DOĞU KARADENİZ ÖRNEKLERİ İLE TÜRK HALK İNANMALARINDA ‘BULUT’

                                     (Halk İnanmaları- İsrailiyat Bağlantısına Dair)

 

 

    Yaşar Kalafat[1] 

 

Aşktır bulutu suya, suyu yağmura, dumana, sise, çiğe dönüştüren

 

GİRİŞ:

 

Bu çalışmayı kesin sınırlarla ayırmamış olsak da iki bölüm başlığında ele aldık. Birinci bölümde Türklüğün mahiyeti üzerinde halk inançlarından yola çıkarak teorik görüşlerimizi tartışmaya açmak istedik. İkinci kısımda bulut kültür kodu üzerinde Doğu Karadeniz’den hareketle durmaya çalıştık. Bulut kültür kodu gibi birçok kültü ele alarak üzerinde durduğumuz teorik çerçevenin içerisini doldurmaya çalışıyoruz. Bu kere bulut konusunu ve Doğu Karadeniz bölgesini ele almış olduk.

 

Bu bildirimizde, tefekkürün inşasında halk kültürünün ve bilhassa onun bir dalı olan halk inanmalarının rolü olabileceği hususu üzerinde durmaya çalışıyoruz. Bize göre çok kere hor bakılıp ihmal edilmiş olan bu alan, tefekkür kaynağı arayışı için bir hazinedir. Bu teşhis bilhassa Türk kültürlü halkların geçmişten geleceğe tefekkür nehri için geçerlidir.

 

Halkların kültür akrabalıkları izah edilirken; karşılıklı etkileşimleri, insan toplumunun korku, heyecan, hayret ve hayranlık duygularını oluşturan ve tetikleyen olaylar karşısında ortak özellikler taşıdıkları üzerinde durulur. Kültür akrabalığının halklar arası akrabalığa yol açan bir diğer önemli gerçeği daha vardır. Bize göre diğer iki izahtan ziyade ortaklığın tesis ve devamlılığında esas olan budur ve bunun adı tevhittir. En eski kozmogoniler arasındaki ortak nokta çokluğunun izahı da buradadır.

 

Tevhidin içerdiği halklar arası akrabalık bağlarının tesis edici özelliği, tevhidî inanç kapsamında mütalaa edilme durumunda olan Musevi ve İsevî teologlarca bilinçle ve inançla yıkılmıştır. Bu gerçeğin izahının yapılması Muhammedî İslam mensubu açıklayıcılara kalmıştır.

 

Dinin, O’nun sahibinin nazarında bir tane olduğu ve isminin de İslam olduğu gerçeği muhtemelen ilkin bir kısım Musevî İslamlar tarafından yok sayılmak istenilmiştir. Bunu bir kısım İsevî İslam sözcülerinin açıklamaları izlemiştir. Dinin son ve en tekâmül etmiş şeklinin Muhammedî İslam olduğu gerçeği, diğer her iki dinî kesimin açıklayıcılarınca inkâr ve ret edilmiştir. Böylece    Hz. Âdem’den itibaren tek olan tevhit inancı, farklı isimler alabilen ve dinin safhaları sayılabilecek dönemleri, “Musevî tevhit”, “İsevî tevhit” diye bölünmeler olarak yaşanabilmiştir.

 

Hz. Muhammed’in (s.a.v.s) peygamberliği Tevrat ve İncil’de yazılı idi.[2] (A’raf, 157) O’nun Sapmamış ve azmamış olduğunu da Kur’an-ı Kerim Açıklamaktadır. (Necm 1–5) Hz. İsa (a.s.), İsrailoğulları’na, Allah’ın elçisi olduğunu kendisinden evvel gelmiş olan Tevrat’ı ve kendisinden sonra Hz. Muhammed’in müjdeleyici olarak geldiğini belirtmektedir. (Sâf, 6) Bu husus Tevrat ve İncil’de de belirtilmiştir. (A’raf 157), Hz. Musa’ (a.s.) nın kavminden bu gerçeğe inanan bir topluluğun da olduğu (Araf, 159), Son peygamber olarak görevlendirilen Hz Muhammed ile (Ahzâb, 40) Allah’ın dini olarak belirtilen İslâm’ın tamamlandığı (Al-i İmrân 3) açıklanmaktadır.

