Yağmur Duası’nda kurban kesme inanç ve uygulaması, Hıristiyan Türk kültür coğrafyası üyelerinden Ortodoks inançlı Gagavuz Türklerinde de vardır.(M. Argunşah-H.Güngör, Gagavuz Türkleri, Tarih Dil Folklor ve Halk Edebiyatı, Ankara 1991, s.35–37) Anadolu’nun çeşitli yörelerinde de uygulanan yağmur kurbanı için, çok kere duanın yapıldığı yatırın bunduğu yer mekân olarak seçilir. Tunceli’nde sulak yerlerdeki büyük kaya veya tepeler  tercih edilir.. Kesilen yağmur kurbanının eti orada dağıtılır. Adıyaman’da kesilen kurbanın etinden yemek yapılır katılımcılara ikram edilir. Katılımcıların hepsi birbirlerinin tabağından yemek yerler.(Mehmet Yalvaç, “GAP Güneydoğu Anadolu Projesinin Adıyaman İçinde Su Altında Kalacak Yerlerde Sosyolojik Bir Araştırma”, GAP Dergisi, s. 77, Nisan 1990) Katılımcıların birbirlerinin yemeğini paylaşmaları, kapanan rızk, nasip yolunun paylaşılarak açılması amaçlı mıdır? Yağmur duası için çıkılan yerlere örnek olmak üzere bazı isimler verilebilir. Sorgun’da Pür Dede’ye, (D. Doğan, Bütün Yönleri İle Sorgun, Anakara, 1990, s.164) Çıldır’da Zeden Dağı’na (Kaynak Kişi, Âşık İ. Erdener-Âşık Mevlit Yıldız) Kayseri’de Amarat, Şeyh Kumra, Pir Ahmet, Selmanlı Pir Ahmet, Selmanlı Talu, Şeyh Turasan, Şeyh Kumalı, Ayrı Dede, Çiftlik Türbesi, Samagur Ziyareti, Karacabey Türbesi, Abdül İlyas Türbesi Yakup Dede, Denizli Çal’da Mahmut Gazi Türbesi (Müjgan Cunbur, “Denizli Kültür Tarihinde Gaziler ve Ahiler”, T.K.D.S.B. 30 Eylül 1989 s.16–21 ). Ceyhan’da Dur Hasan Dede gibi yerler bilinmektedir. Ağrı’da yağmur duasına çıkanlar şehit mezarlarından toprak alıp suya atarlar. (İsmet Alpaslan, Atatürk Yılında Ağrı, Ankara, 1982, s.282–291) Şehitler Allah katında ulu mevkilere sahip Allah yolunda öldükleri için ölü sayılmayan seçkin kullardır. Onların toprakları yatırlarınki gibi kutsal sayıldığından, bu toprağın hikmetinden ümitlenilmektedir. Makedonya Dedeli Köyü Türkleri Yağmur Duası için Ömer Baba’ya giderler (Yaşar Kalafat, Balkanlar’dan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları VII, Berikan Yayınları Ankara 2007 Sh. 21) Dur Hasan Dede’ye yağmur duası yaptırıldığını, yağmur çok yağınca da, yağmurun durması anlamında kendisine ‘-Dur, Hasan Dede’ dendiğini, ismindeki Dur önekinin buradan geldiğini anlatmaktadırlar. Safranbolu’da yağmur duası için Hıdırlığa/Hızırlığa çıkılır. Belh-Horasan Türk kültür coğrafyasında Türkmen, Peştu, Özbek, Tacik ve Araplar da yağmur duası için kutlu kabirleri ziyaret ederler. (Yaşar Kalafat, a.g.e. S. 1154)

 

Bizim bizzat katıldığımız bir yağmur duası, Ankara Kocatepe camiinde kapalı mekânda oldu. Hoca Cuma namazından evvel cemaate tarif ettikten sonra yağmur namazı kıldırdı. Hocanın yaptığı niyeti cemaat tekrarladık. Parmaklarımız aşağıya doğru ve açıktılar. Hoca ilgili duaları Arapça okuduktan sonra açıklamasını Türkçe yaptı. Duada bitkiler hayvanlar ve bütün canlılar için rahmet diledi. Gerekli yerlere gerektiği kadar yağmur diledik, amin dedik

 

