TÜRK KÜLTÜR COĞRAFYASINDA AT İLE İLGİLİ İNANIŞLAR

Yaşar KALAFAT- Nagihan ÇETİN

Ulu Hocam.

            At –Halk İnanmaları konulu ilkyazımızı sizin yüreklendirmenizle bizim dergilerimizde çeyrek asır evvel yazmıştık. Çubuksarı-Çuvaşistan’da Şaman inançlı soydaşların kurban ayinlerinde idik. İnancın sanata-toplum düzenine yansımasından konuyorduk. Ogün-bugündür, Türk tefekkürünün evreleri düşünülürken mitoloji-arkeoloji-etimoloji bağlantısının halk inanmaları ilişkisi üzerinde de çalışıyoruz.

Hocam.

            Türk kültür milliyetçiliği yolunda bizlere tutuğunuz ışıktan yararlanmaya çalıştık, çalışıyoruz, çalışacağız. Bazen attığınız tohumlardan, bazen ortak köklerinizden, her gün yeni filizler yeşeriyor. Allah’ın rahmeti üzerinizde, mekânınız cennet olsun hocam. ‘at Ölür Nalı kalır Yiğit ölür namı kalır’ Kalafat

GİRİŞ

Kökeni atlı göçebe yaşam tarzına sahip olan Türk milletinin kültüründe at önemli bir yere sahiptir. Türkler atlı Göçebe bozkır Kültürü’nün kurucuları arasında kabul edilmiştir. Atın birçok devirde ve millette araba icat olana kadar en önemli ulaşım vasıtası olduğu bilinmektedir. Türk kültüründe de at sahip olduğu öneme binaen geniş bir yere sahip olmuş ve millet atla ilgili bir kültür öbeği oluşturmuş ve at bir kültür kodu haline gelmiştir. Bu kodlamada atın işlevlerinden, atın türlerine, atla ilgili araç gerece, at türlerine, bu türlerin birbirlerine kıyaslanmasına, atla ilgili inanışlara ve bu inanışların sembolleştirilmesine varıncaya kadar pek çok husus mevcuttur. Hal böyle olunca da at üzerine pek çok çalıma yapılmış, atın kültür içerisindeki yeri tespit edilmeye çalışılmıştır. At üzerine yapılmış çalışmalardan bir kaçı şunlardır: Ali Abbas Çınar’ın “Türklerde At ve Atçılık”[1], Faruk Sümer’in “Eski Türklerde Atçılık Binicilik”[2], Hayri Başbuğ’un “Aşiretlerimizde At Kültürü”[3], Bilge Seyitoğlu’nun “Mitolojik Dönemde At”[4], Tuğba Eray’ın “Türklerde At”[5]

Biz çalışmamızın kapsamını Türk kültür coğrafyasındaki çeşitli Türk halkları arasında yaşayan atla ilgili inanışlar olarak belirledik. Bunu yaparken özellikle doğum, evlenme ve ölüm olmak üzere başlıca geçiş dönemlerinde yapılan pratiklerin atla ilgili inanışlara dayalı olanlarını belirlemeye çalıştık. Evvelce yapmış olduğumuz bir çalışmada da bu konu üzerinde durmuştuk[6] Bu kere yeni tespitlerle konuyu tekrar ele aldık.

METİN

“Geçiş dönemlerinin ilk aşaması bilindiği gibi doğumdur”[7] “Doğum geçiş dönemlerinin ilki olmasının yanında her toplum için sevindirici bir olay olması ile de önemlidir. Doğum döneminde belki de kutlamalardan çok çocuğu ve anneyi kötü güçlerden korumaya yönelik yapılan pratikler belirgin ve Türk dünyasında yaygındır”[8]. Halk inanışlarında doğum safhası ile ilgili uygulamalar doğum öncesinde başlar, doğumla ve doğum sonrası çocukluk dönemiyle devam ederken bu süreçteki uygulamaların dayandığı inanışlarda aynı süreci takip etmiş olur. Geçiş dönemlerinden doğum dönemindeki Türk kültüründeki inanışlar ve bu inanışlara dayanan pratiklerden bazıları şunlardır:

At-doğum bağlantılı inançlar doğumdan evvel başlarlar. At çocukları koklar ise tayının olacağına yorumlanır. Hamile kadın atların yanında fazla gezdirilir ise doğumunun zamanında ve kolay olacağına inanılır. Bazı yörelerde de hamile kadının atlardan uzak tutulmasının gerektiğine inanılır. Batı Türklüğünde rüyada at görmek murattır. Böylece anne adayının rüyasında at görmesi dileği bebeğin cinsiyeti ile ilişkilendirilir.

