HATAY-SİVAS YATIRLARI ETRAFINDA OLUŞAN İNANÇLARDA MİTOLOJİK BULGULAR[1]

 

 

 

Yaşar Kalafat[2]

 

GİRİŞ.

Hatay’da tarihi süreçte yaşamış abide şahsiyetlerin hayatları eserleri, toplum üzerindeki etkilerinin bir boyutu da bunların uzak yakın geçmişten taşıyıp geleceğe aktardıkları değerlerdir. Keza bu değerlerdeki ortaklıklardır. Bu değerlerin ortak olan kaynakları da aynı derecede önemlidir.

Halkların aralarındaki uzak da olabilen mesafelere rağmen yaşamlarındaki ortak inanç ve uygulamalar;

1.İnsanlar tarih boyunca korku ve hayretlerinin sonucu olarak mahiyetlerini anlamadıkları güçler karşısında ortak tepkiler vermişlerdir.

2.Toplumlar inanç ve uygulamaları konusunda etkileşim içinde olmuşlardır.

3.İnsanlar ilkel toplum dönemleri dâhil hiçbir zaman ilahî tebligatsız bırakılmamışlar ve tebligatcıların, tebligat merkezleri ortak olunca, alınan tebligatlar arasında da çelişki değil uyum olması doğaldır. Şeklindeki açıklamalarla izah edilmiştir.

Halk inanmalarındaki tebligat kaynağından ileri gelmiş olabileceği üzerinde durulan ortaklık Sünnetullah’la izah edilebilir m?

Hal bu olunca abide şahsiyetlerin özelinde değil, mesajları ile duyurulanın genel içeriği üzerinde durulmalıdır.

İlk insandan itibaren insanoğlu duyurucusuz bırakılmamış iken, ilkel dinden değil, dinlerin ilkel mensuplarından bahsedilebilir.

Bunun içindir ki, halk inançlarının mitolojik mahiyetleri önemlidir.

Hatay’ın dini tabaklanması yüz yıllarla sınırlı olmadığı gibi bu dini katmanların kültür hudutlarını da Hatay il sınırları belirleyemeyiz. Bunun içindir ki ulu şahsiyetlerin hayatları anlatılırken bulundukları bölgeler, ışık aldıkları ve ışıklarının yansıdığı çeşitli bölgeler de açıklanır.

Sözlü kültürümüzde, otu çeker köküne bakarlar, şeklinde bir ifade vardır. Kökün derinliği, saçaklılığı nispetinde o bitkinin köklülüğüne güçlülüğüne hükmedilir.

Beyazıd-ı Bestami Hz., Habib-i Neccar Hz.,  St.Pier, St.Simon, Şeyh Ahmet Kuseyri Hz. Ve Hızır (a.s) taşınmış, süzülmüş, ilahî duyurusu yapılmış bir inanç kültürünün belirli bir döneminde yer aldılar veya anlam kazandılar. Ancak ışıkları belirli bir coğrafyayla sınırlı kalmadı. Biz bu gönül ve ilahiyat sözcülerinden bazılarının etrafında oluşan halk inançlarının karşılaştırılmalarını Sivas’taki benzerleri ile yapamaya çalışacağız.

Biz çalışmalarımızı daha ziyade Türk İslam coğrafyasından yaptık. Anadolu’dan bin kadar ulu zatın yaşamları, fikirleri, türbeleri etrafında oluşan inançları hakkında bilgi verdik.[3] Bu çalışmalarımızı Türk kültür coğrafyasının diğer bölgeleri ile ilgili çalışmalarımız izledi[4]. Daha sonraki ve halen devam etmekte olan çalışmalarımızda çok sayıda ulu zattan ziyade onların mesajları üzerinde yoğunlaşmaya çalıştık.[5] Bu arada farklı inanç kesimlerinde farklı Hızır anlayışının yaşadığına Anadolu ve[6] Azerbaycan’da Türk kültür coğrafyasında Dağlılar olarak bilinen halk inançları arasında şahit olduk.[7]

Hristiyan toplumlardan Gagavuzlar, Hıristiyan Tatarlardan Mişeller, Kırımcaklar, Gregoryen Türker’in halk inançlarını Balkanlar’dan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları,  seti içerisinde çalışabildik. Ancak Hıristiyan azizleri üzerinde özel bir çalışmamız olmadı. Musallalılar olarak da bilinen Tarsus, Adana ve Mersin Nusayrililerinin, halk inançlarını bu seri içerisinde ele aldık[8].

Biz Halk inançları–Hızır bağlantılı çalışmalarımızı Doğu Anadolu’nun Alevî inançlı Zazaları, Güney Anadolu Alevi inançlı Hatay, Mersin, Tarsus Nusayrileri ve Azerbaycan’da Dağlılar olarak bilinen halklar arasında yapmaya çalışmıştık. Hz. Hızır bir tespitte, Allah, bir tespitte peygamber, bir tespitte veliyullahtan bir kimse, başka bir tespitte efsanevi kahraman olarak araştırmacının karşısına çıkmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de ise Hz. Hızır bilge bir kişi olarak geçmektedir. Kur’an’da ismi açıklanan 28 peygamberin arasında Hz. Hızır’ın ismi geçmemektedir.

Hatay’da 50 den fazla Hızır ziyareti varken Sivas Ulu Camii içindeki taş sütunlardan birine halk Hızır Direk adını vermiştir. Devamlı baş ağrısı çekenler bu taşı ziyaret ederek şifa dilerler[9].

Nusayri, Sünni ve alevi inançlı Müslüman kesimlerin halk inançlarında Hızır’ı gören kimse Allah’ın ulu kullarındandır. Hızır’ı görmenin halis insanlara nasip olacağı inancı diğer Müslüman kesimlerde de vardır.Sivas’ın Bakımlı Köyündeki Yemen Baba bu şekilde ulular arasına katıldığına inanılan ve menkıbesi de olan geçen yüzyılda yaşamış bir kimsedir[10].

Semavî dinler ve uzantılarında yer alan Hızır kültü Eski Türk İnanç Sistemindeki Yol İyesi fonksiyonu etrafında oluşan inançlar bakımından büyük ölçüde örtüşmektedir. Darda kalanların imdadına yetişen Boz Atlı Hızır ile Keza yolda dara düşünlere çare olan yol iyesi ciddi benzerlik içermektedir[11]. Hızır’ın pabucunun rengi de al’dır.

Anadolu mutasavvıflarını tasavvuf âleminden ve onları da Ahmet Yesevi’den soyutlayamazsınız. Anadolu Alpleri, gazileri, ahileri, abdalları, bacıları, babaları, dedeleri, bir sistem bütünün parçalarıdırlar[12]. Bu tespitimiz bildirimizin konu başlığı bakımından açıklanmalıydı.

