Gürcistan’ın Borçalı bölgesindeki Karapapah Türklerindeki yağmur duası ile Kars’ta yapılanlar tamamen aynıdırlar,

 

Godu Godu’yu gördün mü?

Godu’ya selam verdin mi?

Godu buradan geçende

Kırmızı don geydin mi?

Yağ yağmur,

 

Şeklinde söylenilen duadaki Godu, bazen Godi diye de geçer.

 

Yağmur Duası’nın mahiyetini biraz daha netleştirmek ve  Godi kelimesinin etimolojisine katkıda bulunmak adına Dedem Korkut coğrafyasının ana dili Türkçe olan halklarından Karaçay-Malkar’dan da örnekler verilebilir.. Karaçay Malkar Türklerinde 22–25 Mart günlerinde ‘Totur Ayı’uygulamaları yapılır. Burada Yeni Gün/Nevruz Bayramı değişik isimlerle bilinir. Bu aya Gollu, Gutan, Soban Toyu, Tegri Toy, Hordar, Erireg gibi adlar da verilmiştir. Bu dönemde Allah’tan bolluk ve bereket dilenir. Bunlardan en değerlisi Golu’dur. Bu bayramda halk iç içe dokuz halka oluşturur. Köyden saygın bir yaşlı eline boza veya şıra alır, daha sonra Şıbızga diye bilinen kaval ile davul eşliğinde Gollu Müziği çalınır, ellerle tempo tutulur. Bundan sonra sağa sola hareketlerle Gollu Duası yapılır.

 

Gollu duası;

 

Oyra Gollu, sen bereketli elli

Oyra Gollu, sen tahıl gönüllü,

Oyra Gollu sen güzel sözlü,

Oyra Gollu sen sarı kürklü

Oyra Gollu sen bereketli elli, şeklindedir.

 

Gollu’yu memnun etmek için at yarışları, güreşler, güzellik seçimleri, nişancılık, halat çekme, yağlı ipe tırmanma sporları yapılırdı.

 

Gollu dansını ilk önce yaşlılar oynarlardı, sonra kurbanlar kesilir, tarlalar için dualar edilir, dileklerde bulunulurdu., Soban Toyunda ilahiler okunur, tarlaların kutsal ruhu  Davle’den dilekte bulunulurdu.;

 

O, Davle tarla, tarla

Ustalığı çok Davle

Öküzlerimi koş Davle

Bir taneyi bin et,

Buzun taşı ufala

 

Tarlayı ilk sürecek ekinler süslenip onlara dua edilirdi. Soban Toyu’nun duaları Dedem Korkut’ta olduğu gibi alkış olarak bilinirdi.

 

Baharımız yağmurlu olsun

Sonbaharımız güneşli olsun

Kışımız karlı olsun

Ağıllarda hayvanlar olsun

Kovanlar balı olsun, denirdi.

 

Öküzlerin böğürmelerine göre, yazın nasıl geçeceği tahmin edilmeye çalışılırdı. Tahılın iyesi için, Altın Hardar Dansı yapılırdı. Bayramıma 3 gün sürerdi. (Hamit Malkonduyev, “Karaçay Malkar Türklerinde Nevruz Bayramı”, Nevruz, Ankara 1995, Sh. 189–191)

 

Gollu bu tespitte adeta kendisine bir takın yardımcı güçlerin de yardımcı olduğu etkin bir iyedir. Yağmur öncelikli bereket içerikli fonksiyonları olmakta ve mevsim başında da merasimleri yapılabilmektedir. Onun hayrını celbede bilmek adına çeşitli sportif faaliyetler gösterilebilmektedir. Onun duası duasının bestelenmiş şekli ve belki de bir anlamda ibadet olabilen dini dansları vardır. Yaşlı ve itibarlı şahsı burada da görmekteyiz. Halka sayısının 9 olması da benzerleri itibariyle bir ortak karakterdir.

