BAYINDIR YAKAPINAR TAHTACI KÖYÜ HALK İNANÇLARI VE DEDE SİNAN KAHYAOĞLU İLE SÖYLEŞİ

 

 

Yaşar Kalafat[1]

 

Giriş:

Bu çalışma 16-17 Nisan 2015 tarihlerinde Bayındır Yakapınar Tahtacı köyünde yapılan halk inançları derlemeleri ve Edremit-Kazdağı Tahtacı Türkmenlerinden Dede Sinan Kahyaoğlu ile yapılan görüşmelerden ve onun ilgili eserinden[2] edinilen bilgilerden, bu bilgilerin genel Türk halk inançları ile karşılaştırılmasından, bulguların mitolojik boyutun irdelenmesinden oluşmuştur. Tahtacı Türkmenlerinin halk inanmalarını evvelce büyük ölçüde yazılı kaynaklardan takip ederek çalışmıştık[3]. Bu çalışmada ise Tahtacı Halk inançları daha lokal bir bölgede ele alınmaya çalışılmıştır.

Yakapınar, Bayındır ilçesine 12 Km. mesafede halkının % 99 Tahtacı Türkmen’i olan çevredeki tek Tahtacı köyüdür.

Metin:

Yakapınarda geçmişte 2-3 eşle evlilik olabilirken şimdilerde tek eşlilik hâkimdir. Kız kaçırma yöntemi ile evlilik çok azalmıştır. Gayri Müslüm bir kimseye kız verilmez Beşik kertme ve al-değişik yöntemi ile de evlenilmemektedir. Kan davası gütme bu köyde görülmez. Bu Alevi köyünde evlilik geçmişte aleviler arasında olurken zamanla Sünni ailelerle de akrabalık başlamıştır. Evlenilecek kıza eş adayı konusunda kanaati sorulur. Damat adayında, küçük büyük bilmesi, saygılı olması, görgülü olması, eşine iyi davranması türünden özellikler aranır. Geçmişte bekâr ablası olan kızın evlenmesine pek hoş bakılmaz ve onun ilkin ablasının evlenmesi beklenirdi. Şimdilerde kısmeti çıkan sıra beklemeden evlendirilmektedir. Bu toplumda akraba evliliği pek görülmez. Evlenilecek kızda nişanlılık döneminde bekâret kaybı olmuş ise genellikle doğal karşılanır, düşmanlık sonucu olmuş ise bu hal ciddi sorun oluşturur[4].

Edremit-Kazdağı “Tahtacıları Türkmenler alevi inancına sahip insanlardır. Kapalı bir hayatları vardır. Sosyal hayatta içlerine yabancıları almazlar. Dış evlilik yasaktır. Dış evlilik yapanları toplum dışına iterler.”[5]

Yakapınar Tahtacılarında genç kız, gelin başına terlik denilen bir fes giyer, altınsız/kızılsız terlik olmaz. Bu terlik veya kepeze, tavus kuşu teleği takılır[6].

Kepez veya terliye takılan teleklerin hangi kuşa ait olduklarından hareketle o obanın veya boyun ongun kuşunun tespiti yapılabilirdi ancak, şimdilerde telek takmak çok azalmış ve kullanılan telekler ise temini kolay kuşlardan sağlanmaktadır. Daha ziyade tavuk ve kazlara ait ak telekler farklı renklere bu arada çoğunlukla al/kırmızıya boyanmaktadırlar.[7]

Yakapınar Tahtacılarında Ayazlama diye bilinen ve sünnetten sonra yapılan içkili eğlencede sadece kadınlar olurlar. Bir gün evvel de kadınların katılmadığı erkek erkeğe bir eğlence olur. Bu toplumda kadın da erkek de bira ve şarap içerler. Nişan Ayazlaması oğlan evinde olur.[8].

Yakapınar Tahtacılarında Şekerle bağlama diye bilinen sünnet ve evlilik toylarında yapılan bir uygulama vardır. Şekerler bir ipe dizilirler. Sünnetlerde sünnet olacak çocuğun anne ve babası, düğünlerde de erkek tarafında kadınlar şeker bağlarlar. İpe şekeri takan gönül bağışlama olarak bilinen uygulama ile misafir olarak gelen ev sahibinden bir şişe rakı, bir horoz gibi şeyler ister. Onlar alınıp getirildiğinde sünnetli çocuk veya gelin ile çocuk bağdan kurtulmuş olur. Gelinin geldiği gün gelin veya damat bağlanır, ertesi gün ise oğlanın annesi veya yengesi bağlanır ve açılır. Şeker takan ve takılan birlikte oynarlar.[9]

Şeker Bağlama uygulaması bizce yeni çiftlerin veya sünnet olacak olacak çocuğun haklaşması gibi bir uygulama intibaı bıraktı. Yeni gelinin yolunun kesilerek, kesenlere bir hediye verilmesi gibi. Bu uygulamaya bize göre saçı gözüyle de bakılabilir.

Bağlama, bir büyü ve bağı açma da büyüden kurtulma olayıdır. Halk arasında iyi amaçlı yapılan büyü, mazur görülür, fenalık için yapılan ise çok günah sayılır. İslam büyünün her türlüsünü yasaklamıştır. Kadere, yazıya ve insan iradesine karşı isyandır. Büyüğü bozmak için yapılan işlem de bir anlamda büyüdür. Kara büyü, ak büyü tanımları buradan gelmiş olmalı.

Bağlamanın çeşitli türleri vardır. Sık görülen şekli ipe düğüm atarak iple bağlamak ve çözmektir. Doğu Karadeniz’de damat tabanca ile bağlanır. Farklı maksatlarla farklı şeyler bağlanabilir. Mesela düşmanın ağzı, salgın hastalığa yol açan mikrop, ağır kış şartları da bağlanabilir.

Şeker bağlama uygulamasındaki bağlamada da bir talep, talebin karşılanması için bir istek ve isteğin yerine getirilmesi üzerine bağın çözülmesi vardır. Uygulama gizli saklı olmaktan çıkarılmış tatlıya bağlanmış bir eğlenceye dönüştürülmüştür.

Edremit Kazdağı Tahtacı Türkmenlerinde damadı veya gelini, başarısız olmaları için, büyü amaçlı bağlama uygulaması yoktur[10].

Yakapınar Tahtacılarında doğacak bebeğinin cinsiyetini tahmin için bebek bekleyen anne adayının damarlarına bakılır[11].

Dünyaya gelecek bebeğin cinsiyetini tahmin için Türk kültürlü halklarda çeşitli uygulamalar yapılır, anne adayının vücudundaki değişikliklerden, görülen rüyadan, canının çektiği yiyeceklere kadar çok sayıda uygulama vardır[12].

Bebeği olmayan veya yaşamayan anneler erkek çocuğu olan yedi evden, evin annesinin giysisinden kumaş parçası alır, onlardan yapılmış giysiyi giyer[13].

Bu uygulama Türk kültür coğrafyasında oldukça sık görülür. Az-çok farklı uygulama şekilleri vardır. Bazı uygulamalarda toplanılacak kumaş parçalarını anne toplarken konuşmamalıdır. Bu bir nevi ses orucudur. Bazı uygulamalarda yedi ev yerini kırk eve bırakır. Bazı uygulamalarda ise, ev sahiplerinin isminin M veya F harfi ile başlaması istenir. Böylece Hz. Muhammet ve Hz. Fatma’dan şefaat dilenmiş olur. Bu isimli evlerde kut aranılmış olunur[14].

