Orta Asya Kazaklarında yılan oynatıcısı yılan ısırmasına yaptığı üfürüğünde yılana zehirini vucüda dağıtmamasını aksi halde onu ezeceğini söyler.[1] Yagan kabileleri çiftçilerinde çok sayıdaki haşere tehlikeli olarak kabul edilir: “güya onlar kulaktan girebilir, insan bedenine geçebilir ve içine yerleştikleri insanları öldürebilirlermiş.”[2]

Kars yöresinde “Kulağa Giren” olarak bilinen hamam böceğini andıran bir haşere vardır. Bunun kulak yoluyla beyine ulaşıp beyini yediğine inanılır.

Hasta kişinin ruhunun çalındığı, yeraltı dünyasına veya gökyüzüne götürüldüğü, şeytanın esiri olduğu düşünüldüğünde, o zaman hastanın ruhunu kurban olarak sunulan hayvanın ruhu karşılığında Şaman onu kurtarır.

Sarıkamış’ta sarılık olan kimsenin tamamen sarı giydirilmesi halinde boynuna bir sarı altın takılıp ekşimsi şeyler yemesi halinde, hamurdan bir gelin yapılıp hastanın gözü önüne konulması hastanın “benim hastalığım sana geçsin” demesi halinde tedavi olacağına inanılır. Sarılık hastalığının tedavisi için bir kapsa su içerisinde küçük balıklar getirilir hasta kimsenin bir süre gözünü kırpmadan bu balıklara bakması istenir çok geçmeden balıkların sararıp ölecekleri ve hastanın şifa bulacağına inanılır.[3].  Hamurdan bebek uygulaması şamanın hastalığa yol açan kara iyenin ortam değiştirmesi uygulamasından farklı bir şey değildir. Keza balıklarla yapılan uygulama da hastalığa yol açan kara iyenin başka bir bedene yönlendirilmesi uygulamasıdır ki bu tedavi anlayışını da Şamanizm’den örnekleyebiliyoruz. Sarılık Ocaklarından Divriği’de de vardır[4]

Yılancık Ocağı’nın bir bölümünü Balıklı Çelmik’de ve bir bölümü de Yılanlı Dere’dedir. 1950’lili yıllara kadar, Kağızman’da Susuzda, Akyaka’da Yılancık ocakları vardı. Bunların çok kere ayaklarda görülen sağalmayan iltihaplı yaralara şifa verdiklerine inanılırdı.

Ahsun/Afsun/Efsun Ocağı, bu uygulama, Ocaklının, yılan veya zehirli böceklerin sokmalarına karşı okunmuş olduğu suyu hasta kimsenin üzerine serpmesi şeklindeki tedavi yöntemidir. Bu suyun evin bağın ve bahçenin muhtelif yerlerine serpildiği de olur. Böylece belirtilen türden hayvanların bu yerlere gelemeyeceğine zarar da veremeyeceklerine inanılır. [5]

Akyaka’da akrebin halk kültüründeki ismi kuyrukludur. Kuyrukludan korunmak için dualar okunur bu arada;

“Uzun kuyruklu karakaş, eğer Muhammed’ini seversen, Kızını oğlunu al Yedi dağdan aş” denir.[6] Anadolu’da akrebe kuyruklu denilmesi gibi yılana da sürünen denilir. Bu adlandırma bir kodlama olmalıdır. Ayıya Koca Ayak, Kurda Dik kulak denilmesinde olduğu gibi bunların bir dönem tabu olarak kabul edilmeleri ile izah edilebilir.

Doğu Karadeniz’de yılanın soktuğu yer hafifçe kesilip kanatılır açılan kesikten kan emilerek veya sıkılarak akıtılır. Yılan tarafından sokulan organ bir müddet süt içerisinde bekletilir. Sokulan yere Huto taşı/zehir taşıbastırılır. Kaynatılmış sirkeye sarımsak konularak sokulan yere sürülür. Isırılan yer parmak ise çiğ yumurtanın içerisine sokulur.[7]

Efsun şüphesiz eski Türk inançlarında da arvıç veya arbağ olarak vardı ve bugün de Türk kültürlü halklardaarbav gibi çeşitli karşılıkları olan bir inanç ve uygulamadır. Türkistan’da ocakçının bu türüne arbakçı denilirken Başkurtlarda yılan sokmasını tedavi edene Yılan arbavçı deniliyordu.[8] Anadolu’da efsunlama daha ziyade “tu tu tulama” veya “efsunlama”, “parpılama” olarak bilinir.[9] Şaman-Ocakçı karşılaştırması noktasında Kuzey Türklüğünde şamanın haşereler karşısında gösterdiği etkinliğin Batı Türklüğünde Ocakçılarca sürdürüldüğünü söyleyebiliriz.

