Genel

TOKAT YÖRESİ HALK İNANÇLARINDA BASMAK-BASILMAK VE KUŞ YENKMESİ/YENMESİ

TOKAT YÖRESİ HALK İNANÇLARINDA BASMAK-BASILMAK VE KUŞ YENKMESİ/YENMESİ 

  Yaşar Kalafat[1]– Şevket Kaan Gündoğdu[2]

 

 

ÖZET:

Basmak-Basılmak, halk inançlarında korunmak ve kurtarılmak kapsamındaki inançlardandır. Halk inannçlarında, Eski Türk İnanç Sistemi’nden günümüze kadar devam eden İye/Sahip inanç anlayışında basmak-basılmak inancının da yeri vardır. Buna göre İnsan, bitki, hayvan ve cansız olarak bilinenlerin de sahipleri, iyeleri basabilirler. Basılmış olan hastalanır ve basılmaktan korunmak ve kurtulmak için inanç içerikli bir takım uygulamalar yapılır.

 

Basmak-Basılmak içerikli inançları Tokat halk kültüründen de izleyebiliyoruz. Mesela, kırkı çıkmamış bebekler veya kırklı gelinler, kırk baskını yaşayabilirler. Cenazeler bilhassa kırklı bebekleri basabilir. Keza henüz kesimi yapılmış hayvanın eti de  kırklı insanları basabilir. Kırklı bebeğin kırkı ile kırklı herhangi bir hayvanın kırkları karışabilir.

 

Kuş Yengmesi/Yenkmesi ise bazı kuşların bazı kuşları basması veya insanların bazı kuşlar tarafından basılması ve korunması inanç konularını içerir. Kuş Yengmesi inancı Tokat’ın kuzey bölgesinde, daha ziyade Doğu Karadeniz ve Arttvin bölgesinde görünen bir inaçtır.

 

Biz bu bildirimizde basmak-basılmak ile ilgili inançları Kuş Yengmesi inancı ile birlikte ele alıp, mitolojik anlamlandırmalar yapmaya çalışıyoruz.

 

GİRİŞ :

Kuş Yenkmesi ile ilk tespitleri bizin takip edebildiğimiz kadarı ile halk kültürü araştırmacısı Hayrettin Tokdemir Artvin bölgesinden yapmıştır. Halk arasında halen yaşamakta olan inanca göre kuşlara yenilmiş kişiler ve aileler yenen kuşun tesiri sonucu hastalanırlar yıl boyunca işleri olumsuz etkilenir.

 

Her kuşun yenme yöntemi ve tezühürü farklı olduğu gibi yenilmeden korunmak ve kurtulmak da farklılık arzeder[3]. Bizi göre bu izahdaki yenme Türk kültürlü  halkların genelinde görülen Tokat halk inançları kültüründen de tanıdığımız iyelerin basmalarıdır. Bu bildirimizde kuşların da basabieceklerini kuş basmasından da korunma yollarının olduğu irdelemeye çalışıyoruz. Böylece Türk halk inançlarının mitolojik dönemden gelen iye/sahip inancını kuşlardan hareketle Artvin Tokat hattında da örneklemiş olacağız.

 

Çoruh Vadisinde Çoo-Ço kuşu olarak bilinen kuş ismini öterken bu sesi çıkarışından alır. Daha ziyade havadar kıyı şeritlerinde yaşar. Bu kuşun da diğer bazı kuşlar gibi insanları basabileceğine inanılır. Kuşun ötüşünü duyan kimsesinin basılabileceği inancı vardır. Kuşun basmasından korunabilmek için evvelce bazı yörelerde bulama olarak da bilinen ağuz yemiş olması gerekir bulama/ağuzlar içerisinde ilk danasını doğuran düğeninki daha makbul daha etkili kabul edilir.[4]

 

Bu tespitteki ağuz/bulama tespiti basma inancının mahiyeti itibariyle özel önem arzeder.  Doğumdan sonra ilk süt olarak da tanımlanabilecek olan bu süt hayvanın kırkı içerisindeki süttür. Yani hayvanın ve yavrusunun henüz kırkı çıkmamıştır. Bilindiği gibi yeni doğum yapan annelerin ve bebeklerinin birirlerini basabilecekleri inancı vardır ve bundan korunmak ve kurtulmak için çeşitli  uygulamalar yapılır. Böyle hallerde kırklılar bir araya gelmemeğe çalışırlar. Üzerlerinde iğne türü nesneler bulundururlar. Baskına uğrayan bebeğin iştahsız olacağı gelişemeyeceğine inanılır. Kırk baskınından kurtulmak için hoca tarafından okunmak gibi çeşitli çarelere baş vurulur.

