DÜZCE’DE ORTAK HALK İNANÇLARI KÜLTÜRÜ VE II. ULUSLARARSI DÜZCE TARİH VE KÜLTÜR SEMPOZYUMU GÖZLEMLERİ

 

 

 

                                                                                                                      Yaşar Kalafat[1]

GİRİŞ:

Bu çalışma; 11-12 Aralık 2015 tarihleri arasında Düzce’de yapılan ve bizim “Düzce ve Yakın Çevresi Halk İnançları Kültüründe Atlı Göçebe Bozkır Medeniyetinin İzleri” isimli bildiri ile katıldığımız, II. Uluslararası Düzce Tarih, Kültür ve Sanat Sempozyumu münasebeti ile gidilen Düzce’de, Düzce ve Düzce’nin yakın çevresinde gidebilinen köylerindeki araştırmalardan ve izlenebilen bilgi şöleni oturumlarında edinilen gözlemlerden hareketle yapılmıştır. Gözlemlerimiz ve tespitlerimiz, halk kültürü ve bilhassa halk inançları kültürü alanında analist bakış açısından olmuştur.

Düzce seyahatimiz münasebeti ile Düzce’de yaşayan toplumlardan ana dili Abhazca, Gürcüce, Lazca olanlarla ilgili halk inançları derleme çalışması yapabildik.

METİN:

Bildirilerle ilgili tespitler

Bir kısmını izleme imkânı bulabildiğimiz bildirilerin alanımızla ilgili olanlar; “Multikültürelizm Çok Kültürlülük ve Düzce Örneği”, “Düzce Halk Hekimliği Üzerine Bazı Gözlemler”, “Rus Kaynaklarında Kuzey Kafkasya Halklarının Osmanlı Devletine Göçü”, “Düzce’de Eski Türk İnançlarının Bir Devamı: ‘Ölü Aşı Geleneği”, “Düzce Yöresinde (Konuralp, Musa Baba, Suncuk) Doğum ve Çocukluk Çağı İle İlgili Bazı Geleneksel Uygulamalara Etnolojik Yaklaşım”,  “Düzce’deki Farklı Etnik Grupların Halk Hekimliği Uygulamaları”, “Düzce’de Düğün Sonrası Bir uygulama Varma-Gelme”, Düzce Halk Kültüründe Yumurta ile İlgili İnanış ve Uygulamalar”, “Düzce’deki Laz Köylerinin Göç Serüvenleri”, “Hayat Tarzları ve İnançları Bakımından Düzce’deki Romanlar”, “Düzce İli Geleneksel Muhacir Kadın Giysilerinin: Hasanağa Köyü Örneği”, “Düzce İli Geleneksel Arnavut Giysilerinin İncelenmesi”, “Düzce İli Geleneksel Karadeniz kıyafetlerinin İncelenmesi”, “Beyciler Köyü’nde Kültürel Hayat”, “Düzce’deki Kültürel Çeşitliliğin Konut Bahçesindeki İzleri”, “Düzce Yöresinin Tarih Kaynakları Olarak Mezar Taşları”, “Düzce’de Sözlü gelenek İçerisinde Efsane İzleri”,  “Düzce’de Farklı Kültürlere Ait Geleneksel Mimariden Bazı Örnekler”, “Gölyaka Çevresinde Konuşulan Gürcücenin Dili (Sesbilim ve Biçimbilim) Özellikleri Bakımından Modern Gürcüce İle Genel Farklılıkları”, “Düzce Gürcülerinin Sözlü Edebiyatında Dua Örnekleri”, “Türk Gürcü Edebi ilişkileri Üzerine”, “Kartveluri (Güney Kafkasya) Dillerinin Dilbilimsel ve Sosyal Bilimsel Yönleri”, “Çareşe Tembot’un Eserlerinde Çerkes Tarihine Bağlı Ulusal Karakterin Düzce’deki Çerkeslerin Kültürüyle İlişkilendirilmesi”,“Düzce-Maykop Adige Ortak Kültürünün Özellikleri”, “Toplumsal Cinsiyet Bağlamında Düzceli Çerkeslerde Evlilik ve kadın Erkek Rol Algıları”, “Düzce’de Çerkeslerin ve Abazaların İskânı ve Yeni Kurulan Yerleşimler”. İsimli olanlardı.

Sempozyum programında yer alan bir kısım bildiriler, verilmedikleri için onları izlemek mümkün olmalı. Bir kısım bildirilerin takibi için salonlar arasında koşuşturma gerektiği için izleme imkânı bulunamadı. En önemlisi bütün bilgi adeta ortak şölenlerinin kaderi olan tartışmalara ayrılan ve çok az olan zaman da maalesef kullanılamadı.

Düzce Üniversitesindeki Kafkas Dilleri ve edebiyatı Bölümünün kapsamında Çerkez Dil ve Edebiyatı Bölümünün Rusya Federasyonu’ndan sağlanmış personeli Rusya Türkiye gerilimi sebebiyle Rusya tarafından geri çekilmişti. Gürcü Dil ve Edebiyatı Bölümü’ne öğretim üyesi Gürcistan’dan temin edilmişti. Abhazca Dil ve edebiyat öğrenimi için girişimler başlatılmış, ancak Türkiye Gürcistan gerilimine sebep olmamak için işlemler ağır yürümektedir. Çerkezler için ayrılan bölümün bildirileri de takip edilemedi. Düzce Abhazlarının kimliğini Dernek başkanı seviyesinde dinleyince Abazaların kendilerini Çerkez olarak kabul etmediklerini öğrendik. Bu çevreye göre Abzeh ile Aphas’ın etnik kimlik olarak ilgisi yoktur. Ancak Abaza gençler arasında Çerkezler ve Abazaların aynı etnik toplumun parçaları olduğuna inananlarda var.

Çok kültürlü çağdaş toplum olmanın çağdaş demokrat, eşitlikçi güzelliği bazı kesimlerce yanlış algılanmış olmalı. Farklı kültürel yapılara yaşama imkânı sağlanması, onların yok edilmesinin önlenmesi ile toplumu ille de ve muhakkak, medeni görünme adına çok kültürlü yapma gayreti farklı şeylerdir. Milletler onları oluşturan toplum kesimlerinden meydana gelirler. Millet olma sürecini tamamlamış toplumlarda etnik gayretkeşlik, toplumun bütün kültür kesimlerine zarar verir. Kültürlerin korunmalarının kutsallığı kadar, kültürlerin yeni ortak paydalar oluşturarak senteze girebilmeleri de saygındır.

Halkı Çerkez olan Çerkez Taşköprü köyünde şehircilik ve mimari hakikaten imrenilecek gibi idi. Caddeler ve sokaklar asfaltlanmış ve tertemizdi. Evlerin bahçeleri yollardan biraz içerde idiler. Binalar da bahçe duvarının hemen kenarında değildiler. Her evin özel bahçesi vardı. Cuma namazını kıldığımız caminin şadırvanında köyün gazı ve şehitleri hangi cephede şehit oldukları ile liste halinde ışıklandırılabilen panolara yazılmış, ruhlarına Fatiha temennisi ile bitirilen bu dev levhaların hemen yanı başında al bayrak vardı. Bu güzellik yüzlerce yıllık birlikte yaşamaya rağmen çevre köylere pek yansımamıştı. Bahçe mimarisi konusunda pek ortak kültürel değerler oluşturamamıştık. Ortak kültüre ulaşmada vaziyet mi vardı, tartışılmamalı mı idi? Şehitlere karşı duyulan bu saygıyı Anadolu’nun hemen her yerinde görmek mümkündür. Düzce katılımcılara dağıtılan “Çanakkale Zaferi’nin Yüzüncü Yıl Dönümünde Düzce Şehitleri” isimli kitap çalışması da bu ruhun bir göstergesi idi.[2] Popülasyonu/insan dokusunu bir arada tutan dinamizmde takva ile belirlenmişlik vardı. Ortak Değerler taşıyan bilgiler konusu uzun süre daha çalışılmalıydı. Düzce gerçek bir sosyal bilimler laboratuvarı. Yeni kurulmuş olan Düzce Araştırma Merkezini çok iş bekliyor.

Giysiler konulu bildirilerde gösterilen olağanüstü gayrete rağmen henüz bir arşiv oluşturulamamış. Günlük yaşama girememiş, evlerin sandıklarında ve yaşayanların hafızasın da dahi iz bırakamamış etnografık verilerin tespit, tasnif ve teşhir edilmesi büyük gayret gerektirir. Bu bildiriler münasebeti ile biz özel uğraş verip bazı sorularımıza cevap almak istedik. Gelin başlıklarındaki telekler bize göre bir dönemin ongun kuşları ve kullanılan taç çiçekleri keza mitolojik ipuçları verebilirdi. Keza renkler bilhassa al renk ve mavi, ak kadar kara kadar mesaj yüklü olabiliyordu. Görüşmelerimiz bizim için yararlı oldular ancak henüz bir sonuca varamadık.

Halk Bilimi içerikli diğer bildiriler de heyecan verici idiler. Ancak derlenen malzemenin, elde edilen bulguların anlamlandırılmaları gibi konularda kanaatimizce Düzce Üniversitesi bir çalıştay düzenlemelidir. Birçok konuda derinleşmek bir konuda uzmanlaş olmak lazım. Esasen bu konuda çalıştayların önemi, hemen hemen tüm üniversitelerimizin ilgili bilgi şölenleri için gereklidir. Tartışılmayan bildiri, sunumu yapanı da dinleyeni de tatmin etmemektedir. Amaç, çok bilgi şöleni yapmak, çok sayıda bildiri üretmek olmamalı. Yeni yapılan araştırmalardan yeni ve eski araştırmacıların haberi olmamakta, değil metot birliğini sağlamak geliştirilmiş metotlara dair bilgiler bile paylaşılamamaktadır.

