].

 

Türk Tarihi-Mağara:

Kutsal Mağara inancının menşei Hun Türkleri dönemine dayanmaktadır. Bu dönemde Ata Mağarası’nın bulunduğu, buraya şamalarla birlikte devlet erkânın da saygılı davrandıkları, yılın muayyen dönemlerinde merasimle ziyaret edilen bu mağarada kurban kesildiği bilinmektedir. [3] Anadolu Türkçesinde mağara uzun süre izbe, mahzen anlamında varlığını sürdürmüştür. [4] Tobo’lar da kayaları mağaralar şeklinde oyuyor ve buralarda göğe, yere ve han soyluların ruhlarına keza kurban kesiyorlardı. [5]

 

Göktürklerde de Hunlarda olduğu gibi kutsal kabul edilen mağaralar vardı ve onlar da Ecdat Mağaraları’na kurban kesiyorlardı. Göktürklerin Menşe Efsanesi’nde Göktürkler, çocuğu mağaraya götüren dişi kurtla mağarada türemişlerdi. Göktürklerin İkinci Menşe Efsanesinde de mağara vardır.[6] Uygur Türeyiş Destanı’ndaki ağaçtan türeme motifinde de ağacın kovuğu ana rahmine benzetilmiştir. Ağaçtan türeme ve ağacın ata formu olarak tanınması Türklerde çok eski bir inançtır. Kayın Ana Layin Ata, Türk sözlü anlatı geleneğindeki ana motiflerden birisidir.[7] Ağaç kovuğunun ana rahmine benzetilmiş olması, delikli taş ve ondan geçirilerek yeniden dünyaya gelme inancıyla da bize göre bağlantılıdır. Hatta yarım daire şeklindeki gökkuşağı ve onun altından geçilmesiyle cinsiyet değişebileceği inancı ile de ilişkisi aranabilir. Bu noktada Türk halk kültüründeki mağara kültü, Türk kozmogoni ve kozmoloji ile bağlantılıdır.

 

Kırgız Türeyiş Destanında ataları bir inekle mağarada yaşıyorlardı ve Kırgızlar onlardan türemişlerdi.[8]  Türklerin ilk atasınınAya Ata ile izah eden destanda da bir mağarada yaşıyordu. Mağara ile ana rahmi arasında bir benzetme yapılmıştır.[9]

 

Kırgızların inekten türemiş olmaları anlatısına geçmeden Jean-Paul Roux’un Türkler ve mağara ilişkilendirmesi konusundaki tespitlerine kısa bakılabilir. Ona göre T’u-küelerde ve Tabgaçlarda ata hayvanın doğurduğu ve takip eden kuşaklarda yaşanılan yer mağaradır. Çin kaynaklarına göre Türkler birkaç kuşak mağarada yaşadıktan sonra Juan Juanların buyruğuna girmişlerdir. T’uküeler ve Tabgaçlar atalarının bu mağaralarına kurban keser devamlı olarak ziyaret ve yeniden doğmuş olmak için kurban keserlerdi. Kırgız boyunun atası bir mağarada uzun süre bir inek ile yaşamıştır. Mağara simgesi ise tam tersine karanlık nemli yeri simgelemektedir. Türk krallarına ait El Buruni’ye ait anlatıda ise, aralarında ilki elleri ve dizleri üzeri üzerinde sürünerek içi su dolu bir mağaraya girer Ebu Bekir İbn-Abdullah’ın anlatısı da buna benzemektedir[10].

 

Anadolu’da okunan Muhammediye’lerde takip edilen geyik bir mağaradan girerek mümbit bir alana çıkar. “Bu gibi halk eserlerinde, peygamberlerin tarihi, Türk mitolojisine bütünlenerek halka sunulmuştur.” [11] Hz. İbrahim Mağara’da dünyaya gelmiş ve orada 15 gün kalmıştır.[12] Hz. Muhammed’in de hayatında Hira Mağarası’nın yeri vardır. Hz. Eyyüp’ün mağara bağlantısı da bilinmektedir. Birçok gönül eri inziva için mağaraları seçmişlerdir. Geyik etrafında halk kültüründe bir hayli birikim oluşmuş adeta bir geyik kültü meydana gelmiştir. Anadolu ve Türkmenistan’da ve hatta Özbekistan’da ulu zatların türbelerinde geyik boynuzu ve nadiren de geyik kemiği görmek çok rastlanılan bir durumdur.

