Kaz Dağı Türkmenlerinin çeşme ve mezarlarında, Sarı Kız Dağı ve çevresinde Kazayağı resmedilir. Biz de Ceyhan bölgesinde Dur Hasan Baba’nın türbesi etrafında yaptığımız çalışmalarda buraya da kazayağı damgasının kazılmış olduğunu gördük

Tahtacı Türkmenlerinde bugün dahi Kazayağı şeklinde ve Kazayağı namı ile anılan bir damgaları vardır Şaman tösleri arasında Kaz tösü de vardır. Merasim anında göyün katlarına çıkarken Kam’ın aslanlar veya ejderhalarla karşılaştığı çıkardığı sesler ve yaptığı danslardan anlaşılır. Şaman Kaz, at ve koyun taklitleri de yapar onların da seslerini çıkarır.[1] Tahtacı Türkmenlerindeki hayvanlarla ilgili inançlar için Nilgün Çıplak’ın çalışmalarına bakılabilir[2].

Şaman göklerde içi otla doldurulmuş bezden yapılmış kaza binerek kaz sesi çıkararak gider.

Nilüfer Yıldırım tezinde, Şaman ilahilerinde geniş yer tutan şamanın gökyüzüne uçmasında, kaz yardımcı unsur olarak yer alır. Kayra Kan kendisine benzeyen bir varlık yarattı ve ona kişi adını verdi kişi suyun üzerinde iki kaz gibi uçtu. Şamanist boyların bir kısmının totemi kazdır. Türkler kazı, beylik ve mutluluk sembolü olarak sayarlar. Şaman davullarının üzerinde kaz resmi de vardır. Kaz şamana güneşin doğacağını bildirir. Kaz şamanın şekline bürünür hayvanların başına geçer, demektedir.

Şamanın, semaya çıkma ayininde ruhundan yararlanmak amacıyle sesini çıkardığı hayvanların arasında Kaz da vardır.

Tahtacı yerleşim birimlerinin merkezinde kazayağı simgelerine rastlanmakta birlikte buna bütün Tahtacı mezarlarında rastlamak mümkün değildir. Mezar taşlarına kazayağı simgesi nakşetme uygulamasına genellikle Çaylak aşiretine mensup olan Mut ilçesinin Köprübaşı, Kumaçukuru, Kayabaşı, köyleri ile Silifke ilçesinin Kırtıl köyünde söz konusu simge halen mezar taşlarına işlenmektedir. Ancak aynı aşiretten olan Mut ilçesinin Yeşilyurt köyü Bozyazı ilçesinin Bahçekoyağı Tursun Mahallesi, Tarsus ilçesinin Kaburgediği köyü, Mersin merkeze bağlı Düğdüören ve Dalak deresi köylerindeki mezar taşlarında kazayağı simgesi bulunmaktadır. Ayrıca Aydınlı aşireti Tahtacıları mezar taşlarında da kazayağı simgesi vardır.

 

Tahtacılar kazayağı simgesinin atalarına fatih sultan Mehmet tarafından verildiğini ifade ederler. Onlar İstanbul’un fethi öncesinde atalarının fatih tarafından Kaz Dağı’ndan gemi kerestesi yapmakla görevlendirildiklerini, daha sonra bu görevlerinin karşılığı olarak kendilerine kazayağı simgesinin verildiği söylemektedirler.[3]

 

Tahtacıların bu ismi almalarından, yaşam biçimlerine ve tarihi süreç içerisinde geçirdikleri evrelere dair yapılan çalışmalar kaz konusuna da açıklık getirebilecek bilgiler içermektedir[4].

 

Anadolu’da bir kısım Alevî inançlı Müslüman Türk ozanlarının mezarlarında kazayağı damgası vardır[5].

 

Türk dokumacılığında Kaplumbağa-Kurbağa-Kelebek-Kazayağı Motifleri’ Erzurum, Afyon, Aydın, Eskişehir, Hatay, Konya İçel, vs.  kilimlerini gösterebiliriz[6]. Aynı teşhisi batı Anadolu dokumacılığı için de koyabiliyoruz[7]. Bu tespit Van gölü için de geçerlidir[8].

 

“Orhun yazılarındaki “Ra-Re” harfi Oğuzların ana damgalarındandır. Bünlüğü ve dirliği simgeler. içerik itibariyle birleştirici bir özelliği vardır. Ardahan Üniversitesinin logosunda da yer almıştır. Bu işaret Çıldır’da kazayağı olarak bilinir. Az değişik bir formatı daha vardır. Korkmaz  ailesini damgası da böyledir”[9]

 

Kazayağı bitkilere de isim olmuştur. Ziraatı yapılmayan ve çiğ ve pişirilerek yenilen otlardan birisi de Kazayağı isimli bitkidir. Sarıkamış’ta Çobanların ve kırda dolaşan çocukların çiğ olarak yedikleri otlardan birisi de, Serçe Ayağı ve Karga Ayağı iken bir diğeri de Kazayağı’dır[10]. Kazayağı bitkisi Kars, Ardahan ve Arpaçay’da da bilinir Yemlikle, Kuzukulağı ile Kuşekmeği ile birlikte toplanır mevsiminde tüketilir. Azerbaycan, İran ve Anadolu’da yaşamakta olan Ayrımlı Türklerinin en itibarlı yabani/ziraatı yapılmayan otlarından birisi de Kazayağı’dır. Kazayağı bitkisinden turşu, çorba ve diğer çeşitli yemekler de yapılır.[11] Keza kaz etinden yapılan yemekler, yapılış şekilleri ile incelenmiş bunların sözlü kültüre yansıyan çeşitli örnekleri de derlenilmiştir[12].