Edremit Kazdağı Tahtacı Türkmenlerinde dünyaya gelen bebek tuzlandıktan sonra 40 kundaklanır, bu süre zarfında odanın veya çadırın eşiğinden dışarı çıkarılmaz, Hillingaç denilen ve tavana asılarak yapılan beşikte büyütür. Beşiğinde yalnız bırakılmayan bebeğin zaruret hallerinde kısa süreli yalnız bırakılmaları halinde şeytanlara karışmaması için yanına bir bıçak konur[15].

Hillingaçın Doğu Karadeniz Sürmene ve çevresindeki ismi ilinçaktır. İlincak/salıncak veya beşik boş iken sallanması uygun bulunmaz, sallanır ise cinlerin beşiği veya ilincağa binebilecekleri, onu sahiplenebileceklerine, böyle hallerde de bebeğin karnının ağrıyacağına inanılır[16]. Demir ve bilhassa bıçak Türk kültürlü halklarda görünmeyenlere karşı genel koruyucu olarak bilinir[17].

Halk inanmalarında sahiplenme, sahipli olma şeklinde inançlar vardır. Güneş battıktan sonra yerlerin bağlanıldığı sahiplenildiğine inanılır. Ulaşılması güçleşen gömülerin sahipliliğine ve sahibinden onay alınması için bir saçı veya kurban gerektiğine inanılır. Yatırlara satılan yaşayamayan bebeklerin oradaki ismi bebeğe verilen ulu zat tarafından sahiplenilip korumaya alındığına inanılır[18].

Edremit Kazdağı Tahtacı Türkmenlerinde bebeğin ilk dişi çıktığı zaman Hedik kaynatılır. Buğday haşlanması ile yapılan hedikten bebeğin annesi bir parça alır ağzında çiğner ve çocuğunun yüzüne üfler, böylece çocuğun dişlerinin buğday taneleri gibi iyi çıkacağına inanılır[19].

Diş Hediği uygulamasının da çeşitli biçimleri vardır. Türk kültür coğrafyasında çok kere Diş Toyu olarak bilinir. Yakın çevre çocuklarının birlikte ikramlı eğlenmeleri sağlanır ki yapılan ikram da bir nevi saç/kansız kurbandır. Annenin üflemesi şeklindeki uygulama ile ilk defa karşılaşılmaktadır. Bu uygulama nefes inancı ile ilgili olabilir.

Geçmişte Yakapınar köyünde kirvelik yoktu, şimdilerde sünnetlerde kirve olmaktadır. Sünnet için kesilen kurbanın kanı sünnet edilen çocuğun anlına sürülür.[20]

Kurban kanının, kurbanın ait olduğu kimsenin anlına sürülmesi veya kurban kanının üzerinden o kimsenin atlamasının sağlanması, adeta görünmeyenlere kurban sahibini işaret etmek türünden bir uygulamadır. İslam’da kurban Allah rızası için kesilir.

Edremit-Kazdağı Tahtacılarında sancılanan çocuk şifa bulsun diye ulu ağaçlara, ulu çaylara götürülür ve falanın oğlu filan diye kimlik belirtilerek şifa dilenilir. “katre bilinmeyince umman bilinmez ama umman katre değildir” “Dünya bir düştür, uyur düştesin, uyanırsın düş biter” anlayışı vardır[21].

Türk kültürlü halkların halk inanmalarında ağaç kültü bilinirken, biz Şeki-Azerbaycan’da kutsiyet atfedilen bazı ulu ağaçlara kızıl kurdele bağlandığına şahit olduk[22]. Keza ulu çaylar, başında dua edilen, mukavele yapılan, ant için seçilen, üzerinden geçilince varsa büyünün bozulacağına inanılan yerlerdir.[23]

Düşlerde görülenin gerçek hayatta tersi çıkar, düşündeki güzel gerçek hayatta çirken ve düşündeki çirkin gerçek hayatta güzel olandır. Düş ölümün yarısıdır. Ölüm yoktur, âlem değişimi vardır. Can denen kuş, ten denen kafesi yırtar uçar, mezara gider[24].

Türk kültürlü halkların halk inançlarında ters düalizmi vardır. Kurak havalarda çıkılan yağmur duasında giysiler ters giyilir, âmin denilirken eller ters çevrilirler[25].

Bengi töreni geçmişte Yakapınar’da yapılan Gelin Düğünlerinde olurdu. Damat çarşambayı perşembeye bağlayan gece sabaha kadar bir meydan ateşi yakılır, eğlenilirdi. Damat misafirlere “bengiye buyurun” der, onları mani ile karşılıklı atışmaya davet ederdi. Bengi mani atışması demekti. Yakılan ateşin etrafında sağdan sola doğru dönülür[26].

Bu tür atışmalar kız ve oğlan evinin bayraktarları alayları ile birlikte karşılanırken de yapılır. Bu yarışmalarda muamma sorulur, taşlama yapılır.[27]

Yakapınar düğünlerinde düğün bayrağı olarak Türk bayrağı yer alır. Ayrıca folklorik bir bayrak yoktur. Bu bayrağa al ve yeşil birer yazma türü bez bağlanır. Bayrağı görenler onun gönderine yağlık, çorap türü hediyeler bağlarlar. Bayrak gönderinin tepesinde elma veya portakal olur. Eskiden bu elma veya portakalın yanında ayna da olurdu. Bayrağın daimi durduğu yer oğlan evinin önüdür[28].

Gagavuz Türk düğünlerinde de düğünde uzun bir sırık gezdirilir. Sırığın bir ucu yerde olur. Yatay vaziyetteki bu sırığa dolaştırıldığı yerlerde gömlek, çorap, mendil, havlu gibi hediyeler bağlanır[29].

Edremit-Kazdağı Tahtacı Türkmenlerine elma aşinalık ve Peşinalık’da kullanılır[30]. Bu toplumun sanal akrabalığında muhakkak bir erkek ve kız kardeşi olunur. Sanal akrabalıktaki erkânın sağlanmasına musahiplik denir ve bu ahretlik ile aynı şeydir. “Bu dünyayı herkes, öteki dünyayı bizim için yarattı” denir. Tarikat yaşı musahiplikle başlar. Ölen musahibin çocuklarına musahibi babalık-analık, çocuklarına da kardeşlik denir. Çocukları kızlık, oğulluk’durlar. Ölünce onu musahibi yıkar. İnanç sisteminde erkek, erkekle ve bayan da bayanla ahretlik olurlar. Dedenin ahretliği dede olur. Ahretliklerin çocukları aralarında evlenemezler[31].

Elma, Türk kültürlü halklarda zürriyeti, çoğalmayı, egemenliği temsil eder. Elmanın etrafındaki inançlar bir kült oluşturmuştur[32].

Edremit-Kazdağı Tahtacı Türkmenlerinin anlayışında 3 tip kadın vardır. Bunlar eti haram sütü helal olan, sütü helal eti haram olanlar, eti ve sütü haram olanlar ki bunlar ahretliklerdir[33].

