Erzurum Bayram Hoca Ocağı, Bayram Hocadan günümüze halen etkinliği sürdürmektedir. Ocağı Hoca’nın soyundan gelenler idame ettirmektedirler. Burayı baş ağrısı çekenler, Aydan Olanlar, yel hastalığı hastaları, çocuk düşürmeden muzdarip olanlar, Kem göze gelenler, İt Dirseği veya Arpacık olarak bilinen rahatsızlığı olanlar ziyaret ederler. Ocakta ocaklı hanımların yönlendirmeleri ile bir takım uygulamalar yapılır. Doğu Karadeniz’de Arpacık tedavisi için iğne adağı yapılır. Arpacığım geçerse bu iğneyi komşuma vereceğim denir[1].

Baş Ağrısı çekenler yanlarında kabara diye de bilinen at veya öküz nal çivisi getirirler. Ocaklı hanım o çiviyi hasta olan kimsenin başı etrafında birkaç kez dolandırır sonra ocaktaki direye çakar böylece baş ağrısının geçeceğine inanılır. [2]

İt Dirseği/Arpacık hastalığı Kuzey Türklerinde amanlar tedavi ederlerken batı Türklüğünde bu tedavi ocaklılar tarafından yapılmaktadır. Başında dolandırarak şifa için saçı yapma uygulaması Kuzey Türklüğünde olduğu gibi Bayram Hoca Ocağı’nda da vardır.

Aydan Alma aydan olan çocuk iştahtan kesilir gelişemez bunların aybaşlarında kulaklarının arkasında döküntüler oluşur. Tedavisi için Ayere Tası’ndan istifade edilir ve gümüş paradan ay kesilir. Ayere tası da gümüşten yapılır ve üzerinde ayetler olan küçük bir tastır. Bu tasın içerisine bir miktar su konulur. Bu suda bir miktar yün ipliği ıslatılır çocuğun el ve ayak parmaklarından geçirildikten sonra el ve ayak bileklerinden boynuna bağlanır ve daha sonra kesilerek yere bırakılır. Buna müteakip tastaki sudan bir miktar aydan olan çocuğa içirilir ve böylece çocuğun tedavi olduğuna inanılır. Para Kesme tedavisinde ise aydan olan çocukla birlikte bir madeni para tercihen gümüş para getirilir. Ocaklı bu parayı 3–5 defa rahatsız olan çocuğa gösterir, sonra bu parayı hilal ay şeklinde keserek çocuğun yakasına dikilmek üzere hasta sahiplerine verir.[3]

Aydan kesilmesinde madeni paranın seçilmiş olması iletkenliği itibariyle olabilir. Ayrıca Aşere Tası gibi Korku Tası, Kırklama Tası türünden taslar da vardır. Bunlardan bir kısmının içerisinde Ehli Beytin simgesi olduğuna inanılan madeni açık beş parmak bulunabilmektedir.[4]

Muğla’nın Akyaka ilçesinde Aydaş hastalığının tedavisi “Aydaş Pişirme” olarak uygulanılır. Bu rahatsızlığın tedavisi için çocuk bir kazana konulur kazanın altı sembolik olarak yakılır ve çeşitli dualar yapılır. Tedavi süresince çocuk hiç kimse ile konuşmamalıdır. Konuşması halinde sağlığına kavuşamayacağına inanılır.[5] Şaman tedavisinde de hasta ve şamanın konuşması önlenmiştir. Aydan hastalığını batı Türklüğünde Ocaklılar ve Kuzey Türklüğünde ise şamanlar tedavi etmektedirler.

Karakeçili Türkmenlerinde “Seri Mohi” diye bilinen “Aybaşı Hastalığı” vardır. Bu hastalığa düşen çocuğun anlına “Kazan İsi” ile çarpı işareti yapılır. Bu uygulamadan sonra çocuğun 3 gün içinde iyileşeceğine inanılır. Kazanın isine Beros veya Beruş denir. Bu uygulamayı yaşlı kadınlar yapılır. Bu uygulama Mıkrı denilen küçük kazan isiyle de yapılır.[6] Yaşlı kadınlar, kadın şamanın yerini almışlardır.

