HALK İNANMALARI-MİTOLOJİ EKSENİNDE HARPUT MONOGRAFİNDEN ÖRNEKLEMELER

                                    -Halk İnanmalarında Mağara-

 

                                                                        Dr. Yaşar Kalafat[1]-Nagihan Çetin[2]

 

 

 

                                    “Dünya bir deniz idi, ne gök vardı, ne bir yer,

                                    Uçsuz bucaksız sonsuz, sular içindeydi her yer”

                                                                        Altay yaradılış Destanı- Giriş Cümlesi

 

 

 

GİRİŞ:

Bu sunumumuzda Harput halk inanmalarını merkeze alıp halk inançları-mitoloji bağlamında görüşlerimizi güncelleştirip tartışmaya açarak mağara-inanç konusuna geçmek istiyoruz.

 

Mitolojinin farklı alt disiplinlerdeki tanımlanmaları bir yana halk inanmaları mitoloji bağlantısı yadsınamaz bir husustur. Bu genel hüküm Anadolu daha doğrusu batı Türklüğünün mitolojik kök hücrelerinin aranması noktasında farklı özellikleri de birliğinde içerir. Bu nokta mitolojilerin tanımlarında ideolojik boyut da içermeleri ile ilgilidir. Mitolojik arayışlar ideolojik içeriklerden tamamen arî değillerdir. Biz sunumumuzda ideolojik arayışlara girecek değiliz. Ancak özellikle günümüzde stratejik bir obje olmuş iken, strateji-ideoloji bağlantısı da bilinirken, toplum mühendisliği yapmaya kalkmak bir yana, mağara etrafında oluşmuş halk inanmalarına geçmeden, mitoloji-halkbiliminin alt dallarından birisi olan halk inanmaları alanı arasındaki ilişkiden hareketle bir durum değerlendirmesi yapılması zarureti vardır.

 

Durum Tespiti:

 

Durum tespiti adına ilk ağızda şunlar söylenebilir.

 

Anadolu Türk kültür coğrafyasında özellikle batı Anadolu’da hala hükmünü sürdüren bir Yunan mitolojisi hegemonyası yaşanmıştır[3]. Bu alandaki edebiyat külliyat oluşturacak kadar zengindir. Bu yapılanma kendisi ile birlikte sanatın bütün dallarına, bu arada Türk eğitim sistemine de hâkim olmuş, adeta resmi ideoloji ile bütünleşmiştir.

 

Saniyen arz edelim ifadelerimizde “Türk” söylemi etnik anlamda ve muhakkak anadili Türkçe olan halk anlamında değil, Türkiye Cumhuriyetini kuran halkın, birlikte yaşayan halkların ortak milleti anlamındadır.

 

2000’li yıllarda, mitoloji alanında Türkiye başka bir furyaya sahne olmuştur. Avrupa Mitolojisi, Rus Mitolojisi,  Çin Mitolojisi, Mısır Mitolojisi ve benzeri gibi yayınlarla Türk okuru tanış olmuştur. Bu dönemin hemen ardından Kürt Mitolojisi[4],  Kafkas halklarına dair mitolojik yayınlar[5] giderek Orta Doğu Mitolojisi[6] türünden yayınlar Türkiye’de okuru ile buluşmaya başlamıştır. Son dönemde, Türklüğün mitolojik dönemine ışık tutabilecek tercüme yayınlar ve A.İnan[7] ve B. Ögel’in[8] çalışmaları gibi birkaç çalışma, lisansüstü çalışmalarla zenginleştirilmeğe başlanılmıştır. Edebiyat, tarih, dil alanında yapılmaya başlanılan çalışmalarla kapı biraz aralanır gibi olmuştur. F. Bayat bu dönemi yapılan yayınlarla ile birlikte bir çalışmasında incelemiştir[9].

 

