Beydili ve Barak Türkmenlerinde düşmanlık sonucu öldürülen kimse defnedildikten sonra Onun silahı, atı ve giysileri getirilir. Elbiseleri insan iskeleti gibi yapılmış bir ağaca giydirilir. Silahı atının eyerine asılır. İnsana benzetilerek giydirilen ağaç ata bindirilir. Bu at ve süvarisi ölen şahsın mezarının başına getirilip orada ağıtlar yakılır[1].

  1. Murat ölünce onun cenaze merasiminde üç atının da tersine eğerlenerek tabutunun önünde gittiğini Naima anlatmaktadır.[2]

At; Çeşitli uygulama biçimleri olmakla beraber at binicinin cenazesinde önde veya arkada götürülür, aşiretlerimizde ölen genç ise atının boynuna göz alıcı renklerle ve bilhassa al şal bağlanır. Eğerine kılıcı ile hançeri asılır, ölen yaşlı ise atı kara  “Yas bezi” ile örtülür. Ölünün bindiği atın kuyruğunu kesmek veya bağlamak Göktürk döneminden beri süregelen bir gelenektir.[3]

Nilüfer Yıldırım tezinde; Beltır Türklerinde Ölen kişinin atı eyerlenir, eşyaları atın üzerine bağlanır atın kakülü/yelesi ve kuyruğu örülerek, at öldürüler ek mezarın üzerine bırakılır, Şamanizm de en önemli kurban attır. Şamanlar simgesel gökyolculuğunda atı kullanırlar. At ölen kimseyi diğer dünyaya taşıyan hayvan olarak bilinir. Bu itibarla “ruh göçürücü” olarak bilinir. Buryat Şamanlarının törenlerinde kendinden geçen Şaman, At Başlı Değnek kullanır. Şaman törenlerinde at bulunmadığı zamanlar, Ak at kılları yakılarak veya Ak kısrak postu üzerinde oturularak simgesel olarak atın varlığı hissedilir. At sırtında yapılan yolculukla şamanın “Mistik Ölümü” dile getirilir. Yada Taşı; İnek, Domuz veya atın midesinde düşünülmüştür. Demektedir.

Yakut Türklerinde Atın güneş âleminden geldiği;  Şamanist Türkler ve Mogollarda ise atın Gök Yüzünden indiğine inanılır. Şamanların tören esnasında bindikleri atlara “puro” yahut “argamak”  denilirdi. Yer unsuru ile ilgili olan atın kara renkli olanı ölümü, diğer dünyayı çağrıştırır. Buryat Şamanları Zühre Yıldızı’nı atların koruyucusu olarak bilirler.

Ölü Aşı’nda at kesme inanç ve uygulaması Tengricilik İnancından kalmadır[4]. Şamanizm de define müteakip bir at veya koyun kesilir. Kam, Erlik Ataya kurban olarak at götürür. Kamlar bazen yüzlerine maske takarlar, yüzlerini boyar, bıyık yerine atkuyruğu takarlar Kam Erlik Ata’ya ayakları sakat hasta bir kurban götürerek O’nu aldatmak ister. Erlik Han, gayet şişman, göz kapakları bir karış, yüzü kara ve O’nun biniti Kara bir beygirdir. (…) Od Ata/Ateş İlahı, insanlara dirlik düzenlik verir, en ziyade sevilen ruh olarak bilinir. Kız olarak tasvir edilir “Kırk başlı kız at” “otuz başlı Od Ata” tabirleri ile takdis olunmuştur. Şamanizm de evlenmek için yapılan ayinlerde Ülgen Ata’ya Iduk/Mukaddes bir at kurban kesilir. Iduk/Idhuk Mahmut Kaşgari’ye göre sahibi tarafından nezredildiği/Adandığı için mukaddes addedilen bir hayvandır ki, bunun üstüne binilmez, sütü sağılmaz ve yünü kırkılmaz.[5]

At, Tanjaan Türklerinin kutsal hayvanıdır. At, hızın, gücün, kahramanlığın vefanın güzelliğin,  iffetin, kızın, sihrin simgesidir.  Bu Türklerin tangaları koçboynuzu şeklindedir. Saha Türklerinde At; çıkışı, kurtuluşu, yani doğuyu, küçük kuş, güneyi, balık kuzeyi, ayı batıyı simgeler.[6]Abakan kamlarının dualarında, sarı kutsiyetlerden söz edilirken Sarı Kısrağın tüyleri de zikredilir. Sarı rengin Türk kültüründe mitolojik bir derinliği vardır.[7]

