Belli Başlı Laz yemekleri; Taze Fasulye, Kuru Fasülye, Dövülmüş Fasülye, Tavalanmış Turşu,  fasülue Duderi, Yanık Hamsi/Pilakide Hamsi Kzartılmış Yumurtalı Hamsi, Parçalanmış Yumurtalı Hamsi, Kaygana, Hamsili Ekmek, Hamsili Pilav, Tavalanmış Et, Pişirilmiş Et, Kaplama, Çerkez Tavuğu, Hışır, Tavalanmış Yumurta, Marmalika, Pişilmiş Mısır Ekmeği, Mısır Ekmeği, Pişi, El Makarnası, Kabak Pilavı, Şekersiz Sütlaç, Tavalanmış Çökelek, Muhlama, Kaymaklı, Kaymaklı Peynir, Karalâhana Dolması, Lahana, Lahana Duderi, Dövülmüş Lahana, Tavalanmış Lahana, Pirinçli Lahana, Kaldırık Otu Yemeği, Turp Yemeği’dir.[1] Doğu karadenizde oluşan ortak mutfak kültürü ana dili farklılığı sınırlarını aşmış ortak Türk mutfağının haklı olarak asli parçalarından birisini oluşturmuştur.

Bu toplumda da ziraatı yapılmayan bazı bitkilerden sebze olarak istifade edilir. Bunlardan birisi de Burgi’dir Lahanaya benzeyen bu bitki lahananın kullanıldığı her yerde kullanılır ve daha ziyade fakir yiyeceği olarak bilinir[2].

Lazların etnografya malzemeleri onların da atlı göçebe bozkır kültüründen izler taşıdıklarını göstermektedir. Bu kültürde sürekli yer değiştirme zorunluluğunun bir sonucu olarak kap kacak türünden eşyalar tür olarak mahdut tutulmuştur Bunlar çok kere çok maksatlı gereçlerdir. Birlikte yemek yemenin bir sonucu olarak tabak türü eşyalar büyüktür[3].

Artvin’in anadili Lazca olan Türklerinin halk inanmalarında da ekmek kutsaldır. Ona saygı gösterilir. Yere düştüğü görülen bir ekmek parçası muhakkak yerden kaldırılıp uygun bir yere konulur. O, bereketi temsil eden bir nimettir. ‘Ekmek gözümü tutsun ki” şeklinde onun üzerine yemin edilir.[4].

Ekmeğin kutsal oluşu ile ilgili inanç Türk kültürlü halkların ortak inançlarındandır. Beslenme kültüründe ekmek adeta bir kült oluşturmuştur[5].

Davetlerin ve düğünlerin yapılmasını, bu davetlere ve düğünlere çağrılacak kişilerin belirlenmesini, davet ve düğünlerde pişirilecek olan yemeklerin listesini ve miktarını kadınlar belirler. Erkeklere bu konuda hiçbir şey sormazlar. Buna karşı, davet ve düğünlerde, erkeklere özel saygı gösterilir ve yemeğe  ilkin erkekler oturtulur[6].

Artvin Lazlarında ailenin mali işlerini erkekler değil kadınlar yürütürler. Erkek maaşla gelirini sağlayan bir kimse ise maaşını hanımına verir ve harçlığını eşinden alır. Erkek gelirini ticaret yaparak sağlıyor ise sermayeyi kadına veremeyeceği için kadın alış veriş yapar harcamayı ödemesi için kocasına bildirir. Kadın harcamalarında kocasından izin almaz sadece görüşürler[7].

Türk kültürlü halklarda evin iyesi sahibi kadındır. Onu tanımlama şeklerinden birisi de Ev Sahibi’dir. “Kaşık düşmanı”, “Küldöken”, “Eksik etek”, “Çocukların anası”gibi isimlendirmeler, yanlış yorumlanmaktadırlar. Bunlar aşağılama içerikli olmayıp eski inançların izlerini taşırlar. Kaşık düşmanı, israfı önleyen anlamındadır. Eksik etek, cinsiyeti anlatır. Küldöken, ateş kültü ile ilgidir. Çocukların anası, hanımın ismini saklamak amaçlıdır[8].

Artvin Lazlarında Nevuz/Yenigün halk bayramına tekabül eden şenlikler yapılır. Bu maksatla Mart’ın üçüncü haftasında mısır saplarını toplu halde yakar üzerinden atlarlar külünü de tarlalara serperler[9].