 

Güney Türkistan, Kuzey Afganistan Türk kültür coğrafyasında yağmur duası/yağmur namazı mutlaka açık havada ve meskûn alanların dışında yapılır, kılınır. Yarma pişirilir. Yarma mahalle veya köy mescidinde pişirilmesi şartı vardır. Pişirilen yarma yemeği toplu halde yenir. Toplu halde yenilen yemeklerde, yoksullar da yedirilmiş olacağından bir saçı boyutu vardır. Bu bölgede de namaz şeklinde yapılan yağmur duasının yanı sıra folklorik dua da yapılır. Yağmur Gelini burada yerini erkeğe bırakmıştır. Bu iş için seçilen 6–15 yaşlarındaki erkek çocuk da, âdete yağmur damadı olmuştur. Bu cinsiyet tercihinde ataerkillik veya anaerkillik etken midir? Yoksa bölgede o yaşlardaki kız çocuğunun dolaştırılması uygun mu bulunmamıştır, bunu pek bilemiyoruz. Seçilen ve muhakkak yetim olması gereken bu çocuğun ismi ‘Şirala’ dır. Belki Aslan Ali veya ala Aslan’dır. Alla/Allahın Aslanı anlamına da gelebilen Şirala’nın boynuna bir kuşak bağlanır. Bu atkı veya kuşağın bir ucunu çocuklardan birisi tutar ve çocuklar kapı kapı dolaşarak,

 

Şir geldi ala geldi

Yağmur da ala geldi

Deh kanga(çiftçi) Huda verdi

Hannat dı evi köyü

 

Gibi parçalar okurlar. Ev halkı Şirala’nın üzerine su dökerler. Çocuklar evlerden pul/para alırlar ve daha sonra;

 

Komusgudik Kurgalap

Buda nedik Yorgalap

Azır gelsin başımıza

Devlet gelsin karşımıza,

 

Derler ve toplanan yiyecekleri kültür coğrafyasının sair yerlerinde olduğu gibi birlikte yerler, paylaşırlar.

 

Bu yöredeki bir diğer uygulama da “Çavlı/Kızek” inancıdır. Bu uygulama için bir yetim kız bulunur. Onun başına süzgeç tutulur. Bu süzgecin içinde pamuk vardır. Bir grup kız çocuğu da bezden bebek yaparlar ve kızlardan oluşan grup böylece evleri dolaşılır. Bu esnada dolaşılan evlerden süzgece su dökülür, pamuktan sızan sular yağmur gibi damlarlar. Böylece yağmurun yağacağına inanılır. Dolaşan kızlar dolaşma esnasında ev halkına;

 

Çavlı kızek nasak suda

Abe veren dava sıda

Cımcık gede tuşne suda

Yetim aka güşne sıda,

 

Derler. Batı Türkistan’dan Anadolu ve Azerbaycan’daki kalburun yerini güney Türkistan Kuzey Afganistan’da yerini süzgeç almıştır. Her ikisi de deliklidir ve üzerlerinden su dökülünce altta geçirirler. Her iki kesimde de yapma bebek dolaştırılır.

 

Şirala ve Çavlı Kızak uygulamalarında seçilen çocukların özellikle yetim olmalarına dikkat edilmiş olması, evvelce de belirtildiği gibi amaç, acıma hissine hitap etmektir. Bu, kuzuların meleştirilmelerinin başka bir uygulama şeklidir. (Yaşar Kalafat, Afganistan Türkleri, Özbekler-Türkmenler-Hazaralar-Afşarlar-Kazaklar ve Karşılaştırmalı Halk İnançları, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul 1994) Borçalı’nın Karapapah Türklerinde sağdıç ve soldıç yetim olan kimseden seçilmez. Yetime dula, kısıra, adeta Allah’ın cezalandırdığı kimse gözüyle bakılır.(Yaşar Kalafat, Balkanlardan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları II, Berikan yayınları, Ankara, 2007, sh. 85) Yağmur duası Türk kültürlü halklarda bir kültür kotudur. Batı Türk Kültür coğrafyası ile Doğu Türk kültür coğrafyasında konuşulan dilde farklılıklar görülebilse bile, inanç ve uygulama aynıdır.(Ş. Elçi, “Çömçe Gelin”, Türk Folklor Araştırmaları, 1968 S.225, sh. 4718) Eski inançlar üzerine giydirilmiş olan Muhammedi İslam giysisi de farklılık göstermemektedir.

