KURT POSTUNA/DONUNA GİREN DERVİŞ[1]

                                                                                                                                                                                   

YAŞAR KALAFAT[2]

GİRİŞ:

                  Derviş Emmi Çorum’un halkı Alevi inançlı Müslüman Türklerden oluşan Öksüzler köyünde yaşamış ve “Derviş Emmi” olarak bilinen ve 30-40 yıl kadar önce vefat etmiş köyün “Dede”liğini de yapmış bir kimsedir.. Derviş Emmi, bazı hallerde Kurt Donu’na girebilmekte ve onun bu hali “Kurt postuna girmek” olarak bilinmektedir. Bu yazımızda  “Don Deyişimi” ne ve Kurt donuna girişe dair kısa bir açıklama yaptıktan sonra, kültürümüzde kurt kültüne değinip, yazımıza esas alınan mektup içeriği olan bilgiler üzerinde duracağız. İrdelememizi yaparken mektup sahibi Deniz Çakmak’tan aldığımız bilgilere de ayrıca yer vereceğiz İncelememize esas aldığımız metini de yazımızın kapsamına alacağız.

METİN:

Tasavvuf, yaratılmışları İnsanat, Cemadat, Hayvanat ve Nebatat olarak farklı âlemlerde konumlandırırken, halk anlatılarında almış oldukları şekillere bakılınca bu âlemlerden birinde yaratılmışlardan bir varlığın diğer bir âlemin yaratılmışlarından bir varlık olarak bedenlenebildiği görülebilmektedir. Hacı Bektaş Veli’nin Güvercin donuna girebilmesi bu türdendir. Bir insanın kuş olup tekrar insan haline dönebilmesi bir mertebe işidir. Bu statünün Allah indinde itibarı yüksek olan kimselere verildiği bilinir.

Bazı hallerde de sıradan kimselerin kabul olan duaları sonucu onların âlem değiştirip mesela cansız bilinen yaratılmışlardan taşa dönüştüğü olur. Düşman askerinden veya haydutların saldırılarından namusunu kurtarmak isteyen genç hanımların duaları sonucu taş kesilmeleri bu türdendir. Bu tür kimselerin taş kesilmiş bedenlerine halk “Allah’ın iyi kulları” nazarı ile bakar ve bu yerler ziyaret edilirler. Bir tür taş kesilme şekli vardır ki bunlar lanetlenilmiş kimseler olarak bilinirler. Bunlarla ilgili anlatılarda bunlar Allah’ın yasaklarını çiğneyen, Allah’a verdiği sözü tutmayan kimseler olarak bilinirler. Mesela dardan kurtulmak için Allah’a kurban vaat eden ve sonra da bir haşere öldürüp onu kurban ettiğini söyleyen çobanla ilgili anlatı bu türdendir. Bu türden taş donuna girmiş âlem değişmeler ibret mekânları olarak bilinirler. Bunlar için don değişmeden ziyade taş kesilme, taşlaşma denir.

Don Değişme, âlem değişimi olarak kabul edildiği hallerden yola çıkıldığında bu değişimler sadece insanlar âlemi ile hayvanlar veya cansızlar âlemi olarak bilinenler arasında olmamakta halk inanmalarında diğer âlemler arasında da değişime dair anlatılara rastlanılabilmektedir.

İnsanlar âleminden donuna en fazla girilen hayvan olarak geyik türleri, kuş türleri, sığır ve kurt bilinirler. Kurt donuna girebilmiş olmanın örnekleri daha ziyade Alevi- Bektaşi Türk kültür coğrafyasında görülürler.

Don değişebilme yukarıda da belirtildiği gibi, bir statü, bir manevi düzey, bir mistik konum meselesidir. “Zamandan Zeminden münezzeh olma, “Kesik Baş olabilme”, “Üryan” olabilme türünden bir haldir. Kalp gözü açık kimselerin hallerinden bir hal olmalı. Kişi, donuna girebildiği varlığın dilini biliyor olmalı, onunla anlaşabiliyor olmalıdır. Yunus Emre Don değişimi yaşadı mı, bunu bilemiyoruz. Ancak o Sarı Çiçeğin dilini biliyor olmalıydı. Böylece bitkiler âlemi ile arasındaki sır duvarı kalkmış perde açılmıştı. Kaynağın yansıttığı tespitte de Derviş Emmi yörenin “Ermişi’dir.