Iğdır halk inançlarına göre yılanlı evde bereket olur. “Ev yılanı” öldürülmemelidir. Her evin yedi ocak yılanı olduğu inancı vardır. Bunlardan biri ferah biri melek diğer beşi ise direktir. Ferah yılan kötülük, melek yılan iyilik direk yılanlar ise bolluk bereketi temsil ederler. Bu yöredeki bir diğer inanca göre ocakta yakılan yılan gömleğinin üzerinde süt pişirilir ise ineğin sütü artarmış [10]

Batı Türklüğünde “başına dönme” ve “başına döndürme” inanç ve uygulaması vardır. Başına dönülen hastanın hastalığını başına dönen kimse almış olur. Böylece hasta şifa bulur, diğeri hastalanır. Keza sadaka niyetine verilen nesne para veya yiyecek başa döndürülerek muhtaç bir kimseye veya kediye köpeğe verilme şeklinde bir uygulama vardır. Başa döndürülen nesne musibeti üzerinde toplamış ve parayı veya yiyeceği alan kimseye taşımış olur. Keza gelin başında “ekmek kırmak” veya büyüğü bozmak için büyünün başında sabun dolandırıp akarsuya atmak da bu türden uygulamalardır. Bu uygulamalar sözlü kültür verilerine şiir olarak da yansımıştır.[11].

V.F.Troşanskiy, abası’lara kurban sunmanın ticari satış akit’i, trampa özelliği taşıdığını yazmıştır. Hastanın ruhunu kaçırmış olan ruh ile hasta veya onun akrabaları arasında, Şamanın aracılığıyla kurban sunumundan bir ticaret yapılır, eninde sonunda her zaman ruh önemli ölçüde memnun kalır.[12] Aynı şekilde ruh mübadelesinin K.Rıçkov tarafından Yenisey Tunguslar’ında da olduğunun altı çizilmiştir.[13] “İşte sana ruha karşılık ruh; hastayı sağ olarak serbest bırak!” denir.

Anadolu’da yakasına iğne takılarak esir dilen Al karısı, özgürlüğüne karşılık pazarlık yapar, mesela o ailenin ocak olmasını sağlar, o aileye artık hiçbir albastının dokunmayacağını garanti eder. Ocakların şifa verici özelliğe sahip olmaları, diğer taraftan el vermek suretiyle el alana da örneğin akrep türü haşerenin dokunmayışı bu tür pazarlıkla izah edilebilir mi? Yılanlarla ilgili bir Anadolu anlatısında yılanlar savaşında onlara su vererek yardımcı olan bir insanoğlu yılanlar âleminde özel statü edinmiştir.

Bu takas formülünü Kazaklar ağır hastaların tedavisinde uygularlar, bunun için ak koyun kurban ederler, onu, hastanın etrafında üç kere dolaştırırlar.[14] Burada kurban edilen koyunun ruhunun şeytana verildiği, onunla hastanın ruhunun değiştirildiği açıktır. Eğer Kaçints Şamanı, rüyasında hastanın ruhunun şu veya bu “ayna”/kötü ruhtarafından kaçırıldığını öğrenirse, o zaman Şaman, o ruh ile görüşmeye başlayabilir ve ona teklifte bulunur, ama Şaman yüce gönüllü değil ise, o zaman da ruhu düşmanca yöntemlerle alır. M.Şvetsova, hastanın ruhunun insan ruhu ile yapılan böyle bir değişimi Oyratlarda da tasvir etmiştir.[15]