Konunun diğer önemli bir boyutu da enteljans boyutudur. Siyasi oryantalizmin faaliyet alanlarından birisi de dini etnoloji boyutudur. Halkların inanç hassasiyetlerini ayrıntıları ile incelemeyi de kendisine uğraş alanı olarak seçen emperyalizm, bu bilgi birikimini operasyonlarında kullanarak, çıkarlarına uygun sosyal yapılar oluşturmaktadır. Anadolu’nun manevi mimarları bu gerçeğin farkında olarak örgütlenmişlerdir. Hatay-Sivas bağlantısını kuruşumuz bu nedenledir. Bunların yerine başka iki Anadolu yöresi de ele alınabilirdi.

Kısaca değinmek gerekir ise;

Vahabiliğin tezahürü ile İslam içerisinde bölünmenin arkasında İngiliz enteljansının olduğu gibi, Şiiliğin Fars Şiası’na evrilmesinde de keza İngiliz enteljansının olduğuna dair görüşler vardır[13].

Şah İsmail Zamanında Şii İslam’ın tasavvufi bir mahiyet kazandığının bilinmemesi, İran Şii İslam’ı ile olan farklılıklarının farkında olunmaması, coğrafyamızın insanına pahalıya mal olmuştur. Bu faturanın ödenmesine hala devam edilmektedir[14].

Mesela Fars Şia İslam’ında Üçler, Yediler, Kırklar yoktur. Bunlar, sıradan formel, biçimsel sayıları olmayıp tasavvufî İslam’ın köşe taşlarındandılar. Bir diğer önemli tespit, Şah İsmail’in kendisini Hz. Ali, hatta Allah’ın tecellisi olarak algılamakta olmasıydı. Bu anlayışın İslam’la veya Şii Caferilikle ne ilgisi olabilirdi. Diğer tarafta bu tasavvufî inanç şeklinin, Tanrıcılık ile ilişkilendirildiği çalışmalar vardır[15]. Biz çalışmalarımızda Gök Tanrı inanç Sisteminde veya Eski Türk İnanç Sisteminde hakanın Tanrı olarak algılandığına dair bir bulguya rastlamadık[16]. Sadece, kağanın Tanrı katında tanrı tarafından kutsandığına ve ayrıca kağanın da bir kutlu duyurucu olabileceği yaklaşımlarının yapıldığını biliyoruz. Kişi kültü, Ata kültünün Eski Türk İnanç Sistemi’nde olduğu bilinirken, Tanrının insanda tecelli etmesi inancının Şamanizm’de de olduğu fikrini doğrulayacak bulguya biz şahit olmadık.

Nusayriler Ortadoğu Aleviliğinin bir tezahürü olduğu görüşünün yanı sıra, kendine özgü bir inanç olduğu görüşü de yaygındır. “Ali Tanrısal bir varlıktır Âdem’den beri bütün peygamberlerde görünen ve kişilik kazandıran Ali’dir”[17]

Türk Şialığa,  Alicilik ve Fars Şialığına Mecusi Şialığı teşhisi konulup Eski Türk inanç sistemi ile ilişkilendirilen Türk Şialığı’nın yani Kızılbaşlığın, üzerinde durulacak olan bazı müşterekliklere rağmen Nusayrilerle aynı başlık altında ele alınması da kolay değildir.

Nusayriler, “Allah’ın Hz. Ali’de tecelli ettiğine, Hz. Ali’nin zaman zaman gelip gittiğine inanırlar”.” Kadının ibadete dair bilgi edinmesi bile yasaklanmıştır.” “ Nusayriler Yahudilik, Hristiyanlık ve özel bir Müslümanlığın bir tür karması olduğu söylenebilir”[18]. “Arap Aleviler dini inanç ve ibadetlerini bir tür sır perdesi ile örtüp kurumlaşmışlardır.”[19]

Safavi devlet felsefesinin, Zedüştilik, Manilik, Mazdekilik, Hurremilik gibi inançların yer aldığı coğrafya sahneye çıkmasının çelişeceğini, bu dinlerin Kızılbaşlık veya Safavi Şiası ile ilgisi olmayan, bir inanç zincirin halkaları ve ortak hedefli kuruluşlar oldukları üzerinde de durulmuştur[20].

Biz, mevcut bilgilerimizden hareketle Kızılbaşlık olarak da bilinen Safevi Şiası’nın bu ismi alışını, sondan başlayarak başa doğru gidilerek değil de mitolojik bulgulardan yola çıkarak günümüze gelinmek suretiyle izaha çalışıyoruz. Bize göre,  kızıl veya al sadece bir renk değil aynı zamanda bir iyenin ismi idi. Halk inançlarında Hal Avradı veya Al Karısı olarak bilinen bu iyeden korunuluyordu. Bundan korunmanın bir yöntemi de al veya kızıl kuşanmaktı. Bu kuşamı olanlar bir dini-sosyal yapılanma oluşturmuşlardı ve bunların simge renkleri kızıldı[21]. Geçmişte “Altay şamanlarının başlarına kırmızı papah koyduklarına”[22] dair bir bulguya biz rastlamadık. Bu bulgunun doğrulandığı nispetinde, Al/Hal Ruhu ile Kızılbaşlığın ilişkilendirilmesi görüşü mitolojik önem kazanır.

Biz, bir çalışmamızda millî kimlikteki yeri bakımından halk inançları kültür kaynağı olarak Nevruz’u incelerken Şii Caferi İslam’a mensubiyetleri konusunda ortaklıkları bilinen Güney ve Kuzey Azerbaycan Türklerinin Nevruz’u oluşturan kültlerin izahı konusunda ihtilaf yaşadıklarına şahit olmuştuk. Bu konuda Azerbaycan’ın ilgili bir kısım aydını da bizimle aynı teşhisi paylaşıyordu. Mesele Azerbaycan Türklüğünün Nevruz anlayışı ile İran ve Güney Azerbaycan Türklüğünün Nevruz anlayışındaki farklılık şeklinde izah ediliyordu.[23]

Biz bildirimizde, Arapuşakları, Nusayriler, Hasibiler, Kilaziler, Haydariler, Arap Alevileri gibi başlıklarla da ele alınan[24] Nusayrilerin halk inançları üzerinde durmaya çalışacağız. Nusayri etnik yapılanmasının üzerinde Hüseyin Türk de durmuştur[25]. Bunlardan Tarsus Nusayrilerine dair açıklamaları, yapmış olduğumuz alan çalışmasını takip ederek ve Hatay Nusayrilerinin halk inançlarını yapılmış yayınları izleyerek yapacağız[26]. Dinî sistemlerin karşılaştırılmalarından ziyade alanımız olan halk inançları karşılaştırmaları yapmaya çalışacağız.

METİN:

Nusayri inançlı İslam kesimde Hızır makamı olarak bilinen içerisinde mezar bulunmayan mekânların Hızır Makamı olarak bilinmeleri[27] Atlı Göçebe Bozkır kültürünün inanç unsurlarından birisi olan Ovoo/Oboo’larla [28]ilişkilendirilebilir. Bu mekânlar çok kere sapa yol kavşaklarında, yerleşim yerlerinin çıkış veya girişlerinde tepelerde oluşmuş taş yığınları idi. Bunlara yolculuğa bilhassa uzun ve tehlikeli yolculuğa çıkacak kimseler güvenlikleri için taş saçısı yapmakta ve bazen de adak bezi bağlamaktadırlar. Böylece yığılmış taşlar ve dallara veya gönderlere bağlanarak adanmış bezlerden kutsal bir mekân oluşmaktadır. Bu yapılanma Yol iyesi ile ilişkilendirilmektedir[29].