Katılımcıların e-p0sta adresleri listesinin katılımcılara verilmiş olması, bilgi şöleninden sonra katılımcıların ilişkisinin sürmesi bakımından da yararlı olmuştur. Katılımcıların tanışıp kaynaşması amaçlı olan tanışma kokteylleri ise, katılım pek olmadığı için önemini yitirmiştir.

Gürcü dili ve Edebiyatı Bölümünün ve Gürcistan’dan gelen sosyal bilimcilerin etkinlikleri örnek olabilecek türdendi. Düzce’nin Gürcü ana dilli evlerinde alanlarımızda çalışma yaparken, misafir meslektaşlarımız ile adeta yarışıyordu. Bazı ev sahipleri evlerinin bir odasında beni diğer odasında Gürcistan’dan gelmiş araştırmacıları ağırlıyorlardı. Ben Gürcüce bilmiyordum. Onların Türkçe de bilenleri, kaynak kişilere benim sorduğum soruların cevaplarının onları da ilgilendirdiğine şahit oluyordum. Ortak değerlerin ortaklıkları üzerinde dururken, siyasi coğrafi sınırları aşabilip bölge halklarının ortak kültür coğrafyası üzerinde durulmasının önemine inanıyoruz.

Düzce’de ana dilleri Lazca, Gürcüce ve Abhazca olan halk kesimleri arasında yüzeysel de olsa halk inançları çalışması yapabildik.[3] Düzce popülasyonunda Boşnak, Tatar, Roman halk kesimlerinin varlığını bildiriler münasebeti ile dolaylı haberdar olabildik. Bu toplumlara dair evvelce yapılmış çalışmalarımızın olmasına rağmen Düzce’de yaşayanlarının halk inançlarını derleyemedik.

Yapılabilen Alan Çalışması Tespitleri

Lazlar/Ana Dili Lazca Olan Toplum

Düzce merkeze bağlı ana dili Lazca olan 9 Türk köyü var. Bunlar Düzköy, Enbiya, Kabalak, Sucuk, Yeşilköy, Dokuzlu, Ballar, Sancakdere, Yatak ve Şekerpınar köyleridir. Ayrıca bölgede Akçakoca’da, Sapanca’da, Adapazarı Karasu’da Lazca da konuşabilen halktan oluşan köyler var[4].

Lazlığı Gürcülüyün kapsamında algılayan Gürcü kökenli bazı kesim, Düzce Lazları için dil bilen Lazlar/Mahti/Mohti demekte ve dilleri aksanlı Türkçe olan kesim için de Megrel/dil bilmeyen Lazlar demektedirler. Onlara göre Düzce Lazları Mahti/Mohti’drler[5].

Lazca’da konuşabilen köylerden Suncuk/Sucuk köyünde ilk derlemeyi bölgede esprili hayatı ile bilinen Haydar Şengüloğlu’ndan yaptık. Düzce’ye 16 Km. mesafede olan bu dağ köyünün yerleşim şekli Doğu Karadeniz köylerini andırıyor. Evler birbirlerine fazla mesafeli değil ama evin müştemilatı Doğu Karadeniz köylerini çok andırıyor. Köyün aktif nüfusu mevsime göre 130—160 hane arasında değişebiliyor. Hanefi olan köy halkın Lazca günlük anlaşmada pek yer almıyor. Doğu Karadeniz bölgesine de pek gidip gelmeleri yok. Türkçelerinde de keza aksan yok.

Ana dili Lazca olan toplumda bebek bekleyen annenin bebeğinin cinsiyetini tahmin için onun göbeğine bakılır, göbeğinin orta kısmı sivri ise bebeğin erkek, bu kısım yuvarlak ise kız olacağına hükmedilir.[6] Cinsiyeti tahmin için bebek bekleyen anne adayının başına tuz serpilir kadın elini alnına götürürse bebeğin erkek tepesine götürür ise kız olacağına inanılır[7].

Doğmamış bebeklerin cinsiyetinin tahmininde Türk kültürlü halkların halk inançlarında yirmiyi aşkın usul vardır. Belirtilen iki yöntem en sık görülenlerdendir[8].

Bu toplumda da aşerme inancı vardır. Aşeren anne adayına canının çektiği yiyecek muhakkak alınmalıdır. Canı çekilen yiyecek alınmayan anne adayının bebeği dünyaya gelince onun vücudunun bir yerinde o yiyeceğin leke şeklinde çıkacağına inanılır[9]. Aşeren kadının canının çektiği yiyeceğin alınmasına çalışılır, bunun bir nevi sevap olduğuna inanılır[10].

Aşermek veya yeriklemek inancı Türk kültürlü halklarda çok yaygındır. İlk izlerini manas gibi Türk destan metinlerinde görebiliyoruz. Anne adayının bu dönemi için “çekim devresi denilir ve ceviz ağacına benzetilir. Bu dönemde anne adayının çirkin, sarhoş, sabıkalı kimselerden karşılaşması da istenilmez. Bu dönemde karşılaşılan insan ve hayvanlardan bebeğin beden ve ruh yapısının etkileneceğine inanılır. Tavşanla, ayı ile bebeğin üst dudağı yarık olması ve vücudu kıllı olmasın diye karşılaşılmak istenilmez. Anne adayı güzel insanları düşünmek ister onların resmine bakar

Lazlarda hamile kadının hamileliği belli olup kesinleşinceye kadar en yakınlardan bile nazardan korunmak için sır gibi saklanır[11].

Türk kültürlü halkların bilhassa kırsak kesimde hala devam eden edep anlayışında kadın kişi bebek beklediği teşhir etmemesi gerektiği vardır. Ailenin yaşlıları bilhassa erkekleri durumdan haberdar edilirler ve fakat gençler yüze çıkmaz yaşlılar da yüze vurmazlar.

Lazlarda kırklı Kadın’lı Kara-kura basmaması için yumurta fili (bir file içerisine konulmuş yumurta) yapılır ve tavana asılır. Kadının yatmakta olduğu karyolasının baş tarafından sağ ayağına al/kırmızı bir bez veya kurdele bağlanır[12].

Türk kültürlü halkların halk inançlarında yumurtanın görünmeyenlere karşı koruyucu da olduğuna dair inançlar vardır. Aras vadisi Türk halk kültüründe Ekin mevsiminde öküzlerin anlına nazardan korunmaları için yumurta vurulur. Aynı amaçla bilhassa bina nazarlıklarına yumurta da koyulur.[13] Bu tespitle ilk defa karşılaşılmıştır.

Bu toplumda al karısı Ağır Basan olarak da bilinir. Kırklı kadını ağır basandan korumak için çeşitli uygulamalar yapılır. Bu maksatla Balık filesi kapının elçeğine asılır, her yerden girebileceğine inanılan Ağır basanın anahtar deliğinden girmesi önlenmek istenir.[14].

Bize göre kara kura ile ağır Al karası farklıdır. Kırklı anne ve yavrusuna zarar veren Al Karasıdır. Kara Basan veya Kara Kura yanılmıyorsak farklı bir kem güç olmalıdır[15].

Düzce Lazlarında çocuk için kesilen adak kurbanının postu evde bir yıl asılı kalır.[16]

Türk kültür coğrafyasında kurbana, onun postuna özen gösterilir. Bu uygulama kurbanın her türlüsü için geçerlidir. Çok kere post seccade yapılır, çiğnenen ayak altı yerlere serilmesi pek istenilmez veya seccade yapılmak üzere cami veya benzeri yerlere verilir[17].

Bebeğin göbek bağı, bulunulan yerin cami veya okulunun bahçesine gömülür[18]. Bu uygulama da Türk kültür coğrafyasında çok yaygındır. Halkın inancına göre cami din bilginliğini, okul memurluğu, kışla, askerliği temsil eder. Bunlara ait binanın duvar dibine gömülerek büyüğünce o mesleği edinmesi dileğinde bulunulmuş olunur. Diğer taraftan öteki alemde vücudun her türlü parçası birleşeceğin saç, tırnak, sünnet parçası, göbek bağı, bebeğin eşine karşı itina gösterilir[19].

Lazlarda bebeğin ilk kesilen tırnağı da toprağa gömülür[20].

Tırnağın toprağa gömülmesi gerektiği şeklindeki inanç oldukça yaygındır. Tırnak ve saç ulu orta atılmaz bir kâğıda sarılıp el-ayak değmeyen bir yere sokulur. Bazı yörelerde hamı imkânsız olduğu için hayvanların yememesi için böyle yapıldığına inanırlar Bazı izahlara göre de eski Türk İnanç Sisteminde kişioğlunun kutu tırnaklarının ve saç tellerinin dibindedir, bu nedenle her ikisinin de çiğnenmeleri doğru bulunmaz. Bazı büyülerin özel şartlarında tırnağa gerekli şifreler yazıldıktan sonra uygulandığına inanılır[21].

Çocuk 20 günlük olunca hava almaya çıkarılır ve torun olan bir eve götürülür. Çocuğun kırkı çıkınca çiğ yumurta komşulara dağıtılır[22].

Doğum yapmış annelere bilhassa bebeklere yarı kırk yapılır. Bebeğin Onu’nu yapan çevrelerde vardır.[23] Bebek yumurta bağlantılı bir inanç da bir eve bebek ilk defa gelmiş ise o bebek evden boş çıkarılmaz muhakkak küçük veya büyük bir hediye verilir. Bu hediye çok kere yumurta olurdu. Yumurta aynı zamanda şirke, yoğurt ve hamur mayası çoğalmayı temsil eden nesnelerdendir. Akşamdan sonra tat, bereket simgesi olan besinler gibi yumurta da eşikten dışarı çıkarılmak istenmez.[24]

Düzce Lazlarında çocuğun çıkan ilk dişi atılmaz saklanır[25].

Çıkan ilk diş saklayan aileler hale vardır. Çok kere bu diş faredişi istemini anlatan ifadelerle evin damına atılı[26]r.