İt Dirseği Kesme tedavisi bu hastalık gözlere çıkan Arpacık hastalığının halk arasındaki adıdır. Tedaviye gelen hasta 7 çift 1 tek gendime getirir. Ocaklı bunlara bir miktar üzerlik, tuz ve et parçası kattıktan sonra üç gün üst üste okuduktan sonra toprağa gömmesini ister. Yapıldığı takdirde arpacığın geçeceğine inanılır. [7] Muğla’da bu etkinliği üfürükçüler yaparlar [8] Sarıkamış’ta sabahleyin erken kalkılıp bir dağa bakarak “eeee” denilmesi halinde arpacığın düşeceğine inanılır.[9]

Elazığ yöresi ocaklarından Karıncalık ve Kumru Ocaklarına vücuttaki derin ve ince kırmızı çizikler için gidilir ocaklı hastalığa karşı kendisini korumak hastalığın kendisine sıçramasını önlemek için herhangi bir ağaç parçası ile kendi etrafında bir dair çizer. Hastanın getirmiş olduğu haşıllı iğne ile tedavi edeceği kısmı kendisine göre çizer sonra iyneği hastaya verir ve onun toprağa gömülmesini ister. İğne toprakta paslanıp çürümeğe başlayınca tedavinin de tamamlanmış olacağına inanılır. [10] Şamanizm’de hastanın hastalığa yol açan ruhtan korunması veya onu kabullenmesi gibi Ocaklı kimsede de aynı ilişki kurulur.

Gümüşhane’de, Bayburt’ta, Kars’ta, Sarıkamış’ta, Bitlis’te olduğu gibi Elazığ’da da siğillerin tedavisinde okunmuş arpaların toprakta çürümesi veya yeşermeleri beklenilir. Birçok yerde bunları ocaklılar yapar. Elazığ’da bu işlemi yapan ocaklıya verilen az bir miktar paraya “çirelik” denir. Kars’ta siğiller ocaklı kadın tarafından siğilli kimsenin gıyabında şehir aşırı olsa dahi okunarak düşürebildiği inancı vardır. Ancak siğil âdetinin bildirilmesi gerekir. Siğil sayısı eksik söylenir ise bildirilen sayının dışında kalan siğiller düşmezler onlar için tekrar uygulama yapılması gerekir. [11] Sarıkamış’ta arpalara 3 İhlâs suresi okunur. Ayrıca kurbağa yakılır ters çevrilir üzerine taş konursa, kendi evinden et yemeyi çalan kimsenin de siğil/ziğillerinin döküleceği inancı vardır. [12] Siğil Ocağı Divriği’de de vardır.[13] Yusufeli’nde siğili yok etmek için üzerine incir sütü sürülür.[14] Yusufelinde kurbağa veya kuşu yılan veya başka bir hayvandan kurtarmış kadının doğumu kolaylaştırıcı olduğuna inanılır. Keza iki yılan arasından atlayabilmiş kadının da bu özelliğine inanılır[15].

Siğil hastalığını da Kuzey Türklüğünde erkek ve bayan şamanlar, Batı Türklüğünde erkek veya kadın Ocaklılar tedavi etmektedirler. Her iki tedavi bölgesinde de cinlere hükmetme veya onlardan yararlanma vardır.

Siğil hastalığının Kangal’daki adı Derne’dir tedavisi için Kangal’ın Kavak bucağındaki Derma Ocağı’na gidilir. Ocakçıya Cinci Hoca denir. Ocaktan birisi zabit/kopya kalemin ucunu tükürüğü ile ıslatıp 3 gün üst üste bildiği duaları sessizce okuyarak yaranın üzerini yazarak tedavi eder. Bu ocağa ayrıca hayvanlardaki kel hastalığı tiksinti ve korku tedavisi için de gelinir. Derme’lerin kurbağalarla çok uğraşanlarda görüldüğü ve zabit kalemle tedavi edilebileceği inancı Kars ve Erzurum’da yaygındır. Yaygın olan bir inanç da ocakçıya ücreti verilmez ise ocağın etkili olmayacağı hususudur. [16] Esasen siğil tedavisi Terme ve Kabakulak Ocakları ismi ile yörede çok yaygıdır. Derme tedavisi için gidilen ocaklardan birisi de Divriği’deki Abidin Dede Ocağı’dır. Buraya hasta sahiplerinin getirdikleri tavuğun kanı akıtılır. Bu kan ile ocağın toprağı karıştırılıp çamur yapılır.

                Uçuk Ocağı, uçuk ağzın iki tarafında oluşan yaralara denir. Çok kere korkmaktan oluştuğuna inanılır Ocağa getirilen uçuklunun ağzı bir demir parçası ile 3 defa parpılanır. Uçuk hastaları Harput’taki Elçik Baba yatırına götürülür. Ocaklılar burada Uçuk Pınarı’nın suyundan onun gözüne damlatır. Ocak olduğuna inanılan bu kutlu pınara3 Salı günü üst üste gidilir. Burada bir miktar para veya hastaya ait bazı giysiler bırakılır.[17]  Bırakılan nesneler şüphesiz saçıdırlar.