Metinde geçen “yalan söylememek”, “muharrem Orucunu gelenek olduğu için ve mazlumun hatırasına saygı duyulduğu için” tutmak ve “İslam olmamak” şeklinde açıklanan Alevili anlayışı da bizim için çok yabancı değil. Bu anlayış doğruluk, adillik üzerine kurulu insan ve hak merkezli bir inanç yapılanmasıdır. İlgili yayınlardan kısmen bilgi sahibi olduğumuz bu inanç şekli Alevilik olarak bilinirken, yanılmıyorsak bilinen Aleviliklerden farklılıkları vardır. İslam olmayışları şeklindeki açıklamaları daha ziyade inançlarının Hz. Muhammed, Hz. İsa, Hz. Musa, Hz. Davut gibi ilahi duyuruculardan evvel var olduğuna inanmalarından gelmektedir.

Halk anlatılarında bu türden hak merkezli örnek bulmak zor değildir. Bunlardan Kurt ile ilgili olanlara dair evvelce tarafımızdan çalışmalar da yapılmıştır. Bir anlatıya göre, birkaç kurt yaylım halindeki koyunların bulunduğu sürünün yanına gelir ve çobana bu yılki haklarını ister. Çoban emanetçi olduğunu sürünün sahibinin ağa olduğunu ondan halellik almadan kendilerine koyun veremeyeceğini söyler. Kurtlar teklifi kabul ederler ve çobanın dönmesini beklerler. Bu esnada çoban yapılan görüşmede kayaları şahit gösterir.

Bu türden inanç sisteminde kurdun sürü üzerinde yıllık hakkı vardır. Bu hakkı istemesi ve sürü sahibinin de hakkı teslim etmesi gerekir. Çoban emanete hıyanet etmeme durumundadır. Kurt çobanın durumuna hak adına anlayış göstermek durumundadır. Yapılan görüşmeye cansız olarak bilinen kayalar şahitlik yapabilmektedir. Zira bütün bunları gören bilen bir Hak vardır.

Derviş Emmi/Kurt Dede konusunun bu yönü ayrı bir inceleme gerektirir. Biz, şimdilik kurt kısmı ile ilgiliyiz

Anadolu, Balkanlar ve Güney Kafkasya Türk kültür coğrafyasından örnekleyebildiğimiz don değişme tespitlerinin Eski Türk inanç sistemi ile ilişkilendirilmesi mümkün müdür? Çok kere şaman olarak geçen bu dinin din erbabı trans halinde çeşitli ilgili hayvanların sesini çıkarıyor, semaya yükselirken farklı ilgili hayvanların ruhundan yararlanıyordu. Tedavi seanslarında değişik hayvanların ruhlarından yararlanabilirken, buların resimleri onun davulunun ve giysilerinin üzerinde yer alıyordu. Bütün bunların arasında Kurt da vardı.

Batı Türklüğünde, Anadolu ve Azerbaycan Türk kültür coğrafyasında Kurt Baba, Kurt Dede, Kurt Pir, Kurt Evliye, Kurt Ata olarak bilinen çok sayıda ulu zat ve onların efsaneleri vardır. Kurt Derviş olarak da bilinen Kurt Dede tespiti ilk defa bu çalışma ile yapılmış olmaktadır. Kurt Derviş/Derviş Emi/Kurt Dede tespiti uzak geçmişin efsanelerinden veya destanlarından süzülüp gelmiyor, halen hayatta olan çağdaşı kimselerin bizzat şahit oldukları olaylardan öğrenilebiliyordu.

Batı Türklüğünde kurt, Türkeçare olarak bilinen halk tababetinde önemli yer tutar. Halk sağaltmacılığında kurdun, kılından, tırnağından, dişinden, ağız derisinden, dilinden, ciğerinden, kurutulmuş gözünden v.s. yararlanılır. Kurtpençesi parpı yöntemi ile yapılan tedavilerde özel yer tutar. Güney Azerbaycan’daki Kurt Ocağı, halkın çok itibar ettiği önemli bir şifa merkezi olarak bilinir.

Çorum’un Öksüzler Alevi Türk köyünde tespiti yapılan Alevi dedesi Derviş Emmi kurt donuna girerek doğum yaptırmaktadır. Kurt donuna girilmek suretiyle gösterilen bu etkinlik türü benzerleri arasında şimdilik tektir. Kurt Donlu Derviş Emmi bu hikmetini bütün doğum yapan anne adayları için gösteriyor olmamalı zira aksi halde çok daha evvel bu hali duyulur ve yayılırdı Bu noktada derviş Emmi yardım yapacağı kimseler arasında bir seçmemi yapmaktadır ve neye göre yapmaktadır?