Sivas’ın Mürsel ile Ürük köyleri arasındaki Adımatan tepesindeki halkın ilkbahar ve sonbaharda ekin selavatlama’dan sonra ziyaret ettikleri mekân bize göre böyle bir yerdir.[30]

Keza Sivas’ın Kayacık köyü Ağar Mezrası’ndaki toplama taşlardan oluşan Ağar Baba da böyle ovoo/oboo türünden bir yerdir. Buranın suyunun şifalı olduğuna inanılır. Ağar Baba, Koca Saçlı Seyyid Baba kardeşmişler. Alevi-Bektaşi inancına göre horoz, Cebrail olarak bilinir ve Ağar Baba sağlığında Horoz kestiğinden ziyaretçileri de Horoz keserler[31].

Sivas’ın Gemerek-Çataltepe’deki Taş yığınlarından oluşan Seki Dede’nin mezarı da  0voo/Oboo intibaı bırakmaktadır[32].

Torluk Baba Ziyareti Sivas’ın Çatpınar köyündedir. Burayı ziyarete gidenler yumruk büyüklüğünde taşları okuyup mezarın üzerine koyarlar. Abaş Yaylasına giden yolun üzerindeki çamların diplerinde bu türden bırakılmış taşlardan oluşmuş yığınaklar vardır. Buradaki ağaçların dallarına saç, bez gibi şeyler asılır. Buradaki tepeyi tarlasına katmak isteyen bir kimseyi Torluk Baba rüyasına girerek uyarmıştır[33].

Burası yapılan taş ve adak bezi saçıları ile tipik bir ovoo/oboo’dır. Adak bezlerinin arasında saçında bulunması çok ilginç olmalı. Bu tespitteki bir diğer husus ise tepenin Torluk Baba tarafından sahiplenilmiş olmasıdır. Bu tepenin iyesi, sahibi Torluk Baba olup tepeden tasarruf için onun icazeti gerekir. Mesela kurban veya sacı gerekebilir. Halk inançlarında sahipli olma inancı vardır.[34] İslam’da kâinatta var olan her şeyin sahibi sadece Allah’tır. Kurban onun adına kesilir. Hayırlar Onun rızası için yapılır.

Halk inançlarında ulu zatlar çok kere üç, beş ve yedi kardeş olurlar. Bunlardan beheri civarın köy ve tepelerinde bulunurlar.

Sivas’ın Karasar ve Avşarlık köyleri arasındaki Tüllüce Tepesi’ndeki, mezarı yığma taşlardan oluşan ve yaylaya gidenler ve çocuk istemi olanların ziyaret ettikleri Tüllüce Baba, Garip Musa evladından olduğuna inanılan geçenlerin attıkları taşlardan dolayı Yağan Baba adını alan mekân, ayrıca Sivas’ın Olukman köyündeki 22 m. Uzunluğundaki toplama taşlardan oluşan Yalnız Er Ziyareti de yanılmıyorsak ovoo/oboo özelliğindedir. Keza Sivas-Dereköy’de tepe üzerindeki toplama taşlardan oluşan sembolik mezarda yatan iki kardeşin mezarı olduğu anlatılan mekân da ovoo/oboo intibası bırakmaktadır[35].

Taş da su gibi, toprak gibi, dağ gibi etrafında inanç yumağı oluşan kült oluşturmuş unsurlardandır. Sivas’taki Topuzlu yatırının baş ve ayakuçlarındaki mermer sütunlardan baş kısımdaki mermerin altında bir oyuk oluşmuştur. Halk buraya taş atar, taş oyuğa düşerse dileğin olacağına inanılır[36]. İslam’da dileklerin kabul makamı Allah’tır. Bir mekânda veya bir varlıkta hikmet aranıyor ise oraya ve ona hikmeti veren de keza Allah’tır.

Sivas- Sarkışla ve civarında yatmakta olan Kesikbaş ve Kara Baba, Abdal Baba, Kevgir Baba, Küre Baba, Ağ Baba, Keltek Baba gibi yedi alp eren kardeşten kesik Baş mertebesine yükselmiştir.[37] Savaş esnasında kellesi gövdesinden ayrıldığı halde savaşı sürdürebilen şehitler için bu tanım kullanılır. Kesik Baş olmak halk sofizminden bir statüdür[38]. Başı gövdesinden ayrıldığı halde koltuğundaki başı ile savaşan er, düşmanı kalp gözü ile görebilmektedir.

Sivas-Hafik-Yalıncak köyündeki Yalıncak Baba’nın da bir kesik baş ulu olduğuna inanılır[39]. Bu uygulamadaki taş bir saçıdır ve yatırın konumu da ovoo/oboo durumundadır. Yatırların duvarına taş yapıştırmak isteyerek dileğin olup olmayacağını anlamak istemek, Kutsal kabul edilen mağara veya kaya oyuklarından günahkârların geçemeyeceği geçebilenlerin cennete gidecekleri gibi inancın başka bir tezahür şeklidir. İslam’da günahları Allah’tan başka affedecek hiçbir makam yoktur.

Anadolu kırsalında bilhassa Alevi inançlı Müslüman kesimde, Dede Yatağı, Dede Durağı, Dede Ayağı olarak bilinen yerler vardır. Bunlar yerleşim yerlerinin dışında çok kere yol üzerindeki yerlerdir. Bu mekânlarda da çaput bağlama ve taş yığma görülür. Bunlardan çok eski ve dağ tepelerinde olanlar defineciler tarafından kazılır içlerinde kemik dâhil hiçbir şeyin olmadığı görülür[40].

Nusayri Halk inanmalarında reenkarnasyon (ruh göçü) vardır. Ruh göçü inancını İslamiyet kabul etmemektedir. Don değişme veya donuna girme ise metamorfoz/başkalaşma İslam tarikatları ve sofizminde de vardır. Menkıbelerde donuna en fazla girilen hayvan olarak Geyik bilinir. Ayrıca Türk mitolojisinde kurt ata miti don değişme ile de izah edilebilmektedir. Halk inançları kültüründe Koyun Baba, Koç Baba, Geyik Baba, Aslan Baba, Bozkurt Baba, Kuzu Baba, Horoz Baba gibi mistik muhtevalı babalar vardır[41].

Sivas’ın Yalıncak köyündeki Kurt Baba’nın asıl ismi Mansur Abdal ve lakabı da Yalıncak Sultan’dır. Kendisini “Kurtların kısmetini dağıtan bir kul” olarak tanıtmıştır. Bu türbede kurban kesen kimselerin hayvanlarına kurtların dokunmayacağına inanılır.[42]

Nusayri inancına göre her insanın ölümünden sonra ruhu başka bedende yaşamını sürdürmektedir. Ölümden sonra kişi, başka bir bedende insan olarak, bitki olarak veya hayvan olarak dünyaya gelir. Günahkârlar bitki veya hayvan biçimine dönüşürler. İnsan en az yetmiş kere hayata gelmektedir[43].