Kaşkayi Türklerinde Koç Katımı gibi “At Katımı” merasimleri yapılır kısrak aygıra çıkarılınca kısrak bezenir erkek atın bakıcısına metter denir ve aygırın sahibi kısrağın sahibine hediye alır[9]. Esasen atlardan hareketle geleceği tahmin etmek bu kadarla sınırlı değildir. At sırt üstü eşinir ise havaların bozulacağına inanılır. Yola çıkan kimsenin atı ilkin sağ ayağını atar ise, o seyahatten olumlu sonuç alınacağına hükmedilir. Benzeri tespitlere farklı vesilelerde tekrar yer verilecektir.

12 Hayvanlı Türk Takvimi; Sıçan, Öküz, Kalfan/Kaplan, Davşan/Tavşan, Balık, İlan/Yılan, at, Koyun, Meymun/Maymun, Tavuk, İt/Köpek, Donguz/Domuz’dan meydana gelmiştir. Kars’ın Kırmança konuşan söğütlü köyünde 12 hayvanlı Takvim; Tavşan, Fare, Ejderha, Yılan, At, Kara koyun, Koç, Köpek, Balık, Tosbağa/Kaplumbağa, Tilki, Domuz’dan oluşmuştur.[10] At, tarihte ve günümüzde Türk kültürlü halkların takvimlerinde hep olmuştur.  Tatar Türklerinde At Yılında çok savaş olacağı, geçimin zorlaşacağı, çocukların sert tabiatlı olacakları, yaşlılardan çok ölüm olacağı inancı vardır.

Doğu Anadolu’da doğum esnasında zorluk çeken anne adaylarının evinin ön tarafında, eşiğin dışında erkek at kişnetilir. Bu uygulama ve inanç Kaykayi Türklerinde de vardır Böylece hamile kadının doğumunu güçleştiren ruhun tesirinden annenin kurtulacağına inanılır[11]. Yine Elazığ ve Ağrı çevresinde alkarısının çelik, mavi boncuk ve erkek attan korkup kaçtığına inanılmaktadır.[12] Ağrı’da kırk basan çocuklar tedavi için yolağzına götürülüp bir atlının geçmesi beklenir ve ilk geçen atlıdan tedavi yöntemi için öğüt alınır[13]. Burada halk arasındaki annenin hamilelik döneminde güçsüz ve savunmasız olduğu, kötü güçlerin tesirinde kalabileceğine bu yüzden de annenin korunması gerektiğine dair inanış kendini göstermektedir. Bu koruma işinde erkek atın seçilmesi dikkate değerdir.

Karaçay Türklerinde doğum esnasında eve misafir gelir ise atının dizginine havlu veya eşarp bağlarlar. Onu görünce gelen misafir evde bir çocuğun dünyaya geldiğini anlar. Bunun üzerine misafir ev sahibine, “atlı mı yaya mı diye” sorar. Bu söyleşide atlı erkek bebeği yaya ise kız bebeği tanımlamaktadır. Ev sahibi atlı derse misafir bebeye bir tay hediye eder, yaya der ise hediye bir dana olur[14]. Alanya yöresinde doğan çocuğun erkek olduğunu anlatmak için “toplu tüfekli geldi” denir.[15] Özbek Türkleri sözlü kültüründe de at erkek evlat veya çok evlat benzetmesi yapılır. “Yalnız atın tozu çıkmaz, tozu çıksa sesi çıkmaz”[16] denir.