Edremit, Kazdağı Tahtacıların halk inançlarında düğün bayrağında al ve ak iki renk tülbent bağlı olur. Ak, suyun ab-ı hayatın, al, kanın hayat suyunun rengidir. Su girdiğinde hayat başlar ve kan çıkınca hayat biter. Düğün bayrağının gönderinde ayna olur. Bu ayna bu dünyanın zıttı olarak kabul edilen öteki dünyayı temsil eder, yüzü ve astarı gibidir. Gönderin tepesinde kuş tüyü olarak kaz teleği bulunur. Kaz bu toplumun kutsal hayvanıdır. Kutsallığı en yüksekte ucan hayvan oluşundan gelir. Kutsallığın derecesi yüksekliğin nispeti ile ölçülür. Gönderin ucundaki kaz teleği veya kartal teleği çok kere al ve ak renklere boyalıdır. Bu kaz ve kartal telekleri birkaç tanedirler bayramdan bayrama el değiştirir. Bunlar kutsaldırlar, bunların takılması ile kişi adeta kutsanmış olur. Ayna’nın da bu toplumda inanç içerikli önemli bir konumu vardır. Aynanın kırılması iyi sayılmaz.[34]

Türk kültürlü halkların inançlarında ayna sıradan arkası bir sırlı cam değildir. Ayna ile fal bakılır, aynanın kırığı görünmeyenlerce sahiplenildiği inancından hareketle kullanılmaz. Kur’an okunan evde cenazenin çıktığı gün yas evinde aynalar örtülür[35].

Kaz etrafında, Tahtacıların dışındaki Türk kesimlerin halk kültürlerinde bir kısmı inanç içerikli bir hayli bilgi oluşmuştur[36]. Keza kartal etrafında oluşan inançlar da bir kült oluşturmuştur[37].

Kazdağı’na bu adı veren Tahtacı Türkmenleridir. Mezarlarında kazayağı figürü kullanılır[38].

Kız baba evinden çıkarken onun al renk olan bekâret kemerini erkek kardeşi bağlar, erkek kardeşi yok ise babası üç defa bağlar açar ve ona nasihatte bulunur. Evden ayrılırken kız, baba evinin eşiğini öper, eşiğe niyaz eder. Eşiğe niyaz bu toplumda asli inanç sisteminin parçalarından birisidir. Keza cem evlerine girerken de Allah-Muhammet-Ali şeklinde niyaz edilir[39].

Eşik Türk kültür coğrafyasında güvenli bölgeyi güvensiz olan bölgeden ayıran sınırdır. Eşiğin altında ocağı koruyan ev/eşik iyesi vardır. Bu çok kere ak bir yıladır. Ev halkına göründüğü olur ve ev halkı tarafından usulünce beslenir. Ev halkına dokunmayan bu koruyucu yılana bağlarda da koruyu hayvan olarak bakılır[40].

Yakapınar köyü Tahtacılarında kutsal renk al/kızıldır. Rüyada kızıl görmek iyi sayılır, yeşil murattır, yeşil, yaş, taze, canlı anlamına gelir. Çocuk dünyaya geldiğinde allanır, al, kanın rengidir. Çocuk kanlı dünyaya gelir. Hz. Ali’nin baş bantı kızıldır. Gelinin başına al veya yeşil örtü örtülür.[41]

Dede S.Kahyaoğlu bir şiirinde;

“……………………………………………..

Dostun bahçesine destursuz girip

Bir tek kırmızı gül almaya geldim

…………………………………………………

Aynaya bakıpta ben kimim desen

Sana kırmızı gül vermeye geldim”[42] demektedir.

Sinan Kahyaoğlu’na göre Ahmet Yesevî’den itibaren Türkmen boyları Avşar, Tahtacı gibi kendi isimleri ile bilinirken, 13.yy.den sonra bağlı bulunan kişi adları ile Bektaşilik, Bedreddinililer gibi anılmaya başlamışlar, Şah Hatayi’nin Çaldıran Savaşından sonra Anadolu’da bu zümreler Kızılbaş, Işık tayfaları gibi isimler almışlardır[43].

Bize göre bu izaha Kızılbaşlık tanımının mitolojik boyutu da eklenmelidir. Biz kızıl-al aynılığından hareketle, al ruhu-al iyesi-alın sahibi- al karısı ilişkilendirmesinin yapılabileceği kanaatindeyiz. Bu iye, sistemin benzerleri diğer iyelerinde olduğu gibi hayırhak da, şer kaynağı da olabilmektedir. Dostuna ve dostunun dostuna dost, düşmanına da keza uzak yakın yandaşları ile birlikte düşmandır. Halk inanmalarında ondan korunmanın ve onun gücünden yararlanmanın simgesi al rengidir. “Kızılbaşlık Türklüğün arkaik inanç bakiyeleri ile İslam’ın sentezci görüşü esas alındığında ise, kızılın bir inanç kesimine simge ve ad olabilmesi açıklanabilmektedir[44].

Kazdağı-Edremit Tahtacılarında da eşik kutsaldır. Eşiğin kutsallığı Türklerin eski inançlarından gelir. Kişi eşikten girerken ve çıkarken ayrı bir dünyaya girmiş ve çıkmış olur inancı vardır[45].

Halk inançlarında eşik adeta farklı iki âlemin sınırıdır. Bazı hallerde temsili eşik yapılır bunun için bir baston veya sopa uzatılır ve bunlar sınır oluştururlar.

Kazdağı Edremit Tahtacı Türkmenlerinde bir eve girilince evin bacasına, ocağına niyaz edilir. Niyaz dokunup elini ağzına götürmek demektir. Niyaz yağlı güreşlerde halen yaşamaktadır. Zeybek oyunlarında el, yere, göğse ve alına götürülerek niyaz edilmiş olunur[46].

Halk inançlarında kapalı bir alana bir eve veya odaya girilince besmele ile adım atılır ve orada kimse olmasa da orası giren tarafından selamlanır. Orada görünmeyenlerin olduğu inancı vardır.

Kazdağı Edremit Tahtacı Türkmenlerinde dörtlü örgütlenme vardır. Bunlar; Ahretlik, bir süre sonra ikinci ahretliğin ismi olacak olan aşinalık, bir süre sonra üçüncü ahretliğin ismi olacak olan peşinelik ve dördüncü örgütlenme şekli olan çiğildaşlıktır. Bunlar, Tahtacılarda belirli mertebelerdir ve bunların merasimi elma ile olur. Bu mertebelerin dedelik ilgisi yoktur ve o makama layık görünmek de kolay değildir. Ciddi bir nefis terbiyesini gerektirir[47].

Yakapınar köyü Tahtacılarının inancına göre Hz. Ali ile Hz. Muhammed musahiptirler. Yarkadaşlık musahiplik değildir.

Gelinin çeyizi baba evinden yeni evine giderken kızın arkadaşları çeyiz sandığının üzerine oturur oğlan tarafından hediye alırlar. Eskiden sandığın içine iç çamaşırı konurdu[48].

Gelin almak için kız evine gelenler sağdan gelirler ve kız evine ilkin erkekler girerler. Kahve içilir içilen kahveden veya içkiden 1-2 damla, bu dünyadan göçmüş olan yakınların ruhları, toprak hakkı ve bereketin artması için dökülür. Cemlerde artan bir kısım yiyecek, kurbanın etinden bir miktar toprağa gömülür. Sarımsak ve soğan gece elden ele verilmez, bunlar toprağa, yere konur oradan alınırlar.[49]

Yakapınar Tahtacılarında akşamdan sonra eşikten dışarıya sıcak su dökülmez, zaruret var ise besmele çekilir. Amaç şeytanlara-cinlere yazık olmasın yanmamalarını sağlamaktır[50].

