YOZGAT HALK KÜLTÜRÜ-ESKİ TÜRK FOKLORU İLİŞKİLENDİRMESİNE DAİR

                                                                                                                        Yaşar Kalafat[1]

 

 

 

 

GİRİŞ:

Bu çalışma, Fidan Kasımova’nın “Yozgat’ta Halk Kültürü ve Onda Eski Türk Folklorunun İzleri” isimli çalışması esas alınarak, bu konudaki karşılaştırmaları Azerbaycan ve Anadolu’da yoğunlaştırmak adına, yazar bilgilendirilerek yapılmıştır[2].

METİN:

Yozgat yöresinden tespiti yapılmış olan Al Ruhu’ndan korunmak için alınan tedbirler arasında yer alan, lohusanın yanında eşinin veya erkek kardeşinin bulunması Al karısının er kişiden çekindiği ile izah edilebilir. Lohusa, yalnız ve karanlıkta bırakılmak istenmez iken er kişinin ve eşinin farklı bir önemi olduğuna inanılır. Birçok yerde lohusanın Al Karısı’ndan korunması için bulunduğu odaya şapka, ceket, palto gibi erkek giysisi asılır. Kama gibi kesici silahlar konulur, lohusanın eri doğun esnasında bıçakla akarsuyu bıçaklar, doğum yapılan evin eşiğinde erkek at kişnetir, ateş yakılır[3]. Buradan hareketle, bazı kara iyelere, şer güçlere karşı er kişinin, kadın kişiden daha fazla koruyucu gücü olduğu veya kadının erine farklı fonksiyon yüklenildiği söylenebilir mi? Bu bulguyu halk inançlarındaki kişioğlu kültü ile ilişkilendirmek mümkün müdür?[4]

Bildiriye koruyuculuğuna yer verilen nesnelerden birisi de tuzdur. Tuzun görülebilen bir kısım zararlılara karşı koruyu olduğu gibi, görünemeyen bazı zararlılara karşı da koruyabildiği inancı Anadolu halk inançlarında da  vardır.[5] Tuzun Al Karısı’na karşı koruyucu olması bu teşhisi güçlendirmektedir.

Al Karısı’ndan korunmak için lohusanın yatağına kırmızı/al bez bağlanması tespiti bize göre bildirinin bu bölümünün en önemli bulgusudur. Anadolu’da lohusanın karyolasının bir urgan veya kurdele ile etrafı sınır çizilir gibi bağlanarak Al Karısı’na karşı lohusa korunmaya alınır, kullanılan bağ al/kırmızı renkli olur. Lohusanın başına al/kızıl bir bant bağlanır. Bize göre Al karısı, al renk bağlantısı al ruhunun mahiyetinin anlaşılmasındaki en hassas noktadır.Al renk al ruhundan bağımsız değildi. Ayrıca, Adeta Al Ruhunun ongun olabilmek gibi bir vasfı vardı. O zarar verebilirken bazı hallerde yararlı da olabiliyordu. Bu husus Safavi Türk Ordusundaki börklerin al/kızıl olmasının mitolojik bir derinliği vardı[6]. F. Kasımova, lohusa ve bebeğini al kurdelenin Albız/şeytana karşı koruduğu inancının Şamanizm’den günümüze gelmiş bir inanç olduğunu belirtirken[7] Şamanların bazı dini merasim kıyafetlerinde al/kızıl bir börk giydiğini açıklamayan çalışmaların olduğunu biliyoruz[8].