Anlaşılan kaderiyle Derviş Emmi her hastaya veya her doğum yapacak hanıma müdahale etmemektedir. Bazı özel tespitlerden sonra hasta belirlemekte ve ebe gibi ilgilerin yanı sıra yardımcı olmaktadır. Onun bu özelliği çok kere hasta yakınlarınca da fazla ayrıntılı bilinmemektedir. Onun doğuma müdahalesi adeta o ortamda bulunması şeklinde olmaktadır. Onun bu hali “Ermişlik” ile ifade edilmektedir.

Derviş Emmi’nin kurt postuna girişi de aleni olarak diğer insanların yanında olmaktadır. Kurt donuna girmeden evvel yanında bulunduğu insanların korkamamasını sağlamakta ve onlara güven vermektedir. Kurt donundan da keza halkın arasında çıkmaktadır.

Alevi inanç dünyasında hikmet sahibi dedelerin dokundukları her nesnede de az çok hikmet aranır. Dede Döşeği veya Dede Uğrağı olarak bilinen bazı yörelerde de dedenin hikmetine inanılır ve bu mekânlara adeta yarı türbe muamelesi yapılır. Buralara da adak bezi asıldığı ve buraların da ziyaret edildiği bilinir. Bütün bu uygulamalar dede ile ilişkilendiren her şeyin ve her yerin mistik güç edinebildiğini düşündürmektedir. Nitekim Derviş Emmi au/Okunmuş vererek, suya okuyarak suyu şifalı hale getirebilmektedir. Döşek ve Uğraklar bize göre Eski Türk inanç Sisteminin inançla göç kuralı gereğince Anadolu’ya taşınmış Ovoo/Oboo’lardır. Bu noktada Kurt Donlu Derviş Emmi’nin doğumunda yardımcı olduğu çocuklarda farklı bir mistik muhteva aranması normaldir. Bu türden bebeklerin manevi itibarları da incelenebilmeli. Keza aynı şekilde iken Kurt Donlu Derviş Emmi’nin sağlıkla, bereketle, geleceği tahmin ile ilgili varsa keramet türü özellikleri de tespit edilebilmelidir.

Kurt Donlu Derviş Emmi halen hayatta değildir. Onun mezarı kendisinden bir süre evvel Hakk’a yürümüş aynı köyün dedesi olan Ali Dede’nin mezarı yanındadır ve her ikisi de türbe olarak ziyaret edilmektedirler. Ali Dede, dedelik yapmış ve dede olarak anılan bir kimse iken Kurt Donlu Derviş Emmi dede olmamıştır. Ancak kendisine dede muamelesi yapılmak “Dedeé diye hitap edilmektedir. Bizim evvelce Alevi Türk İslam coğrafyasından yapmış olduğumuz Dede tespitleri arasında Kurt donuna girebilen veya kurtlarla diyalog kurabilenler vardı.

Kaynak metinde, Derviş Emmi, ağzını açarak esneme halinden başlayarak kurt şeklini almaktadır. Batı edebiyatında Kurt Adamların kurt donuna girmeleri de bu şekilde olmaktadır. Halk inanmalarında yaşken iyice esnetilmiş kurt ağız derisinin içerisinden geçirilerek tedavide kullanılır.

Halk kültüründe Kurtağzı bağlama olarak bilinen uygulama ise mitoloji-mistisizm kavşağında yer alan ve sadece kurda mahsus olan çok yaygın bir uygulamadır. Ağzı bağlanılan kurt Hak adiyle bağlanır. Yapılan bağ belirlenen bir mıntıka için geçerlidir. Çiftliğin hayvanı yerine varınca bağın hüküm süresi hak nazarında sona ermiştir. Bağ hak adiyle açılır. Bağı çözmeyen Haksızlık yapmış olur ve hak onun cezasını verir.

Kurt Ata miti, Eski Türk inanç Sisteminde var mı idi? tabii ki vardı. Birçok destanda Kurttan türemiş olmanın yanı sıra kurt tarafından yol gösterilmiş olma veya onun tarafından korunmuş olma, beslenilmiş olma temaları vardı. Bu coğrafyanın sözlü kültüründe hala kurt objesi yerini korumaktadır.

Bir diğer şekilden şekle girebilen, farklı görünümler verebilen ve halk arasında “üç harfliler” olarak bilinen yaratıklar vardır ki, bunlar doğuştan yaratılışlarının bir özelliği olarak bu karakteri taşırlar.

SONUÇ:

Kurt Donlu Derviş Dede tespiti ile fiilen dedelik yapmayan ve fakat Alevî cemaat arasında “dede” olarak da bilinebilen, bu itibarını don değiştirerek şifacı da olabilen bir tipleme ile tanış olunmuştur.

Kurt Donlu Derviş Dede konusu ve Alevilik içerisindeki konumu ve daha ziyade islamiyetin de dışında kendisine yer belirleyen türden bir Alevilik içerisinde yeri, bu toplumun din anlayışı ile irdelenmelidir.