Edremit-Kazdağı Tahtacı Türkmenlerinde cenazenin başında üç defa nesep söylenir. Nesep bu kültürde içten, içeriden, özden gelendir. Buna nefes demek yanlış olur. Bu kültürde âşıklık geleneği ve bade içmek, mahlas da yoktur. Ancak el vermek vardır. Alevilerin tasavvuf anlayışı “coşkun tasavvuf” ve Sünnilerin tasavvuf anlayışları ise “durgun tasavvuf” olarak bilinir[51]

Kendisinde el olan el almış kimseye geçmişte sırt ağrıları için de gidilirdi bu erkek veya bayan kutlu kimseye sırt ovalattırılırdı. Bu kimse bayansa ovalamadan evvel, “Erenler, evliyalar, sınır bekçileri, “bu el benim değil Fatma Anamızın eli” diyerek duasına başlardı. Kutlu kişi erkekse Şah Ustas’ın eli derlerdi[52].

Uygulamada yardıma ihtiyacı olan kimse el almış kimseye gitmekte el almış kimse Mutlak Olan nazarında daha üst bir kuta ulaşmış kimseyi aracı kılmaktadır.

El verme inancı Yakapınar köyü Tahtacı Türkmenlerinde de vardır. El almış bir kimse usulünce çakmak çakmak suretiyle yüzdeki birtakım yaraları tedavi edebilmektedir. Aydaş hastalığının tedavisinde de üç yolun kavşağında ateş yakılır aydaş olmuş bebek sembolik olarak burada pişirilir.[53].

Anadolu Türk kültür coğrafyasında çok sayıda Aydaş Ocağı vardır. Bunlarda yapılan aydaş tedavisi çok kere sembolik bir ateşin üzerine konulan tencerede bebek pişirilir[54].

Yakapınar köyünde adak sahibi adağın etinden hiç tatmayacağını vaat etmiş ise adaktan yiyemez, Böyle bir taahhüttü yoksa yiyebilir[55].

Adak olarak kesilen kurbanın kesilmesinden evvel adandığı andan itibaren o hayvan sahiplenilmiştir. Onun yeni sahibi adanılan güç, türbe, yatırdır. Adağı kestiren kimse adağından yiyebilmesi için ondan biraz satın alması gerekir.

Yakapınar Tahtacılarında Aşerme inancı vardır. Hamile olan hanım aşerebilir. Aşerilen yiyecek alınmaz ise doğacak bebeğin bir organının eksik olacağına, sütünün çekileceğine, sütten kesileceğine de inanılır. Bu nedenle aşerilen yiyeceğin teminine çalışılır. Aşeren hanımın doğacak bebeğinin kime benzemesi isteniyor ise o kimse veya onun resmi, bebek bekleyen hanımın yanına koyulur. Nitekim aşeren hanım ayı görmek istemez, aksi halde doğacak bebeğinin kıllı olacağına inanılır. Tavşan görmesi halinde de bebeğin üst dudağının yarık olacağına inanılır.[56]

Yakapınar köyü tahtacılarında sünnet olan çocuğun sünnet parçası ve göbek bağı okulun bahçesine gömülerek okumuş yazmış bir kimse olması dilenir. Bu toplumda keza saç da herhangi bir yere atılmaz.[57]

Yakapınar Tahtacılarında akşamdan sonra eşikten dışarı acı verilmez ve acı alınmaz. Acı yiyecek veren kimse alana acı vermiş olur. Kazan da akşamdan sonra alınıp verilme zira karadır. Bu toplumda akşamdan sonra tuz verilmemesi “evin tadı tuzu kaçar” şeklinde açıklanır.[58].

Bu köyün tahtacıları kesilen tırnakları uluorta atmazlar bir kâğıda sarıp uygun bir yere sokuştururlar ve bu esnada “ocakta kül olur, cennette gül olur” derler[59].

Halk inançlarında saçın ve tırnağın uluorta saçılmamasının izahı[60] kişioğlunun kutunun saç ve tırnak köklerinde olduğu şeklinde izah edilmektedir.

Gelin için kesilen kurbanın kanı ve tencerenin karası gelinin anlına sürülür[61].

Yakapınar köyü Tahtacılarında Gökbaş Dede’ye gidilince adak bezi bağlanır[62]. Edremit-Kazdağı Tahtacı Türkmenleri Yanyatır Sultan’a bağlıdırlar.

Kazdağı’nın doruğunda Sarıkız ve onun babası olduğu da söylenilen Cılbak Baba yatırları vardır. Cılbak Baba makamı için Sarı Saltuk makamı da denir. Her iki türbe de kuru taş örmedir[63].

Anadolu Tahtacı Türkmen coğrafyası Çanakkale’ye kadar bütün Akdeniz ve Eğeyi kapsamaktadır. Bu toplumun iki inanç merkezi vardır. Bunlardan birisi İzmir Narlıdere bölgesindeki Yanyatır Ocağı, diğeri ise Aydın-Germencik ilçesi Kızılcapınar köyündeki, diğer iki ismi Şehepli veya Aydınlı olan Hacı Emirli Ocağı’dır. Yanyatır Ocağı’nın piri Durhasan Dede olup mezarı Adana-Ceyhan ilçesinin Durhasan köyündedir. Hacı Emirli Ocağının piri ise İbrahim-î sani olup mezarı Gaziantep-İslâhiye ilçesi Çerçili köyündedir. Ahmet Yesevi’nin bu toplumdaki adı Pir Ata’dır[64].

Yanılmıyorsak sarı Saltuk statüsüne izafi bir gönderme vardır. Sarı Saltuk olmak, olabilmek bir ilahî mertebedir. İnanç kültürümüzde birçok Sarısaltuğun olması bu şekilde izah edilebilir.

Ovoo/Oboo karakterli kutsal mekân Bigadiç’te vardır. Halkı Sünni İslam olan bu mekân, iskele köyü ile Beğendikleri köyü arasındadır. Ayrıca Edremit’te Mehmet Aslan köyünün üstünde de böyle bir mekân vardır. Burası Kireç Dedesi olarak bilinir. Burada çaput/adak bezi bağlanılmaz Burası geçit vermeyen bir yerdir Geçit anlamına kurban vermek, izin almak anlamına gelir. Kurban veya kurban kanı, bir nevi pasaporttur[65].

İskele bölgesinde ayrıca Oğuz Paşa Türbesi vardır. Buradaki bir duvarda Bayat boyunun damgası vardır[66].

Ulus dağları ile Alaçam Dağları arasında Susurluk Çayının kollarından olan Poyraz Dersi kıyısında Davutlar ve Turfullar arasında Barak Baba’nın türbesi vardır. Ayrıca Tokat-Sarıhan’da da Bir Barak Baba vardır. Hacı Bektaş Velayetnamesinde de bir Barak Baba geçmektedir[67].

Yakapınar köyünde yapılan yağmur duasını dede yönetir. Keza kurtağzı bağlama inanç ve uygulaması da vardır. Kurtağzını da dede bağlar ve açar. Dedenin eşi ve kızı anabacı olarak bilinir[68].

Bu köyün Tahtacılarının ziyaret ettikleri ulu zatların arasında Yakapınar köyündeki Gökbaş Dede, Tire’de Ali Han Baba, Turgutlu’da Hamza Baba, Bayındır’da Gül Baba vardır. Gül Baba’nın mezarı için makam denir. Süleyman Dağının güney yamacında Şal Baba, Karahalil köyünde, Karahalil Yatırı vardır. Bu toplumun ziyaret günü diye belirlenmiş bir günü yoktur. Her gün ziyarete gidilir. Ziyaretlerde kurban adağı götürülür. Horoz, bu toplumda Cebrail’ (a.s.)ı temsil eder[69].

