Anadili Lazca olan Türklerde evlatlar arasında kız veya erkek çocuk sevgi farkı yoktur. Bununla beraber erkek çocuğun nesli devam ettireceği bu itibarla erkek evladın da olunması istenir[1].

Çocuğu olmayan Laz ailenin çocuğu olması için adak adadığı olur. Daha ziyade hiç kızı veya hiç oğlu olmayan aileler kız veya erkek çocuk dileği ile adakta bulunurlar.[2]

Laz ailelerinin çocuk sayısı da giderek azaldı. Birkaç nesil önce on çocuklu aileler normal karşılanırken, günümüzde beş çocuklu ailelere kalabalık aile gözüyle bakılıyor. Kalabalık aile tipini kadınlar yönetir. Bir evde birçok kadın varsa, en yaşlı kadının, özellikle kaynananın sözü geçer[3].

Bu toplumda da sünnet merasimleri Kirveli olur. Kirve hatırı sayılan unutulmayan yakın bir akraba muamelesi görür. Bu toplumda kirveler arasında evlilikler olabilir.[4] Anadolu’nun sair kesimlerinde bilhassa kirvelik uygulamalarının kurumlaştığı Doğu Anadolu’da kirvenin kızı alınmaz ve ona kız verilmez, kirveler arasında evlilik olmaz[5].

Anadili Lazca olan Türklerde de Süt Kardeşliği vardır. Sütkardeşleri aralarında evlenemezler. Sütana kurumu da vardır. Sütannelere, öz anneye yakın saygı gösterilir. Bu toplumda Kan Kardeşliği, Ahret Kardeşliği de vardır.Sütkardeşliği ve diğerleri için de kelimelerin Türkçesi kullanılır[6].

Artvin’in anadili Lazca olan Türklerinde ninniler çok kere Türkçedir veya giderek Türkçe olmaya başlamışlardır. Bir kısım ninniler ise Lazca ve Türkçe karışıktır[7].

Bu toplumda kız çocuklar mirastan pay almazlar. Bu durum kızlara evlendikleri zaman çeyiz verilmiş olmakla izah edilir. Evlenip baba ocağından ayrılan kız, ileride istediği zaman baba evine çok rahat döner ve bu hal ona yapılmış bir lütuf değil doğal hakkı olarak görülür. Baba evine istediği kadar kalabilirken kendisi ile birlikte çoluk çocuğunu da getirebilir. Bu özellik nedeniyle Laz kızlar evlenecekleri zaman, sıkıntıya düştüklerinde baba ocağına dönebilme hakları kalkmasın diye aile malından miras payı almak istemezler.[8]

Evlilik (Evveli-Esnası ve Sonrası) İle İlgili İnançlar.

Bu toplumda gelinin üzerine kesinlikle kuma getirilmez. Kumanın Lazcası nokteisa’dır. Enişte sica, gelin nusa dır. Akrabalık ile ilgili kelimeler için Lazca sözlüklere bakılabilir[9].

Böyle bir uygulama gelin kadar ailesine de hakaret sayılır ve “ar” olarak bilinir. Namus meselesi olarak algılanır. Arın temizlenmesi gelinin ailesine düşer ve çok kere bu durumlar cinayetle sonuçlanır. Bazı hallerde nadiren de olsa çocuğu olmayan ailelerde sorun hanımından kaynaklanıyor ise evlenmeyi düşünen erkek ilkin eşi ile görüşür ve onun onayı alır. Kuma gelebilmesi için ilk eşin ikna edilmesi ve onun “ben de istiyorum” demesi gerekir. Kuma adayları arasında seçimi yapma hakkı ilk hanımın olduğu gibi, adayların arasında olmayan bir kimseyi de seçebilir. Eşi bu adaya rıza göstermek zorundadır. İlk eş daha ziyade pasif, pısırık, bir özrü bulunan kimseyi seçer. Böylece ailedeki pozisyonunu, Perestişini korumuş olur. İkinci eşe rağmen ailenin bayan reisi çocuk yapacak olan hanım değil ilk eştir. Lazca konuşan Türklerde evin reisi hanımlardır. İlk hanım hiçbir surette kesinlikle reisliği kaptırmak istemez.[10]

Çocuğu olmayan erkek evlenmek zorunda kalır ise ilkin eşini ikna etmesi lazım ben istiyorum demesi lazım aile de ikna olunca ilk kadın kumayı seçme hakkına sahiptir ve bu seçileni engelli kadın seçer amaç Perestişini ev reisliğini kaptırmak istemez bu kütürde evin reisi kadındır.

