KIBRIS KURT BABA/KUTUP BABA YATIRI VE ANADOLU TÜRK HALK İNANMALARINDA YENİ BULGULAR[1]

Yaşar Kalafat

                                                                       

 

“Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.

Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki

Sayak kalpaklı adam,

Nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden,

Güzel, rahat günlere inanıyordu       

Ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,

Birden bire beş adım sağında O’nu gördü.

Paşalar O’nun arkasındaydılar.

O, saati sordu.

Paşalar “Üç” dediler.

Sarışın bir kurda benziyordu.

Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

Yürüdü uçurumun kenarına kadar,

Eğildi durdu.

Bıraksalar,

İnce uzun bacakları üzerinde yaylanarak,

Ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak,

Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacaktı. N. H.Ran

 

GİRİŞ:

Türk kültür coğrafyasında kurt içerikli çalışmalar sürdükçe, kurtun farklı özellikleri ile ilgili derlenilen bilgiler de artmakta ve böylece kurt kültündeki verileri daha sağlıklı anlamlandırmak da mümkün olabilmektedir. Bu konuda alandan derlenilen bilgiler ve takip edilebilen ilgili edebiyatla, her yeni dönemde bu konuda mitolojik katmanları biraz daha derinleştirmek, Türk kültür coğrafyası kesimleri arasında, kurt içerikli inanç ortalıklarının yeni zenginliklerine şahit olmak mümkün olmaktadır.

Bu çalışmamızda; Anadolu Türk kültür tarihinin Kayaniler gibi oldukça eski dönemlerinde kurtla ilgili inançlar, bir kısmı müzeler ve bir kısmı hala tarihi eserler üzerinde bulunan Kurt Simgeler, Bu simgelerin el sanatlarına yansımaları, halk tasavvurundaki kurt imacının sözlü kültür verileriyle netleştirilmesi amaçlanmaktadır. Bu gibi hususlardan hareketle Kıbrıs’ta yatmakta olan Kurt Baba/Kutup Baba üzerinde yoğunlaşılmaktadır. Ata kültünden hareketle Kurt Baba/Kutup Baba’nın konumu incelenmektedir. Böylece kurt merkezli bir ayıştan yola çıkılarak Kıbrıs türk halk kültürünün bazı kodlar ve kültlerden hareketle Türk kltür coğrafyasındaki yerine vurgu yapılmaktadır.

 

METİN:

Anadolu Türk tarihindeki ilk kurt tespiti onların Türklükleri nispetinde Kayanîlerle ilgili olmalı. Bu teşhis Anadolu Türklüğü için kurt bağlantılı yeni tarihî bilgiler edinilinceye kadar geçerli olabilir. Bize göre Kurt’un Türk kültür tarihine girişi Türk kozmogonisinin konusudur. (“Türk soyluların millet simgesi olan Kurt her dönemde kullanılmıştır. Bu simgenin en eski kullanımını Kayâni veya Med İmparatorluğunun kuruluş yıllarına kadar götürmek mümkün olmaktadır (…) İlk Kayanî Kralı kabul edilen Key Kubatd’ın bu lakap veya isminin anlamı Kurt demektir Ayrıca Türk soylulara mahsus ay ve yıldız simgeleri, (…) Beyaz Piramitler’de de vardır.” Teşhisi, Anadolu Türk kültür tarihi bakımından ilginç olmalı. (Mehmet Bayraktar, Bilinmeyen Bir Türk Ulusu Kayanîler, Atatürk Kültür Merkezi, Ankara, 2012, s. 130)

Kil tablet üzerine nakşedilmiş British Museum’da bulunan tarihi taplonun altında “Kurt ile bir Turanî” açıklaması bulunmaktadır. (Mehmet Bayraktar, Bilinmeyen Bir Türk Ulusu Kaayanîler, Atatürk Kültür Merkezi, Ankara, 2012, s. 130) Biz böyle bir tabloyu Proto Bulgar Türk coğrafyasında kaya üstü resimlerden resmetmiştik. (Yaşar Kalafat,  “Bulgaristan’da Türk Halk Folkloru Sempozyumu ve Bulgaristan Gezi Notları” Prof. Dr. Haluk Karamağaralı Armağanı Ankara 2002 sh. 153–184) Çıldır-Ardahan Kurtkale’de Taş üzerine işlenmiş kurt silüyeti vardır. (Kaynak kişi: Ali Murat Aktemur, “Çıldır Kaleleri”, <www.yasarkalafat.info ) Kars dokumaları üzerinde kurt başı motifi ile birlikte Oğuz damgaları vardır. (Osman Mert, “Kars Dokumaları Üzerinde yer alan Kültürel ve Epiğrafik Ögeler”, Uluslar arası Kaşgar’dan Endülüs’e Türk İslam Şehirleri Sempozyumları, Gazi Kars Şehrengizi Bildiri Kitabı, 29–31 Ekim 2011 s. 285–302) Bizim arşivimize üzerine kurt resimleri işlenilmiş Kıbrıs yapımı yastıklar vardır.

