Kurdun dumanlı havayı sevmesi, muhakkak sinsilik ve pusu kurma anlamında mıdır? Halk tefekküründe “Allah kullarını rızıklarıyla yaratır.” Veya “Ağzını ve karnını yarattığı kulunun rızıklını da verir” dumanlı, sisli, puslu hava, kurdun rızık arama ortamıdır, diye düşünülemez mi?

 

Duman-sis-buğu bağlantısı üzerinde kısa değinmelerle döne döne durmak istiyoruz.

 

Sis dağının başında

Rüzgâr aldi fesumi

İki Türki soledim

Nasıl kestum sesini[1]

 

Sis Dağı’nun başında da

Kar misun duman misun?

Alacağum yar seni de

Onaltıda var mısın?

 

Hadi gidelum Sis’e

Sis’in yolları çiğse

Ne dedum da darildun

Niye gelmiyon bize?

 

Sis Dağı’nın başları

Duman değil kar idi.

Sevduğun senun ile

Ne günlerim var idi.

 

Oy Sis Dağı, Sis Dağı

Ben yemem koyun yağı

Kızlar istedi benden

Zülfüne Gül dağı.[2]

 

Üzerlik otu yakarak tütsüleme yapmak, ateşe tuz atmak suretiyle nazara karşı korunmak ve nazardan kurtulmak inancı Lazca konuşan Türk kültürlü halkın halk inançlarında da vardır. Güneş tutulması esnasında  ana dili Lazca olan Türklerde yapılan bir uygulama ve bu konu ile ilgili efsane tespiti yapamadık. Ancak güneşin tutulması Türk kültürlü bu halk kesiminde de hayıra yorulmaz ve uğurlu bir olay olarak bilinmez.

 

Başına dolandırma ve üzerlik motifleri çok kere bir arada görülebilirler. Diyarbakır’dan yapılmış bir tespitte;

 

“Nezer değmiş dediler

Üzerlik getirdiler

Tuz ile karıştırıp

Başında çevirdiler”[3] denilmektedir.

 

     Gündoğdu Baba’nın türbesi Azerbaycan-Ağdaş’ın il sınırları içerisindedir. Burayı halk daha ziyade göz hastalıklarının tedavisi için gitmektedir. Burası daha ziyade sabahleyin gün doğmadan ziyaret edilir. Buradaki diğer ünlü yatır Bulut Baba’dır.[4]

Buğu veya tütsü halk tababetinde nazarın dışındaki haller için de kullanılır. Kazana ceviz yaprağı, karayemiş yaprağı ağaç kabuğu gibi yumuşak buğu çıkaran şeyler konularak buğu yapılır, Buğuya Oturmak denilen bu uygulamanın döl yatağı kanallarını açacağına inanılır. Kazana su yerine süt konulur ise yapılan buğuya Süt Buğusu denir. Ayrıca Hagule denilen otun da buğusu yapılır[5].

Bu tür tespitleri Türk kültür coğrafyası genelinden çoğaltmak mümkündür. Gündeme tanımış olma adına bu kadarla yetindik.

 

Dumanla ilgili inançlar anadili Kürtçe olan Türklerde de farklı değildir. Bu kültürde dumanın karşılığı, müj ve dumandır. tütsü, tütsü olarak kullanılır.  Koz, sis, dumandır. Buhar da, buhar kelimesi ile karşılanmaktadır. Özetle aynı inanç farklı kelimelerle yaşatılmaktadır. Ana dili farklılığı ortak halk inançlarına yansımamıştır.

 

Anadolu Türk kültür coğrafyası rüya yorumlarında buhar göz körlüğü anlamına gelir. Buhurlamak veya tütsülenmek çevre ile iyi geçinmek anlamına gelmektedir. Bulut ise hayat ve kurtuluş anlamına gelir[6].

 

Ürdün Türk halk kültüründe cin, şeytan ve kem göz gibi zarar vereceğinden çekinilen güçlerin zararından korunmak için bohur/buhur yakılır. Tuzun da nazardan koruduğuna inanılır. Üzerlik ve onunla ilgili inançlar yoktur. Tütsü yapılarak görünmeyen kötülerden korunma inanç ve uygulaması Türk kültür coğrafyasının genelinde üzerlik buğusu çok yaygındır ve çok kere üzerlik koruyucu olarak kullanılır. Yörenin bitki örtüsü üzerlikte kullanılacak bitkinin tayininde etkili olabilmektedir. Kıbrıs’ta tütsü için zeytin yaprağı kullanılmaktadır.[7]

 

Uğur inancı Türk kültür coğrafyasının Lübnan kesiminde de yaşamaktadır. Bu kültürde de buhurun uğur getireceği inancı vardır. Buhur yakılırken dua edilir.[8]

 

