HEMŞİN (HOMŞETZİ )TÜRKLERİNİN KARŞILAŞTIRMALI HALK İNANÇLARI-1

Yaşar Kalafat[1]– Mehmet Bilgin[2] – Remzi Yılmaz[3]

 

GİRİŞ:

Türk kültür coğrafyasını kültürleri ile oluşturan bu coğrafyanın halk kültürlerini halk kültürlerini din, dil ve köken farklılığına bakılmaksızın inançlarını ile incelemek tanımak ve tanıtmak bu coğrafyanın araştırmacısının boyun borcudur. Bu anlayışla 35 yıldır sürdürmeye çalıştığımız çalışmaların arasında Doğu Karadeniz Türk Kültür Coğrafyası da doğal olarak yer almıştı. Bölgeden; Çepnilerin,[4] Lazların,[5] Acaralıların[6] Ahıskalıların[7] halk inançlarına dair çalışmalar yapmış ve fakat Hemşinliler için bir çalışma sahibi olamamıştık. Bu konuda ilk yardımı Mehmet Bilgin’den, Şakir Aksu’dan[8] ve daha sonra Remzi Yılmaz’dan aldık. Anılan isimlerin bölgenin tarihi geçmişi, Hemşinliler ile Lazların halk kültürü içerikli bilgi birikimleri vardı. Mevcut bilgilerin Türk kültürlü halkların genel halk kültürleri ile halk inançları öncelikli karşılaştırmasının yapılması bölümünü de çalışma alanımız olması itibariyle analist olarak biz üstlendik. Çalışmanın ileri bölümlerinde Hemşinli-Ermeni ve Hemşinli-Laz ilişkileri yeni başlıklar altında ele alındığında, Gregoryen Türkler[9] ve Anadolu Gregoryenleri[10] çalışmaları yeni bir içerik kazanacaktır.

METİN:

Hemşinliler olarak bilinen toplum, Rize Hemşinlileri ve Hopa Hemşinlileri olarak ayrılırlar. Aynı toplumdan oluşan Hemşinliler arasındaki bu ayırım, 16. yüzyıla kadar uzanır. Her iki Hemşenli toplum kesimi de Oğuz/Türkmen boyu olan Homşetzi/Hamsetzi Türklerinden gelmedirler.[11] Yerleştikleri bölgenin eski ismini Hemşin olarak yaşatmaya başlamışlardır.  Rize Hemşinlileri Türkçeden başka dil bilmez ve konuşmazlar. Bu çalışmamızın ana ögesi olan Hopa Hemşinlilerin ana dili ise Ermenice ile karışmıştır. Bu dil aynı zamanda Çuvaş Türkçesi özellikleri taşır. Ermenice ye yakın, Türkçe-Ermenice karması bir dil olduğu söylenebilir. Ermenistan radyo ve televizyonlarını izlerken ancak, konuşulanların %20 sini anlayabilir.[12]

Homşetzi Türkçesindeki ay adları; Nor dai, Ocak ayı; Gücuğ/küçük ay, Şubat ayı; Mart/lat, Mart ayı; Abril, Nisan ayı; Mayıs, Mayıs ayı; Kiraz/Kiyas, Haziran ayı; Çürük/Çürüğ ayı, Temmuz;  Ağustos,  Ağustos ayı, Sifte-a güz, Eylül ayı, ilk güz; Orta Güz, Ekim ayı; Aher güz,/son güz, Kasım ayı; Karakış (Zemheri), Kaakeş, Aralık ayıdır.

Haftanın günlerine gelince; Pazartesi; Ergu şaptı, Salı; Yiyek şaptı, Çarşamba; Çouk şaptı, Perşembe; Henk şaptı, Cuma; Urpar, Cumartesi; Şabat’tır (İbranice). Bu kelimeler Sumerce, İbranice Başkurt Türkçesi Farsçadan esinlenilmiştir.[13]