Nevruz/Yenigün ateşlerinden atlamak Türk kültür coğrafyasında çok yaygın olup ateş kültü ile de ilgidir. Anadolu’da Sinsin Oyunu’nun içeriği tamamen budur. Bu şenliklerden amaç kışın sıkıntısını uğurlamak baharın müjdesini kutlamaktır[10].

Ölüm (evveli, esnası ve sonrası) İle İlgili İnançlar:

Nazar, göz değmesi inancı Lazlarda da vardır ve nazar olarak bilinir. Nazardan korunmak için muska yazdırılır ve kullanılır. Muska bu dilde de aynıdır[11]. Nuska/Muska korunma yöntemi eski inançların bir bakiyesidir. Esasen muskadan medet ummak Mutlak olana ortak koşma anlamına gelir ki, en büyük günahlardan olan şirk anlamına gelir. Yardım Allah’tan istenir. Nuska/Muska taşıyan kimse Allah’ın kelamını taşıyarak ona sığındığı inancıyla taşımalıdır.

Bu toplumda ağıt ve ağlama obgaru kelimesi ile anlatılır. Ağıtlar da ninelerde olduğu gibi ya Türkçedir veya Türkçe Lazca karşılık bir dille ifade edilirler. Kargış ve alkışların da dili aynıdır. Bu toplumda yasın süresi 3 gündür. Bunun dışında yas tutulmaz, yaşanmaz.[12].

Lazların da cenazelerinde yas evinde yemek pişirilmez, ocak yakılmaz. Yas evinin yemek ihtiyacı 3 gün boyunca komşularca karşılanır[13]. Bu uygulama da Türk kültürlü halklarda çok yaygındır. Ocak ve ateş kütü ile ilgili olmalı[14].

Lazlarda da orada yatmakta olan mevtanın rahatsız edilmesine sebep olmamak için mezarlar parmakla gösterilmez, mezara basılmaz mezarlar çiğnenmez[15].

 

Kırsal kesimdeki yaşlı halkın ifadesine göre halkın eski inancında, ölülerin ruhlarının, mezarlarının başına oturduklarına inanılırdı. Eğer mezara ayak basılır ya da mezara parmak doğrultulursa, orada oturan ruhlar rahatsız olur ve o insanı çarparlardı. Bu nedenle, Türkler, mezara ayak basmaktan ya da mezara parmak doğrultmaktan kaçınırlardı[16].

 

Mezarın parmakla gösterilmesi Türk kültürlü halkların birçoğunda sakıncalı görülmüştür. Boş bulunup mezarı bilhassa yatırın mezarını parmakla gösteren kimse mesela çocuklar uyarılırlar onlar ilgili parmaklarını ısırır ayakların ile ezer gibi yaparak pişmanlıklarını anlatmak isteler kendilerine ceza vermiş olurlar[17].

 

Ayrıca Hun döneminden itibaren Türk tarihinde ata mezarlarının kutsal sayıldığı, onları düşmanın çiğnemesinin savaş sebebi sayıldığını biliyoruz[18].

 

Laz halk inançlarında da ölülerin ruhları, evlerine gelir ve kapı eşiğine otururlar. Kapı eşiğine ayak basılırsa ya da üstüne oturulursa, burada oturan ruhlar rahatsız olur. Buraya oturan ya da ayak basan insanları çarparlar. Bu nedenle de, kapı eşiğinde ayak basmaktan ya da oturmaktan kaçınırlardı[19].

 

Lazlar, kapının eşiğine ayak bastıklarında çarpılacağına inanırlar. Bu inancın temeli, ta Orta Asya’ya dayanır. Şamanizm, inancına göre, ölen insanların ruhları, evlerine geldiklerine ve kapının eşiğine oturduklarına inanılırdı. Ruhlar kapının eşiğinde otururken birisi eşiğe ayak basarsa rahatsız olurlar, kızarlar ve kendilerini rahatsız edeni çarparlar[20].

Eski Türk İnanç Sisteminde ev iyesinin kapı eşiğinin altında bulunduğu ve evi koruduğuna inanılır. Bu bakımdan eşiğe basılmaz ve eşikte oturulması doğru bulunmaz[21].

 

Arhavi’de Dağ Adamı/Gernakoçi inanıcı vardır. Bu kültürde Gerna, dağ ve koçi de adam anlamına gelmektedir. Bunların karlı dağlarda mağaralarda yaşadıklarına inanılır.[22] mağara kültü Türk halk kültüründe de önemli bir yer tutar.[23]

 

Bu kültürde de hortlama inancı vardır. Hortlak gece görünürler. Hayatta iken iyi bilinmeyen kimselerin hortlayacaklarına inanılır. Kimse hortlakla karşılaşmak istemez[24].