Türk sözlü kültüründe metamorfoz anlayışı kapsamında insanat, hayvanat, nebatat ve cemadat arasında dönüş olabilmektedir. Darda kalmış iyi insan, duasının kabul görmesi üzerine taşa dönüşüp kutsal bir mekân oluştururken, Günah işleyen mesela vaat ettiği koç kurbanı yerine Bismil olmayan bir hayvanı adağı niyetine kesen kimse de bu defa lanetleniş olduğu için ibret numunesi olarak taş kesilebilmektedir. Bu esnada kişinin atı varsa yanında buğday veya mercimeği de taş olabilmektedir[44].

Anadolu Türk halk inançlarında yaygın olan “Her geleni Hızır ve geçeği Kadir bil” sözünden bizim anladığımız, Hızır (a.s.) ın farklı donlarda gelebileceğidir. Ruh göçü yaşamış olduğu değildir.

Sivas’taki Kaya Kardeşler Ziyareti’ne çocuk sahibi olmak için giden kadınlar eteklerinden taşa bağlanır, kurban keser, çocukları olunca da ismini çocuk kız da olsa Kaya koyarlar. Farklı isim koyulan çocukların öleceklerine inanılır. Burası, inanca göre, üvey anne zulmünden bıkan iki kardeşin taş olma dileklerinin kabulü üzerine oluşmuştur[45].

Sivas’ın Karalar köyü tepesinde Taş Kesen olarak bilinen mekân ise Allah’tan su isteyip ak koç ve kara koçlardan kurban vaat eden çobanın, koçtan kurban yerine iki bit öldürüp ‘al sana kurban’ demesi üzerine taş kesildiğine inanılan taş yığını, ceza sonucu taş kesilme örneğidir[46].

Bu bulguda tekrar insana dönme veya ikinci üçüncü bedenlere girme olayı yoktur.

Halk inanmalarında bağ, bağlamak bir büyü türüdür. Kara büyü fenalık, ak büyü iyilik için veya korunmak için yapılır. Kısmet bağlamak suretiyle kara büyü, hastalığı bağlamak suretiyle de ak büyü yapılmış olur.  Türk halk inançlarında bağlamak, bağlanmak, bağdan korunmak, bağdan kurtulmak, inanç içerikli bir bütün oluşturur[47]. İslam büyünün her türlüsünü yasaklamıştır.

Sivas’ın Kuşkaya köyündeki Kara Emmi Ziyaret’i ile ilgili anlatılara göre, Kara Emmi kayıp eşyaların bulunmasında, Al Karısı’na karşı korunmada ve diğer tehlikelere karşı evi veya köyü koruması altına alma konusunda hikmet sahibidir[48]. İslam’da her türlü yaratılmışın korunması Allah’ın gücünde iradesindedir. İnsanoğlunda böyle bir yetenek var ise onu da ona veren Allah’tır.

Halk sofizminde kayıp eşyaların yerinin bilinmesi zamandan ve zeminden münezzeh olmakla izah edilir. Kalp Gözü açılan kimse için geçmiş ve gelecek zaman veya sınırlanmış herhangi bir mekân söz konusu değildir. O kimse kalp gözü ile her şeyi görebilir. Bu düzey, bir manevi mertebe meselesidir.

Halk inanmalarında Al Karısı’ndan korunabilmek, ondan bir söz almış olmak, onu esir alıp onunla pazarlık yapabilmekle izah edilmektedir. Bu tür kimseler bu konuda bir nevi ocak sayılırlar. Mesela yeddi ceddine dokunmama veya o şahsın giysisinden bir parça bulundurmuş olmak korunabilme sebebi olarak bilinir[49].

Düşman kabul edilen kimse veya kimselere karşı herhangi bir mekân da, düşmanlara karşı korunma amacıyla bağlanabilir. Böylece bağlanan kişi veya kişilerin muhtemel zararlarının önü alınmış olunur. Bu bağ çözülünceye karşı hükmü devam eder kurtağzı bağlamak da hastalıkları bağlamak da muhtemelen bu türdendirler. Nitekim kurtağzı besmele ile ilgili sure okunarak bağlanır, evcil hayvan çiftliğine dönünce keza besmele ile açılır. Kurdun ağzını bağlayan kimse, zamanı gelince onun ağzını açmaz ise Allah indinde mesul olur, inancı vardır.

Al ruhu yukarıda da Kızılbaşlık anlatılırken belirtildiği gibi, al rengin kızıl olarak da bilinmesinden hareketle Al ruhu kızıl ruhu olarak da tanımlanabilir. Bu iyenin zararından korunabilirken gücü, bulgudan da görüldüğü gibi istifade kaynağı da olabilmektedir.

Sivas Herekli köyü tekkesindeki mor taşlar nedeniyle buraya Mortaş Tekkesi denilmiştir. Şehit bir asker olduğu ifade edilen buradaki mezarda yatan Ahmet Dede’nin zaman zaman asker elbisesi ile göründüğüne, cıvar tarlaları hayvanlardan koruduğuna, yakın çevresinde uygunsuzluk yapıldığında türbesindeki taşlarının düştüğüne inanılır[50]. Şehitlik İslam inancında üst mevki mertebelerdendir. Şehit mezarları muhakkak ziyaret inancı ile işlemi görürler. Şehitlerin giyim kuşamları ile yeni savaşlarda da görev aldıklarına inanılır. Üzüntüsünü türbesinden taş düşürerek gösteren ulu zat tespiti ilk defa yapılmaktadır.

Sivas’ın Çepniler bölgesindeki Haydar Dede/Hali Dede’nin de türbesine zarar verenleri lanetlediğine inanılır.[51]

Ulu zatların ruhaniyetlerinden kaynaklanan bir dokunulmazlıkları vardır. Onlar bu âlemden göçtükten sonra onların bu tabu olma özeliğinin devam ettiğine inanılır. Nusayrilerde domuz ve tavşan tabudur[52].

Bu âlemden göçmüş ulu zatların zaman zaman yakın çevrelerinde göründükleri, mesela sabah namazına kalktıkları, keza uygunsuzlukları çarparak veya rüyalarına girerek cezalandırdığı, ikaz ettiği şeklinde halk inançlarında çok sayıda örnek vardır. Hatta göçmüş görevli velilerin savaş zamanında yeşil sarıklılar olarak yeni savaşlara katıldıklarına dair bulgular vardır. Yeşil Sarıklılar kültü ile Eski Türk inanç Sistemi’ndeki Anamaygıl inancı örtüştürülür ve iki inancın aralarında bir devamlılık olduğu üzerinde durulur. Bazı bulgularda Kutsal Balıklar’ın savaş döneminde kayıp olduklarına, savaşa asker olarak katılıp, savaş sonunda yaralı olarak döndüklerine dair inançlar ve anlatılar vardır. Bu hal bize göre, reenkarnasyonla değil metamorfoz ile izah edilmektedir.

