AZERBAYCAN-TÜRKİYE KÜLTÜR İLİŞKİLERİNDE

                 MİTOLOJİ ÇALIŞMALARININ YERİ VE ÖNEMİ[1]

 

Yaşar Kalafat[2]

 

 

 

GİRİŞ:

Bu çalışmada, Azerbaycan ve Anadolu Türk kültür çevrelerin mitoloji ve halk bilimi çalışmalarına örneklemeler yapma düzeyinde değinilip mevcut durum ile duyulan ihtiyacın karşılaştırması yapılmaya çalışılmıştır.

Konunun seçiminde, Aynı kaderi paylaşan Türkiye ve Azerbaycan’a karşı zaman zaman değişen dengelere rağmen, Rusya ve bilhassa Batı ve İran tarafından bir kültür savaşı sürdürüldüğü görüşümüz yol açmış ve bu konuya da yer verilmiştir.

Kültürel kimlik ve bölge coğrafyasının ilk halkı olma mahiyetli bu savaşta mitoloji çalışmaları ve onun kaynakları önem arz etmektedir. Hal bu olunca yazı kapsamına bu konular da alınıp, Türkiye–Azerbaycan ortak çalışmalarına ve bu çalışmaların özelliklerine de yer verilmiştir.

METİN:

Azerbaycan ve Anadolu Türklüğünün uluslararası ilişkilerde kaderi adeta ortak yazılmıştır. Bu ortaklık genelde Türklüğün kaderde ortak olması, özelde batı Türklüğünün kader birliğinin bir sonucudur. Azerbaycan ve Türkiye söz konusu olunca bu teşhis daha netleşir. Bu teşhis Kafkasya ve Anadolu merkezli daha bariz bir özellik arz eder. Batı Türklüğü Avrupa Türk Coğrafyasında batı yayılmacı tutumları karşısında başı sıkışınca soluğu doğal olarak Anadolu’da, Kafkasya ve bilhassa Güney Kafkasya Türklüğü, soydaş ve akraba toplulukları ise Ahıska ve Karabağ Türkleri örneklerinde de olduğu gibi Azerbaycan’da almıştır. Türklük doğal olarak Azerbaycan ve Anadolu siyasi hudutları ile sınırlı kalmamıştır.

Türklük, Azerbaycan’da ve Anadolu’da Türk kültürlü olmakla ifade edilir. Türk kültürlü olmak soydaş ve akraba topluluk mensubu olmakla anlamını bulur. Her iki Türk coğrafyasında bu kapsama giren halklara Azerbaycan ve Anadolu’da Türklük kapılarını açık tutmuştur Batı emperyalizminin I. Körfez Çıkarması ile başlayan bölge halkını yerinden yurdundan etme girişimi sonucu Anadolu Türklüğünün almaya devam ettiği göç bu teşhisin kanıtıdır. Nitekim Azerbaycan da gerek Karabağ ve gerekse Ahıska Türklüğü konularında yurdunu soydaşlaarına açarak aynı tutumu sergilemişdir.

Türklük karşıtı olmak büyük ölçüde din merkezli olmuştur. Batı, Avrupa, Balkanlarda Türksüz biz coğrafya isterken İslamsız bir coğrafya istemini dile getirmiştir. Bu strateji sürekli olarak sürdürülmüş, Aralarındaki Hıristiyan mezhep farkına rağmen Slav Türk ihtilafının özünde de büyük ölçüde din farklılığı ihtilafı vardır.

Türklük, Farslık karşısında da gerek Anadolu’da ve gerekse Güney Kafkasya’da aynı kaderi farklı zeminde yaşamıştır. Bu zemin ilkel ırkçı zemindir. İhtilaf oluşturucularca, Türkler Turani, Farslar Arî ırk kapsamında mütalaa edilmişlerdir. Bu ihtilaf ortamında Farslar ve Hristiyan Avrupa aynı ırkî grup içerisinde ortak siyasi kader oluşturmuşlardır.

Fars Millî kimliği; İranlılık+Farslık+Şii-Caferî İslam olmak özelliği ile siyaset yaparken, Selçuklu Türklüğünü resmi dil faktöründen hareketle İranlılığın bir tezahürü olarak görmek istemiş, Kuzey Azerbaycan’a da, kadim İran Fars Yurdunun dışarıda bırakılmış parçası olarak bakmıştır.

Bu genel tablo içerisinde umumi anlamda Anadolu Türklüğü kıskaç altına alınırken, özelde mitoloji-arkeoloji ve sanat tarihi çalışmaları ile de sarmala alınmıştır. Özellikle Anadolu insanının kültürel kök hücreleri Yunan mitolojisi ile temellendirilmiştir.