Çocuğun ilk saçı traş edildiği zaman o saç tartılır ağırlığın miktarında altın alınıp çocuğa takılır.[27]

İlk saçın altınla tartılması inancının arka planında saçların dibinde kut olduğu inancı aranabilir. Bazı yörelerde bu saç kurutulmuş hayvan gübresi, tezekle tartılır tezeğin ağırlığınca fakire sadaka verilir. Bu uygulamadaki fakire yapılan ödeme açık bir saçı uygulamasıdır. Kara iyelerin muhtemel bir zararından korunmak için yapılmış olmalıdır. Kazaklarda Kırgızlarda erkek çocuğu yaşamayan aileler belirli bir yaşa kadar ona, onu kara iyelerden korumak için geçici çirkin isimler verirlerdi. Bunların arasında Bokbay ismi de vardı.

Bu toplumda çocuğun ayağı basmıyor ise o çocuk caminin giriş eşiğinden atlatılır böylece ayağının basacağına inanılır[28].

Türk kültürlü halklarda ayağı basmayan çocuğa ayağına bassın diye çeşitli inanç içerikli uygulamalar yapılır. Bunlardan birisi de tespitte yapılan örnekte olduğu gibi Köstek Kesmek’dir. Köstek kesme ayinin zenginleştirilmiş türleri vardır. Bazı yerlerde bağın kesilmesi için iki veya üç yol ağzı seçilir. İnancın arka planında bağ-bağlanmış olma bağdan kurtarma kem büyüsünün bozulma amacı olmalı[29].

Bu toplumda yağmur duasına çocuklar ve hayvanlarla birlikte çıkılır. Duaya onlar da götürülürler[30]. Yağmur duasına daha ziyade eskiden gidilirdi. Bunun için tepelere çıkılır Şehitler’e ve Dede Düzü’ne gidilirdi. Duaya katılanlar avuçlarını yukarı doğru değil ters istikamete aşağıya doğru tutarlardı[31].

Yağmur duası için giderek cami içinde ve türbeler etrafında yapılması sıklaşmış olmasına rağmen ilk dönemler daha ziyade tepeler seçilmiştir. Yüksek yerlerin seçilmiş olması Tanrı katının yukarılarda olması tasavvuru ile ilgisi üzerinde durulmuştur. Yağmur duasında el parmakları ters istikamette aşağıya doru tutulduğu gibi giysilerin ters giyildiği yağmur duası uygulamaları da vardır[32]. Bununla amaç öteki âleme mesaj vererek gidişatın tersini diliyoruz, kurak hava değil yağışlı hava istiyoruz, olmalı. Halk inançlarında ters motifi çok yoğun görülür[33].

Lazlarda baykuş sevilmez. Bu kuşun tünediği yerden cenaze çıkacağına inanılır. Sabahleyin karga sesi ile uyanmak uğursuz alameti olarak kabul edilir. Sabah erkenden duyulan karga sesini duyan kimseye veya ailesi fertlerine zarar vereceğine inanılır. Bu zararı önlemek için ona yiyeceği bir şeyler verilir.[34]

Baykuş Türk kültürlü halkların çoğunluğunda uğursuz hayvan olarak bilinir ve ölümle ilişkilendirilirken, Uygular gibi bazı Türk toplumlarında onun kut bulmuş bir kuş olduğu kabul edilir, genç kızlar onu iyi bir gelecek sağlayacağı ümidiyle şapkalarının tepesine takarlar. Bu çelişkili gibi görünen durumun izahı farklı Türk boylarının değişik olan ongunları hepsi için ongun mertebesinde değillerdi. Bu konuda şu da söylenebilir baykuş ile Puhu kuşu çok kere karıştırılır, Puhu kuşu adeta Baykuşun ufak tapidir.[35]

Bitkilerden Kızılcık bu toplumda çok sevilir. Adeta onun uğurlu olduğuna inanılır. Her evde muhakkak bir kızılcık dalı bulundurulur. Bu ağaç sarı ile kahverengi arasında kızıla çalan bir renkte olur.[36]

Bu toplumda Hal/Al Karısı’ndan korunmak için, korunacak kadın al fistan giyer, al yazma bağlar, al kuşak sarar.

Al şerir ruhundan korunmak için al renkten yararlanıldığına al renk ile al karısının ilişkilendirildiğine dair çok sayıda bulgu vardır

Nazar inancı çok yaygındır. Nazardan kaçınılır. Nazardan korunmak için samanlıkların kapısına Öküz başı asılır. Semendereler de nazardan korumak için muska yazdırılır nazar boncuğu ile duvarlarına asılır.  “Nazar insanı mezara hayvanı kazana götürür” inancı yaygındır. Malı ve canı nazardan korumak için üç İhlas ve bir Fatiha okunur. Nazarı ile ünlü kişilerle göz göze gelinmek istenilmez, kaçınılır. Nazar olmuş bir kimse veya malın nazardan kurtulmasını sağlamak için nazar olan kimse iç çamaşırını mesela atletini ters giyer.  Veya tuvaletin taşına tersine oturur[37].

İslamiyet de nazarın, kem gözün varlığını kabul edip, ondan sakınmayı önermiştir. Bunun için Ayetel Kürsi, Felak ve Nas süreleri okunur üflenir veya vücuda sürülür. Üflemek[38] Türk kültür coğrafyasın halk sağaltmacılığında bir yöntemdir.

Nazardan korunmak ve bilhassa nazarın zararından kurtulmak için kurşun döktürülür. Bunun için nazarlı kimse beyaz bir çarşafın altına alınır eritilmiş olan kurşun yukardan aşağıya alttaki bir kaba dökülür[39].

Muskacılık çok yaygındır, ünlü muskacılar vardır. Bunlar cinci hoca olarak bilinirler[40].

Halk inançları kültüründe hoca ile cinci hoca ayırımı vardır. Cami hocalarının genel din adamlarının hemen hemen hepsi büyü yapmak, büyü bozmak, fala bakmak, muska yazmak gibi uygulamalardan kaçınırlar. Cinlerle uğraşmak ayrı bir bilgi ve uygulama alanıdır. Muskanın da belirli bir türlerine din adamları, onu tapılan güç noktasına getirmemek kaydı ile sınırlı onay verirler. İslam’da yalnız Allah’a teslim olunur, kulluk edilir ve ondan yardım istenir. O’nun zatından başka güce meyledilmez. Batıldan korunmak için de ona sığınılır.

Damadı bağlama inancı da vardır. Bağlanan damat eşi ile birlikte olamaz. Bunun için damada bir şeyler yedirip içirilir. Bu dedenle her olur olmaz yerde her ikram edileni yiyip içmemeli dikkatli olunmalıdır. Bağlanmamak için de tedbir olarak muska yaptıranlar olur. Bunlara korunma muskaları denilebilir[41].

Damat bağlamanın ve bağdan korunmanın çeşitli yöntemleri vardır. Bu uygulama da kara büyü kapsamına girebilir. Bağlanan damadı bağlanmışlıktan kurtarmak için yapılan bağın bozulması uygulamaları da ak büyü kapsamında ele alınabilirler. Bu uygulama Doğu Karadeniz bölgesinde çok görülür.[42]

Düzce Lazlarının halk inançlarında kurtağzı bağlama inanç ve uygulaması yoktur.[43]

Kurtağzı bağlaması ve açması da bir bağlama ve açma uygulamasıdır. İp bağlayıp açılarak ve bıçak kapatılıp açılarak ilgili dua eşliğinde yapılır. Damat bağlanmasına karşı kişioğlu tedbirler almışlardır da kurt, ağzının bağlanmasına karşı korumasızdır.[44]

Evlerin eşiğine, ev halkına kötülük yapmış olmak için domuz yağı sürülür[45].

Domuz yağının itici, nefret ettirici soğutucu özelliği olduğuna inanılır. Aralarının açılması istenilen âşıklara yapılan muskalara bu yağdan sürüldüğüne inanılır. Kurt yağı inek yağı ile ilgili inançlar da vardır. Gelin yeni evine geldiğinde eşikten girmeden evvel evin sövesine geçimleri tatlı ve sorunsuz olsun diye yağ ve bal sürülür[46].

Ailenin küçük kızının kısmeti çıkmış ise onun bekâr büyük ablasından ve ağabeysinden izin alınır.[47]

Aile bekârları arasında evlenme sıralamasındaki bu incelikte inanç içerikli bir boyut da vardır. Evlenme yaşı gelmiş birkaç kız kardeşten yaşı küçük olanın evlenmesi ön sıraya geçerce küçük kız yetişti büyüklerini bastı, bastırdı denir. Büyük evlenmediği için yetişkin kız kardeşlerinin evlenemeyişleri de “kısmetinin önünde duruyor, kısmetini kesti” şeklinde açıklanır.[48]

Gelin olacak kızın evden çıkarken beline bağlanan bekâret kerenin rengi al/kırmızı olur, bu kemeri babası kızının, babası yoksa büyük ağabeysi kardeşinin beline besmele ile üç defa bağlar. Gelin kuşağı al/kırmızı ve damat kuşağı mavi olur[49]

Soğanın bilhassa kötü ruhlara, görünmeyen zararlılara karşı koruyucu olduğuna inanılır. Bu maksatla evlerin balkonlarına soğan asılır[50].

Soğanın bilhassa sarımsağın bu özelliğinin olduğu inancı yaygındır. Kokulu ve tadı acı olan turp gibi bazı bitkilerde de bu özelliğin olduğuna inanılır. Bu inancın yaygınlığına dair bir hayli tespit vardır. Soğan kabuklarının cinlerin altınları ve sarımsak kabuklarının ise onların gümüşleri olduğuna inanılan anlatılar vardır[51].

Bazı yerlerin sahipli olduğuna inanılır. Defineciler yerini tespit ettikleri defineye bir türlü oluşamazlar. Çeşitli beklenmedik engeller çıkar. Sahipli yer kazılırken kazmanın sapı kırılır, kazıda aranan küp bulunur içinden altın değil l çıkar. Böyle hallerde altın kaçtı veya altın kaçırıldı, denir. Defineciler bu tür cin nev’inden görünmeyenler tarafından çarpılmayışları sarhoş olmaları ile izah edilir[52]. Başka bölgelerden yapılmış benzeri tespitlerde de Mesela eşilen yer akşam olduğu için ertesi gün tamamen kapatılmış olur. Veya ulaşılan kabın içinde altın değil de haşarat veya toprak çıkar. Definin sahibi olan güç veya güçler definenin yerini değiştirmek veya mahiyetini değiştirmek isteyebilir. Böyle hallerde bu konuda bilgisi olan hocalardan, cinci hocalardan yardım alınır[53].