 

Kırkların karışmaması ve kırk baskınından korunmak için insanat ile hayvanat da ilişkilendirilmiştir. Anadolu kırsalında, Orta Anadolu’da, Tokat ve çevresinde bebeğinin kırkını döken anne yaptığı Türkçe duada Allah’a yalvarırken bildiği bütün hayvanların ismini sayarak onların kırkı ile bebeğinin kırkınnın karışmamasını diler. Bu tür dualar aynı amaçla Doğu Anadolu aşiretlerinde Kürtçe de yapılır[5].

 

Kars’da olduğu gibi Tokat ve çevresinde kırlı bebek sürekli ağlıyor ise, ağlarken tamamen kendinden geçip ve farklı farklı hayvan seslerine benzer sesler de çıkarıyor ise, kırkının bazı hayvanların kırkı ile karışmış olabileceği üzerinde durulur.

 

Kuk-ku/Guguk Kuşu

 

Kuk-ku/Guguk Kuşu Bu kuş çoğunlukla yüksek yerlerde yaşamaktadır. Bu kuşun da insanları yendiğine, bastığına inanılır. Bu kuşun basması, yenmesinden korunmak için sabahleğin erken bu kuş ötmeğe başlamadan önce kalkılmalı, birşey yiyebilmiş olmalı mümkün ise eve su getirip namaz kılmış olmak aranır[6]. Bu inanç Trabzon Şalpazarı yöresinde de yaşamaktadır.[7]

 

Bu tespitin güneş ve su kültü ile ilişkilendirilmesi ve zamanla İslami bir renkte edinmiş olduğu üzerinde durulabilir. İnsanın aç olduğu saatlerde yenilebilmesi de doğal karşılanabilir.

 

Bölge halkı bu iki kuşun kardeş olduklarına aralarında geçen bir olaydan sonra ayrı düşdüklerine bu sesleri çıkararak bir birlerini aradıklarına dair efsaneler anlatırlar.[8]

 

Guguk Kuşu’nun kuyruğuna çift sürme zamanı Al bir kurdela bağlanmalıdır bu inanca icabet edilmez ise Guguk Kuşu çiftteki öküzleri basababilir ve basılan öküzler halsiz olurlar[9].

 

Çit-Çut Kuşu : Bu kuş, ilk baharın gelişini müjdeleyen kuşlardan birisi olarak bilinir. Genellikle çift-çubuk zamanı gelir. Her defasında üç defa üst üste öter. Öterken çıkardığı çit-tut sesi, bir uyarı, bir mesaj olarak algılanır. Bu kuşa yenilmemek, bu kuş tarafından basılmamak için ötüşünden önce birşeylerin yenilmiş olması gerektiğine inanılır.[10]

 

Gir-Gurr Kuşu : Bu kuşlar ilkbaharda güllerin açma zamanında gelirler. Öterlerken «gir-gurr » şeklinde sesler çıkarırlar. Dişili erkekli çift gezen kül renkli kuşlardandır. Bu kuşa yenilmemek, basılmamak için sabahları onlardan evvel kalkmış ve gül koklamış olmak gerekir, şeklinde inançlar vardır.                        [11]

Taraklı Kuş                                        Akdoğan

 

Hopop Kuşu : Bu kuşun yaygın ismi Taraklı Kuş’tur. Bu kuş Hüt-hüt Kuşu olarak da bilinir. Bu kuş öterken « Hopop » şeklinde ses çıkarır. Bu kuş tarafından da basılmamak için sabahları bu kuştan evvel kalkılmalı, el-yüz yıkanmalı durumu uygun olanlarca abdest alınması gerektiğine inanılır[12].

 

Mahala Kuşu : Bu kuş daha ziyade yaylalarda ve yaz aylarında görülür. Bu kuş tarafından yenilmemiş, basılmamış olmak için, kuşu havada uçar halde görmeden evvel taze peynir yenilmiş olması gerektiğine inanılır[13].