Tatar Türk Mitolojisinde Deldel; Atların ruhu, insanların yardımcısı ve yoldaşı olarak bilinen bir Ak İyedir. Atları koruduğuna inanılır. Meker, Tatar Türklerinin mitolojilerinde, kahramanların ve onların atlarının ruhları bedenlerinden ayrıldıktan sonra kötü işlevler üstlenen bir kara iyedir.[8]Anadolu Türk mitolojisinde de atın adeta kutsiyetine inanılır. Birçok yerde sahibi ölen atın ağladığına inanılır. Bazı yörelerde at satılınca gemi satılmaz. At türbeleri ve hasta atların götürüldükleri at yatırları vardır. Ayrıca atları ahırlarında binerek onlara işkence ettiklerine inanılan kara iyeler anlatılır.

Eyüp Nebi’nin Viranşehir’deki mezarının yerinin bulunmasında IV. Murat’ın Revan Seferinde bir rüya görmesi ve atının serbest bırakılması üzerine atın durduğu yerde yatmakta olduğuna inanılır. Halk tasavvufunda at nefs olarak geçektedir. Kül Tigin’in yalın bir devlet adamı olmadan öteye Tanrı adına bir görev üstlenen uyarıcılık görevi de bulunduğu ifade edilmektedir. Miraca atla çıkan ulu kişi nefsini binmiş onu yenmiş olmaktadır. Kül Tigin’in abidesinde savaşa giderken 8 defa ak ata, 3 defa boz ata, 2 defakonur ata ve 1 defa da keher ata binmiştir. Kül Tigin’in seferleri, amaçları ve savaşları ile atların don renklerinin ilgisi olduğu tahmin edilmektedir[9]

Dokuz Oğuzlar atlarını takdis ederlerdi… Atkuyruğunun özel hallerde bağlanmış oluşu bize göre bir adanmışlık olayıdır. Yaşamayan çocuğun türbeye götürülüp 7 veya 9 yılsaçının belirli bir kısmının tıraş edilmemesi veya yaslı kadının saçını kesmesi, yonması ile bağlantılı olmadır.[10]

Hazar Türklerinde mezar taşlarının yekpare bir taştan at eğeri şeklinde yapıldığı biliyoruz. Türk kültür coğrafyasının Oğuz kesiminde rüyada at görmek murattır. At nalı bu coğrafyada nazar önleyici olarak bilinir. Anadolu’nun birçok yerinde bu arada özellikle doğu Anadolu’da “Hızır Haftası”nda “Boz Atlı Hızır”  ile ilgili hikâyeler anlatılır.[11]

Kaşkayi Türklerinde Koç Katımı gibi “At Katımı” merasimleri yapılır kısrak aygıra çıkarılınca kısrak bezenir erkek atın bakıcısına metter denir ve aygırın sahibi kısrağın sahibine hediye alır. Kaşkayi ler’de loğusa kadını Al Avradı aparmasın diye kadının bulunduğu çadırın önünde erkek at sesi çıkarılır, kişnemez ise kişnesin diye ona bir kısrak gösterilir. Doğumun kolay olması için eşikte aygır kişnetmek Doğu Anadolu Türk aşiretlerinde de vardır.[12]

Karaçay Türklerinde ölünün ardından onu seven hayvanların da öldüğüne inanılır. “Kars’ta sahibinin ölümünden sonra evi terk edip kaybolan ve uzun süre yemekten içmekten kesilen hayvanların hikâyeleri anlatılır”[13]

Karaçay Türklerinde süvari mezarlığın yanından geçerken muhakkak atından iner. Sarıkamış’ta yas bildirmek için köye gelen süvari atından köye girmeden iner. Şam yöresi Türkmenleri Haccer-ül Esved mevkiinden ve buranın mezarlığının önünden atla geçmezler. Saygı ile atlarından iner, Fatiha okur, bölgeyi geçip ata öyle tekrar binerler[14].

Batı Türklüğü mezar taşlarında kabartma at motifli mezar taşlarının yanı sıra at heykelli mezar talarına da sık rastlanır. Hazar Türklerinde mezar taşlarının yekpare bir taştan at eğeri şeklinde yapıldığı biliyoruz.[15]

Eski Türklerin gömü geleneğinde mezara konulan kıymetli eşyalar arasında at koşum takımları da vardı. Bu fiziki ölümden sonra hayatın bitmediği ruhun varlığını sürdürdüğü öteki âlemde silahları gibi bineğinin de gerekli olduğu inancın bir sonucu idi. Ayrıca kişi kıymetli eşyasının sahiplenilmesini istememiş olabilir.