 

Ölülerin, yaşayanların aralarına bilhassa geceleri geldikleri inancı Türk kültürlü halklarda oldukça yaygındır. Bir kısım ruhların hortlayarak geldikleri ve bir kısmının da yakınlarını ziyaret amaçlı geldiklerine inanılır. hortlayarak gelenler için yerlerinde rahat olmadıkları inancı yaygındır. Bunlar için tekrar gelmemelerini sağlamak için Kur’an-ı kerim okunur. Ziyaret için gelen ruhlar adeta yakınlarının dünya hayatlarını görmek isterler ve bilhassa Cuma geceleri geldiklerine inanılır. Bu itibarla bu gecelerde evlerde kavga, tatsızlık, dedikodu yapılması istenilmez onların ruhuna Allah rızası için hayır işlenir Kitabullah okunur. Çok kere helva türü pişirildiğinde koku çıkaran yiyecekler yapılır ve bunları yakın çevreye dağıtımına da özen gösterilir. Bu kokuların ruhları mutlu edeceği inancı vardır.

 

Lazlar, mezarlara da ayak basanın çarpılacağına ve mezarları parmakla gösterenin de, parmaklarının kuruyacağına inanırlar. Bu inanış da Şamanizm inancından gelmektedir. Zira Şamanizm inancına göre, ölülerin ruhları, dünya döndüklerinde mezarlarına otururlar. Mezara ayak basıldığında, ruhlar rahatsız olurlar ve basanı çarparlar. Mezar, parmakla gösterildiğinde de, ruhlar yine rahatsız olurlar. Fakat bu kez parmağı kuruturlar. Başka bir deyişle parmağı öldürürler[25].

Laz ailelerde Kadınlar, genelde, kendilerine ait özel bir para bulundurmazlar. Yaşlı kadınların, cenaze ve kefen masrafları için kendilerine para ayırırlar. Bir de kocanın ölümünde halinde parayı elinde bulundurabilir. Sermaye özellikli para evin erkeğinde bulunur. Fakat ailenin bütün ihtiyaçlarını kadınlar satın alırlar. Kadınlar bizzat kendileri alış verişe gitmezlerse, erkeğine, alınacak şeylerin listesini verir. Gerçi erkeğin bu listeye itiraz hakkı var. Ama genelde, büyük bir neden olmadıkça itiraz etmezler.

Bazen baba ölmeden önce mallarını oğulları arasında paylaşır. Bu durumdu, kendileri, yani, anne ve baba, genelde en küçük oğlunun yanında kalırlar. Baba evi küçük oğluna kalır, Büyük oğlanlar için ayrı ev yapılır[26].

Göktürk döneminden beri uygulana geldiği bilinen bir Türk aile töresine göre anne baba, diğer kardeşler evlenip kendi ocaklarını kurmak üzere sırayla ocaktan ayrıldıktan sonra ailenin en küçük erkek çocuğuyla kalırlar. Kültekin isminin Kül’ün Ocağın beyi olduğu şeklinde açıklamaların yapıldığı da bilinmektedir.

 

Sosyal Hayat:

 

Günümüzde, başta Lazlar olmak üzere Karadenizlilerin kullandıkları Kemence ile eski Türk çalgıları, bilhassa ‘kopuz’ arasında bağlantı kuran ciddi çalışmalar yapılmıştır. Başka değişle, kemençe kopuzun değişik şeklidir[27].

 

Etnolog Georges Dumezil, her milletin kendine has efsanelerinin ve masallarının olduğu gerçeğine parmak basarken, milletin karakterini ortaya koyduğunu bildiriyor. Dumezil’e göre, Hint-Avrupa milletlerin masallarında, kesin çizgilerle birbirlerinden ayrılmış farklı sınıflar ve farklı sınıflarla ilgili sorunlar bulunurken. Türklerin masallarında ise sınıf farkı olmadığı için bununla ilgili sorunlar bulunmadığını açıklıyor[28].

