Acara’da Müslüman Türklerinde ambar ve evlere nazar deymesin “zararlılar” girmesin diye kapı başına keçiboynuzu gerilir, çakılır. Nazar boncuğunun yanı sıra kırmızıbiber asılır kırmızı dikkati çeker nazarı kırar inancı vardır.
Obur, Hemşin’de Ubur olarak bilinir. Hayatta iken kötülükler yapmış yaşlı kadınları, onlar öldüklerinde toprağın onlarıkabul etmeyeceği, definlerinden kısa bir süre mezarlarından çıkıp eski muhitlerinde çığlıklar atarak dolaştıklarına inanılır Hortlak veya Ubur’un ceza olması için Allah tarafından ayaklarının altına ateş konulduğuna inanılır Ubur veya hortlağa silah işlemeği inancı da vardır Kendisini görenler veya sesini duyanların 3 defa “Urum eline” diye tekrarlamaları halinde güneş doğmadan mezarına gitmiş olacağı inancı yaygındır. Ubır Tatar ve Kıpçak  Türk kültür coğrafyasında Coğrafyasında Vampir ve Ubırlı Kazak da dişi vampir olarak bilinir. Bu tür kelimelerin inanç etimolojileri yapılırken, diğer Türk lehçelerinden bu tür kelimelerin doğal olarak tam tetkiki yapılmadan, kelimenin milli kimliğinin bulunması zor olmakta ve bu zorluğu inanç sözlüğü çalışmalarının yapılmamış olması da etkilemektedir.

Ruh :

İyi ve kötü ilahlar veya ak ve kara iyeler yaradılıştan olabildiği gibi insanoğlunun bedenen ölümünden sonra ruhunun alabildiği yapısal şekiller sonucu onlar da diğerleri ile birlikte anılır olmuşlardır. Bu iyeler ve onların bir sonucu olarak meydana meydana çıkan bazı demonılojik varlıklara dair bilgiler hep birlikte mütalaa edilir olmuşlardır. Saha Türklerinde Üörler intihar ederek ölmüş insanların ruhları olarak bilinen kara iyelerdir.[1]

Ruh” olarak geçen ve bu kaynaklar ile derlediğimiz halk inançlarında “dişi”  oluşlarına cinsiyetlerine de vurgu yapılan mistik güçlerin üzerinde durmayı düşünmüştük. Bu arayışımız Türklerin kadim dinlerinde özüt, süne, kut, sür, salkın, körmös ve yula olarak geçen ruha bir tanım getirmemizi gerektirdi.

Tatar Türk halk inançlarında mitolojik güçlerin arasında Ak İyeler Sıhrı Zatlar ve kara İyeler de Tüban Ruhlar olarak bilinirler. Bunların bir kısmı dişidirler. Vampir Ubır olarak bilinirkenUbırlı Karak, Dişi Vampir olarak bilinir. Yalmavız, Ubırlı Karcık’ın 7 başlı 1 gözlü kız kardeşidir.Meckey Ormanın ruhu iken, Mıstan/Mutsan Eskey’in kız kardeşi olan bir dişi ruhtur. Ayrıca dişi orman ruhlarının bir hocası vardır ve Piçen olarak bilinir. Yuha, güzel kız yüzlü bir yılan görünümündedir. Balk, çok başlı, at gözlü, kanatlı bir ruh olup insan kılığına da girebilen insan ve insana ait eşyaları çalabilen bir ruhtur. Güzel kız donuna girerek gençleri kendisine âşık ettiği olur.

Tasavvuf bilginleri ruh konusunu açıklarlarken insanın üç vücutlu bir varlık olduğunu Bunların;               “Rab; Yunus Emre’nin “Bir ben vardır bende, benden içeru..”  veya “Süleyman var Süleyman’dan içeru” dediği asıl olan zat       Nefs; Yoktan yaratılmış olan Beden; var olandan oluşturulup, evrilmiş olan” olduğunu belirtmektedir.[2]

Türkolog Nerimanoğlu’nun teşhisine göre, “insanların da öz ruhu vardır. Lakin insan ruhları eş ruhlardan farklenir. Onlar cehennemdeki Süt Gölü’nden bir damladır Uşak doğmazdan evvel Yayık Göl’den bir damla gönderip uşağa katır”. [3] Şamanizm’e göre ruhlar tek ruh ve eş ruh olabiliyor tek ruhlar çok kere tanrılarda görülebilirken, Elqem isimli tek ruh Şamanların coşkusunu sağlıyordu.