Altaylarda rahatsızlığı olan halkın sağaltıcılara götürüldüklerini buralara ak, boz ve kır atların ıdık/uduk olarak bırakıldıklarını sağaltıcılarla pazarlık yapılmadığı verilene kanaat getirdiklerini bu tür yaralara Altaylarda dauçuk denildiğini A. İnan’dan öğreniyoruz[18]. Pazarlık batı Türklüğünde ocaklılarla da yapılmaz.

Iğdır’da kırkı çıkmamış bebeklerin yalnız bırakılmaları halinde cinlerin kendi çocukları ile değiştirebileceklerine inanılır. Iğdır halk inançlarına göre kırkı tamamlanmamış bebeği yanına altın veya gümüş gibi ziynet eşyaları götürülür ise bebek sarılık hastalığına yakalanır[19] Batı ve Kuzey Türklüğünde ‘değiştirme’ hastalık ve şifa sebebi olabilmektedir.

                Sarılık Ocağı Harput’un Gülmez Tepe mevki Sarılık Pınarı vardır. Hasta ocaklılar tarafından okunur ve bu pınarın suyuyla yıkanmaları sağlanır. Pınarın suyu evlerde şifa verici olarak da kullanılır. Ayrıca hastanın başına sarı yazma örtülür sarı taşın suyu hastaya içirilir, sarı taş delinerek hastanın boynuna asılır, yabani sarı gülün kökü güneş doğmadan kaynatılıp suyu ile hastanın banyo yapması sağlanır. Sarı ipek kumaştan hastanın boyunca iplik çıkarılır bala karıştırılıp hastaya yedirilir. Sevilmeyen bir kimsenin idrarı ile kayısı şerbetinin karıştırılıp hastaya içirilir. R.Araz bu etkinlikleri Başkurtlardaki Köçürü/Köçürme Moğollardaki “dzulik gargahu”  “göçürme ve Çevirme” ile izah etmekte XVI asırdaki Çağatay Türklerinde uygulanan ve Babürname’de örnekleri görülen uygulamalarla benzerliklerini açıklamaktadır. O’nun irdelediği konular arasında Salur Kazan’ın kırk köle ile kırk cariyeyi oğlunun başında çevirerek azat etmiş olması da vardır. Memişoğlu’ndan aldığı şiirine açıklamasına eklemektedir.

“Dağlar taşıma felek , Döner başıma felek, Akıbet kuş kondurur, Mezar taşıma felek” Başına dönmek,[20]başına konusunda tekrar durulmalıdır.[21] Harput’taki Dalak Ocağı, bu ocağa karnın büyümesi veya şişmesi hallerinde gidilir. A.Caferoğlu’nun Azerbaycan’daki bazı ziyaretlerde dinî-sihri taşların tedavide etkili olduklarına dair açıklamalarını nakletmektedir.[22]

Divriği’nin Dillioğlu Mahallesindeki Dalak Taşı ve Dalak Ocağı’na tedavi için gidenler yekpare Kara Taş’a 3defa yatarak şifa umarlar. Bir dönem buradaki kılıçla parpılama da yapılırken ocaklı kadın öldüğü için şimdi yapılmamaktadır. Divriği’de 2 ayrı dalak ocağı daha vardır. [23]

                Divriği de ayrıca Çıban Ocağı, Dabaz/Kurdeşen Ocağı, Dıgıldak Ocağı, İnme Ocağı, Karıncalık Ocağı, Korku Ocağı, Kulak Ağrısı Ocağı/ Teberük Ocağı, Nazar Ocağı, Sancı Ocağı, Şiş Ocağı, Toprak Ocağı, Yılancık Ocağı gibi ocaklar da vardır [24]

SONUÇ:

                Batı Türklüğü halk inançlarının halk sağlığı vasatındaki göç izlerini takip ederken, Kuzey Türkleri arasında yaşamakta olan inançlarla ilişkilendirilmeleri önemli sonuşlar alınabilecek düzeyde yapılabilmektedir. Bu izler Batı Türk kültür coğrafyasındaki geçmişin yerli inanç sistemlerinin doğal olarak izleri ile de karışmış durumdadır. Muhammedî İslamî inanç döneminde bu izler canlılıklarını yer yer bilhassa kırsal kesimde koruyabilmiştir.

Her iki inanç coğrafyasındaki bulguların daha sağlıklı anlamlandırılabilmeleri için “ruh” konusu gibi çok yönlü bir konuda diğer ilgili disiplinlerden birikim de gerekmektedir. Üç, Yedi, Dokuz yarı Kırk, Kırk gibi biçimsel sayılar halk tasavvufunda da ilgili dinî uygulamaları ile birlikte ciddi yer tutmaktadır. Bu tür ortaklıkların tamamen bağımsız tesadüfler olduğunu düşünmüyoruz. Ancak daha iddialı bir teşhis bu devamlılık nedeninin yeni çalışmalarla irdelenmesi gerektiğine inanıyoruz.