Ölen Ağabeyinin dul kalan eşi ile bilhassa çocukları var ise ve çocuklar annesiz babasız büyümesinler diye evlenir.[11] Bu uygulama giderek çok nadir görülmekle birlikte Türk kültür coğrafyasında bilhassa kırsal kessimde sık görülürdü[12].

Kan davası bu toplumda da vardır. Kanlıların barışmaları için taraflar arasında evlilikler yapılır, ancak barışmada tek ve yegâne yol bu değildir.[13]

Her türlü sıkıntıların giderilmesi, bazı dileklerin yerine getirilmesi için bu arada genç kızların kısmetlerinin açılması için bazı kutsal sayılan ağaçların yerle birleşerek köprü oluşturan veya kökü toprağın üzerine çıkıp tekrar toprağa girerek köprü oluşturan ağaçların oluşturdukları bu köprünün altından muhtemelen 3, 5 veya 7 defa geçilirdi[14].

Bu uygulama âlem değiştirme diye izah edilebilen inançla ilgili olmalıdır. Birçok yerdeki Delikli taşın deliğinden geçme türünden bir uygulamadır. Bu ağaçlara ebe ağaç da denildiği olmaktadır. Biz bu tür ağaçları ve bu uygulamayı Gürcistan da ve Kırgızistan’da gördük ve resimledik. Ebemkuşağı’nın altından geçme inancı da içerik bakımından aynı olmalı[15].

Anadili Lazca olan Türk toplumda, görüşerek, görücü yöntemi ile evlilikler olur. Beşik Kertmesi yoluyla da evlilikler olur, ancak bu uygulama çok seyrektir. Kız kaçırmak veya kaçarak ere varmak da çok yaygındır. Lazcada Bozoşomtinu, kız kaçıma ve Bozo ise kız demektir.[16]

Bu toplumda Bekârlar arası evlilik dışı ilişki olmuş ise, sorun çıkmaması için taraflar evlendirilir ve olay olması önlenir ve buna namus temizleme denir ve olay unutulur o aile o toplumdan dışlanmaz. Bu tür bir evlilik evveli ilişkiye rağmen tarafların Evlenmemesi halinde dava açılmaz, mahkemeye başvurulmaz, direnen tarafın öldürülmesi yoluna gidilir. Erkek evlenmem derse erkek, kız evlenmem derse kız öldürülür. Böyle bir olay yaşayan ve evlenmeye karşı direnmeyen Kız dul kadın işlemi görür ve ileride başka bir erkekle evlenebilir.[17]

Anadili Lazca olan Türklerde bakire olmadığı zifafta anlaşılan gelinler baba evine geriye gönderilmekle yetinilir. Gelinin saçlarını traş etmek merkebe ters bindirmek gibi uygulamalar yoktur.[18]

Bu toplumda Türk kültürlü halkların diğer bir kısmında olduğu gibi Dul kadının uğursuz olduğu şeklinde inançlar yoktur. Dul kadınlar etrafında olumsuz imaj oluşturan bir kült oluşmamıştır. Çiftlerin başarısız olmaları için yapılan büyü türü uygulamalar yoktur[19]. Anadolu kırsalında ve Azerbaycan Türk kültür coğrafyasında Dul Kadın kültü oluşmuştur. Dul kadının uğursuz olabileceği inancı vardır. Böyle hanımları kız istemeğe götürmezler, gelin kınası yaktırmazlar. İnanca göre bu tür bayanlardaki uğursuzluk sirayet edebilirmiş.[20]

Anadolu halk inançlarında bağlamak, bağdan korunmak ve bağdan kurtulmak gibi inançlar vardır. Bağlamak bir büyü türü olup aktiviteyi başarıyı önlemek için yapılır. Bu uygulama yeni evli çiftler için bilhassa ilk gecelerinde ve özellikle damat için yapılır.[21]

Artvin Lazları arasında bir evlenme türü olarak Al değişik/takas türü evlenme uygulaması rastlanır. Taraflar karşılıklı birbirlerinden gelin almak suretiyle akraba olurlar[22]. Bu uygulama şekli de Türk kültürlü halkların geçmişte sık başvurdukları evlenme yöntemlerindendi[23].

