BARAKLAR ÜZERİNE YENİ TESPİTLER

Dr. Yaşar Kalafat*

Yrd. Doç. Dr. Rezan Karakaş*

            Giriş

Barak Türkleri konusunda farklı disiplinlerden hareketle araştırma ve yayınlar yapılmıştır. Bunlar daha ziyade sosyal bilimlerin dil, edebiyat, kısmen tarih ve halkbilim alanlarında olmuştur. Bu çalışmaların arasında Anadolu geneline  ve daha ziyade Güneydoğu Anadolu halk inançlarına barakların yaptıkları mitolojik katkıları içerenler de bulunmaktadır. Biz çalışmamızda konuya dair evvelce Türkiye’de yapılmış bu çalışmaları kısaca tanıttıktan sonra Azerbaycan ve Türkistan’da yapılmış Baraklar konulu çalışmalar hakkında bilgi verecek, böylece bölge halk kültürünün arka planını irdelemeye çalışacağız. Bu sayede bölge halk kültüründeki inanç tabakalaşmasının katmanlarında barakların katkısının da aydınlığa kavuşacağı kanaatindeyiz.

            Giriş

Baraklar konusunda Gaziantep Yörük Türkmen derneğinin “Barak” isimli süreli bir yayın çıkardığı ve bu yayın organında barak kültürünü çeşitli başlıklar altında incelediği[1]keza çeşitli sempozyumlarda konunun farklı başlıklar altında ele alındığı, yüksek lisans[2]ve doktora düzeyinde çalışmaların[3]  yapıldığı bilinmektedir. Biz bu çalışmamızda ülkemizde pek tanınmayan İsmixan Osmanlı[4], Remil Eliyev[5], Rövşen Elizade[6], Leysan İtkulova[7] gibi araştırmacıların “Barak” konulu çalışmaları üzerinde duracağız.

 

Barak isimli mitolojik hayvandan gelen Barak adı, aynı zamanda bir ongundur. Bu ongun, mensubu olduğu topluluğa da ad olmuştur. “Barak adlı it; atı andıran koşuşu, uzun kıllı yele ve kuyruğu ile kurda benzer kafasıyla tanınır” (Kalafat 2012a: 51). Kaşgarlı Mahmut’un Divanü Lügati’t Türk adlı eserinde barak sözcüğü “çok tüylü köpek anlamında geçer (Atalay 2006: 69). “Kaşgarlı’nın bir kartaldan doğduğunu söylediği ve Türk İslam’ın, Peygamber’in göğe gizemli yükselişinde kullandığı damızlık bir aygır olan Burak ile özdeşleştirdiği Barak, mitik bir köpektir” (Bonnefoy 1981: 379).

“Barak sözü, bar-mak, var-mak fiilinden türemiştir. Bu söz ‘varan, çok çabuk yürüyen ve koşan” anlamına gelir. Kuzey Sibirya’da yaşayan Yakut Türklerinin masallarında geçen ve çok süratli yürüyen mitolojik bir kişinin adı Baragçı’dır. Yine Yakutlarda kadın ve erkek Şamanların ataları olan ve onları türeten Kara-Barag Hatun gibi ikinci derecede Tanrılar vardır”  (Ögel 2003: 191).

“Türk mitolojisinde İt-Baraklar, İtil nehrinin ötesinde ‘karanlık ülkede’ yaşarlar. Oğuz destanında İt-Barakların idaresi, Kıpçaklara verilmiştir. Kıpçak, aynı zamanda Oğuz Han’ın İt-Barak akınında bir adada doğmuştur” (Ögel 2003: 183).

İ. Osmanlı; Oğuzhan’ın savaştığı uluslardan sadece İt Barakların ilk defa Oğuz Han’ı birinci savaşlarında yendiklerini Raşididdin’in Cami et Tevarih ile Oğuzname isimli eserlerinde ve ayrıca Ebulgazi Bahadır Han’ın Secere-i Terakime isimli eserinde anlatıldığını belirttikten sonra Raşididdin’de bu kelimenin horonim, etnonim ve antroponim olarak geçtiğine dair bilgilere yer vermektedir. Oğuz Kağan Destanı’nda bu kelimenin hemİt Barak ve hem de Kıl Barak olarak geçtiğini açıklamaktadır. Kıl Barakların Karanlık Ülke insanlarından olduklarını ve bu halkın erkeklerinin kara, çirkin ve ite benzediğini, kadınlarının ise temiz yüzlü ve güzel olduklarını belirtmektedir. Oğuz Han, bunlarla savaşa karar verirken onlara dokuz elçi gönderdiklerini, elçilere, orduların savaşından evvel elçilerle Barak temsilcilerinin savaşmalarını böylece galibin belirlenebileceği teklifinin yapıldığını açıklamaktadır.

