Elk:

Elk halkın “üç harfliler” şeklinde kodladıkları varlıklardandır.  Bunlar doğum yapan hanımlara musallat olurlarken geceleri ahırında bağlı olan atlara da binerler. Anadilleri Türkçe ve Kürtçe olan Ardahan Avşarlarında doğum yapan hanımın saçlarının ucu kendi ağzına sokulur. Böylece 3 harflilerden korunacağına inanılır. Ayrıca anne adayının yastığına iğne batırılır. Bu 3 harfli ile ahırlarda atları binen varlık aynıdır. İsmi Elk olan bu yaratık kapalı yerlerde binerek terlettiği atların saçlarını örer. Elk çok kere kadın kılığında ve kadın görünümündedir.  Bunun tarafından binilmiş atlar yorgun kulakları dikelmiş ve terli olurlar.  Halk arasındaki anlatılara göre Elk türünden canlılarla yaşayan aile kuran insanlar da vardır. Yakalanması için atın sırtına zift sürülür böylece bindiği atın sırtına yapışıp kaçamayacağı için ele geçirilmesi kolay olur. Yakalandıktan sonra yakasına takılan iğne ile esir alınmış olunur. Kurtulup kaçabilmesi için yakasındaki iğnenin bir şekilde çıkarması gerektiğine inanılır.[1] Bu tespitte loğusa hanımları bastığı bilenen al karısı ile At Binen Cin[2] olarak da bilinen kara iyenin özellikleri elk birleşmiştir. Elk farklı bir kara iye de olabilir Al karısının yerel ismi de olabilir. Kaynak iki ayrı varlığı bir kimlikte birleştirmiş de olabilir. At Binen Cin Kars ve Ağrı yöresinde çok küçük boyutlu bir insanı andırır. Yusufeli yöresinde bu cin At Cini olarak bilinir ve fonksiyonu da At Basması, olaraktanımlanır.[3]

Ercun ile Gürcün:

Çıldır’da anlatılan bir halk masalının ismi (Ercun ile Gürcün): (Er-Cin ile Gür-Cin) dir.[4] Bu isim bize Erzurum’un Karayazı ilçesinin bir merkez köyündeki halkın “tekin değil” dediği “Ecünlü Mağarası” – “Ecinli Mağarası”nı hatırlattı.

 

                Eşek;

Tatar Türk mitolojisinde gıybet, kötü söz ve kışkırtıcılığın iyesidir. Hızır İlyas’ın yaptığı olumlu girişimler, yardımların tersini yapısı ile bilinir.

 

Ev İyesi:

Talişlerde de kapının arasında astanada / eşikte el tutulmaz/tokalaşılmaz, durulmaz ya içeri girilmeli veya dışarııa çıkılmalıdır. Bu inanca riayet edilmez ise, dalaş olur, kavga çıkar inancı vardır. [5] Bu inanç ev iyesi ile ilgilidr. Ev iyesinin kapı eşinin altında olduğuna, evi daha ziyade buradan koruduğuna inanılır. Eşiğe basan kişi onu incitmiş olmaktadır. Bu inan Türk kültürlü halkların hepsinde yaşmaktadır. [6] Ev İyesi çok kere eşiğin altında yaşayan evin muayyen fertlerine nadiren görenen, evin fertlerine kesinlikle dokunmayan ak bir yılan gibi bilinirken, karayılan ise intikamını öldürerek alan insanlara âşık olabilen kovuşamayınca intihar edebilen bir yılan türü olarak bilinir.[7] Sahipli yerlerin ise çok kere bir yılan tarafından korunduğu inancı vardır. Yılan-Kara iye bağlantısı sözlü kültürde geiş yer tutar.[8]

 

Eşik Türklerde kutsaldır. Eşikte oturulmaz ve gelin eşiğe bastırılmaz.[9] Eski Türklerde yabancı adam bir evin eşiğinden atlayamaz.[10] Ocak/hanede başka tekin olmayan yerler de vardır. Samsun yöresinde geceleri saçak altları cinlerden korunma itibariyle tekin değildir.[11] Keza tuvalet ve banyoların da tekin olmadıkları inancı vardır.