Keçili Baba, Sivas’ın Keçili köyünde yapmakta olan fakir bir keçi çobanı iken evinden süt, yoğurt, peynir eksik olmazmış. Onun bu bolluk halini görenlerden ona, “köyün keçilerini kendin için mi sağıyorsun” diye hakaret edenler olmuşmuş. Çok incinen Keçili Baba bir gün bir tepeye çıkar ve “Hay hey hey, Hay hey hey, hay hey hey” diye bağırır ve bunun üzerine yörenin bütün yaban keçileri toplanırlar. Sırrı anlaşılan Keçili Baba çok geçmeden ölmüş ve bulunduğu yere ismi verilmiştir.[53]

Sivas’ın Otmanalan köyündeki Pir Cıvan Türbesi’ndeki hanımın zaman zaman geyik sağarken göründüğüne inanılır[54].

Halk inançlarında, insanlardan ermiş kimselerin hayvanlarla, bitkilerle ve cansız bilinenlerle konuşabildiğine dair inançlar vardır. Bu hal, bir ruh göçü olayı ile değil, cansız bilinen, bitkiler, hayvanlar ve insanların, bütün yaratılmışların bir iyesi bir sahibi olduğu ile izah edilmektedir. Bu inanç Eski Türk İnanç Sisteminde de vardır.

Sivas’ın Hocabey köyünde kırk şehidin yattığına inanılan bir tepe karşısında da Ziyaret Dede vardır. Buraya çıkanlar dilek diler dua ederler.[55] Anadolu Türk kültür coğrafyasında bu türden yer adları inancına Nusayri olmayan Sünni ve Alevi kesimlerde de çok rastlanır[56].

Sivas’ın Tokuş köyündeki Kırklar Dağı’nda Kırk Horasan Eri mezarı için tepeye Kırklar Baba adını verilmiştir. Burada kurban kesenler, Fatiha okur, türbenin etrafında üç defa dolanırlar. Buradaki ağaçlara dokunulmaz, suyunun şifalı olduğuna inanılır.[57]

“Derviş Muhammed bir şiirinde;

Derviş Muhammed’im yolundan kalmaz

Mürai olanlar bu sırra ermez

Harici gerçeğin izini sürmez

Kırklar’ın sürdüğü yolum var benim” demektedir.[58]

 

Zaralı Karaoğlan ise;

“El açtım Kırklara Hacı Bektaş’a

Eyyam-ı baharda tutuldum kışa

Erenler cihanı eyler temaşa

Bize de himmet Sultan Yalıncık” demektedir.[59]

Sivas’ın Karakale Köyündeki Ağca Baba Yatırı da bu şekilde etrafında dua ile dönülen mekânlardandır[60].

Sivas’ın Güneyevler köyündeki Dere Baba’ya yağmur duası ve çocuk istemi ile gidildiğinde, çocuk isteyen kadınlar Ağca Baba’nın mezarı etrafında üç defa dönerler.

Türbeler etrafında tavaf edercesine dolanmak birçok din ve mezhepte vardır. Hatay bölgesinde ise Sünni, Alevi ve Nusayri inançlılar tarafından da uygulanmaktadır. İslam’da tavaf sadece Kâbe etrafında yapılır. Kutsal kabul edilen diğer mekânlarda tavaf edercesine dönülmesi men edilmiştir.

Nusayriler ziyarete girerken kapıyı, orada bulunan mezarları ve kutsal kitapları üçer defa öperler[61]. Eşiğe niyaz diğer Alevi inançlı Müslüman kesimlerde de vardır. Türbeden çıkarken geri geri gidilerek çıkılması şeklindeki uygulama, bütün Anadolu halklarının inancında vardır.

Etrafında dönmek, başına dönmek ve başına döndürmek Türk kültürlü halklarda kökeni Eski Türk İnancı dönemine kadar uzanan bir kültür kotudur. Gök Tanrı İnanç Sisteminde Şaman, ayin esnasında ateşin, şifa arayan kimsenin bazen de kurbanlık hayvanın etrafında muhtelif sesleri çıkararak, davulunu çalarak ayin dansını yaparak dönüyordu. Kağanın ölümünde yuğ merasimlerinde kağanın tabutu etrafında komutanlar atlarını hızlı sürerek,  naralar atarak ve yüzlerini yırtarak dönüyorlardı.

Yakın zamana kadar Anadolu kırsalında sadaka verilecek ise, ilkin o sadaka baş etrafında dolandırılırdı. Azerbaycan’da gelinin ve damadın başına çörek/ekmek ve tuz kırılır. Kırılmadan evvel bunlar gelin veya damadın başının etrafında dolandırılır. Azerbaycan ve Diyarbakır sözlü kültüründe ‘Başına dönme” şeklinde bir dua, niyaz, yakarış söylemi vardır. Halk ozanlarının şiirlerinde bu tespit sık görülür. Başına dönen kimse, başına dönülenin uğruna kendisini feda edeceğini ifade etmiş olur. ‘Anacan başına dönüm” denilirken “Anam senin için öleyim” denilmiş olur. Bazı anlatılarda, hasta kimsenin yatağı etrafında saatlerce ağıt yakıp, Allah’a yalvarmak süretiyle hastanın şifa bulup etrafında dönen kimsenin öldüğü anlatılır[62].

Sivas’ın Yalıncık köyündeki Yalıncık Sultan eşiğe niyaz edildikten sonra üç defa dualarla türbenin etrafında dönülür,  Birinci dönüşte Ya Allah, İkinci dönüşte Ya Muhammet ve Üçüncü dönüşte Ya Ali denilerek dua edilir.[63].

Sivas’ın Yusufoğlu köyündeki Ak bir taştan oluşan Bebek Tekke’nin etrafında üç, yedi ve 12 defa Peltek çocuklar dilleri açılması için döndürülür ve buranın toprağından çocuğa yedirilir[64].

Yatırların toprağından, suyundan, yararlanma inancı Nusayrilerin halk inançlarında da vardır[65].

Sivas’ın Karayakup Köyünün güneyindeki Karayakup’a ait Ana Yazısı Türbesi’ndeki Ardıç ağacından kan aktığına ve bu ağacı kesenin felakete uğrayacağına inanılır. Şifa için toprağı yenilen bu mezardan geceleri ışık yandığına inanılır[66].

Nusayrilerde gelin kızın kardeşine verilen harçlığa mekli denir ve altın olarak verilen başlığa da mehir, oğlan evinde toplanan paraya kırkım, nişanda gelin adayına takılan takılara Şabaş denir[67]. Bu toplumda da çeyiz kesme ve çeyiz götürme uygulamaları yapılır. Bu toplumda kız istemeğe giden taraf kız evinden bir süpürge ister ve süpürgenin üzerine oturur. Bu uygulama kızın beğenildiği anlamına gelir[68]. Süpürge etrafında oluşmuş inançlar Türk halk kültüründe bir kot oluşturmuştur.[69]

Nusayrilerde kız ve erkek kınaları ayrı yapılır ve kına yakma olarak bilinir. Kız ve erkek tarafından bekâr kız ve erkekler kına yakmaya iştirak ederler. Gelin Alı denilen al saten üç defa gelinin başına salavat ve zılgıtlarla örtülüp açılır sonra gelinin başı al ile örtülür. Gelinin başına şeker kırılır. Şeker kırma işini evliliğinde mutlu olan bir kimse yapar ki mutluluğu yeni çiftlere yansısın. Bu şekerin parçaları mutluluk adına dağıtılır, bunlardan yapılmış şerbet gelin ve damada düğünde şerbet olarak içirilir[70].