Bütün halklar gibi Türkler de eski inançlarından yeni dinlerine bazı inanç içerikli unsurlar taşımışlar ve bu sosyolojik bir gerçektir. Bu arada diğer Türk toplumları gibi Homşetzi Türkeri de halk kültürlerinde Gök Tanrı İnanç Sisteminden izler bulundurmuşlardır. Güneyin ve Kuzeyin yeşillikleri koruyan melek ‘Vaçi-Vaçe’ Hemşin şivesinde devam etmektedir. Tarihi Kaşgar Müzesi’nde bu meleği tasvir eden fotoğraf bulunmaktadır. Yine bereket meleği ‘Patula-Patule’ gök-tanrı inancında bereketi temsil eder.   Bu inançları onların hayatın doğum, evlilik ve ölüm gibi geçiş dönemlerinde, bereket anlayışlarında, toplu merasimlerinde, uğurlu-uğursuz anlayışlarında, izlemek mümkündür. Bu inançları onların hayatın doğum evlilik ve ölüm gibi geçiş dönemlerinde, bereket anlayışlarında, toplu merasimlerinde, uğurlu-uğursuz anlayışlarında, izlemek mümkündür.

Hopa Hemşinlilerinde ağacın kök dalından oluşan halka şeklindeki çemberden geçmek boğmaca olmuş çocuklara şife getireceğine inanılır.[14] Bu inanç Borçalı Türkleri ve Kırgız Türklerinde de vardır. Halk inançlarında delikli taşın bir yanından diğer yanına geçmek, yeni gelinin evin eşiğinden içeri girmeden evvel kaynanasının eteğinin altından geçmesi, yenilen pehlivanın yenen pehlivanın kolunun altından geçmesi, gök kuşağının altından, adeta âlem değiştirmek olarak algılanır. Çok kere yaşamayan çocuklar yaşamaları için delikli taşın deliğinden geçirilirdi. Eteğinin altından, koltuğunun altından geçilen kimsenin koruması altına girildiğine inanılır. İnanca göre adeta ölüme, hastalığa yol açan güç geçilen tarafın öte yanında kalmıştır.[15]

Hopa Hemşinlilerinin halk inançlarında da Adak bezi inanç ve uygulaması vardır ve Bez bağlama olarak bilinir. Bu maksatla belirli ağaçlara niyetlenip, dilek tutulup bez bağlanır.  Bu uygulama daha ziyade kadın ve kızlar tarafından ve çoğunlukla da yaylaya gidilirken yapılır Dilek bezleri al, kara, yeşil ve sarı renkli olurlardı. Bu uygulamanın uğur getireceğine de inanılırdı.[16]Adak bezi bağlamak bağlarken bir niyet tutmak ve bir adakta bulunmak Türk kültür coğrafyasının hemen her kesiminde vardır. Sadece ağaç dallarına değil türbe parmaklıkları gibi yerlere de bu bezler bağlanır. İslam’dan evvel olan ve varlığını devam ettiren bir inanç uygulamasıdır. İlk uygulamaları kutsal ağaçlara ve ovoo/oboo olarak bilinen yerlere oralara sokulan sopalara yapılmış olmalı.[17] Bu uygulama ile kutsal olduğuna inanılan ağaç veya türbeden yardım istenilmiş ve bağlanan bez ile de bağlayanın nişanı konulmuş olmaktadır. Türkistan’ın bazı bölgelerinde bu bezler türbe bayrağının gönderine çivi ile de çakılırlar. Böylece adeta bezi asan orada olduğuna inanılan gücün boyunduruğuna girmiş olmaktadır. Orası o şahsın piri olarak bilinir. Bu tür kutsal yerler orada yatan şahsın kalası, şehri olarak bilinir. Oradan alınacak bir kuru yaprak veya çakıl taşı dahi sahiplidir alınması icazete tabidir, uyulmadığı hallerde çarpılma gibi cezaya da uğrayabilir.[18]

1940’lı yılların Akçaabat’ını anlatan kaynaklar “Bugün bile köylerimizde şüheda makberelrine, ağaçlara, şifa bulmak itikatiyle sırtındaki elbisesinden kesip yama bağlamak âdeti İslami esaslara kabili telif bu devirlerden müntakil eski adet ve an’anelerin bir devamıdır”[19] denilmektedir.