 

            Artvin ve yöresinde bulgurun bol ve pirincin kıt olduğu yıllarda Kazayağı bitkisi bulgurla sulu yemek olarak hazırlanırdı[13].

 

            Kazın yemek masalarının aranılanları arasında olduğu yemek destanlarına yansımıştır.

 

                                    “Maruzatım belli bu niyetimden

                                    Kimse fayda görmez hidayetimden

                                    Benim karnım doydu koyun etinden

                                    Bana yonulacak kaz lazım değil” Âşık Sezai ile Sümmani Baba arasındaki bir atışmadan

 

                  

“Kazı koyduk bir ocağa

Uçtu gitti bir bucağa

Bu ne haldir Hacıağa

Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz” Kaygusuz Abdal[14]

 

 

Aldı Qarib;                             “Bizim eller bahar idi, yaz idi?

Göllerdeki ördek idi, qaz idi?

Şehsenemim gelin idi, qız idi?

Qarip deyer: nece gördün Senemi?

 

Aldı Ehmed Bezirgân;           Men gelende sizin eller yaz idi,

Gördüm nazlı Senemi?”

Göllerdeki ördek idi, qaz idi,

Şahsenem’in gelin değil, qız idi,

Ağlar, sızlar Senemi?”[15]

 

 

 

“Santur mu istesin saz mı istersin?

Ördek mi istersin kaz mı istesin?

Tomurcuk memeli kız ı istesin?

Ben senin gönlünü çekemem gönül.” Karacaoğlan

 

“Avlusunda öter kumrular kazlar

Çalınır ötede çalgılar sazlar

Zülfü top top olmuş gelinler, kızlar

Bizim de davamız görülsün bugün” Karacaoğlan

 

“Karşıdaki Koma kuşlar

Ördek ile kaz değil mi?

Yiğitleri derde salan

Gelin ile kız değil mi”·?

 

“Çeşit çeşit ördeğin var kazın var

Ötüşürler kazların gerçek sazın var

Çok şiirinsin bir sevimli yüzün var

Gerçek bir cennetsin Sultan sazlığı”[16]

 

Halk edebiyatında kaz, kaz eti içeren şiirler bir külliyat oluşturacak kadar zengindir. Bunlar çok kere kaz’ın soylu duruşunu anlatan şiirlerdir. Bunlardan hareketle tasavvuf, mitoloji ve halk inancı içerikli olanların anlamlandırılması bu alanda yapılacak çalışmalara yeni boyutlar kazandırabilir.

 

            Sözlü kültürün diğer örneklerinde de “Kaz” yerini almıştır.

 

            “Tavuk kaz yumurtası yapmaya kalmış makatını parçalamış”

 

            “Kazın ayağı öyle değil” değim

 

            Kazın geleceği yerden tavuk esirgenmez.

 

            Tavuk yumurtası daha çok aranır, zira kaz yumurtlamadan evvel tavuk gibi reklâm yağmaz.

 

            SONUÇ:

 

            Kaz, Türk inanç kültürünün ongunlar döneminin mifik izlerini taşıyan ve bu mistik karakterini zamanla büyük ölçüde yitirse de bu özelliğinin izlerini günümüzde bilhassa sözlü kültürümüzde yaşatmakta olan bir hayvandır. Bu izleri Türk ad verme geleneğinin her alanında görebiliyoruz.

[1] Yusuf Ziya Yörükkân, Müslümanlıktan Evvel Türk Dinleri Şamanizm, Notlandıran ve yayına hazırlayan Turhan Yörükân, Yol yayınları, Ankara, 2005

[2] Nilgün Çıplak Mersin Tahtacıları Halk Bilimi Araştırmaları, Ankara 2005

[3] Ali Selçuk Tahtacılar,  (Mersin Tahtacıları Üzerine Bir Araştırma)Yeditepe,  İstanbul, 2004, s.243–244

[4] I. Akdeniz Yöresi Türk Toplulukları Sosyo-Kültürel Yapısı (Tahtacılar) Sempozyum Bildirileri 26*27 Nisan 1993 Antalya, Ankara, 1995

[5] Kaynak kişi; Ali Dinçkol,

[6] Kaynak kişi: Doç. Dr. Aslı Ayşe Ergüder,

[7]  Kaynak kişi; Mustafa Aksoy, Doç Dr. Sosyolog

[8] R.Karahan, M.Kulaz,E.Taş, Türk El sanatları Araştırma ve Uygulama Merkezi Kilim Kataloğu III, Van 2008

[9] Kaynak kişi; Ramazan Korkmaz, Prof. Dr. Çıldırlı Sosyal Bilinci

[10] Kaynak kişi; Ayten Kalafat, Sarıkamış Hamamlı köyünden lise mezunu 65 yaşında ev hanımı

[11] Güzin Sühran Belli-Oktay Belli, Kars Bölgesinde Kaz Kültürü, İstanbul, 2012, s. 155–163

[12] Güzin Sühran Belli-Oktay Belli, Kars Bölgesinde Kaz Kültürü, İstanbul, 2012, s. 181-225

[13] Kaynak kişi; Ülkü Önal, halkbilimci-yazar

[14] Fuat Bozkurt “Kaygusuz’un Alevilikteki İşlevi”

[15] Fehriyyye Ceferova, “Mehebbet Dastanlarında Haqq Aşiqliyi”  Axtarışlar,  Naxçıvan, 2011/2, s. 47–52

[16] RIFAT AÇIKGÖZ, ŞİİRLERLE KAYSERİ, KAYSERİ, 2011