 

Kutsal mağaralar konusuna Faruk Çolak,[13] Ziya Gökalp’in ve Cemil Cahit Güzelbey’in açıklamalarına da atıflar yaparak, destanların yanı sıra masallardan da bahisle oldukça geniş bilgi vermiş ve bu arada Taş Kesilme motifini de insanatın cemadata dönüşerek koruyucu kutsal su-kaya mekânı oluşturmasına da örneklemeler yapmış olmaktadır. Esma Şimşek, mağaranın halk destanlarında kahramanın tekâmül ettiği, geliştiği bir mekân olduğu görüşündedir. Tasavvuf erbabının, din ulularının hayatında mağaranın yer alışı ile destan kahramanlarının hayatındaki arasında bir paralellik olduğu söylenebilir.

 

Yöresel Bulgular:

Elazığ yöresinde kendisine kutsallık atfedilen kişilerin yaşadıkları veya zaman zaman müritleri ile bir araya gelebildikleri mağaralar vardır ki bunlar üzerinde geçen uzun yıllara rağmen halk nazarında manevî itibarı olan yerler olarak kabul edilirler. (Baskil ilçesi Dervişdere Köyünde yer alan Şeyh Sait’in evidir ki “Ocak” olarak kabul edilir.) Eski Anadolu’da hububat saklamak için yer altında yapılan bölüm ve mağaralara kesme ev adı da verilirdi.[14] Çadırlık Ziyaret de bunlardan birisi olarak kabul edilir. Şah İsmail bu bölgeye gelirken çadırını kurduğu yer olarak bilinir. [15] Etrafı taşlarla çevrili yuvarlak harman yeri şeklinde olan alan, bize göre tipik birOvoo/Oboo’dur.[16]

 

Mağara-şifa-inanç bağlantısı üzerinde duran araştırmacılar Nahçıvan Tuz Dağı ve Tuz Mağarası’nı da incelemişlerdir. Bu konuda varılan sonuç özetle; Güneş ve ay ışınları muayyen derinliklerdeki tuz tabakalarına farklı açılardan farklı etkiler yapabilmektedir. Toprağın derinliklerindeki tuz mağaralarındaki havanın solunması, bazı hastalıklar üzerinde değişik tesirler, bu arada şifa sonuçlu neticeler doğurabilmektedir[17].

 

Uygurların “Kerem” olarak bilinen mağara evleri ve içlerindeki mabetler fikrinin Budizm’den etkilenerek şekillendiği görüşünü açıklayan çalışmalar da yapılmıştır. Selçuklular döneminde Orta Asya Türkleri bu mağaralara “Üngü” diyorlardı.[18]

 

Bütün bu bulgulara rağmen Türk halk kültüründe mağara kültünün oluştuğu söylenebilir mi? Taşın, kayanın, toprağın, dağın, tepenin iyesi olduğu inancı bilinirken mağara iyesinden bahsedilebilir mi? “Sahipli Yerler” inancı bilinirken[19] sahipli mağaralar da olmalıydı. Nitekim Erzurum’da Ecinli diye bilenen bir mağara vardır. Yine Erzurum bölgesi mağaralarından otu ineklerin bol süt vermelerini sağlayan bir yatır mağarası vardır[20]. Mağaranın koruyucu ruhu veya ondan icazet alınmasından bahsedilebilir mi? Kutsal Ata Mağaraları’nda kesilen kurbanlar mağaranın ruhu/iyesinden icazet olmak için mi idi, yoksa ilk atanın barınağı olduğu için Ata Ruhlarıile mi bağlantılı idi?

 

Yedi Uyurlar etrafında oluşan efsanelerin bir kısmı onların sığındıkları Mağara ile ilgili idi. O mağaraya kutsiyet veren kendisine sığınan kişilerin kutluluğu idi. Mağara bu konuda talimat almış olmalıydı. Bu noktada mağara sistemin bir parçası olmalıydı. Anadolu’daki Yedi Uyurlar Mağaraları’nın duvarlarına diş ağrısına karşı iyi geleceği için çivi çakıldığı olurdu. Yedi Uyurlar’a mahsus olduğu söylenilen bazı mağaralarda içerisinden günahsızların geçebileceğine inanılan Delikli Taş’lar vardır. Nahçıvan’daki Yedi Uyurlar Mağarası’nda üzerine su damlayan kimsenin muradının olacağına inanılır. Yakın zamana kadar burada bulunan ve gönderine niyet çaputları bağlanan mezarın, Yedi Uyurların köpeği Kıtmir’e ait olduğuna inanılırdı. Bu noktada mağara kültü “Ocak” ve “Pir” kültlerinden tamamen bağımsız sayılmayacaktır.