 

Bizim de din anlayışımızda din doğal olarak bir tanedir ve ilahî uyarıcılara göre isim alabilmiş olması onun sadece safhalarıdır. Türk kültürlü halkların tefekküründe üstü örtülü kalmış olsa da bu gerçek vardır.

 

Bunun içindir ki, sözlü kültür verilerinde varlıklarını sürdüren İnanç içerikli bir hayli çok tespit ile kitabî dinlerin ilahî tebligat metinleri arasında “ortaklık” aynilik, düzeyindedir.

 

İlahî tebligatların tümünün tam metnine ulaşamayabilirsiniz. Ancak onların arasında aynilik içeren hususları halk inançları çalışmalarından yola çıkarak tespit edebilirsiniz. Bu tespitin sizin tarafınızdan yapılabilen kadarı sizin kültür coğrafyanızın mahsulüdür. Bu tespit, sizin tefekkürünüzün mayasıdır, tefekkürünüze mayalık yapabilir. Bu arada geçmişin batılını hayatımıza taşımış olmaktan Allah’a sığınırız. (Araf/173) İslam’ın yürürlükten kaldırdığı türden olan örfide hayata taşımış olmaktan Allah’a sığınırız.[3] (Araf/199) Keza yanlış bir inanç uydurup büyük günah işlemiş olmaktan da Allah’a sığınırız[4]. Biz bir anlamda devamında yarar görülen örflen de bahsetmiş oluyoruz.

 

Bu izahla, inançla göç kadar, inancın göçü kadar, inancın, halk kültüründe kendisi ile tekrar tanışması, var olan aynılıkları, var olan ayrılıklara rağmen keşfedilmesi vardır.

 

Kültür coğrafyalarının tespiti, inkârı ve bu coğrafyalar arasında ihtilafların çıkarılması, tevhit anlayışı ile doğrudan ilgidir. Bu noktada inanç tarihi, ilkel olan ve olmayan dinler ve onları da kendi içlerinde; Animizm (ruhçuluk), Naturizm (tabiatçılık), Totemizm (Totemcili) ve benzeri isimlerle bölümlemek tevhit inancı ve anlayışı ile doğrudan ilişkilidir. Bir İsevî veya Musevî için, Hz. İsa veya Hz. Musa’dan evvel veya ve bilhassa sonra gelmiş ilahî tebligatçılar gerçeğini anlamak bunun için zordur.

 

Allah’ın tek olan dini İslam’ın farklı dönemlerde ilahî duyurucular tarafından duyurulmuş olmak, tevhit noktasında tabii ki farklılıklar içermezler.  Bu duyurulardaki tevhit içerikli muhteva Kur’an’ı Kerim’de tadat edilmiştir. Bu tebligatlardan Hz. İbrahim’e kadar ümmet bulabilenlerin sayıları çok kere mahdut sayıda olmuştur. Bunlara ait olan sünnetler ise Sünnetullah olarak bilinirler. Bu noktada Adem (a.s) dan günümüze Sünnetullah’tan hareketle  halk kültüründe İlahî inanç izleri aranabilir mi? Bu arayışta kurban, haç, oruç, yükünme gibi yapılan ibadetlerden hareketle belirli ortak paydalar üzerinde durulabilir mi?

 

Böylesi bir izleme, izleyiciyi, ilk tebligatçıya veya Türkçe konuşan halkın mensubu bulunduğu ilk ilahî tebligatçıya götürür mü? Bu noktada, ilkin dinler mi, yoksa diller mi vardı, sorusu cevap bekleyecektir. İşte İsrailiyad’ın devreye girdiği nokta bu noktadır.