Benzeri bir sarmal da Türkler için Fars kültür stratejilerinden hareketle Anadolu ve Azerbaycan’da yaşatılmaktadır. Azerbaycan ve Anadolu’da iki binli yıllarla birlikte yoğunlaştırılan Zerdüşizm din kültürünün canlı tutulması arayış ve uygulamaları, giderek Azerbaycan ve Anadolu’yu da kapsayan İran mitolojik etki alanını oluşturma dönemini doğurmuştur[3].

Bu kültür stratejisinin açılımına göre Anadolu ve Azerbaycan mitolojik geçmişinin Altaylar ’da aranması, devamlılık arz ettiği izahı üzerinde durulan İran mitoloji tezine güç kazandırır.

Bu noktada Azerbaycan ve Anadolu Türklüğünün İslamiyet’ten evvelki bölge tarihindeki yılları asarları ile birlikte önem kazanmaktadır. Bunun için olmalı ki, Türkiye ve Azerbaycan’dan alanda yapılan çalışmalar yoğunlaşmıştır[4].

Biz çalışmamızda, çizilen genel toplada içerisinde mitoloji üzerinde birkaç spot noktadan hareketle duracağız

Batı Türklüğünün Anadolu ve Azerbaycan’da derin tarihi geçmişinin alındığı batı Türklüğü mitolojisinden hareketle oluşturulan tezlere karşı bizce en gerçekçi izah şekli, kültürle göçün doğal olarak mitoloji içerikli kültürü de içermesidir. Mitolojinin yaşanılan zamanda temsilcisi, halk kültürü, halk inançları kültürüdür. Yaşayan halk inançları kültürünü izah edilebildiği nispette, batı Türklüğünün Anadolu ve Kafkasya’da kök hücrelerinin mevcut olduğu ve derin olduğu anlatılmış olur.

Anadolu ve Azerbaycan halk kültürü bu arada halk inançları kültür çalışmaları sürdürülürken, halk inançları mitoloji bağlantısı noktası ihmal edilmektedir. Aynı ihmal yüksek tasavvuf-halk inançları/halk tasavvufu bağlantısı bakımından da yaşanmaktadır. Bize göre; mitoloji-tasavvuf-halk inançları bağlantısı çalışmaları, Batı Türklüğünün kültürel strateji senetlerini oluşturur.

Halk sofizmi söylemi, alanın bazı saygın araştırmacılarına yeterince anlatılamamış olduğu kanaati uyanmaktadır[5].

Halk sofizmi, yaşanılan günün halk inançları, arkaik dönemden günümüze süzülüp gelen yuvarlanarak kartopu gibi büyüyen, yuvarlandığı için yosun tutmayan çakıl taşı gibi küçüle de bilen, şekillenen inanç yumağının aldığı biçimin, içeriğin adıdır. Hangi inançtan, hangi zamandan ve ne şekilde etkilenmiştir? Hangi yenilikleri, ayrılıkları ve aynılıkları içerdiğini tespit edebilmek için, yumağı tersine sarabilmek, inanç katmanlarını aralamak gerekir.

Tanrıoğlu kavramından hareketle; destan kahramanı, hükümdar, peygamber, şaman ilişkilendirmesi yapılırken, ilişkilendirmeği önemsiyor[6] ve fakat sadece ve muhakkak sözlü edebiyat verilerinin esas alınması ile yetinilmesini biz şahsen yeterli bulmuyoruz. Konuya henüz yeterince hulul etmemiş olmakla birlikte, Evvela bize göre Tanrıoğlu sözcüğünden ziyade, belki de Tanrısal Oğul tanımı üzerinde mi durulabilmelidir. Bu tanım amaca daha uygun bir seçim olabilir. Tanrıya oğul atfetmek tanrıya bir aile kurdurmaktır. Her devir ve her bölgeye göre değişebilen Tanrı ailelerinden bahsedilebilecektir. Bu hal, esmaları farklılık gösterebilen çok sayıda tanrı anlayışı sonucuna götürecektir. Bütün destan kahramanlarının tanrısal bir boyutları var ise, onların bu durumları, kut bulmuş olmak ile izah edilebilmektedir. Destan kahramanının veya mitolojik değer içeren kişilerin arasındaki kardeşlik bağı onlara verilmiş olan kut ortaklığı ile açıklanabilir. Tanrı ile olan bağlarındaki ortak payda kuttur. Bunlar kendi statülerinde adeta tanrıdaştırlar. Tanrı Ülgen’in kızlarından bahseden bazı mitolojik verilerdeki bulgular, kut verilmiş aileyi, bir anlamda “Ehli Beyt” anlayışı ifade etmiş olabilirler. Bulguların bu şekilde anlamlandırılmaları de pekala mümkündür.