Hasenanlı aşiretinde garibelg (gari, mantar ve belg ise yaprak demektir) diye bilinen bir pancar veya mantar türü vardır. Bunun kırdan toplanılıp dışarıda yenilmesinde sakınca görülmez ve fakat evin eşiğinden içeri sokulması sakıncalı bulunur, kaçınılır. İnanca göre bu bitki cinlerin bostan bitkisidir.[12] Bu bilgiden hareketle halk inanmalarına göre cinlerin bostanları vardır. Kendilerince ziraat yapabilmektedirler.

Kamizmde eşik “Çocko”da oturulmaz. Oturan öksüz kalır inancı vardır. Eşikte ayakta da durulmaz. “eşik ömrü ölçer” denir. Ayrıca eşiğe asılınmaz, asılmak hayır getirmez.

                Gabir/“Kabir-Üstü”:

inanç ve uygulamaları Ahır Çarşambadan evvelki son Salıda yapılır. Kars bilhassa Tuzluca yöresinde bu uygulama “Ölü Bayramı” olarak bilinir. Ahir Çerşembe/Son Çarşamba hazırlıkları, Salıyı Çarşambaya bağlayan gece başlar. Yerel inanç dilinde bu gün için “Tek Gün” “İlin Ahir”i denir.  “Gabir/Kabir üste getme/gitme”de evvelce olmazken şimdilerde mollalar da katılmaktadır. “Ölülerim adına gazan asmak” o ölünün veya ölülerin ruhuna yemek hayratı vermek demektir. Şamların/mumların yakılması, ruhların ışık vasıtasıyla gelip evleri rahat bulup dönebilmeleri içindir. Gece yakılan ateşlerin de izahı bu şekilde yapılmaktadır. Ruhun “azıp” geri dönmesi istenilmez, böyle hallerin ailede bir felakete yol açabileceğine inanılır ve “Ruh Azması” olarak bilinir.

Güleybani ve Erdo:

Ahtacılarda halkın inancına göre Güleybani, Erdo gibi cinler geceleri erkek ve kadınlar evden çıkıp bir yere gidince onlara zarar verebilirler. Bunların zararlarından  korunmak içininsanların yakalarına iğne türünden şeyler takılır. [13]

Ahtacılar’daki Güleybani inancı Anadolu Türklerindeki Gülyabani olmalı. İğne türünden batıcı ucu sivri cisimler nazarlıklar ve kara iğelerin yakalanmalarında, onların esir edebilmede de kullanılmaktadır. Diğer tarafta nazarlıklarda kullanılan hayvan kafaları, çok kere boynuzlu iken,Kenger gibi koruyucu otlar da çok kere dikenlidirler.

                Gök Vurması:

Acara’da Türklerin bir inanca göre ceviz ağacının altında yatılmaz. Bu inanç Nahcıvan’da da vardır. Ağaçlarla ilgili bu tür inançlar bilinir. İnanca göre cevizin altında yatanı yağmur yağınca“Gök vurur” Göğün vurması yıldırım düşmesine yol açar ancak bu ismin verilmesi bize çok ilginç geldi. Keza kavak ağacının altında da yatılmaz. O’nun solunumunun insanı boğabileceği inancı vardır.

Gul Vurdu:

Hasananlı aşiretinde bir başka kara iye de Gul Vurdu’dur. Bu iyenin vurduğu kimsede kara lekeler oluşur ve vurulan çocuk ise ölür inancı vardır. Gul Vurdu’dan korunmak için iğne, demir türü şeyler takılır.[14]

 

Hemzat, bebek yapma özlemi doğan kadınların illetidir. Hamzetli kadın uşağa kalamaz, hamile olamaz.[15] Birbiri ardısıra çocukları ölen kadına Hemzatlı kadın denir. Bu tür kimselerden evliliklerde “yenge” tutulmaz. Bunların kırkı çıkmamış kadınların yanına gelmesi istenilmez. Hemzad, kötü ruh ve Hemzaddı ise bu ruha karşı koruyucu hamayılı olan kimse demektir[16].