Yazar, Al Karısı’nı Su unsuru ile de ilişkilendirmektedir[9]. Bu teşhisi doğrulayan, bizim çalışmalarımızda tespitler de vardır. Al Karısı’nın su kenarlarında, bilhassa yıkık harabe bölgeler, ıssız yöreler su kenarlarında yaşadığına inanılır. Öldürdüğü lohusa ve  bebeğinin ciğerini yemek için ciğerleri bu tür yerlere götürdükleri, insanoğlu tarafından esir edilebilen al karısının kurtuluşunu sağladığı zaman, koşup bir suya atlayarak ailesine kavuşmak istediğine, suya atlayan Al karısından hemen sonra, suyun içerisinde bir boğuşmanın olduğunu ve daha sonra suyun bir süre kanlandığını halk sözlü kültüründen izleyebiliyoruz. Bu hal, “insanoğluna esir düştüğü ve sır ve hizmet verdiği için öldürülmek suretiyle onun kendi âlemince cezalandırıldığı” şeklinde açıklanmaktadır[10].

  1. Kasımova, Yörükhan’dan yaptığı bir aktarma ile lohusanın yanına Kur’an-ı Kerim konulmadan evvelki dönemlerde, Şamanlıkta kızların ve lohusaların koruyucu ruhu olan Ayızıt’ın resminin konulduğu belirtmektedir[11].

Ayısıt-Ayııhıt Hatun /Ayzıt Hatun hakkında bilgi verirken C. Beydilli, “Yakutlarda çocukların koruyucu ruhu olarak bilinen, çocuğa can veren ve yeni yeni doğmuş kadının yardımına gelen mitolojik varlık.

Eski Şamanların mitolojik inanışına göre gökte Süt Gölü vardır. Güzellik İlahesi Ayıısıt bu gölden bir damla su ve süt getirip dünyaya yeni gelmiş çocuğun ağzına döker. Bu damla, çocuğun ruhu ve canı olur. Böylece de “Ayısıt” ın gücü sayesinde, hayatın devamlılığı temin edilir.

İnanışa göre Ayısıt hamile kadın doğum arifesinde iken, göze görünmeden gökten inip gelir ve hamile kadının doğum ağrılarını hafifletmek için, onun yanı başında durur. Çocuk doğduktan üç gün sonra da, yurdu terk edip gider.”[12] Denilmekte ve Beydilli’nin eserinde Ümay Ana Kültü ile Ayızıt Kültü’nün ortaklıkları üzerinde de durulmaktadır.

Konunun dışına fazla çıkmadan Umay Ana Kültü ile Fatma Kültü’nü ilişkilendiren, doğum yapan annelerin doğumunu kolaylaştırdığına inanılan Fatma Ana Otu’na Meryem Ana Otu’da denildiği tespit eden çalışmaların da olduğunu, dinlerin ismi değişmiş olsa da, halk inançlarında, inanç devamlılığının devam ettiğini açıklamış olalım[13]

Halk inançlarında yaşamakta olan bebeğin ağzının sulandırılmış anne sütü ile veya zemzem ile ıslatılması şeklinde uygulamalar hatırlıyoruz. Keza zemzem ölümde son nefesten evvel de ölecek şahsın ağzına damlatılmak istenir. Bu konu, bize göre eski Türk inançlarının bir devamı, bağlamında irdelenmeye değer bir husustur.

Yörükhan’ın Şamanlığın ilk dönemlerinden bahisle, lohusanın yalnız bırakılmaması inancının cinler tarafından bebeğin değiştirilebileceği, lohusanın ‘iyi saatte olsunlar’a karışabileceği inancı ile ilgili olabileceğine dair açıklamaları, bize sahiplenilmek inancını hatırlattı. Kara iyeler insanoğlunu veya ona ait bir nesneyi sahiplenebilmektedirler. Ayrıca sahiplenme inancı gibi bir de basmak-basılmak inancı vardır. Bu inancın içeriğine göre basan insan, hayvan veya bitki basılana zarar vermiş olmaktadır. Halk inançlarındaki kırkların karışması şeklinde gerçekleşen inançtaki kırklılardan birisi diğerini basabilmektedir.