                Sarı Albastı, Kara Albastı, Kırmızı Albastı;

B.Ögel Albastı tasnifine dair bilgi verirken “Kara Albastı” ciddi ve ağırbaşlı, “Sarı Albastı” hoppa ve şarlatan, “Kırmızı Albastı” ise insanlığın anası olan bir ruh olarak kabul edilir,demektedir.[4]İnsanlığın anası olarak kabul edilen bir iyenin insan neslinin düşmanı oluşu nasıl izah edilebilir. Bu noktada asıl obje al ruhu’dur. Onun sarı, kırmızı ve kara türleri vardır.

Ocaklı olmanın yollarından birisi de Al Karısı yakalayabilmiş olmaktır.[5] Birçok yerde halk arasında Al Karısı basmasına karşı korunmada başvurulan çarelerden birisi de Fatma Ana’nın ismini anmak olunca bu içerik benzerliği anlamlı olmalı. Diğer taraftan al karısı için çok çalışkan, eli bereketli, her işi yapabilen bir varlık olarak inanılır. O’nu yakalamak zor ve yakalayanın kullanılabilir duruma getirmesi için yakasına bir iğne takması gerektiği inancı vardır. Kara İye kapsamında olan Al karısının kişioğlunun hükmüne demir vasıtasıyla girmesinden sonra ak iye fonksiyonu gösterip bereket sağlaması “ters motifi” veya “aksi/zıttı” özelliği yansıtmış olması tipik bir örnek olmalı[6].

Sahacın-Sahıcin-Şıhecin:

Kars’ın Dikme köyünde özel bir ismi olan[7] bir güç, ruh, cin gibi bir yaratık vardır. Bu kara iye, gece yolculuğa çıkanlara yol güzergâhlarında rastlanır. Daha ziyade uzun yola çıkanlara görünür. Yaya, atlı ve arabalı yolculara göründüğü olmuştur. Issız yollarda ve aniden yolcunun karşısına çıkar. Çok kere tektir. Bu yaratık, mesela çiftçiye keçi cismi ile görünür. Çiftçi bu yaratığı normal bir keçi sanır. Sürüp evine getirmeye başlar. Yaratık bir süre sonra at görünümünü alır veya başka bir hayvan kılığına girer. Bazen ölü insan veya bazen de tabut oluverir. Bu yaratığı, herhangi bir hayvan görünümünde iken ahırına bağlayan çiftçi, ertesi gün sabahleyin, bu yaratığın bağlı olduğu yerde bir tabut görebilir. Çok ağırdır. Öküzlerle taşınmak istenirse, öküzler çok zorlanır. Bu yaratıktan kurtulmanın çaresi alınan yere götürüp bırakmaktır.[8] Bu noktada Göktanrı dinî inancındaki yol iyesini hatırlamaktayız. Cinlerin şahı veya şahların cini veya cinlerin şeyhi olarak bilinen bu cinden kurtulmak için Ardahan ve Çıldır’da muska yapılır. Daha ziyade zayıf kimselere musallat olur.[9]               

                Şubat Karısı/Deniz Karısı:

Ahlat’ta bir de Şubat karısı ianancı vadır. Şubat ayında doğum yapan kadınların Şubat karısı tarafından ciğerinin yenilebileceğine inanılır. Şubat Karısı ile Şıvat ne dere aynıdırlar bilmiyoruz Şubat karısından kurtulmak için loğusanın yanına, yastığının altına, firkete, bıçak, makas konur, bulunduğu odanın duvarına silah asılır. Bu kadını sadece loğusa kadın görebilir, o, sadece onun gözüne görünür. Loğusa kadın eşini çağırır silah atmasnı. Silah sesinden korkan Şubat karısı gider. Gitmemesi halinde loğusanın çiğerini götürüp yiyeceğine inanılır. Şubat karısından korunmak için diğer aylarda da tetbirler alınır. Ancak o daha ziyade şubat ayında ekilidir. Onun diğer adı Deniz karısı’dır. Şubat karısı’ndan korunmak için loğusanın kapısında at kişnetilir. Erkek atın gözüne gözüktüğüne inanılır ve atan korktuğu kanaati vardır[10].

 

Anılan kara iye için aylardan “Şubat” adının seçilmiş olması bu ayın özellikle bazı yörelerde çok soğuk geçmesi, ateşli hastalık yaşayan anne adayı itibariyle anlamlı olmalı. Şubat Anası tanımlaması doğu Karadenizde de bilinmektedir. Şıvat adını biz Elazığ’dan da benzeri etkinlikleri ile bilinen iye olarak hatırlıyoruz. Şıvat muhtemelen Şubat’ın farklı telaffuz edilmiş şeklidir.