[1] Taner Artvinli Yusufeli Külliyatı C.2 İstanbul, 2013, s.982–990

[2] Lütfi Sezen, Erzurum Folkloru, Erzurum 2007, 2.baskı, s.247–249

[3] Lütfi Sezen, a.g.e.

[4] Yaşar Kalafat “Halk İnançlarından El Sanatlarına” II. Ulusal El Sanatları Sempozyumu (03–05 Nisan 2008), Gazi Üniversitesi Türk El Sanatları Araştırma ve Uygulama Merkezi Ankara

[5] Ali Abbas Çınar,  Akyaka Sözlü Tarihi ve Gökova Havzası Halk Kültürü, İzmir 2007, s.2007

[6] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Halk İnançları Pir-i Türkistan Ahmet Yesevî Sultan, berikan yayınevi, Ankara, 2008, s.130

[7] Lütfi Sezen, a.g.e

[8] Ali Abbas Çınar, Muğla ve Çevresi Sözlü Kültürü ve Toplumsal Değerleri, Muğla 207 s.173–174

[9] Nurhan Aydın, Her Yönüyle Sarıkamış, Erzurum, 2006 s.369

[10]  Haşıllı iğne hiç kullanılmamış iğnedir. Halk inançlarında ham su, ham kumaş, ilk siftah, ananın ilk çocuğu, haşıllı iğne gibi ilklerden hiç kullanılmamış olma ile ilgili inançlar vardır. Bize göre bu inancında az çok sahiplilikle ilgisi vardır. Toprakta çürümek ve suda erimek de büyü bozmada sık rastlanan uygulamalardandır. Rıfat Araz, Harput’ta Eski Türk İnançlar ve Halk Hekimliği, Ankara 1995, s.158

[11] Kaynak Kişi; Mevlüt Atbaş

[12] Nurhan Aydın, Her Yönüyle Sarıkamış, Erzurum, 2006 s.369

[13] K.Özen a.g.m

[14] Taner Artvinli Yusufeli Külliyatı C.2 İstanbul, 2013, s.982–990

[15] Taner Artvinli Yusufeli Külliyatı C.2 İstanbul, 2013, s.982–990

[16] Ergin Doymuş, Her Yönüyle Kangal, Sivas, 1999 s.122

[17] Rıfat Araz, Harput’ta Eski Türk İnançlar ve Halk Hekimliği, Ankara 1995, s.158

[18] A. İnan, a.g.e.

[19]Zeynelabidin Makas, Iğdır Kültürü, Ankara, 2006, s.141

[20] Rıfat Araz, Harput’ta Eski Türk İnançlar ve Halk Hekimliği, Ankara 1995, s.158

[21] Başına döndürmek, etrafında dönmek veya etrafında dönülmek Türk kültürlü halklarda İslamiyet’ten evvelki dönemlere uzanan bir inanç uygulamasıdır. Dönen ile dönülen arasında mistik bir enerji oluşur. Başına dönülendeki musibetleri başına dönen üstlenmiş olur. Sadaka türünden uygulamalardaki “başımın gözümün hayrına olsun” denilip ekmeği veya parayı dolandırdıktan sonra bir fakire veya bir hayvana vermiş olmak musibetin onlara aktarılması birköçürme işlemimidir. Başka bir ifade ile köçürme inanç ve uygulamasının farklı içeriklerinin olduğu söylenilebilecektir. Hastanın etrafında dönen kimse Allah’a yakarırken hastalığın kendisine gelmesini istemiş olması ile dolandırılan ekmeği fakire veya bir hayvana verilmesinde ortak noktalar olmakla beraber fakir veya hayvan hastalansın” anlamında mı yoksa farklı bir nezir türümüdür?. Adeta beni sevindirdin senin rızanla ben de birilerini sevindiriyorum” demek midir? Yatır etrafında dolanma ki bu bir nevi tavaf olup etrafında dolanılan gücün gücünden Allah rızası ile dolanan yardım almak istemiş olmalı. aksi halde yatırı ilahi güç sahibi kılmış şirk işlenilmiş olunur. ( Yaşar Kalafat, “Diyarbakır ve çevresi Örnekleri İle Halk İnançlarında Tavaf/Dönme” Osmanlı’dan Cumhuriyete Diyarbakır, editörler Bahaeddin Yıldız-Kerstin Tomenendal, t.C. Diyarbakır Valiliği, Ankara 2008, s. 453–463)

[22]Rıfat Araz, Harput’ta Eski Türk İnançlar ve Halk Hekimliği, Ankara 1995, s.158

[23]Kutlu Özen, a.g.m

[24]K. Özen a.g.e