Batı Türklüğünün kök hücrelerini halk inanmaları ile ilişkilendirilerek yapılan çalışmalar son 10 yıl içerisinde ve Azerbaycan-Türkiye birlikteliği ile sürdürülebilen çalışmalardır. Azerbaycan Bilimler Akademisi Millî Folklor Enstitüsü ve bilhassa Nahcıvan Üniversitesi ve Nahcıvan Bilimler Akademisi çevrelerinin Türkiye’deki meslektaşları ile birlikte yürüttükleri çalışmaları, henüz emekleme döneminde olsalar da üzerinde durulan konu bakımından önemlidirler. Bu dönemdeki çalışmalar daha ziyade sempozyum bildirileri ve akademik makaleler türünden olmuşlardır. Mitoloji içerikli kitap karakterli birkaç münferit telif çalışma ki bunların çoğunluğu Azerbaycan’da üretilmiştir. Türk Mitolojisi Ansiklopedik Sözlük[10] isimli çalışma bunlardan olmuştur. Bunu izleyen günlerde Türk okurunu internet ortamında Türk Mitolojisi Ansiklopedik Sözlük[11] ile tanış olmuştur. Eser Türk söylence sözlüğünün ansiklopedik sürümü özelliğindedir. Azerbaycan’da basılan eser Türkiye’de de basılmış sözlük karakterli bir çalışmadır. Tercüme bir eser olan “Yaratıcı Mitoloji-Tanrının Maskeleri”[12] nin ikinci baskısı ile Türk okuru 2003 yılında tanışmıştır. Eser mitoloji felsefe bağlamında, bazı mitolojik objeleri felsefe mantığı ile irdelemektedir.

 

Bizim üzerinde biraz daha ayrıntılı durmak istediğimiz ve Türkiye’nin güncel millî meseleleri ile bire bir ilgili olan mitoloji içerikli çalışma ise 2012 sonbaharında yayınlanan “İran Mitolojisi”[13] isimli eserdir. Eser, İran mitolojisini kökenleri, kaynakları ve ana temaları ile ele almaktadır. Eserde; mitoloji, dinsel mitoloji, mitolojinin varlık sebebi, yararları, temeli, mahiyeti zamanı, kökenleri, fonksiyonları, mitlerin yorumlanması, değişim ve dönüşümleri, dünya görüşü mitoloji, dil, mitoloji-rüya bağlantıları, efsane, ütopya gibi konulara dair bilgi verilmektedir. İran Ulusu Ayranlık başlığı altında ele alınıp Aryan mitolojisindeki Gök Tanrılar, ateş gibi bir takım kültlere dair bilgi verilmektedir. Eserde İran ulusal tarihi safhaları anlatılmaktadır Eski İran dinleri tek tek ele alınmakta ayrıca Zerdüşizm ak ve kara iyeler, dağ kültü gibi başlıklar altında ele alınmaktadır. İran mitolojisinin dönüşüm evrelerine dair bilgi verilmekte ve kaynakları üzerinde durulmaktadır.

 

Bilindiği gibi Fars-Aryanlık Hint-Avrupa yapılanmasının bir parçası olarak algılanır ve Kürt dilli halkla birlikte Tacikleri de Ermenileri de kapsar[14]. Bu sınıflandırmada siyasî oryantalizmin katkısı yok sayılamaz.

 

Kültür stratejistliği adına konulmuş bir teşhisten hareketle, “AB ve ABD’nin Anadolu ve Azerbaycan’da Zerdüşt inancına yeniden hayatiyet kazandırmak istedikleri” söylenebilir.[15] Bununla amaçlanan Ortadoğu İslam coğrafyasında Sünni-Şii bölgesel ihtilafının sağlanılmasından sonra, bölgede İslam olmayan İslamiyet’ten koparılmış gerektiğinde İslam’a da karşı kullanılabilecek yeni bir sosyal yapılanmanın oluşturulması olduğu üzerinde durulmaktadır. Emperyalizmden arka bulmuş siyasi etnik milliyetçilik için bu vaat, biteviye devam edebilecek batı tahrik ve desteği anlamına gelmektedir.

 

Bölgesel etnik milliyetçiliğinin değişmez temel amacı varlıkları için ayrılıklarının kabul edilmesi noktasında olmuştur. Arap ve Türk olmadıkları anlatılmaya çalışılırken Farslıkla bir bağlantılarının olmadığı konusunda fazla ısrarlı olmamışlardır.  Zira Fars-Kürt dil akrabalığı bir gerçektir. İslamiyet evveli dinleri konusunda Zerdüştlüğe uzun süre açıktan sahip çıkamamışlardır Zira Kürt etnik milliyetçiliğinde üstünlük Marksist Leninist hareketin elinde olduğu dönemde, materyalist etnik hareket halkla bütünleşmeyi kotaramamıştır. İnanç konusunda çark eden etnik milliyetçi hareket, anadili Kürtçe olan bölgedeki dinî hareketle “dini-feodal hareketler” demekten vazgeçmiştir. Bölgesel etnik milliyetçilik hareketi taban bulmaya başlayınca, bölgenin diğer İslam halklarından farklılıklarını mitoloji alanında da savunmaya başlamışlar ve Zerdüşizme sahip çıkmak bu dönemde ön plana çıkmıştır[16].