Bize göre duman, sis ve buhar arasında ismi konulmamış bir mistik ortaklık vardır;

 

Tirabizan kızlari

Ne dillidur ne dilli

Kalduk duman içinde

Yetiş sana Midilli[9]

 

Al şalım yeşil şalım

Dünyayı dolaşalım

Sen yağmur ol ben bulut

Maçka’da buluşalım.[10]

 

Duman dağdan ukari

Cereme dur cereme

Ander kalsın sevdaluk

Kodi beni vereme[11]

 

Çıkalım yaylalara

Karışalım dumana

Olayım o dillere

Geliyisun imana

 

Bi duman aldı dağa

Bi de aldi dereye

Aradı seni gözüm

Nereyesun nereye

 

Duman dağın üstüne

Vaynana vurur vaynana

Uşak senin anana

Diyeceğim kaynana

 

Çayeli iyi yerdür

Üstü duman olmasa

Durmazdum Çayeli’nde

Sevdan Buradan olmasa[12]

 

Duman, sanki sevginin gücünü ölçen bir sınav perdesidir, onu, sabırla ısrarla, özveri ile aşmak gerekir. Ercişli Emrah bu teşhisi pare pare dumanla anlatır;

 

“Bizim sahranın başı

Pare pare duman şimdi

Sevişmesi bir hoş olur

Ayrılması yaman şimdi”

 

İnanç etimolojisinde belirli dozda uçukluk meşrudur. Dumanda farklı bir sır olabileceği, dumanın batinî anlamının da olabileceği itibariyle,

 

“Duman duman üstüne

Dumanın ben olayım

O kara gözlerine

E kız kurban olayım” dörtlüğündeki “dumanın” ifadesinde adeta, dağı olmak, ağacı olmak, hayvanı olmak gibi özel aidiyet saklıdır. Bilindiği gibi boyların kendilerine mahsus kutsal ağaçları, dağları ve hayvanları vardı. Bu az-çok “Şeytanın bol olsun” “Cinleri olmak” veya “Meleği olmak” türünden bir inanç anlayışıdır.

 

E kız evi tüteyi

Nenen ekmek ede edeyi

Alacağsan beni

Satacağum kedeyi[13]

 

“Gökyüzünde tüten olsam

Yeryüzünde biten olsam

Bir atlasdan keten olsam

Yar boynuna sarsa beni”[14] yare ulaşabilmede biten olabilmek gibi tüten olabilmek de vardır.

 

Veya;

 

“Alçak dağın dumanı

Yüksek dağa yürüdü” tespitinde olduğu gibi, sahiplenme veya sahibi olma olayı vardır. Bu bir ısrarlı olabilme, kavlinde durabilme olayıdır.

 

“Beklerim selamı seher zamanı

Ilgıt ılgıt esen yelinden gönder

Engel olur ise dağın dumanı

Bırak boz bulanık selinen gönder”

 

Pir Sultan Abdal, Yıldız Dağı’nın dumanından haber sormaktadır;

“Gelmiş iken bir habercik sorayım

Yıldız dağı niye gitmez dumanın

Gerçek Erenlere yüzüm süreyim

Yıldız dağı niye gitmez dumanın”

Tarsus Fellahoğlu Muhammed Nurettin Camii’nde adak sahipleri için beklemeden kullanmalarını sağlamak üzere hazırlanmış buhurdanlıklar bulundurulur. [15]

Amucalular Türkmen toplumunda da Türk kültür toplumunun diğer halk kesimlerinde olduğu gibi Buhur uygulama inancı vardır. Bu uygulama ölümün kırkında ve senesinde yapılır Gül suyu Buhur’dan sonra dökülür. Buhur diğer örneklerde de görüldüğü gibi doğum, sünnet ve düğün gibi toplantılardan evvel ve sonra yapılırken bu merasimlerin yapılacakları yerler aklanmış olur. Ölümden sonra da keza yasa yol açan olumsuzluklardan kurtulmak amaçlanır.[16] Bu uygulama ile ölenin ruhuna bir anlamda hayırlar gönderilmiş şerler def edilmiş oluyordu.

Böylece buhar, sis, duman, buğu bağlantısını doğum evvelinden başlayıp ölümle birlikte sürdüğünü halk inançlarından hareketle örnekleyebildiğimizi söyleyebiliyoruz. Bu örnekleme, Türk kültür coğrafyasının her kesiminden yapılabilirken Şamanist dönemden günümüze kadar gelebilmektedir.

 

Bulutlar cemadat ile insanad ilişkilerinde farklı şekillerde de rol alırlar. Onlar halk musikisindeki Turnalar gibidirler. Âşıklar arasında haber taşır insanlar onlarla ilişki kurdurulurlar.