Azerbaycan Türk kültür bölgesinde gelinin başına kırılan ekmek ve tuzun yerini burada şeker almıştır. Şeker kırma işinin evliliği mutlu olan bir kimseye yaptırılmış olması ve kına yakmaya sadece bekârların katılabilmesi kişioğlu kültü ile ilgili olmalı. Türk kültürlü halkların arasında kişinin mutluluk ve mutsuzluğunun geçebileceği inancı vardır[71]. Al rengin koruyucu fonksiyonunu Arap Alevi’si olarak da bilinen Nusayrilerde de görmekteyiz. Gelinin başına atılan şekere Gelin Şekeri denir.[72]

Nusayri Alevilerinde al ve yeşil olan gelin kuşağını gelinin beline gelinin en küçük erkek kardeşi o yoksa akrabadan bir erkek bağlar. Çok kere al olan bu kuşağa yedi kez ilmek atılıp çözülür. Bu uygulama genç kızın bekâretinin damada teslim edildiği anlamına gelir[73]. Nusayri türbelerinde temizliğin remzi olarak kabul edilen akın ve günahsızlığı temsil ettiği ifade edilen yeşile rağmen[74] al rengin hâkimiyeti dikkati çekmektedir.

Al renk kına takımlarında[75] ve yeni eve gelen armağanların ambalajında da ağırlığını hissettirir. Hediye paketlerinde muhakkak al bir bant veya kurdele olur.

Ölü yemeği uygulaması Nusayrilerde de vardır. Bu toplumda cenazenin cemaate duyurulma işini yapan kimseye gızzem, cenaze yıkayıcıya hıssele, mezarlık ziyaretine hadira denir.[76]

Arap Aleviliğinde hayatın geçiş dönemleri ile ilgili seremoni ve ritüellerin/ayinlerin tümüne amcalık denir. Arap Alevi’sinin yetişkinine de Amca denir. Gençlere mezhebi amcalar öğretir. Gençler bu süre sarfında amcanın evinde yatar kalkar orada yaşarlar. Bu öğretimi sır olarak saklanacağı konusunda cemaat huzurunda söz verirler. Kesilen kurbanın kanı iz kalacak şekilde namazı öğrenen adayı anlına sürülür. Baba kardeşi olan amcanın çocuğu ile evlenilirken dinî amca çocukları arasında evlilik olmaz.[77] Nusayriler akrabalık için kan bağını esas alır,  teyze ve dayıları ailenin dışında tutarlar[78].

Kurban kanının ilgili şahsın anlına sürme, kanı inşaatın temeline akıtma ve yeni alınan arabanın tekerine sürme inanç ve uygulaması Anadolu Türk kültür coğrafyasında oldukça yaygındır. Sürülen kan ile adeta gayp âlemine, bu kurban, bu şahıs veya bu nesne içindir, denilmiş olur.

Kuzey Batı Anadolu’da Amucalular diye de bilinen bir Türkmen toplum vardır. Uzak da olsa bu isim alışın Nusayrilerdeki amca kültü ile ilişkisi bize çağırım yapmıştır.[79] Amucalar veya Amuca toplum adıdır. Halk arasında Kabile de derler. Halen Bektaşi(Balım Sultan) Şeyh Bedreddin’i ve Sünni olarak inançlarına devam etmektedirler. Yalnız töre ve gelenekleri hepsinde ortaktır. Amucalularda rehberlik, dervişlik varken Kızıldeli ve Sürek Bektaşilerinde Daylık şifre kodlaması yapılır. [80].

Batı Türklüğünde bilhassa Anadolu’da amcaoğlu kültü oluşmuştur. Erkek kardeş yoksa geline kuşağını amcaoğlu bağlar, amcaoğluna sorulmadan amcakızının evliliği onaylanmaz, evlenmede öncelik, seçim hakkı amcaoğluna aittir[81].

Işık Saçan mezarların olduğu inancı çeşitli mezheplere mensup kesimlerde[82] bu arada Nusayri’lerdi da vardır.[83] Arap Alevi’si rüyasında her hangi bir yere ‘nur’ un düştüğünü görürse orayı ziyaret sayabilir. Hatay ilinde Hızır ile ilgili büyük çoğunluğu bu şekilde oluşmuş çok sayıda türbe vardır[84].

Nusayri türbe ziyaretlerinde; adak ve dilek bezleri asılması, mum yakılması, dilek ağacı, taş ve para yapıştırmak, saç asmak gibi uygulamalar[85] Sivas türbe ziyaretlerindeki uygulamalardan farklı değildir.

SONUÇ.

Halklar birbirlerini tanıyabildikleri oranda, aralarındaki müşterekleri de görme imkânı bulurlar. Bu tanışıklığa aydınlar alan çalışması yaparak katkıda bulunurlar. Tanışma alanlarından birisi de inançlarla tanışmaktır. İnançları ele alırken, onların ortaya çıkışlarını sebepleri ile ele almak tanışıklığın bağlarını güçlendirir. Bu bulguların halka yansıtılabildiği oranda halklar arası anlaşma kolaylaşır. Tespitlerde gerçekten uzaklaşıldığı nispette taraflar arasındaki dostluk bağları gevşek olur. Bu türden ilişkiler istismara kolay ortamlar oluştururlar.

Biz bu çalışmamızla, halkı arasında Alevi ve Sünnilerin de bulunduğu Sivas ile halkı arasında Hıristiyan, Nusayri, Alevi ve Sünni İslamların da bulunduğu Hatay’ın halk inançlarını karşılaştırmaya çalışırken, Hıristiyan inançlı kesim üzerinde fazla duramadık. Bulgularımızı genel Türk halk inançları ile karşılaştırmaya çalıştık. Bunlardan ortak, kısmen ortak ve farklı olanlara vurgu yaptık. İrdelemelerimizde karşımıza tasavvuf çıktı. Tekrar gördük ki, farklı dinler ve mezhepler arası uyumun sağlanmasında ortaklığın aranması gerekiyor ise Türkoloji’nin uğraş alanları arasına dinler tarihi ve tasavvuf da alınmalıdır.

Bizim, 500 Civarındaki Sivas ziyaret yerleri çalışmasından[86] seçip Hatay ziyaret yerleri ile ilgili tespitlerle karşılaştırmasını yapmış olduğumuz 25 ziyaret yeri etrafında oluşan halk inançlarına dair olan bu çalışmamızla alanla ilgili çalışmalara katkımız; al-kızıl ile Alevilik Kızılbaşlık ilişkisini kurmuş olmamız, İncelenen bölgelerdeki Dede Yatağı, Dede Durağı, Dede Ayağı inancı ile Altayların Ovoo/Oboo inancı arasında tekrar ilişkilendirmeler yapmış olmamız, Üzerinde durulan bölgenin yatırları etrafında oluşan inançlardan hareketle, ruh göçü ve don değişme/başkalaşım üzerinde eski Türk İnanç Sistemi bakımından durmamız, tavaf inancındaki devamlılık, gibi hususlarda olmuştur.

