Günüm ay-vay keçende”[1] denilmektedir. Bir Anadolu kargışında da,;

 

“Çekin halay yürüsün

Dağı duman bürüsün

Çirkin gelin çeyizi

Sandıklarda çürüsün”[2] Şeklinde yer almasına rağmen, bulut, halk sözlü kültüründe; murattır, ümittir, dert ortağıdır, koruyucu perdedir.

 

“Havaların bulutu

Heybelerin kilidi

Benim sevdiğim oğlan

Bir ocağın umudu”[3]

 

“Sarı çitin bağları

Duman aldı dağları

Kalkmış nereye gidersin

Geldi murat ayları”[4]

 

“Oy dağlar dağlar

Başı dumanlı dağlar

Göğsü çimenli dağlar

Ben derdimi söylesen

Yel durur bulut ağlar.”[5]

 

Bulut kahramanlık destanlarında tabiatın ağıt üslubu ile dile gelmesi noktasında önemli bir anlatım vasıtasıdır. Sarıkamış ağıt destanları bu türden örneklerle doludur.

 

“Bir dağ gördüm, başı çenli yas tutub,

Bir dağ gördüm, qemli-qemli yas tutub,

Bır dağ gördüm, gözü nemli yas tutub, danış, Sarıkamış.”[6]

 

“……………………………….

Gökler bulutlandı kapandı yollar

Bülbül derin öter Sarıkamış’ta

 

………………………………..

Toprağa karıştı çavuş onbaşı

Otlar yeşil biter Sarıkamış’ta”[7]

 

“Bu nasıl yürüyüş bu nasıl eza

Bulutlar ağladı yas tuttu feza

Göğüsten kan değil kar sıza sıza

Silahsız vurulduk Sarıkamış’ta”[8]

 

Bulutlar Kurtuluş Savaşı’nda da sır doludur. Çanakkale Savaşı’nda Conkbayırı’nda 57. Tümen üzerine inan bulutların Mehmetçiğe düşmana karşı siper oluşturması amiral Hamilton’u hat safhada şaşırtmıştır. Çanakkale’de benzeri birbirlerinden farklı bulut içerikli onlarla menkıbe vardır[9]. Bu olay mutlak olanın emri ile cemadatın insanadın kurtuluşuna koşması olayıdır.

 

Bu dağlar, “Dağ başını duman almış” dağlardır. Bu dağlar padişah fermanlarının ulaşamadığı dağlardır.

 

Konuyu halk tababetinden de izleyebiliyoruz. Azerbaycan Avşarlarında konuşamayan çocuğun konuşabilmesi için, pilav hazırlanır deme koyulur, tencerenin kapağına yapışan buhar damlacıklarının suyu, çocuğa içirilir. Karabağ’da bu pilav için Şah Aş denir ve onun buharında şifa olduğuna inanılır.

 

Buhar-buğu-dumanın bağlantılı bir sır içerdiğine inanılır. Dumanların dağların nefesi oldukları inancı vardır. Bu efsaneler daha ziyade volkanik dağlar etrafında yaşatılmaktadır. Nemrut kraterinde dağın nefes aldığı şeklinde anlatılar dinlemiştik.

 

“Ah dağlar içim yanar

Yüreğim ikimizi anar

Nefessiz kaldım gene

Bir nefes ver yüce dağlar” gibi manilerimiz vardır.

 

 

SONUÇ.

 

Mitoloji, tanımı itibariyle her zaman ve daimi surette olmasa da ideoloji boyutlu bir olgudur. Türk kültür coğrafyası tanımı bu noktada, farklı kültür coğrafyaları veya kültürün coğrafyaya yansıyışında farklı izahların ürünü olan görüşlerle göğüslenmek durumundadır. Türk kültür coğrafyası tanımı çalışmalarında bu gerçek “yok” sayılmaz. Türk tefekkür tarihi içerisinde, Türk tefekkürünün çeşitli yöntemlerle kuşatılması gerçeği göz ardı edilemez. Her nedense, Hıristiyanlıktan evvel Yunan medeniyetinden bahsedilebilirken İslamiyet’ten evvel Türk medeniyetinden söz edebilmek yasak bölgeye girmek olarak algılanmıştır.