Yakapınar köyü Tahtacılarının manevi gücü olduğuna inandıkları mekânların arasında Turgutlu Hamza Baba’da Delikli Taş vardır. İnanca göre günahkâr kimseler delikli taşın deliğinden geçemezler. Çal dağındaki Çal Dede’nin suyunun hikmetli olduğuna inanılır[70].

Buradaki ziyaret yerlerinin bazılarının taşlarına niyet taşı yapıştırılır. Ziyaretçilerin yatırlara erkek iç çamaşırı götürürler. İnanca göre orada yatan şahıs abdest aldıktan sonra iç çamaşırını değişmek ister.

Türbelere adak bezi bağlayan kimse bu uygulaması ile ilerisi için bir adakta bulunmuş olur.

Türbeler etrafında tavaf edercesine yapılan bir dönme uygulaması yoktur. Niyaz eden kimse mezarın baş, orta ve ayak kısmında durabilir. Bu toplumda da eşiğe niyaz vardır. Kapı, kapının üst kısmına niyaz edilir[71].

Edremit-Kazdağı tahtacı Türkmenlerinde Kurtağzı bağlamak, canavar ağzı bağlamak veya çakal ağzı bağlamak olarak bilinir. Kaybolan hayvanın yabani hayvanlar tarafından parçalanmasını önlemek için koruma maksatlı bir uygulamadır, büyü değil, bir müdahaledir[72].

Kurtağzı bağlamak için yabanda hayvanı kalmış kimse bit iple birlikte kut sahibi bir kimseye gider. Kutlu kimse;

“Ben bir davar kaybettim

Üzme beni Naarçın Ebe

Malımın başını geri çevir

Üzme beni Naarçın” şeklindeki duayı 3 defa okur ve her defasında getirilen ipe bir düğüm atar. Hayvan sahibine geldikten sonra aynı dua keza 3 defa okunarak düğümler çözülür ve hayvanın ağzı açılmış olur[73].

Kurtağzı bağlama ve bağını açma uygulamasının eski ve halen uygulanmakta olan inançlar itibariyle devamlılık arz eden yönü, Bağlama ve açma işleminin Allah adı ile başlanılarak yapılmış olmasıdır. Bağlama ve açma esnasında Türkçe çeşitli yakarışların yanı sıra ihlas türü ayetler de okunur.[74].

Yakapınar köyü Tahtacılarında büyü ve fal inanç ve uygulaması yoktur. Bu tür uygulamalar düşkünlük sebebi olarak kabul edilir[75].

Yakapınar köyü Tahtacı Türkmenlerinde nazar olma ve nazardan korunma inancı vardır. Bunun için kurşun dökülür. Kurşun dökmede tavada eritilen kurşun bakır bir tabağın içindeki suya dökülür buharına nazarlı kimse veya nazardan korunması istenilen kimse tutulur[76].

Edremit Kazdağı Tahtacı Türkmenlerinde yağmur duası yoktur. Değirmede Erde diye bilinen bir uygulama vardır. Gençlerden herkes kendi evinden yenilecek bir şeyler, tencere falan getirir. Bunlar pişirilir birlikte yenirler. Daha sonra bu tencere ters çevrilir. Tencerenin isini herkes karşısındakinin yüzüne sürer. Ayrıca süpürge ıslatılır, yağmur böyle yağsın diye suyu serpilir. Bunun anlamı şudur, Bu bizim son yemeğimizdir. Hz. Nuh’un gemisindeki son yemek, Kerbelâ’da Hz. Hüseyin’in son yemeği anlamına getirilir. Kuraklık sonucu bu da bizim son yemeğimiz. Bize tekrar yağmur ver ki yüzümüz kararmasın ağarsın[77].

Tahtacı Türkmenlerinin uğurlu hayvanları kaz, horoz, geyik, turnadır. Tavşan ve karga uğursuz olarak bilinirler. Karga ölüm sembolü olarak bilinir ve öttüğü evden ölü çıkacağına inanılır[78].

Yakapınar köyü Tahtacılarının inancına göre Koç ve Horoz kutsal hayvanlar, uğurlu ve domuz, akbaba, baykuş ise uğursuz hayvanlardır[79]. Bu toplumda ayrıca yılan da uğurlu hayvan olarak sayılmaz. Yılan gören bir kimse iç çamaşırından bir miktar yırtmalıdır. Aksi halde bir zarara uğrayacağı inancı vardır[80].

Kem göze karşı korunmak için de nazar ettiğine inanılan kimsenin giysisinden bir parça giysi sahibinin haberi olmadan alınıp yakılır.

Yakapınar Tahtacı köyünde akşamları köy seyirlik oyunlarından deve oyunu ve leylek oyunu oynanır[81].

Tahtacılarda ölüm denilmez Hakka yürüdü denilir. Ölen şahsın bazı eşyaları saklanır zaman zaman onu yat etme adına çıkarılıp bakılır. Ateş yakılan mezarda ataların ölmeyeceği inancı vardır. Ateşin kutsal olduğuna inanılır. Perşembe günleri mezarlıklara gidilir mezarlar ziyaret edilirler Orada yenilen içilenden ekmek kırıntılarının onun gıdası olduğuna inanılır[82].

Yakapınar Tahtacılarında Perşembe günleri bulaşık yıkanmaz ataların aç bırakılacağına inanılır. Yemekte son lokma yenilmez o lokma “yerin hakkı” dır denir[83].

Perşembe günleri, Cuma akşamının gündüzleridir. Cuma akşamları ölmüşlerin ruhları için çeşitli hayırlar yapılır. Kur’an-ı kerim okunur, okutturulur, Helva kavurup dağıtmak da bunlardandır. Sünni inançlı İslam kesimde de bu uygulama yaygındır. Şii-Caferî İslam kesimde de ve Tunceli yöresi Zaza ve Türkmen Alevi inançlı İslam kesimde ölü bayramı yapılır. Yemekli ve ailece yapılan bu mezarlık ziyaretleri Mezar Kaldırma olarak da bilinir. Arife günleri yapılan mezar ziyaretleri aynı inancın tezahür şekillerindir[84].

Yemekte son lokmanın yenilmemiş olması yer kültü ile ilgili olmalı. Ateşe, suya saçı yapıldığı gibi yere de saçı yapılır. Borçalı Türklerinde Pazar yerinde yere düşen patatesin aranıp bulunup alınmasında ısrarlı davranılmaz onun için “yerin hakkı” denilir. Doğu Karadeniz halk inançlarında ocağa konulmuş ve kısmen yanmış yakacak, ocağın tekrar yakılacağı zaman o yakılmak istenmez, onun ocağın ateşin hakkı olduğuna inanılır[85].

Ruhu için bir şey yapılmayan ölen kimsenin yakını onun için, “tamamen göçtü gitti, bir düşüme dahi girmedi, benden bu kadar mı bıktı” dermiş. Ölen kimsenin düşe girmesi onunla irtibat kurması anlamına gelir, inancı vardır. O, yaşayan kimse seni öleni arayamıyor sen rüyaya girerek onu aramak durumundasın, denir[86].

Yakapınar köyü Tahtacılarında rüyasında bir yakınını mesela babasını gören kimse, “aynayı tuttum yüzüme ali göründü gözüme” anlayışından hareketle ben babamın, babam bendir, der ve komşularına kahve türü ikramda bulunur[87].

Bu uygulamadaki ikramı yapılan kahve saçıdır. Birçok yerde rüyaya giren kimsenin ruhu için sadaka verilir, kuran okunur. Hıristiyan Türklerde ise kedi veya köpeğe mama verilir[88].