Kurbağanın, Kaplumbağa da olduğu gibi, Türk kültürlü halkların mitolojik derinliklerinden günümüze gelen bir devamlılığının olduğuna dair efsane ve benzerleri kaynaklarda rastlanmış fazla bir bulgumuz yoktur. Sadece biz Ayvalıkta gece rastlanabilen sahile yakın meskûn yerlerde de görülebilen biraz ince ve uzunca fevkalade parlak renklerle süslü bir kurbağa cinsi veya türü ile sihirli belki de, zehirli olabileceği, kurbağaların kraliçesi veya gelini olabileceği şeklinde duyumlar edindiğimizi hatırlıyoruz. Ayrıca geceleri taşların altından çıkan veya durgun su kenarındaki kurbağaları görünce “tu tu tu İzgiliğim sana” dediğimizi hatırlıyorum. Bunu demememiz halinde ellerimizde ve ayaklarımızda zigilik denen ölü deri kabarcıklarının oluşacağına inanılırdı. Zigilikler daha ziyade kurbağalarla oynayanlarda rastlanırdı. Bunların dökülmesi için de ayrı uygulamalar yapılırdı. Bununla beraber, Türkistan Türk kültür coğrafyasında kurbağanın yağmur ve suyun sembolü olduğu bilinmektedir.(Mehmetkulu Garayev, a.g.m.) Halk inançlarından da teyit ederek görüyoruz ki, bütün kâinat Mutlak Olan’ı kendi dillerince tespih etmektedirler. Bu uygulamada, kuraklıktan ve selden kurbağanın da çektiği sıkıntıyı anlatabilmek, böylece onu da yağmur içerikli merasimlere alarak, Allah’ın rahmetini celp etmek istenilmiş olabilir. Gözlemlerimiz havalar kurak gitmeğe başladığı ve kuraklık giderek arttıkça kurbağaların suyu çekilmiş dere yataklarındaki sesleri yükseler ve yoğunlaşır. Nitekim Erzurum Mardin ve Sivas’ta çobanlar sürülerini de yağmur duasına çıkarırlar. Koyunlar kuzularından ayrılmak suretiyle melemeleri sağlanır, merasime katılan hastalar, yaşlılar çocuklar ağlaşırlar ve böylece içler acısı bir tablo oluşur.

 

Halk İnançlarında ayrıca ‘Yağmur Bağlama’ inanç ve uygulaması vardır. Şimdilerde pek görünmeyen bu tatbikata göre eskiden köy yüzü alanlar olarak bilinen ‘aşarcılar’ vardı. Yağmur az yağınca mahsul az olur ve mahsulün fiyatı artınca bunlar karlı çıkacakları için mutlu olurlardı Bunlar yağmuru bağlar veya bağlatırlardı bunun için kırk iğne alınır bir sabuna saplanır daha sonra bu kırk iğne bir su kuyusuna atılırdı.(Vehbi Cem aşkun, a.g.e. Sh 253) Halk inançlarında bağlama ve bağlanmış olma bir büyü ve büyülenilmiş olma halidir. Bundan korunmak ve kurtulmanın yollarının olduğuna inanılır. Ayrıca sabun de bir büyü malzemesi olup, büyü yaparken de büyüyü bozarken de sabun akarsuya atılır ve sabun eridikçe büyünün etkili olacağı veya bozulacağına inanılır. (Yaşar Kalafat                        )

 

Halk tefekküründe; hayat ve bereket müjdecisi rüzgârları ve yağmurları yaratıp harekete geçiren O’dur. Yağmurun oluşu bir sebep sonuç ilişkisi olarak O’nun eseridir. Arzı ölümün ardından dirilten kendisine şükredilmesini isteyen Allah’tır.

 

Kurbağanın adeta kuyruğunu yitirmiş balığı andırışı, sapını kaybetmiş kepçeyi andırıyor. Her ikisinin de yağmurla ilgili inanç ve uygulamalarda yer almış oluşları bir benzetmemidir. Kurbağanın kuyruğunu yitirişin dair bir anlatı var mıdır?

 

Türk kültür coğrafyasındaki hemen hemen her yatır ve pirde yağmur duası yapılabilirken Sorgun’daki Pir-Dede ve Zeyneddin Baba Türbeleri de bunlardandır. Zeyneddin Baba’nın sel sularının felaketlerinden koruduğuna da inanılır

 

Urfa’da çok yağan yağmurun ve dolunun sona ermesi suretiyle zarara yol açmaması isteği ile mesaj verilmek istenilince, dışarıya çıkılıp şemsiye açılıp kapatılır. (M. Çini., a.g.m)

 