İt Barakların savaş taktiklerine dair bilgi verirken de; iki havuzdan birisine kara diğerine ağ yapışkan koyduklarını, savaştan evvel ilkin ağ yapışkanlı havuza çıplak olarak girdiklerini, bu yapışkanın onların vücutlarındaki kıllara yapıştığını, daha sonra ağ kumda yuvarlandıklarını, sonra kara yapışkanlı havuza girdiklerini ve kara yapışkanlı havuza girip kara kum üzerinde yuvarlandıklarını, vücutlarında 3 defa bu madde kuruduktan sonra vücutlarına hiçbir silahın işlemediğini, bu yapışkanın gerek insan teni ve gerekse gemilerde kullanılabilmesi için yapıştırılacak zeminin kıllı olmak gibi bir özelliği olması gerektiğini, İt Baraklara Kıl Barak da denilmesinin sebebinin bu uygulama olduğunu, bu kalkanın İt Baraklara özel bir dövüş tekniği de getirdiğini belirtir. Bütün bunlara ek olarak bu uygulamanın Oğuz karşısında Kıl Barakları galip getirdiğini, savaştan sonra Oğuz Kağan’ın askerleri çayı yüzerek ve donanımlı olarak geçerken yaya ve donanımsız çıplak olan İt Barakların çayı geçemeyip telef olduklarını, İt Baraklarla Oğuz Han arasındaki müteakip savaşlarda Oğuz Han’ın bir savaş taktiği olarak İt Barak kadınlarından istifade ettiğini belirtmektedir.

Bu açıklamalar İt Barak-Kıl Barak bağlantısına mitolojik açıklık getirme noktasında önem arz edebilirler. Ayrıca bir halkın kadınlarının güzel, fakat erkeklerinin çirkin olması hususu da dikkate değer bir ayrıntı olarak değerlendirilmelidir.

Gerek Kanuni dönemindeki defterlerde gerekse sözlü kaynaklarda Barak adının Halep Türkmenleri arasında yer aldığı ve Barak’ın Bayat boyuna bağlı bir oymak olarak gösterildiği görülür (Ersoy 2005: 88).

“Türk –Moğol Tarihinde de Barak adını hanedan isimleri arasında görebiliyoruz. Bu ismin taşıdığı mistik özellik, tarihin her döneminde ve Türk kültür coğrafyasının farklı kesimlerinde vardır. Batı Türklüğünde bu özellik ‘Barak Baba’ olarak görülmüştür. Bu coğrafyanın kültüründe hanlara sıradan isimler verilmezdi. Çağatay’ın üçüncü kuşaktan torunu Barak Han (1266-1271) tahta geçtikten iki yıl sonra Müslüman olmuş; Türk Moğol boyları arasında İslamiyet’in yayılmasına hizmet etmiştir (Kitapçı 2005: 126, 127).

“13. asırda Çağatay Han’ın Mütegan’inden torunu ile 1425-1427 yılları arasında Cuci neslinden Kazakların ilk boylarından bir Barak Han’dan bahsedilir (Gömeç 2011: 135). “Çağatay şehzadelerinden Barak’ın yanı sıra Timurlular anlatılırken de “Urus Han’ın torunu Barak’a dair bilgi verilir” (Aka 1995: 6,  93, 98, 100, 103). Urus Han’ın torunu Barak Han, onun oğlu Kayırcak’tan torunudur” (Kafalı 2009: 68).

“Barakların Hazar Denizi’nin güneydoğusundan Horasan bölgesinden Anadolu içlerine göç ettikleri bilinmektedir. Horasan bölgesine Orta Asya’dan gelen Baraklar, 16. asrın sonlarında burada iklim şartlarındaki olumsuzluklar ve siyasi sebeplerden dolayı oymaklar halinde Anadolu’ya göç ederler. Burada Yozgat civarına yerleşen Baraklar, daha sora Antep-Halep arasındaki bölgeye Osmanlı Devleti tarafından iskân edilirler” (Gaziantep Valiliği: 11). Aynı zamanda “Baraklar, 17. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Rakka eyaletine iskânlarını emrettiği aşiretlerden biridir” (Ersoy 2005: 87).