Orta Anadolu’da Kurt’un kutsal kabul edildiği haller de vardır. Kurda Allah tarafından gökten her öğün bir kuş gönderildiğine inanılır. Yitik evcil hayvanlar bulununcaya kadar kurdun ağzının imam tarafından ilgili dualar okunarak çakı bıçağı kullanılarak bağlanması kayıp hayvanlar çiftliklerine dönünce açılması şeklindeki yaygın uygulama (Yaşar Kalafat, ‘Kurtağzı Bağlama’, Türk Kültürlü Halklarda Halk İnançları, Türk Halk İrfanında Kurt, Ankara, 2008, Berikan, s. 45–55) Orta Anadolu’da da vardır. (İsmail Uçakcı, Orta Anadolu Halk Kültürü, Ankara Ticaret Odası yayını, Ankara, 2003, s. 99) Kurtların Allah tarafından Kudret helvası ile beslenmesi inancı da bilinmektedir. (Yaşar Kalafat, “Yozgat Örnekleri İle Anadolu İnanç Coğrafyasında Kurt-Kudret Helvası”, Bozok, Mayıs 2011, S.8–9, s. 8–13) Orta Anadolu halk inanmalarındaKudret Helvası açlığı giderici, şifa verici ve güçlendirici olarak bilinen özel bir besindir. Bazı yörelerde 7 günde bir özel olarak kurtlar için gökten gönderildiğine inanılır. (Burhanettin Baykurt, Ankara Akıncı Ovası Tarihi ve Kültürü, Ankara, 2003,s. 166) Ağır kış şartlarında hayırseverlerin “kurdun payı” olarak uygun yerlere yiyecek bırakmaları da aynı inancın bir parçası olmalı. Kurt adının bazı hallerde canavar olarak geçmesinin yanı sıra halk inançlarında kurdun “kutsal hayvan” olarak algılanmasının izahı bu ilişkilendirmede aranabilir. Halk tefekküründe tabiat Arzullah’tır. Bu noktada Allah bütün sahipsiz bilinenlerinde sahibidir. Halk inanmalarından yola çıkılarak duruma bakılınca kurdun veya bazı kurtların adeta manevi itibar bakımından farklı olabileceği kanaati doğmaktadır. Bazı Allah adamlarının isim veya lakaplarının bu arada Kıbrıs’takiKurt Baba’nın Kurt ismini alışı bu şekilde açıklanabilir mi?

Kurdun mutlak olana yakarışında özel dili ulumak olmalı (Yaşar Kalafat, ‘Kurt-Ulumak’, Türk Kültürlü halklarda Halk İnançları, Türk Halk İrfanında Kurt,  Berikan, Ankara, 2008, s. 113–129) Kurt hatta Boz Kurt Hz. Yusuf ile o kuyuda iken uluyarak anlaşabilmektedir. (Coşkun Mutlu, Yusuf İle Zileyha (Sen Ettin Aklımı Zail)Ankara 2012 s. 131–136)

İnsanattan Salur Kazan Dede Korkut Destanı’nda hayvanattan Kurtla konuşurken;

Karanlık akşam olunca günü doğan

Kar ile yağmur yağınca er gibi duran

Kara koç atlar gördüğünde kişnettiren

Kızıl deve gördüğünde bağrıştıran

Akça koyun gördüğünde kuyruk çarpıp kamçılayan

Arkasını vurup berk ağılın ardın söken

…………………………………………………………

Yurdumun haberini biliyor musun söyle

Karabaşım kurban olsun kurdum sana” demekte başının kurdun karşısında kara olduğunu ve kurda kurban edebileceğini açıklamaktadır.

