Karaçuha konusu üzerinde ayrıntılı durulması gereken bir konudur. Baht iyesi oluşu ile genel tahnif bakımından çocukluğumuzda Kars’tan dinlediğimiz masalarda bazen felek ile karıştırdığımız bir güç vardı. Anlatıya göre herkesin bir su benti ve bentin başında su suyun yolunu açan bir güç, dev veya görevli vardı. Bahtların açıklığı bu suyun yolunun açıklığı ile izah edilirken, bazen görevli uyuyabiliyor ve suyun yolu kapanalarak bahtda kapanmış oluyordu. Bahtın açılabilmesi için çok zor da olsa bu görevliye ulaşıp onuuyandırılarak suyun akışının sağlanması gerekiyordu. Bahtı açık veya bahtı kapalı durumu buna göre belirlenmiş oluyordu.[1]

Hüseyin İsmailov ‘Karaçuha’ olarak açıkladığı iye hakkında bilgi verirken, İnsanların kader baht belirleyici ruhudur. Ona inanmakla kötü kuvvetlerden uzak kalınır. Ona inanıldığı sürece Karaçuha daima uyanık kalır inanan kişiyi korur, demektedir.[2]Esasen aile fertlerinden birisinin bahtsızlığı doğal olarak ailenin bahtsızlığı olarak yansır. Kara Çuha bize, Ev İyesi/Ev Sahibi inancını hatırlatıyor. Bu iye Türk kültür coğrafyasının ortak inançlarından olup, evin koruyucu ruhu olarak bilinir[3].

İye, mistik-mitolojik izahlarda da sahip anlamında kullanılır. Yerikleyen kadına yeriklediği şey düşmanda da olsa istenilip verimeli ve bu isteye düşman da anlayış göstermelidir. Aksi halde vermeyen kimse günah iyesi / günah sahibi olur.

Isıak Bayramı:

Saha Türklerinin Isıakh Bayramı’nda tören alanına yarım ay şeklinde genç Ak Ağaçlar dikilir Alanda ateşler yakılır ve bu ateşler tören bitinceye kadar söndürülmez. Akşamdan yere kımız serpilir yakılan ateşle geçmiş yılın kötülüklerinin yok edildiği gelecek yılın güzellikleri müjdelenmiş olduğuna inanılır.[4] Altay, Tuva ve Saha gibi Tanrıcılık inancının hala yaşamakta olduğu Türk kültür bölgelerinden Nevruz örnekleri almak mitolojik döneme yapılacak yolculuğa ışık tutabilir diye bu örneklemelere yer verdik.

Kara Kura:

Doğu Anadolu yöresinde de Alkarısı ile ilgili inançlar çok yaygındır. Kimi yerlerde Alkarısı, Karakura diye ayrışır ki bize göre doğrusu da budur. Meselâ, Erzurum ve Erzincan çevresinde Alkarısı loğusa kadınlara değil, ahırda yatan atlara musallat olurmuş.[5] Gece ahıra girip atların yelelerini örmekten hoşlanırmış.[6]

Kara-Kura,

Uyuyan insanları ve bilhassa kadınları ağırlığı ile basan bunaltıp rahatsız eden cin türünden bir varlık olduğu kabul edilir. Kars’ın Dikme köyünde kara-kura basmasından korunmak için, kara-kuradan muzdarip olan kadınların yastığının altına bıçak, özel bir dikenveya süpürge otu konur.[7]

Kars’ın merkez köylerinde cin ve peri türünden varlıklardan bahsedildikten sonra, o gücün zarar vereceğinden çekinilir. Tehlikeden korunmak için, konu değiştirilip kapatılmak islenir. Âdeta “iyi saatte olsunlar” dermişçesine “üstüne toprak serpin” veya “toprak atın kapatsın” denir. Toprağın örten, kapatan gücüne inanılır.[8] Bu bize “yer iyesi” diye sistematiğimizde yer verdiğimiz gücün hiyerarşik etkinliğini düşündürüyor.