Bu dönemdeki korunma yöntemlerinden birisi de Çöre Otu’dur. Bu otun olduğu yerlere kara iyelerin giremeyecekleri inancı vardır.  Lohusanın Yedi Yatağı kalkıncaya kadar dikiş dikilmez, lohusa bebeğinin banyo suları bu sular ve onlardaki kan vasıtasıyla anne ve bebeğine kem güçler, fena ruhlar, kara iyeler, cinlerin zarar verebilecekleri yere dökülmez.[14]

Anadolu Türk halk inançlarında cenaze çıkan evin bütün suları dökülür, cenazenin suyunun kaynatıldığı kazanda su bırakılmaz, bazı yörelerde o evin duvarları belirli bir seviyeye kadar silinir. Amaç Ölüm Meleği’nin kılıcından sıçrayabileceğine ihtimal verilen kanların temizlenmesidir[15].

Ulu kişilerin abdest suyu, kırk suyu ve benzeri özel suların gelişi güzel dökülmemeleri, temiz yerlerin seçilmesi, gün battıktan sonra dökülmeleri gibi inançların olduğu da bu kapsamda ele alınabilir.

Kasımova’nın lohusa kadına kedinin yaklaşmaması gerektiği tespitine dair açıklaması bizim ilgili düşüncelerimize yeni bir boyut getirmiştir. Esma Şimşek’in çalışmalarından hareketle yapılan açıklamada Al Karısı’nın lohusanın yanına değişik suretlerde geldiği, bazen yakın akraba, bazen çirkin bir kadın, bazen kedi, köpek, keçi, kelle vs şeklinde görünebildiğine yer vermektedir[16].

Kara iyelerin yaradılışlarından ‘don değişme’  özelliğine sahip oldukları bilinmektedir. Bunlar arasında çocuk veya tabut donuna girme de vardır.[17] Biz kırkı çıkmamış lohusanın yanına taze etle girilmemesi inancını o etin ait olduğu hayvanın ölümünün, kesilmesinin üzerinden kırk gün geçmediği için kırkının çıkmaması ve buna bağlı olarak da hayvanın kırkının, lohusa ve bebeğini basabildiği, inancı vardır. Keza cenazeden dönen kimsenin de lohusa ve bebeğinin yanına hemen girmesi uygun görülmez. Biz bu hususu da keza ölen şahsın kırkının çıkmamış oluşu ile izah etmeğe çalışıyorduk.[18]

Kediler, kara kediler, ağzı mühürlü kedilerin etrafında oluşmuş inançlar vardır. Bilhassa kedinin cenazenin üzerinden atlaması, onun cenazenin bulunduğu odaya girmesi kesinlikle istenilmez, iyiye yorumlanmaz.

Bebeğin ilk gittiği evden eli boş çıkarılamaması, bilhassa yumurta verilmesi, kırk suyuna yumurta konulması uygulaması Anadolu halk inançlarındaki yumurta ilgili inançlar arasındadır. Dobruca Türklerinde, kırk çıkarma işleminde kırk suyuna kırk kaşık ve kırk yumurta kabuğu konur. Okunmuş kırk yumurta suyu lohusa yıkanırken lohusanın başından aşağı ve bazı yerlerde de ayaklarına dökülür. Bu uygulama lohusa ve bebeğini, cin şeytan albastı ve Kayış Ayak olarak bilinen güç basmasın diye yapılır. Ayrıca yumurta nazarlıkta kullanılır, ilk tarla sürümünde öküzlerin anlına yumurta vurulur, Artvin’de yumurtanın kabuğu fenalık için yapılmış muskanın, kara büyünün içine konulur ve bu muska gül ağacının dibine gömülür. Anadolu’nun Heloyi Aşiretinde ayağı basamayan çocuk kalbura konur ve bu hali ile 7 ev gezdirilip yumurta toplanır ve bu esnada “baş gelip ayak ister” denir. Toplanılan bu yumurtalar çocuğa yedirilir[19].

Bu tür bulguları çoğaltmak kolaydır. Amasya Dere köyünde Nevruz’da çocuklar şeker toplar yumurta ister ve ateşten atlarlar. Yumurta isterken “yumurta verenin oğlu olsun vermeyenin kızı olsun” derler[20].