Hakkâri’de, Al basmasın diye, yorgana iğne batırılır. Ayrıca, loğusa yatağının yanına, kırkı çıkıncaya kadar süpürge, süpürme işi bırakılır. Böyle yapılırsa, o kişiyi Alkarısı’nın basmayacağına inanılır. Anadilleri Kürtçe olan Pinyaniş ve Ertuşi Türk aşiretlerinde anneyi al basmasın diye, onun başucuna üzerine iğnebatırılmış soğan konur. Annenin yanına makas bırakıldığı olur. Bebeğin başucuna ise Kur’an-ı Kerim veya Yasin suresi koyulur.[11] Türk kültürlü halklarda süpürge sıradan bir bitki olmayıp, O sadece onun etrafında[12] soğan[13] ve sarımsakta[14] da olduğu gibi bazı inançlar oluşmuştur.[15]

Şeşe:

Kırklı kadın ve çocuklara tebelleş olan bir kara iyedir..

          Şepbe

           Her yaşta ve her cinsiyette kimseye zarar verebileceğine inanılan bir kara iyedir. Bundan zarar görenler için “Şebbeye düştü” denir. Kargış edilirken “Şebbeye gelesin” denir.

Su Perisi;

Bitlis’te, Alkarısı’nın eli bereketli kabul edilir ve buna inanılır. Alkarısı’nı yanında tutmak isteyen, burada da onun yakasına demir iğne takar. Eğer iğne çıkarılırsa, Al karısı kaçıp kurtulur inancı vardır. Alkarısı, Bitlis çevresinde su perisi şeklinde tasavvur edilir ve akarsu kenarlarında yaşadığına inanılır.[16]

“Kadınlara göre her adamın bir perisi vardır. Bu peri evlenme, doğum, ölüm zamanlarında azgınşadır. Bu azgınlık kırk gün sürer. Bundan dolayıdır ki, evlenme zamanında gelin ve güveyi, doğum zamanında ana, baba ile yeni doğacak çocuk, vefat zamanında ölen kişinin yakın akrabaları “kırklı” olurlar; kırklı olanlar için birtakım tedbir kurallarına uymak gereklidir.”[17] Eşik Türklerde kutsaldır. Eşikte oturulmaz ve gelin eşiğe bastırılmaz.[18]Eski Türklerde yabancı adam bir evin eşiğinden atlayamaz.[19] Ocak/hanede başka tekin olmayan yerler de vardır. Samsun yöresinde geceleri saçak altları cinlerden korunma itibariyle tekin değildir.[20] Keza tuvalet ve banyoların da tekin olmadıkları inancı vardır.

Ardahan’ın Ölçek köyündeki bir inanca göre su kızı veya su perisi de olabilen çok güzel bir yaratık vardır. Genellikle durgun ve sessiz akan sularda bulunur. Halk su perisinin cin olduğuna, bu kılığa girdiğine, insanları peşine takıp onların bayılmalarına yol açtığına inanır.

                Şelma (Şılma)

                Tatar Türk mitolojisinde hem kadın ve hem de erkek olabiliyor at ve öküzlerin saçlarını örmekten zevk alıyordu.

                Ses Alan:

                Geçmişte Kars’da “Ses Alan” diye bilinen bir kara iyenin varlığından bahsedildiğini hatırlıyoruz. Geceleri bilhsasa eşiğin dışında sesli ağlayan bağrışarak konuşan genç kızları korkutmak için uyarı unsuru olarak kullanılırdı. Tatar Türk halk inançlarında da birçok kara iyenin varlığından hareketle çocuklar korkutularak uslu olmaları sağlanılmak istenirdi.

Azerbaycan Avşarlarında yağmur Duasına çıkılınca yağmurun iyesi çağrılır ona seslenilir. Güneş tutulunca gürültü yapılarak kara iyelerin kovulması suretiyle bereket kaynağı güneşin önünün açılması ile bereket kaynağı yağmurun iyesine seslenişin ortak bir yanı vardır.  İslam inancında her yağmur tanesinin bir meleğin kanadında yeryüzün indiği inancı vardır.

                Şıvat:

Al Karısı, Ana dili Kürtçe olan Behranlı Türk aşiretinde Şıvat olarak bilinir. Şıvat’ın ayrıca Kürtçede bir karşılığı yoktur. Ana dil farklılığına rağmen inanç ve tanımlanması aynıdır. Sıvat’ın ilk karşılaştığı insandan korktuğu gibi Keza erkek attan korktuğu şeklinde bir inanç da vardır. Şıvat’ın bağlı atı gece bindiğine de inanılır [21] Bu inanç Türk kültür coğrafyasında çok yaygındır ve bununla ilgili birçok efsane de vardır.