Türkistan’da yağmurun piri veya iyesi olarak Burgut Ata bilinir. bu ülkede yağmur duası ile ilgili uygulandırmalar Burgut Ata Efsanesi ile ilişkilendirilmektedir. Efsaneye göre Burgut Atanın çok büyük madeni bir kazanı vardır. Bu kazan sürekli kaynar her türlü canlı buradan rızıklanırmış. Yıllardan bir yıl uzun süren bir kuraklık olmuş, tabiat susuzluktan kurumuş, hayvanlar su ve yiyecek bulamaz olmuşlar insanlar da bu afetten perişan olmuşlar. Her dertlerinde başvurdukları Burgut ata’ya gidip ondan yardım istemişler. Çaresizlik içinde kıvranan Burgat Ata Tanrı’ya gitmiş. O’na canlıların ne durumda olduğunu kendisinden yardım istediklerini elinden bir şeyin gelmediği bunun üzerine derdini anlatmaya geldiğini söylermiş ve ‘Söylerken de, böyle yapmanın muhakkak bir sırrı vardır. O benim işim değil. Senin işine karışmak niyetinde de değilim. Yağmuru ancak senin verebileceğini biliyorum. Canlılara yardımcı olmayı da çok istiyorum. Sana verebileceğim bir şeyim de yok. Tanrı isen (hâşâ) Tanrılığını bil. Yağmur yağdırırsan sana tek ayağımın üzerinde 40 gün durmayı adıyorum/Nezir ediyorum” demiş. Bunun üzerine tekrar yağmur yağmış ve susuzluk sona ermiş (Kaynak Kişi; Merhum Prof. Dr. Malik Muratoğlu)

 

Özbekistan’da Rüzgârın piri olarak Haydar bilinir. Bu pir veya iye rüzgâra yön verme yeteneğine sahiptir. Özbek çiftçi Haydar’ın yardımını alabilmek için harman zamanı ekininden ona pay verir. Özbek halk inançlarında haydar saçın kâh kül kısmı ile temsil edilir. Rüzgârın çağrılmasında onun gelişine mani olabilecek kötü ruhların kovulmaları için taşlar birbirlerine vurularak ses çıkarılır. (Mehmetkulu Garayev, “Özbeklerin Rüzgâr İle Alakalı Mitolojik İnançları”, Dördüncü Türk Kültürü Kongresi (4–7 Kasım 1997), Ankara) Kara iyelerin gürültü ile imha edildikleri onlar pir kokulu, loş ve sapa yerleri tercih ederlerken ak iyelerin güzel koku sükûnet ve aydınlığı tercih ettikleri inancı vardır.

 

Keleki-Azerbaycan’da ‘Külekli payızın, dumanlı yazın olsun’ diye bir dua şekli vardır. Bununla sonbaharın rüzgârlı yazı ise yağmurlu olsun denilmiş olunur. Bu temenni bu şekli ile Kars ve Arpaçay’da da yaşamaktadır.

 

Rüzgârın harman zamanı eserek samanın savrulmasını kolaylaştıracağı için Karayel Döşeklerine saçı yapılır. Karayel Döşeği olarak bilinen yerler kutsal mekânlardır. Buralara yapılan saçılarla rüzgârın esmesini engelleyen kara iyelere mani olunmuş olunur. Güneyden gelen bu rüzgârlar karların erimesini de sağlayacaklarından “Hayırlı Yeller” olarak bilinirler. (Kutlu Özen,Sivas ve Divriği Yöresinde Eski Türk İnançlarına Bağlı Adak Yerleri, Sivas 1996, s.50)

 

Yağmur- rüzgâr bağlantısı yağmur duası inancı ile fazla kopuk değildir. Komşunun tarlasına rahmet olarak inan yağmuru rüzgâr uzaklaştırabilir. Yağmur- bulut ve rüzgâr birlikte izlenir. Doğu Anadolu Türk kültürlü göçebe halklarında yağmur yağarken ve rüzgâr eserken yapılan duaların kabul edileceğine dair bir inanç vardır (Yaşar Kalafat, Kuzey Azerbaycan Doğu Anadolu ve Kuzey Irak’ta Eski Türk Dini İzler/Dini Folklorik Tabakalaşma Ankara 1998,) Azerbaycan Türk kültür coğrafyasında yaşamakta olan bir inanca göre, “Rüzgârlar gözle görünmeyenlerin nefesidirler.’ Veya ‘rüzgârlar cinlerin 1/3 dürler’ (G. Paşayev s. 27–32)  Anadolu Balkanlar ve Kuzey Mezopotamya Türk kültür coğrafyasında şiddetli rüzgâr ve gök gürültülü sağanak yağmur yağarken kelime-i şahadet getirilir ve ‘Allah’ım yağmurun ve rüzgârın getirdiğinden götürdüğünden sana sığınırım’ denir. Nisan yağmurunun şifa olduğu, Van gibi bazı yörelerde Nisan yağmuru suyunun bereketi artırma adına bazı besinlerin üzerine saçı yapılırcasına serpildiği bilinmektedir.