Yöre halkının inancına göre onlarla karşılaşıldığında, cin ile perinin farkını anlamak için onların ayaklarına bakılmalıdır. Cinlerin ayakları ters olur. Sağ ayağın ucu sola sol ayağın ucu ise sağa bakar. Cinlerin düğünleri olur. Cin düğününde onlar çalgı çalar salıncak yapar sallanırlar[54].

Sahiplilik inancı Türk kültürlü halkların halk inançlarında geniş yer tutar hayatın her safhasında bu inanç çeşitli şekilleri ile insanların karşısına çıkar. Sahipli bir şeyin alınması için sahibinden icazet alınması gerekir. Bu dua, adak, saçı veya benzeri gibi şeyler olabilir. Sahipli bir şey sahibinden izinsiz alınması halinde sahibi onu yapana bir zarar verebilir, mesela onun çarpılmasına sebep olabilir. Mesela sahibi bir ziyaret ise “çarptı” denir. İslam’da canlı cansız yaratılmışların gerçek sahibi onlara yaratan Allah’tır. Halk kültüründe kaç çocuğunuz var sorusunun cevabı Allah bağışlarsa üç, beş denilerek sayı belirtilir[55].

Bu toplumun halk inançlarında sağ yön, sağdaki organ soldan itibarlıdır[56].

Türk kültür coğrafyasında sağ, soldan, ön, arkadan yukarı, aşağıdan doğu, ileri, geriden batıdan itibarlıdır[57].

Düzce Lazlarında kırık bir eşya kullanılmaz, onun uğursuzluk getireceğine inanılır[58].

Kırık eşyanın, yanık eşyanın kullanılmasından kaçılma sebebi, onun kırılmasına yol açan bir kuvvetin olduğuna kıran bu gücün onu sahiplenmiş olduğuna, sahipli bir şeyin kullanılmasının sahibini rahatsız edebileceği ve kullanana zarar verebileceği inancı ile izah edilmektedir. Bir bardak düşüp kırılmamış ise üzülür kırılmış olması istenir Zira ona görünmeyenlerden talipli olduğuna inanılır. Kırılması halinde “musibeti def etti” denir[59].

Lazlarda dul kadının uğursuz olabileceği gibi bir inanç yoktur. Ancak eli bereketli insan inancı vardır. Fındık toplamaya gidilince veya toplu halde hamur yoğrulacak ise eli bereketli kimseler aranır[60].

Laz halk inançlarında bebeğin boş beşiği sallanmaz, sallanır ise çocuk sancılanır karnı ağrır, sürekli ağlar, meme emmez[61].

Boş iken sallanılan beşiği görünmeyenlerin beşiğe binmiş olacakları, onların sallanılmış olacağı, böylece beşiğin sahiplenileceği inancı ile ilişkisi vardır. Beşiği boş iken sallanılan beşiğin gerçek sahibi olan bebeğin sancılanabileceğine çok ağlayacağına inanılır. Bu halden korunmak için beşiğe ilgili sureler asılır, bebek beşiğinden alınırken beşiğine konulurken Besmele getirir[62].

Bu toplumda kurşun dökerek musibetleri savmak, baca yıkmak olarak da geçmektedir[63].

Sadaka verilirken başa dolandırma uygulaması bu toplumda vardır. Ancak türbenin etrafında dolanmak yoktur. Çevrede en fazla gidilen türbelerden birisi de Konuralp Gazi’nin türbesidir. Türbelere adak bezi bağlama şeklindeki uygulamaya da pek rastlanmaz[64].

Lazların bereketle ilgili inançlarına göre cüzdan boş bırakılmaz, cüzdanda birkaç kuruş dahi olsa muhakkak bir para bırakılır. Bir kimse veresiye alış veriş yaptığı zaman dahi uğur ve bereket adına muhakkak sembolik de olsa bir ödeme yapar, satıcı da bu ödemeyi bekler[65].

Bu toplumda tarlaya ekin serpen çiftçi tohum torbasındaki son tohumları serperken “bu da kuşların hakkı, payı” der.[66]

Halk inançlarında her canlının rızkını veren Allah’tır. Kul kula vesile olur. Herkesin rızkını Allah verirken bir sebep yaratır. Size bol mahsul veren Allah’ın yarattığı canlıları da düşünmek durumundasınız, anlayışı vardır.

Düzce Lazlarının halk inançlarına göre tavşan uğurlu, tilki ve yılan uğursuzdurlar, uğursuz olarak bilinenlerin arkasından taş atılır[67].

Arkasından taş atmak, şeytanı taşlama, lanetlenmiş kimseyi taşla yola koyma inancı ile ilgili olmalı. Birçok yerde istenmeyen kimsenin ardı sıra teneke çalınır gürültü yapılır. Bu tür gürültülerin kara iyeleri, kem güçleri öldürdüğüne inanılır. Ay tutulduğu zaman çalınan teneke ile de maksat, mitolojik verilere göre, ayı esir alan negatif güçlerden ayı kurtarmak, aya bekçilik yapan köpekleri uyandırıp ayı yemek isteyen dev yılandan korumaktır[68].

Düzce Lazlarının halk inançlarında ölen yakınlarının özel eşyasını saklama inanç ve uygulaması pek yoktur. Geçmişte ölenin giysilerinden birkaç parça saklandığı olurdu şimdilerde bu uygulama kalkmıştır. Giysileri garibanlara verilir[69].

Guguk Kuşunun gelmesi ekin mevsiminin geldiği anlamına gelir. Guguk gelmeden 15 gün evvelinden başlayan ekim o geldikten 15 sonraya kadar ekin mevsimi devam eder[70].

Buranın Lazlarının kültüründe ağıt vardır Ölen kimsenin arkasından ağıt yakılır ve gabgars ağıt anlamına gelir[71].

Cenazelerde ölenin erkek veya kadın olduğunu anlatmak için tabutlara farklı örtü örtülür. Kadınlarınki ak yazma olur. Mezarda yatan kimsenin cinsiyetini belirlemek için mezar taşlarına bir şey bağlanmaz[72].

Anadolu ve Azerbaycan’ın bir kısım Türkmen bölgelerinde genç ölmüş kızın mezarını belirlemek için onun mezar taşına al kurdele bağlanır[73].

Yas döneminde ölen kimseye duyulan acıyı anlatmak için yakınları tarafından saç yolmak, sine dövmek, başa toprak atma uygulaması eskiden var iken şimdilerde tamamen kalkmıştır. İlk duyan yakını üstünü başını yırtar.[74]

Acıyı abartılı yansıtmak İslam’da isyan olarak kabul edilmiştir. “Ölüm haktır”, “Allah’tan geldik dönüş de O’nadır” inancı vardır. Ağlamak, mümkün ise sessiz ağlamak normal kabul edilmiştir. Türk yas hayatının geçmişine dair bilgi veren kaynaklarda hakanın tabutu etrafında hızlı sürülen atlarla çığlıklar atarak yüzlerini kanatarak dönüldüğüne dair bilgiler vardır[75].

Ölen şahsın mutlu olacağı inancından hareketle ölen şahsın sevdiği bir yemek hazırlandığı gün, onun için de yemek masasına bir tabak konulması uygulaması yoktur[76].

Eski Türk inançlarında tul inancı vardı ve bunun izlerini yaşayan halk inançlarında takip edebiliyoruz. Buna göre ölen şahıs yaşayan yakınları ile ilgisini kesmiyor onların yaşamlarından hareketle mutlu veya mutsuz olabilmektedir. Ölenlerin. Yaşayanlardan, yaşamlarında kendileri ile ilgili bazı beklentileri olabilmektedir. Unutulmak istememekte hatırlandıklarını bilmek istemektedirler[77].

Ölen bir yakını rüyasında gören bir Laz, bu durumu “hayır istiyor” şeklinde algılar ve ruhuna Yasin okur, okutur. Ölülerin evlerini Cuma akşamları ziyaret ettiklerine, ev halkını hayır üzere görmeleri halinde mutlu döndüklerine, yasaklanmış günah kapsamına giren şeylerle karşılaşmaları halinde ise üzgün döndüklerine inanılır. Bu itibarla özellikle bu gecelerde, bu türden hususlarda daha dikkatli olunmaya çalışılır[78].

Bu toplumun kültüründe Cuma akşamları ve cenaze olunca helva kavurma uygulaması yoktur.[79]

Helva kavurma, pişi yapma gibi uygulamalar “koku çıkarma olarak tanımlanır. Belirli gün ve gecelerde koku çıkarılmasının ölmüşlerin anılmasının hayrına inanılır ve bu koku için “ölmüşlerimizin ruhuna gitsin” denir. Adeta koku bir nevi sadaka konumuna geçmiş olur. Yağ kokusunun ateşin ruhu için de adandığına inanılır. Büyük çapta yemeklik yağ eritme işlemlerinde ateşe bir parça yağ atıldığı olur[80].

Laz halk inançlarında mezarlığa niyetlenerek götürülen şey alınıp geri getirilmez, o artık sahibinden çıkmıştır inancı vardır[81].

Abhazlar/Anadili Abhazca Olan Toplum:

Düzce’de tamamen veya kısmen ana dili Abhazca olan halktan oluşan 25 kadar köy vardır. Bunlardan bazıları; Dedin (Guma),Halilbey (Sıhınara), Güvenköy (Masara), Mehtibey, Kaladibi(Amçkıta), Çamolu /Tavak Kastbey), Beylice (Apsana), Aksu (Albuzbey), Esmahanım, Yeşilyayla (Huçaçbey), (soğuksu), Daryeri/Hasanbey Köyü, Sazköy, Hacısüleymanbey Köyü, Çay Köy (Yıgza), Davutağa, Dilaver (Gulyar), Erdemli, Aybaşı isimli olanlardır[82].