Tespiti yapılan su, toprak, taş, kaya, mağara, dağ, ağaç, ulu kişi etrafında oluşan inançların bidat, şirk ve hurafeye alet olmama adına İslami inançlarla bağlantısına yer verilmeğe çalışılmıştır.

 

 

 

 

 

 

[1] Yaşar Kalafat, Hatay İnanç Turizmi 1, 17-19 Aralık 2015, Hatay

[2] Dr., yasarkalafat@gmail.com www.yasarkalafat.info

[3] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Ulucanlar, Ankara, 2011, Berikan Yayınları

[4] Yaşar Kalafat, Anadolu Kültür Coğrafyasında Erenler, Ankara, 2012i Berikan yayınları

[5] Yaşar Kalafat-Ahmet Turan, Anadolu Kültür Coğrafyasında Manevi Mimarlar ve Halk İnanmaları, Ankara, 2013, Berikan yayınları

[6] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Hz.Hızır’dan Sultan Nevruz’a, Ankara, 2011 Berikan Yayınları

[7] Yaşar Kalafat, , Türk Kültürlü Halklarda Halk İnançları Dedem Korkut Yukarı Eller, Ankara, 2008, s. 156-162

[8] Yaşar Kalafat, Balkanlardan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları IX-X (Makedonlar, Arnavutlar, Torbeşler,  Çingeneler, Türkmen-i Sahra, Lazlar, Yörükler, Varsaklar, Çiğiller, Musalllalılar, Koçu Babalılar, Ceritler), Ankara, 2006. Berikan yayınları s.200-219

[9] Müjgân Cumbur-Zeliha Bağır, Anadolu’nun Sahipleri, Ankara, 2015, Berikan, s. 391- 621

[10] Kaya, Sivas’ta Yatırlar ve Ziyaret Yerleri, Kültür Serisi, Sivas, 2012 S. 307

[11] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Halk İnançları Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara, 2010 Berikan Yayınları, s. 156,195, 302,

[12]Müjgân Cumbur-Zeliha Bağır, Anadolu’nun Sahipleri, Ankara, 2015, Berikan s. 15

[13] http://www.mediaforum.az/az/2011/07/11/Azrbaycanda-dini-mzhblr-v-cryanlar-025848370c08.html http://www.aznews.az/index.php?c=news&id=68935 http://www.xalqqazeti.com/az/news/culture/58987

 

[14]Semed Bayatlı, Azerbaycan Şieliyi (Eliçilik) ve Fars Şieliyi (Mecusi Şieliyi), 1332, 2013

[15] http://www.mediaforum.az/az/2011/07/11/Azrbaycanda-dini-mzhblr-v-cryanlar-025848370c08.html http://www.aznews.az/index.php?c=news&id=68935 http://www.xalqqazeti.com/az/news/culture/58987

[16] http://www.mediaforum.az/az/2011/07/11/Azrbaycanda-dini-mzhblr-v-cryanlar-025848370c08.html http://www.aznews.az/index.php?c=news&id=68935 http://www.xalqqazeti.com/az/news/culture/58987

[17] Hüseyin Türk, Anadolu’nun Gizli İnancı Nusayriler İnanç Sistemleri ve Kültürel Özellikleri, İstanbul, 2010, kaknüs antropoloji, s. 48

[18] Cahit Aslan, Fellahların Sosyolojisi Arapuşakları, Nusayrilert, Hasibiler, Kilaziler, Haydariler, Arap Alevileri, İstanbul, 2005 Karahan Kitabevi, s.34-35

[19] Cahit Aslan, a.g.e. s.57

[20] Dr. Dilaver Ezimli, safevi Devletçiliği Sufizm Üzerine Yükselmiştir. Qazeteinfo 10 kasım 2015

[21] Hüseyin Türk, Anadolu’nun Gizli İnancı Nusayriler İnanç Sistemleri ve Kültürel Özellikleri, İstanbul, 2010, kaknüs antropoloji, s. 37

[22] http://www.mediaforum.az/az/2011/07/11/Azrbaycanda-dini-mzhblr-v-cryanlar-025848370c08.html http://www.aznews.az/index.php?c=news&id=68935 http://www.xalqqazeti.com/az/news/culture/58987

[23]  Yaşar Kalafat, “Türk Kültürlü Halklarda Ahır Çerşembe’nin Mitolojik Muhtevası”, , Türk Kültürlü Halklarda Hz. Hızır’dan Sultan Nevruz’a Ankara, 2011 Berikan Yayınları, s. 107-114

[24] Cahit Aslan, Fellahların Sosyolojisi Arapuşakları, Nusayrilert, Hasibiler, Kilaziler, Haydariler, Arap Alevileri, İstanbul, 2005 Karahan Kitabevi

[25] Hüseyin Türk, Anadolu’nun Gizli İnancı Nusayriler İnanç Sistemleri ve Kültürel Özellikleri, İstanbul, 2010, kaknüs antropoloji, s. 37

[26]Hüseyin Türk, Anadolu’nun Gizli İnancı Nusayrîlik  İnanç Sistemleri ve Kültürel Özellikleri, İstanbul, 2010, kaknüs antropoloji

[27] Hüseyin Türk, Kültürlerin Bin Yıllık Hoşgörüsü, Evliyalar Diyarı Hatay, Aralık 2009, Karahan Kitabevi, s. 46

[28] Yaşar Kalafat, “Altaylar’dabn Zile’ye Ovoo/Oboo’lar”. Zile Kültür Sanat Dergisi, Ekim 2015, S. 6 Güz, s. 57-60

[29] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Halk İnançları Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara, 2010 Berikan Yayınları, s. 156,195, 302,

[30]Doğan Kaya, Sivas’ta Yatırlar ve Ziyaret Yerleri, Kültür Serisi, Sivas, 2012 S. 203

[31] Doğan Kaya, a.g.e. s.203

[32] Doğan Kaya, a.g.e. s.273

[33] Doğan Kaya, a.g..e. 302-303

[34] Yaşar Kalafat, “Kocaeli Halk İnançlarında Yaşamakta Olan Mitolojik Bir Kavram Sahiplilik”, Gazi Akçakoca ve Kocaeli Tarihi Sempozyumu Bildirileri, Kocaeli, 2015 C. III, s. 1743-1753 Kocaeli Büyükşehir Belediyesi

[35] Doğan Kaya, a.g.e. s. 414

[36] Doğan Kaya a.g.e.

