Lazlar, insanların öldükten sonra, 40 güne kadar, hemen her gün, mezarından çıkarak evlerine döndüklerine inanılır. Bunlara Oburi denir. Bu inanç da ruh inancı ile ilgili olup, Orta Asya’dan geliyor. Eski Türklerde, insanlar öldükten sonra, kırkıncı güne kadar sıkça evlerine geldikleri inancı vardı.  Günümüzde de,  Lazlar ve Anadolu Türkleri dâhil olmak üzere, bütün Türk boylarında bu inanç vardır. Buralarda, ölümden sonra, kırkıncı günü dualar yapılır, mevlitler okutulur. Bu geleneğin İslamiyet’le ilişkilendirilmesi zordur. Bu vesilelerle Kur’an okunmasında sakınca görülmemiştir. [1]

Bütün Türk boyları gibi, Lazlar da nazara inanırlar. Nazar, insanlar tarafından farkına varılmadan yapılan kötülüktür. İnsanlar, canlı ya da cansız nesnelere kıskançlıkla ya da gıptayla baktıklarında, farkına varmadan ona zarar verirler[2].

   Lazlara göre, Nazardan korumanın bir sürü yolu vardır. Bir şeyi gıpta edenler, onun korunması için, “Allah nazardan saklasın” derler ve böylece o şeyin nazardan korunduğuna inanılır. Ayrıca, nazardan korunmak istenen insanlara ve bebeklere mavi boncuk gibi takılar takarlar. Ev gibi nazardan korunmak istenen binalara bazı hayvanların kafa iskeletlerini ya da at nalını asarlar. Yeni yapılan evlere de, nazardan korunması için, biber, sarımsak, eksi çocuk ayakkabısı, yumurta kabukları gibi şeyleri görülecek yerlere asarlar[3].

Nazar değmesi inancı da Orta Asya’dan gelmedir. Şamanizm’de, kötü ruhlu insanların, gıpta edilen insanlara ve eşyalara zarar verdiğine inanılırdı. Bunların şerrinden korunmak için nazarlık takılırdı. Günümüzde, Orta Asya kökenli bütün Türk boylarda da nazara inanılır ve nazardan korunmak için, yukarıda sözü edilen nazarlıklar takılır. si yoktur. [4] İslamiyet’te nazardan korunmak için Allah’a sığınılır, Ayetel Kürsi, Felak ve Nas süreleri okunur.

SONUÇ:

Anadili Lazca olan Türklerin Türk kültürlü halkların geneli ile olan akrabalık bağları sadece halk kültür verilerinden hareketle izah edilmekle kalmayıp, Lazcanın Ural-Altay Dil grubuna mensup olmasından hareketle de kültür köprüsünün varlığı üzerinde durulabilmektedir.

Halkların kültür akrabalıklarının sıklığı konusunda olduğu gibi seyrekliği konusunda da çalışmalar yapılmıştır. Biz halk kültüründen hareketle mevcudiyeti üzerinde durduğumuz kültür köprüsüne, karşı görüşler getirilerek katılmayan yaklaşım tarzlarının olduğunu da bilmekte ve bu alanda yapılacak çalışmalarda o çalışmaların yok sayılmaması gerektiğine de inanıyoruz.

Lazların halk kültürlerinden hareketle onların kültürel kimliklerinin belirlenmesi için araştırma dili olarak, Lazca da konuşarak halk inanmaları-mitoloji bağlantılı alan çalışmalarının yapılması ihtiyacı inkâr edilemez. Esasen bu türden çalışmaların yapılarak, inançların kök hücrelerine gidilebilmesi için, bölgenin diğer dillerden halkları için de aynı türden çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır. Bu konuda, yapılması gereken çalışmalar bakımından, yapılabilenlere bakıldığında, başlangıç döneminde olunduğu söylenebilir.

 

[1] Muhsin Erol, Sosyal ve Kültürel Hayatları İle Geçmişten Günümüze Artvin’in Lazca KonuşanTürkleri, Ankara, 2012, Texs

[2] Muhsin Erol, Sosyal ve Kültürel Hayatları İle Geçmişten Günümüze Artvin’in Lazca KonuşanTürkleri, Ankara, 2012, Texs

[3] Muhsin Erol, Sosyal ve Kültürel Hayatları İle Geçmişten Günümüze Artvin’in Lazca KonuşanTürkleri, Ankara, 2012, Texs

[4] Muhsin Erol, Sosyal ve Kültürel Hayatları İle Geçmişten Günümüze Artvin’in Lazca KonuşanTürkleri, Ankara, 2012, Texs