Atın koruyucu olduğuna dair tek inanış bu değildir Türk dünyasının genelinde at nalının nazar boncuğu olarak kullanıldığı bilinmektedir ki Toroslarda çocukların omuzları için yapılmış nazarlıkların arasına at nalı konduğu da tespit edilmiştir. Elazığ yöresinde binaların temeli atılırken temele konulanlar arasında at nalı da vardır.  At nalının koruyuculuğuna dair inanış günümüzde de devam etmektedir, seramik ürünleriyle ünlü Kütahya’da dekoratif amaçlı olarak seramikten at nalları yapılıp satışa sunulmaktadır. Bu tespiti başka örneklerle doğrulama da zor değildir. Anadolu’nun bazı kesimlerinde at kılının nazara karşı koruyucu olduğuna inanılır. Atın kafa kemiğinin ambar ve ahırlarda kapı başlarına çakılarak, sırığa geçirilip bacalara dikilerek, bazı hallerde de bostanların çitine bağlanarak nazara karşı koruyu olduğuna inanılır.           .

Kuzey Doğu Anadolu sözlü kültüründe “Bir atın nefesi 7 komşuya şifadır” şeklinde bir özlü söz vardır. Adeta ulu kişinin nefesinde olduğu gibi atın da nefesinde hikmet aranmıştır. Makedonya Türkmenlerinde güçlü kuvvetli, canlı anlamında gençler için “at gibi delikanlı maşallah” denir. Toros Türkmenlerinde “gelinin başına atın dişine bak” sözü vardır. Buradan hareketle baş balama şekli ve dişten hareketle gelin gurbet yolu veya bebek mi bekliyor ve at kaç yaşındadır, anlaşılır.

“Karaçay Türklerinde de nazara inanılır ve nazarın daha ziyade savunmasız olan bebekler üzerinde etkili olacağı düşünülür. Bebeğin nazardan korunması için atın kuyruğuna “Ören(kızıl bez) bağlanır. Nazara karşı iyi geldiğine inanılan kızılcık ağacından kesilen uzunca dal atın veya sığırın kuyruğuna asılır”[17]

Toroslarda atın sağ alt karın boşluğundan sola geçilerek ve bu uygulama 3 defa tekrarlanarak bazı musibetlerden, illetlerden kurtulduğuna inanılır. Bu uygulama atın altından geçmek delikli taşın deliğinden veya kaynananın kolunun altından gelinin geçirilmesi gibi bir uygulamadır. Adeta kara iyelerin etkinlik alanından çıkılmış olunur. Ayrıca Anadolu kırsalında at izinde kurt izinde olduğu gibi hikmet aranır.

Batı Anadolu’nun bazı kesimlerinde, Haymana’da, Posof’ta Yağmur Duası için halk At’ın kafa kemiğine ilgili sureleri okuyarak onu suya atarlar. Yağmur fazla yağması halinde ise bu kafa kemiği sudan çıkarılır.[18]

Doğu Anadolu’nun kuzey kesimlerinde, Toroslarda yağmur duasına çoluk çocuk çıkılıp Allah’a yakarırlarken koyunlar kuzularından bu arada kısraklar da taylarından ayrı tutularak adeta meleştirlirler. Böyle yağmur dileği mesajının daha çabuk kabul göreceğine inanılır.

Türk kültüründe geç yürüyen çocuklar için “ayak açma” adı altında birtakım pratikler yapıldığı bilinmektedir. At, bu pratiklerde de kendisine yer bulmuştur. “Üsküdar’daki Karacaahmet Mezarlığı’ndaki at mezarına yürümeyen çocuklar getirilir, gezdirilir, yere yem serpilirmiş ve çocuk daha sonra yürüdüğü zaman buraya gelinerek kurban kesilirmiş”[19]    Türk kültürü içerisinde doğum dönemindeki uygulamalarda atın önemine dair inanışa bağlı olarak yapılan bir diğer uygulama da çocukla ilgili özel günlerde atın hediye, yemek ve binek olarak ön plana çıkması olmuştur.