 

Böyle bir çalışma Türklük-tevhit inancı bağlantısına götürebilir. Böylesi bir yolculuk, Türklük tarihi- nübüvvet tarihi ilişkileri çalışmalarını bir adım daha ileri götürebilir. Türk kültür coğrafyası ve Türk kültürlü halklar tanımlamalarına, eksik boyutun ikmali bakımından da kişilik kazandırabilir.

 

Biz, yaratılmış olma dönemi ile başlayan, Yaratan’ın yaratma amacını, yaratılmışlar bakımından esasta bir olduğuna inanmaktayız. Tespitlerin arasında İlahî mesaj izlerinin aranabileceğini düşünüyoruz. Bildirimizde bu hususu örneklemeğe çalışacağız. Nitekim

 

“Her doğan çocuk fıtrat üzerine doğar, sonra anası-babası Yahudi ise onu Yahudi, Hıristiyan ise Hıristiyan Mecusi ise Mecusi yapar.”[5] Buyrulmaktadır.

 

Din, İslamiyet mitolojiyi genellikle tevatür olarak kabul eder. Mitolojinin karanlık safhası gerçeği ile halk inanmalarında hurafe, asılsız inançların örtüştükleri nokta, halk inançlarından geçmişe yapılacak yolculuğun yolunu aydınlatabilir kanaatindeyiz. Kozmolojik/Kevni ayetler; arşla, ayla, göklerle, güneşle ilgili bilgiler verirken, kâinatın yaratılışı, takvim, yağmur, yerin ve yıldızların yaratılışlarını anlatır ki, çalışmanın da yolunu aydınlatabilirler.

 

Allah, göklerin ve yerlerin bilinmeyenlerini bilendir. [6](Bakara 30–34) Bulutların bilinmeyenleri halkın sözlü kültüründe de aranamaz mı? Göklere, yere ve dağlara sunulmuş olan emanette [7](Abzâh 72), bulutlara ilgili bilinenlerden farklı boyutlar, halkın sözlü kültüründe izler bırakmış olamaz mı? İki göğü var eden, her göğün işini kendisine bildiren ve yakın göğü ışıklarla donatan Allah’ın [8](Fussilet, 12) bulutlara olan buyruğu konusunda halk inanç kültürü de kaynaklık yapamaz mı? Yukarıdan indirdiği su ile rızık olarak ürünler yetiştiren [9](İbrahim, 32–33) Allah’ın bulutlar üzerindeki hükmü, halkın inanç kültürüne nasıl yansımıştır. Göklerin ve yerin bilinmeyenlerini bilen Allah’ı [10](Bakara 30–34) halkın bulut kültüründen de izleyemez miyiz?

 

Allah’ın tek olan dinine sırt çevirip, putperestlik türü inançları tercih etmiş olan geçmişin izinden gitmek ile  Allah’ın ezelden beri var olan dinine uzak geçmişte de iman etmiş olanları keşfetmeğe çalışmak farklı şeylerdir.

 

Bu genel arka plandan sonra konuya girerken denilebilir ki;

 

Halk inanmalarından hareketle Bulut etrafında oluşmuş inançlar irdelenebilir. Eski Türk İnanç Sistemi’ndeki Gök Kültü; ay, yıldız, güneş ile birlikte birtakım gökyüzü hareketlerine de yer verilmektedir. Bu cümleden olarak, halk inanmalarında yıldırım, şimşek, gök gürültüsü, sis, bulut ve yağışa da yer verilmektedir. Dağ kültü bağlantılı bulut konusu ise bu bulgular arasında farklı bir ağırlık içermektedir. Bu husus doğal olarak sözlü kültüre de yansımıştır. Akçaabat ve yakın çevresi merkeze alındığında, bulut-inanç bağlantısı Gökkuşağı-İnanç bağlantısı, Şimşek, yıldırım gök gürültüsü- inanç bağlantıları ele alınarak, inanç sistemindeki ay, güneş, yıldız kültlerine daha bir anlam kazandırılabileceğine inanıyoruz.