Homşetzi Türkleri’nin renk kültüründe al, kara, yeşil ve sarı renkleri önemli bir yer tutar. Bunlardan al rengin farklı bir önemi vardır. At yarışlarında sıralamaya giren atlardan ilk sırayı alan ata al bez bağlanır.[20] Türk halk kültüründe bu dört rengin mitolojik içeriğine işaret eden çalışmalar vardır.[21]

İslam’da veren de alan da sadece Allah’tır. İnsan, hayvan, bitki veya cansız bilinen de bir güç var ise o gücü o varlığa veren de o varlığı yaratan Allah’ın bir vergisidir. Allah’tan istenilir ve O’nun sonsuz gücüne sığınılır. Başka bir sığınak aramak, şirk kapsamına girer ve şirk affı olmayan günahlardandır.

Akçaabat halk inançlarında Platanus olarak bilinen ağaçlara geçmişte yükünenler olurdu.[22] Bu konudaki yazı “Trabzon hükümeti putperestlerin elinde iken bu kasaba halkı Platane denilen kavak ağacına tapınmakta oldukları cihetle nahiyenin ismi o ağaca nispet edilmişti. Şark Çınarı Anadolu’nun muhtelif mıntıkalarında münferit olarak yaşamaktadır Bu ağaca eski Türkler Çaymığ örs ve kabuklarının sökülüp kav gibi kullanılmasından dolayı kavlağan ağacı derlerdi.[23]

Osmanlılar bölgeye gelmeden evvel bölgede Türk iskânı vardı. Türkler bölgede Eskiköy, Sarı, Çilekli, Lalank, Kurebi gibi köyler kurmuşlar, bunlar İslamiyet’i kabul etmiş olmalarına rağmen ağaca verdikleri kutsiyeti, manevi önemi son zamanlara kadar muhafaza etmişler, Karagen denilen İstirit ağacına Evliya deyip tapınmaktan geri durmamışlardır. Bu ağacın etrafında toplanılıp ayinde bulunulmaktaydılar. Bu ağacın kesilmesi ithamına muhatap olan bir kimse şikâyete konu olabiliyordu, gibi bilgiler verilmektedir.[24]

Kırk, kırklama, kırk basması gibi inançlar Hopa Hemşinlilerinde de vardır. Buna bohbaz denir Kırk baskına uğradığı için çok ağlayan, iştahsızlaşan, zayıflamaya başlayan çocuk hocaya götürüp okutulur. Böylece şifa bulacağına inanılır.[25]

Kırklı çocuk ve annenin kırkı çıkarılır. Kırklı anne ve çocuğun korunması gerektiğine inanılır. Bunun için onlar evin eşiğinden dışarı çıkarılmaz. Onların bulundukları odaya herkes alınmaz. Onların diğer, kırklı insan ve hayvanların canlılarından ve ölmüşlerinden korunması istenir. Mesela onların olduğu yere taze et sokulmaz, cenaze defninden gelen kimse, onların bulunduğu çevreye sokturulmaz.[26]

Hopa Hemşinlilerinde çocuğun ilk dişi çıktığı zaman onun için Hadig yapılır. Hadig Hemşin Türkçesinde tane demektir.[27] Hedik uygulaması Türk kültürlü halklar arasında çok yaygındır. Çok kere haşlanmış buğdaydan bazı yörelerde de haşlanmış taze mısırdan yapılır. Hediğe fındık içi katanlar da olur. Böylece emsallerinin de davet edildiği şenlikte çocuk sevindirilmiş olur. Yapılan ikram bize göre genel anlamda saçının kapsamına girer. Dişin patladığı gören kimse çocuğa gömlek türü bir hediye alır.[28]

Hopa Hemşinlilerinde ‘kadın erkeğin yolunu geçmez’ inancı vardır. Buna göre bir bayan özellikle işine gitmekte olan erkeğin yolunu, onun önünden karşıdan karşıya geçerek kesmez. Bu kesme işlemi rızkını kesmek, uğurunu kesmek gibi algılanır. Buna yol açmamak için kadın kişi, er kişiye yol verir.[29] Bu inancın derinliklerinde kişioğlu inancında er kişinin daha itibarlı, daha imtiyazlı bir konumda olduğu husussu vardır. Bu inanç ve uygulama artık pek görülmemekle beraber, izlerini Türk kültür coğrafyasının kırsal kesimlerinde görmek mümkündür.[30] Halk inançlarında uğurlu ve uğursuz insan algılaması vardır. Uğruna inanılan kimse ile karşılaşmak istenir. Keza hayvanlardan da uğurlu-uğursuz kabul edilenler vardır. Yılanla karşılaşmak Hopa Hemşinlilerinde uğura yorumlanırken Milas Sarı Keçili Yörüklerinin bir kısmında da özellikle çobanlar yılanla karşılaşmayı uğur vesilesi olarak kabul ederler.[31]