İt Ağızlılar:

Ardanuç’un Ovacık köyünde, tamamen dikenli olan bölgelerdeki yeraltının küçük kapalı evlerinde yaşayan,  varlıkları geceleri gelen sesleri ve parlayan ışıklarından anlaşılan ve halkın İt Ağızlılar olarak bildikleri canlılar yaşarlar. Bu ilçenin Kirazlı mahallesindeki Peri Kızları da aynı özellikleri gösterir ve geceleri düğün yaparlar.[17]

İye/İzi/Yiye/Eye olarak bilinen bu ruhlar hami koruyucu ve habis/sakınılması gereken ruhlar olarak bilinmektedir.[18] Her iki türün de erkeği ve dişi olabilmekte hami olanlar Ak ve habis olarak bilinenler de kara iyeler olarak tanınmakta her ikisi de hayatın her kesiminde görülebilmekte her ikisi için de saçı yapılabilmektedir.[19]

Yakut Türklerinde ilkbahar’da balık avına çıkmadan evvel doğum yapmamış bir ineği U İçiteolarak bilinen su iyesine kurban ederler Yakut Türklerinin su iyelerinden birisi de Ukolo Toy on’dur.[20]

Kara İyeler-Kırk Kültü:

Kırk inancının Al Karısı inancı ile yakın ilişkisi vardır. Kırkın yeterince anlaşılması Al Ruhu, İyesinin anlaşılmasını kolaylaştırır. Kırk, mevcut emarelerden anlaşılabilen kadarı ile bir kara iye olmaktan ziyade kara iyelerden al Karısının etkileyebilme dönemi ile ilgili bir süreç ve bu süreç etrafında oluşmuş bir külttür.[21] Kırk ve bebek etrafında gelişmiş başka inançlar da vardır[22]. Kırk algılayışı evlilik ve ölüm dönemlerinde de önem kazanır[23]. Al Karısı anneye ve bebeğine onlar kırklı iken musallat olurlar ve Kırkları çıkarılmamış ise etkili olurlar. Bunun için anne bebeğe Kırk, Yarı kırk, Çeyrek Kırkı (Onu)[24]yapılır. Kırk çıkarılmasındaki Türkçe ve Kürtçe dualardan anlaşıldığına göre sadece insanların değil hayvanların da kırkı söz konusudur. Zira kırk dökülürken bilinen hayvanların isimleri sayılır ve kırkı dökülen bebeğin kırkı ile bunların kırklarının karışmaması istenir. Kesilmiş bir hayvanın eti dahi kırklı bebeği veya anneyi basabilir inancı vardır. Bu arada Kırkların basabilmesi gibi kırklı anne ve bebeklerin Kırklarının Karışması’na karşı da tedbirler alınır[25].

Kars’ta, dikim işi gece biten elbise üzerine iğne bırakılır. Böylece onu, gece sessizliğinde cinlerin basmasına mani olunurmuş. Eğer böyle yapılmazsa, o elbiseyi giyenler felâkete uğrar, diye inanılır. Alkarısı inancının izleri burada da cin şeklinde ifade edilmektedir.

Karaçuha:

Bu iye ismindeki kara kelimesine rağmen kara değil bir ak iyedir. Bunlara genel olarak eyeler, iyeler de denir. Bu inanç Göyçe bölgesi halk inançlarında bariz bir şekilde yaşamaktadır. Bunlarla ilgili açıklamalar iye konusunun anlaşılmasında tam yardımcı olabilirler. Karaçuhalar hami ruhlu mitolojik varlıklar olmakla beraber, hamiliklerini aile içinde sağlık, saadet aile bereketini koruyup kollayan ailenin mistik sahipleridirler. Aileden birisi bu iyeye olan inancını yitirirse bu hami ruh ondan yüz çevirir ve böylece kötü kuvveler aileye bedbahtlık getirirler.

[1]Yaşar Kalafat, “Ardahan Sözlü Kültüründen Damlalar III” Serhat Kültür Tarih Kültür Haber Dergisi, Ocak-Şubat 2011, s. 40–42

[2] Islık çalmakla kara iyeler arasın da da inanç içerikli bir bağ kurulmuştur. Islık çalmanın yerli yersiz çalmanın kapalı yerlerde çalmanın “üç harflileri/cinleri” davet ettiğine inanılır. sofrada yemek yenirken ıslık çalınması halindegörünmeyenler tarafından bereketin kaçırılacağı inancı çok yaygındır.