 

Umay Ana- Mağara:

Umay bağlantılı bir inanç da vücut benleri ile ilgilidir. Bu konuda Beydili; “Eski Türk düşüncesinde, bazı çocukların vücutlarında bulunan anadan doğma lekeler de uğurlu ve kutsal sayılıp Umay Ananın Eli’nin izi olarak bilinirler. Onun için benli doğan çocuklar mutlu sayılırlar” Tatar dilinde kadının cinsel organın isminin “Umay” olması Moğolcada mağara anlamına gelen “Ehin Umay” ifadesi mağara ve kayaların Yer Ana’nın rahmi olarak düşünülmesi ile ilişkilidir.” Demektedir.

 

Ben/Hal-Umay Bağlantısı bizi, Anadolu Türk kültür coğrafyasında yaşamakta olan Ziyaret Halı inancına götürmektedir ki[21], o konuyu tartışmamızın dışında tutuyoruz.

           

Ehin Umay tespiti bize sadece Ötügen’i hatırlatmakla kalmıyor, türeyiş destanlarındaki, mağara veya ağaç kovuğundan çıkmış olmakla da ilişkilendirilebilir. Anadolu’da Delikli Taş’ın deliğinin bir tarafından öteki tarafına geçmek, bir anlamda kara iyelerin egemenlik alanından başka bir âleme geçmektir. Kara iyenin nazarında ölmek, öteki âlem de yeniden doğmaktır, denilebilir.

 

Mağara teması Anadolu, Azerbaycan ve Türkmenistan mitolojisinde de önemli yer tutar.[22]

            Umay-mağara bağlıntılı açıklamalarında Beydili;        Humay’ın Mağarası Türk dünyasının muhtelif kesimleri için geçmişte ilgi toplamıştır.  Yerli sakinler inanırdılar ki, Narın şehri yakınlarında Çardağı’ndakı mağarada Humay tez-tez peydah olmaktadır. Burası herkesin çok rahat girebileceği türden bir yer değildir. Oş şehrine 35 km mesafedeki Süleyman Dağı, asırlar boyu çocuğu olmayan kadınlarca ziyaret edilmiştir Mağaralara bu tür uygulamalar Hakaslar arasında da çok yaygındır.

 

Mağara Humay’ın bütün karakteristik özelliklerine malikdir. Lakin dağda meskun olma Humay’ın mistik içeriğinden olmayabilir. Çünkü dağ, bizzat kendisi de bir iyedir ve iyesi vardr. Burayı ziyaretle Semaya çatmak/varmak da istenilmektedir. V. İ. Verbitski‘nin lugatında Humay iki kimlikle yer almıştır. Bunlardan birisi aynı zamanda heyirhah ruh oluşu, körpe çocukların korunması, diğeri ölülerinruhunu götüren melek kimliğidir., Her iki görev özelliyine, yeteneyine kadir olan Humay, hem doğuma, hem de ölüme sebebdir. Türkler bu obrazın belirtilen fonksiyonlarını bir-birinden ayırmışlar. Hakaslar Ağ Ana-Humay’ın aynı zamanda antipodunu Kara Ana – Humay’ı yaratmışlar. Kara Humay kendini gösterdiği zamanlar bebeklerin sık sık öldüğü dönemlerdir.. Böyle hesap olunurdu ki, Kara Humay ölen uşağın ruhunun Kara “hissesidir”. Humay ve diğer “sema” görevlileri arasında o kadar benzerlikler olsa da, fark yalnız ad ile kendini gösterir.[23] Demektedir.

 

Türk mitolojisinde kutlu dağlar, kutlu mağaralar ve kutlu kayalar, daima ve bütün yönleri ile aynı değillerdi ama günümüz halk inanmalarında bu üç kutlu kesim tamamen de ayrı değillerdir. Türkler Muhammedî (s.a.v.) olduktan sonraki tefekkürlerinde yer alan veriler doğal olarak değişmiş olmalarına rağmen, dağlar mitsel kimliklerini hep muhafaza etmişlerdir. Dağlara sırtını dayayan kendisini güven içinde hissederken diğer taraftan kutlu zatları mağaralar düşmandan saklarlar. Bu kutlu dağlar ki çok kere inziva ve vahi ortamlarıdırlar. Ashab-ı Kefh, Bir dağın eteği, bir mağara ve kaya kovuğudur. Hz. İbrahim (a.s) bir mağarada dünyaya gelir ve orada 15 gün kalır. [24] Efsanevî anlatılarda tanrıya giden yollar mağaralardan da geçer.