 

Geçen süreye bakıldığında bölgesel etnik milliyetçi hareket Türkiye ortamı itibariyle, Türk olmadıkları çelişkili bir biçimde olsa da kabul ettirilmiştir. 28 Aralık 2012 tarihinde Bakanlık da yapmış bölgeden bir milletvekilinin TBMM’nde yapılan ölüm merasiminde Tv kanalları büyük çoğunluğu ile takdimi “Kürt siyaset adamı”  diye yaparken mevtanın tabutu Türk bayrağına sarılmıştır. Bize göre merhum siyasi, ana dili Kürtçe olan bir Türk’tü. Etnik milliyetçi siyasi fikirlerinin olması onun Türk olmadığını göstermez. O bize göre etnik kimlik olarak Kürt olan bir Türk’tü.

 

Batı, Anadolu Türklüğünün Anadolu ve yakın çevresinde sadece 1000 yıllık bir geçmişlerinin olduğu, asıl vatanlarının Anadolu ve yakın çevresi olmadığı konusunda büyük çoğunluğu ile AB ve ABD hemfikirdirler.

 

Bu noktada, “Anadolu Türklüğünün başlangıç tarihi, Türklerin Anadolu’ya Müslüman Türkler olarak gelmeden evvelinde başladığı, bu şekilde gelen Türklerin Anadolu’nun İslam’a açılışı ile Müslüman oldukları” konusu önem kazanmaktadır[17]. Anadolu Türklüğünün mitolojik arka planını Altaylarda ararken bu noktaya açıklık getirilmesi gerekmektedir. Diğer taraftan ise, İslam’da mitolojinin aranmayacağı görüşü de hayli yaygındır. Mitoloji bahsi itibariyle açıklık getirilmesi gereken diğer husus ise İsrailiyattır.

 

“Kürt millî dininin Zerdüştilik olduğu” konusunda giderek artan siyasi, ideolojik, stratejik bir arayış vardır[18].

 

İran Mitolojisi[19] kitabında Farslıkla İranlılık özdeşleştirilmektedir. İran Fars tarihi binlerce yıl evveline götürülürken bu coğrafya Anadolu ve yakın çevresini Kürt dilli halkların yaşadıkları bölgeleri de, bölge tarihi ile birlikte kapsamaktadır. Böylece denklemde; Zerdişizm-Şamanizm-İsrailiyat ve batı’nın paganist dönem inanç kalıntıları, Anadolu insanı için inanç kökleri aranması döneminde önem kazanmaktadır.

 

Bir millet kökü kadar vardır, kökü kadar yoktur.

 

Eserde tarih şuuru mantığı ile yola çıkılmakta, Anadolu’da Türklüğün köklerinin olmadığı, Farslığın kültür kökleri üzerine oturtulduğu, Kürtlüğün bu kökler üzerinde boy verdiği esas alınmaktadır.

 

Böylece Fars kültür coğrafyası; İran’ın yanı sıra Türkiye, Suriye Irak Kürt kültür coğrafyalarına da varis durumuna geçmektedir.

 

Farsların bu kültür coğrafyasına mitolojiden hareketle el atmış olmaları Fars dil hegemonya alanı ile Fars mitolojik verilerinden doğan coğrafya örtüşmüş olmaktadır.

 

2013 yılı Türk halk biliminin 100. yıldır. Türkiye Cumhuriyetinin bir döneminde doğu ve güneydoğu Anadolu’da yapılan halk bilim çalışmaları Kürt dilli halkın kültürel kimliği bir anlamda yok sayılarak, tamamen Türkçe derlenilmiş, arşivlenmiş ve alan çalışmaları sınırlı da olsa üst kültüre aktarılırken Kürtçe üretim dili olarak gaile alınmamış derlemeler tamamen Türkçe ile ilişkilendirilmiştir. Türkiye’de anılan bölgeden yapıla gelen çeşitli derlemelerle, adeta örtülü bilgilerin deşifre edilmelerini sağlayabilmiştir. Verilerin kimliklendirilmeleri yapılamamış veya inkâra sapılarak yanlış yapılmıştır. Alınan mesafe derinlerdeki bir kısım kültürel verilerin satha çıkarılmaları noktasında olabilmiştir. Bu hal Kürt dilli aydınların etnik milliyetliye yönelmelerine de yol açabilmiştir. Bu noktada Kültür stratejilerinde yararlanabilme noktasında Fars kültür teorisyenleri Türk kesimdeki meslektaşlarından iki adım öndedirler. Bulardan birisi dil diğeri ise mitoloji gerçeğidir. Ortadoğu mitolojisinden sonra İran Mitolojisinin de okuru ile buluşması bu sahadaki gelişmeye yeni bir boyut kazandırmıştır. O da şudur;

 

Anadolu Türk mitolojisini inşa etmek için halk inancı çalışmaları sürdürenler, münferit çalışmalar düzeyini aşamadıkları için, bir anlamda millî mitoloji için derledikleri verileri ile Fars mitolojisine hizmet etmiş durumuna da düşürülebilirler.