Ali Kemal Ethem başkandan genel Abhaz halk inançları kültüründen ziyade vakit darlığı sebebiyle tespiti yapılan “Ölü Bayramı”, “Tul”, “mezar etrafında tavaf”, “Yasta saç yonma, sine dövme başa toprak atma”, ağıt”, “Sahiplilik inancı”, “evlilikte bekârlar arasındaki sıralama”, “Ses sakınma, ses orucu inancı”, “gelinlik ve damatlık yapma kuralları”, “Haklaşmak helalleşmek saçı bağlantısı”, “Aksakallar Meclisi mümasili kurumlar”, “kan davası”, “Ağaç Kültü-Yer kültü” gibi konularda bilgi aldık.

Abhaz halk kültüründe ailede evlilik çağı gelmiş birkaç bekâr kız var ise, kızlardan ablaya rağmen küçük kızın kısmeti çıkmış ise küçük kız evlendirilmez[83]. Bu adeta bir töre uygulamasıdır.

Bu toplumda gelin kayınpederinin, onun yaşdaşı/yaşıtı komşuların yakın akrabaların yanında konuşmaz, onlara hürmet eder, aksinin yapılması saygısızlık sayılır. Gelinler ve damatlar kız evinin ve oğlan evinin en küçük ferdine kadar saygılı davranır “gelinlik” ve “damatlık” yaparlar. Gelinler ve damatlar bilhassa babalarının yanında hatta yaşça büyük akraba ve komşularının yanında da kendi çocuklarını sevmezler. Kucaklarına almazlar. Bu tutum da saygının bir tezahürü, gereği olarak kabul edilir[84].

Bu uygulamanın izlerini 40-50 yıl evveli itibariyle Anadolu bilhassa Doğu Karadeniz kırsalında çok silik olarak izlemek mümkündü.

Gelin kayınpederinin ve eşinin, eşinin yaşıtları ve büyüklerine ismi ile hitap etmez edemez. Gerekiyor ise kendisi bir özel isim takar onlara ve görümcesine taktığı bu özel isimle hitap eder[85].

İsim sakınma Trabzon, Bayburt yöresinde de vardır. Kocalara ve karılara eşleri tarafından takma isimler konur, gerçek isimleri ulu orta alenen söylenmezdi. Mesela bizimki, çocukların annesi, babaları, kayınvalideye gelin kendi eşinden bahsederken oğlun demesi bu türdendir. Bu tür isimlendirmeler iltifat, sevgi anlatan isimlendirmeden farklı olurlar. Adeta görünmeyen kem güçlere karşı koruyucu özellikleri vardır. Küldöken, kaşık Düşmanı, Eksik Etek, bu tür isimler kapsamına girmiş olmalı[86].

Gelininin konuşmamasından şikâyet eden kimseye bir ziyafet vermesi önerilir. Konuşturmak isteyen büyük konuşmasını istediği küçük için verilecek ziyafette küçükbaş bir hayvan keser,, genç konuşmamakta ısrarlı davranır ise büyükbaş bir hayvan kesilir.[87]

Bize göre yukarıda yapılmaya çalışan açıklamadan hareketle verilen bu yemekler geniş anlamda saçı kapsamında düşünülebilir.

Abhazlarda kırklı anne ve bebeği evin eşiğinden dışarı çıkarılmaz, çıkabilmeleri için kırklarının çıkması beklenir[88].

Abhaz halk inançları kültüründe de kadın kişi, er kişinin yolunu kesmez. Bir kadınla erkeğin yollarının kesişeceği bir durum olur ise, kadın durur erkeye yol verir. Yolların kesişmelerinde, erkek olan kimse çocuk da olsa yaş farkına rağmen kadın erkek olduğu için çocuğa yol verir[89]

Bu uygulama Anadolu kırsalında da yaşamaktadır[90].

Abhaz halk inançları kültüründe uğurlu kişi ve uğursuz kişi inancı da vardır. Ayrıca nazara da inanılır ve bu tür kem gözlü kimselerden uzak durulur[91].

Abhazlarda her ailenin ayrı mezar ziyareti ve ayrı mezar ziyaret günü vardır. Aileler mezarlarını buna göre ziyaret ederler. Genel mezarlıkların yansıra özel mezarlıkları da vardır.[92].

Ölen şahsın ölüm tarihine tekabül eden günde sevdiği yemekler özel olarak pişirilir. Mezar ziyaretlerinde ziyaret edilen şahsın sevdiği yemekler mezarda bırakılırken, bir sigara yakılır ve o da orada bırakılır. Götürülen yemeklerin bir kısmı orada yenilirken bir kısmı da orada bırakılır[93]

Bu uygulama kadim Türk inançlarında tul olarak geçen uygulama ile örtüşmektedir. Ruhun ölmediği, ölen kimsenin ruhunun yaşan yakınları ile iletişim halinde olduğunu inancının kanıtıdır. Şii-Caferi İslam Türk kesim ile alevi inançlı Türk kesimin inançlarında yaşamakta olan ve ölü bayramı olarak bilinen inançla Abhazların bu inancı örtüşmektedir[94].

Abhazlar ölen bir kimsenin özel eşyalarından çok yakın arkadaşları hatıra olarak alırlar. Ölen bir eşin ve babanın telefonu onun hatırasına hürmeten kullanılır. Adeta onun hatırası yaşatışmış o unutulmamış olur. Ölen şahsın özel bir eşyası açık artırmaya konur mesela kol düğmeleri, kimin üzerinde kaldı ise, düğmeler ölen şahsın eşine verilir.[95].

Ölmüş bir kimseyi rüyasında gören Abhaz, onun ruhuna sadaka verir duada bulunur[96].

Mezar da yatan kimse ulu bilinen bir zatta olsa, mezarın etrafında dönme yoktur[97]. Sadakanın başa döndürülerek fakire verilmesi şeklindeki uygulama Abhaz halk kültürüne Anadolu’da girmiştir[98].

Türk kültürlü halkların halk inançlarında ulu bilinen kabirlerin etrafında tavaf edercesine dönme uygulaması vardır. İslam bunun men etmiştir. Ancak Kadim Türklerde bu uygulamanın varlığına dair bilgiler mevcuttur. Sadakayı başında döndürmek, türbe etrafında dönmek ve muhtemel bir musibeti üstlenmek anlamındaki “başına dönme” arasında bir mistik-mitolojik bir bağlantının olabileceğini düşünüyoruz[99].

Abhaz halk inançları kültüründe de mezarlıktaki herhangi bir şey kesinlikle alınıp eve getirilmez.[100]

Mezarlıktan herhangi bir şeyin getirilmemesi inancı ile türbe türü mekânlardan izinsiz bir alınamayacağı inancı arasında bir aynılık vardır. Mezarlıktaki her şey orada yapanların,  oranın malıdır[101].

Bu toplumda yas yemeyi 9 veya 15 gün et pişirilmez ve ikram edilmez. Bu süreden sonra dört ayaklı bir hayvan kesilebilir[102].

Abhazlar arasında bir ihtilaf çıktığı zaman aralarında çözüme ulaşılamaz ise Ayhabı olarak bilinen Yaşlılar Meclisine sorun aksettirilir. Bu heyet verdiği karar gereğince tarafları farklı yerlerde meskûn olmaya mecbur edebilir. Bu toplumda sorunların çözümü için yaşlılara vekâlet verilir[103].

Abhazlarda kan davası gütmek vardır. Mağdur yerinde kalarak suçlu sürgüne gönderilerek çözüm yoluna gidilir[104].

Abhaz halk kültüründe anıha kutsal bir mekân, bir yer anlamınadır. Burası bir ağacın altı bir suyun başı olabilir. Anıha’nın bazı yetkileri vardır. Anıha Payı, anıhanın temsil ettiği bir güç vardır Anıha’nın huzurunda taraflar dürüst olmak doğruyu söylemek durumundadırlar. Anıha kutsal mekânının mistik-mitolojik bir ağırlığı, adeta anıha ruhu vardır[105].

Bu tespit Eski Türk İnanç Sistemi’ndeki Yer-Su Kültü ile örtüşmektedir. Türklerde önemli anlaşmaların, Söz Vermelerin, Ant türü merasimlerin subaşlarında, Kutlu kayabaşlarında, ulu ağaçların altında yapıldığına dair teyit ve tekâmül ettirilememiş olsalar dahi bulgular vardır.

Sürünün hayvan sayısı belirli birçokluğa erişince yaşlı, zayıf hayvanlardan belirli bir miktar “kurdun kuşun hakkı” denilerek ormana bırakılır. Onlardan dönenler dönerler, dönmeyenler orada kalır.

Düzce’deki Çerkez ve Aphazlar’da leperuş diye bilinen oyuna ayak vermek olarak açıklanabilecek bir uygulama vardır. Parmak ucu ile tık tık çıkarılarak oynanan ve tık tık sesinin tahtaya elle vurularak çıkarıldığı sadece erkeklerin oynadığı bir oyun vardır. Çıkarılan tık tık sesi ile kara iyelerin kovulduğuna inanılır[106].

Bu tespit bize, “şeytan kulağına kurşun” denilerek tahtaya vurulması, “düğün salonlarında içi kabuklu ceviz dolu, ağzı bağlı testinin yuvarlanarak ses çıkarmasının sağlanması, teneke çalarak kara güçlerin kovulmasını hatırlattı.

Düzce’de yaşayan Aphaz ve Çerkezlerde, her kadın kendisi veya çok yakını için kenevirin liflerini ayırarak özel bir ip yapar. O ip o kimse ölünce onun hayrına cemaate dağıtılır. O ipin öteki dünyada onun sırat köprüsü geçmesini sağlayacağına inanılır.[107]

Tamamen örtüşmemekle beraber, Batı Anadolu’da genç kızlar özel bir örtü hazırlar ve onu öldüklerinde tabutlarının üzerine serilmesini adarlar. Bu örtü başka hiçbir maksat için kullanılmaz onunla öteki âleme gider. Bu örtü adanmıştır, daha örülürken sahibi belirlenmiş, niyetlenilmiştir.