 

Sözlü kültürümüzde mağaralar daha ziyade canavar veya ejderha inancıyla ilişkilendirilmiştir. Kem gözün yenemeyeceği gücün olmadığı anlatılırken mağaradan çıkan bir ejderha Harput’u yutmaya karar verir. Çare arayan Harputlular hiçbir şekilde önlenemeyen bu ejderhaya karşı nazarı kuvvetli birisini bulurlar. Kadın ejderhayı görünce “Uy ana! Nanca da böyük ejderhaaa” diyince Ejderha yavrularıyla orada taş kesiliverir. [25] Şahmeran’ın da bir mağara canlısı olduğu bilinirken konuya girerken de değinildiği gibi, Erlik Han’ın hâkimiyet alanı yeraltıdır.

 

Şahmeran konusunda Siirt’te yaşayan efsane, diğer bölgelerdeki efsanelerden oldukça farklıdır. Siirt şahmeran efsanesinde olaylar, “kutsal su ve Şahmeran” ekseninde cereyan eder. Bu efsaneye göre balık, yılan ve insan vücutlarının birleşiminken oluşan Şahmeran, kimilerine göre bir canavar kimilerine göre ise “yılanların kraliçesi” olarak bilinir. Şahmeran, Siirt bağlarının bulunduğu yerde, yüksek bir mağarada bulunur. Bu canavarı bulmak için mağaraya giren insanlardan hiçbiri geri dönmemiştir. Bunun nedeni mağaranın altında ve üstünde bulunan kuyuların oraya giren insanları yutmasıdır. [26] Eşik İyesinin yılan şeklinde görüldüğü, Rize’de evin eşiğinin altında yaşadığına inanılan bu iyenin ak olduğuna, Diyarbakır’da da Bağ İyesi’nin ak bir yılan olduğu Bir dönemin Erbil Kalesi’ni koruyan iki yılandan birisinin de ak yılan olduğu şeklinde tespitlerin yapıldığı bilinirken bahse konu yılan koruyucu konumundadır.[27]

 

Bölgede ayrıca; Elazığ Merkez Seydiyye Hanım Çeşmesi yanında ziyaretçilerin dilek taşı yapıştıkları Delikli Taş, bebek bekleyen hanımların yazmalarını 3 defa deliğinden geçirdikleri Delikli Taş [28]Çöteli Kökü Örenhan köyündeki, hasta çocukların şifa için deliğinden geçirdikleri taş, (ve bu taşın arka sırtındaki tepede etrafı taş yığını olan ve yatır olarak bilinen tek mezar da muhtemelenOvoo/oboo olabilir.) Ulukent’te Sugözü yolu güzergâhında bulunan hasta çocukların şifa bulması niyetiyle keza deliğinden 3 defa geçirip çocuğun veya giysilerinin bir süre orada bırakıldığı çocuğun aşlaması halinde şifa bulacağına inanılan Delikli Taş[29] Baskil’in Altunuşağı köyündeki Çocuğu olmayan kadınların deliğinden geçtikleri ve kısır hayvanların yularlarının geçirildiği Delikli Taş [30]

 