 

UNESCO dünya kültürlerini tanış kılma, aralarında kültürel akrabalık bağları bulma ve kurma adına bölgesel kültür yapılanmalarına önem vermektedir. Bu tür projelerde yer alan uluslar, çift standartlı çalışabilmekte, millî kültür stratejilerini de oluşturup koruyabilmektedirler. Bu uygulama UNESCO’ya rağmen onunla uyumlu olarak sürdürülebilen bir var olma savaşıdır.

 

Bu noktada Türk halkbilim stratejisti, dünyada hâkim olan gerçeği, ülke gerçeğini de dikkate alarak, bölgesel gelişmeleri izleyebilir bir stratejik çizgi geliştirme durumunda olmalıdır. Bu çizgi inkârcı olmayan, demokratik, gerçekçi, paylaşımcı ve korunabilmeyi de sağlayabilen bir çizgi olmalıdır. Birlikte yaşayan halkların özel kültürel değerleri korunabilirken, ortak millî kültürel değerler de dış tehdide karşı onunla birlikte korunabilmelidir. Bu anlayışta, farklı anadiller de, ortak millî dilin yanı sıra araştırma dili olabilmelidir.

 

Halk inancı çalışmalarında göz ardı edilemeyecek bir diğer cihet ise İsrailiyattır. Türk Kültürel kimliğinin inşa sürecinde, mitolojik köklerin aranılması ve kendi kökleri üzerinde var olma savaşı sürdürülürken, İsrailiyatın da bu arayış içerisindeki yerinin belirlenmesi gerekmektedir[20]. Bu bahis kimliklendirme itibariyle fevkalade önemli ve büyük ölçüde ihmal edilmiş bir alandır. İslami düşünce tarzı, mitolojiyi söylenti olarak almakta ve “İslam’ın mitolojisinin olmadığı” nı savunmaktadır. Böylece ana dili Türkçe olan ve mitolojik kökleri başka coğrafyalarda bulunduğu ileri sürülen Müslüman Türk dilli halkın, bu coğrafyada köksüz oldukları iddia edilmiş olmaktadır. Bu konuyu aynı yaklaşım tarzından hareketle başka bir çalışmamızda ele almayı düşünüyoruz[21]. Evvelce yaptığımız bir çalışmada[22] Anadolu dinî tabakalaşmasının halk inançları çalışmasındaki önemi üzerinde durmaya çalışmıştık. Böylece kalın hatları ile de olsa konumuzun mahiyeti açıklanmış olmaktadır.

 

METİN:

Bu geliş girişten sonra Harput halk inançlarından seçilmiş birkaç örnekten hareketle üzerinde durduğumuz halk inanmaları-mitolojik bağlantı konusuna geçmek istiyoruz. Konuyu sonuç bölümünde toparlamayı düşünüyoruz.

 

Harput halk inanmaları konulu çalışmalar; ilmî sempozyumlarda, akademik dergilerde ve armağan kitaplarında farklı konu başlıları ile çeşitli zamanlarda ele alınmıştır. Ayrıca Fırat Üniversitesi öncelikli olmak üzere lisans ve lisansüstü çalışmalarda da irdelenmiştir. Biz burada Öztürk’ün çalışmasına kısaca değinmek istiyoruz[23].

 

Anılan çalışmada doğum yapılan evin etrafında ama bir kimse tarafından sürekli davul çalınmış olması, doğum yapmakta olan annenin sesinin dışarıdan duyulmaması şeklinde izah edilmektedir[24]. Bize göre çalınan bu davul ile kara iyelerin evin etrafından kovulması amaçlanmıştır. Bu uygulamadaki davul çalma ile ay tutulunca çalınan davul benzeri ses çıkaran nesnelerin çalınması arasında hiçbir fark yoktur. Kara iyelerin doğum muhitinden kovulmak amacıyla aynı bölgede ilgili eşiğin önünde ateş yakılır, erkek at kişnetilir. Zira Al Karısı ve benzeri şer güçlerin gürültü, ateş ve erkek attan kaçındıkları inancı vardır. Bize göre davulcunun kör kimseden seçilmesi de muhtemel bir görüntüden duyulabilecek korkuya karşı alınmış bir tedbirdir. Yazar bu bölgede Al Karası veya Al Basması’na karşı korunmak için, onun yastığının altına demir aksamdan bir nesne konulur ve Al Karısı’nın ağızdan girerek annenin ciğerini yiyeceğine inanıldığı için özel besleyici yemek olan Aside’nin içine de ve hastanın yakasına kıyık takılır, demektedir[25].