Anadili Gürcüce Olan Toplum:

Düzce’de anadili Gürcüce olan halktan yapılan halk inançları derlemesini Düzce’nin Çilimli nahiyesinde yaptık. Bunlar Batum Gürcüleridir. Acara ve Batum Gürcülerinin dillerinde farklılık vardır. Aralarında anlaşabilirler konuşmalarından farklılıkları anlaşılır. Düzce’de yaşayan Gürcüce Batum Gürcücesidir. Buranın halkı büyük ölçüde tamamına yakınının ana dilleri Gürcücedir. Bu nahiye ayrıca Çingeneler ve Manavlar da yaşamaktadırlar[108].

Çocuğu yaşamayan kadının çocuğunu çocukları yaşayan bir kadın satın alır, koynuna koyar, süt emzirir. Bir süre sonra bebeğin öz annesi daha fazla bir ödeme yaparak çocuğunu satın alır ve böyle çocukların ismi Satılmış olur. Böylece o çocukların da yaşayabileceklerine inanılır[109].

Çocuğu yaşamayan kadının çocuğunu, çocuğu yaşayan bir kadına satması çocuğun sahibinin kara iyeleri yanıltmak için sahibinin değiştirilmesi olayıdır. Anadolu’da, Özbekistan’da, Türkmenistan’da karakalpakıstan2da çeşitli uygulama şekilleri ile yaşayan bir inançtır.

Karaköy’de yatırlar vardır. Bölgeden her kesimden halk çeşitli dilekler için onlara giderler. Ziyaret yeri denilince daha ziyade onlar hatıra gelir. Bunlar çoğunlukla harp zamanından gelen evliyalar 150 yıllık mezarlardır. Çoğunun tahta aksamları çürümüştür. Bunlar için genel tanım olarak “Türbeler” denir. Buralarda ziyaretçiler tarafından mevlitler okunur her yıl ziyaret edilirler. Ziyaret esnasında türbelerin etrafında dönme şeklinde bir uygulama yoktur. Eskiden sadaka verilirken, “başımdan kaza bela gitsin” diye verilecek para veya benzeri bir şeyi veren kimse tarafından başa döndürülürdü, şimdi bu uygulama kalkmıştır, sadaka başa döndürülmemektedir[110].

Nazar inancı vardır. Nazardan korunmak ve nazarın rahatsızlığından kurtarmak için dua okutulur dua ve boncuk taşınır[111].

Kurşun dökme inancı vardır. Göze gelmeyi önlemek ve göze gelmişlikten kurtulmak için kurşun dökülür. Kurşun dökülürken hasta oturtulur, bir kepçede kurşun eritilir ve o erimiş kurşun bir tas suyun içine dökülür. Soğutulan kurşundan oluşan şekle bakılarak nazar eden kişi veya zarar veren güç tahmin edilmeğe çalışılır.[112]

Anadolu’nun bazı yerlerinde kurşun dökmede olduğu gibi mum da aynı amaçla dökülür[113].

Çok evlilik yapmış kadınlara uğursuz gözü ile bakılır. Bu tür hanımlar kız istenmesi, geline kına yakılması gibi meclislere götürülmek istenmezler[114].

Evlenme yaşı gelmiş gençlerde yaş sıralaması yapılmaz, kısmeti açılan şartları uygun olan kız veya erkek çocuk bekâr ablasına bekâr ağabeysine rağmen evlenebilir.

Düzce’deki Batum Gürcülerinde gelinin başına o yeni evinin eşiğinden girmeden evvel saçı yapılır. Saçıda bozuk para ve şeker ve kuru meyve olur. Bununla bereketin amaçlandığı inancı vardır[115]

Düzce’nin Batum Gürcülerinde gelinin al/kırmızı olan kemerini erkek kardeşi o yoksa amcasının oğlu ve o da yoksa dayısının oğlu bağlar[116].

Gelin olacak kıza bekâret kemeri takılması konusundaki uygulama Anadolu ve Kafkasya Türk kültür coğrafyalarında tamamen aynıdır.

Bu toplumda ölen kimseye ait özel eşyalar saklanılmaz, bir kısmı fakire verilir, bir kısmı ise yakılır. Çok genç ölen bir kimsenin bazı özel eşyaları annesi veya eşi tarafından hatıra olsun diye saklanır. Bu uygulamanın özel bir adı ve özel bir amacı yoktur.[117]

Al Basması inancı vardır. Al Basmasından korunmak için doğumdan sonraki kırk gün içinde anne ve bebeği korumaya alınmak istenir. Bu maksatla o odasında yalnız bırakılmaz, odasına bıçak konur, bebek ve annesine Kur’an okunup üflenir. Bebeklerin anlına al/kırmızı bir bant bağlanır[118].

Al rengin al karısına karşı olan koruyucu özelliği olduğu inancına ilaveten al renk etrafında mistik-mitolojik bir inanç yumağı oluşmuştur.[119]

Al Karısını gören kimse yoktur. Onu tarif etmek mümkün değildir[120].

Kırklı hanımlar bir araya gelmek istemezler kırkları birbirlerini basar, basılan hanım hastalanır[121].

Bu toplumda Kırklı Çocuk aynaya baktırılmaz. Genelde gece aynaya bakmanın doğru olmadığına inanılır.[122]

Yarısı içilmiş bir bardak suyun diğer yarısı içilmeden onun üzerine su ilave edilmez. Kırık ayna, kırık tabak, kırık kaşık kullanılmaz.[123]

Düzce Gürcü dilli Türklerde bebeğin göbek bağı ve traş edilen ilk saçı ve ailesi tarafından saklanır[124].

Bu toplumda, bebeğe ad verileceği gün sağ kulağına ezan ve sol kulağına gamet okunarak çocuğun ismi üç defa söylenir böylece çocuğa ismi verilmiş olur[125].

Düzce Gürcülerinde ayağı basmayan çocuğun iki ayağı al/kırmızı bir iple bağlanır, Çocuk Cuma günü caminin önüne götürülür Cuma namazından çıkan ilk çıkan kimseden bu ipin besmele ile kesilmesi istenir. Böylece çocuğun artık ayaklarına basabileceğine inanılır[126].

Çocuğun ilk dişi çıktığı zaman aile içerisinde bazen yakın komşu çocukları da çağrılarak Diş Buğdayı hazırlanır. Bunun için Keşkek yapılır üzerine ceviz ekilir çocukların yiyip neşelenmeleri sağlanır[127].

Cenazen dönen kimse de kırklı anne ve bebeğin bulunduğu yere kırk basmasından korunmak sokulmak istenmez.[128]

Halk inançlarında ölen ve kırkı çıkmamış olan kimsenin kırkının da kırklı anne ve bebeğini basabileceği inancı vardır[129].

Bu toplumda bebeğin boş beşiği sallanmaz, sallanması halinde bebeğin karnının ağrıyacağına inanılır[130].

Rüyasında ölen bir yakını gören kimse, onu iyi görmüş ise mutlu uyanır, kötü görmüş ise üzülür, onun ruhu için dua eder. Güzel bir ortamda çiçek bahçelerinde görülmüş yakın için “cennet bahçelerindedir inşallah denir. Üstü başı yırtık perişan halde rüyada görünen kimsenin sıkıntısı olduğuna, azap ektiğine hükmedilir[131].

Ölüsünün giysilerini olmadık birisine verilirse,  ölen kimse rüyada sıkıntılı görülebilir. Bu rüya yaşayanların onunla ilgili tutumlarından onun memnun olmadığı anlamına gelir[132]

Düzce’deki Batum Gürcülerinde tabutta yatan kimsenin cinsiyetini cemaate anlatmak için, bayan tabutuna herhangi bir yazma erkek tabutuna ise havlu örtülür[133].

Mezarlığa götürülmüş herhangi bir şey kesinlikle geri getirilmez orada bırakılır[134].

Geçmişte kadınlar mezarlığa bilhassa defin esnasında gitmezlerdi, uygun bulunmazdı. Şimdilerde kadınlar da erkekler gibi, erkeklerle birlikte mezarlığa gidebilmektedir[135].

Bu toplumda cenaze yemeğini komşular hazırlar yas evine götürürler. Yas evi acılı günlerinde yemek yapmaz. Cenaze evinde o akşam, ölünün yedisinde ve ayrıca kırkında ölen kimsenin ve diğer ölülerinin ruhlarına gitsin diye helva kavrulur koku çıkarılır[136].

Kırık ayna kullanılmaz adeta uğursuzluk olarak algılanır. Ancak yanık giysinin kullanılmamasının sebebi çirkin bulunduğu içindir[137]. Yarısı içilmiş bir bardak suyun diğer yarısı içilmeden onun üzerine su ilave edilmez. Kırık ayna, kırık tabak, kırık kaşık kullanılmaz.[138]

Kırık ve yarı yanık eşya ve giysilerin kullanılmama nedeni onları kıran ve yakan güç tarafından sahiplenilmiş olma inancındandır. Bizzat kırılan veya yakılan eşya ile bilinmeyen bir nedenle bir şekilde kırılan veya kazayla yanan eşyaya farklı bakılır, bunların görünmeyenlerce sahiplenildiğine inanılır.

Ekin zamanı toprağa tohum atarken kurdun kuşun hakkı şeklinde bir uygulama yoktur, kurtların veya diğer yaban hayvanlarının beslenmesi için tabiata bir yiyecek bırakma şeklindeki uygulamalar yoktur[139].

Düzce Gürcülerinde kurtağzı bağlama inancı vardır. Yabanda kalan evcil hayvanı kurt parçalamasın diye ağzı bağlanır ve evcil hayvan çiftliğine dönünce muhakkak kurdun ağzı açılır.[140]

Bu toplumda da Yağmur Duası’na çıkılır ve buna sadece erkekler iştirak ederler. Yağmur Duası Cuma namazından sonra kılınır, çocukların bilhassa sabilerin duasının çabuk kabul olacağı inancı vardır[141].