Yakapınar köyü tahtacılarında ölen kimsenin şahsi eşyaları, bir kısım giysileri kendisi ile birlikte mezarına koyulur. Ölen kimse asker ise onun şahsi eşyalarından annesi babası için ayrılır. Anne ve baba da öldüklerinden o eşyalardan birer parça anne ve babanın göğüsleri üzerine koyulur[89].

Ölen şahsın eşyaları ile ilgili olan uygulamalar tamamen tul inancının kapsamına girer. Bu inanç kadim Türk inançlarından olup, kişinin ölüm olayı ile ruhunun yok olmayıp, âlem değiştirdiği, bu âlemde kalanlarla ilişkisinin kesilmediği, bu âlemde onunla ilgili olup bitenlerden mutlu veya mutsuz olabildiği, ölenin mutluluğu için yaşayan yakınlarından taleplerinin olabileceği, bunların karşılanması için bu âlemdekiler birtakım uygulamalar yaptıkları şeklinde izah edilebilir[90].

Edremit-Kazdağı Tahtacı Türkmenlerinde ağaca niyaz yoktur. Yaşlı ağaçlar kutsal kabul edilir onlara dokunulmaz[91].

Yakapınar köyü Tahtacılarında kutsal kabul edilen Çınardır. Su bütün pislikleri temizleyici olduğu için kutsal kabul edilir[92].

Edremit-Kazdağı yöresinde Tahtacı ağacı kesmeye başlamadan evvel, “Y ağaç, ben seni rızkım için kesiyorum beni affet” dedikten sonra, “ya Habib Naccar, sen yetiş, sen beni koru ve kolla” ve ayrıca hayvanlara odun veya kereste yüklenirken de “Ya Habib Neccar, sen yetiş sen bizi koru kolla” denirdi[93].

Ağaç kültü, ağacın bir iyesi olacağı veya ağaçlardan bir ağaç türünün belirli bir toplumun ongunu olabileceği inanç esaslandırmasından yola çıkılınca, sistemde iye inancı döneminden sonra gelişen pir kültü, iyeye veya iyelere hükmedebilir sonucunu doğurmaktadır. Bu izahı, pirlerin genel fonksiyonları düşünülünce, diğer ak ve kara iye alanlarında da çok sayıda örnek bulmak zor olmamaktadır.

Şaman-Pir sürekliliğinden yola çıkılınca da, şaman da icraatının hemen her döneminde ve her türünde bir takım iyelerle işbirliği halindedir. Ayin kostümündeki hayvan ve bitki aksamları, çıkardığı hayvan ve tabiat sesleri onların ruhiyatından yararlandığını göstermektedir. Halk inançlarındaki Ağaç Pir’ler ile pirlerin ağacının olması hali ortak noktalarına rağmen farklı hususlardır.

Marongozların piri olarak bilinen Neccar’ın mezarı Antalya’da olup Hz. Muhammet’in peygamber olarak geleceğini ilk haber verenlerden olduğuna inanılır.[94]

Ay tutulması ile ilgili inançlar da vardır. Tutulma olayı ayın kötü ruhlar tarafından işgali olarak bilinir ve kurtarılması için teneke çalınır. Kurban Ayı’nda ay göründüğünde hava silah atılır. Yeni Ay göründüğü zaman, “ayı gördüm Allah, Ay kadem Allah, ayımız kutlu, günümüz tatlı olsun” denir. Ayın diğer adı, gece güneşidir. Ekin, Dolun Ay’da ekilir. Ağaç dolun ayda kesilir. Karanlıkta kesilen ağacın kurt yapacağına çürüyeceğine inanılır. Dolun ayda kesilen ağaç ise özdür, kurtlanmaz, inancı vardır. Tahtacılar sürüm olsun diye dolun olmayan ayda ve kendileri için dolun ayda odun keserler[95].

Ay tutulduğu zaman ayı tutandan ayı kurtarmak için Yakapınar Tahtacı Türkmenlerinde de teneke çalınır, silah atılır. Kurban Bayramından 9 gün önce görülen aya kurban ayı denir. Bu dönemde de silah atılır.[96].

Bu köyde ayın uçları rüzgâr istikametinde olur ise ertesi gün yağmur yağacağına inanılır. Keza ayın etrafında yağmur kümeleri var ise yağmurun yağacağına bulutlar aydan çok aralı olur ise güneş olacağına inanılır[97].

Geçmişte bu çamaşırlar özel bir torbaya koyulur, kadınlar zaman zaman toplanır, bu saklanılan bu giysilerin başında ağlaşırlardı[98]

Tahtacıların 24 Oğuz boyunun dışındaki 6 Türk boyundan birisi olan Ağaçeri Türk boyundan olmaları[99] şeklindeki izah ile Ağaçeri’lerin, Tahtacıların, Tahtakuşlar’ın Terekemeler’in, Borçalı’ların[100] isim alışlarında ağaçlarında ongun olabileceğinden hareketle yapılan izahlar arasında bir çelişki mi vardır. Bizim inanç içerikli ilişkilendirmelerimiz bilinen, mitolojik muhtevalı esas bilgi unsurlarından den hareketle yeni bulgulara açıklama getirmek şeklindedir. Şüphesiz, belge sezişten daha güvenilirdir. Ağaçeriler’e bir dönem Bişe denilmiş olması, bu çözüm getirebilir mi?

İlk Gök Gürültüsü, baharın, bereketin, yağmurun müjdecisi olarak kabul edilir. Nevruz, “La mekân elinden bir seda geldi, Dostlar Nevruzunuz mübarek olsun, can-ı gönüle bir sefa geldi, dostlar Nevruzunuz mübarek ola” diyerek kutlanır. Yıldızlar kayınca niyet tutulur[101]. Bu köydeki bir inanca göre yıldızın kaydığı gün ölen bir kimsenin hayırlı bir kul olduğuna inanılır.

Yalınkavak halk inanmalarında sabahın olması güneşin doğması hamtla ve şükürle karşılanır. Halk sabahleyin kalkınca “ şükür bugünü de gördüm” der. Doğa olaylarında dinî anlam aranmaz. Böyle haller karşısında “ Allah’ım afetsiz, felaketiz günler nasip et” denir[102].

Edremit Kazdağı Tahtacı Türkmenlerinde 1, 3, 5, 7, 12, 14, 17, 400 ve 360 sayıları kutlu sayılırlar. Tohumun nüvesi, insan sıfatı almasının sayısıdır. Zemheri ayı suresi 40, çilehane erbain 40 gündür, dünyayı kendi bünyesinde olmadan, başka bir dünyayı görmüş olma halidir. Meleklerle gelen çocuk 40 gün arafta kalır, 40 günden sonra dünyaya gerçekte gelmiş olur. Ölen şahıs da 40 gün arafta kalır 40 gün dolmadan daha gitmemiştir. Kendi evine gelir, ses verir, işaret verir. 40’ı yapılınca öteki dünyaya uğurlanır, gerçek ölüm gerçekleşmiş olur. Kırklar Meclisi, oluşun meclisidir. Ana rahminde bütün organlar aynıdır[103].

Yalapınar tahtacıların ölünün üçü, yedisi ve kırkını yemekli, yaparlar. Ayrıca bu toplumda Perşembe günleri ölen kişinim sevdiği yemekler yapılır. Hazırlanan bu yemekten bir tabakta çocuklara verilirdi. Buna üleştirmek denir[104].