Kara Basan:

Turgay Kabak, Kara İyelerden Karabasan’ı Derinkuyuyu merkeze alarak ayrıntılı incelemiştir.[9] Diğer taraftan Karakura diye bilinen güç, genel özellikleri ile Karabasan‘ı andırıyor ve çok kere insanları uyurken boğan veya boğmak isteyen bir güç olarak tasarlanmaktadır.

Doğu Karadeniz’de Kara Kura, Çorap, pantolon gibi belden aşağıya ait giysileri yatağının altına koyarak uyuyan kimseleri kara kuranın basacağına inanılır. Halk arasında Üç harflilerin çorap türü giysileri çalıp sakladıkları inancı oldukça yaygındır. Antika değeri olan kıymetli kitapların da bazı üç harfliler tarafından alınıp saklandığı ve bunlara mani olan varlığın ise kebikeç olarak bilindiği anlatılır. Üç harflilerden bu tür kitapların korunması için üzerlerine “Ya kebikeç” yazılır.

Türk kültürlü hlklarda ters motifi ilgili kara iyeye, algılayışı tersinden olduğu için, yapmasını istemediği şeyi yapması şeklinde söylenilen bir iyedir. Karakura kişiyi basınca, ‘gitme kal’ denilir ise, hemen gideceğine inanılır.

“Kosova Türklerinde Karabasan adı yerine Agırbasan adı kullanılır. Agırbasan’ın şapkalı ve korkunç bir yüzü olduğu söylenir, geceleyin uykuda iken Agırbasan kişiye musallat olduğunda, eğer o kişi Agırbasan’ın başındaki şapkayı çekerse zengin olacağına inanılır. Agırbasan’ın etkisinden kurtulamadığı takdirde kişinin öleceğine inanılır.”[10]

Karabasan, uyku esnasında genellikle siyah bir gölge şeklinde görülen, kişinin üzerine çökerek hareket etmesini ve nefes almasını engelleyen olağanüstü bir varlıktır. “Karasan inancı ve bu türden kara iyelerin çeşitli isimlerle tanınması Türk toplulukları arasında çok yaygındır. Bunlardan korunmanın ve verdikleri zararı gidermenin de çeşitli yolları olduğuna dair inançlar vardır. Bu konuda en fazla istifade edilen kaynak ayet ve hadislerdir.”[11]

Karabasan, genellikle erkek görünümündedir ama bazen bir gölge veya kara kedi şeklinde de ortaya çıkar. Başında bir kasketinin olduğu söylenir. Uyuyan insanların üzerine doğru süzülüp ağızlarını kapatarak bunların nefes almasını güçleştirir. Ancak, sol avucunda üç delik vardır, bazı insanların bu deliklerin sayesinde nefes alarak kurtulduğuna inanılır. Karabasandan korunmak için yatağın altına metal bir şey (iğne, bıçak) konur veya dua okunur. Ayrıca karabasana; “Denizdeki kumları, gökteki yıldızları say gel,” denildiği vakit de hemen gideceği söylenir. Uyku sırasında karabasanın üzerine okunmuş kilitli bir iğne takılır veya başından kasketi çalınırsa, hiçbir yere kaçamayacağına inanılır. Yöre halkının inancına göre, karabasanı tutup bir dilek tutanların dileği kabul olur.”[12]

Karabasan gibi kara iyelerin zararından korunmak ve onlardan yararlanabilmek için, onların şapkaları kapılmalı veya yakalarına iğne takılıp besmele getirilebilmelidir.

Karabasan türü bazı kara iyelerin avuçlarının içinde bir veya üç delik olabilir.