 

Bizim  Kuş Yenmesi/Basması ile Yusufeli’nden yaptığımız tespitlerde Gürüt Kuşu, Hophop Kuşu, Kuku Kuşu, Malaka/Akdoğan Kuşu ve Tutur Kuşu’nun insanı basabileceği inancının yaygın olduğu görmüştük. Böylece Mahala veya Makala’nın Akdoğan olduğu söyleyebiliyoruz. O yörede kuş yenmesi basmasından korunmak için ;

 

Safa gelindi

Büyük kuş

Karnım doygun

Gönlüm boş,

Türünden şeyler söylenilmektedir. Aç olmadığını söyleyen kimse bu açıklaması ile basılmayı önlemiş olmaktadır.[14]

 

Ardanuç’da  Ço-çoo Kuşu diye bilinen kuşla ilgili inançlarda  onun basmasından korunmak için ağuz yenilmesinin yanı sıra taze çağala yenilmesi de vardır. Keza  bu bölgede Kuku kuşunun basmasından korunmak için  bu kuş sabahleğin ötmeden evvel namaz kılınmalı, buğday ekmeği yenilmelidir. Kuşa yenik düşen, kuş tarafından basılan kimse halsizleşir, inancı vardır. Anneler sabahları çocukların yataklarından çıkmaları için « Kalkın ki Ku-ku kuşu sizi yenmesin » derlerler.

 

Kuş yenmesine uğramış,  kuşlar tarafından basılmış kimsenin tedavisinde basılmış kimse terletilir. Şifalı otların buhrında hastanın şifa bulmasına çalışır. Bu tedavide yenilmiş veya basılmış kimsenin cinnet türü rahatsızlıklarda olduğu gibi taşkınlıklarda gösterdiği anlatılır[15].

 

 

ishak Turna,

Tavşancıl

 

Kuş yenmesi konulu çalışmalardan en geliştirilmiş ve tasniflisi Öksüz ve Demiryürek’in yaptıkları çalışmadır.[16] Bu çalışmadan Gürüt Kuşu olarak bilinen kuşun  Giriti Kuşu, Cocola olarak bilinen kuşun İshak Kuşu, Gukku Kuşu olarak bilinen kuşun Guguk Kuşu, Hop-Hop olarak bilinen kuşun İbibik Kuşu,  Turtur olarak bilinen kuşun Turna , Mekela olarak bilinen kuşun da Tavşancıl olduğunu öğreniyoruz. Bu araştırmada kuş yenmesi, bazı kuşların sesinin duyulmasından evvel bazı güzel alışkanlıkların yerine getirilmesine inanılır, şeklinde tanımlanmaktadır. Araştırmada yenme ve yenilme inancı ile ilgili bulguların alanı gelişletilip Yılana yenilmemek için molozon diye bilinen mantarın yenilmesi, Gökkuşağına yenilmemek için dişlere sedef düğme sürülmesi, göye yenilmemek için taze pancar yenilmesi gerektiği inançlarına da yer verilmektedir.

Yılan

 

 

Kurbağa

Orta Anadolu ve Tokat yöresinde her evin bir yılanının olduğuna inanılır. Bu yörede ayrıca yılanın yolculukda insanın karşısına çıkması uğursuzluk olarak anlamlandırılır. Bu inanç Erbil de Diyarbakırda da yaşamaktadır. Diyarbakır’da bağların özel koruyucu ak yılanlarının olduğuna inanılırlır.[17] Evlerin koruyucu yılanlarının olduğu inancı Kars ve Rize çevresinde de vardır. Bu yılanlar ev halkına ve ev halkı da onlara dokunmazlar. Bodrum yöresi Yörüklerinde kırsal kesimde yılan görülmesi uğur olarak kabul edilir.

 

Hava bulutlandıktan sonra göğün gürleyeceğini hissedenler, gök gürlemeden önce yerden bir yeşil ot alarak yerse, göğe yenilmemiş olur. Ayrıca gök gürledikten sonra, kişi sırtını bir kayaya veya duvara yaslarsa, o seneyi sağlıklı geçirirmiş[18].

 

Bazı kuşların ongun olabilecekleri Oğuz boylarının kuş ongunlarından bilinmektedir. Bunların arasında Tavşancıl da vardır. İyelerin ak ve kara iyeler olduğu bilinirken her iki tür iye kapsamına giren çeşitli iyelerden sakınmak ve korumalarından yararlanmak üzere onlara çeşitli saçıların yapıldıkları da bilinmektedir.[19] Bu noktada Türk mitolojisinin yaşayan halk inançlarında izlerinin aranması adına ongun olan hayvanlarla ilgili inançlarla Kuş yenmesi inancının ilişkilendirilmesi üzerinde durulabilir mi ?