Bayındır Yakapınar Köyü Tahtacı Türkmenlerinde, kırkı çıkmamış çocuğu ziyarete giden komşu boş çıkmamış olmak için yumurta verir. Bereketin artması için doğum yapan ineklerin başına yumurta vurulur. Başına al ve başka renklerden kumaşlar sarılır.[105]

Yakapınar köyü tahtacılarının inancında; 3 (Allah-Muhammet-Ali), 5 (ehli beyt), 7 (ehli beyt ve iki torunu), 12 (İmamlar), 14 (masumu paklar), 17 (kemer bestler), 40 (kırklar meclisi) olarak bilinir ve bu sayılar kutsal kabul edilirler. İnanca göre Hz. Muhammet’e kırklar meclisinde kemer bağlanmıştır.

SONUÇ:

Bu çalışma ile amaç Tahtacı Türkmenleri arasındaki bölgesel inanç ve uygulama farklılıklarını belirlemekten ziyade farklı tespitlerle veri birikimini zenginleştirip varsa ise tasavvufi ve mitolojik boyutları üzerinde durmaktır. Çalışmada bulguların teyidi cihetine gidilmeyip kaynakların açıklamaları ile yetinilmiştir.

Alanla ilgili çalışmalar göstermektedir ki, Anadolu inanç etnolojisini yeteri kadar tanıyabilmek için yapılan çalışmalar kifayetli değildir.

 

 

[1] Dr., Halk Kültürü Araştırma ve Strateji Merkezi,  www.yasarkalafat.info yasarkalafat@gmail.com

[2]Sinan Kahyaoğlu, Kazdağından Esintiler, İstanbul, 2013 Çakıroğlu Grup, s. 130

[3] Yaşar Kalafat, Balkanlardan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları V-VI (…), Ankara, 2006, s. 143-161

[4] Kaynak Kişi: Mehmet Mercanoğlu, 1932 Yakapınar köyü doğumlu Köy Enstitüsü mezunu bir Tahtacı Türkmeni

[5] Sinan Kahyaoğlu, Kazdağından Esintiler, İstanbul, 2013 Çakıroğlu Grup

[6] Kaynak Kişi: Mehmet Mercanoğlu

[7] Yaşar Kalafat, “Anadolu Türkmen/ Oğuz Feslerinde Mitolojik İzler Aranabilir mi? (Sıraçlar, Tülekler, Abdallar, Salurlar, Dadaliler, Bektikler) 5. Uluslararası Türkiyat Araştırmaları Sempozyumu, 21-23 Mayıs 2014, Beytepe/Ankara

[8] Kaynak Kişi: Mehmet Mercanoğlu

[9] Kaynak Kişi: Mehmet Mercanoğlu

[10] Kaynak Kişi: Sinan Kahyaoğlu

[11] Kaynak Kişi: Senem Uludağ

[12] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara, 2010 s.241-258, Berikan

[13] Kaynak Kişi: Mehmet Mercanoğlu

[14] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara, 2010 s. 258-270, Berikan

[15] Sinan Kahyaoğlu, Kazdağından Esintiler, İstanbul, 2013 Çakıroğlu Grup s.187

[16] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara, 2010 s.270-279 Berikan

[17]Yaşar Kalafat, “Zile Yöresi Örnekleri ile Türk Kültürlü Halklarda Demir İnancı” Tarih ve Kültürü İle Zile

Sempozyumu, 09–12 Ekim 2008, Yayına hazırlayan Mehmet Yardımcı, Murat Ayvalıoğlu, İstanbul, 2009, s.141–150

[18] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara, 2010 s. 279-290, Berikan

[19] Sinan Kahyaoğlu, Kazdağından Esintiler, İstanbul, 2013 Çakıroğlu Grup s.187

[20] Kaynak Kişi: Mehmet Mercanoğlu

[21] Kaynak Kişi: Sinan Kahyaoğlu, Tahtakuşlar köyü Tahtacılarından Yüksek tahsilli, 50-55 yaşlarında,

araştırmacı-yazar, dede

[22]Yaşar Kalafat, VIII. Atatürk Kongresi-Gence-Şirvan seyahati Gözlemleri ve Türk halk İnançları Kültüründe

‘Kızıl’ın Mitolojik İçeriği”

[23]Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara, 2010 s.165-173, Berikan

[24] Kaynak Kişi: Sinan Kahyaoğlu

[25]Yaşar Kalafat “Türklerin Dini Tarihi Türk Halk İnançlarında (Ters Motifi)” Prof. Dr. Abdurrahman Çaycı’ya Armağan,

Ankara 1995. sh. 297–307; Türk Dünyası Tarih Dergisi Mart 1997 S. 123, s. 15–19

[26] Kaynak Kişi: Mehmet Mercanoğlu

[27]Yaşar Kalafat, “Alâeddin Keykubat’tan Günümüze Türk Halk Kültüründe Bayrak” I. Alâeddin Keykubat ve Dönemi

 Sempozyumu (6–7 Kasım 2008 Konya) Bildirileri, Ed. Y.Küçükdağ, M.Çıpan, Konya Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü,

Konya 2010, s. 191–207

[28] Kaynak Kişi: Mehmet Mercanoğlu

[29]Yaşar Kalafat “Gagauz Türklerinde Halk İnançları ve Bazı Karşılaştırmalar” Kafalı Armağanı, Ankara 2002 s. 214–234;

Haftalık Trakya Gazetesi 1–7, 8–14, 23–28 Şubat 2001 S. 113.114.115

[30] Kaynak Kişi: Mehmet Mercanoğlu

[31] Kaynak Kişi: Feyzi Çakıl,

[32]Yaşar Kalafat “Türk Kültüründe Elmadan Kızıl Elma’ya” Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırma ve Uygulama Merkezi,

Türk Kültüründe Meyve, İstanbul 7–8 Nisan 2004

[33] Kaynak Kişi: Feyzi Çakıl, emekli astsubay, 74 yaşında Yakapınar köyü tahtacılarından

[34] Kaynak Kişi: Sinan Kahyaoğlu, Tahtakuşlar köyü Tahtacılarından Yüksek tahsilli, 50-55 yaşlarında,

araştırmacı-yazar, Dede

[35]Yaşar Kalafat “ Halk İnançlarında Hususiyle Tahtacılarda Ayna” 1. Akdeniz Yöresi Türk Toplulukları Sosyo –Kültürel

 Yapısı (Tahtacılar) Sempozyumu (26–27 Kasım 1993 Antalya) Ankara 1995 s. 75–107

[36] Yaşar Kalafat, Türk Halk İnançlarından Hayvan Üslubuna Mitolojik Devridayım 1, Ankara, 2013, Berikan, s. 187-199

[37] Yaşar Kalafat,  a..g..e.

