[1]

Doğum evresindeki inanışlar ve pratikler doğum öncesinden başladığı gibi evlenme döneminde de bu inanış ve pratikler evlilik öncesinden başlamaktadır. “Erzurum’da kısmetinin açılmasını isteyen kız oklavayı at yerine kullanarak ona biner ve minareye çıkar,  bunun benzeri bir uygulama Muş’ta da vardır” [2] Burada ata binerek yukarılara ki minare gibi manevi bir yere çıkmanın kısmet açacağına dair inanış hâkimdir ki Gök Tanrı İnanç Sisteminde şamanın davulunu at gibi düşünüp ona binerek göğe çıkması ve bazı pratikler gerçekleştirmesi de ata binerek yapılan pratiklerin temelinde yer almaktadır.

“Karaçay-Malkar Türklerinde kız tarafına söz kesilmeye gidildiğinde, kızın babasına ve sütannesine birer at hediye edilir. Kızın babası kendisine hediye edilen ata binmez ve bu atı kızın dayısına hediye eder” [3] Türk kültürlü halklarda “Süt Hakkı” kutsal bir hak olarak bilinir. Helâlaşmada bu hakkın özel bir yeri vardır[4].

At etinin kanser ve sütünden yapılmış olan kımızın verem ve benzeri hastalıkların tedavisinde yararlı olduğuna inanılır.[5] At etinin yenilmesi ve sütünden kımız yapılması Anadolu Türklüğünde Selçuklular ve Eyyübiler dönemlerinde de uygulama alanı bulmuştur. Eyyübiler döneminde hanedan çocuklarının sünnet merasimlerinde, evlilik toylarında yüzlerce at kesiliyordu[6].

Evlilik döneminde gelin atı ve bu at etrafında gelişen pratikler önemlidir. Bayır-Bucak Türkmenlerinde gelin almaya gidilirken, gelin atının başına mendil bağlanır. Bu mendili ata binen sağdıç alır. Fazla bir süsleme yapılmaz. At sağdıca teslim edilir. Gelin atına başka kimse yaklaştırılmaz. Atın sırtına konulan eğerin üzengisinden okunmuş, üflenmiş bir ip geçirilir. Bazen de bir silah ya da başka bir şey geçirilir. Böylece gelinin bağlanması sağlanır. Yoksa zifafta başarılı olamaz, evlenemez. Gelinin ata bindirilirken çok dikkatli olunması gerekir. Gelin sağ ayağını üzengiye koyarken sağdıç ayağını üzengiden çekmiş olmalıdır. Gelin attan inince de aynı hususlara dikkat edilir. Gelin attan iner inmez sağdıç atı hemen oradan uzaklaştırır. Aksi halde fırsat bulan gençler damadı hırpalarlar[7].

“Beydilli Türkmenleri ve Baraklarda, gelin ata binince onun önüne yastık verilir. Atın terkine de bir oğlan çocuğu alınır. Atın başını bir adam çekerken, atın kuyruğunu da bir adam tutar. Bu şekilde ‘alahey’, ‘zılgıt’ ve ‘yah yah’ sesleriyle köyün etrafında at ile dönülür. Yakın bir akraba evinde misafir olunur ve gelinin önünden alınan yastık güveyin başına vurulur. Güveyi yastığı getirene hediye verir”[8]

Köyün etrafında, mezarlığın etrafında ve toy evinin etrafında dönmek türünden uygulamalar sık olmasa da batı Türklüğü halk inanmalarında rastlanılmaktadır. Erzurum’dan yapılmış bir tespitte büyük bir yangının önü ilgili dua okunarak etrafında koşarak dönülmesi ile önlenildiğine inanılır.

Eski Türklerde Kağanın tahta çıkması merasimde kağan da cezbeye girer o da atı ile çadırın etrafında 9 kez dönerdi[9].