Kırgız Türklerinde çocuğa ilk ata biniş merasimi düzenlenir. Bunun için çocuk yürümeye başladıktan kısa bir süre sonra ona ağaç dalından mutlaka bir at yapılır. Ve çocuk o ata bindirilir.[20]. Karaçay Türklerinin eski adetlerine göre çocuğa ismi veren kimsenin, çocuğa bir at armağan etmesi gerekirdi. Bu konuda “At atagan at beredi” (İsim koyan at verir) tarzında bir atasözü vardır”[21]. Bu uygulama çocuk için önemli olan adı verenin çocuğun hayatında pek çok alanda kullanacağı atı da vermesi gerektiğine dair bir inanışın tezahürüdür. “Kırgız Türklerinde ilk ata biniş törenlerinde, çocuk ata binmiş vaziyette, toplanan köy halkı ve misafirlerinin önünden geçerek onları selamlar. Bu uygulama çocuğun ileride iyi bir lider ve yönetici olacağının göstergesi olarak algılanır”[22] Yine Kırgız Türklerinde çocuk sünnet olurken köy halkı bu olaya şahitlik etsin diye toya davet edilir ve ikram olarak at ve davar kesilir. Buna karşın davetliler de ineğin yanında hediye olarak at getirirler. Kırgızlarda bebeğin kırkı dolup ilk saçı, karın saçı kesilince yapılan saç toyu’nda saç en itibarlı kimseye kestirilir ve saçı kesen çocuğa at hediye eder. “Özbek Türklerinde sünnet düğünlerinde ‘Ulak’ adı verilen at yarışlarının yapılması adettendir”[23]

Atkuyruğunun özel hallerde bağlanmış oluşu bize göre bir adanmışlık olayıdır. Yaşamayan çocuğun türbeye götürülüp 7 veya 9 yıl saçının belirli bir kısmının tıraş edilmemesi veya yaslı kadının saçını kesmesi, yonması ile bağlantılı olmadır.

Kazaklarda yas alameti olarak ölen kimsenin yakınlarının saçları kesilirdi. Ayrıca var ise atı atının da kuyruğu kesilirdi[24]. Yas da saç yonmak, sine dövmek, yüz yırtmak, başa toprak atmak Aras vadisi Türk kültür coğrafyasında giderek azalmış olsa da çok rastlanan uygulamalardır.[25]

Kırgız Türklerinde at sürülerini nazar ve benzeri kara iyelerden koruyacaklarına inandıkları özel atlar beslenir. Bu atlara onlar iki yaşına gelinceye kadar onlara binilmez ve dizgin vurulmaz. Bu atlara Üyür denir. Bu maksatla 20–30 tay hazırlanır. Bunları yönetecek özel eğitin verilmiş taylara Üyür Başı denir.

Anadolu ve Azerbaycan Türk kültür coğrafyasında hatta batı Türklüğünün Irak, Suriye kesimlerinde atlara musallat olduğu bilinen bir kara iye vardır. Doğu Anadolu’da çoğunlukla bu iye “At Binen Cin” olarak bilinir. Ağrı’da Süreli olarak tanınır. Başka yerel isimleri de vardır. Bu iye ile ilgili inançlar ana dili farklı olan Anadolu Türklerinde içerik bakımından aynıdırlar. Ahır, ağıl ve haralarda daha ziyade bağlı bulunan atları binerek onları rahatsız eder kapalı yerlerde binip terletir, onların yelelerini örer, yelelerine düğün atar. Bu kara iyenin yakalanması için atların sırtına zift türü yapışkan sürülür[26].

Eski Türk İnanç Sisteminde koyun ve at sürüleri ile bunların çobanlarının da koruyucu iyeleri vardı. Volga Türkleri arasında bu iye  “Azar Öyesi” olarak biliniyordu.[27]

Tatar Türklerinde sahibi ölen at, cenaze cemaati ile birlikte mezara indirildiğinde, atın gözü yaşlı ise, sahibinin cennete gideceğine inanılırdı. Hızlı gitmekte olan at aniden durur ise, o yolda sihir büğü olduğuna inanılır. Atın rahatlatılması için saman ateşindentütsü yapılırdı. Böylece atları rahatsız edebilecek şeytanların/Kara iyelerin kaçabileceklerine inanılırdı[28].Bu kültürde çifte atan atın bulunduğu çiftlikte nazar olduğu inancı da vardır. İzmir’in Bayındır ilçesinde atın sağ öl ayağının büyü yapmada kullanıldığına inanılır. Osmanlı Padişahları atlarına kasideler yazdırmaları, onlar için özel mezarlar yaptırmaları, ölümlerinde cenaze töreni düzenletmeleri.[29] Atın mistik muhtevasından kaynaklanıyordu.