                Kamos:

“Karabasana bazı yörelerde Kamos da denir” Kamos “Erlik’in taifesinden olan kara iyelerden bir şerir ruhtur. Bu ruh evde ve dışarıda yalnız başına uyuyanların üzerine ağırlıkları ile çöker, insanların çarpılmalarına ve ölmelerine sebep olabilir. Kamos daha ziyade geceleri etkili olur. Bazen iri bazen cüce ve börklüdür. Kamos bazen de bir kara kedi gibi görünür. Ayak sesi ve çıkardığı ses kedi mırıltısını andırır.[13] “Bu ruhun fiziki yapısı hakkında birbirini tutmayan tasvirler ve buna bağlı inanç ve tasavvurlar da mevcuttur. Kamos’un bazen başında börkü olan iri yarı bir insan şeklinde göründüğü, bazen kara bir kediyi andırdığı, bazı hallerde ise yine başında börkü olduğu halde iki karış boyundaki insan suretine girerek geldiğine inanılır. Kişiye zarar vermek için gelen bu meçhul varlığın çıkardığı ayak seslerini kedi sesini andıran mırıltılarını henüz uyku haline geçmemiş olan kişi duyup hissettiği halde hiçbir davranışta bulunamaz.”[14] “Uykuyla uyanıklık arasında olan kişi o geldiği zaman geldiğini hissetmekle birlikte kurtulmak için herhangi bir harekette bulunamaz. O, bazen iri yarı bir insanken bazen de bir karış boyundadır.”

Harput’ta Kamos’a ya da Kara-kura’ya atfedilen, insanın üzerine çullanıp onu nefessiz bırakma özelliğine sahip kötü varlık,Doğu Karadeniz’de Kara Koncolos olarak da bilinir.”[15] Karabasan’a  “Hıbılik/Gıbilik (Malatya), Kapoz (Bingöl), Kâbus, Abdülmay(Adana), Cazı/Kırım Cazısı, Mayısa, Hobur-Ubur, Dağ adamı, Cika, Davaro/Ağırbasan (Doğu Karadeniz) vs. gibi isimler de verilir. Aynı yaratık Hendek’te; “Karabasan”, “Ağırbasan”, “Congul” ve “Koncolos” gibi isimlerle  debilinir.[16]

Baba ile ilgili rahatsızlıkları veba ile izah edenler, halk arasındaki “Daun Vura” “Daun Çıka” tabirlerini de kısacaTaun/Daun hastalığı ile bağlantılayarak izah etmektedirler.

Ancak; “Baba çıka” kargışı bir toplumu hedef alan sâri ve yaygın bir hastalıktan ziyade, kişiye münferiden musallat olan bir musibettir. Kamos kara iyesinin yerel isimlerinde birisi olan “çika/çıka/” bize bu çağırımı yaptı. Ayrıca daun vuran veya daun çıkan kimsenin daha ziyade görünen yerlerinde yara çıkar.

Kamos, Harput ve yöresinde görülen kara iyelerden bir şerir ruhdur. Bu ruh evde ve dışarıda yalnız başına uyuyanların üzerine ağırlığı ile çöker, insanların çarpılmalarına ve ölmelerine yol açabilir. Kamos daha ziyade geceleri etkili olur. Bazen iri, bazen cüce ve börklü olan bastığı kimselerden börkünü kapan kimsenin elinde börk büyüklüğünde altın kaldığına inanılırken Kamos çok kere de kara kedi gibi görünür. Ayak sesi ve çıkardığı ses kedi mırıltısını andırır.[17] Kamos’un bastığı kişi kanının çekildiğini, damarlarının kuruduğunu sanır.[18] Kamos çeşitli vücut yapılarına girebilme özelliği gösterebilen kara iyelere tipik bir örnektir. Kişiye verdiği manevî ağırlıkla Kamos, eski Türk inançlarından ve bastığı insanların ruhunu yeraltının karanlık dünyasına götüren Körmös’ü hatırlatıyor.[19] Yeraltının “Ötkerler”, “Yaman üzültler ve “Aynalar” gibi güçleri ile benzeşmektedir.[20] Ayrıca kâbus kelimesi ile de mahiyet itibariyle ortaklıkları vardır.