Başına dönmek, başına döndürmek, etrafında dönmek, dönerek dua etmek veya yas çığlıkları atmak Türk kültürlü halklarda Gök Türkler döneminden itibariyle varlığı bilinen uygulamalardır. Bu uygulamalar halen Doğu Anadolu ve Azerbaycan Türk kültür coğrafyasında yaşamaktadır ve sözlü kültürün çeşitli türlerine de yansımıştır.[10].

“Özbek Türklerinde gelini attan dayısı indirir, bazen bu işi damat yapar. Evin önünde ateş yakılır ve etrafında üç defa dönülür” [11]

Avşar Türklerinde gelin ata bindirilirken silahlar sıkılır, zılgıtlar çekilip salâvat getirilir. Gelin attan iner, eşikten içeri girmeden kapıya hamur yapıştırır.[12]

Makedonya Türklerinde de hocanın okuduğu duaların eşliğinde gelini attan damadın babası indirir. Yeni gelinin ayağının bereketli olması için sofra bezine bastırılır. Başı renk renk takkeler ve yüzü tülbentlerle örtülü gelinin başına bir at yuları takılır. Böylece gelinin kocasının evinde kumanda altına gireceğine inanılır” [13]

Anadolu Türk kültür coğrafyasında at yuları ile satılmaz. Böylece atın kendisi ile birlikte bereketinin gitmemesi amaçlanır. Bazı uygulamalarda da huysuz atların sembolik satışları yapılırken yular keza rol alır[14].

At evlenme döneminde pek çok Türk topluluğunda kısmet açmaktan, gelinin korunmasına, kocasına bağlı olmasına varıncaya kadar pek çok inanışta etkin olarak bulunmaktadır.

Ölüm döneminde ise atla ilgili inanışlar hem ölüm öncesindeki, hem cenaze merasimlerindeki uygulamalarda hem de daha sonraki anma törenlerindeki pratiklerde kendisine yer bulmuştur.

Artvin’de ahırdaki hayvanlar acı acı bağırıyor ve at kişniyorsa, o evden bir ölü çıkacağına inanılır ki bu inanış atın ölümün haberini verdiği şeklindeki bir kabulün sonucudur[15]. Halk inanmalarında bazı hayvanların bir kısım kara iyeleri görebildiğine dair inançlar vardır.

Eski Türklerde birisi ölünce yakınları ona sığır, koyun ve at kurban ederlerdi. Günümüzde de ölen kişin ardından kurbanlar kesilmesi adet olarak devam etmektedir. Türkiye’de ve pek çok yerde atın kesilmemesi İslam dininin Türk kültürüne tesiri sebebiyledir.

Eski Türklerin gömü geleneğinde mezara konulan kıymetli eşyalar arasında at koşum takımları da vardı. Bu fiziki ölümden sonra hayatın bitmediği ruhun varlığını sürdürdüğü öteki âlemde silahları gibi bineğinin de gerekli olduğu inancın bir sonucu idi. Ayrıca kişi kıymetli eşyasının sahiplenilmesini istememiş olabilir.

Türk yuğ töreninde ailenin baba tarafından akrabaları ölünün ruhu için at kurbanederler. Hun, Kök-Türk ve Uygur Türklerinin tarihlerine bakıldığında kurban sunaklarından atı kemiklerinin çıkması atın kurban edildiğini göstermektedir ki hükümdarlar ölünce atlarıyla birlikte gömüldükleri de günümüzde genel bir bilgi olarak bilinmektedir. Batı Hun İmparatoru Atilla’nın mezarındaki ganimetler arasında kıymetli taşlarla süslü at takımlarının bulunduğu da malumumuzdur.