Eyüp Nebi’nin Viranşehir’deki mezarının yerinin bulunmasında IV. Murat’ın Revan Seferinde bir rüya görmesi ve atının serbest bırakılması üzerine atın durduğu yerde yatmakta olduğunun görüldüğüne inanılır.

Halk tasavvufunda at nefs olarak geçektedir. Gültekin’in yalın bir devlet adamı olmadan öteye Tanrı adına bir görev üstlenen uyarıcılık görevi de bulunduğu ifade edilmektedir. Miraca atla çıkan ulu kişi nefsini binmiş onu yenmiş olmaktadır. Gültekin’in abidesinde savaşa giderken 8 defa ak ata, 3 defa boz ata, 2 defa konur ata ve 1 defa dakeher ata binmiştir. Gültekin’in seferleri, amaçları ve savaşları ile atların don renklerinin ilgisi olduğu tahmin edilmektedir[30].

At; etrafında bir hayli inanç geliştirilmiş bir hayvandır. Atın nalı, nalının izi, yelesi, kılı, kuyruğu, üzengisi bizzat kendisi, rüyaya girişi ile ilgili inançlar vardır Dokuz Oğuzlar atlarını takdis ederlerdi…

Kut at bağlantılı inançların başka örnekleri de vardır. Şamanın Gökyüzüne çıkarken ruhundan yararlandığı hayvanların arasında at da vardır. İnanç Sisteminde yol İyesi ile Boz Atlı Hızır arasında ilişkilendirmeler yapılmıştır. Irk Bitiğ adlı fal kitabına göre Kara Yol İyesi geceden tan vaktine kadar tam süremeyen kimseye kut vermiyordu[31]

Atla ilgili doğum dönemindeki inanışlar göstermektedir ki en başta at, koruyucu güce sahip olduğuna inanılan bir hayvan olarak kültür içerisinde bir kod olarak mühim bir yere sahip olmuş ve doğumla ilgili pratiklerde geniş bir coğrafyada yer edinmiştir. Bunun yanında atın geç yürüyen çocukların yürümesine yardımcı olduğu şeklindeki bir inanış da atın koruyuculuğu yanında yardımcı bir güce de sahip olduğunu göstermektedir. Çocukla ilgili özel günlerde atın hediye edilmesi ve misafirlere at etinin ikram edilmesi de atın maddi bir zenginlik olarak görüldüğünü göstermektedir.

[1] Ali Abbas Çınar, Türklerde At ve Atçılık, Kültür Bakanlığı, Ankara, 1983

[2] Faruk Sümer,  Eski Türklerde Atçılık ve Binicilik, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul, 1983

[3] Hayri Başbuğ, Aşiretlerimizde At Kültürü, Türk Dünyası Araştırmaları, İstanbul, 1986

[4] Bilge Seyitoğlu’nun “Mitolojik Dönemde At, Folkloristik Umay Günay Armağanı, Ankara, 1996, s. 51–57

[5] Tuğba Eray  “Türklerde At” Türk Dünyası Tarih ve Kültür Dergisi, Nisan 2004, S. 2004, s. 24–28

 

[6] Yaşar Kalafat, “Orta Toroslardaki Türk Halk İnançlarında At“,Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Mart 1998, S. 135, s.24–30

[7] Işın Altun,  Kandıra Türkmenlerinde Doğum, Evlenme ve Ölüm, Yayıncı, 2004 s.87

[8] Nagihan Çetin, Türk Kültüründe Işık Kültü, Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi 2011 s. 37

[9]Yaşar Kalafat,  Balkanlar’dan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları-II Kaşkay, Karapapah, Şahseven/Elseven, Karakoyunlu, Kiresunlu, Afşar, İsmaili Hazara, Caferiler, Kengerli, Karamanlı/Çelebi/Nigari, Ayrım, Kekai, Şebek, Mavıllı/Mavili, Sarılı/Sarıllı Ankara, 2006, Berikan, s.31