Bununla beraber, bilhassa atların su içme esnasında hafiften ıslık çalınmasının suyun içilmesine yardımcı olduğu inancı nasıl açıklanabilir?

Atlara bilhassa ahırda bağlı atlara at binen cin gibi bazı bu tür özel varlıkları musallat olduğuna inanıldığı bilinmektedir.

Diğer taraftan atların insanoğlunu koruyabildiği bazı güçlerinin olduğuna dair da inançlar vardır. Doğu Anadolu’da ve Azerbaycan’da bazı yörelerde doğumun kolay olması için anne Adayının al basması gibi şeylere uğramaması için eşiğin önünde ateş yakılır ve erkek at kişnetilir. Suya gelince durgun suyun kara iyeler ve akarsuyun ak iyeler için yataklık yaptığı mealinde inançlar da vardır.              Hayvan kesilince onun iç organları yatan suda (durgunsuda) temizlenmemelidir.  Su- ıslık üç harfliler ve at arasında bir bağın varlığı nasıl izah edilebilir. Muhtemelen cin türü varlıkların fonksiyonlarına ve etkinlik alanlarına dair bilgi ile bu nokta aydınlanabilir.

Suyun durgun veya akıntılı olması hallerinde farklı hikmetlere sahip olduğu inancı bu bulguda da karşımıza çıkmaktadır. Edinilen intibada durgun sular suda yaşayan kara iyelerin akan sular ak iyelerin mekânını mıdır? Al karısının değirmenlerin harkında yaşadığı ciğerini kaptığı loğusa hanımın ciğerini subaşlarında yediği şeklinde inançlar da vardır.

[3]Yaşar Kalafat, “Karşılaştırmalı Yusufeli Halk İnançları”, Geçmişten Geleceğe Yusufeli Sempozyumu Bildirileri, Editör Muammer Demirel, Mustafa Akıllı, Yusufeli Belediyesi, İstanbul 2010, s.371–383

[4]        R. Korkmaz; a.g.e.

[5] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Halk İnançları V-VI, Dedem Korkut Yukarı Eller, Lalezar, Ankara 2008 s. 239–263

[6]Abdurrahman Güzel-Yaşar Kalafat, “Vatan Duygusunun Türk Mitolojisndeki Yeri ve Türk Halk İnançlarındaki İzleri”, Türk Halk Kültüründe Milli Mücadele 1.Uluslararası Halk Kültürü Sempozyumu Bildirileri ’19–22 Temuz 2005′ Sh. 18–21

[7]  Sinan Gönen, “Efsanelerde Kara RengininGörünümü”, Türkıyat Araştırmaları Dergisi S. 225.

[8] İyidere’deki bir deyişe göre “el elinlan yılana tutma yılana yazıktır” Çayeli’nde Üzerinde yılan resmi/turası bulunan ve yılanlı kuruş olarak bilinen paradan kolye yapanın boğaz ağrılarının geçeceğine inanılır. Rize’deki yılan duasına         göre,
Yılan     yılan        afiye,
Yılan       gider        kafiye
Kerpetilen               kel           dişi
Bağladım yılan dışı”

Bu dua okununca yılan hareket edemezmiş
Bazı yörelerimizde canlı yılan yakalamak yılan bağlanır ve bunun  da kafiyeli sözleri vardır;

“Yılan      yılan        ağıdım
Yılan       benim      tanığım
Yılan       gördüm    ağladım
Dört bir yandan bağladım”

                Yılan her gün aynı yerde düğümlenip (kıvrılıp) yatsa o yerde kızıl (altın) olduğuna inanılır.[8]

Türk kültürlü halklarda definelerin yılan veya benzerleri tarafından korunduğu inancı vardır. Çok kere nasibi olmayan kimselere bu tür tılsımlı, sahipli definelerdeki mücevherlerin yılan ve benzeri gibi zehirli varlıklar şeklinde göründüğüne inanılır. Bunlara dair efsaneler anlatılır. Bunlara ulaşılması için sahibinden izin alınması kurban kesilmesi gerektiğine inanılır.

Yılanın gavunu (derisini) karışlasan (karışınla ölçsen) elinin içinin hiç terlemeyeceğine inanılır.