Görüldüğü gibi geçiş dönemlerinden ölüm döneminde de atla ilgili inanışlar mevcuttur. Atın inanışlar dünyasındaki yeri elbette ki geçiş dönemleri ile sınırlı değildir.

SONUÇ.

At; etrafında bir hayli inanç geliştirilmiş bir hayvandır. Atın nalı, nalının izi, yelesi, kılı, kuyruğu, üzengisi, bizzat kendisi, rüyaya girişi ile ilgili inançlar vardır. Bunların dışında atla ilgili inanışlar Türk dünyasında destanlardan, efsanelere, doğal olarak edebiyatın her dalına sanatın bir alanına at Çeşitli uygulama biçimleri ile girmiştir. Türk kültürlü halklarda atın bu özelliğini mitolojik dönemden günümüze kesintisiz getirebiliyoruz. At içerikli inançların izini hem Türk kültür coğrafyasının çeşitli kesimlerinde ve hem de faklı dönemlerden örnekleyebiliyoruz.

[1] A. Şahin, Güneydoğu Anadolu’da Beydili Türkmenleri ve Baraklar, Ankara, 1962

[2] Nail Uçar, “Ak ve Kara Günlerde At” Türk Dünyası Tarih Dergisi, Kasım 1988, s. 24–26

[3] Hayri Başbuğ,  Aşiretlerimizde At Kültürü, Türk Dünyası araştırmaları Vakfı, İstanbul, 1986

[4] Yaşar Kalafat, Altaylar’dan Anadolu’ya Kamizm Şamanizm, Yeditepe, İstanbul 2004

[5] Yusuf Ziya Yörükân, Müslümanlıktan Evvel Türk Dinleri Şamanizm, Notlandıran ve Yayına Hazırlayan Turhan Yörükân Yol Ankara, 2005

[6] Yaşar Kalafat, Altaylar’dan Anadolu’ya Kamizm Şamanizm, Yeditepe, İstanbul 2004 75

[7] Yaşar Kalafat, Türk Halk İnançlarında Renkler, XX, Berikan, Ankara, 2012, s. 143–146

[8] Yaşar Kalafat- İlyas Kamalov “Tatar Efsaneleri”, Karadeniz Araştırmaları, Yaz 2005,  S.52–78

[9] Yaşar Kalafat, Altaylar’dan Anadolu’ya Kamizm Şamanizm, Yeditepe, İstanbul 2004

[10]  Yaşar Kalafat, Balkanlar’dan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları-II Kaşkay, Karapapah, Şahseven/Elseven, Karakoyunlu, Kiresunlu, Afşar, İsmaili Hazara, Caferiler, Kengerli, Karamanlı/Çelebi/Nigari, Ayrım, Kekai, Şebek, Mavıllı/Mavili, Sarılı/Sarıllı Ankara, 2006, Berikan, s.31

[11] Yaşar Kalafat,  Balkanlar’dan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları-II Kaşkay, Karapapah, Şahseven/Elseven, Karakoyunlu, Kiresunlu, Afşar, İsmaili Hazara, Caferiler, Kengerli, Karamanlı/Çelebi/Nigari, Ayrım, Kekai, Şebek, Mavıllı/Mavili, Sarılı/Sarıllı Ankara, 2006, Berikan, s.117

[12] Yaşar Kalafat,  Balkanlar’dan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları-II Kaşkay, Karapapah, Şahseven/Elseven, Karakoyunlu, Kiresunlu, Afşar, İsmaili Hazara, Caferiler, Kengerli, Karamanlı/Çelebi/Nigari, Ayrım, Kekai, Şebek, Mavıllı/Mavili, Sarılı/Sarıllı Ankara, 2006, Berikan, s.31

[13] Hasan-Ülker-Yaşar Kalafat, “Karaçay ve Anadolu Türklerinde Karşılaştırmalı Halk İnançları” Avrasya Dosyası, Sonbahar 1996, C.3 S.3 s.189–213

[14] Yaşar Kalafat, Karşılaştırmalı Bayır-Bucak Türkmen Halk İnançları, Ankara, 1996

[15]Yaşar Kalafat,  Balkanlar’dan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları-II Kaşkay, Karapapah, Şahseven/Elseven, Karakoyunlu, Kiresunlu, Afşar, İsmaili Hazara, Caferiler, Kengerli, Karamanlı/Çelebi/Nigari, Ayrım, Kekai, Şebek, Mavıllı/Mavili, Sarılı/Sarıllı Ankara, 2006, Berikan, s.31