 

Sözlü kültür ürünlerimizden bilmecelerimizde Bulut, “Finişli minişli elimden uçtu kaşı dağda su içti”, “İstanbul’dan birisi kara koyun derisi” “Minare, minare;  minarenin üstünde bir ocak: Bunu bilmeyen bu gece ölecek”,”, “Yaprak kadar hafif, dağlar kadar büyük”, “Dam başına deri serdim bacaklarını geri serdim”, “Engürünün güründen günler görünmez püründen”, Dağdan iner dağ kimin, kolları bu dağ kimin, endi  bulag başına bağırdı oğlak kimi”, “havada uçar, rüzgardan kaçar, ben giderim o ağlar” şeklinde yer alırken[11]  duman, sis, körduman baca duman ise. “karşıdan baktım pek çok yanına vardım hiç yok”, “Benim bir şeyciğim var,  avluya çıt demeden girer”, “Bir atım var haşarı, kuyruğu damdan dışarı”, ev üstünde kara koyun”, “Bir ağacım var dalsız budaksız, ben ona nasıl çıkayım elsiz ayaksız” şeklinde geçmektedir[12]. Halk tasavvurunda bulut ile duman bilmecelerde de anlam olarak büyük ölçüde örtüşmektedir.

 

Bulgular anlamlandırılırken İsrailiyat bağlantısına da yer verilerek halk inanmalarında bu kanalın yeri üzerinde de kısaca da durulması inanç sistemleri arasındaki karışıklığı giderebilir. Zira Anadolu halk inançlarından Yahudi Dinî inancının izlerini İslam halkın halk inançları kültüründe takip edebiliyoruz.

 

Yaratılmışların âlemler arası değişimindeki değişim hızı ve şeklinde, şüphesiz iklimlerin de, iklim olaylarının da payları vardır. Esasen iklim olayları tanımlaması bir noktada cemadattaki değişmedir. Nebatat âleminden cemadat âlemine geçişi tam anlatmamış olsa da, maddenin üç hali, cemadat içindeki değişimler değil midir? Doğu Karadeniz, Türk kültür coğrafyası, bulut içerikli yaşamla daha yakından ilgidir. Bu halin, halkın tasavvur-inanç bağlantısına daha yoğun yansıması doğaldır.

 

Bu bölümün sonuna gelirken denilebilir ki, bu arayış, ilmî bir metoda kavuşturulabilir ise bu kültür ailesine mensup toplumların Kumuk, Nogay vb gibi özel isimleri ile toplumun genel ismi olan Türk adı arasındaki ihtilaf çözümlenmiş olabilir. Kimlik inkârcılığına ve yerel kimliklerin ortak kimliğin önüne geçirilme ihtilafı da çözüme ulaşır.

 

METİN:

 

Doğu Karadeniz sözlü kültür örneklerine Azerbaycan Türk kültür coğrafyasından tespitlerle başlayalım. Türk kültür coğrafyasının farklı kesimlerinden sözlü kültürün çeşitli örnekleri üzerinde durmaya çalışacağız. Azerbaycan Türklerindeki bir yağmur duasında;

“Getir hay getir

Kızıl kaya dibinden

Bir kırmızı gül getir

Gün gedip/gitmiş su içmeğe

Al donun değişmeğe

Dumandan kaçın kaçın

Güneşin yolun açın

Azarlı Azar Olsun [13] denilirken, güneş su içilebilmekte, adeta dumanın perdelemesi ile don değişimi yaşamakta ve bu sisli ortamda güneşe yol açılması istenilmektedir.

 

Artvin yöresi baharı karşılama uygulamalarında çocuklar;

“Bulut get (Git)

Güneş gel

Saçlı kızı

Al da gel” manileri söylerler [14]

 

Doğu Anadolu’da Gök ile ilgili özel bir iyenin varlığı tespit edilememiş olmakla beraber, Kars yöresinde meleklerin bulutları at gibi bindikleri, istedikleri gibi dolaştıkları, Tanrıdan aldıkları buyruk üzerine şimşekleri kamçı gibi kullanıp bulutları denizlere indirip suyu emdirdikleri, sonra gökyüzüne çıkararak yağmur yağdırdıkları inancı vardır.[15] Yağmur tanelerinin gökyüzünden meleklerin kanatlarında indiklerine, bu yöntemle inmemeleri halinde beher damlanın tonlarca ağırlıkla yere inmeleri gerekebileceği türünden İslamî renge bürünmüş halk inançları da vardır.[16] Gök Bulut Ejderhası Efsanesi ne derece bu kapsama girer incelenmeğe değer.