 

Halk irfanında, rahmetinin/yağmurunun önünde rüzgârlarını müjdeci olarak gönderen Allah (cc) çok yücedir, münezzehtir. O, rüzgârları müjdeci kılarak rahmeti ile ölü toprağa can veren nice hayvanlara ve nice insanlara su vermek için gökten tertemiz su indirendir.

 

Kazan Türklerinde Yağmur Merasimleri yağmurun yağıp yağmamasına bağlı olmaksızın yılın diğer bereket merasimleri gibi muhakkak yapılır. Saban Toyundan sonra kırda yapılan yağmur duasının kurbanı da kırda kesilir. Kazan tatar Türk kültür coğrafyasında yağmur ve kar bereket, rahmet, paklayan temizleyen olarak bilinir. Ölünün ardı sıra yağmur yağarsa rahmet alı götürdü, temizledi geride bir şey kalmadı, kar yağarsa, örttü kapattı gibi sözler sarf edilir. (Yaşar Kalafat,Balkanlar’dan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları III-IV, Berikan yayınları 2007 Sh. 5–6, 50)

 

Makedonya Türk kültür coğrafyasında da yağmur duası ve yağmur alayı inanç ve uygulaması vardır. Bu merasime Makedonlar arasında ‘Dodole’ denilmektedir. Bu merasim için yarı çıplak ve giysileri yeşil olan kapı kapı dolaşarak evlerden bir şeyler ister ve onun üzerine su serperler (Yaşar Kalafat, Balkanlardan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları, IX-X,  Berikan Yayınları, Ankara, 2007 Sh.26–27) Dodole muhtemelen DodiDodi’nin telaffuz farkı ile aynısıdır. Dodole, Dodi-Dodi, Godi-Godi, Köse-Köse muhtemelen yağmur iyesinin ismi idiler. Dodole de üzerine su dökülen ve çocuk olan bir oyuncu idi. Belki seçilirken Şırala, Çavlı/Kızak, gibi yetim olması veya korumasız bir kız çocuğu olması şartı konulmamıştı ama yarı çıplaktı, yani varlıklı değildi. Mevcut giysilerinin rengi ile de bir mesaj vermeli idi. Bu duyuru yeşilden, gövermekten yani sudan yana olmalı idi. Bunun için de yeşil giydirilmişti.

 

İncelediğimiz Türk kültürlü halklardan sadece Torbeş’lerde yağmur duası ile ilgili bir tespitte bulunamadık. Bu durumun nereden kaynaklandığını da henüz anlayabilmiş değiliz. (Yaşar Kalafat.a.g.e. a.g.y.) Makedonya ve Bulgaristan çingenelerinde ise, Dodole değil yağmur duası inanç ve uygulaması vardır. (Yaşar Kalafat, a.g.e. Sh.63)

 

Doğu Karadeniz Türk kültür coğrafyasında iklimin bir gereği olarak yağmur duası yokken Rize ve yakın çevresinde güneş duası yapılmaktadır.(a.g.e. Sh. 134)

 

Abrik bubrik ne ister

Katamandan tuz ister

Yağ kabından yağ ister

Un kabından un ister

Yumurta kabından yumurta

Yumurta ister

Allah’tan güneş ister

Veren verene gülsere

Vermeyen teneşire

Verene on doğurum

Vermeyene bir kuru kısır

O da zayi ola

Âmin âmin (İlhan Turan “Rize’nin Coğrafi Özelliklerinin Halk Kültürüne Etkileri”, I. Rize Sempozyumu, Rize,16–18 Kasım 2006)

 

Güney Kafkasya’da Borçalı Karapapahları ve Kars yöresi halkında güneşin çıkması istenirken,

 

Gün baba gün çık

Kızıl atı bin çık

Keçel kızı burada koy

Saçlı kızı al çık, denir.

 

Güneş yağmur bağlamında mistik muhteva itibariyle duman, halk inançları kültüründe diğer ikisinden daha önemli bir yer tutar. Bu gerçeği yok saymama adına bir dörtlükle değinip, ayrıntılı açıklamayı bitirmek üzere olduğumuz bu konula çalışmamıza bırakmak istiyoruz.

