CAN AY/CANAY BİZİM KARSIMIZ                                                                                     

“Doğu Anadolu İçin Geleceğin Halkbiliminden Hareketle Düzenlemesinde Yeni Boyutlar.”

                                                                                                                              Yaşar Kalafat[1]

 

Bu anlatıda “Asrın İlk Çeyreğinde Ortadoğu’da Kültürel Kimlik-Resmi Politikalar ve Emperyalizm”[2] başlıklı sunum metnimizden hareketle spot açıklamalar yapmaya çalışacağız.

Metinde, Ortadoğu ve Güney Kafkasya bölge coğrafyasının tarihi dokusunun bir parçası olan Ermeni konusunu farklı bir boyutu ile kültürel kimlik halk kültürü ilişkilerini ele alacağız.

Ermeni halkı 18. Yüzyıldan itibaren büyük ölçüde emperyalizmin güdümünde olmuşlardır. Ermeni toplumu, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, Emperyalizmin Ortadoğu ve Kafkasya için siyasi kozu olmaya devam etmiştir.

ABD-İsrail birlikteliğinden beri, ABD Ortadoğu ülkeleri ile komşu olmuştur. ABD’nin Birinci Körfez müdahalesinden daha sağlıklı bir ifade ile işgalinden sonra, ABD, Biz Ortadoğu halklarının sınırdaşı olmuştur. AB’ne girme sürecinde, AB ve ABD hep aynı safta ve Türkiye karşıtı cephede yer almışlardır. Bilhassa, Türk-Ermeni ihtilafı konusunda Sovyet Sosyal Emperyalizmden sonra da RF nu da izlediği politikalarda AB ve ABD’nin adeta paralelinde olmuştur.

Bu bilinen açıklamayı, bildiri metnimizde geniş yer alan Gelecekçi/Fütürist perspektifle, bugünün emarelerinden hareketle, geleceği planlayabilmek adına yaptık.

Bildirimimizde, Ortadoğu ve Güney Kafkasya ileri safhada Kuzey Afrika ülkelerinin ortak kültür politikaları uygulamaları halinde antiemperyalist bir potansiyel oluşturabilecekleri üzerinde durmak istiyoruz.

Malumdur ki, özellikle ABD emperyalizmi Ortadoğu’da, bölgenin tarihî kültür dokusunu etnik milliyetçilikten hareketle biteviye parçalarken, kendisi için yeni sömürü alanları açmaktadır.

Bize göre soru şudur; Bölge ülkeleri, bölge halklarının tarihi kültürel mirasına birlikte sahip çıkılarak ortak antiemperyalist bir yapı geliştiremezler mi?

Bizim cevabımız “evet” dir. Zira Bu kültürel sahiplenmenin merkezinde halkların büyük ölçüde ortaklık arz eden halk kültürleri vardır.

Türkiye Cumhuriyeti, AB’in Ermeni Tehciri konusunda aldığı ve ABD ile RF nun AB’nin bu kararına destek tarzındaki tutumlarından sonra; Türkiye Cumhuriyeti;  “Ermeni ve Kürt meselelerinin Şart Meselesi’nin birer parçası oldukları”, “Şark Meselesinin bir Haçlı Seferi hareketi olduğunu” Tekrar söylemlerine almıştır. Bu hususta Gözden kaçan önemli bir nokta vardır.

Şark Meselesinin bir Haçlı Seferi olduğu ve İslam coğrafyasının kalbine yönelik olduğu üzerinde durulurken, Ermeni Tehcir konusunda hiçbir İslam ülkesi emperyalist batı karşısında İslamiyet yanlı bir açıklama dahi yapmamıştır. Tunus gibi bazı Afrika’nın İslam ülkelerinde Ermeni tehcir konunun Ermeni iddiaları ile ilgisi olmadığını anlatan akademik yayınlar ise maalesef Türk araştırmacılar tarafından bilinmemektedirler.