[37] Doğan Kaya, a.g.e. 272

[38] Yaşar Kalafat, “Siirt Yöresinde Yatırlar Etrafında Şekillenmiş Halk İnançları ve Kesikbaş Motifi”, Türk Kültürlü Halklarda Ulucanlar, Ankara, 2011, Berikan Yayınları

[39] Doğan Kaya, a.g.e. s. 3*3 -306

[40]Yaşar Kalafat, ”Güney Doğu Anadolu’da Altay Halk İnançları (Ovoo/Oboo)”, Aşiretlerimizde Mitolojik Bulgular, Ankara, 2012, s. 7-23, Berikan yayınları

[41] Yaşar Kalafat, Türk Mitolojisinde Kurt, Ankara 2012, Berikan, s. 12

[42] Doğan Kaya, a.g.e. s.300

[43] Hüseyin Türk, Kültürlerin Bin Yıllık Hoşgörüsü, Evliyalar Diyarı Hatay, Aralık 2009, Karahan Kitabevi, s. 45

[44] Yaşar Kalafat, “ halk İnançları,-tasavvuf-Mitoloji Kavşağında (Buta-Aşk-Taş Kesilme-Âlem değişme) www.yasarkalafat.info

[45]Doğan Kaya, Sivas’ta Yatırlar ve Ziyaret Yerleri, Kültür Serisi, Sivas, 2012 S. 166-167

[46] Doğan kaya, a.g.e s. 195

[47] www.yasarkalafat.info

[48] Doğan Kaya a.g.e. s273

[49] Yaşar Kalafat, “Türk Kültürlü Halklarda Mitolojik Dişi İyeler/Ruhlar”, Türk Kültürlü Halklarda Mitler, Ankara, 2012, Berikan Yayaınları s. 181-210,

[50]Doğan Kaya, Sivas’ta Yatırlar ve Ziyaret Yerleri, Kültür Serisi, Sivas, 2012  s. 168

[51] Doğan Kaya, a.g..e. s.272

[52] Hüseyin Türk, Anadolu’nun Gizli İnancı Nusayriler İnanç Sistemleri ve Kültürel Özellikleri, İstanbul, 2010, kaknüs antropoloji, s. 61-63

[53] Doğan Kaya, a.g.e. s. 167-168

[54] Doğan Kaya. A.g.e. s. 300

[55] Doğan Kaya, a.g..e. a.g.y.

[56] Yaşar Kalafat “ Halk İnançları İtibariyle Doğu Anadolu ve Orta Toroslarda Kırk Motifi” 3. Alanya Tarih ve Kültür Semineri (12–13 Kasım 1993 Alanya) Alanya Tarih ve Kültür Seminerleri, 1995 s. 265–270

[57] Doğan Kaya, a.g.e. s. 57

[58] Doğan Kaya, a.g.e. s.215

[59] Doğan kaya,a.g.e. s.305

[60] Doğan Kaya, a.g.e. s. 204

[61] Cahit Aslan, Fellahların Sosyolojisi Arapuşakları, Nusayrilert, Hasibiler, Kilaziler, Haydariler, Arap Alevileri, İstanbul, 2005 Karahan Kitabevi, s.72

[62]Yaşar Kalafat, “Diyarbakır ve Çevresi Örnekleri İle Halk İnançlarında Tavaf/Dönme” Osmanlı’dan Cumhuriyete Diyarbakır, editörler Bahaeddin Yıldız-Kerstin Tomenendal, T.C. Diyarbakır Valiliği, Ankara 2008, s. 453–463

[63] Doğan Kaya, a.g.e s.303-306

[64] Doğan Kaya a.g.e. s. 409

[65]Yaşar Kalafat, Balkanlardan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları IX-X (Makedonlar, Arnavutlar, Torbeşler,  Çingeneler, Türkmen-i Sahra, Lazlar, Yörükler, Varsaklar, Çiğiller, Musalllalılar, Koçu Babalılar, Ceritler), Ankara, 2006. Berikan yayınları s.200-219

[66] Doğan Kaya, a.g.e. 275

[67] Cahit Aslan, Fellahların Sosyolojisi Arapuşakları, Nusayrilert, Hasibiler, Kilaziler, Haydariler, Arap Alevileri, İstanbul, 2005 Karahan Kitabevi s 84-85

[68] Cahit Aslan, a.g.e. s. 85

[69]Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Karşılaştırmalı Halk İnançları, Kodlar ve Kültler 1, Ankara, 2009, s. 43-55

[70] Cahit Aslan, a.g.e.

[71] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Geçmişten Geleceğe Kişioğlu, Ankara, 2015

[72] Cahit Aslan, a.g.e.

[73] Hüseyin Türk, Anadolu’nun Gizli İnancı Nusayrîlik İnanç Sistemleri ve Kültürel Özellikleri, İstanbul, 2010, kaknüs antropoloji

[74] Hüseyin Türk, Anadolu’nun Gizli İnancı Nusayrîlik İnanç Sistemleri ve Kültürel Özellikleri, İstanbul, 2010, kaknüs antropoloji, s. 159

[75] Yaşar Kalafat, “Tire’de Kına Etrafında Oluşmuş İnançlarda Mitolojik İzler Aranabilir mi?” 88 Katılımcı Araştırma 1 Tek Konu Tire Araştırmaları Sempozyumu, 12-13 Mart 2015 Tire

[76] Cahit Aslan, Fellahların Sosyolojisi Arapuşakları, Nusayrilert, Hasibiler, Kilaziler, Haydariler, Arap Alevileri, İstanbul, 2005 Karahan Kitabevi s.  78-79

[77] Cahit Aslan, Fellahların Sosyolojisi Arapuşakları, Nusayrilert, Hasibiler, Kilaziler, Haydariler, Arap Alevileri, İstanbul, 2005 Karahan Kitabevi s 102-103

[78] Hüseyin Türk, Anadolu’nun Gizli İnancı Nusayrîlik İnanç Sistemleri ve Kültürel Özellikleri, İstanbul, 2010, kaknüs antropoloji, s.71

[79] Yaşar Kalafat, “Amucalular-Bedreddeniler”,Balkanlardan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları V-VI, Ankara, 2006, Berikan, s.73-89

[80] Kaynak Kişi; Refik Engin, konunun uzmanı, araştırmacı yazar

[81] Yaşar Kalafat, “Türk Kültürlü Halklarda Emmioğlu”, Töre, S. 12 Ocak 2013 s.40–42

[82] [82] Hüseyin Türk, Kültürlerin Bin Yıllık Hoşgörüsü, Evliyalar Diyarı Hatay, Aralık 2009, Karahan Kitabevi

[83] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Ulucanlar, Ankara, 2011, s.24, 71, 90, 101, 113, 118,, 132, 174,, 196, 199,285, 323 Berikan Yayınları,

[84] Cahit Aslan, Fellahların Sosyolojisi Arapuşakları, Nusayrilert, Hasibiler, Kilaziler, Haydariler, Arap Alevileri, İstanbul, 2005 Karahan Kitabevi s.71

[85] Hüseyin Türk, Anadolu’nun Gizli İnancı Nusayriler İnanç Sistemleri ve Kültürel Özellikleri, İstanbul, 2010, kaknüs antropoloji

[86] Doğan Kaya, a.g.e.