Mağara-halk inanmalarına ana dili ve mezhep farklılığından hareketle bakıldığında; Erzurum ve yakın çevresi kutlu bilinen mağaralarından Şenyurt Mağarası (Dunlunun Şenyurt köyündedir. Buranın halkı Sünni Türkmen’dir.) Sulu Mağara (Ilıca’nın Gelinkaya köyündedir. Buranın halkı Sünni ve Türkmen’dir.) Kuzgun Mağara (Ovacığın Kuzgun köyündedir. Buranın halkı Sünni ve Türkmen’dir)Mama Hatun Mağarası (Hınıs’tadır Buranın halkının ana dili büyük çoğunluğu ile Kürtçedir.) Postlu Baba Mağarası (Horasan’ın Postlu Baba Dağındadır. Bölge halkı Sünni Türkmen’dir.) Ziyaret Dağı Mağarası (Horasan’ın Henege Köyündedir. (Buranın halkının bir kısmı Sünni Türkmen ve bir kısmı da Sünnî ve anadili Kürtçe olan Türklerdendir.) Halil Dede Mağarası (Köprüköy’dedir Buranın halkının büyük çoğunluğu Sünni Kürt bir kısmı da Sünni Türkmen’dir.  Yatırların mağara içindeki ya suyundan veya çamurundan şifa umuduyla istifade edilmektedir. Bir kısmının da efsanesinde mağara vardır.[31] Mağaralardan şifa umma gibi inançlar itibariyle halkın mezhep farklılığı ve ana dil farklılığı bir ayrıcalık içermemektedir.

 

SONUÇ:

            Mağara ile ilgili inançları başlangıçtan itibaren ele alıp incelemeğe çalıştığımız bu bildiri, şüphesiz ilgili bütün verileri içeremedi. Ancak yeni çalışmalara basamak olmak üzere, evvelce yapılanlarla birlikte ilave bilgileri içerdi. Konu diğer benzeri çalışmalarımızda olduğu gibi geliştirilmeğe muhtaçtır. Varılan nokta itibariyle halk inanmalarından hareketle ve ilgili kaynaklardan da ilmek alınarak denilebilir ki, bu çalışmada tam yansıtılamamış olsa da, kültürümüzde mağara kültü vardır. Bu kültün sınıflamadaki yeri dağ, kaya, toprak kültlerinde olduğu gibi yeryüzü iyeleri ile ilişkili olmakla birlikte, su kültünde olduğu gibi yer altı boyutu da vardır. Sahipli mağaralar bulgusu, bize göre mağara iyesi konusu için yeterli bir tespittir.  İlgili bilgiler bir araya getirilince, mağaranın ana rahmine benzetildiği, içi ile dışının iki ayrı âlem olarak düşünüldüğü söylenebilecektir. Bu teşhisi mitolojik verilerle halk inanmalarını yüzleştirerek koyabiliyoruz.

 

Harput yöresinden derlenilen mağara içerikli bilgiler, Türk kültür coğrafyasının sair kesimlerinden yapılmış tespitlerden farklı değillerdir. Harput tespitleri ile örnek çeşitlemesi ve zenginliği sağlanabilmiştir.

[1] KÖKSEL, Behiye (1994), “Karacaoğlan ve Gaziantep”, II. Uluslar arası Karacaoğlan ve Çukurova Halk Kültürü Sempozyumu, 20–24 Kasım 1991, Adana,http://:turkoloji.cu.edu.tr/CUKUROVA/sempozyum, 30.12.2007.) Zikreden; Faruk Çolak, “Gerdek Pınarı ‘Gaziantep Efsanesi Üzerine Bazı değerlendirmeler… ..

[2] Yaşar Kalafat, Bozulus Türk Kültür Coğrafyasında Karşılaştırmalı Halk İnançları, Berikan, Ankara 2012 (baskıda)

[3] Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, Kaynaklar ve Açıklamaları ile Destanlar C.I Türk Tarih Kurumu, Ankara 1999, s 26

[4] Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş, 3 Kültür Bakanlığı, Anakara, 1978, s.29

[5] Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, Kaynaklar ve Açıklamaları ile Destanlar C.I Türk Tarih Kurumu, Ankara 1999, s. 27

[6] Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, Kaynaklar ve Açıklamaları ile Destanlar C.I Türk Tarih Kurumu, Ankara 1999, s. 27

[7] B.A.Gökdağ-K.Üçüncü, Başlangıçtan Günümüze Türk Destanları, Akçağ, Ankara, 2007 s. 70

[8] Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, Kaynaklar ve Açıklamaları ile Destanlar C.I Türk Tarih Kurumu, Ankara 1999, s 27

[9] Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, Kaynaklar ve Açıklamaları ile Destanlar C.I Türk Tarih Kurumu, Ankara 1999, s 28

[10] JeanPaul Roux, Eski Türk Mitolojisi, BilgeSu, İstanbul, 1999, s. 96

[11] Yaşar Kalafat, “Güney Doğu Anadolu’da Altay Halk İnançları ‘Oboo-Ovoo’ lar”, Aşiretlerde Mitolojik Bulgular, Berikan, Ankara, 2012, s.7–23