Halk inanmalarında yumurta zürriyeti çoğaltmayı anlatır da neden Azerbaycan rüya tabirlerinde yumurta derdi tasayı ifade eder. Bu inanç Anadolunun bazı kesimlerinde de vardır. Türk kültür coğrafyasında rüyada tavuğun yumurtladığını görmek, gören kimsenin bir çocuk sahibi olacağı şeklinde yorumlanır.[21]

Kırk sayısının oluşumu konusundaki Ramazan Gafarlı’nın ilk insanın saymayı yeni öğrenmesi döneminde bir ölçü olarak belirdiği şeklindeki izaha katılmak fazla mümkün değildir. Neden on değil de kırk sorusunu akla getirir. Kırk bütün dinî kültürlerde yer alırken hayatın doğum, evlilik ve ölüm gibi dönüm safhalarında yer alması bazı açıklamalarda da yer aldığı gibi ruh konusu ile ilgili olmalı. Doğumun kırkıncı günü ceninin rahimde ruhlanması, evliliğin kırk gün kırk gece şenliklendirilmesi, iki ruhun ortak buluşması, ölümün kırkının ruhun bedenden ayrılıp belirli bir süreçten geçmiş olması gibi izah edilebilir.[22]

  1. Kasımova’nın gökyüzü hareketleri ile ilgili inanç tespitlerine henüz derlediğimiz bir bilgiyi eklemek yararlı olabilir. Yozgat’ta yaşamakta olan bir inanca göre, şimşek çakınca “Bismillah, Bismillah, Bismillah” denilmelidir. Zira şeytan, cinler besmeleden korkar kaçar, bulundukları yerden uzaklaşırlar İnanca göre şimşek çakmakla amacı cezalandırılması gereken şeytanın öldürülmesidir. Şeytan da korunmak ve saklanmak için insanoğlunun arkasına saklanmak isteyebilir. Şeytanı hedef alan Tanrının şimşeğinden, yıldırımından korunmak için şeytanın uzaklaştırılması icap eder, yıldırımdan korunmuş olmak için besme getirilir[23].

Karakas halk inançlarındaki ateşin ıslık çalmasının, uzaktan bir yolcu geleceği, ateşin gece ıslık çalmasının, aza “şeytan”ın daveti anlamına geldiği önlenmesi için “artış” otundan bir parça ateşe atılması gerektiği şeklindeki İnan’dan yapılmış aktarma da kafamızdaki bir soruya cevap oldu[24].

Rahmetli annem ve eski büyüklerimiz bizi uyarlar ve “evde ıslık çalma şeytanları eve toplayacaksın, kapalı yerde ıslık çalınmaz iyi değildir şeytanlar toplanır.” Derlerdi.[25] Şeytan ve ıslık bağlantılı inançların kaynağını daha rahat izleyebiliyoruz.

Od/ateşin sönmemesi gerektiği inancı Kaşkayi Türkleri arasında çok canlı bir şekilde yaşamaktadır. Evlenip, ata otağından ayırılan erkek evladın donatılan otağına ata ocağından alınmış od hiç söndürülmeden götürülür ve yeni ocak bu od ile tutuşturulur[26].

Halk inançlarında kül etrafında oluşan inançların od kültünün bir devamı olduğu inancını Türk kültür tarihinden de takip edebiliyoruz.  Kül Tigin, ailenin en küçük erkek evladı olduğu, aileden kendi ocaklarını kurmak üzere ayrılan büyük kardeşlerden sonra, anne ve baba ile birlikte yaşayarak ata ocağının tütmesinin, sönmemesinin bu şekilde sağlandığını biliyoruz[27]. Bu tespit A. Temir’a aittir[28]. Anadolu’da bu uygulamanın Tahtacı Türkmenlerinde de devam ettiği bilinmektedir[29].Anadolu halk inançlarında külle ilgili mahiyeti bu olan başka inançlar da vardır.[30]