Hemşin Türkmenleri, Homşetzi Türkeri’nde, rüyada kan görmek rüyayı bozar inancı vardır.[32] Rüya halk kültüründe önemli bir yer tutar. Yusuf Suresi 6. Ayette “rabbin seni seçecek ve sana rüya ilmini öğretecektir” buyrulmaktadır. Bu inanç Türk kültürlü halkların hepsinde vardır. Kanda batını ne vardır ki, rüyada görülen başka şey değil de, kan rüyayı bozmaktadır. Kan, haram mal edinmeye ve hastalığa da yorumlanır.[33] Bu toplumda rüyada su görmenin aydınlık, suda yüzmek günahlardan arınmak anlamına ve yağmur görmenin de bereket anlamına gelmesi şeklindeki anlamlandırma Türk kültürlü halkların ortak yorumlarındandır ve suyun aydınlık anlamına geldiğini özlü sözlerden ve su ile ilgili diğer inançlardan biliyoruz. Yolcunun ardı sıra yolu açık aydınlık olsun diye ve mezara su dökülür, kabir ateşi duymasın yolu nurlu aydınlık olsun diye.[34] Keza falda da su uzun iyi geçen bir ömür olarak yorumlanır. Rüyada sevdiği kızın kendisine su verdiğini gören kimse onunla evleneceğine yorumlanır.[35] Yağmur, genelde bereketin simgelerindendir. Bu toplumda rüyada ateşin acı keder, felaket ile yenileştirilmesi de ortak Türk kültür coğrafyasının ortak rüya yorumlarındandır. Ateş daha ziyade cehennem ateşine, yangın afetine çağırım yapar. Bu toplumun rüya yorumlarında toprak ise zenginlik anlamına gelmektedir. Toprağı, insana,  dünyaya ve kabre yorumlayan kaynaklar da vardır.[36]

Homşetzi Türkeri’nde, rüyada yılan uğurlu, koyun bereket, at murat, ak ata binmek ölüme gitmek, al ata binmek uzun ömürlülük, eşeğe binmek zenginlik, devlet büyüğü görmek mevki ve servet, ağaçtan düşmek itibar kaybı, soğan yemek uğursuzluğa dalalet eder.[37]

Koçların boynuzları kapı başlarına takılarak oranın kötülüklerden korunacağı inancı vardır. Koçboynuzu evlerde de muhafaza edilir.[38]

Türk kültürlü halkların halk inançlarında adeta bitkilerden dikenli olanların, hayvanlardan boynuzlu olanların koruyuculuğuna inanılır. Bina nazarlıklarında boynuzlu kafa ve dikenli bitki kullanılır. Ayrıca at kafatası kemiğinin de aynı amaçla kullanıldığına sık rastlanır. Geyik, karaca gibi hayvanların boynuzlarının önemi hem mitolojik ve hem de tasavvufî bir boyut vardır.[39]

Al, Türk mitolojik kültüründe önemli bir iye, ruh olarak yer alır. Al karısı, Al basması, Al Ocakları halk inançlarında geniş yer tutarlar. Eski Türk İnanç Sistemini Al Dini olarak tartışan ciddi çalışmalar vardır.[40]

Hopa Hemşinlilerinde hayvanın doğumdan sonraki ilk sütü olan ağız eşikten dışarı çıkarılmaz, hayvan nazar almasın diye yabancıya gösterilmez. Ağızı tadan herkesin hayvana maşallah demesi istenir. Bazı yörelerde ağızdan ilkin komşuya tattırılır ve ‘nefsi kalmasın’ denir. Geçmişte bilhassa kırsal kesimde ağız ilkin tekkeye gönderilir orada tadılıp dua alınması istenirdi.[41]

Hemşinlilerin halk inançlarında kurtağzı bağlama inanç ve uygulaması vardır.[42]

Hemşinliler kurak havalarda yağmur duasına çıkarlar ancak bölge yağışlı olduğu için daha ziyade güneş duasına çıkılır Yağmurun sürekli yağdığı güneşin açması istenilen günlerde bu toplumda daha ziyade gençler ellerindeki bakraç, yağdanlık, tava ve torbalarla güneş duasına çıkarlar. Bunun için her evin önüne ayrı ayrı giderek hep bir ağızdan

“Avra –Bubrik  ne ister

Kaşuq-kaşuq yağ ister

Allah’tan güneş ister

Verenin oğlu olsun, âmin

Vermeyen kör topal” diye koro tutarlar.