Yakutlarda hastalıkların tedavi edilmesinde kullanılan, nispeten daha yeni bir Şamanlık pratiği ise şu şekildedir: kötü ruh kendisine kurbanlık hayvanı aldıktan sonra, Şaman’a gökyüzüne gitmesi,  gökyüzündeAitoyön’dan hastanın iyileştirilmesini istemesi için izin verir. Şaman tarafından kurban verilmezse, kötü ruh sadece kötülük yapar, kurbanlık hayvan karşılığında ise kötü ruh, Şaman’a gökyüzünün iyi ruhlardan dilekte bulunması için izin verir.[16]

Orta Asya Kazaklarında “ruhlarla iletişim ve hatta ruhlar üzerinde hâkimiyet kurabilen” kişi Baskı/Kamsayılırdı. Bu Baksı’lar genellikle içinden/iç sesten konuşma sanatına sahip oluyorlar, A.A.Divayev, bu alandaki virtüözün tasvirini yapmıştır: “Ruhların çağrısına uyduğu ve tamamen esrime halinde bulunduğu zaman seans sırasında hazır bulunan bizlere kadar, domuz bağırması, köpeklerin hırlaması ve havlaması, at kişnemesi, kuzu melemesi v.d., sesler açıkça duyulmaya başladı. Bu sırada Baksı’ya devamlı olarak ruhlar ve cinler görünüyorlar gibiydi.”[17]

1940 yılında Kars’taki evimizin çatı katında kalmakta iken yaşını doldurmamış kardeşim duyduğu tıkırtılar sonucu korkar ve sürekli ağlarken de çeşitli hayvan sesleri çıkamaya başlar. Tedavisi için ocaklı bir hanım getirilir.Ocaklı birkaç seans okuyarak kardeşimi tedavi eder.

Şamanlar ağızdan girerek hastalığa yol açan ruhları emerek hastalığı kendinse alarak  da tedavi ediyorlardı. Nants Şamanı ölü yemekleri’nde[18]   bütün “seon/ruh” larını kendine topluyor ve içine girmelerini istiyor. “Ağzını kocaman açıyor, güçlüce yüzünü hareket ettirerek, kafasını titreterek, yerinde zıplayarak onları yutuyor, öyle görüntü veriyor. Sonra içine giren seon’ları adına şiddetlice çığlık atıyor, haykırıyor, jestler, mimikler yapıyor ve bu seon’ların suretine büründükleri kuşların taklitlerini yapıyor.[19]

Etnograf F.V.Poyarkov Kazaklarda ve Kırgızlarda Baksı’lar hasta kişiye yerleşmiş, cinlenmişlerin tedavilerinde cinleri kendilerine aldıklarının altını çizmektedir.[20]

Sinirsel patolojik hallerin sosyal-dinsel amaçlar da kullanıldığına sadece Sibirya Çeyenlerinde asker-kurttoplumunun kökeni hakkındaki efsanede (…) diye anlatılmaktadır.[21]

1799 yılında İ.G.Georgi ve 1800 yılında O.Balyayev Sibirya Şamanlarının kendi sözlerinden açık seçik şu yorumun altını çizmişlerdir: “Şaman tefine vurulan bazı darbeler ruhları çağırıyor, diğer darbeler ise onları kovuyorlar.[22].

Fel. Kon Sibirya Şamanlarının iki ayrı tipini gözlemlemiştir. Yazar şunları yazmaktadır: Bir kısmı hiç savaşmıyor, hastaya merhamet etmeleri için kötü ruhlara yalvarıyor, bu dualarda yakarışlar için daha ucuz şeylerle ruhları aldatmaktan utanmazlar.

Daha sonraki Şamanların şeytanlarla olan savaşı bir kural değil, istisna olarak görülmektedir. Esas yenilik, kötülük şeytanlarıyla olan savaşlarında yeni Şamanlar şimdi kendi yardımcı ruhlarının ve koruyucu-ruhlarınınyardımlarına başvurmaktadırlar. Örneğin, Gilyak Şamanı “hasta bölgeye kendi keng/ruh’ unu üfler; “keng” de hastadan kötü ruhu kovmalıdır.[23] Kazak Baksı’sı eğer kendi cinleri hastalık cinlerinden daha güçlü ise hastayı iyileştirilebilir.[24]

Günümüzde büyük şehir büyücülerinin cinleri olmakta onlar marifeti ile bazı marifetler sergilemektedirler. Biz Şaman Nadya Yeguşova’nın kendisini rahatsız etmek isteyen bir çapkını cinleri vasıtasiyle uyardığını dinlemiştik.