Altay Türklerindeki dualardaki tasvirlerde ateş ruhu otuz ayaklı dişi bir ruh olarak ifade edilirken, Anadolu halk inançlarında, kırsal kesimde yağ eritilirken, kavurma yapılırken, kokunun doruğa çıktığı anlarda ateşe bir parçacık yağ atılır ve “senin payın al be mübarek” denir. Bu uygulama bir dönemin Sarıkamış’ta yaşayan Kuzey Kafkasya göçmenlerinde olduğu da bilinmektedir. Ocağın üzerinde pişirilecek bir şey olmasa bile içinde su bulunan bir tencere konulur, ondan çıkacak dumanlarla görünmeyenlerin adeta beslendiklerine inanılırdı.[31]

Ateş iyesinin iyesine yapılan bu saçı ile onun dostluğu kazanılmış olunur. Doğu Karadeniz bölgesinde ocağa koyulan odunlardan yanan yanmışlardır. Hiç yanmamış olanlar tekrar yakılmak için kullanılabilir. Kısmen yanmış odunlar artık yakılmak üzere ocağa konulmazlar. Onlara “sahipli” gözü ile bakılır ve sahipli işlemi yapılır. Onlar, adeta ateş iyesinin malı olmuştur.

Kayseri’de bu türden yarı yanmış oduna Öğseyi, Malatya’da Köseyi ve Yunanistan’dan göçmeni Türklerde mesela Yozgat’ta yaşayanlarda ise İyesi denilir[32]. Anadolu halk dilinde hanımlar için evin sahibi anlamında evin İyesi denir.

Yoğurt, sirke, yumurta gibi mayalanan tuz, ateş gibi koruyuculuğuna inanılan nesneler bilhassa akşam güneş battıktan, şer vakti başladıktan sonra eşikten çıkarılmaması inancı Anadolu Türk kültür coğrafyasında da vardır[33].

Süpürge ve süpürme ile ilgili inançlar da bir yumak oluşturmuştur. Akşam koma gelen koyunun sırtına sırtında kar yığılmış olsa dahi süpürge vurulmaz. Merzifon’da olduğu gibi bazı yatırların türbelerinde şifa aracı olarak kullanılan özel süpürge vardır. Cenazenin ardından ev süpürülmez. Keza misafirin ardından da ev süpürülmez. Süpürülen evin çöpü gece dışarı atılmaz. Süpürge kime değer ise ona iftira atılacağına inanılır, korunmak için süpürgeye “tu tu tu” demelidir[34].

Anadolu halk inançlarında da ayna etrafında bir yumak oluşmuştur. Kırık ayna kullanılmaz. Gece aynaya bakılmaz Kırklı çocuk ve annesi aynaya baktırılmaz. Cenaze evinde ve Kur’an okunan salonda aynalar örtülür veya ters çevrilir. Aynadan yararlanılarak fal bakılır Bebek belirli bir yaşına gelinceye kadar aynaya baktırılır ise gözlerinin şaşı olacağı inancı da çok yaygındır [35].

Bildiride yer verilen saçın saçılmayacağı, uygun bir yere sokulması veya yakılması gerektiği inancı Batı Türklüğünde çok yoğundur. Saç da tırnak da savrulmaz. Bu uygulamanın sebebi farklı söylencelerle izah edilir. Şaman inançlı Nadya Yoğuşova’nın bu konudaki açıklamasına göre kişioğlunun kutu saç ve tırnaklarının dibindedir. Bazı İslami kesimlere göre insanlar tekrar bedenlenince, bütün organları ile birleşince saçlar ve tırnaklar da gerekecektir[36].

SONUÇ:

Kasımova, bize göre bu çalışması ile Türkçe ve diğer dillerden ana dilli halkların inançları ile araştırmacıyı tanıştırmıştır. Ayrıca Anadolu Türk halkbilim araştırmacısının bu konuda Rusça yayınlanmış araştırmaları yakından takip edemediği gerçeği bilinirken bu ihtiyacı da büyük ölçüde karşılamıştır.