Türkiye, Batı kamuoyuna Ermeni konusunu anlatmak için gösterdiği gayreti Türk ve İslam kamuoyuna gösterebilse idi, bu millî davasında daha fazla mesafe almış olabilecekti. ABD ve AB diplomatik çevreleri bu konuda gerçeği bilmedikleri için, olayların arkasında düzenleyiciler oldukları için ikna edilmemiş olmayı tercih etmektedirler. Keza durum İslam ülkeleri açısından böyle iken, Türk Cumhuriyetleri’nin geneli itibariyle de farklı değildir. Bu iki hususa, sadece durum tespiti adına yer verdik.

Bildirimizde vurgu yapmak istediğimiz asıl konu, İslam âlemi veya Türk Dünyasının Türkiye Cumhuriyeti’nin tehcir konusundaki tavrı karşısındaki, tutumu da değildir. Üzerinde durulmasına işaret edilmek istenilen nokta, bölgede din ve dil birliğinden başka birliklerin de ittifakından söz edileceği ve bu birlikteliğin bölge halkı olma birlikteliği olduğu hususudur.

Az sayılı halkların kültürel hayatlarının güvence altına alınması, emperyalizmin elinden istismar unsurlarından birisinin alınması demektir.

“Bölge Halkı Olma Birlikteliği”, “Türk Devletleri Birliği” ve “İslam Devletleri Birliği” yapılanmalarını tehdit etmemektedir.

Din ve dil farklılığından hareketle ihtilaflı halk kesimleri oluşturan emperyalizm bununla da yetinmeyip, siyasi oryantalizm marifeti ile Ortadoğu halklarının halk kültürü farklılığını da stratejik obje olarak gündemine almıştır.

Buradan hareketle, Ortadoğu’ya yönelik akademik araştırma yapan merkezler çalışma programlarına mevcut emarelerden hareketle, geleceğin Ortadoğu’sunun şekillenmesinde, içinden çıktıkları halklar adına kanıt üretebilmelidirler.

Emperyalizmin orta doğuyu tasarım projesi, Ortadoğu’nun doğal olarak siyasi hudutları ile sınırlı değildir.

Kuzey Kafkasya halkları, aynı zamanda Ortadoğu halklarıdır. Bu itibarla Ortadoğu’yu geniş anlamda anlamak bize göre daha sağlıklı ve gerçekli olacaktır.

Halkların kültürlerinin hayata geçirilmesinde inisiyatif/üstünlük emperyalizmin değil, bölge halklarının hakça birliğinde olmalıdır.

Bu nokta, bölge halklarının, bu arada Ermenilerin Boston gibi bazı Amerikan eyaletlerinde olduğu gibi, Lübnan, Ürdün gibi Ortadoğu ülkelerindeki halkbilimi çalışmalarına ortak olunmalı, bunlarla akademik ilişkiler kurulabilmelidir, noktasıdır.

Osmanlı Devleti bilhassa son yüzyılında, emperyalizm güdümünde yoğun misyoner okulları taarruzuna hedef edilmiştir.

Ortadoğu ülkeleri, halkların muhtemel ihtilafa sürüklenme hareketine karşı emperyalist ülkelerin Ortadoğu halkları ve bilhassa Ermeni toplumu ile ilgili araştırmalarını bilmek durumundadır.

Siyasi oryantalizm-emperyalizm bağlantıları 200 yıldan beri bilinirken, oryantalizm merkezlerinin, Ortadoğu için yeni sınırlar tasarlarken ve bölge halklarından yeni devletler oluşturmayı planlarken, Ortadoğu şarkiyatçıları, bu gelişmeleri dil, din, tarih, edebiyat ve bilhassa halkbilimi gibi alanlarda takip edebilmelidir.

Ortadoğu Halkları dil ve din farklılıklarına rağmen tarihten ve coğrafyadan gelen kültür akrabası halklardır.

Bu kültür akrabalığı, bölge halklarının emperyalizm karşısındaki en güçlü kalesidir.

Emperyalizmce talan edilmesi sürdürülen bu ortak miras yok sayılarak, israf edildiği takdirde bölge halklarının bölgedeki en büyük mevzii de düşmüş olacaktır.

Halkların kültürleri ile yaşayabilmeleri onların demokratik hakları ve birlikteliği muhafaza edebilmeleri de onların demokrasi adına görevleridir.