Evlerden toplanan yağ, peynir, yumurta ekmek, un gibi yiyecekler, gezinen evlerin en sonuncusunda kuymak, hoşmer (ğoşmer), Muğlama (Yağda peynir kızartma) gibi yemekler yapılır ve birlikte yenilir. Duada geçen avda kelimesinin eski Türk inanlarındaki ruh anlamına gelen ve bubrik sözcüğünün de Başkurt Türkçesinde hediye anlamına geldiği ifade edilmektedir.[43]

Güneş duasında olduğu gibi yağmur duasında da Çömçe Gelin gibi isimlendirmeler geçmektedir. Çömçe, kepçe kelimesi ile izah edilmekte ve bereket anlamına geldiği ifade edilmektedir.[44] Geçmiş yıllara ait Sivas yöresinden yapılmış bir tespitte de uzun süren mevsimde karın eriyip kalkması uzun zaman alınca buna yol açan gücün bağlanılması cihetine gidilirdi. Yabanda kalmış evcil hayvanı kurdun parçalamasından korumak için kurtağzı bağlandığı gibi kışın uzamasına yol açan güce karşı da bağlama uygulaması yapılırmış.[45]

Yağmur Duasının Akçaabat inanç kültürü tarihine dair bilgi veren kaynaklar; “Bugünkü İslami ananelerde yağmur yağdırmak için yağmur duasına çıkıldıkta dereye okunmuş taşlar koymak nasıl orta Asya’daki Türk geleneklerinden dedelerimizin İslamiyet’i kabulü ile İslami akideler girmiş ise bu köyler halkı da İslamiyet’i kabullerine rağmen bu husustaki geleneklerini muhafaza etmişlerdir” denilmektedir.[46]

Yağmur duası gibi birçok dua Allah’tan yapılacak dilerler için yapılır ve Hz. Muhammed’ (s.a.v.)in de yönettiği yağmur duaları olmuştur.

İslami inançta güneşin doğması da, yağmurun yağması veya durması da keza karın yerden kalması da ilahi iradeye bağlıdır. Düşen her yağmur tanesine bir meleğin eşlik yaptığı, her kar tanesinin farklı oluşunun O’nun iradesi ile ilahi hikmeti ile olduğu inancı esastır. O’nun gücüne ortak aramak şirktir.

SONUÇ:

Hemşin halk kültürü içerisinde, halk inançları kültürünü ayıklayıp analizini yapıp onu kimliklendirmek o kadar kolay değil. Hemşinlilerin tarihleri ile ilgili çalışmalar farklı görüş ve iddialara yol açmıştır. Biz onların Türkmen olduklarını düşünenlerdeniz. Bir halkın tarihi arka planı yok sayılarak onun yaşayan kültürünü sağlıklı irdeleyebilmek ve sağlıklı sonuçlara varmak mümkün değildir.

Hemşinli kimliği altında toplanan halk 2400 yıllık Türkçe kelimeleri Anadolu’ya taşıyan Türkiye Türkçesinde yaşamasını sağlayan ender bir Türk boyudur. Göçebelik ve bozkırın izleri yaşam ve kültürlerinde hale bu gün canlı bir şekilde devam etmektedir. Karşılaşılan tüm dillerden ödünç kelimeler Hemşin Türkçesine geçmiştir. Hemşin şivesinin dil bilgisinin Ural-Altay dil grubundaki kurallarla aynıdır.