 

Diğer taraftan kırklı anne ve bebeğini basmaması için bulundukları yere yeni kesilmiş hayvanın eti getililecek olursa bazı tetbirlerin alındığı  bilinmektedir. Buradan hareketle hayvanatın insanatı basabildiği söylebileceği gibi, böyle hallerde yani kırklı anne ve bebeğini henüz ölmüş insanın cenezesinden de koruma çareleri aranması gerektiği inancın olduğu da biliyoruz. Özetle insanatın ölmesine rağmen kırkı çıkmamış ise kırklı insanı basabileceği inancı vardır. İnsanat ve hayvanat arasındaki bu basma/yenme inancının nebadat boyutu var mıdır. Mısır ekmeği yerine buğday ekmeğinin yenilmek istenilmesi, taze pancar ve molozon gibi özel mantarlarda hikmetin aranması nebatatın da ağuz/bulama da olduğu gibi basma ve basılmada fonksiyonunun olduğunu düşündürmektedir.

 

Gökkuşağı ve Gök genel tasnifte cemadattan yani cansız bilinenlerden kabul edilir. Biz gök[20] ve gök kuşağı[21] ile ilgili inancları incelemeye çalışmış her ikisinin de birer iye olabilecekleri inacına vurgu yapmıştık. Yeni bulgulardan sonra her ikisinin de yenebileceği, basabileceği bulgusundan sonra cemadat kapsamına giren varlıkların da inanç sistemindeki yerleri daha netneşebilmektedir.

 

Artvin ve çevresinde « Kurbağa Yenkmesi” ve “Kelebek Yenkme” si inançları da vardır. İlkbaharda kurbağa sesini duyan kişi, ayaktaysa kurbağayı yenmiş,  oturuyor ise ona yenilmiş olur. İlkbaharda ilk görülen kelebek eğer ak renkli ise, onu gören kişi onu yenmiş olur ve bir yıl boyunca hiçbir hastalığa yakalanmaz. Eğer, ilk görülen kelebek kahverengi ise, ona yenilmiş ve bir yılı hastalıkla geçireceğine inanılır.[22]

 

Orta Anadolu ve Tokat çevresindeki halk inançları arasında Kurbağa ile ilgili olanlar da vardır. Kurbağanın çok ötmesi yağışa yorumlanır. Kurbağayı öldürenin yüzünde sivilce çıkacağına inanılır. Kars’ta kurbağa ile çok uğraşanın elleri ve ayaklarında siğil olarak bilinen urlar çıkacağına inanılır. Korunmak için kurbağayı gören “tu tu tu siğilim sana “ der. Tokat yöresinde olduğu gibi Anadolu’nun birçok yerinde, siğil tedavisi için başvurulan Siğil Ocakları vardır.

 

Basma ve basılma ile ilgili inançlara dair bulgular sadece halk mutfağı ve halk tababeti bakımlarından değil mitolojik içerikleri bakımından da özel önem arz etmektedirler.

Baykuş Kelebek

Tekrar kuşlara dönülecek olursa, kuş yenmesi/basması konuusunda Taner Artvin’li de bilgi vermektedir[23]. O, basmak ve basılmak ile kuş yenmesini farklı başlıklar altında ele almaktadır. Onun kuşlardan Baykuş’un evin çatısı veya yakınında uzun uzun ötmesi o ev halkından birisinin öleceği kısa kısa ötmesinin ev halkından birisinin hastalanacağı, Saksağan’ın evin yakınında ötmesi ile kötü haber alınacağı, Karga’nın farklı sesle ve Horoz’un zamansız ötmelerinin uğursuzluk ve kötü haber anlamına geleceği şeklinde verdiği bilgi Tokat yöresi için de geçerlidir.[24]

 

Saksağan

Karga

Sıvırcık/Sığırcık

 

Horoz

 

 

İç Anadolu ve Tokat çevresinde  Baykuş Körüğü diye bilinen bir kuş vardır. Uğursuzluğuna inanılan bu kuşun  öldürülmesi büyük günah sayılmakta ve o kuş korunmaktadır.[25] Uğursuzluğuna inanılmasına rağmen öldürülmesinden kaçınılması bu kuşun ongun olması özelliklerinden geliyor olabilir.[26]

 