 

 

 

Yada taşı ile sadece yağmur şeklinde yağışa değil, kara ve fırtınaya da müdahale edilebiliyordu. Buradan hareketle, diğer yağış türlerine de kısa değinmek uygun olabilir. Akşehir’de yağış dolu olarak yağdığında, dolunun durup, zararın artmaması için ailenin ilk çocuğu, ‘ben annemin ilkiyim derelerde tilkiyim’ der. (Ahmet Uğur, Akkışla, Ankara, 1980, s.38) Kars’ta ise aynı amaçla bu durumdaki çocuklar kapının veya camın önünde durup ‘ben anamım ilkiyem/ilkiyim ağzı kara tilkiyem’ derler. Karanın Türk kültürlü halkların halk inançlarında olumsuzu, uğursuzu, yası, istenilmeyeni de temsil ettiği bilinirken ‘Ağzı Kara Tilki’nin mistik bir boyutu olmalı. Ayrıca su-dere faktörü bu tespitte de devreye girmektedir. Halk inançlarında kişioğlu’nun bizzat kendisinden kaynaklanan bir etkinliği de vardır. Ailenin ilk çocuğu olmak, buluğ çağına girmemiş olmak, dul olmamak, kısır olmamak, haizli olmamak, kırkı çıkmış olmak,  erkek olmak gibi, nefsi temiz olmak, yetimlik gibi haller kişiye özel kuvve kazandırdığı inancı vardır. Mesela yağmur için toplanmış olup dereye sarkıtılacak olan taşları, ‘harama uçkur açmamış’ bir kimse besmele ile sarkıtmalıdır.

 

Samsun ve çevresinde yağış dolu olarak yağınca, dolunun durması için saç ayağı ters olacak tarzda kapının önüne konulur. Bu uygulama sağanak halinde yağan ve sele yol açabileceğine inanılan yağmurlar için de yapılır. Saç ayağı, hem demir ve hem de od/ocak kültü ile ilişkilendirilmektedir.Ters motifi burada da karşımıza çıkmaktadır. Bingöl’de dolu yağdığında, dolunun önüne, dışarıya bir demir parçası atılır böylece dolunun durup yağmura dönüşeceğine veya tamamen kesileceğine inanılır. Borçalı’da dolu yağdığı zaman durması için ezan çekilir/okunur.

 

Sivas yöresinde ’Kar yılı var yılı’ denir. Karın bereket simgesi olduğu bilhassa kışlık ekini yorgan gibi örtüp, koruyup, beslediğine inanılır. Ayrıca ‘Bir baş bir karlı dağ oldu’ ve ‘Allah dağına göre kar verir’ gibi Batıni yönü üzerinde de durulabilecek sözler vardır. Yine bu yörede ilkbaharda kaba yel çıkmayıp karı eritmekte gecikmiş ise, kara ölü muamelesi yapılır, cenazesi kılınır ve bu uygulama ‘Kar Cenazesi’ olarak bilinir. Kar kefene sarılır, Cuma namazından sonra niyet edilip cenazesi kılınıp defnedilir. Bu uygulama davulla zurna ile kaba yele karşı çıkmaktan daha az külfetlidir. Bir dönemler Sivas’ta yaşanan ‘Sel Seyri’ eğlencesini bir çocukluğumuzda Kars’ta kar sularının erimesi mevsiminden biliyoruz. Bu uygulamalar Nogay Türk kültür coğrafyasında da yaşamaktadır (Yaşar Kalafat, “Karşılaştırmalı Nogay – Türk Halk İnançları” Avrasya Etüdleri 2006 S. 29–30, Sh. 225–22). Sivas sözlü kültüründe;

 

Karakarga kuşumuz

Havuç şalgam aşımız

Kar küremek işimiz, şeklinde esprili ifadeler vardır. (Vehbi Cem Aşkun, SivasFolkloru I-II, 1000 Temel Eser, Sivas 2006, Sh.246–248)

 