Bütün bu ikmale muhtaç halkalara rağmen Kurt Donlu Derviş dede tiplemesi, kurt konulu İnanç içerikli çalışmalar, don değişimi inancı ile ilgili bilgilere, Alevilik-Eski Türk inançları bağlantılı bulgulara yeni boyutlar getirmiştir. Tasavvuf-mitoloji-hak inanmaları bağlantılı çalışama yapanlar için yeni ufuklar açmıştır.

EK;

Merhaba Yaşar Bey.

Türk halk kültüründe kurt mitiyle ilgili olan araştırma kitabınıza geçenlerde Üniversitenin kitaplığında rastladım ve hemen babaannemin anlattığı bir olay ya da söylence geldi. Babaannem şu anda 65 inden biraz büyük. Alevi ve ona defalarca anlattırdığım şeylerden biri de oranın ermişiyle ilgili olan, ikinci sayfada gönderdiğim bu hikâye. İlk duyduğumda tepkim alay etmek oldu ama o bana çok bozuldu ve annesinin asla yalan söylemeyeceğini dile getirdi. Bu kez anlattığı olayın doğa kanunlarıyla uyuşmadığını, akla mantığa sığmadığını söyledim. İkna olmadım, ikna edemedim. En son ‘babaanne bu İslam’a sığmaz yeri yok’ dedim,  İslam olmadığını söyledi. O zaman ‘neden Muharrem ayında oruç tutuyorsun’ dedim. “hem geleneksel hem de mazlumu anmam için‘ dedi

Çorum’un dağ köyü ‘Öksüzler’…Bunu sizinle paylaşmak istedim. Yapacağınız yorumları çok büyük merakla bekliyorum yaşar Bey.

Saygılar

Deniz Çakmak

Hafise karaman kız Öğrenci Yurdu Amasya Merkez”

Dedim ki, dedenize ‘Bak Derviş Emmim geldi; bakıştır, ben hastayım. Saman da geldi.  Belim ağrıyor ondan sonra içeri getirdi, bizim yatak odansa girdirdi Yattığımız yere sonra Şeref nenem vardı, köyün ebesi o da.  Şeref Nenemi çağırdılar benim yanıma. Derviş Emmime yemeğini verdiler, yanımda oturuyordu, yanıma yere geldi.

Karılar hep öyle sıradan oturuyorduk, laf ediyorduk arada sancım geliyordu ya, heç bir şey yoktu. Derviş Emmim gene geldi yanıma, sonra bizimki dedi ki;

“Dedem, dedi, sen Derviş Emmi yanlış geldin” dedi. Yanlış girdin eve. Burda kadınlar oturuyor. Sonra, ben dedim ki, “O yanlış girmedi, bugün o beni takip ediyor” dedim o gün nereye gitsem ardın sıra geldi. “Hadi yukarı evde oturak Derviş Emmi” dedim. Sonra orda bana bir au dualadı, verdi. Böyle karşılıklı otururken, Derviş Emmi şurdan şu ağacın yanına kadar uzamadı ki bebeğin sesini duyduk.. Nasıl dünyaya geldi, nasıl oldu bilemedim. Valla. Bi ou duaları vardı.”

-Öyle ermiş yani

-İyi tabii ki ermiş

-Başka ne yapıyormuş

-Anam derdi ki Kurt postuna girmiş

-Kurt postu derken?

_Kurt olmuş.

Kurt olmuş, anam çorap örüyormuş. “Sizi korkutuyom mu?” demiş” Anam demiş ki.. “Kurban olduğum biz senden niye korkalım. “Korkar mısınız?” demiş.  “Korkmak demişler. Şöyle bakmışlar, ağzını ayırmış, bi kurt olmuş orda. Ondan sonra dudakları tırhıdak etmiş. Bunlardan az sonra bi don daha değişmiş, gine olmuş Derviş Emmi. “korktunuz mu?” demiş Derviş.

Yani erdiğini böyle ispatlamış, biliyor mu? Kurt donuna girdiğini bilmiyo anam.” Bunları annem kendisi anlatıyordu.”

[1] Bu yazı, “Türk Halk İrfanında Kurt” isimli kitap çalışmasını okuyan Çorum’un Öksüzler köyünden Amasya’da Eğitim Fakültesi Okul Öncesi Öğretmenliği bölümünde yüksek tahsil yapan  Deniz çakmak’ın yazmış olduğu mektup esas alınarak yazılmıştır.

[2] Dr. Türk Halkbilim Kültür Strateji Araştırma merkezi, yasarkalafat@gmail.com www.yasarkalafat.info