Baykuş’un Anadolu genelinde uğursuz sayılması ki çok yerde « Baykuş gibi uğursuz uğursuz ötme » veya « Baykuş gibi kara kara bakma , düşünme » denilirken bu kastedilir. Yukarıda üzerinde durduğumuz kuş-ongun bağlantısı ile açıklanabilir. Anadolu Türk kültür coğrafyasında uğursuzluğu üzerinde durulan bu kuş bir bölümü ile Kafkasya ve Kırgızıstan Türk kültür coğrafyasında kutlu kuş larak bilinir ve genç kızlar hayırlı gelecek umudu ile baykuş tüğünü şapkalarına takarlar.[27]

 

Yazara göre Hopop Kuşu, Taraklı Kuşu, Çavuş Kuşu, Hüt Hüt Kuşu aynı kuşturlar..  Çoo-ço diye öten Ço-çolu Kuş, İsakkuşu, Tus Scops’dur. Karnı beyaz, yırtıcı bir kuş olan Malaka/Tavşancıl, Hieraaettus fasciatus’ tur. Turtur/Üveyik ise, Strptopelia kuşu olup onu yenmiş olmak için taze dut yenilmiş olmalı.[28] Bu tespitte de nebadattan olan dut,  yenilmeğe, basılmaya karşı koruyucu konumdadır. Gukku kuşuna yenilememek için buğday ekmeği yemek şarttır. Mısır ekmeği yenilmiş olması basılmaktan kurtulma için yetmemektedir[29].

 

Tavşancıl, bilindiği gibi 24 Oğuz boyundan Avşar, Kızık, Beg-Dili ve Kargın oğuz boylarının ongunudur.

Kurt

Kartal

Sıvırcık Kuşu/Sığırcık Kuşu da insanları yenebir/basabilir. Bu inanç Posof yöresinde de yaşamaktadır. Bu yörede bu kuşa Şoşiya da denilir. Korunmak için sabahleyin onun sesini duymadan evvel bir parçacık da olsa ekmek yenilmelidir. Aksi halde bu kuş tarafından yenilen kimsenin hayat boyu rızkının bölüneceğine mutsuz olacağına inanılır.[30]

 

Karakuş’a 9 Mart’ta yenilmemek için sabah namazı kılındıktan sonra dışarı çıkılmalıdır. Karakuşlar bölgeye geldiği zaman, erken kalkan çocuklara onlar dışarıya çıkmadan evvel azda olsa bir şeyler yedilir. Böylece kuşu yenmiş olurlar. Eğer yemeden çıkarsa, kuşa yenilerek ömrü boyunca şansızlığa uğrayacağına inanılır. Bu inanç Posof yöresinde de yaşamaktadır. Karakuşu Mart ayında görmüş kimseler basılmamak/yenilmemek için “Ben tok sen aç” demesi gerektiğine inanılır[31]

 

Anadolu Türk Kültür coğrafyasında; Kartal-Hel ve Karakuş etrafında oluşan halk inançlarının, Türk kültür coğrafyasının genelini kapsayan ve İslamî bir renk almış olan mitolojik derinliği vardır[32].

 

Kartal’ın bir ongun olduğunu gösteren çalışmalarda çok sayıda bulgu ve değerlendirme vardır[33].

 

Tokat ve Orta Anadolu’da; köpek, kurt, kedi, hindi, leylek, güvercin, tavşan, karga, örümcek, karınca, uğur böceği ile ilgili halk inançları da vardır[34]. Ancak bunlardan mevcut bulgulara göre sadece Kurt’un yenme, basma inancı ile ilgilendirmelerini yapabiliyoruz.

 

SONUÇ:

         Bu çalışma ile Kuş yenmesi/Basması inancını, Eski Türk inanç Sistemi’ndeki diğer kült ve kavramlar ile ilişkilendirirken; hayvanat-insanat-nebatat ve cemadat kapsamındaki iyelerin de basma/yenme inancı itibariyle mevcut verilerden hareketle ilişkilendirmeğe çalıştık. Halk dilinde aynı kuşlar farklı isimler alabilmektedir. Bir kuşun yörelere göre aldığı isim değişebilirken, çok farklı kuşlar aynı isimle de adlandırılabilmektedir. Çalışmalar ilerledikçe ortak kuş isimlerinde anlaşmak da mümkün olabilecektir.

 

Yenme ve yenilme inancı, korunma ve kurtulma boyutları ile ele alırken daha ziyade kuşlardan yola çıkmış olduk. Yenkme/yenme olarak bilinen inanç, daha ziyade Anadolu Türk Kıpçak coğrafyası olarak tanımlanabilecek olan Doğu Karadeniz sahil şeridi ve onun Posof gibi iç kısımlara doğru olan uzantısında görülmektedir. Bulguların Tokat halk inançları ile ilişkilendirilmeleri kuşlar merkezli olmaktan ziyade bu safhada genel anlamda olabilmiştir.