Bu çalışmada yer alan bu tür ortak objeleri ve onların etrafında oluşmuş inançları artırmak zor değildir. Bununla birlikte bu minval üzere çalışmalar artırılmalıdır. Bulguların kimliklendirilmeleri, aidiyetleri belirleyebileceği muhakkaktır.

Bizi, yapmış olduğumuz böylesi bir çalışma yöntemine yönlendiren husus, kültür şölenlerinde halk kültürü bildirilerinin tartışılmalarına yeterli zaman ayrılamamış olmasıdır. Bu itibarladır ki, bilgi şölenlerinde tartışmaya ayrılan süreler uzatılabilmelidir. Bunula da yetinilmeyip, her bilgi şöleni birkaç çalıştay çalışması ile taçlandırılabilmelidir. Kültür şölenlerinin değerlendirme oturumlarında, ilgili disiplinler arası koordinenin ne nispette sağlanabildiği ve ayrıca halkbilimi içerikli bildirilerle, alınabilen mesafe ölçülebilmelidir. Biz bu irdelememizle belirtilen bu ihtiyacı örnekleyerek açıklamayı amaçladık

 

[1]Dr. yasarkalafat@gmail.com  www.yasarkalafat.info  Halk Bilimi Araştırma Kültüre ve Strateji Derneği

[2]  Fidan Kasımova, “Yozgat’ta Halk Kültürü ve Onda Eski Türk Folklorunun İzleri”, Uluslararası Bozok Sempozyumu, 05-07 Mayıs 2016 Yozgat

[3] Mevlüt Süleymanlı, Göç, İstanbul, 1990

[4]Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halkların Halk İnançlarında Geçmişten Günümüze Kişioğlu, Berikan Yayınevi, Ankara, 2015

[5] Yaşar Kalafat, “Van Gölü Havzası Örnekleri İle Türk Kültürlü Halklarda Tuz İnancı”, Türk Halk İnançlarında Beslenme, Berikan Yayınları, Ankara, 2012,s. 73-99

[6] Yaşar Kalafat, “Kocaeli Halk İnançlarının Kök Hücreleri ve Kızıl İnancı”, Uluslararası Gazi Süleyman Paşa ve Kocali Tarihi Sempozyumu III, 25-27 Mart 2016 Kocaeli

[7]F. Kasımolva, a.g.e.

[8] Yaşar Kalafat, “Kocaeli Halk İnançlarının Kök Hücreleri ve Kızıl İnancı”, Uluslararası Gazi Süleyman Paşa ve Kocali Tarihi Sempozyumu III, 25-27 Mart 2016 Kocaeli

[9] F.Kasımova.g.e.

[10] Yaşar Kalafat, “Türk Kültürlü Halklarda Mitolojik Dişi İyeler/Ruhlar” Türk Kültürlü Halklarda Mitler, Berikan Yayınevi Ankara, 2012, s.181-211

[11]Y.Z.Yörükhan, Müslümanlıktan Evvel Türk Dinleri, Şamanizm, Yol Yayınları, Ankara, 2005

[12] :Celal Beydilli, Türk Mitoloji Ansiklopedik Sözlük, Yurt Kitap Yayın, Ankara, 2004, s. 77-78

[13]Yaşar Kalafat, “Fatma Ana Kültünden Gök Tanrı İnanç Sistemine”, Türk Kültürlü Halkların Halk İnançlarında Geçmişten Günümüze Kişioğlu, Berikan Yayınevi, Ankara, 2015, s. 187-215

[14] Y.Z.Yörükhan, Müslümanlıktan Evvel Türk Dinleri, Şamanizm, Yol Yayınları, Ankara, 2005

[15] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Ölüm, Berikan Yayınevi, Ankara, 2011, s. 31, 88, 133, 150, 161

[16] https://merakedilenler.wordpress.com/2009.7.22/al-basti-ve-al-karisi

[17] Yaşar Kalafat, “Halk İnançları-tasavvuf-Mitoloji Kavşağında (Buta-Aşk, Taş Kesilme-Âlem Değişme” Alkış Bitiği Kemal Eraslan Armağanı, Ed. Bülent Gül, Ankara, 2015, s. 85-96