                Körmez:

Altay Türklerinde bebek 6 aylık oluncaya veya yerel ifade ile canlanmaya başlayıncaya kadar aynaya baktırılmaz. Zira bu dönemde bebek aynaya bakınca aynada kendisini değil Körmez olarak bilinen şeytanı görür. Ancak körmez’in cinsiyetini bilemiyoruz.

Karavura:

Sivas Yöresi’nde Karabasan’ın “Dul ya da yalnız yaşayan kadınlara uyurken geldiğine, onlara ağırlık hissettirdiğine ve onları evlenmeye zorladığına”[21] inanılır. Yörede Karabasan ile ilişkili bir başka inanış da Karavura inancıdır. “Karavura alkarısının erkeklere musallat olanıdır. Avuç içi delik olanı insanı korkutur, delik olamayanı ise öldürürmüş. Bir adamın üstüne avuç içi delik olanı çöker, o da korku ile onun kavuğunu alırsa insan şeklini alıp ona hizmet edermiş.”[22]

Derinkuyu İlçesi’nde de Karabasana inanılmakta ve karabasan ile ilgili pek çok şey anlatılmaktadır. Yörede, karabasana “Varahda, Kara oda, Ankebut, Al basması” gibi isimler de verilir ve genellikle ağzı açık olarak sırt üstü yatıldığında mutlaka karabasanın görüldüğüne inanılır[23].

                Karakoncalos:

Kars’da Karakoncalas diye bilinen bir kara iye’nin varlığına inanılır. Kışın çıkması ve yazın gelmesi için yapılan tekerleme türü dualarda ismi geçen bu iye soğugu temsil eder. Bu inanç ve iye batı Anadolu’da da bilinir. Bu arada “Yer berdelacüz gök de aciz” denilir. Halk seyirlik oyunlarında kara giysi soğugu kışı ve ak sıcağı yazı temsil eder.

Karagonculoz, Seyyidivakkas/Seyit Vakkas:

      Kırşehirde Zemheri (Ocak) ayında çocuklar gece dışarı çıkarılmaz, Karagonculoz, Seyyidivakkas/Seyit Vakkas isimli varlıkların çocukları kaçıracağı söylenir.

                Kedi:

                Bilhassa kara kedinin ursuzluğu inancı Rize ve dolaylarında da vardır. Sürmene’deki bir inanca göre kedi saç ayağının altından geçirilir ise artık yavrulayamaz imiş. Sabahleyin Kara kedi görmek, o günün uğursuz geçeceği şeklinde yorumlanır .

“Kara kedinin kestiği yol geçilmez” inancı vardır. Beklenilir ya yol değiştirilir veya başkası geçtikten sonra geçiliri. Keza iki erkeğin arasından bir kadın geçmez. Birinci de kedi basar ikinci de erkek basar inancı vardır. Sır sahipleri hal sahipleridirler sırlarını açmazlar. Sır ehlini kıskananlar cadılar ve kara kedilerdir.

İsraililiyya’ta göre fareler Nuh’un kemisini kemirmeğe başlayınca Allah aslan’ın iki gözü arasında vurmasını ilham eder. Bunun üzerine aslanın urun deliklerinden biri erkek diğeri dişi iki kadi çker ve faralere saldırırlar[24].

Koça/Kopça:

Koça veya Kopça tedavisindeki duadan anlaşıldığına göre bu hastalığa yol açan gücün de bir kara iye olduğu söylenilebilecektir. Rize’de Koço veya Kopça olarak bilinen ve bilhassa ellerde çıkan sert mantar Anadolu’nun diğer yerlerinde siğilolarak bilinir. Tedavisinde bizim doğu ve batı Anadolu’dan yaptığımız tespitlerde kibrit çöpü kullanılır, yanılmıyorsak dolun ayda İhlâs süresi okunarak tedavi edilirdi. Bazı yörelerde okunurken üzerine arpa sürülür sonra bu  arpalar çürümeğe bırakılır ve arpalar çürümeden koça/kopçaların düşeceğine inanılır. Rize’deki tedavide okunan dualar Abdulkadir İnan’ın eski Türk dininden yapmış olduğu dua tespitlerini andırıyorlar.