 

Halk inançlarından hareketle Anadolu mitolojisini irdelemek ve bulguları genel Türk mitolojisi ile ilişkilendirebilmek çalışmaları henüz başlangıç dönemindedir. Sürdürülen alan çalışmalarına konu henüz bu boyutu ile yansımamıştır. Kuş mitolojisi çalışmaları için gerekli ön çalışmalar yapılamamıştır. Bununla birlikte bu sahada atılmakta olan adımlar sıklaştıkça, halk inançlarından hareketle Anadolu coğrafî kesimleri arasında mitolojik bulgu ilişkisi kurulabileceği gibi, halk inançlarından hareketle mitolojik dönemlerin önündeki perdenin de aranılabileceği görüşündeyiz. “Oğuz Ongun Kuşları (Şahin, Kartal, Tavşancıl, Sungur, Çakır, ve Uç) Etrafında Oluşmuş Halk İnançları” ve “12 Hayvanlı Türk Takvimi” konu başlıklı gibi çalışmalardan sonra, kayaüstü yazıları ile 3 bin ve balbalları ile 4 bin yıllık bir geçmişe şahitlik edebilen Anadolu Türk tarihi, mitolojik verilerin şahitliği ile de doğrulanabilecektir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[1] Dr. Türk Halkbilim Kültür Strateji Araştırma Merkezi, yasarkalafat@gmail.com  www.yasarkalafat.info

[2] Halkbilim araştırmacısı, Gazeteci

[3] Yaşar Kalafat, “Karşılaştırmalı Yusufeli Türk Halk İnançları”, Geçmişten Geleceğe Yusufeli Sempozyumu Bildirileri, Editörler M.Demrel, M.Akıllı, Erzurum, 2010, s. 371–381

[4] Hayrettin Tokdemir, Artvin Yöresi Folkloru, Ankara, 1993, s.261

[5] Yaşar Kalafat, Azerbaycan-İran-Anadolu-Irak Halk İnançları Hattı, Ankara, 2012, Berikan, s.388–392

[6] Hayrettin Tokdemir, Artvin Yöresi Folkloru, Ankara, 1993, s.261

[7] Şevket Kaan Gündoğdu, “Kuş Yenkmesi (Yenmesi) İnancı”, <www.yasarkalafat.info>

[8] Hayrettin Tokdemir, Artvin Yöresi Folkloru, Ankara, 1993, s.261

[9] Şevket Kaan Gündoğdu, “Kuş Yenkmesi (Yenmesi) İnancı”, <www.yasarkalafat.info>

[10] Hayrettin Tokdemir, Artvin Yöresi Folkloru, Ankara, 1993, s.262

[11] Hayrettin Tokdemir, Artvin Yöresi Folkloru, Ankara, 1993, s.261

[12] Hayrettin Tokdemir, Artvin Yöresi Folkloru, Ankara, 1993, s.261

[13] Hayrettin Tokdemir, Artvin Yöresi Folkloru, Ankara, 1993, s.261

[14] Yaşar Kalafat, “Karşılaştırmalı Yusufeli Türk Halk İnançları”, Geçmişten Geleceğe Yusufeli Sempozyumu Bildirileri, Editörler M.Demrel, M.Akıllı, Erzurum, 2010, s. 371–381

[15] Ülkü Önal, “Ardanuç-Sagara Köyü Folkloru”, Bizim Ahıska, 2010, S.17, s. 46–48

[16] G.Demiryürek-M.Öksüz, “Yusufeli Halk İnanmaları ve Efsaneler”, ”, Geçmişten Geleceğe Yusufeli Sempozyumu Bildirileri, Editörler M.Demrel, M.Akıllı, Erzurum, 2010, s. 361-371

[17] İsmail Uçakcı, Sungurlu, Yerköy, Delice, Keskin, Kızılırmak Yöresi Derlemeleriyle Orta Anadolu Halk Kültürü, Ankara, 2003, s. 100

[18] Şevket Kaan Gündoğdu, “Kuş Yenkmesi (Yenmesi) İnancı”, <www.yasarkalafat.info>

[19]Yaşar Kalafat, “Çorum ve Çevresi Merkezli Türk Kültürlü Halklarda Saçı”, Osmanlı’dan Cumhuriyete Çorum Sempozyumu, 23–25 Kasım 2007, Çorum 2008, s. 1139–1149