SONUÇ;

Sempozyum türü toplu kültürel etkinlik alanları, bir takım mesajların alındığı ve verildiği ortamlar oluştururlar. Bunun içindir ki, ülke dışında cereyan ettikleri zaman, ilgili personel avenesi ile birlikte bu etkinliğin bir şekilde içindedirler. El sıkışılmasa bile verilen ve alınan mesajlarla karşı taraflar arasında bir tanışma olur.

Düzce’deki, Kafkasya Türk kültür coğrafyası halklarından Gürcüler, Abhazlar, Çerkezler ve Lazların halk inanç ortaklıkları ile ana dili Türkçe olan kesimin halk inançlarında % 90-95 lere varan ortaklık gözlenebilmektedir. Aynı teşhisi Düzce’deki Balkan göçmeni halklar için de rahatlıkla koyabiliyoruz. Bu hal bize ortak bir halk kültürü coğrafyasının varlığı teşhisini koyduruyor.

xx         xx

Ülkenizdeki bu tür etkinliklere olan katılımcıların çok büyük bir çoğunluğunun bilmediği bir lisan, bildiri sunum dili olarak kullanılıyor ise ekrana yazılı metinin Türkçesi yansımıyor ve simin tüle tercüme de yapılamıyor ise, hangi mesajın, kime, hangi amaçla verildiğini bilmek, anlamak ve analiz etmek imkânınız olmamaktadır.

xx           xx

Laboratuvar Düzce ile dolaylı ve kısmen tanışabildik.  Kültür şölenine katılan aydının Düzce sosyal laboratuvar gerçeği ile yeterince yüzleşebildiği kanaatini de edinemedik.

Düzce Araştırma Merkezi’nin çalışmalarını, faaliyet programını öğrenebilmek, tam da bu noktada önem arz ediyordu.

Çok kültürlü toplumların, çok kültürlülüğünde sayı çokluğu kadar, bu tür toplumlara yönelik proje sayısında da çokluk vardır. Kültür şölenleri bu projelerle tanışmada projeksiyon katarlar. Gösterileni görmek, gördüklerine ama gözle bakabilmek, görünenlerden görünmeyenleri görebilmek, göz yeteneği ve bakış sahibi olabilmekle mümkündür.

Bu sempozyum en fazla yaralandığımız sempozyumlardan birisi olmuştur.  ilk defa araştırmacı kimliğimizle katıldığımız bu etkinlik gördüğümüz yakın destek sonucu tahminimizin çok üzerinde veriye ulaşmamızı sağlamıştır. Kurduğumuz kontaklarla çalışmalarımızı genişletmeyi tasarlıyoruz.

Üzerinde durmak istediğimiz bir diğer husus, sempozyumlar genç akademisyene kariyeri için yönetmeliğin gerektirdiği puanı kazandırmaktan farklı bir amaç da taşıyabilmelidir. Sempozyum Değerlendirme oturumları, sempozyumun hasılasını, sempozyum yapılış amacına uygunluk bakımından bizzat katılımcılar tarafından yapılabilmelidir. Bu nokta, bize göre sadece bu sempozyum için değil sempozyumların geneli için geçerlidir.

xx           xx

Bireylerin olduğu gibi doğal olarak toplumların da kültürleri vardır. Bu kültürün korunması ve geliştirilmesini istemek onların olduğu kadar, birlikte yaşadıkları halkların da halklarıdır.

Halkların daha özel sayılabilecek kültürlerine mensup soydaş toplumları muhakkak millî sınırları içinde yaşamamaktadırlar. Çok kere millî sınırlar ile kültürel sınırlar örtüşmeyebilmektedirler. Böyle hallerde emperyalizm, kültürel sınırları esas alıp, millî sınırları zorlama noktasında, komşu ulusların halklarını ihtilafa düşürüp, sömürüsü için yeni egemenlik alanları oluşturabilmektedir.

Böyle durumlar karşısında halklar, birlikte yaşadıkları halklara kültürel hayatlarını da yaşayabilmeleri konusunda demokratik davranabilmelidirler.

Millî kültürel sınırlar kadar, bölgesel kültürel sınırlar konusunda da, birlikte yaşayan halklar adil davranmaları halinde, emperyalizm çok kültürlü coğrafyalarda faaliyet alanı bulamayacaktır.

İmparatorluk bakiyesi olan ve kadim tarihî geçmişi bulunan ülkelerin halkları, ülkelerinde farklı dinlerin tabakalanmasını da yaşamışlardır.

Çok halklı toplumların farklı olabilen dilleri arasında sadece kelime bazında değil, kurallar bazında da diller arasında akrabalık oluşmuştur. Bu akrabalığı bozup, tarihî büyük kültür ailelerini, şoven davranışlar adına parçalayıp emperyalizmin yutabileceği lokmalar haline getirmekten kaçınmak gerektiğine inanıyoruz.

Bu teorik anlayışta birliğe varıldığı nispette, halklar, komşu siyasi coğrafyalarda da, millî kimliklerini o ülkenin kültür iklimi ile uyumlu yaşayabilirler.

 

 

 

 

 

                                                          

 

[1] Dr., Halk İnançları Analisti, yasarkalafat@gmail.com  Halk Bilimi Araştırmaları Kültür ve Strateji, www.yasarkalafat.info

[2] Sabit Dokuyan, Çanakkale Zaferi’nin Yüzüncü Yıl Dönümünde Düzce Şehitler, Düzce Belediyesi Kültür Yayınları 3. İstanbul, 2015

[3] Kaynaklara ulaşabilme konusunda yakın desteğini gördüğümüz, Prof. Dr. Yusuf Oğuzoğlu Düzce Belediyesi Encümen Başkan Yardımcısı Selahattin Sert’e, Boğziçi Belde Başkanı İbrahim Ercan’a teşekkür ediyorum

[4] Kaynak Kişi; Özdemir Zorlu, Düzce Abhazlarından 35 yaşında

[5] Kaynak Kişi; Özdemir Zorlu, Düzce Abhazlarından 35 yaşında

[6] Kaynak kişi; Ali Kemal Ethem

[7] Kaynak kişi; Haydar Şengüloğlu, Şükran Şengüloğlu, 60 yaşında ilk okul mezunu

[8] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Berikan Yayınları, Ankara, 2010, s. 242-258

[9] Kaynak kişi; Ali Kemal Ethem

[10] Kaynak kişi; Haydar Şengüloğlu

[11] Kaynak kişi; Ali Kemal Ethem

[12] Kaynak kişi; Ali Kemal Ethem

[13]Yaşar Kalafat, “Van Çevresi Örnekleri İle Türk Kültür Coğrafyasında Yumurta İle İlgili İnançlar”, Türk Halk İnançlarında Beslenme, Berikan Yayınları, Ankara, 2012, s. 101-123

[14] Kaynak kişi; Haydar Şengüloğlu

[15] Yaşar Kalafat, “Türk Kültürlü Halklarda Mitolojik Dişi İyeler”, Türk Kültürlü Halklarda Mitler, Berikan Yayınevi, Ankara, 2012, s. 181-211

[16] Kaynak kişi; Ali Kemal Ethem

[17] Yaşar Kalafat, “Kurban, İnsandan Kurban ve Türklerde Kurban İnancı”, Türk Kültürlü Halklar Ölüm, Berikan Yayınevi, Ankara,2011

[18] Kaynak kişi; Ali Kemal Ethem

[19] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Berikan Yayınları, Ankara, 2010, s. 242-258

[20] Kaynak kişi; Ali Kemal Ethem

[21] Yaşar Kalafat, “Hatay ve Çevresinde Türk Kültürlü Halklarda ‘Fal’ İnancı”, Dedem Korkut Akkoyunlu Coğrafyası Türk Halk İnançları, Berikan Yayınevi, Ankara, 2008, s. 155-166

[22] Kaynak kişi; Ali Kemal Ethem

[23] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Berikan Yayınları, Ankara, 2010, s. 242-258

[24] Yaşar Kalafat, “Van Çevresi Örnekleri İle Türk Kültür Coğrafyasında Yumurta İle İlgili İnançlar”, Türk Halk İnançlarında Beslenme, Berikan Yayınları, Ankara, 2012, s. 101-123

[25] Kaynak kişi; Ali Kemal Ethem

[26] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Berikan Yayınları, Ankara, 2010, s. 242-258

[27] Kaynak kişi; Ali Kemal Ethem

[28] Kaynak kişi; Ali Kemal Ethem

[29] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Berikan Yayınları, Ankara, 2010, s. 242-258

[30] Kaynak kişi; Ali Kemal Ethem, Düzce Belediyesi Garaj Görevlisi, 46 yaşında, Lise mezunu, ana dili Lazca olan Düzce’de yaşayan bir kimse

[31] Kaynak kişi; Haydar Şengüloğlu, , Şükran Şengüloğlu, 60 yaşında ilk

[32] Yaşar Kalafat-Necdet Yaşar Bayatlı, “Türk Kültür Coğrafyasında Yağmur Duası”. Türk Kültürlü Halklarda Alkışlar-Kargışlar, Berikan yayınevi, Ankara, 2001, s.163-2006

[33] Yaşar Kalafat, “Türk Halk İnançlarında Ters Motifi”, Türk Dünyası Tarih Dergisi, Mart 1997, S 11, s.60-65

[34] Kaynak kişi; Ali Kemal Ethem

[35] Yaşar Kalafat,-Yılmaz Bilen ,”Türk Kültüründe Halk İnançlarından Mitolojiye Kuş”, Kaşgarlı’nın Tarihçi Torunu Reşat Genç Armağanı Editör: Mehmet Şahingöz, Akçağ Yayınları Ankara, 2014 s. 225-233