[10] Hayri Başbuğ, Aşiretlerimizde At Kültürü, İstanbul, 1986, s.82–85

[11] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançları, Ankara, 2010 s. 258–270

[12] Yaşar Kalafat, “Orta Toroslardaki Halk İnançlarında At” Türk Dünyası Kültür ve Tarih Dergisi, Mart 1998, S. 135, s 24–31

[13] Yaşar Kalafat, “Orta Toroslardaki Türk Halk İnançlarında At“,Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Mart 1998, S. 135, s.24–30

[14] . Tavkul,  Kafkasya Dağlarında Hayat ve Kültür, Karaçay Malkar Türklerinde Sosyo Ekonomik ve Yapı ve Değişim Üzerinde Bir İnceleme, İstanbul 1993

[15] Yaşar Kalafat, “Orta Toroslardaki Halk İnançlarında At” Türk Dünyası Kültür ve Tarih Dergisi, Mart 1998, S. 135, s 24–31

[16] Yaşar Kalafat, Avrasya Halk Sufizmi –I- (Kırgızistan Özbekistan Türkmenistan), Ankara, 1997

[17] U. Tavkul,  Kafkasya Dağlarında Hayat ve Kültür, Karaçay Malkar Türklerinde Sosyo Ekonomik ve Yapı ve Değişim Üzerinde Bir İnceleme, İstanbul 1993

[18] Yaşar Kalafat-Şevket Kaan Gündoğdu, “Türk Halk Kültüründe ‘Dabak Satma’ İnanç ve Uygulaması”,www.yasarkalafat.info

[19] Nail Uçar, “Ak ve Kara Günlerimizde At”, Türk Dünyası Tarih Dergisi, Kasım1988, s.24–26

[20] Yaşar Kalafat, Manas’ın 1000. Yılında Uluğ Türkistan Notları (Özbekistan-Türkmenistan-Kırgızistan), Ecdat, Ankara, 1995

[21] U. Tavkul,  Kafkasya Dağlarında Hayat ve Kültür, Karaçay Malkar Türklerinde Sosyo Ekonomik ve Yapı ve Değişim Üzerinde Bir İnceleme, İstanbul 1993

[22] Yaşar Kalafat, Avrasya Halk Sufizmi –I- (Kırgızistan Özbekistan Türkmenistan), Ankara, 1997

[23] Malik Muratoğlu-Yaşar Kalafat-Cevdet Türkeroğlu, Özbekistan-Anadolu karşılaştırmalı Türk Halk İnançları, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul, 1996

[24] Yaşar Kalafat, “Orta Toroslardaki Halk İnançlarında At” Türk Dünyası Kültür ve Tarih Dergisi, Mart 1998, S. 135, s 24–31

[25] Yaşar Kalafat,“Balkan Türklerinde Örneklemelerle Halk İnançlarında Saç” Baltam, Türklük Bilgisi, Mart 2005, s. 208–212

[26] Yaşar Kalafat, “Orta Toroslardaki Halk İnançlarında At” Türk Dünyası Kültür ve Tarih Dergisi, Mart 1998, S. 135, s 24–31

[27] Yaşar Kalafat, “Orta Toroslardaki Halk İnançlarında At” Türk Dünyası Kültür ve Tarih Dergisi, Mart 1998, S. 135, s 24–31

[28] Nail Uçar “Ak ve Kara günümüzde At” Türk Dünyası Tarih Dergisi, Kasım 1988,s.24–26

[29] . Nail Uçar “Ak ve Kara günümüzde At” Türk Dünyası Tarih Dergisi, Kasım 1988,s.24–26

[30]Yaşar Kalafat, Altaylar’dan Anadolu’ya Kamizm Şamanizm, Yeditepe, İstanbul 2004

[31] Yaşar Kalafat, “Orta Toroslardaki Halk İnançlarında At” Türk Dünyası Kültür ve Tarih Dergisi, Mart 1998, S. 135, s 24–31