Bu toplumda büyük erkek ve büyük kız var iken küçük erkek ve kız kardeşler evlenemezler. Töreye aykırı bulunur. Büyüklere haksızlık olarak kabul edilir[24]. Bu hassasiyet Türk kültürlü halklarda oldukça yaygındır. Kırsal kesimlerde hala hükmünü sürdürür. Sözlü kültüre manilere de yansımış bir husustur[25].

Artvin Lazlarında eşler bilhassa kırsal kesimde birbirlerinin ismini alenen söylemez adeta örtülerdi. Kadınlar erkekler için “bizimki” (çkuni) derlerdi[26].

Bu uygulama Eski Türk İnanç Sistemi’nin bir tezahürüdür. Ruh bahsi ile ilgili olmalı. Cansız bilinenler dâhil yaratılmış her şeyin ruhunun olduğu inancı vardır. Bu arada bu âlemden göçmüş kimselerin de ruhlarının bu âlemle ilişkisinin kesilmediğine inanılır. Yaşamakta olan kişioğlu’nun da yapısında ak ve kara iyeler bir aradadırlar. Kişi, imrenebilir, kıskanabilir, bazen da istemese de kem niyetler besleyebilir.[27] İsim, ait olduğu kişiyi ile birlikte vardır. Onu saklamak onu sakınmak gerekebilir. Bu isim saklamak olarak tanımlanabilirken ses saklamak da benzeri bir inancın tezahürüdür[28].

Bu toplumda evlenecek taraflar arasında kadınlar öncülük yaparlar. Gönül ilişkisi ayıplanmaz normal karşılanır. Adaylar aralarında ve alenen konuşurlar. Çevre onların yakınlığını bilir ve yadırgamaz, ta ki, yalnız kalmaları yanlış anlaşılabilir[29].

Kız da erkek de evlenme isteklerini babalarına değil annelerine söylerler. Anneler aralarında anlaştıktan sonra evin erkeğine gelişmeler bildirilir. Babalar adaylara dair olumsuz bir bilgiye sahip ise onu eşiyle paylaşır ve konunun görüşülmesi kapatılır. Böyle bir şey yok ise evlilik gerçekleşir. Baba bu konuda başka bir şeye karışmaz.[30]

Çeyiz, Lazca da çeyizdir. Lazlarda başlık parası yoktur. Bu toplumun düğün uygulamalarının safhaları tamamen diğer Türk kültürlü halklarda olduğu gibidir. Bazı uygulamaların doğal olarak isimleri farklıdır. Kına gecesi bu toplumda da vardır[31].

Ayak Direme, kız oğlan evine götürülürken yeni evine girmeden evvel kızın amca çocukları hediye bekler kızı vermek istemezler buna ayak direme denir. Kız sesini çıkarmaz, ‘yolumda engel var, bu taşı atlayamıyorum.’ türünden mazeretler bulur. Orta Türkistan’da çadırına girerken gelin bu uygulamayı attan inmeyerek yaparmış [32]

Türk kültür coğrafyasında bu arada Anadolu’da ismi ayak direme olmasa da gelin kızların bu uygulaması çok sık görülür.[33]

Anadili Lazca olan Türklerin evlilik hayatlarında etnik farklılık sorun yaratmaz. Anadili Lazca olmayan bir halka o halk gayri Müslim olsa dahi kız verilip onlardan gelin alınabilir. Bu konuda geçmişte dikkate alınan husus gelin götürülecek evin uzak bir yerde başka şehirlerde olması idi. aileler kızlarını, ulaşım zorluğu olduğundan hasretlik çekmemek için uzak mesafelere gelin vermek istemezlerdi[34]

Anadili Lazca olan Artvin Türklerinde Okomale, diye bilinen bir uygulama vardır. Bu uygulama için köyün genç kızları boş bir binaya evlerinden kumanya getirir yemek pişirirler, köyün genç erkekleri de o yemeği aşırırlar. Erkekler başarısız olurlarsa kızlar onlarla alay ederler. Erkek becerirlerse bu defa onlar kızlarla alay ederler. Buradaki uygulama hırsızlık değil, eğlence maksatlı bir uygulamadır.[35]