Bu çıkış noktasından hareket edilerek “kendilerinin esasen Ermeni olduklarına inanan kesim, bir dönemin Gregoryen-Hristiyanları iken giderek bir kısımlarının İslamiyet’e girdiklerini” iddia ederken, karşı görüşlü olan kesim ise “Hemşinlilerin geçmişin Gregoryen inançlı Türkler olduklarını, zamanla bir bölümlerinin soydaşları Türklerin dini olan İslamiyet’e geçtiklerini” ileri sürmektedirler. Biz, Gregoryen mezhebine mensup bütün halkların Hayk kavminden olmadıklarına inananlardanız.

Hemşinliler ile Lazları etnik köken olarak ilişkilendiren kesimler ve bunların bakış açılarını esaslandırmaya çalıştıkları araştırmalar da vardır. Bu parantez de açılınca, çalışmamızın Laz halk inançları ile karşılaştırılması boyutu gündeme gelecektir. Bu takdirde Doğu Karadeniz’de Kıpçak katmanlaşmasından hareketle Hemşinli-Kıpçak bağlantısı da irdelenmeği gerektirecektir.

Doğu Karadeniz bölgesinin ana dili Türkçe ve dini İslamiyet olan farklı yerel isimlerle altında toplanmış halkın ise, halk inançları kültürü bir projede ele henüz alınamamıştır.

Bu nedenledir ki, bu çalışmamız, bu konuda yapılması gerektiğine inandığımız bir seri yeni çalışmanın ilki olmak durumundadır.

[1] Dr. Halk kültürü analisti, yasarkalafat@gmail.com  Halk Bilim Araştırmaları Kültür ve Strateji Derneği www.yasarkalafat.info

[2] 1955 Sürmene doğumlu olan Mehmet Bilgin, 1978 tarihinde A.Ü. D.T.C.F. – Kütüphanecilik  Bölümünden mezun oldu. 2010 yılında Marmara Üniversitesi, S.B.E. İlahiyat Fakültesi-Din Sosyolojisi alanında Yüksek Lisansını Trabzon Vilayetinde İki Din Taşıyanlar adlı tezini sunarak tamamladı. İstanbul Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’de Yakın Çağ Tarihi dalındaki Doktora eğitimini  2016 yılında Birinci Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi Sol Kanat Muharebeleri (1914-1915)  başlıklı  tezini sunarak tamamladı. Karadeniz tarihi alanında çalışma ve yayınları olan M. Bilgin’in, “Sürmene Tarihi, İstanbul, 1990”, “Madur Dağı Savaşı, İstanbul, 1991, “Doğu Karadeniz’de Bir Derebeyi Ailesi Sarıalizadeler  (Sarallar), Trabzon, 2006”, ” Karadeniz Dünyası”, Ötüken, İstanbul, 2013”, “Doğu Karadeniz, Ötüken, İstanbul, 2010”, “Karadeniz’de Postmodern Pontusculuk, Doğu Kütüphanesi, İstanbul, 2014”, “Bir Cumhuriyet Milletvekili Sami Kumbasar Kitabı, Doğu Kütüphanesi, İstanbul, 2013” gibi eserleri yayınlandı. mehmetbilgin34@gmail.com

[3] Hopa 1955 doğumlu, Maden Mühendisi, yöresel araştırmalar yapan, “Hemşin’in Tarihi Köklerine Doğru-Lazların Gerçek Kimliği, Kumsaati Yayınları, İstanbul, 2003” ve “Bozkırın Atlı Göçebeleri Hemşinliler, Ankara, 2015” isimli kitapların yazarı,remziyilmaz08@hotmail.com

[4] Yaşar Kalafat, Balkanlardan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları IV-V (…Çepniler” Berikan yayınevi, Anlara, 2006

[5] Yaşar Kalafat, Balkanlardan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları IX-X (….Lazlar), Berikan Yayınevi, Ankara, 2006.

[6] Yaşar Kalafat, Balkanlardan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları II.-IV (…Acarlar), Berikan Yayınevi, Ankara, Ankara, 2006 .

[7] Yaşar Kalafat, Balkanlardan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları. I 8…Ahıskalılar), Ankara, 2007.