                Kolga Kişi;

Tatar Türk mitolojisinde Dağ ve nehirleri koruyan ailesi olan bir koruyucu iyedir.

Kara Sevda:

Kara iyeleri geniş kapsamlı ele alınınca, kara iyenin zarar verici özelliği de düşünülünce, yapabilen tespitlerden hareketle  “nazarın, kişioğlundan kaynaklanan bir kara iye” olduğu üzrinde de durulabilebilr.

Nazardan korunmak ve kurtulmak için nuska/muska yapılır. Nazar mala, canlıya cansıza her türlü imrenilen şeye vurabilir. Muska sadece nazara karşı korunmak için yapılmaz, etkilemek ve etkilenmemek istenilen her davranış ve düşünce ve his için nuska/muska       yapılır. Muska ile kara sevda edilir veya muska ile kara sevdadan korunulur veya         kurtarınılır. Nuska kara sevdabağlantısı doğal olarak sözlü kültürmüze de yansımıştır.[25]

                Mêrîstê:

Hasananlı Halk inanmalarındaki bir diğer kara iye de Mêrîstê’ (yatakların Kocası) dir. Yatak yüklüklerinin üzerinde yaşadığına inanılır ve bununla daha ziyade haylaz çocuklar korkutulur.[26]

Müsibyan:

Kandıra Çevresindeki Manav Türkmenlerinde bebekleri boğduğuna inanılan bir kara iyedir.[27]

Meşe Adamı/Germekoçi:

Yarı kurt veya ayı belden yukarısı yarı insandırlar. Olağanüstü taklit gücü vardır. Çok çeviktir. Daha ziyade avcıların karşılaştıkları insanlar için zararlı olabilen bir kara iyedir.

Obur/Hortlak;

Rize’de kötü insanları ölünce hortlağın çıkacağına inanılırdı obur çıktığı zaman beyaz kefeni sırtında olurdu. O, mezarınd an çıkar evin karşısına gelir gürültü yapar, tereklerdeki soğanları yere dökermiş. Böyle hallerde “obur yerine git, yerine git” denilmesi halinde yerine gideceğine inanılır.” Oburdan kurtulmak için onun mezarına pelit kazığı ile bir sepet çakılırmış. Soğanın da sarımsak hatta turp gibi bazı kara iyeler karşısında koruyucu niteliğe sahip olduğuna inanılır.

“Soğan, sarımsak kabukları yakılmaz yakılır ise şeytanın parası çoğalır.” “ Gece soğan, sarımsak sabun tuz ne alınır ne de verilir. Alınır verilir ise acı habere işaret eder.[28]

[1] Hüseyin İsmailov, “Göyçe Folklor Muhiti” Azerbaycan Birinci Uluslar arası Sempozyumu Bildirileri, Ankara, 2002, / Birinci Azerbaycan Sempozyumu, Azerbaycan 1998 / Atatürk Kültür Merkezi yayınları, Sf. 167–177

[2] Hüsein İslamilon, a.g.e

[3]Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara 2006, s. 180–185

 

[4] Yakup Deliömeroğlu, “saha Türklerinde Isıakh Bayramı”, Nevruz ve Renkler, Ankara 1996, s. 129–133

[5]        N. Sarı, “Erzurum’da Alkarısı”, Halkbilgisi Haberleri, İstanbul, 1930, Sayı 8, s. 11-13.

[6]        C. Öztelli, “Albastı, Alkarısı Koruma ve Tedavisi”, Türk Folklor Araştırmaları, 1966, Sayı 209,s.42-61.

[7] Kaynak kişi; S. Çoşkunaras.

[8]Yaşar Kalafat “Eski Türk İnançlarının Kars Yöresindeki İzleri” 4. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi Bildirileri, Ankara 1992 sh. 149–169