Türkiye Türk halk kültüründe yılan derisinin büyü yapmada büyü bozmada kullanıldığı inancı vardır. Bu derinin soğukluğu temsil ettiği bu deriyi cüzdanında taşıyanın göze gelip nazar almayacağına inanılır.

Eve girmiş bir yılanın öldürülmemesi gerektiğine inanılır. Bu yılanın öldürülmesi halinde her türlü bedbahtlığın olabileceği inancı vardır.

Anadolu, Irak ve Azerbaycan Türk kültür coğrafyasında ev iyesinin yılan olduğu şeklinde bir inanç vardır. Her evin ve her bağın bir yılanı olduğuna ev halkına dokunmadığına inanılır. Bu yılan rahatsız edilmez. Ona “mübarek” gözü ile bakılır. Onu görenlerle ilgili anlatılar oldukça yaygındır. Alevi Bektaşi tasavvufunda eşiğin dışı zahiri eşiğin içi batını temsil eder. Ulu mekânların eşik veya kapısı öpülür. Bu itibarın, Hz. Muhammed’in ‘Ben ilmin şehri Ali onun kapısıdır.’ Açıklamalarından kaynaklandığı inancı vardır.

Vardı-geldi ilanı (kendiliğinden gelen yılanı) öldüren kimse onu hemen gömmelidir. İnanca göre öldürülmüş yılan yıldız gördüğünde dirilirmiş.

Yılanın yıldız görmesi hali ile ilgili inançlar Türkmenistan’ın sair bölgelerinde de vardır. Yılan-yıldız bağlantısıCangolaz//Celmavuz/Cemouz/Yerimaağız/Yelbegen/Eger/Div bulgusunda olduğu gibi gök iyeleri ile yeryüzünde yaşayanlar arasındaki bağlantıyı gösteren ikinci bulgudur. Cangolaz Ayı ve çok kere de güneşi koruyan iki görevli köpek uyuyunca onu yemek için gelen dev yılanın adıdır. Güneş tutulunca insanlar gürültü yaparak görevlilerin uyanmalarını amaçlarlarmış, şeklinde bir inanç vardır.[8]

Yılan, çıyan, akrep türlü böcekler aniden ve hep birlikte ortaya çıkar ve telaşlı koşuşurlar ise depremin olacağına inanılır. Hayvanların duyu organlarındaki bazı gelişler vücutlarının yere yakın olması ve benzeri özelliklerinin onlara olacakları olmadan evvel sezme hissetme imkânı verdiğine dair inançlar Türk kültürlü halklarda çok yaygındır. Ölüm meleğinin bazı hayvanların gözüne görünebilmesi izah edilirken bu nokta da yok sayılmamalı diye düşünüyoruz. Bu arada bebek yaştaki kimseler ile kırkı çıkmamış, kırkının ilk günlerinde olan annelerin de bu tür görme sezme imkânlarının olduğuna inanılan yerler vardır. Bu özellikleri ile bazı hayvanlar sadece felaketleri değil hava durumuna dair de işaretler verebilmektedirler.

[9]        Bahaddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, İstanbul. 1988, s. 268.

[10]       Ziya Gökalp, a.g.e., s. 40.

[11]       Bekir Şahin, “İslâmiyet Öncesi Türk İnancı ve Ritüellerinin Samsun Yöresindeki İzleri”. Türk Kültürü Dergisi, Eylül 1996, Sayı 401, s. 563-574.

[12] Kaynak kişi; Kerem Karakurt

[13] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Halk İnançları V-VI Dedem Korkut Yukarı Eller, Lalezar, Ankara, 2008, s. 273–281

[14] Kaynak kişi, a.g.ş

[15] Kaynak kişi: Feridun Hasanolu Rızayev, Doçent, Bilimler Akademisi, Nahçıvan

[16] Kaynak kişi: Seyfettin Altaylı, Dilbilimci, yazar

[17]Yaşar Kalafat, “Karşılaştırmalı Yusufeli Halk İnançları”, Geçmişten Geleceğe Yusufeli Sempozyumu Bildirileri, Edi

tör Muammer Demirel, Mustafa Akıllı, Yusufeli Belediyesi, İstanbul 2010, s.371–383

[18] Celal Beydili (Memmedov) “Eski T&u