                Uylak/Uylah:

                Yusufeli ve çevresinde bilinen bir kara iyedir. Bunlar geceleri insanlara adları ile hitap ederek onlarla dalga gecerler. Bu uygulamaya uylamak veya huylamak denir. Halk bunları cin olarak kabul etmez, hayali varlıklar olarak niteler. Bunlar da çeşitli hayvan şekillerine girerler, insanların ardı sıra Aonları takip ederler geceleri korkuturlar.

Vurgun,

                Vurgun da her yaş ve cinsiyet için sakıncasına inanılan bir kara iyedir. Beddualarda “Vurgunlara gelesin”, vurgun vura” denir. Bazen da aşağılamak için “Vurgun vurmuş” denir.

                Zahmet;

                Tatar Türk mitolojisinde insanlara ölüm gelince kişinin çektiği zahmete ona Zulmet iyesi veriyor. Mısır’da bu ruh Tanrının Hatunu olarak biliniyordu

SONUÇ:

                Millet olma sürecini tamamlamış, bölgecilik gibi dönemleri geçmişte aşabilmiş toplumların ortak bölge kültürleri ve bu kültürün farklılıklar da gösterebilen ortak mitolojik derinlikleri vardır. Bu derinliye ulaşabilmek, bölge aydınının bölge halklarına ve insanlığa karşı ortak borçalrıdır. Bu borcun ödenebilmesinde “anlaşabilme” araçlarında anlaşabilmekle mümkündür.

[1] Muvaffak Duranlı, “Saha Türklerinin Demonolojik varlıklarından üör ve Sosyal Yaşamda Üstlendiği Fonksiyonlar”, Motif Akademi halk Bilimi Dergisi, 2008/2 s. 11–23; Yaşar Kalafat “Muvaffak Duranlıyı Okurken”, Türk Halk İnançlarndan Mitoljiye–1, Türk Kültürlü Halklarda Halk İnançları, Berikan, Ankara, 2009, s. 221–234

[2]Sabahattin Güngör, a.g.e.

[3] K. V.Nerimanoğlu Özümüz Sözümüz, Bakı, 2005 s. 95

[4] B.Ögel, Türk Mitolojisi, Ankara, 1989, s.300.

[5] Ergin Doymuş, Her Yönüyle Kangal, Sivas, 1999 s.122.

[6] Yaşar Kalafat “Türklerin Dini Tarihi Türk Halk İnançlarında (Ters Motifi)” Prof. Dr. Abdurrahman Çaycı’ya Armağan,  Ankara 1995. s. 297–307; Türk Dünyası Tarih Dergisi Mart 1997 S. 123, s. 15–19.

[7] Yaşar Kalafat, a.g. e

[8]        Yaşar Kalafat, a.g.e

[9]        N. Baltacıoğlu. Doğu Anadolu’da Yaşayan Gelenekler”, Türk Folklor Araştırmaları, 1959, Cilt V, Sayı 111,s. 1911–1912.

[10] Kaynak kişi Şükran Akyürek

[11]  Yaşar Kalafat, Harezm’den Hakkâri’ye Hakkâri’den Golan’a, Türk Kültürlü Halklarda Halk İnançları, Ankara 2009,  Berikan yayınları s.86

[12] A.g.e.

[13] A.g.e.

[14] A.g.e.

[15] A.g.e.

[16] M. Yılmaz, “Elazığ’da Alkarısı İnanması”, Türk Folklor Araştırmaları, 1967, Sayı 215, s. 63-81.

[17] Ziya Gökalp, Türk Töresi. İstanbul, 1990. s. 48.

[18] Bahaddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, İstanbul. 1988, s. 268.

[19] Ziya Gökalp, a.g.e., s. 40.

      [20] Bekir Şahin, “İslâmiyet Öncesi Türk İnancı ve Ritüellerinin Samsun Yöresindeki İzleri”. Türk Kültürü Dergisi, Eylül 1996, Sayı 401, s. 563-574.

[21] Kaynak Kişi; Ayşe Akçınar 12 yaşında bir Türkmen’le evlenmiş bir Kürt, Dede Mahmut’un torunlarından Fazıllar diye bilinen bir aileden, aynı zamanda sınıkçılık/işkestiye türünden hizmetler de veriyor.