Halk inanç kültüründe, Gök, gökte bulunan ve gökten gelen her şeyde az çok bir kutsiyet aranır, ona karşı saygılı ve çekinden davranılır. Bu inancın günümüzdeki yatay coğrafyasının, dikey tarihi bir geçmişi vardır. Yıldırım çarparak ölen kimsenin eşyaları ateşte temizlenirken, yıldırım çarpması sonucu ölen kimsenin cenazesinde bulunmuş bir Tatar Türkü hanın eşiğinden içeriye bir yıl giremezdi. Doğu ve batı Anadolu Türk kültür coğrafyasında, yıldırım düştüğü için yanan birçok ağaç, kutsal mekân olarak ziyaret muamelesi görür. Kafkas Türk kültür coğrafyasında, şimşeğin tanrının kırbacı olarak kabul edilmesi, şimşek çaktığı zaman salâvat getirilmesi, güneş tutulduğu zaman yapılan dini uygulamalar, halk inançlarındaki yağmur algılayışının tezahürleridirler.

 

Dolu, kar, şimşek, yıldırım gibi yağmurla ilgili olguların inanç boyutundan mecburiyetten doğan kısa açıklamalar yaptıktan sonra, vesile oldukça yağmuru duası konusunu dolaylı ilgilendiren hususlarda açıklamalar yapmak üzere, tekrar esas konumuz olan yağmur duası konusuna dönelim.

 

 

Yağmur duaları camide yapıldığı gibi, ulu zatların mezarlarının olduğu yerlerde, tepelerde, kutsal bilinen su ve ağaç yakınlarında da yapılırlar. Makedonya-Topolnica’da Cuma namazından sonra camide yapılır. Dedeli-Makedonya’da yağmur duası, eskiden kırda yapılırken şimdi camide yapılmaktadır. Anadolu’da mezarlıklar da yapıldığı da olur. Yüksek tepelerin seçilmeleri, muhtemelen Eski Türk İnanç Sistemi’nde Tanrı’nın gökyüzünde düşünülmüş olmasının bir sonucudur. Bu arada, Anadolu, Kırım, Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkasya Türk kültür coğrafyasında yağmur çok kere rahmet olarak adlandırılır. Yüksek yerlerin daha fazla yağış almasının bu inanç ve uygulamada bir rolü olabilir mi? Keleki-Nahçıvan-Azerbaycan’da yağmur duası için Müselle/Musalla’ya çıkılır. Bu yörede Müselle en yüksek yer anlamınadır. İnanca göre dua en yüksek yerde yapılmalıdır. Kişi yükseğe çıktıkça Allah’a en yakın yere çıkmış olur. Bu yörede ‘Allah başlar üstedir/Başların üzerindedir’ şeklinde Allah’a saygıyı ifade eden bir söz vardır. Bu ifade Allah’ın ululuğuna olan inancın yanı sıra Allah her şeyi görürü her şey O’nun gözünün önünde cereyan eder, O’ndan gizli saklı hiçbir şey olmaz anlamındadır. Nitekim Cerid Türkmenleri Yağmur duasına çıkarlarken, dargınlar muhakkak birbirleri ile barışmak zorundadırlar. Bir tarafta bu duadan kaçmak olmaz diğer tarafta, aynı zamanda bu duaya yönelen husumet, kin, garazdan sıyrılmış olmak samimi tövbekâr olmak durumundadır, inancı vardır. (Yaşar Kalafat, Balkanlar’dan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları IX-X, Berikan yayınları, Ankara, 2007, sh.236)

 

Türk kültür coğrafyası halk tasavvufunda yağmur gaybdır, rahmet-i ilahiye alametidir. “Yağan yağmur hürmetine” diye dua etmekle zarf söyleyip, mazruf kastedilmektedir. Allah’u Tealanın sevdiklerini vasıta ederek dua etmek caizdir. (Ali Güler, “Hülasat-ül-Kelam Günahlara Tövbe”, Türkiye, 8 Eylül 1981) Biz Güney Kafkasya Türk kültür coğrafyasında ‘Yağan yağış hakkı, yağan rahmet hakkı’ şeklinde ant içildiğine şahit olmuşuzdur. Hz. Muhammed’in yağmurda başını açtığı ve yağmuru kastederek, “Bu Allah’tan daha taze ve daha yeni geldi” dediği ifade edilmektedir. (Sabahattin Güngör, “Yayınlanmamış Tasavvuf Mektupları” s. 17) Uluğ Türkistan’ın Güney Bölgesi, Kuzey Afganistan Türk kültür coğrafyası Özbek ve Türkmenleri arasındaki bir duaya göre, “Dua ile el göyer, yağmur ile yer göyer” denir.