 

Halk söylencelerinde ulu zatların üzerine Allah tarafından gölge yapıldığı şeklinde temalar işlenir. Bu inanmada, Araf Suresinde açıklanan “Sonra üzerlerine bulutla gölge yaptık [17](Araf/160) gibi ayetlerin de etkisi vardır. Halk kültürüne bu husus;

 

“Yâri yolladım yola

Gözlerim dola dola

Buluta çok yalvardım

Yârime gölge ola”[18] şekline yansımıştır.

 

Keza Fâtır Sûresi’nde açıklanan “Rüzgârları gönderip de bulutu harekete geçiren Allah’tır……” [19](Fâtır 6) Halk kültür verilerinde bu hususu da izleyebiliyoruz. Bir batı Trakya Türküsünde;

 

“Bulut gelir uyandırır

Dağı taşı dolandırır

Ahım tutarsa dilendirir

Yağma yağmur esme deli rüzgâr Yârim yoldadır” denilmektedir. [20]

Surelerin de rızık-rahmet-yağmur bağlamında yapılan açıklamalar da bulutların da yeri vardır.

 

Bir Doğu Karadeniz türküsünde

 

Bi duman aldi dağa

Bi de aldi dereye

Aradı seni gözüm

Nere yesun nereye? Denilirken duman dağı da dereyi de alabilmekte, duman

sevgiliyi görmede kısmen engel teşkil etmektedir.  Bir başka türküde de “Duman sardı dağları ben yarı saramadım” denilmektedir. Bu ironide adeta duman ile dağ arasında bir aşk vardır. Bu dörtlüğü 18–20 yaşlarında bir genç kız okuyunca gözünde sevgilisi tüter. Mitoloji uğraşanı dinler ise “dağ kültü” ve “su kültü” gelir hatırına.

 

Duman aşkın efkârın simgesidir. Başı dumanlı olmak bu anlamda kullanılmış olmalı.

“Duman duman üstüne

Dumanın ben olayım

O kara gözlerinin

Kurbanı ben olayım” denilirken sevdanın katmeri kurban ile anlatılmış olmaktadır.

Bu tespiti türkülerden de izlemek mümkündür ve aynı anlam içeriği ile türkülerimizde de yer almıştır. “Yaylam senin ne dumanlı başın var”, karlı dağlar karanlığın bastımı”, Şu yüce dağları duman bürümüş”  “Kışlanın ardını duman bağladı” gibi onlarca türkü zikredilebilir.

 

“Havaların bulutu

Heybelerin kilidi

Benim sevdiğim oğlan

Bir ocağın umudu”[21]

 

Kayseri yöresi ve orta Anadolu’nun birçok yerinde rüyada duman ve havayı tozlu görmek, ilaç, ilaç içmek, traş olup sakalını kestirmede olduğu gibi darlık, sıkıntı bunalma, efkâr anlamına gelir.[22] Dedem Korkut Destanı’nda Salur Kazan, ordasını dumanlı görünce sıkıntılı bir rüya görmüş olur[23]. Azerbaycan Türk kültür coğrafyası halk inanmalarında rüyada duman görmek kaygı ve kederdir[24].

[1] Dr. Türk Halkbilim Araştırma Kültür Merkezi yasarkalafat@gmail.com www.yasarkalafat.info

[2] (Araf/173)

[3] (Araf/199)

[4] (Nisa/48)

[5] Buharî, Cenâiz 93 (II,104) zikreden m. Cemal Sofuoğlu, İslam Dini İnanç-İbadet-Ahlak Esasları, İzmir, 1996. s. 20

[6](Bakara 30–34)

[7] (Abzâh 72),

[8] (Abzâh 72),

[9] (İbrahim, 32–33)

[10] (