[8][8] Şakir Aksu, 1956 doğumlu, Hemşin- Mutlu (Bodollu ) Mah. Çalışma Bakanlığı Müfettişi, sakir­_aksu@hotmail.com

[9] Yaşar Kalafat, Gregoryen Türklerde Halk İnançları, Berikan Yayınevi, Ankara, 2012

[10] Yaşar Kalafat, Anadolu Türk Kültür Coğrafyasında Gregoryen Halk İnançları, Berikan Yayınevi, Ankara, 2015

[11] Remzi Yılmaz, Hemşin’in Tarihi Köklerine Doğru-Lazların Gerçek Kimliği, Kumsaati Yayınları, İstanbul, 2003, s. 25.

[12] Kaynak kişi, Remzi Yılmaz

[13] Yılmaz, Age, s. 164-165.

[14] Kaynak kişi, Remzi Yılmaz.

[15] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Mitik-Mistik Kavşakta Yer, Berikan Yayınları, Ankara, 2015

[16] Yaşar Kalafat, Türk Halk İnançlarında Renkler, Berkan Yayınevi, Ankara, 2012.

[17] Yaşar Kalafat, “Güney Doğu Anadolu’da Altay Halk İnançları (0boo-Oboo)”, Aşiretlerde Mitolojik Bulgular, Berikan Yayınları, Ankara, 2012, s. 7-23

[18]Yaşar Kalafat, “Kocaeli Halk İnançlarında Yaşamakta Olan Mitolojik Bir Kavram; Sahiplilik”, Uluslararası Gazi Akçakoca ve Kocaeli Tarihi Sempozyumu Bildirileri, (02-4 mayıs 2014 Kocaeli) Cilt III, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi yayınları, Kocaeli 2015,1743-1752

[19]Muzaffer Lermioğlu, Akçaabat-Akçaabat Tarihi ve Birinci Genel Savaş-Hicret Hatıraları, İstanbul, 1940, s. 50

[20] Yılmaz, Age, s. 173

[21]Yaşar Kalafat, Türk Halk İnançlarında Renkler, Berikan Yayınevi, Ankara, 2012

[22] Kaynak kişi: Mehmet Bilgin

[23] Lermioğlu, Age, s. 47

[24] Lermioğlu, Age, s. 50.

[25] Kaynak kişi, Remzi Yılmaz

[26] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Berikan Yayınları, Ankara, 2010, s. 242-258.

[27] Kaynak kişi, Remzi Yılmaz

[28] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, s. 270-279.

[29] Kaynak kişi, Remzi Yılmaz

[30] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halkların Halk İnançlarında Geçmişten Günümüze Kişioğlu, Berikan Yayınevi, Ankara, 2015.

[31] Yaşar Kalafat, “Milas Sarıkeçili Yörüklerinde Karşılaştırmalı Halk İnançları”, Aşiretlerde Mitolojik Bulgular, Berikan Yayınevi Ankara, 2012, 241-265.

[32] Yılmaz, Age, s. 173

[33] Kasım Yayla, İzahlı Rüya Tabirleri, Merve Yayınları İstanbul, s. 52

[34] Mürsel Hekimov-Nübar Hekimova, Yuxu Yozumları Türkeçareler İnam ve Etiqatlar, Bakı, 2002

[35] Muharrem Kasımlı, Yayına Hazırlayan Cengiz Alyılmaz, Azerbaycan Türklerinde Rüya Tabirleri, Erzurum, 1996, s. 27.

[36] Sadi Çöğenli-Ali Bayram, Rüya Tabirleri Ansiklopedisi, Zaman, İstanbul,  s. 701.

[37] Yılmaz, Age, s. 146.

[38] Yılmaz, Age, s. 161.

[39] Yaşar Kalafat, Türk Halk İnançlarından Hayvan Üslubuna Mitolojik Devridayım I, Berikan Yayınları, Ankara, 2013.

[40] Özkul Çobanoğlu, “Türk Mitolojisinde Al Dini ve Okra İlişkileri”. ICONAS 38, 10-15 Eylül 2007, Ankara, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, s. 981-986.

[41]Yaşar Kalafat, Türk Halk İnançlarında Beslenme, Berikan Yayınları, Ankara, 2012.

[42] Kaynak kişi, Remzi Yılmaz

[43] Yılmaz, Age, s. 163.

[44] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Alkışlar-Kargışlar, Berikan Yayınları, Ankara, 2011.

[45]Yaşar Kalafat, Türk Mitolojisinde Kurt, Berikan Yayınları, Ankara, 2012.

[46] Lermioğlu, Age, s. 50.