 

İnanç içerikli devamlılık arz eden bir uygulama şekli de Köstek kesmektir. Köstek kesme Türk kültür coğrafyasının diğer kesimlerinde de az-çok farklılıklarla ve değişik isimlerle de olsa görülen bir halk sağaltma uygulamasıdır[26]. Bizim üzerinde durduğumuz kültürel devamlılık bakımından bu uygulamanın önemi ayağı basamayan çocuklar için ilk adım toyu, ilk diş toyu veya ilk saç toyunda olduğu gibi bir toy ile noktalanmasıdır. Türk kültürlü halklar böyle vesileleri küçük de olsa bir şölenle kutlamaktadırlar. Harput yöresinde yürüyemeyen çocuğun kucağına içi çerezlerle dolu süslü bir sepet konur, yürüyemeyen ocuğun bağlı olan ayak başparmaklarının ipi kesilir ve kesen çocuk kaçar başka bir çocuk onu kovalayıp yakalar. Sonunda çocuklar hep birlikte çerezleri yerler[27].

 

Harput halk inançlarında keza kültür coğrafyasının diğer halklarında olduğu gibi ağıt yakılır.[28] Bu toplumda baykuş uğursuzluk simgesi olarak bilinirken güvercinin öldürülmesi uğursuzluk ve kaplumbağa iskeleti ise bina nazarlıklarında kullanılır[29]. Bütün bunlar kültür coğrafyasının ortak halk inanmalarıdır.

 

Mağara konusu Türk mitolojisinde çok yönlü bağlantısı olan bir konudur. Yer altı iyeleri ve onların yaşam bölgeleri dolaylı da olsa mağaralarla ilişkilendirilmiştir.  “Mağaralar, yer altı dünyasını, yeryüzüne bağlayan birer kapı gibi idiler.”[30] Türk destanlarında mağara konusu yer yer gündeme gelirken, Ergenekon gibi bazı destanlarımız mağara konusu ile doğrudan bağlantılıdırlar. Keza eritilenDemir Dağ konusunu ateş kültünden bağımsız düşünmek oldukça zordur. Alt ve üst dünyaların birleşim yerinde oldukları düşünülen mağaralar, yer altı suları inancıyla da ilgilidirler. Yer altı sularına yüklenilen mistik muhteva; onların Ham su, Kara su, Haram olmayan su gibi adlandırılmaları, onlara halk tefekküründe manevi bir itibar kazandırmıştır. Bu itibarla mağara kültü-su kültü bağlantısı üzerinde durulabilir.

[1] Türk Halkbilim Araştırma Kültür ve Strateji Merkezi, yasarkalafat@gmail.com www.yasarkalafat.info

[2] Halkbilim Araştırmacısı, Hacettepe, <nagihan-cetin@hotmail.com>

[3] Şefik Can, Klasik Yunan Mitoljisi, İnkılap Kitapevi, İstanbul, 1990

[4] Cemşit Bender,Kürt Mitolojisi, I-II, Berfin, İstanbul, 1996

[5] Yismeyl Özdemir Özbay, Mitoloji ve Nartlar, Kafkas yayınları 1, Ankara, 1990

[6] S.H.Hoorke, Ortadoğu Mitoljisi, Mezopotamya Mısır Filistin Hitit Musevi Hıristiyan Mitolojileri, Çev. Alâeddin Şener, İmge, Anakara, 1991

[7] A. İnan, Tarihte ve Bugün Şamanizm, Ankara, 1972; Makaleler ve İncelemeler, Ankara, 1988

[8] B. Ögel, Türk Mitolojisi I, İstanbul 1971; Türk Mitolojisi II. Ankara, 1989

[9]Fuzuli Bayat, Mitolojiye Giriş, Ötüken, Çorum, 2005

[10] Celal Beydili, Türk Mitolojisi Ansiklopedik Sözlük, Yurt, Ankara, 2005

[11] Deniz Karabulut, Türk Mitolojisi Ansiklopedisi, 2012 http://frpnet.net/TurkSoylenceSozlugu.pdf, http://tr.scribd.com/doc/99888091/MITOLOJI-SOZLUGU

http://www.roosle.com/CV6EJI9NYRJ8/MITOLOJI-SOZLUGU.pdf.html