[20]Yaşar Kalafat,  “Halk İnançlarımızda Göğe Kaldırma Dini Pratiği, Damadın Göğe Kaldırılması” 3. Milletlerarası Türk Halk Edebiyatı ve Folkloru Kongresi Bildirileri, Ankara 1997 sh. 133–140

[21] Yaşar Kalafat-Nagehan Çetin, “Bodrum ve Çevresi Örnekleri İle Halk İnançlarında Gök Kuşağının Mitolojik Boyutu”, 3. Uluslar arası Her Yönüyle Bodrum Sempozyumu, 30 Ekim-1 Kasım 2013, Bodrum

[22] Şevket Kaan Gündoğdu, “Kuş Yenkmesi (Yenmesi) İnancı”, <www.yasarkalafat.info>

[23] Taner Artvinli, Yusufeli Külliyatı, İstanbul, 2013, C.2, s. 112–119

[24] Taner Artvinli, Yusufeli Külliyatı, İstanbul, 2013, C.2, s. 112–119

[25] İsmail Uçakcı, Sungurlu, Yerköy, Delice, Keskin, Kızılırmak Yöresi Derlemeleriyle Orta Anadolu Halk Kültürü, Ankara, 2003, s. 100

[26] İsmail Uçakcı, Sungurlu, Yerköy, Delice, Keskin, Kızılırmak Yöresi Derlemeleriyle Orta Anadolu Halk Kültürü, Ankara, 2003, s. 100

[27] Yaşar Kalafat, “ Anadolu Türkmen/Oğuz Feslerinde Mitolojik İzler Aranabilir m? (Sıraçlar-Abdallar-Salurlar-DadalilerBektikler), Oğuzlar Dilleri, tarihleri ve Kültürleri, 5. Uluslarrarası Türkiyat Araştırmaları Sempozyumu 21–23 Mayıs 2014 Beytepe-Ankara

[28] Taner Artvinli, Yusufeli Külliyatı, İstanbul, 2013, C.2, s. 112–119

[29] Şevket Kaan Gündoğdu, “Kuş Yenkmesi (Yenmesi) İnancı”, <www.yasarkalafat.info>

[30] Şevket Kaan Gündoğdu, “Kuş Yenkmesi (Yenmesi) İnancı”, <www.yasarkalafat.info>

[31] Şevket Kaan Gündoğdu, “Kuş Yenkmesi (Yenmesi) İnancı”, <www.yasarkalafat.info>

[32] Pülümür ve Ovacıktaki Bal Uşakları’nın totemi Karakuş cinsinden Kartal’a benzeyen bir kuştur. Erzincan ve Erzurum çevresinde bu kuşa Hel derler. Bal Uşağı’nda bir kadın savaşa giden oğlunun veya kocasının arkasından şöyle yakarır;

Hel-i ocağ-ı seyyid-i, tu sero perora gero, yani Seyit Ocağının kartalı başının üzerine kanatlarını gersin, seni korusun, der.

Bu yakarıştaki “Hel” ocağın koruyucu iyesidir.

Hel, Divan-ı Lugat-ı Türk’de, “Elkuş” olarak geçer, ongundur.

Savaş yapılırken eğer bir Helkuş birliğin arkasından ileriye öne doğru uçar ise bu hal savaşın kazanılacağı anlamına gelir.

Yakut Türkleri de Kartal’ı koruyucu ruh sayarlardı. Yakutlara göre en korkunç ant, kartal adı ile içilen anttır. Kartal adı ile yalan yere ant içenlerin ocağının söneceğine inanılır.

Muş-Karlıova’da Kartal Dağları’nın doruğu olan Kartal Tepesi’nde Kartalık Şehidi vardır.

[33]Mustafa Sever Mersin yöresinde kartal ile ilgili halk inançlarını verip bunların değerlendirmesini yaparken; “Yörede Tahtacı-Türkmenlerde gelişmeyen, cılız, çok ağlayan çocuklar yüksek dağ tepelerine çıkarılarak kaklık suyu ile yıkanılır. Kaklık,  kaya üzerindeki çukura yörede verilen addır. Bu kaklıkta biriken yağmur, kar sularına yörede “kartaç yemeği” adı verilmektedir. Kartal, yükseklerde olduğu, dağ tepelerinde yavruladığı için aşağılara inmez, gelip bu kaklıklardan su içer, buralarda eğleşir. Dolayısıyla da buralara pisler. Çocuk buraya getirilerek soyulur ve bu kaklığın içindeki veya kenarındaki kartal pislikleri çocuğun vücudunun her tarafına sürülür. Bir süre çocuk bu haliyle bekletildikten sonra annesi tarafından getirilen bir ibrik su ile yıkanılarak evlerine götürülür (Özgür 2001).