[38] Sinan Kahyaoğlu, Kazdağından Esintiler, İstanbul, 2013 Çakıroğlu Grup, s. 130

[39]Kaynak Kişi: Mehmet Mercanoğlu

[40] Yaşar Kalafat, Türk Halk İnançlarından Hayvan Üslubuna Mitolojik Devridayım 1, Ankara, 2013, Berikan, s 23-63

[41] Kaynak Kişi: Senem Uludağ

[42] Sinan Kahyoğlu, Kazdağından Esintiler, İstanbul, 2013, s.100

[43] Sinan Kahyaoğlu, Kazdağından Esintiler, İstanbul, 2013 Çakıroğlu Grup

[44] Yaşar Kalafat, “Anadolu Türkmen/ Oğuz Feslerinde Mitolojik İzler Aranabilir mi? (Sıraçlar, Tülekler, Abdallar, Salurlar, Dadaliler, Bektikler) 5. Uluslararası Türkiyat Araştırmaları Sempozyumu, 21-23 Mayıs 2014, Beytepe/Ankara

[45] Kaynak Kişi: Sinan Kahyaoğlu, Tahtakuşlar köyü Tahtacılarından Yüksek tahsilli, 50-55 yaşlarında,

araştırmacı-yazar,dede

[46] Kaynak Kişi: Sinan Kahyaoğlu, Tahtakuşlar köyü Tahtacılarından Yüksek tahsilli, 50-55 yaşlarında,

Araştırmacı-yazar, dede

[47] Kaynak Kişi: Mehmet Mercanoğlu

[48] Kaynak Kişi: Mehmet Mercanoğlu

[49] Kaynak Kişi: Mehmet Mercanoğlu

[50] Kaynak Kişi: Senem Uludağ

[51] Kaynak Kişi: Mehmet Mercanoğlu

[52] Sinan Kahyaoğlu, Kazdağından Esintiler, İstanbul, 2013 Çakıroğlu Grup s.187

[53] Kaynak Kişi: Feyzi Çakıl

[54] Yaşar Kalafat, “Akşehir Örneklemeleri ile Türk Kültürlü Halklarda O/ateş/Ocak İyesi”, Türk Kültürlü Halklarda

 Karşılaştırmalı Halk İnançları, Kodlar-Kültler 1, Ankara, 2009, s. 13-43

[55] Kaynak Kişi: Mehmet Mercanoğlu

[56] Kaynak Kişi: Feyzi Çakıl

[57] Kaynak Kişi: Senem Uludağ

[58] Kaynak Kişi: Feyzi Çakıl, Kaynak Kişi: Feyzi Çakıl

[59] Kaynak Kişi: Feyzi Çakıl, Kaynak Kişi: Feyzi Çakıl

[60] Yaşar Kalafat “Balkan Türklerinden Örneklerle Halk İnançlarımızda Saç” I.Uluslararası Balkan Türkleri Sempozyumu

 28–29 Eylül 2001 Prizren, Balkan Türkoloji Sempozyumu Bildirileri yayına hazırlayanlar, Prof. Dr. N. Hafız,

Prof. Dr. T. Hafız BAL_TAM Prizren 2006 sf. 308–314; Erciyes, Ocak 2002 S. 301 s. 15–16

[61] Kaynak Kişi: Mehmet Mercanoğlu

[62] Kaynak Kişi: Mehmet Mercanoğlu

[63] Sinan Kahyaoğlu, Kazdağından Esintiler, İstanbul, 2013 Çakıroğlu Grup, s. 130

[64] Sinan Kahyaoğlu, Kazdağından Esintiler, İstanbul, 2013 Çakıroğlu Grup, s. 130

[65]Kaynak Kişi: Mehmet Mercanoğlu

[66] Kaynak Kişi: Mehmet Mercanoğlu

[67] Kaynak Kişi: Sinan Kahyaoğlu

[68] Kaynak Kişi: Mehmet Mercanoğlu

[69]Kaynak Kişi: Senem Uludağ, Yakapınar köyü tahtacı Türkmenlerinden 68 yaşında

Evli, ev hanımı

[70] Kaynak Kişi: Feyzi Çakıl

[71] Kaynak Kişi: Senem Uludağ, Yakapınar köyü tahtacı Türkmenlerinden 68 yaşında

Evli, ev hanımı

[72] Kaynak Kişi: Sinan Kahyaoğlu

[73] Sinan Kahyaoğlu, Kazdağından Esintiler, İstanbul, 2013 Çakıroğlu Grup s. 31

[74] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Karşılaştırmalı Halk İnançları, Türk Halk Tefekküründe Kurt 2,

Ankara, 2009 Berikan

[75] Kaynak Kişi: Feyzi Çakıl, Kaynak Kişi: Feyzi Çakıl

[76] Kaynak Kişi: Feyzi Çakıl, Kaynak Kişi: Feyzi Çakıl

[77] Kaynak Kişi: Sinan Kahyaoğlu

[78] Kaynak Kişi: Sinan Kahyaoğlu, Tahtakuşlar köyü Tahtacılarından yüksek tahsilli, 50-55 yaşlarında,

Araştırmacı-yazar, dede

[79] Kaynak Kişi: Senem Uludağ

[80] Kaynak Kişi: Feyzi Çakıl

[81] Kaynak Kişi: Feyzi Çakıl, Kaynak Kişi: Feyzi Çakıl

[82]Kaynak Kişi: Feyzi Çakıl, Kaynak Kişi: Feyzi Çakıl

[83] Kaynak Kişi: Sinan Kahyaoğlu, Tahtakuşlar köyü Tahtacılarından yüksek tahsilli, 50-55 yaşlarında,

Araştırmacı-yazar, dede

[84] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Ölüm, Ankara, 2011. Berikan

[85] Yaşar Kalafat, “Kocaeli Halk İnançlarında Yaşamakta Olan Mitolojik Bir Kavram: Sahiplilik”, Uluslararası Gazi

Akça Koca ve Kocaeli Tarihi Sempozyumu, 02-04 Mayıs 2014

[86] Kaynak Kişi: Sinan Kahyaoğlu

[87] Kaynak Kişi: Feyzi Çakıl

[88]Yaşar Kalafat, “Çorum ve Çevresi Merkezli Türk Kültürlü Halklarda Saçı”, Osmanlı’dan Cumhuriyete Çorum

Sempozyumu, 23–25 Kasım 2007, Çorum 2008, s. 1139–1149

[89] Kaynak Kişi: Senem Uludağ

[90] Yaşar Kalafat, “Tul-İnanç Geleneği Arkaik Dönemden Günümüze Görüldüğü Haller ve Avanos Halk İnançlarındaki

Yansımaları”, Avanos Sempozyumu, 23-25 Ekim 2014

[91] Kaynak Kişi: Mehmet Mercanoğlu

[92] Kaynak Kişi: Feyzi Çakıl

[93] Sinan Kahyaoğlu, Kazdağından Esintiler, İstanbul, 2013 Çakıroğlu Grup

[94] Sinan Kahyaoğlu, Kazdağından Esintiler, İstanbul, 2013 Çakıroğlu Grup s. 186

[95] Kaynak Kişi: Mehmet Mercanoğlu

[96] Kaynak Kişi: Senem Uludağ, Yakapınar köyü tahtacı Türkmenlerinden 68 yaşında

Evli, ev hanımı

[97] Kaynak Kişi: Feyzi Çakıl, Kaynak Kişi: Feyzi Çakıl

[98] Kaynak Kişi: Feyzi Çakıl

[99] Sinan Kahyaoğlu, Kazdağından Esintiler, İstanbul, 2013 Çakıroğlu Grup s. 31

[100] Yaşar Kalafat, Azerbaycan-İran-Anadolu-Irak Halk İnançları Hattı, Ankara, 2016, s. 434 Berikan

[101] Kaynak Kişi: Mehmet Mercanoğlu

[102] Kaynak Kişi: Feyzi Çakıl, Kaynak Kişi: Feyzi Çakıl

[103] Kaynak Kişi: Mehmet Mercanoğlu

[104] Kaynak Kişi: Feyzi Çakıl

[105] Kaynak Kişi: Senem Uludağ, Yakapınar köyü Tahtacı Türkmenlerinden 68 yaşında

Evli, ev hanımı