Sibirya Şamanlarının kadim tıbbi pratikleri şeytanın, Şaman tarafından emilmesi hastalık ruhunu hastadan emen Şaman hemen onu tükürmesine çağırım yapan uygulama biçiminin izlerini Anadolu şifacı kadınların tedavi yöntemlerinde de görmek mümkündür.

“Mistik folklorun yerleşip, yaşayıp uygulandığı yerlerden birisi de manevi güçleri ve etkileri kabul edilen ocaklardır.”[25] Ocaklılığın inanç bağlantılarını irdelerken yeni örnekler üzerinde de durulabilir. Şamanın tedavide kullandığı çeşitli gereçlere karşılık Ocaklı veya Cinci Hoca’nın parpusu vardır.

Kangal’ın hemen hemen her köyünde Al Ocağı var iken bunlardan en ünlüsü Kangal ilçe mezarlığındaki “Karamanlılar Ocağı’dır[26]. Al Ocağı’na Al Karısı’nın sebep olduğu hastalar getirilir. Al Karısı/al ruhu daha ziyade loğusa hanımlara, kısraklara ve koyunlara musallat olur. Yakalanıp çalıştırıldığından söz ettiğimiz al karısı ile evlenenlerin de olduğu rivayet edilir[27]. Diğer örneklerde de açıklandığı gibi yakalanılıp iğne batırıldıktan sonra esir alınan Al Karısı’na tövbe ettirilir Al Karısı’nın tövbesinde ona şu ifade 3 defa tekrarlatılır. “kanımızın, suyumuzun,sütümüzün ve külümüzün karıştığına, çaputumuzun düştüğüne, el verdiğimize, kısaca bu evden bez parçası verdiğimiz herkese tövbe mi? Tövbe mi? Tövbe mi?” dedirtilir. . Al Karısı’nı yakalayıp yakasını iğneleyip ona tövbe ettiren kimse, aile ocak olur. [28] Böylece kara iye, cin veya kem ruh ile Cincinin paralık yapabildiğini görüyoruz.

Yöredeki inanca göre loğusa özellikle kız anası olan loğusa yalnız bırakılır ise, karanlıkta kalır ise, loğusa haliyle ahıra girer ise onu al basabilir. Al karısı illeti karşısında “Allah’tan geldi” inancı vardır. Al karısının ilgilendirildiği canlılar arasında, insanoğlunun yanı sıra at ve koyunu seçmiş olması ilginç olmalı.

Al karısına uğrayan kadının vücudu ağırlaşır, sıtmalı gibi titrer, ne yaptığını bilmez, sürekli çocuğu kan içinde imiş gibi görür. Tedavisi için ocaktan getirilmiş çaput, kül ve tuz hasta kadının banyo suyuna katılır. Tuz hastanın ekmeğine ve çaput da yastığının altına koyulur. Ayrıca ocaklının muska yazdığı da olur. Al Ocağına doğumun kolay geçmesi için de gidilir ve ocaktan aynı şeyler alınır. Alınan çaput loğusanın yastığının altına dikilir sancısı ağır olur isetuz yalatılır. Tuz ve ekmek ise doğacak bebeğin kundağına konur. .[29] Doğu Karadeniz’de ağız yaraları tuzlu su ile gargara yapılarak tedavi edilir. Baş ağrısının tedavisi için tuzlanmış yabani erik başa koyulur. Burkulan yere tuzlanmış çim bağlanır.[30]

Iğdır ve çevresinde sünnet merasiminden bir hafta sonra kirve tarafı akrabaları ile birlikte sünneti yapılan çocuk veya çocukların yanına gider çocuklara bir takım hediyeler verir Bu uygulamaya “Külden çıkarma” denir.[31]Sünnet aynı zamanda kan akıtarak yapılan bir tedavi yöntemi ve çocuklara verilen hediyeler de bize göre saçıdırlar