 

Bununla beraber, Türk tarihinde, Ak Budun’dan olmadıkları halde, hakan olanlara, yani Hakan olanlara çok sık rastlanıyor. Bunlara Karahan deniyordu.[29]

 

Laz masallarında, köylülerin ve çobanların hükümdar olabilindiği gibi, prenslerin köylü kızı, prenseslerin de köylü erkeği sevdiği ve onunla evlendiği görülmektedir. Laz masallarında, kadın ile erkek arasında eşitlik de vardır. Ayrıca Laz masallarında köle olan laza da pek rastlanılmaz.[30]

 

Atlı Göçebe Bozkır töresinde bu arada, eski Türklerde, yaşlılara değer verilirdi. Bu değer, yaşlı kimselere saygı gösterme şeklinde uygulanırdı. Günümüzde, Ana dili Lazca olan çocukların babalarının yanında sigara içmemeleri, yüksek sesle konuşmamaları ve babalarının sözünü kesmemeleri, bir Türk töresi gereğidir. Keza aile içi yemek adabında babaya özel yer ayrılır, baba yemeğe başlamadan önce çocuklar yemeğe başlamazlardı. Çocukların, babalarının yanında ayaküstüne ayak atmamaları ve rast gele uzanmamaları da Törenin bir sonucu idi. Erkek çocukların babalarının yanında, eşleriyle konuşmamaları, hatta çocukları ile ilgilenmemeleri de kadim dönemlerden günümüze kadar süren bir gelenektir. Bütün bunlar, eski Türklerde babaya karşı duyulan saygıdan kaynaklanıyor[31].

 

Babaların çocuklarına karşı mesafe koymaları, onlarla laubali olmamaları, çocuklarını sevdiklerini belli etmemeleri de geçmiş kültürün bakiyeleridirler. Günümüzde de, daha doğrusu, yakın zamana kadar, Türk babaları, çocuklarına olan sevgilerini, çocukları uyurken dile getirirlerdi ve çocukları uykudayken onları okşarlar ve severlerdi. Bu da eski Türk geleneğidir[32]. Bu uygulama şeklini Kars’taki Doğu Karadenizli ailelerinde kendi yaşamımızdan biliyoruz.

                                      

Atlı Göçebe Bozkır Medeniyeti’nin dinî sistemi Şamanizm’di. Türkler bu medeniyetin başlıca kurucu halklarındandılar. Türk dil ve Türk dini arasında paralel bir gelişme oldu.[33]

 

Eski Türklerin, yine Şamanizm’den kaynaklanan bir özelliği daha vardı. Laz aksakallarının anlatılarına göre korkarak boyun eğme inanca aykırı idi. Türkler ruhun devamlılığına inanıyorlar ve bu dünyada düşman karşısında korkak davrananların öteki âlemde de esir ruhlu olacaklarına inanıyorlardı. Hür fikirli kişilikli yaşam tarzını anadili Lazca olan Türklerde bu gün de görmekteyiz.

 

Günümüzde Laz erkek ailenin dışarı işlerini yapar. Dışarıda yapacağı işi olmayan erkek kadına ayrılmış işlerle uğraşmaz. İşi olmayan erkek en değersiz erkektir. Böyle erkeğe hiçbir aile kızını vermez, genç kızlar da böyle erkeklere varmak istemezler. Bunun için Laz erkek, erkeğe ait iş bulamamış ise kadının işine koşulmaz. Aksi halde erkek işi yapamayan erkek intibası bırakır. Bu zan altında kalmamak için kahveye gider. Laz erkeklerin kadınların kendiişleri ile meşgulken kahveye gitmelerinin izahı buldur[34].

 

Eski Türklerde olduğu gibi, Laz toplumunda da, hemen her köyde, herkesin saygı gösterdiği ve herkesin danıştığı bir yaşlı kadın bulunur. Bu kadın, aynı zamanda, kadınların doğumlarını da gerçekleştirirlerdi. Bütün köyüler, erkeği ve kadını, bir konuda zorlandığı ya da aralarında anlaşmazlığa düştüğünde bu kadına giderler, ondan öneri alırlar. Bu kadınlar, anlaşmazlıklara ara bulurlar. Bu uygulama,  Türk boylarında, Anadolu’nun bazı bölgelerinde ve özellikle de Yörük Türklerinde de görülüyor. Laz köylerinde de saygı gören bir kadın var.[35]

 

Lazlarda, eski Türklerde olduğu gibi, kadınlara değer verilir. Lazlarda, kadın evin direği sayılır. Zaten kadına verilen isimden de bu anlaşılıyor. Zira kadına, Laz dilinde, “Oğhorca” denir. Bu kelime ise, ev anlamına gelen “Oğhor” ve ağaç direği anlamına gelen “Nca” kelimelerin birleşmesinden oluşur. Yani Lazlarda kadın karşılığı olan Oxorca kelimesi “Evin direği” anlamına geliyor[36].