 

“Gidin bulutlar gidin

Yârin olduğu yere

Yârim sılaya gitmiş

Yârime selam edin”

 

Bulut’un haber taşıyıcı özelliğini halk takvimindeki inançlardan da izleyebiliyoruz. Bulut adeta gelecekten haber veren durumundadır.

Gagavuzlarda duman bacadan dosdoğru çıkması halinde yağmurun yağacağına inanılır. [17] Bulutların rengine bakarak yakın gelecekteki hava durumunu tahmin de mümkündür. Kara bulutlar yağmurun habercisi bulutlar olarak bilinirlerken, bulutsuz gökyüzü havanın açık olacağı haberini vermiş olurlar.

Şaman inançlı Türk kültür coğrafyasında Kemik Falı’na bakılarak gelecek okunurken bulutun aracılığına başvurulabiliyordu.

 

Eski Türklerde kurban kesmeden evvel din görevlisi Kurban Duası okuyordu. Radloff’un yaptığı bir dua tespitine göre;

 

“Buraya gel genç bulut

Kürek kemiğine basarak

Halk ve adamlar

Kürek kemiğini ezecek siz de geldiniz” şeklindedir [18]

 

Yemen ağıt-türküsünde;

“Havada bulut yok

Bu ne figandır”  denilirken bulutlu hava ile sıkıntılı hava anlatılmış olur.

Halk dilinde, Allah, bulutlardan sağılan rahmetle şehitlerin toprağını yıkar, definden hemen sonra mezara, ölünün serinlemesi için su dökülmesi rahmet olarak bilinir. Kurbandan sonra yağan yağmur için, “mübareklerin kanı yıkandı çiğnenmeleri istenilmedi” denir. Yada Taşı ile bulutlardan yağış sağılır.

 

Allah (c.c.) inkârcı toplumları, Ad Kavminde olduğu gibi rüzgâr, Semûd ve Lût Kavminde olduğu gibi deprem, İbrahim Kavminde olduğu gibi sinek ile helak ederken Nuh Kavminde olduğu gibi de su ile helak eder. su Allah’ın rahmeti olduğu gibi helak vasıtasıdır da[19].

 

Vayana ifadesi vay ve ana kelimelerinden oluşmuş iken vay, figan feryat anlatır. Azerbaycan Türkçesinde “vayına oturmak” yasını yaşamak anlamındadır. Bir kimseye “vayına oturum” denilir ise onun ölmesi istenilmiş olur. “vayına oturdular mı?” onun için ağıt yakıldı mı, ağlanıldı mı? Anlamındadır.”vay başıma” bu türden bir ifade şeklidir.

 

“Vay bana vaylar bana

Yıl oldu aylar bana” aynı zaman da ağıt bölümüdür. Saklı ifadesi ile “vay başıma gelenler” de olduğu gibi yası, kederi ve daha ziyade ölümü anlatır.

 

Kars’ta yatalak yaşlıların ölümü kastedilerek “helvasını ne zaman yiyeceğiz” şeklinde bir takılma sözü vardır. Keza;

 

“Dağlar dağladı beni

Gören ağladı beni” yarım dörtlüğünde dağlarda dağlama gücünün varlığı inancı saklıdır. Dağın Yanması”, “Dağda Yanmak” deyimleri bulut konusunda olduğu gibi bu anlamda ele alınamazlar mı? Biz evvelce konuşan ve top atan dağlara dair tespitler yapmıştık. Aşk destanlarımızda Hak aşığı dağdan şiir okuyarak yardım istemektedir. Yunus Emre,

 

“Dağlar ile Taşlar ile

Çağırayım Mevla’m seni” demiyor mu?

 

Biz bir vesile ile hoyrad =horyad=koryad şeklinde bir inanç etimolojisine şahit olmuştuk. Bu açıklama, kor, od ateş ve yad’ı da hatırlama, anma, acıyı yad etmek olarak yapılan bir tahlildi.

 

Ağıt içerikli bir Azerbaycan kargışında,

 

“Geceler ay keçende

Bulu(t) tay tay keçende

Ben seni gargıyaram

[1] Haydar Gedikoğlu, Akçabat Folkloru, Akçaabat Belediyesi Kültür Yayınları 7, Trabzon, 2012, s.204

[2] Yaşar Küçük, Doğu Karadeniz Bölgesi Eşkıya ve Kabadayıları, Türküler Destanlar, Serandar, Trabzon, 2006, s. 21-22

[3] M. Kadri Göral, Küse Kapısı, Ankara, 2003

[4] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Halk İnançları, Dedem Korkut Yukarı Eller, Berikan, Ankara, 2008, s.84

[5] Haydar Gedikoğlu, Akçabat Folkloru, Akçaabat Belediyesi Kültür Yayınları 7, Trabzon, 2012, s.207