Kurt’a Türk halk tefekkürü simgesel bir anlam yüklemiştir. Bunu daha ziyade doğal olarak sözlü kültür verilerinden hareketle tanımlayıp, izleyebiliyoruz. Bu simgenin içeriği farklı, Türk toplumlarında ve farklı dönemlerde farklılık göstermekten ziyade, halkın farklı kültür seviye ve zihniyet değişikliği ile izah etmek mümkündür. Kurt, kırsalda canavar olarak bilinse de Anadolu’da da Kıbrıs’ta da “sessizliğin ve atağın sembolidir.(..) Cesaretin, soğukkanlılığın, kurnazlığın, düşmanın zayıf tarafını bilmenin, haberleşmenin, sabrın ve ihtiyatın sembolüdür.(İbrahim Kafesoğlu, Eski Türk Dini, Ankara, 1980, zikreden Burhanettin Baykurt, Ankara Akıncı Ovası Tarihi ve Kültürü, Ankara, 2003,s. 165)

Börü, kurt bahadırın müspet sıfatlarından birisidir. (Mehmet Çeribaş, “Kırgız Türklerinin Destancılık Geleneği ve Er Soltanay Destanı”, Türk Edebiyat Araştırmaları, Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü Ankara, 2011) Kurdun bu özelliğini, onun yer aldığı bütün Türk destanlarında görmek mümkündür.

Alpamış Destanında kurt’u kurt-totem bağlantısı bakımından etimolojik olarak inceleyen bir çalışmada ise, “Alpamış Destanındaki ‘Baysun’ kelimesi eski Türk kavimlerinden biri olan Usun mitolojisi vasıtasıyla kurt yavrusu Aşina ile efsanesine dayanır. Etimolojik açıdan bu kelimenin tarihini şöyle açıklayabiliriz ‘Aşina-Usun-(bay) Usun-Bayan’,  Özbek halkının terkibini oluşturan Uysunlar da Usun kabilesinin evlatlarıdır ve köken itibarıyla kurt hakkındaki totemistik mitin müellifleri olan aşina kabilesiyle akrabadırlar.” Denilmektedir. Eunkyung OH, Mamatgul Joreyev, “Alpamış Destanında Baysın Kelimesinden Görünen Kurt Totemi”, Türkiyat Araştırmaları, Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Güz 2011, S. 11, s. 151–157) Kurdun mitolojik boyutuna etimolojiden hareketle uzanan bu çalışma, çalışmamızdaki Kurt Baba’nın, ecdat-totem ilişkisine ışık tutacaktır.

Atalar miti ve göç mitleri itibariyle (F.S.Barutcu Özönder, “Türkler Ne zaman Bir Millet idi?, Kök Araştırmalar, Güz 1999, C. 1 S 2, s.65–92; Bilent Bayram “Oğuz Epik Anlatıları ve Çuvaş Alp Hikâyelerinde Kutsal Kurt ve tepegöz”  Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, Yaz, 2006) Kurt Babalara bu arada Kıbrıs’taki Kurt Baba/Kutup Baba’ya bakılabilir. Kutup, dinî terminolojide, dinî-manevi otorite hiyerarşisinde, zirvede bir statüdür. Döneminin kutbu olmak, dönemindeki doruktaki kimse olmak demektir. Bu bir anlamda yaşayan yol göstericilerin en yükseği demektir. Kurt Baba, zamanla yükselip kutup statüsü mü edinmiştir. Halk muhayyilesi, yol gösterici anlamındaki her iki kelimeyi birleştirip eş anlamda mı kabul etmiştir? Yoksa kutup ismi, halk söyleminde kurt mu oluvermiştir? Bu soruların cevabını, bizim yüzeysel gözlemimizden sonra, Harid Fedai tarafından ulaşması sağlanan Tuncer Bağışkan’ın ve Mahmut İslamoğlu’nun çalışmalarından öğrenebiliyoruz.

Kurt/Kutup Baba Türbesi, Lefkoşa’da Asmalı ile Kurt Baba Sokaklarının kesiştiği köşede tek mekânlı bir yapıdır. Yakın zamana kadar “Üçler” ve “Kutup Baba” olarak bilinirdi Zamanla Kutup Baba halk ağzında Kurt Baba dönüştü ve öyle bilinmeğe başladı. “Türbedeki üç mezarın Lefkoşe’nin Osmanlılar tarafından ele geçirilmesi sırasında sokak savaşlarında burada şehit düşen Bektaşi Şeyhlerinden ‘Kutup Baba’ ile iki müridine ait olduğuna inanılmaktadır. (Mustafa Haşim Altan, “Kültür Mirası Eserlerimiz ve Beklentilerimiz”, Birlik Gazetesi, 30 Kasım 1988 zikreden Tuncer Bağışkan, Kıbrıs’ta Osmanlı Türk Eserleri, 2005, s. 294–295)