[36] Kaynak kişi; Ali Kemal Ethem

[37] Yaşar Kalafat, “Türk Halk İnançlarında Ters Motifi”, Türk Dünyası Tarih Dergisi, Mart 1997, S 11, s.60-65

[38] Kaynak kişi; Ali Kemal Ethem

[39] Kaynak kişi; Ali Kemal Ethem

[40] Kaynak kişi; Ali Kemal Ethem

[41] Kaynak kişi; Ali Kemal Ethem

[42] Yaşar Kalafat, “Hakkari Çevresi Örnekleri İle Türk Kültürlü Halklarda Büyü”, III. Uluslararası Van Gölü Havzası Sempozyumu 06-o8 Haziran 2007 Hakkâri, Ed. Oktay Belli, Hakkâri Valiliği yayınları, Ankara, 2008, 445-454

[43] Kaynak kişi; Haydar Şengüloğlu

[44] Yaşar Kalafat, Türk Mitolojisinde Kurt, Berikan Yayınları, Ankara, 2012, s.9

[45]Kaynak kişi; Ali Kemal Ethem

[46] Yaaşar Kalafat, “Efsaneden Halk İnanmalarına Jelmauz/Ay Basan Cin” ,Türk Halk İnanmalarından Hayvan Üslubuna Mitolojik Devri Dayım 1, Berikan yayınevi, Ankara, 2013 s. 29, 31, 33, 96, 142, 156

[47]Kaynak kişi; Haydar Şengüloğlu

[48] Yaşar Kalafat, Türk Halk İnançlarında Beslenme, Ankara, 2012. S.161-177

[49] Kaynak kişi; Haydar Şengüloğlu

[50] Kaynak kişi; Ali Kemal Ethem

[51]Yaşar Kalafat, “Türk Halk İnanlarında Sarımsak”, Türk Halk İnanlarında Beslenme, Berikan Yayınları, Ankara, 2012 s. 161-177

[52] Kaynak kişi; Ali Kemal Ethem

[53]Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Berikan Yayınları, Ankara, 2010, s. 77- 224

[54] Kaynak kişi; Ali Kemal Ethem

[55] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Berikan Yayınları, Ankara, 2010, s. 2270-279

[56] Kaynak kişi; Ali Kemal Ethem

[57] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Berikan Yayınları, Ankara, 2010, s. 201-204

[58] Kaynak kişi; Haydar Şengüloğlu

[59] Yaşar Kalafat, ”Kocaeli Halk İnançlarında Yaşamakta Olan Mitolojik Bir Kavram: Sahiplilik”, Uluslararası Gazi Akçakoca ve Kocaeli Tarihi Sempozyumu Bildirileri, (02-4 Mayıs 2014, Kocaeli) Cilt: III, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi yayınları, Kocaeli 2015, s.1743-1752

[60]Kaynak kişi; Haydar Şengüloğlu

[61] Kaynak kişi; Ali Kemal Ethem

[62]Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Berikan Yayınları, Ankara, 2010, s. 316-322

[63] Kaynak kişi; Haydar Şengüloğlu

[64]Kaynak kişi; Haydar Şengüloğlu

[65] Kaynak kişi; Ali Kemal Ethem

[66] Kaynak kişi; Haydar Şengüloğlu

[67] Kaynak kişi; Haydar Şengüloğlu

[68] Yaaşar Kalafat, “Efsaneden Halk İnanmalarına Jelmauz/Ay Basan Cin” ,Türk Halk İnanmalarından Hayvan Üslubuna Mitolojik Devri Dayım 1, Berikan yayınevi, Ankara, 2013 s. 103-117

[69] Kaynak kişi; Haydar Şengüloğlu, 1945 doğumlu, ilkokul mezunu, Suncuk köyünde yaşamaktadır.

[70] Kaynak kişi; Haydar Şengüloğlu

[71] Kaynak kişi; Haydar Şengüloğlu

[72]Kaynak kişi; Haydar Şengüloğlu

[73] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Berikan Yayınları, Ankara, 2010

[74] Kaynak kişi; Haydar Şengüloğlu

[75] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Berikan Yayınları, Ankara, 2010, s. 437-459

[76] Kaynak kişi; Haydar Şengüloğlu

[77] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Berikan Yayınları, Ankara, 2010, s. 437-459

[78] Kaynak kişi; Haydar Şengüloğlu

[79] Kaynak kişi; Haydar Şengüloğlu

[80] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Berikan Yayınları, Ankara, 2010, s. 308-316

[81] Kaynak kişi; Haydar Şengüloğlu

[82] Kaynak Kişi; İlhan Kıymet, Düzce Abhaz Kültür Derneği Başkanı, Abhazya devlet ricali ile temasları olan, bir kimsedir. Abhaz sosyal ve kültür hayatının içerisinde bir aydın Bize, “Abhaz Ulusu ve Lideri Ardzınba,  Sohum, 2010 ve Kayhan Yükseler’in Türkçeye çevirdiği (2009-Ankaara) Georgi F.Turçaninov’un “Kafkasya’da Bulunan Antik Eserlerin Keşfi ve Yazılarının Çözümlenmesi” isimli eseri ve ayrıca “Abhazya Tatil Bölgeleri Albümü”, “Abhazzya Cumhuriyeti Devlet Halk Dansları Topluluğu, 2009 Türkiye Turnesi ve benzeri konularda albümler armağan etti.

[83]Kaynak Kişi; İlhan Kıymet,

[84] Kaynak Kişi; İlhan Kıymet,

[85] Kaynak Kişi; İlhan Kıymet,

[86] Yaşar Kalafat, Türk halk İnançlarında Beslenme, Berikan Yayınları, Ankara, 2012 s.40

[87] Kaynak Kişi; İlhan Kıymet,

[88] Kaynak Kişi; İlhan Kıymet,

[89]Kaynak Kişi; İlhan Kıymet,

[90] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Berikan Yayınları, Ankara, 2010, s.290-308

[91]Kaynak Kişi; İlhan Kıymet,

[92] Kaynak Kişi; İlhan Kıymet,

[93]Kaynak Kişi; İlhan Kıymet,

[94] Yaşar Kalafat, “Türk Halkları Arasında Yaşayan Hayat Sonrası İle İlgili İnançları”, Türk Kültürlü Halklarda Ölüm, Berikan Yayınları,  Ankara, 2011 s.7-97

[95] Kaynak Kişi; İlhan Kıymet,

[96] Kaynak Kişi; İlhan Kıymet,

[97] Kaynak Kişi; İlhan Kıymet,

[98] Kaynak Kişi; İlhan Kıymet,

[99]Yaşar Kalafat, “Diyarbakır ve Çevresi Örnekleri İle Halk İnançlarında Tavaf/Dönme”, Osmanlı’dan Cumhuriyete Diyarbakır” II. Uluslararsı Osmanlı’dan Cumhuriyete Diyarbakır, Editörler. B. Yediyıldız,-K.Tomenendal, Diyarbakır Valiliği-Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü yayınları,  C.II, Ankara, 2008, s.453-462

[100]Kaynak Kişi; İlhan Kıymet,

[101] Yaşar Kalafat, ”Kocaeli Halk İnançlarında Yaşamakta Olan Mitolojik Bir Kavram: Sahiplilik”, Uluslararası Gazi Akçakoca ve Kocaeli Tarihi Sempozyumu Bildirileri, (02-4 Mayıs 2014, Kocaeli) Cilt: III, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi yayınları, Kocaeli 2015, s.1743-1752

[102] Kaynak Kişi; İlhan Kıymet,

[103] Kaynak Kişi; İlhan Kıymet,

[104] Kaynak Kişi; İlhan Kıymet,

[105]Kaynak Kişi; İlhan Kıymet,

[106] Kaynak Kiş; Mete Can, Düzce’de sosyal bilimler öğretmeni

[107] Kaynak Kiş; Mete Can, Düzce’de sosyal bilimler öğretmeni

[108] Kaynak kişi: Fatma Ölmez, 80 yaşında okul eğitimi almamış, ana dili Gürcüce olan bir ev hanımı

[109]Kaynak kişi: Fatma Ölmez,

[110] Kaynak kişi: Fatma Ölmez,

[111] Kaynak kişi: Fatma Ölmez,

[112] Kaynak kişi: Fatma Ölmez,

[113] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Berikan Yayınları, Ankara, 2010, s. 201

[114] Kaynak kişi: Fatma Ölmez,

[115] Kaynak kişi: Fatma Ölmez,

[116] Kaynak kişi: Fatma Ölmez,

[117] Kaynak kişi: Fatma Ölmez,

[118]Kaynak kişi: Fatma Ölmez,

[119] Kaynak kişi: Fatma Ölmez

[120] Kaynak kişi: Fatma Ölmez,

[121] Kaynak kişi: Fatma Ölmez,

[122]Kaynak Kiş; Mete Can, Düzce’de sosyal bilimler öğretmeni

[123] Kaynak kişi: Fatma Ölmez

[124]Kaynak kişi: Fatma Ölmez,

[125] Kaynak kişi: Fatma Ölmez,

[126] Kaynak Kiş; Mete Can, Düzce’de sosyal bilimler öğretmeni

[127] Kaynak kişi: Fatma Ölmez,

[128] Kaynak kişi: Fatma Ölmez,

[129]Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Berikan Yayınları, Ankara, 2010, s113,265,266, 272, 273,274

[130] Kaynak kişi: Fatma Ölmez,

[131] Kaynak kişi: Fatma Ölmez,

[132] Kaynak kişi: Fatma Ölmez,

[133]Kaynak kişi: Fatma Ölmez,

[134] Kaynak kişi: Fatma Ölmez,

[135] Kaynak kişi: Fatma Ölmez,

[136] Kaynak kişi: Fatma Ölmez,

[137] Kaynak kişi: Fatma Ölmez,

[138] Kaynak Kiş; Mete Can, Düzce’de sosyal bilimler öğretmeni

[139] Kaynak kişi: Fatma Ölmez,

[140] Kaynak kişi: Fatma Ölmez,

[141] Kaynak kişi: Fatma Ölmez,