Kurban ve adak için seçilen Türkstan’da “İduk” deniliyordu. İduk hayvanların yünleri kırkılmaz. Iduk atlar korumalı bir şekilde tabiata bırakılır onlar binit veya başka işlerde kullanılmazlar. Kırgız Türklerinde geçmişte yeni yapılan Bozüy (Boz ev) için kesilen atın başı Tündük diye bilinen çadırın tepesindeki gökyüzüne bakan Tündük denilen dışarıya atılırdı. Böylece ocağın sürekli tüteceğine inanılırdı. Tündükten dışarı atılan ıduk hayvan kellesinin tekrar içeriğe düşmesi uğursuzluk olarak kabul edilirdi.[16]

Uygur, Göktürk ve Hun Türklerinde baba tarafından kimselerin ölümlerinde onların ruhu için at kurban kesilirdi. Tabgac Türklerinde İlkbahar ve Sonbahar’da ata ruhlarına kurban sunuluyordu. Bu kurbanların ölümlerin sene-i devriyesinde de kesildiği bilinmektedir. Yapılan araştırmalarda kurban sunaklarında at kemikleri bulunmaktadır.

Beydilli ve Barak Türkmenlerinde düşmanlık sonucu öldürülen kimse defnedildikten sonra, onun silahı, atı ve elbiseleri getirilir. Elbiseleri insan iskeleti gibi yapılmış ağaca giydirilir, silah atın eğerine asılır. Elbise giydirilen ağaç ata bindirilir ve bu atlı yapma süvari mezarın başına getirilip ağıtlar yakılır.[17]

Kazaklarda yas alameti olarak ölen kimsenin yakınlarının saçları kesilir. Ayrıca ölenin atı varsa onun da kuyruğu kesilir. Eski Türklerde belli merasimlerde, mesela savaş anlarında atların kuyrukları bağlanır veya örülürdü. Alparslan’ın Malazgirt, Selahattin Eyyubi’nin Haçlı seferlerinde atlarının kuyrukları bağlanmıştır.[18]

Saç Türk kültürlü halklarda her hangi kıl olmaktan farklı anlam taşır. Doğumdan evvel oluşan ve bebekle birlikte gelen “karın saçı”, ilk saç traşında yapılan “Saç toyu”, saçların taranma şekli ile sahibinin medeni haline dair verilen mesaj, dökülen tarak artığı saçların saklanılması, saç kılından hareketle büyü yapılması ve benzeri inanç ve uygulamalar saç etrafında bir inanç yumağı oluşturmuştur.[19]

At; Çeşitli uygulama biçimleri olmakla beraber at binicinin cenazesinde önde veya arkada götürülür, aşiretlerimizde ölen genç ise atının boynuna göz alıcı renklerle ve bilhassa al şal bağlanır. Eğerine kılıcı ile hançeri asılır, ölen yaşlı ise atı kara  “Yas bezi” ile örtülür. Ölünün bindiği atın kuyruğunu kesmek veya bağlamak Göktürk döneminden beri süregelen bir gelenektir.[20]

Atilla’nın yug merasiminde yugcular atları ile Atilla’nın cenazesi etrafında dönmüşlerdi Kazak ve Kırgız Türkleri bu âlemden göçmüş ruhların takibinden kurtulmak için, onu şaşırtmaya çalışırlar ve bunu yaparken de cenazeyi görür görmez hemen atlarına bini koştururlar süratle geri dönüş hareketleri yapar ruhun takibinden kurtulmaya çalışırlardı. Anadolu’nun bazı kesimlerinde cenazeden dönen cemaat evlerine dönerlerken gidiş yolunu takip etmezler. Definden sonra da doğrudan doğruya kendi evlerine gitmezler bir süre sokaklarda dolaşırlar. Aynı amaçla bazı yörelerde cenaze evin kapısından değil penceresinden çıkarılır.

Kars’ın Karapapah Türklerinde defnedilmeğe götürülen mevtanın atı var ise bu at da süslenir, mevtanın giysileri atın üzerine bağlanır, atın heybesi atın boynuna asılır ve bu hali at cenaze alayının önünde mezarlığa kadar giderdi.