Bu noktada, halk inançları-Sünnetullah bağlantısı göz ardı edilmemelidir. Mealen, hiçbir toplumun ilahî tebligatsız bırakılmadığı, her topluma kendi ana dili ile tebligat yapıldığı, tebligat almamış toplumun sorumlu tutulmayacağı hükmünü içeren ilahî buyruk, araştırıcıya, tebligatçı sayısınca tebligatı ve tebligatların oluşturduğu inanç katmanlaşmasının olduğunu düşündürmelidir.

Batı mitoloji anlayışında semavî dinlerin efsaneleşen bilgi bakiyeleri ile mitolojik verilerin soyutlanmaları oldukça zordur.

Türkiye ve Azerbaycan’da halk inançları çalışmaları yapılmaktadır. Bunlar Azerbaycan Bilimler Akademisi Millî Folklor Enstitüsü’nce alanı şifahi bilgiler itibariyle taratma şeklinde sürdürülmektedir. Bunlar hedef belirleme ve hasılayı ölçebilme bakımlarından ciddi ilmî çalışmalardır. Türkiye’de Kültür Bakanlığınca bir dönem sürdürülen Türk Folklor Araştırmaları[7] ve Türk Folklorundan Derlemeler[8]        çalışmalar bu özelliği taşıyan farklı formatlı çalışmalardı. Maalesef kültürel kimlik algılayışına paralel olarak bu etkinlikler durduruldular. Anadolu ve Azerbaycan Türk kültür coğrafyalarında arkeoloji çalışmaları, millî geçmişin tarihlendirilmesi çalışmaları itibariyle paralellik arz etmiştir. Ancak her iki ülkede anılan disiplinlerin birlikteliği anlamında sürdürülen çalışmaların birkaç örnekten öteye ses getirebilen varlık gösterdikleri pek söylenemez.

Türkiye’de sürdürülen halk kültürü içerikli çalışmalarda, ihtiyaç duyulan anlam ve ciddiyette lisansüstü çalışmaların disipline edilebildikleri de pek söylenemez. Konuların seçiminde tekrara kaçılmaması gibi hususlarda YÖK’te bu çalışmalara üst karargâhtık yapılabilmektedir. Ancak beklenilen ve ihtiyaç duyulan bunun ötesinde amaç-araç ilişkisi bilinci gerektirmektedir.

Kültür şöleni tarzında sürdürülen çalışmalarda, halk kültürü çalışmaları da yer bulabilmektedir. Ancak bu türden itibar ve itina sempozyum değerlendirmelerinde ve sempozyum değerlendirmelerinin Türkiye geneli bakımından yapılamamış olan değerlendirmeler olmaları nedeniyle, çok kere ‘yerinde sayma’ noktasını aşamamıştır.

Zaman zaman alan çalışması sonuçlarının hasılası iller, bölgeler bazında kültürel kimlik çıkışlı değerlendirmeleri yapılmış ve bu uğraşa son dönemde Türk elleri arasındaki alan çalışması hasılaları birlikte masaya yatırılabilmiştir. Mesela Bakü ile Bolu’nun düğün manileri çalışma sonuçları karşılaştırılması yapılabilmiştir. Ancak bu tür çalışmalar hiçbir zaman uzun vadeli büyük hedeflerin yolunu aydınlatır mahiyette olamamış, maalesef çok kere heves ve özenti düzeyinde kalmışlardır.

Türkiye ve Azerbaycan halk bilimi çalışmaları birliktelik, ihtiyaca uygunluk bakımlarından bu düzeyde iken izlenebildiği kadarı ile İran’da bu alanda yapılan, yaptırılan çalışmalar daha kontrollü, daha bilinçli ve daha koordineli olmuştur, olmaktadır.