 

Erzurum ve çevresinde ayın gökyüzünde donuk gözükmesi o gece yağmurun yağacağına işaret olarak kabul edilir. Zara’da mezar tahtası suya atılırsa, köpekler daha atılgan olurlarsa veya çöplüklerde yatarlarsa, sıcak günlerde sinekler alçaktan uçarlarsa, yılanlar diri diri yakılırlarsa, tavuklar erken tünemek isterlerse, kurbağalar çok öterlerse, güneş çok yakıcı olursa, bulutlar sabah saatlerinde kızarırlarsa, sobanın külü borudan taşarsa horozlar akşamdan öterlerse yağmurun yağacağına inanılır.(İ.Uçar, Tarih Kültür ve Folkloru İle Atmalı Aşireti, Fırat Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Lisans Tezi, Elazığ 1989) Gagavuzlarda dumanın bacadan dosdoğru çıkması hali, kargaları toplu halde bağrışarak uçmaları (H.Güngör-M. Argunşah, a.g.e. s.46) kısa zaman içinde yağmurun yağacağına işarettir Kerkük’te Çarşamba günü yağmur yağar ise, bütün hafta yağmurun yağacağına inanılır. Halk takviminde bu türden meteorolojik bilgilere sık rastlanır. Bunlar inancın bir parçası olup,  korunmak kurtulmak ve hamt etme dualarına vesile de olmuşlardır. Güneşli havada kısa süren hafif bir yağmur yağar ise, o esnada dağda bir kurdun yavruladığına hükmedilir. Buna Kurt Yağmuru denir. Bu yağmurla kurdun serinletilip paklanıldığına inanılır. Bu inanç Anadolu Türk kültürlü halkların genelinde vardır.(Yaşar Kalafat , “Sözlü Kültürde Bursa ve Yöresi Örnekleri İle Kurt”, II. Bursa  Halk Kültürü Sempozyumu Bildirileri, 20-22 Ekim 2005 Bursa, Bursa 2005, Cilt 2, Sh.. 415–423) Doğu Karadeniz’de yağmur yağmakta iken güneş doğarsa, ‘Kurtların Düğünü’ olduğu söylenir. (Yaşar Kalafat, Balkanlardan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları IX-X, Berikan yayınları, Ankara, 2007, Sh.134)

 

 

Kars, Ardahan, Ağrı, Erzincan havalisinde yağmur ve dolu zarar verecek derecede çok yağar ise durdurulması dileği ile çamurdan bir kurbağa yapılır ve kurbağa maketi kıbleye bakan bir duvarın deliğine konur. Böylece yağmurun duracağına inanılır. halk inançlarımızda kıble içerikli başka inançlar da vardır. Tokat’ın kuzey köylerinde kuraklık afet noktasına gelince, bir gözer/kalbur alınır ve üzerine bir kurbağa konur, ev ev dolaştırılır. Evlerden kalburun üzerindeki kurbağaya su serperler. Bu uygulamanın devamı niteliğinde köyün hocası bir ata bindirilir ve köyün sınırlarında dolaştırılır. Hoca atın sırtında iken bir hatim indirilir ve daire çevrilir. Seyit Yahya Veli’nin türbesinde veya camide kurban kesilir. Bu kurban çok kere Yağmur Kurbanı olarak bilinir. Köyün etrafında bu dolanma bir tavaf olarak algılanabilir mi? (Yaşar Kalafat, “Diyarbakır ve Çevresi Örnekleri ile halk İnançlarında Tavaf/Dönme”, II. Uluslar arası Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Diyarbakır Sempozyumu”, Diyarbakır, 15–18 Kasım 2006) Kurbağa ve yağmur bağlantılı bir inanç da Zara da yaşamaktadır. Zara ve yakın çevresinde kurbağalar çok öter, bağrışırsalar yağmurun yağacağına hükmedilir. Acaba kuraklık sonucu çok zikreden kurbağanın bu ötüşleri onun şükür ilahileri midir?