[18] Yaşar Kalafat, “Türk Kültürlü Halklarda Mitolojik Dişi İyeler/Ruhlar” Türk Kültürlü Halklarda Mitler, Berikan Yayınevi Ankara, 2012, s.181-211

[19]Van Çevresi örnekleri İle Türk Kültür Coğrafyasında Yumurta İle İlgili İnançlar”, Türk Halk İnançlarında Beslenme, Ankara, 2012, s. 101-123

[20] Yaşar Kalafat, “Van Çevresi örnekleri İle Türk Kültür Coğrafyasında Yumurta İle İlgili İnançlar”, Türk Halk İnançlarında Beslenme, Ankara, 2012, s. 101-123

[21] Yaşar Kalafat, “Van Çevresi örnekleri İle Türk Kültür Coğrafyasında Yumurta İle İlgili İnançlar”, Türk Halk İnançlarında Beslenme, Ankara, 2012, s. 101-123

Yaşar Kalafat, “Halk İnançları İtibariyle Doğu Anadolu ve Orta Toroslarda [22]  Kırk Motifi”, 3. Alanya Tarih ve Kültür Semineri (12-13 Kasım 1993) Tarih ve Kültür Seminerleri, Alanya, 1995, s. 265-270

[23] Kaynak kişi; Reşat Genç

[24] Abdulkadir İnan, Tarihte ve Bugün Şamanizm, Türk Tarih Kurumu Basımevi Ankara, 1954, s.67

[25] Yaşar Kalafat,  Türk Kültürlü halkların Halk İnançları, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Berikan Yayınevi, Ankara,2010,

[26] Yaşar Kalafat, “Kaşkay Türkleri”, Balkanlardan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları II, Berikan Yayınevi, Ankara, 2007, s.13-48

[27] Yaşar Kalafat,  Türk Kültürlü Halkların Halk İnançları, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Berikan Yayınevi, Ankara,2010, s. 184, 188

[28] A. Temir, “Türkçe Kül-Tigin ve Mogalca Otciğin Adları İle İlgili Tartışmalar üzerine”, Şükrü Elçin Armağanı, Ankara, 1983, s.293-296

[29] Yaşar Kalafat, “Bayındır Yakapınar Tahtacı Köyü halk İnançları ve Dede Sinan Kahyaoğlu İle Söyleşi”, <www.yasarkalafat.info>

[30] Yaşar Kalafat,  Türk Kültürlü halkların Halk İnançları, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Berikan Yayınevi, Ankara,2010,S. 190

[31] Yaşar Kalafat, a.g.e.

[32] Kaynak Kişi: Rafet Genç

[33]Yaşar Kalafat, “Akşehir Örnekleri İle Türk Kültürlü halklarda od/Ocak/Ateş İyesi” Türk Kültürlü Halklarda Karşılaştırmalı Halk İnançları, Berikan Yayınevi, Ankara, 2009. S. 9-13

[34]Yaşar Kalafat, “Antalya Yöresi Örnekleri İle Türk Kültür Coğrafyasında Süpürge İnancı”, Türk Kültürlü Halklarda Karşılaştırmalı Halk İnançları, Berikan Yayınevi, Ankara, 2009, s. 43-55

[35] Yaşar Kalafat, “Halk İnançlarında Hususiyle Tahtacılarda Ayna”, 1. Akdeniz Yöresi Türk Toplulukları Sosyo Kültürel Yapısı (tahtacılar) Sempozyumu (26-27 Kasım 1993 Antalya) Kültür Bakanlığı Halk Kültürlerini Geliştirme Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara, 2008, s. 237-242

[36] Yaşar Kalafat, Balkan Türklerinden Örneklemeler İle halk İnançlarında Saç”, Erciyes, Ocak 2003, S.301, s. 15-16