Bir örnek vermiş olmak adına şu açıklama yapılabilir. Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzlerini arama çalışmaları kitaba dönüştürüldükten sonra, her yeni baskısında karşılaştırma yaptığı Anadolu coğrafî kesin ve genel Türk kültür coğrafyasından bölge sayısı da artırılmak istenmiştir. Bir taraftan Kuzey ve Güney Azerbaycan, Irak, Anadolu halk inançları münferit çalışmalar halinde sürdürülürken, bu kültür coğrafyasının paftalarının birleştirilmesi çalışmaları da yapılmaya başlanılmıştır. Bu proje ile Eski Türk İnançları başlığı altında derlenen halk inançlarından kült oluşturanlarının tespiti yapılmaktaydı. Bu kültler arasında bölgeler arassında ve genel Türk kültür coğrafyasında kod oluşturanları ilişkilendirilmekteydi. Bu çalışmalarda yapılmak istenilen aynı zamanda yaşayan kültürün mitolojik boyutunu tespit etmek olduğu Türk kültür stratejisti tarafından maalesef fark dahi edilememiştir.

Bu tespite paralel bir gelişme de İran kültür stratejistleri tarafından sergilenmiştir. Anadolu, Kuzey ve Güney Azerbaycan, Irak coğrafyasını, İran tarihinin, tarihî coğrafyası olduğunu anlatan çalışmalarında bu tarihî derinlik, yaşanılmış ve yaşanmakta olan kültürün halk kültürü-mitoloji bağlantısından hareketle sahibi olunduğu İran stratejistlerce gösterilmek istenmiştir. Bu çalışmada Türkiye’de kurulmasının önemi üzerinde durulan halk inançları- mitoloji–tasavvuf bağlantısı, İran medeniyeti adına, binlerce yıllık bir tarihî maziden yola çıkılarak kurulmak istenilmiştir.

Türkiye ve Azerbaycan kültür stratejistleri her iki ülkenin ortak hedeflerine rağmen ülkelerindeki stratejik arayışları izleyemedikleri gibi bu gelişmelerin izlenildiğinin de izleyememektedirler.

Bu açıklamada altı çizilecek husus Türkiye’de halk inançları alanında yapılan çalışmaların sofistik boyutunun olmayışı, bu ihtiyacın giderilmesi gerektiğinin anlaşılmayışı ve bu ihtiyacı duyup uğraş veren çalışmaların farkında olunamaz iken, Türkiye ile gizli açık kültür savaşında olan ülkelerin de bilinememiş olmasıdır.

Türk halk inançlarının, belirtilene ilaveten bir de özelde sofistik boyutu olduğu gibi, Türk halk inanç sofizmi ile Türk mitolojisi sanıldığı veya iddia edildiği gibi felsefesiz de değildir. Türk halk inançlarının içerdiği konular ve konuların mahiyeti ile mitolojinin kapsamına giren konuların müşterekliği yok sayılamaz. Her iki disiplinin konu başlıklarını ve devamlılık arz ettiklerini ayrı bir çalışmamızda ele almayı düşünüyoruz.

SONUÇ:

Türkiye-Azerbaycan mitoloji çalışmalarının halk inançları kültürü bağları daha güçlendirilmelidir. Halk inançlarının Mitolojinin tasavvufî boyunu ile ilgili çalışmalar da yoğunlaştırılıp çalışmaların sofistik boyutu güçlendirilmelidir.

[1] Bu çalışma 12-14 Mayıs 2016 Tarihleri arasında Kastamonu Üniversitesi tarafından yapılan I. Uluslararası Türkiye Azerbaycan Münasebetleri Sempozyumu’na bildiri olarak hazırlanmıştır.

[2] Dr. yasarkalafat@gmail.com  Halk Bilimi Araştırmaları Kültür ve Strateji Merkezi, www.yasarkalafat.info

 

[3] Yaşar Kalafat, “Günümüz Türk Kültür Dünyasında Mitoloji Çalışmaları”, Türk Yurdu Şubat 2016, S.342, s. 69-76

[4] Yaşar Kalafat, “Halk Biliminin 40.yılında Türkiye Türkoloji’sine Stratejik Bakış”, VIII. Milletlerarası Türkoloji Kongresi, (30 Eylül-04 Ekim 2013,İstanbul) Bildiri Kitabı- III (Yayına Haz. Mustafa Özkan-E. Doğan), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi yayınları, İstanbul, 2014, s. 617-621

[5] Rövşen Alizade, “Türk Şamanlığı ve Epik Geleneğin ‘Tanrı Oğlu’ Motifi”, Türk Dünyası Araştırmaları, Şubat 2016, S. 220, s. 199-213

[6] Rövşen Alizade, a.g.m.

[7] Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türk Folklor Araştırmaları,(1949-1980), 366 sayı çıkmıştır,

[8] Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türk Folklorundan Derlemeler, 1980’li yıllarda yılda 2 sayı olarak çıkmıştır.