Bu uygulama bir nevi gençlerin tanışma birbirlerini daha yakından tanıyabilme uygulaması olarak algılanabilir. Anadolu’da yılın muayyen mevsimlerinde bu tür tanışmaların yapılabilmesi için piknikler düzenlenir. Veya panayırlarda özel ortam hazırlanır. Okomale uygulaması yiyeceklerin temin şekli bakımından Herefene’yi de andırmaktadır. Bu uygulamada genç erkeklerden beheri yitecek herhangi bir şey getirir, oluşturulan ortak yemek masasında birlikte yenilip içilir[36].

Bir çok Türk boylarında olduğu gibi, yöredeki töreye göre, nişanlanan kız, nişanlısının erkek yakınlarına sesini duyurmaz. Ama onlarla işaret ya da mimiklerle anlaşır. Nişanlısının erkek yakınları yanlarında iken, konuşuyorsa susar. Konuşmak zorunda kalırsa, onların duyamayacağı kadar sesini kısar. Sesinin, konuşmadığı kişiler tarafından işitilmesinden de kesinlikle kaçınır[37].

Bu uygulama bazı farklılıklar içermekle beraber Anadolu Türk kültür coğrafyası kırsal kesiminin birçok yerinde görülür ve « Gelinlik yapma » olarak bilinir. Gelinlere uygulanan bu konuşma sınırlaması, onlara bazı hediyeler amak suretiyle konuşmalarının sağlanması durumuyla sona erer. Buna da « Ağız Açma » veya « Dil Açma » denir[38].

Nişanlı kız, nişanlısının hangi akrabalarıyla ve ne kadar süreyle konuşmayacağını kendisi belirler. Genelde, gelin adayı kız, nişanlısının yetişkin, hatta yeni buluğa eren bütün erkek akrabalarıyla konuşmaz. Ama akrabalığın yakınlığına göre, konuşmama süresi değişir. Kadınlardan da sadece nişanlısının annesi, halaları, teyzeleri, yengeleri gibi yaşlı kadınlarla konuşmaz. Bu konuşma süreleri, erkeklerin damada olan yakınlığına ve yaşlarına göre değişir. Damada en yakın ve en yaşlı olanla en uzun süre konuşmamayı sürdürür[39].

Nişanlı kızlar, konuşmaya, genelde, ilk kadınlardan başlar. İlk olarak en uzak sayılan nişanlısının yengelerinden başlar, Daha sonra teyzelere ve halalara sıra gelir. En son kaynana ile konuşur. Ama erkek akrabalarına karşı daha uzun süre suskunluğunu sürdürür. İlk olarak nişanlısının enişteleriyle, daha sonra hala ya da teyzelerinin kocalarıyla başlar konuşmaya. Ondan sonra, sırasıyla damadın dayısına, amcasına ve kayınlarına sıra gelir. En sonra  kaynatayla konuşur. Bazı istisnaların dışında, düğün gününe kadar herkesle konuşur[40].

 

Erkek nişanlılar için de aynı kurallar geçerlidir. Fakat bunların konuşmadıkları kişilerin sayısı daha da azdır. Süreleri de daha kısadır. Onlar da, kaynatayla, nişanlısının amca ve dayılarıyla ve bunlara benzer bazı aile büyükleriyle bir süre konuşmaz. Kadınlardan kaynanası, nişanlısının yaşlı halası ve teyzesi ya da yengesiyle bir süre konuşmaz.[41]

 

Her iki tarafın akrabalar da, kendileriyle konuşmayan gelin ya da damat adaylarını konuşturmaya zorlarlar. Onlara sembolik baskı yaparlar ya da sıkıştırırlar. Gelin ile damat adaylarını kim ne kadar erken konuşturabilirlerse o kadar başarılı sayılırlar. Baskıya boyun eğip erken konuşanlar gelin ya da damat adayları ise aynı derecede başarısız görünürler. Bu nedenle, nişanlılar, özellikle nişanlı kızlar, daha uzun süre suskunluluklarını sürdürür[42].