 

Anadolu Türk halk kültüründe bilhassa kırsal kesimde kadın evin İyesi/Ev Sahibi olarak bilinir. Sadece ailenin dâhili işlerini yetkiyle üstlenmekle kalmaz erkeğin vereceği kararları paylaşır ve çok kere eşini kendi metoduyla ikna eder. Erkeğin verdiği sanılan karaların perde arkasında çok kere hanımları vardır[37].

 

Laz toplumunda evlilik işlerini de kadınlar yürütür. Bir süre öncesine kadar evlilik erken yaşlarda olurdu. On dört ve on altı yaşlarındaki gençlerden birbirini sevenler, annelerine duygularını açarlar. Her iki gencin anneleri bu konuda konuşur ve evliliğe karar verirler. Daha sonra konu babalara intikal ettirilir. Babalar annelerin verdikleri bu evlenme kararını onaylar.  Şayet anne, çocuğuyla evlenecek olan gencin bir kötü halını atlamışlarsa, baba da bunun farkındaysa anneyi uyarır. Böyle bir şey yoksa evliliği onaylar.

 

Başta Arhavi olmak üzere, Lazlarda, ne tarihte, ne de günümüzde harem ve selamlık olmamıştır.  Kadınları erkeklerde ayrı yerde tutmak gibi bir uygulama yaşanmaz. Laz evlerinde,  herkes, erkek ve kadın, misafirler de dâhil, bir salonda otururlar ve konuşurlardı. Yemek aynı salonda pişer. Pişen yemekler de aynı salonda ve aynı sofrada, misafirler dâhil olmak üzere hep birlikte yenir. Salonda, herkes gibi, misafir dâhil olmak üzere, kadınlar ve kızlar da, erkeklere eşit olarak konuşmaya katılırlar[38].

Karadeniz bölgesinde, ev ve tarla işlerinin kadınlar tarafından yapılması genelde yanlış anlaşılıyor. Sanki sadece kadınlar çalışıyor ve erkekler oturuyor anlamını çıkarılıyor. Aslında bu bir bakıma doğrudur.. Ev ve tarla işlerinin tamamı kadınlar tarafından yapıldığı gerçektir. Ama bir gerçek daha vardır. Her erkek, bir yerde iş bulmak, iş kurmak ve ailesine para kazanmak zorundadır. Bunu yapamayan ve tarlalarda çalışan erkekler ayıplanır, alay konusu olur. Böyle bir erkeğe hiçbir kız varmaz. Bir erkeğin adam sayılabilmesi ve evlenebilmesi için dışarıdan gelir getiren işinin olması ya da bir iş yapması zorundadır.[39]Eski Türklerde, bir erkeğe ad konması için kendisini erkişi olarak rüştünü ispat etmesi gerekiyordu. Bunun için erlik göstermeliydi. Dede Korkut Destanı’nda bunun örneklerini bulabiliyoruz.

[1] İ.M.Özbay vd.,Tarih Kültür ve İnsan, Arhavi Vakfı, Ankara, 2010, s. 41-49  S. 188–189

[2] Muhsin Erol, Sosyal ve Kültürel Hayatları İle Geçmişten Günümüze Artvin’in Lazca KonuşanTürkleri, Ankara, 2012, Texs

[3] Muhsin Erol, Sosyal ve Kültürel Hayatları İle Geçmişten Günümüze Artvin’in Lazca KonuşanTürkleri, Ankara, 2012, Texs

[4] Muhsin Erol, Sosyal ve Kültürel Hayatları İle Geçmişten Günümüze Artvin’in Lazca KonuşanTürkleri, Ankara, 2012

[5]Yaşar Kalafat, Ağrı Dağı ve Yakın Çevresi Örnekleri İle Türk kültür Coğrafyasında Ekmek/Nan Kültü , II.Uluslarası Doğu Anadolu Bölgesi Mutfak Geneksel Mutfak Kültürü ve Van Yemekleri Sempozyumu, Editör Prof. Dr. Oktay Belli, (24-26 Kasım  2010-Van), İstanbul, 2012, s.205-224

[6] Muhsin Erol, Sosyal ve Kültürel Hayatları İle Geçmişten Günümüze Artvin’in Lazca KonuşanTürkleri, Ankara, 2012, Texs

[7] Muhsin Erol, Sosyal ve Kültürel Hayatları İle Geçmişten Günümüze Artvin’in Lazca KonuşanTürkleri, Ankara, 2012,

[8] Yaşar Kalafat, “Lazlar” Balkanlardan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları IX-X, Berikan, Ankara, 2006, s. 110–139

[9] Muhsin Erol, Sosyal ve Kültürel Hayatları İle Geçmişten Günümüze Artvin’in Lazca KonuşanTürkleri, Ankara, 2012,