Kül, duman da olduğu gibi ateşin bir safhasıdır. Kül ile ocak bastırılır ateşin yanması geçici olarak yavaşlatılır. Külden çıkarılan köz tekrar yanmaya ateş oluşturmaya başlar. Od/Ateş’de bir kuvve var ise bunu külde de aramak da mümkündür. Kerkük’te erkek çocuklar dilekte bulunulurken; “Şerr-i Şetandan, Kuru bühtendan, Hayâsız avrattan, At şerrinden, Od şerrinen”[32] denilirken ateşin de şerrinin olabileceği düşünülmüştür. Bu dua adeta “Allah’ım şeytanın şerrinden, kötü insanın şerrinden ve nefsimizin şerrinden sana sığınırız” duasını andırırken ateşin de şerrinin olabileceği inancına vurgu yapmış olmaktadır.

Eski İnanç sisteminde hastaların tedavisinde yanmış paçavralarla hastanın etrafında dolaşarak “alas alas” demek suretiyle hastanın kötü ruhlardan kurtarılacaklarına inanıyorlardı [33] Başkurt Türklerinde bu uygulama Albez parçalarını yakarak yapılıyordu. [34] Yakut Türkleri ayı out/kutsal ateş olarak biliyorlardı. Konuyu A. Duvarcı ayrıntılı incelemiştir. [35]

Kangal yöresi halk inançlarında Cin Âlemi ile irtibatlı olan kimselerin de bilhassa cin çarpması gibi hallerde ocaklı olduğu inancı vardır. .[36] Ocak ve ocaklılık kavramı itibariyle bu bulgu da fevkalade önemlidir. Zira al karısının da insanlar âleminin bir mensubu olmadığı düşünülünce, Cinci Hoca’ların ocaklılığına bir açıklama getirilebilir.

Ocaklı olmanın yollarından birisi de “Bade” içmektir bu tür kimseler çok kere irticalen şiir okurlar Kangal’daki Rüyasında bade imiş olan Derdiment Ana Ocağı bu türdendir.. [37]Bade veya “Buta” kişinin setrinin Hak tarafından açılması halidir. Çeşitli şekilde bade içmelerin yanı sıra setri açılan çok kere ateşli nöbetler de geçirebilir.

[1] A.A.Diveyev. Baksı, kak lekar i koldun, s.339. İOAİE, XV, 1899, No.3, Kazan. Zikreden, D.K.Zelenin//İzvestiya Akademi Nauk SSSR, 1935. Sibirskova Samanstva Sibirya şamanlığı İdeolojisi, Terüme,Atilla Bağcı

[2] T.Bridges,. Mocures et contumes des fugions. Belletins de la Socioto d’Antropologie de Paris, IV, 1884, s.181–182. Zikreden, D.K.Zelenin//İzvestiya Akademi Nauk SSSR, 1935. Sibirskova Samanstva Sibirya Şamanlığı İdeolojisi, Terüme, Atilla Bağcı

[3] Nurhan Aydın a.g.e.

[4] K. Özen a.g.e.

[5]Rıfat Araz, Harput’ta Eski Türk İnançlar ve Halk Hekimliği, Ankara 1995, s.158

[6]Ali Abbas Çınar,  Akyaka Sözlü Tarihi ve Gökova Havzası Halk Kültürü, İzmir 2007, s.2007

[7] Taner Artvinli Yusufeli Külliyatı C.2 İstanbul, 2013, s.982–990

[8] A.İnan a.g.e. s.145–150

[9]Yaşar Kalafat “Gök Tanrı İnancından Günümüze Kadar Efsunlama “Tu-tu-tu” lama Uygulamaları” II. Uluslar arası Karacaoğlan ve Çukurova Halk Kültürü Sempozyumu Bildirileri, Adana (20 –24 Kasım 1991) Adana 1993 sh. 271–286;Türk Dünyası Tarih Dergisi, Eylül 1992 S.69 sh. 50–56