Baraklar, günümüzde Barak Ovası olarak adlandırılan ve Gaziantep’in Nizip, Oğuzeli ve Karkamış ilçe sınırlarını kapsayan geniş bir alanla, Kilis ve kuzey Suriye toprakları, Hatay’ın Reyhanlı ve Amik ovalarında da 120 köyü bulan yerleşim yerlerinde yaşamlarını sürdürmektedirler (Gaziantep Valiliği: 11)

“İslamiyet’ten önce ‘Barak Töre’, ‘Barak Batur’ ‘Kara Barak’ gibi ünlü kamlar bulunduğuna, İslamiyet’ten sonra ise Şamanizm’den izler taşıyan Tokatlı Barak Baba’ya  (Gölpınarlı 1961: 27) işaret eden Gölpınarlı’nın görüşüne biz de katılmaktayız.

“Barak” adının İslamiyet’in göçebe Türkmenler arasında yayılmasını sağlayanlardan ve “Yunus Emre’nin öncülerinden” (Ögel 2002: 177). biri olan “Barak Baba” ile bütünleştiği görülür. “Gerek Selçuklu gerekse Osmanlı döneminde Anadolu’yu kateden ve Müslümanlığı kuram olarak vazeden ‘baba’lar, kılık değiştirmiş şamanlardır. Başlarına boynuzları olan keçe külahlar giyen boynu kemikçiklerle süslü olan bu babalar, değnek ve zil taşır; davul çalarlardı. “Barak Baba’nın da bu aletlerle korkunç gürültüler yaptığı söylenmektedir” (Bonnefoy 1981: 1033).

  1. A.Yıldırım-N. Yıldırım’ın Baraklar[8] konulu kitap çalışmasında; Barak adı ve Barakların kökeni, Barak Oymakları ve Barak kültürüne dair örnekler verilmektedir. Kültürel hayata dair verilen bilgiler arasında “Gök Tanrı’ya/Ülgen’e Barak atıyla vecd halinde ulaşılmasının, göğe çıkılmasının”,  “Yakutlarda hızla yürüyen kimseye Barakçıdenilmesinin yanı sıra kadın ve erkek Şamanların ataları olan ve onları üreten Kara Barakgibi ikincil dereceden tanrılardan bahsedilir.” Bütün bunlara ilaveten Barak’ın bir anlamının asma-sarmaşık olması, Kamın göğe yükselmede merdiven olarak sarmaşığı kullanması ve bu sarmaşığın tıpkı kayın, selvi ve çınar gibi uzun ağaçlar bağlamında kutsal sayılması” şeklinde bir açıklamalar vardır (Yıldırm 2011: 59).

* Türk Halkbilim Araştırma Kültür ve Strateji Merkezi, yasarkalafat@gmail.com

** Siirt Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Türkçe Bölümü, rezankarakas hotmail.com

[1] Barak, Gaziantep Yörük Türkmen Derneği www.yorukturkmen.org.tr

[2] Özlem, A. Şahin “Gaziantep’te Yaşayan Barak Türkmenlerinin İnanç, Adet ve Geleneklerinin Dinler Tarihi Açısından Değerlendirilmesi, Erciyes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2007.

[3] Rıza Gül, “Gaziantep Barakları Ağzı” Çukurova Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Adana, 1999. (Yayımlanmamış Doktora Tezi).

[4] İsmihan Osmanlı, “İt-Barak, Yoksa Qıl Barak” Ortak Türk Geçmişinden Ortak Türk Geleceğine” IV. Uluslar arası Folklor Konferansı, Bakı, 2006 s. 159–162

[5] Remil Eliyev, “İt Barak-Qara Barak-Benek Analogiyaları”, Ortak Türk Geçmişinden Ortak Türk Geleceğine, II. Uluslar arası Folklor Kongresi, Bakı, 2004, S. 318-321

[6] Rövşen Elizade, “Türk Epos Enenesinde Ecdet Kültü”, IV. Uluslar arası Folklor Konferansı, Bakı, 2006

[7] Leysan İtkulova –Başkortestan- “Qadim Türklerin Dünya Görüşü”, Ortak Türk Geçmişinden Ortak Türk Geleceğine II. Uluslararası Folklor Konferansı Bakı 2004 s. 238–242

[8] M.A.Yıldırım-N.Yıldırm, Gaziantep Yöresinde Baraklar, Damla Matbaası, Gaziantep 2011, s. 59