 

Bi duman aldi dağa

Bi de aldi dereye

Aradı seni gözüm

Nere yesun nereye?

 

Yağmurdan sonra güneşli havalarda gökyüzünde kırmızı yeşil turuncu gibi 7 renkten oluşan ve halk dilinde Ebem Kuşağı olarak bilinen kuşakla ilgili çeşitli inançlar vardır. Bazı yörelerde Gök Kuşağı ve bazı yörelerde de Ebem Kuşağı veya Fatma Nene Kuşağı olarak bilinen bu kuşağın altından geçebilenin cennete gideceği, kız isterse oğlan ve oğlan ise kız olabileceği, kuşağın yeryüzüne yakın gibi görenin ucunda kızıl/altın olduğuna inanılır. Bu inanç Anadolu, Kırım, Bulgaristan, Kıbrıs, Kerkük, Nahcıvan, ve Kuzey Kafkasya Türk kültür coğrafyasında yaşamakta olan yağmura bağlı bir inançtır. Kars Erzurum ve Ağrı’da Ebem Kuşağını gören çocuklar ‘yeşili benim’ demede yarışırlar Bu ifadeyi ilk kullanın cennete daha önce gideceğine inanılır.(Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara 2006   ) Gagavuzlarda bu kuşak etrafında efsaneler gelişmiştir. (H.Güngör-M.Argunşah, a.g.e. s.46) Bingöl’de de Gökkuşağı ile ilgili inançlar vardır. Gökkuşağının altından geçenin tüm dileklerinin kabul olacağına inanılır. Onu gören kimsenin herkese sözünün geçeceğine, kuşağın sarkan ucu denize doğru ise yağmurun yağacağına karaya doğru ise, yağmayacağına, kuşağın üzerinde parlayan ışığın Allah’ın nuru olduğuna, kuşağın yere yakın ucunda bir küp altın olduğuna inanılır ve bazı yörelerde kuşağın ismi Eyşık ve Fatık/Ayşe ve Fatma olarak bilinir. (Yaşar Kalafat, Balkanlar’dan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları, V-VI, Berikan yayınları Ankara 2007,  Sh. 181)

 

 

SONUÇ:

 

 

Halk irfanında yağmurun tanımı, Allah’ın gökten indirmiş oluğu, ölümünden sonra toprağı onunla dirilttiği bir rızktır.

 

Yağmur duası, evveli, esnası ve sonrası ile bir bütündür. Bu bütüne yağışın; yağmur, kar, dolu, fırtına ve benzeri tezahür şekilleri, güneş tutulması, yıldırım, şimşek, gök gürlemesi ve bulut hareketleri ile ilgili inançlar da dâhildir. Bu inançları, yağmur dileği ile ilgili olarak yapılan uygulama ve sarf edilen ifadelerden izleyebiliyoruz. Bunlar sosyolojik bir kural olarak eski inancın yeni olanın içinde erimesi veya şekil değiştirerek varlığını sürdürmesi şeklinde yaşamaktadırlar. Bu özelliği ile yağmur duası, ana dilleri ve doğma dinleri farklı olsa da Türk kültürlü halklar arasında yaşamaktadır. Bu özelliği ile yağmur duası bu kültür için bir kod’dur.

 

Hz. Muhammed (sav), kendisinden önceki şeriatları tamamlamış ve düzeltmiştir. Halk inançlarında Hz. Muhammed’in şeriatını ölçü alarak bulguları; bid’at, hurafe ve şirk itibariyle tartıp yargılamak yeterli olabilir. Rahmetinin/yağmurunun önünde rüzgârlarını müjdeci kılan Allah(cc) çok yücedir münezzehtir.

 

Halk sofizminde yağmurun tek tanesinin bile bir melekle gönderildiğine, bitişik iki tarladan birine rahmet indiren, yağışın şekli dozu ve zamanı ile rahmeti ile kahredebilen Allah, emrindeki göklerin ve yerin ordularını hizmete sevk edebilir, veren de alan da odur ve hikmetinden sual olmaz. Her yaptığında bir hayır vardır. Sabırla şükredilmelidir.

 

Yağmur yağdıracağı sanılan bulutlar, bulutlar şeklinde görülen yağmur, kasırga Rabbül âleminin emri ile hareket eder. Suç işleyen bir toplum için uyarıcı felaket de getirebilirler. Bu Allah’ın takdiridir.