“Ters” Türk kültürlü halkların halk inanmalarında bir kod oluşturmuştur. Adeta gidişatın yön değiştirmesi için gayp âlemine mesaj vermek gibi bir özelliği vardır.[21]

[1] Hayri Başbuğ,  Aşiretlerimizde At Kültürü, Türk Dünyası araştırmaları Vakfı, İstanbul, 1986,

[2] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançları, Ankara, 2010

[3] U. Tavkul,  Kafkasya Dağlarında Hayat ve Kültür, Karaçay Malkar Türklerinde Sosyo Ekonomik ve Yapı ve Değişim Üzerinde Bir İnceleme, İstanbul 1993

[4] Yaşar Kalafat, “Türk Halk İnançlarında Yahyalı Örnekleri İle Süt”, I. Uluslar arası Yahyalı Sempozyumu (192-21 Eylül 2012) Yahyalı

[5] Yaşar Kalafat, “Orta Toroslardaki Halk İnançlarında At” Türk Dünyası Kültür ve Tarih Dergisi, Mart 1998, S. 135, s 24–31

[6] Yaşar Kalafat, “Orta Toroslardaki Halk İnançlarında At” Türk Dünyası Kültür ve Tarih Dergisi, Mart 1998, S. 135, s 24–31

[7] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançları, Ankara, 2010 s.

[8] A. Şahin, Güneydoğu Anadolu’da Beydili Türkmenleri ve Baraklar, Ankara, 1962

[9] Yaşar Kalafat, “Orta Toroslardaki Halk İnançlarında At” Türk Dünyası Kültür ve Tarih Dergisi, Mart 1998, S. 135, s 24–31

[10]Yaşar Kalafat, “Diyarbakır ve Çevresi Örnekleri İle Halk İnançlarında Tavaf/Dönme” Osmanlı’dan Cumhuriyete Diyarbakır, editörler Bahaeddin Yıldız-Kerstin Tomenendal, T.C. Diyarbakır Valiliği, Ankara 2008, s. 453–463

[11] Yaşar Kalafat, Malik Muratoğlu-Yaşar Kalafat-Cevdet Türkeroğlu, Özbekistan-Anadolu karşılaştırmalı Türk Halk İnançları, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul, 1996

[12] Yaşar Kalafat-Şevket Kaan Gündoğdu, “Türk Halk Kültüründe ‘Dabak Satma’ İnanç ve Uygulaması”,www.yasarkalafat.info

[13]Yaşar Kalafat, Makedonya Türkleri (Türkmenler, Torbeşler/ Türkbaşlar, Çenkeriler ve Yörükler) Arasında Yaşayan Türk İnançları, İstanbul 1994 Kalafat, 1994:

[14]Yaşar Kalafat-Şevket Kaan Gündoğdu, “Türk Halk Kültüründe ‘Dabak Satma’ İnanç ve Uygulaması”,www.yasarkalafat.info

[15] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançları, Ankara, 2010

[16] Yaşar Kalafat, “Orta Toroslardaki Halk İnançlarında At” Türk Dünyası Kültür ve Tarih Dergisi, Mart 1998, S. 135, s 24–31

[17] A. Şahin, Güneydoğu Anadolu’da Beydili Türkmenleri ve Baraklar, Ankara, 1962

[18] Hasan-Ülker-Yaşar Kalafat, “Karaçay ve Anadolu Türklerinde Karşılaştırmalı Halk İnançları” Avrasya Dosyası, Sonbahar 1996, C.3 S.3 s.189–213

[19] Yaşar Kalafat,“Balkan Türklerinde Örneklemelerle Halk İnançlarında Saç” BAL-TAM Türklük Bilgisi,Mart 2005, s. 208–212

[20] Hayri Başbuğ,  Aşiretlerimizde At Kültürü, Türk Dünyası araştırmaları Vakfı, İstanbul, 1986,

[21] Yaşar Kalafat “Türklerin Dini Tarihi Türk Halk İnançlarında (Ters Motifi)” Prof. Dr. Abdurrahman Çaycı’ya Armağan,  Ankara 1995. sh. 297–307; Türk Dünyası Tarih Dergisi Mart 1997 S. 123, sh. 15–19