“Yapının kuzeyindeki kapıdan, demir parmaklıkları bulunan basık kemerli üç pencere ile aydınlanan türbeye girilmektedir. Doğu-batı yönünde uzanan ve üzerleri ahşap sanduka örtülü olan bu mezarlar orijinal özelliklerini yitirmişlerdir. (…) Yakın geçmişimizde türbenin Kurt Baba Sokağı’na bakan pencerelerinin demir parmaklıklarına adak amacıyla yeşil çaput parçaları bağlanmakta ve mum yakılmaktaydı.” (Tuncer Bağışkan, Kıbrıs’ta Osmanlı Türk Eserleri, 2005, s. 294–295)

Mahmut İslamoğlu’nun Kurt Baba ile ilgili bir tespitine göre, Yatırın kabrine çok yakın bir yerde içki servisi de yapan bir kebapçı vardır. Kurt Baba birkaç defa kebapçının rüyasına girerek kendisini içki servisi yapmaması konusunda uyarır. Bunu fazla önemsemeyen kebapçı geceleri bütün tabaklarının sistemli bir şekilde kırıldıklarını görür ve içki servisi yapmamak için tövbe edip içki satmayı terk eder. (Mahmut İslamoğlu, Kıbrıs Türk Kültür ve Sanatı, Araştırma-İnceleme Yazıları Tebliğler, s. 148, zikreden Tuncer Bağışkan, Kıbrıs’ta Osmanlı Türk Eserleri, 2005, s. 294–295)

Kıbrıs’ta ismi “baba” lı olan tek yatır şüphesin Kutup Baba değildir. Kara Baba,onun adını taşıyan Kara Baba Sokağı ve Kara Baba Çeşmesi ve benzerleri de vardır. (Hizber Hikmetağalar, Eski Lefkoşa’da Semtler ve Anılar, s. 27–35) Kurt Baba ile ilgili anlatılarda yer alan “rüya motifi”, rüyada uyarılma yöntemi, adak bezi asma ve mum yakma geleneği de keza Türk kültürlü halkların halk inançlarındandırlar.

Halk inanç muhayyilesi Kurt Baba’lara da manevi hiyerarşide bir sıralama yapmıştır. Sivas’tan yapılmış bir tespitte Cem anında cemaati rahatsız eden kurdu dede saz çalarak gitmeğe ikna eder. Amasya’daki Kurtboğan namıyla bilinen yatır, ziyaretçileri rahatsız eden kurdu mezarından çıkardığı eliyle boğar, Güney Azerbaycan’daki bir özlü söze göre, “Kurttan kurtulduk gulyabaniye tuş olduk” denilmektedir. Halk inançlarında ulu canlar kurt donuna girebilirlerken,  farklı örneklerde kurtları uyarabilmektedirler.Gulyabani gibi bazı kara iyeler kurttan daha amansız olabilmektedirler. Bu arada “Kurtboğan” ismi Doğu Türkistan, Uygur Türk kültür coğrafyasında çok yaygın kullanılan insan isimlerindendir. (Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Karşılaştırmalı Halk İnançları, Türk Halk Tefekküründe Kurt 2, Berikan, Ankara, 2009, s. 38–55)

Nahcıvan Türk kültür coğrafyasından derlenilmiş bir rivayete göre; Nuh Tufanı’ndan hılas 0lup/kurtulup kuruya/karaya çıkılması esnasında, Nuh’un Yasef’ten olan nevesi/torunu Türk gemiye bir gurdun/kurdun yakınlaştığını/yaklaştığını görür ve orada hayatın olduğunu anlar ve sevinir. Türk, Boz Kurdu güdür/takip edip onun gemideki hayvanların kokusunu alıp yemek için geldiğini düşünür, kurt gemiden suyun derin olmayan kısmını takip ederek ayrılıp karaya çıkar, bir yol bulduğunu anlayan Türk sevinir. (Esger Qedimov, Şumerlerin ‘Bilqamış’ Destanı ve Azerbaycan Türklerinin Folkloru (Ders Vesaiiiti), Bakı, 2011, s. 49) Teyidi yapılamamış olan bu tespit de yazara göre, “kurt ongunun da hilaskar ve mifik obraz olmasını özünde aksettirir.” (a.g.y)