Kafkasya Türk kültür coğrafyasında gelinin gösterdiği bu saygılı hal damadın ailesine ve bilhassa erkek olan fertlerine karşı daha yoğun uygulanır. Sadece ses sakınma şeklinde değil ömür boyu süren bir gelinlik süresi olarak devam eder. Öyle ki Bir Çerkez gelin çocuk yaştaki kaynı oturmadan oturmaz ve o odaya girince gelin muhakkak ayakta olur[43].

Davetlerde ve düğünlerde kız evine oğlan gelince oğlanın erkek akrabaları kız evinden hediye isterler kız oğlan evine giderlerin de kız tarafı oğlan evinden hediye ister. Bu hediyeleşmede uğur olduğuna inanılır[44].

Anadolu’da kırsal kesinde, oğlan evi kız evinden, kız daha baba evinden çıkmadan bir şeyler çalar ve bunun uğuruna inanılır. Bu sembolik kaşık veya çatal uzun süre saklanır. Bazen da çalınan şeye karşılık bir hediye alınarak geri verilir[45].

Eski Türklerde, gelin adayı, düğünle nişanlısının evine girerken, üzerine buğday,  arpa ve bozuk para karışımı atılırdı. Buna “Saçı” töresi denir. Günümüzde, Anadolu’nun bazı yörelerinde ve özellikle de Türkmen Türklerinde bu töre bulunur. Lazlarda ise bu töre aynen uygulanır[46].

 

Evlenme sözü kesilen kızın ve erkeğin, nişan davetine kadar, karşı tarafın ailesinden birisi tarafından görülmemesinden kaçınması, bir Orta Asya geleneğidir[47].

 

Artvin Lazlarında görülen ve diğer Türk kültürlü halklarda fazla rastlanmayan bir düğün yemeği uygulaması vardır. Bu kültürde cenaze yemeklerinde olduğu gibi düğün yemekleri de düğün sahibi aile tarafından değil komşular tarafından hazırlanıp getirilir. Yas yemeklerinde tatlı türü yemeklerden kaçınılır daha ziyade sade yemekler hazırlanır.[48]  Yas yemeklerinde tatlı ikram edilmemesi şeklindeki uygulama giderek “acıyı alıp götürsün” anlayışı ile kaldırılmıştır. Esasen yas helvası bir noktada yasta ikram edilen tatlı sayılır.

[1] Muhsin Erol, Sosyal ve Kültürel Hayatları İle Geçmişten Günümüze Artvin’in Lazca Konuşan Türkleri, Ankara, 2012,

[2] Muhsin Erol, Sosyal ve Kültürel Hayatları İle Geçmişten Günümüze Artvin’in Lazca Konuşan Türkleri, Ankara, 2012,

[3] Muhsin Erol, Sosyal ve Kültürel Hayatları İle Geçmişten Günümüze Artvin’in Lazca Konuşan Türkleri, Ankara, 2012, Texs

[4] Muhsin Erol, Sosyal ve Kültürel Hayatları İle Geçmişten Günümüze Artvin’in Lazca Konuşan Türkleri, Ankara, 2012,

[5] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Berikan, Ankara, 2009,s. 270–279

[6] Muhsin Erol, Sosyal ve Kültürel Hayatları İle Geçmişten Günümüze Artvin’in Lazca Konuşan Türkleri, Ankara, 2012,

[7] Muhsin Erol, Sosyal ve Kültürel Hayatları İle Geçmişten Günümüze Artvin’in Lazca Konuşan Türkleri, Ankara, 2012,

[8] Muhsin Erol, Sosyal ve Kültürel Hayatları İle Geçmişten Günümüze Artvin’in Lazca Konuşan Türkleri, Ankara, 2012,

[9] M.K.Y.Özbirinci, İ.M.Özbay, E.Yüzüncüoğlu, M.A.Kök,M.Erol,M.Bigin, Arhavi Ağzı Lazca Kılavuz Sözlük (Lazca Türkçe-Türkçe Lazca) Ankara, 2008

[10] Muhsin Erol, Sosyal ve Kültürel Hayatları İle Geçmişten Günümüze Artvin’in Lazca Konuşan Türkleri, Ankara, 2012,

[11] Muhsin Erol, Sosyal ve Kültürel Hayatları İle Geçmişten Günümüze Artvin’in Lazca Konuşan Türkleri, Ankara, 2012,

Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Berikan, Ankara, 2009,s. 270–279