 

Türk kültür coğrafyası olgusu; bir var olma, varlığını koruma ve kollama hareketedir de. Adı farklı konulmuş olsa da, Türklük için Türklük bilgisinin önemi anlaşıldığı andan itibaren, Türklüğün gündeminde olmuştur, olacaktır. Kuvayyı milliye döneminin geçmişte kaldığı ve dönemini kapadığı gibi yanlış bir anlayış, ancak, kuvayyı milliye ruhunun kesintisizliği ilkesini anlamamakla izah edilebilir.

 

Halk inançları kapsamındaki uygulamalar sadece yalın tekrarlar olmayıp, onlar medeniyetimizin geçmişle bağları noktasında, halk inançları tarihi ile medeniyet tarihi arasında sıkı bir bağ vardır. Belirli kimselerin eseri olmayan kolektif tefekkürün kozmoloji, kozmogoni, mitoloji (ustüreler ve efsaneler) içeriklidir. Hikmetlerin de yeri burasıdır[10]. Halk inanmaları mitolojik tefekkürün yaşayan numuneleridir.

 

        Metinde de belirtildiği gibi Bu arayış, ilmî bir metoda kavuşturulabilir ise bu kültür ailesine mensup toplumların özel isimleri ile toplumun genel ismi arasındaki ihtilaf çözümlenmiş olabilir. Kimlik inkârcılığına ve yerel kimliklerin ortak kimliğin önüne geçirilme ihtilafı da çözüme ulaşır.

 

‘Dirayet Tefsîri, Kur’an ayetlerini, ayetler ve hadisle tefsir etmekle yetinmeyip, dil, edebiyat, din ve çeşitli bilgilere dayanılarak, akıl ve içtihatla yapılan tefsire” denilirken, böylesi donanımlı bir yapılanmanın oluşması dileklerimizle.

 

[1]Yaşar Kalafat-.Necdet Yaşar Bayatlı, Türk Kültüründe Alkışlar-Kargışlar, Berikan Ankara, 2011, s.113

[2] Ertuğrul Kapusuzoğlu, 194 Yozgat Kültür Takvimi

[3] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Tematik Halk İnançları, Ankara, 2011 Berikan yayınları s. 134

[4] Müjgan Üçer, Fatma Peşken, Murat Türkyılmaz, Mâni Benim Ezberim Sivas Ve Çevresi Manileri

Kitabevi, İstanbul, 2009 s. 189

[5] Müjgan Üçer, Fatma Peşken, Murat Türkyılmaz, Mâni Benim Ezberim Sivas Ve Çevresi Manileri Kitabevi,İstanbul, 2009 s. 17

[6] Yaşar Kalafat,”Sarıkamış” Serhat Kültür, Tarih Kültür Haber Dergisi, Ocak-Şubat 2013 s.8—9-

[7]  Ali Güneş, “Sarıkamış” Ali Berat Alptekin-Abdurrahman Güzel, Geçmişten Günümüze Aşıkların Dilinde Sarıkamış, Yayına Hazırlayan; Bingür Sönmez, Omania İstanbul, 2010, s.85

[8]  Mustafa Bilir/Aşık Obalı, “Sarıkamış’te” Ali Berat Alptekin-Abdurrahman Güzel, Geçmişten Günümüze Aşıkların Dilinde Sarıkamış, Yayına Hazırlayan; Bingür Sönmez, Omania İstanbul, 2010, s. 72-73

[9] Abdurrahman Güzel, Türk Edebiyatında Çanakkale Zaferi, Çanakkale, 1996, s. 47-50

[10] Hilmi Ziya Ülken, Türk Tefekkürü Tarihi, İstanbul, 2007, s. 18