[10] Zeynelabidin Makas a.g.e. s.141

[11] Yaşar Kalafat, “Diyarbakır ve çevresi Örnekleri İle Halk İnançlarında Tavaf/Dönme” Osmanlı’dan CumhuriyeteDiyarbakır, editörler Bahaeddin Yıldız-Kerstin Tomenendal, T.C. Diyarbakır Valiliği, Ankara 2008, s. 453–463

[12] V.F.Troşanskiy. Evolutsiya çernoy verı u Yakutov, s.105, Kazan, 1902. Zikreden, D.K.Zelenin//İzvestiya Akademi Nauk SSSR, 1935. Sibirskova Samanstva Sibirya Şamanlığı İdeolojisi, Terüme, Atilla Bağcı

[13] K.Rıçkov. Yeniseyskiye Tungusı, s.121. Zemledeliye, 1922, priloj. Zikreden, D.K.Zelenin//İzvestiya Akademi Nauk SSSR, 1935. Sibirskova Samanstva Sibirya Şamanlığı İdeolojisi, Terüme, Atilla Bağcı

[14] İ.İ.İbragimo. Etnografçeskiye oçerki Kirgizskovo naroda. S.149. Zikreden, D.K.Zelenin//İzvestiya Akademi Nauk SSSR, 1935. Sibirskova Samanstva Sibirya Şamanlığı İdeolojisi, Terüme, Atilla Bağcı

[15] P.Y.Ostrovskih. Zametki o Turkah Minusinskovo kraya, s.342. Jivaya starina 1895, no:3/4; M.Şvetsova. Altayskiye Kalmıki, s.16. Zap.Sib.otd.RGO, XXIII, 1898. Zikreden, D.K.Zelenin//İzvestiya Akademi Nauk SSSR, 1935. Sibirskova Samanstva Sibirya Şamanlığı İdeolojisi, Terüme,Atilla Bağcı

[16] V.L.Prilovskiy. Tri goda vı Yakutskoy oblasti, s.57 ve 63. Jivaya starina, 1891, no.4. Zikreden, D.K.Zelenin//İzvestiya Akademi Nauk SSSR, 1935. Sibirskova Samanstva Sibirya Şamanlığı İdeolojisi, Terüme,Atilla Bağcı

[17] A.A.Divayev. Baksı kak lekar ve koldun, s.307. İOAİE, XV, No.3. Zikreden, D.K.Zelenin//İzvestiya Akademi Nauk SSSR, 1935. Sibirskova Samanstva Sibirya Şamanlığı İdeolojisi, Tercüme, Atilla Bağcı

[18] Ölü gömüldükten sonra verilen yemek

[19] İ.A.Lopatin. Goldı, s.316. Zikreden, D.K.Zelenin//İzvestiya Akademi Nauk SSSR, 1935. Sibirskova Samanstva Sibirya Şamanlığı İdeolojisi, Tercüme, Atilla Bağcı

[20] F.V.Poyarkov. İz oblasti Kirgizskih Verovaniy, str.96. Etnogr. Obozr., 1894, No.1. Zikreden, D.K.Zelenin//İzvestiya Akademi Nauk SSSR, 1935. Sibirskova Samanstva Sibirya Şamanlığı İdeolojisi, Tercüme,Atilla Bağcı

[21] G.A.Dorsey. The Cheyenne, I, 1905, s.26–29. Fielde Columbia Museum, Publication 99. Zikreden, D.K.Zelenin//İzvestiya Akademi Nauk SSSR, 1935. Sibirskova Samanstva Sibirya Şamanlığı İdeolojisi, Tercüme, Atilla Bağcı

[22] E.K.Pekarskiy i V.N.Vasilyev. Plaş i buben Yakutskovo şamana, s.114. Materialı po etnografii Rossii, I. Spb., 1910. Zikreden, D.K.Zelenin//İzvestiya Akademi Nauk SSSR, 1935. Sibirskova Samanstva Sibirya Şamanlığı İdeolojisi,Tercüme,Atilla Bağcı

[23] L.Y. Şternberg. Materialı po izuçeniyu Gilyatskovo yazıka i folklora, s.138, Spb., 1908. Zikreden, D.K.Zelenin//İzvestiya Akademi Nauk SSSR, 1935. Sibirskova Samanstva Sibirya Şamanlığı İdeolojisi, Terüme,Atilla Bağcı