Kartal, Türk mitolojisinde Ülgen’in yedi oğlundan biridir ve aynı zamanda Gök Tanrı’nın  sembolüdür (İnan 1972: 33; Çoruhlu 1999: 28). Yörede de kartala saygı, sevgi gösterilir; yuvasının bozulması, yavrusunun alınması, vurulması iyi karşılanmaz. Y.Kalafat’ın (1999: 72) verdiği bilgilere göre Yakut Türkleri de, kartalı vurmayı, yaralamayı ve öldürmeyi büyük günah kabul ederler. Eğer bir kartal tesadüfen bir av tuzağına düşmüşse, ona sanki ataları imişçesine saygı gösterirler; eğer kartal ölmüşse, ölülerine yaptıkları gibi onu kayın ağacının kabuğuna sarıp bir ağaca asarlar. Yani kartalın cesedini ortada bırakmazlar, ruhunun rahat etmesini sağlarlar. Ata ruhunun gazabından bu şekilde korunacaklarına inanırlar.

Kartalın pisliğinin kullanılması, aynı zamanda temas prensibine dayanan sempatik bir sihir uygulamasıdır. “Parça bütüne aittir, ilkesi parçaya sahip olanın bütüne de sahip olacağı düşüncesini doğurur” (Örnek 2000: 144). Kartal ve pisliği bir zamanlar bir arada ve birbirleriyle temas halinde bulunduğu için birbirlerine sempati ile bağlıdır ve bu sempati, birbirlerinden ayrılsalar bile sürdürülür. Bu anlayışla kartal pisliği de kartalın gücünü iletici özelliktedir. Kartalın pisliğine belenen çocuğa da kartalın gücü ve diğer özellikleri, pislik vasıtasıyla geçirilecektir.

Yörede ekine zarar veren sıçan, gelengi (gelincik) gibi hayvanları avlaması, hele yılanı yemesi nedeniyle kartal, yöre halkı arasında saygıyla anılan bir hayvandır. “Kartal-yılan düalizmi, evrensel olarak gök-yer’inkini ya da meleğin şeytanla mücadelesini ifade eder (Oğuz 1980: 867).  Diğer yandan öteki kuşlar gibi çok yavru çıkarmaması, yuvasını yüksek yerlere kurması, avcı oluşu, leş yememesi, vb. dolayısıyla kartal yörede cesurluğun, yiğitliğin sembolü olarak görülür. Kartal, güneşe gözünü kırpmadan bakabilir ve bulutlardan da yükseklere çıkabilir. Bu yüzden de yüceliğin, ululuğun sembolüdür (Gürgah 2001). Yerde aslan, gökte kartal hayvanların hükümdarıdır; Sultan Süleyman, onlara bu görevi vermiştir (Özgür 2001).

Kartalın pisliğine çocuğu bulama, kartalın gücünün, canlılığının çocuğa geçeceğine ve çocuğun sağlığına kavuşacağına olan inançtan kaynaklanmaktadır ki bu canlı veya cansız varlıkların gücünü insana göçürme anlayışıdır.

Zayıf, çelimsiz çocukların üzerlerindeki nazarın, kötülüğün kalkması, çocuğun gürbüzleşmesi, iyi olması için dört yolun çatında çocuğun başı üzerine yeni kesilmiş bir hayvanın karaciğeri tutularak üzerinden çocuğa su dökülerek çocuk yıkanır. Bu ciğer yenmeyip ya bir fakire verilir ya da köpeğe verilir (Ata 2001, Keş 2001; Aydın 2001). Hastalık, ciğere göçürülmekte, diğer yandan da İslâmî bir inanç olarak sadaka olarak da bir fakire verilerek Allah’tan şifa dilenmektedir.” Demektedir.(Mustafa Sever, “Mersin ve Yakın Çevresi Halk İnançları halk İnançları ve Hekimliği, Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Ana Bilim Dalı Doktora Tezi, Kasım 2001 s. 212–213”

[34] İsmail Uçakcı, Sungurlu, Yerköy, Delice, Keskin, Kızılırmak Yöresi Derlemeleriyle Orta Anadolu Halk Kültürü, Ankara, 2003, s. 101–103

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir