GÜNÜMÜZ SİVAS HALK KÜLTÜRÜ ÇALIŞMALARINDAN VEHPBİ CEM AŞKUN’A (1909-1975)

BAKMAK VEYA SİVAS HALK İNANÇLARI ÇALIŞMALARINDA DEVAMLILIK[1]

 

 

                                                                                                    Yaşar Kalafat[2]

GİRİŞ-ÖZET:

Biz bu çalışmamızda Halk kültürü çalışmaları özelinde, halk inançlarını öncelikli bir değerlendirme yapmak isterken, Sivas’ı Vehbi Cem Aşkun’dan  (1909-1979) hareketle merkeze aldık. Bu münasebetle, Sivas halk kültürü çalışmaları faaliyetlerine yer ve destek veren Cumhuriyet Üniversitesi, Sivas Valiliği, Sivas Belediye Başkanlığı, Sivas Sosyal Hizmetler Vakfı gibi kurumlara, onların Hayat Ağacı, Türklük Bilimi Araştırmaları, Sivas Folkloru, Türk Folkloru, 4 Eylül, Yayla gibi yayın organlarına, Sivas halk kültürü çalışmalarına geçmişte ve günümüzde bayraktarlık yapan Muzaffer Sarısözen, Eflatun Cem Güney, Ahmet Kutsi Tecer, İbrahim Aslanoğlu, Müjgân Üçer, Sabri Koz, Doğan Kaya, Kutlu Özen, Şeref Poyraz, Nazım Hikmet Polat, Mehmet Varış-“Kitapevi-Sivas Kitaplığı Dizisi”, Hüseyin Özer (Âşık Veysel Kültür Derneği), İbrahim Olcayto gibi isimlerin bu hizmetteki önemli yerlerine kısaca değinip Sivas halk inançları çalışmalarındaki devamlılık konusuna geçtik. Bu münasebetle aşermek/yeriklemek, Al Ruhu, Ruhlara Saçı ve Koku, sahiplenmek-sahipli olmak, bağlamak-bağlanmış olmak, basmak-basılmak gibi inançlar üzerinde kısa açıklamalarla durduk.

METİN:

Sivas kültür hayatının bilhassa halk kültürü alanında derinleşme ve devamlılık arz edebilme bakımından iki büyük şansı olmuştur. Bunlardan birisi Sivas’ta Valilik, Belediye Başkanlığı, Üniversite ve resmi olmayan kültür merkezleri hep uyum içerisinde olmuş, hizmet dayanışmasında yarış içerisinde bulunmuşlardır. Diğeri ise Sivas’ın yetiştirdiği farklı alanlardaki kültür araştırıcısı ve icracısı, nerede ve hangi konumda olurlarla olsunlar Sivaslılıktan kopmamışlardır. Ayrıca Sivas, iç Anadolu yollarının kavşağında, çok göç, bilhassa Kuzey ve Güney Kafkasya Türk kültür coğrafyasından çok göç almış bir şehirdir. Sivas Üniversitesi kurulmadan evvel de Sivas’ta halk kültürü çalışılıyordu ve Sivas halk kültürü sadece Sivas’ta temsil edilmiyordu. Bu kadronun içerisinde sonradan yetişenlerle birlikte, Pir Sultan Abdal, Âşık Veysel, Cahit Külebi Muzaffer Sarısözen, Eflatun Cem Güney, Ahmet Kutsi Tecer, İbrahim Aslanoğlu, Müjgân Üçer, Sabri Koz, Doğan Kaya, Kutlu Özen, Şeref Poyraz, Nazım Hikmet Polat, Mehmet Varış, İbrahim Olcayto, Hüseyin Özer, Erdoğan Alkan gibi isimlerin yanısıra Vehpi Cem Aşkun da vardı.

Bu kadronun süreli yayınları arasında Halk Evleri döneminin 4 Eylül ve Yayla dergileri, İbrahim Aslanoğlu’nun Sivas Folkloru ve Türk Folkloru dergileri, Halk Kültürü, Dost Dost dergisi, Hayat Ağacı ve Türklük Bilimi dergileri vardır.

Bizim bu çalışma ile muradımız Sivas halk kültürü bibliyografyasını çıkarmak değildir. Biz daha ziyade halk inanç kültürü çalışmaları üzerinde durmaya çalışıyoruz. Sivas ili Folklor Bibliyografyası konusunun Doğan Kaya ve İbrahim Aslanoğlu tarafından, farklı çalışmalarla, Türk Folkloru Dergisi’nde ele alındığı bilinmektedir. Sivas 1000 Temel Eser dizisinin ise bir kısmı birleşik olmak üzere 22 kitap çalışmasının olduğu da bilinmektedir. Kitapevi’nin 6-7 kitaplık Sivas Kitapları Dizisi de bu kapsamda anılmalıdır.

Bunlardan bazıları; Selçuklu Döneminde Sivas,[3] Saliha Çulçuoğlu’nun Divriği Yöresinin Kıyafetleri Takı ve Aksesuarlar, isimli olanlardır. Bildirimizin kaynaklarından olan, Vehbi Cem Aşkun’un Sivas Folkloru I-II, isimli eseri de bu seriden ikinci kez basılmıştır[4].

Bizim evvelce bizzat yaptığımız Sivas halk kültürü çalışmalarımız; “Sivas Yöresi Türk Halk Kültüründe Türbeler Etrafında Oluşmuş İnançlar[5] “Sivas Yöresi Örnekleri ile Türk Halk İnançlarında Aşermek/Yeriklemek”[6], “Osmanlıdan Günümüze Sivas Alevilerinde Kurt Kültü’[7], “Mitoloji-Tasavvuf İlişkilendirmesinde Âşık Veysel’de Toprak[8], “Fatma Ana Kültünden Gök Tanrı İnanç Sistemine[9], Türkülerin Dili İle Karşılaştırmalı Halk İnanmaları[10] gibi olanlardır.

Sivas İl Kültür Müdürlüğü’nün düzenlediği ve bunlardan bizim beşine katıldığımız kültür şölenleri arasında; “Selçuklular Döneminde Sivas Sempozyumu” (29 Eylül-01 Ekim 2005, Sivas), “Osmanlılar Döneminde Sivas Sempozyumu” (21-27 Mayıs 2007, Sivas), “Cumhuriyet Döneminde Sivas Sempozyumu”, (27-30 Ekim 2008, Sivas), “Kültürümüzde Türkü”, (22-25 Ekim 2005, Sivas), “Ölümünün 50 Yılında Muzaffer Sarısözen”, (18-20 Kasım 2013, Sivas), “Masal Babası Eflatun Cem Güney”, (6-7- Haziran 2014, Sivas), “Dünya Ozanı Âşık Veysel” (24-25 Mayıs 2015, Sivas) isimli olanlar vardır.

Sivas halk kültürü çalışmalarında Sivas’ta yapılan kültür şölenlerinin önemli bir yeri vardır. “Halk Kültürümüzde Sivas’ın Yeri”[11] isimli eserde açıklanan kültür şöleninde verilen bildirilerle, bir noktada bizim yapmak istediğimiz, 2003 tarihi itibariyle ve Vehbi Cem Aşkun’un ölümünden 34 yıl sonra yapılmıştır.

Bildirilerde yer alan konular büyük ölçüde halk kültürünün cönk, şiir, şairler, müzik, müzik aletleri, âşık, mahlas, türkü, mani, gibi sözlü kültürün belirli alanları ile ilgili idi. Kutlu Özen’in, “Sivas İlindeki Folklor Araştırmaları (1927-2002)” isimli bildirisinde konu dört bölüm halinde ele alınıp ayrıntı açıklamalar yapılmıştı.[12] Bu yapısı itibariyle anılan bildiri, çalışmamıza çok yardımcı oldu. Bu kültür şöleni çalışmasında yer alan  “Bir İletişim Aracı Olarak Sivas’ta Mezar Taşı Sözleri  ”[13] çalışması halk inançlarının mitolojik boyutundan ziyade sofistik boyutu ile ilgili idi. Bu konu Sivas’ta yapılan lisans ve lisansüstü çalışmalarda ele alınmıştı. “Şarkışla Yöresinde Yatırlar[14] isimli, keza lisans çalışmalarından aşına olduğumuz konu başlıklı bildiride çalışılan yörenin yatırları yıllar sonra Doğan Kaya tarafından Sivas’ın genelini kapsayacak şekilde ele alınmıştır[15]. Biz Doğan Kaya’ya ait bu çalışmada incelenen yatırlar etrafında oluşan halk inançlarını, Hatay yatırları etrafında oluşan halk inançları ile karşılaştıran bir çalışma yaptık[16]. Gökbel’in Şarkışla yatırları için yaptığı çalışmada; Abdal Baba’daki Çırakman adı verilen şifa tasının, Ali Baba Türbesinin Yeşil Örtü’sünden kesilerek alınan kumaş parçasının, Arap Dede’nin yedikardeş olmalarının, Beş Kardeş Türbesi’nin beşkardeş olmasının, Gülmez Baba’nın iki kardeş olmasının, Gül Dede’nin ve, Kazancığın Karababa’nın Ardıç ağaçlarının, Küre Baba’nın Ardıç ve Çam ağaçlarının, Çölü Baba’nın etrafının çivilerle doldurulmuş olmasının, Koyun Baba’da ışıkların yanmasının, Şifa Dede’ye Yağmur Duası için çıkılmış olmasının, Şeme Yatırı’nın bir tepede ve mezarının taş yığını şeklinde olup Ovoo/Oboo’lara çağırım yapmasının, arka planında mitolojik izler aranabilir.

Muharrem Helvacı’nın “Kut Törenleri Kaynakları[17] isimli bildirisi, Anadolu mitolojisi, Anadolu Türk Mitolojisi ve Genel Türk mitolojisi bakımlarından bize göre çok önemlidir. Biz bu konuları çalışırken, Anadolu mitolojisinin Yunan mitolojisi şemsiyesi altında incelene geldiğini, bu akıma son 10 yıl içerisinde yapılan İran mitolojisi çalışmaları ile de, Anadolu Türk arkaik dönemine varis olan çalışmalar üretmeğe başladığını, anlatmaya uğraşıyorduk. İran tezine göre, Anadolu’yu da içerisinde alan kadim İran tarihî coğrafyası, İran mitolojik geçmişi için getirdiği izahta, bir süreklilik gösterebilmektedir. Bu mitolojik perspektif, Türklüğün Ön Asya’da varlığını 1000 yıl gibi yakın dönemle izah etmektedir.

Bu nokta itibariyle altı çizilecek husus, Anadolu’da yapılan Türk sözlü kültür çalışmalarının 11.yy dan evvelki kök hücrelerini, Altaylarda arama çalışmalarına yeni boyutların getirilmesi gerektiğidir. Yaşayan İran Fars sözlü kültür verilerinin, yapılan çalışmalarla İran mitolojik dönemi ile bağlantısı sağlanmaktadır. Halk kültürü ile mitolojik dönem verileri arasında bir süreklilik sağlanmıştır. Türk halk bilim müfredatına bu boyut mutlaka kazandırılabilmelidir. Bu ihtiyacın karşılanabilmesi için yapılan çalışmalar ve araştırıcı dökümü müsaittir. Bu hususa ileride sayısal verilerle açıklık getiriyoruz.

Kut Törenlerini Kaynakları isimli bu çalışmasında yazar, ilkel insanın av törenleri ve uygulamaları ile ilişkilendirerek, Metin And’ın çalışmalarından ilmek alıp, köy tiyatrosu/Köy Seyirlik Oyunları/Yararlılık/Kut Törenleri ile Halk tiyatrosu/eğlence arasındaki farka vurgu yapmakta, Kut törenlerini, Sümer Tanrıları Temmuz ve Attis için yapılan törenlerle izah etmektedir. Mevsimler, mevsimlerin doğum- ölüm, bereket-kıtlık, kuraklık yağış ile bağlantısı üzerinde durmakta, inanç içerikli bu uygulamalarda ateş, maske gibi vasıtaların yerine hayranlık duyuracak düzeyde başarı ile işaret etmektedir.

Yaşayan halk kültüründen hareketle edinilmiş verilerinde muhakkak Anadolu’nun eski dinlerinin izleri vardır. Bunlar, Anadolu mitolojisinin de izleridir. Sümer dinî hayatının izlerinden yola çıkarak bu verileri anlamlandırmak, yok olduğu iddiasında bulunulan Anadolu mitolojisinin bir boyutunu ortaya çıkarmış olacaktır. Sadece Sümerler ile Türklüğün bağları nispetinde değil, bu mitoloji aynı zamanda Anadolu Türk mitolojisinin önemli bir boyutudur.

Bu nokta, Sivas halk bilimi alanında yapılacak akademik çalışmalarda ilahiyat/dinler tarihi-tarih/arkeoloji ve Edebiyat/halk bilimi alan çalışmalarında ortak projelerin gereğine işaret etmektedir.

Âşık Veysel Kültür Derneği’nin “Türkülerle Âşık Veysel”[18] ve “Dostlar Seni Unutmuyor”[19] isimli ilki kitap iki çalışması olmuştur. Ayrıca “Dost Dost”[20] isimli de bir dergi çalışması olmuştur.

Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nin Edebiyat Fakültesinde 2015 yılına kadar da 376-380 adet tez çalışması yapılmıştır. Ayrıca Türk Halk Bilimi bünyesinde de 5-6 adet tez çalışması yapılmıştır. Bunların dışında 40 civarında aynı alanda yüksek lisans tezi de Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yapılmıştır. İlaveten Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden yaptırılan bir kısım lisans ve lisansüstü tez çalışmaları da doğrudan veya dolaylı halk kültürü-halk inançları kültürü ile ilgidir.

Tez konuları arasında; Ağıtlar (1),  Ananeler (1), Atalar İzinde (1), Âşık Cönk (100),   Buyruk (1), Bayatı (1), Cin (1), Çocuk Oyunları (1), Destan (22), Deliler (1), Deyimler (1),  Elifname (2), Eser Tahlili (2), Folklor (22), Efsane (1),  Gadim Türkler (1), Halk Edebiyatı (17), Halk Tababeti (1), Halklararası Halk Kültürü Karşılaştırmaları (3 ) Halk İnançları (1), Hikâye (16), Halk Kahramanı (1) Mitoloji (7), Monografi (1) Masal-Nağıl (13) Meslek Erbabı (3) Mezar Taşı (2) Menkıbe (22), Nevruz (2), Oğuzname (I), Söylence (1) Sözlük (1),   Şifai Klasik Edebiyat (3) Şahıs Araştırmaları (4) Şaman Efsaneleri (3),  Sayı (1), Süreli Yayın Organları (3), Renk 1), Toy (1),Tarihi Şahıslar İskender, Zülkarneyn, (1), Uşak Edebiyatı (2), Yatırlar (2), Yıldız Name (1) dikkati çekmektedir. Bunları bizim bu çalışmamız için Doğan Kaya hocamız,  İnanç, Dil ürünleri, Gelenek, Yayınlar, Şahsiyetler, Meslekler, Sosyal hayat, Çocuk folkloru, Türklük, Halk Edebiyatı (Genel), Halk kültürü (Genel). Başlıkları altında topladı.

Bize göre; sadece ve mutlaka Cin, Destan, Efsane,  Gadim Türkler, Halk İnançları, Halk Kahramanı, Mitoloji Masal-Nağıl-Hikâye Mezar Taşı, Menkıbe, Nevruz, Oğuzname, Şaman Efsaneleri,  Say, Renk, Toy, Tarihi Şahıslar İskender, Zülkarneyn, Uşak, Yatırlar, Yıldız Name gibi konu başlığı taşıyan çalışmalar değil, diğer adı geçen dosyalarda da mitolojik veriler aranabilir. Mesele uygun çalışma formatının geliştirilmesindedir.

Bu noktada, “Vehbi Cem Aşkun’un alanındaki halk bilimi çalışmaları, giderek akademik disiplinle yürütülen dönemde, doğal olarak daha yoğun olmuştur” denilebilir.

Üniversitede yaptıran tez çalışmalarını konuların alt başlıklarına göre tasnif pek kolay değildi. Bazen masal ve hikâye ayrı başlıklar bazen de masal-hikâye veya nagıl olarak geçebiliyordu. Şiirler, şairler ve cönkler gibi başlık benzerlikleri de başlık sayısını çoğaltabiliyordu. Tez konuları, doğal olarak ayrıntı önemsenerek belirlendiği için, eş anlamlı gibi görünen tasnif başlıkları sanıldığı gibi eş anlamlı değil, alan zenginliğinin doğurduğu bir sonuçtu. Bu noktada Vehbi Cem Aşkun’un çalışmalarında gündeme giren konu başlıklarından hikâye, masal, fıkra, şiir, müzik, gelenekler gibi konuların akademik ortamda çalışılmış olması dikkati çekiyordu.

Halk hikâyeleri, masalları nağılları ve mezar taşları vasatında yapılan lisans ve lisansüstü çalışmalarında Vehbi Cem Aşkun’a ait olan ve ayrıca döneminin sair çalışmalarında olduğu gibi Sivas’ta ve Türkiye’nin genelinde yapılan çalışmalarda da mitolojik izler arama uğraşı pek yoktur.

Efsane, destan lisans çalışmalarının mitoloji bağlantısına gelince, bazı hallerde metamorfik ilişkilendirmeler olmaktadır. Cin-kara iye ilişkilendirmelerine dair Vehbi Cem Aşkun’un dönemi çalışmaları ile günümüzde yapılan çalışmaların karşılaştırılmalarında önemli sayılabilecek bir mesafe alınamamıştır. Eski Türk İnanç Sisteminin kara iyesi ile İslamiyet’in cin anlayışı arasında kurulmak istenen bağlantı çok fulüdür. Bazı hallerde adeta bir inancın terminolojisi ile diğer inanç sistemi izah edilir duruma girilmiştir. Son 20-25 yılın bu alandaki çalışmaları Türk Kültür coğrafyası geneli bakımından ümit vericidir. Bu tespitin Sivas ölçeğinde ele alınması halinde sonucun çok farklı olacağını düşünmüyoruz.

Mitoloji boyutu olmayan halk kültürü çalışmalarının, köksüz bitkiye benzeyeceği, savrulup yok olmaya mahkûm oldukları kanaatindeyiz.

Karşılaştırmanın yapılmasına devam edilmesi halinde söylenebilir ki, en bereketli alan Cönkler üzerine yapılan çalışmalarda olmuştur. Bu konuda Doğan Kaya ve Erman Artun sadece Sivas veya Adana faaliyet alanı itibariyle değil Türkiye genelinde sahanın bayraktarlığını yapmışlardır.

Bu münasebetle, cönk ve âşıklık ürünü çalışmalar için açıklanmasında yarar gördüğümüz bir hususa değinmek istiyoruz. Sözlü edebiyat derlemelerinde, monografi derlemelerinde, yapılan çalışmalara dizin, bilhassa inanç dizini konulmasının zaruri olduğuna inanıyoruz. Bu tespite ilaveten lisansüstü çalışmalardan hareketle, Türk mitolojisine giden yolun aydınlatıcı verilerin derlenmesine gidilebilmelidir. Bu bir lisans ve lisansüstü çalışma hasılalarının değerlendirilmesi girişimi olmalıdır. Bu konudaki birikim makale yazımı veya bildiri verilimi ile çözülebilecek dönemi geride bırakmıştır. Lisans ve lisansüstü çalışmaları ve bilgi şöleni çalışmaları çalıştay çalışmaları ile taçlandırılmalıdır. Üniversite bölüm raflarında bekletilen bu tür çalışmalar, DTC Fakültesi örneğinde olduğu gibi maalesef bir süre sonra SEKA’ya gönderilmektedirler.

Vehbi Cem Aşkun’un Sivas Folkloru isimli eseri özelde ele alındığında,

Hayatın Geçiş dönemlerinden evlenme dönemine bütün safhaları ile ayrıntılı bilgi verilmiştir. Bu çalışmada; kına gecesinde paklanma, saçı, süpürge, kem göz, ışık, kutlu mekân motiflerine dair açıklamalar bulunabilir. Bize nişan türküsündeki;

“Nazınan gelen allı yavrum kiminsin

Sallanıp gelen allı yavrum benimsin”

 

Nazınan gelen allı yavrum kiminsin

Öğünüp gelen allı yavrum benimsin”

 

Dizeleri dikkatimizi çekmiştir. Al bilindiği gibi kına gecesi kuşanmalarında; gelin örtüsü, gelin mendili, gelin eldiveni, gelin kuşağı, gelinin altına serilen yaygı gibi akşamlarda ön plana çıkar. Dizelerdeki “kiminsin” ve “benimsin” ifadeleri de sahiplenme, sahibinin olduğunu anlatma ifadeleridir.

Halk inanmalarında Ak karısı/Al ruhu düşmanlığından kaçınılan bir kara iye ve dostluğu kazanıldığında da koruyucu iyedir. Al basmasından korunmak için al renkli kumaş ve urganlardan yararlanılır. Al karısı yakasına iğne takılarak esir alındığında onu esir alan kimsenin ailesi yedi kuşak korunmaya alınmış olur. Al Ocakları bu şekilde oluşur[21].

Halk İnançlarında, her şeyin bir sahibinin, iyesinin olduğuna, sahipsiz bir şeyin olmadığına, sahipsiz bırakılan bir şeyin sahiplenilebileceğine inanılır ve korunmak için sahiplenmeye yönelik bazı inanç içerikli uygulamalar yapılır[22].

Kına ağıtındaki belirtilen ifadede bize göre al karısı bağıntısı da aranabilir. Nitekim sabah ezanından medet umulmakta ve dağların belalılığına değiniliyor[23].

Bu tespitin doğruluğunu onaylayan bir bulguda, damada kına yakılacağı zaman yaşanır. Eline kına yakılmak istenilen damat elini açmayınca iğne batırılmakla tehdit edilir ve iğneden korunmak için damat avucunu açar[24]. İğnenin bu özelliğine dair ileride yer vereceğimiz başka bulgulara da rastlamaktayız.

Yörede kem gözlerden ve görünmeyen zararlılardan korunmak için nuska/muskalar üfürükçülere yazdırılır. Bunların için yapılmış muhafazalar lehimlenilir ise bunlarla helaya da gidilebilir.

Halk inanmalarında, içerisinde ayetler de bulunabileceği için üzerinde taşımak için yapılan hamaylılar, boylamalar ve pazıbentler yedi kat mumlu bezlere veya muşambalara sarılırlar.[25]

Kaynar suyu aniden dökmek bir gelin için cinlerin kanatlarını kavuracağı için sakıncalıdır. Cinler ona musallat olabilirler. Zaruret var ise “ya settar” veya “destur” denilmelidir.[26]

Halk inanmalarında akşamdan sonra evin eşiğinden dışarı sıcak su dökülmez. Dökülmesi gerekiyor ise besmele ile dökülmelidir. Akşam olduktan sonra cin taifesinin aktif olduğuna ve eşiğin dışının da tekin olmadığına inanılır.[27]

Çocuğu olmayan veya durmayan kadınlar eşleri ile birlikte Ahmet Turan’a giderler. Burada kadın eteklerinden at nalı çivisi ile kayaya çivilenir ve bu esnada

“Bir at getirdim satarım

Arkasına kulum takarım” denilir ve kadın oynamaya başlar.

Kadının eteğinden bir parça kayada kalır. Kadın arkasına bakmadan oradan ayrılır. O giymiş olduğu gömlek yıkanmadan bire saklanır aynı zamanda Ahmet Turan’a bir kurban adanır. Çocuk doğarsa o gömlekten çocuğa çamaşır yapılır. Tekrar Ahmet Turan’a gidilip kurban kesilir, çocuk erkek ise ismi Ahmet Turan olarak koyulur.

 

Bu uygulamadan bir sonuç alınmazsa bebek sahibi olabilmek için Yedi Tekke gezilir. Tekkelerden en ünlüsü Hubiyar Tekkesi’dir. Bebeği olmasını isteyen kadın bu tekkeye satılır. Buraya gelen kadın, evliyaya yalvarırken,

“Sevsem bir oğlan olsa sevsem

Sana bir kurban kessem” diye yalvarır.

Ünlü tekkelerden birisi de Karacalar Tekkesi’dir. Aynı amaçla Çeltek Baba’nın mezarından alınmış toprak sulandırılıp suyu içilir.[28].

Bu uygulamaların inanç derinliklerinde keza bize göre sahiplilik inancı vardır. Çocuk edinmeye mani olan kara iye adeta bebek yapamayan anne adayını sahiplenmiştir. Kadını onun sahipliğinden kurtarmak, onun sahipsiz olmadığını gösterebilecek daha güçlü olduğuna inanılan bir güç muhtemelen ak iye bulup onun sahiplenmesi sağlanmalıdır. Yapılan satmanın izahı belki böyle yapılabilir. Satılan yeni bir koruyucuya ulaşmış, sahiplenilmiştir.[29]. At nalı ve çivi etrafında inanç yumağı oluşmuş objelerdir[30].

Yedi Türk kültürlü halkların formel/biçimsel sayılarından ve suyu içilen Çeltek Baba’nın toprağı ise, bu toprak vasıtasıyla anılan yatırın gücünden adeta koruyucu, kurtarıcı bir kut almıştır.

Çocuk edinmek için kadınlar tarafından başvurulan çarelerden birisi de Yedi Değirmen Suyu’dur. Bunun için ayın İlk Çarşamba günü güneş doğmadan evvel Ali Ağa Değirmeni’nin ayağından kalaylı bir bakraç ile su alınır. Bakraç yere değmeden eve getirilir. İçerisine kırk kaşık ve kırk aşık konur. Yüksekçe bir yere asılır Üzeri yazılı Beylerdeki kılıç bu suya batırılarak şifa gücünün artması amaçlanır. Bu su ile yıkanmak her derde bilhassa çocuk edinme derdine deva olarak bilinir[31].

Halk inanmalarında değirmenler etrafında da bir kült oluşmuştur[32]. Su bir iye/pir olabildiği gibi pirlerin de hikmetli suları vardır. Yedi Değirmen, Yedi yolun Kavşağı, Yedi Dağ, Yedi Kardeşler, Yedi Çamlar bir noktada gücün katlanmasını ifade ederler[33].

Çarşamba etrafında da Türk kültür coğrafyasında bir inanç yumağı oluşmuştur. Son Çarşamba, Kara Çarşamba, Çarşamba duvarı, Çarşamba kadısı ve benzeri söylemler mevcut bulgulara bakılır ise Zerdüştülük dönemi halk inançlarının sözlü kültürümüzdeki bakiyeleridir[34].

Halk inançlarında Kılıç’a yemin edilir, kılıçtan hareketle kargış yapılır[35], Aşık etrafında da bir inanç yumağı oluşmuştur. Aşık ile fal bakılır, aşıkla şans oyunu oynanır, aşıkla nazarlık yapılır.

Çocuk sahibi olmak amacıyla okunmak ve buraya satılmak için Abdullahvahap Gazi’deki mağaraya iki günde bir gidilir[36].

Türk kültürlü halklar mağara kültünde kutlu mağaralardan şifa ve hikmet umulur ve çeşitli inanç içerikli uygulamalar yapılır[37].

Gebeliğin ilk emaresi kadının Başının Kirlenme’mesidir. Bu dönemin başlangıç safhasına “gümen” denir. Bu döneminde kadın özürlü çocuklarla alay etmemelidir. İnanca göre gelinin etrafında yedi cin dolaşır, bunların şerrinden korunmak için, dikiş dikerken cinler tarafından kayıp edilen kırk kızın olduğu yer olduğuna inanılan Kırklar’a veya Tek Mezar’a gidilir ve Yedi Evliya’ya bu dönemde bir şeye uğramış kadın okutulur[38].

Başı kirlenmiş olmak, halk inançlarında hareketlerine kısıtlanma getirilmiş olma halidir. Başı temizleninceye kadar, birçok şeyi yapamaz, birçok şeye elini sürmesi istenilmez. Başı kirli ve başı temiz olma hali halk inançları kültüründeki kişioğlu kültü kapsamına girer. Özürlü kimseler, garipler, yetimler, öksüzler de halk inançlarında özel konumdadırlar.[39] Onlara yapılan haksızlığın vebalı katmerli ve onlara yapılan yardımın mükâfatı da katbekat olur inancı vardır. Bize göre bu durum da kişioğlu kültü kapsamında yer alır.

Halk inançlarında dikmek dikiş yapmak, düğme iliklemenin büyü kapsamına alındığı gösteren bulgular vardır. Sökük giysi kişinin üzerinde iken dikilmez, dikilmesi doğru bulunmaz tedbir olarak ağza iplik türünden bir şeyin alınması istenir[40].

Kırk Kızlar Türk kültür coğrafyasında kod oluşturmuştur. Tokat Etnografya Müzesi’nde de Kırk Kızlar Kapısı[41] ve Karakalpak destanları arasında da Kırk Kızlar Destanı vardır[42].

Aşerme/ Aş yerime inancına göre gebe kadının canının aş erdiği yiyeceği melekler gökten indirirlermiş. Aş eren kadın höllük, sabun, kül, kil, toprak gibi şeylere de aşerebilir, bunlar ve canının çektiği her şey ve ayrıca yanında yenilen şeylerden ona verilmelidir. Gebe kadın, ağırayak, yüklü, ikicanlı, olarak da anılır[43].

Aşermek veya yeriklemek inancının izleri, Türk kültürlü halkların halk inançlarında destani döneme kadar izlenebilmektedir. Manas Destanında da Aşermeği görebiliyoruz. Bu özelliği ile aş ermek Kişi Oğlu kültü kapsamında yer alır[44].

Acı yiyeceklere aş eren kadının erkek, tatlı yiyeceklere aş eren kadının ise kız bebek doğuracağına inanılır. Yenilen ve karşılaşılan bazı şeylerin mesela balık, tavşan, manda gibi bebeğin fiziğine, kişiliğine yansıyacağına inanılır[45].

Aş eren kadının isteğinin karşılanmasının çok sevap olduğuna ve ilgisiz kalmanın da çok günah olduğuna inanılır.

Eğrilce günü iş görülür kıra çıkılmazsa doğacak çocuğun kol ve bacaklarının eğri olacağına inanılır. Bu yamulmayı önlemek için o gün toprağa fasulye ekilir ve çocuğa gelecek eğriliğin fasulyeye geleceğine inanılır[46].

Gebeliğin bazı işaretlerinden bebeğin cinsiyeti tahmin edilmeye çalışılır, bebek erkek ise annenin güzelleşeceğine inanılır. Cinsiyetin tahmini için bakıcılardan da yararlanılır. Bakıcılar dayra/daire kurar, Tıktap/Tıknap Tası’nın içine su koyar bir şeyler okuyarak cinleri davet ederler. Cinlerin geldiği bakıcının asabi hareketlerinden anlaşılır. Bu tas, yuvarlak, bakır veya pirinçten yapılmış işçi ve dışı ayeti kerime ve lafzayı celil yazıları olan bir kaptır. Gebe kadınların bununla su içmeleri önemsenir[47].

Halk inançlarında kırklama, tedavi ve benzeri hallerde kullanılan bu tür taslar arasında Kırk Açar Tası, Nazar Tası, Kırklama Tası gibi isimlerle bilinen taslar vardır[48].

Dünyaya gelmemiş çocuğa don biçilmez, biçilmesi halinde bebeğinin ölü doğacağına inanılır. Bebek için alınacak giysilerin büyüklere gösterilmesi ayıp sayılır. Alış verişi ebeveyni hayatta olan bir kimse yapar getirir, küldökene verir[49].

Halk inançlarında gebe kalmak ayıp değildir ancak bunu teşhir etmek, büyüklerin ve daha ziyade ailenin erkek büyüklerinin önünde sergilemek edepsizlikten sayılır. “karnı burnunda hanım” eşiğin dışına mecbur kalmadıkça çıkmaz, anlayışı hâkimdir[50].

Doğumun ağrısız olması için; kocasının ayakkabısının ökçesi ile kadına su içilir. Yumurta yazdırılır kırılır, Hızır İbriği kadının göbeğinin üzerine konur, Bir yumurta ve üzerine kırk iğne batırılmış kırk böbrek kırklara atılır, gebe kadının kuşağı bir mandanın boynuna bağlanır, kocası eşinin göbeğine hafifçe basar, Kocasının elinin battığı su kadına içirilir, kadına enamlardaki mühürlü kâğıdın suyu içirilir, Meryem Ana suya batırılır bu su kadına içirilir, Ahmet Turan’a kurban adanır, kadının boynuna muska yaptırılır, Efsuncu kadınlara efsun yaptırılır. Ayrıca, fincan yazdırılır, Bekâr bir erkeğe ezan okutulur, Kâbe kuşağı kadının beline bağlanır, Raziyane içirilir, efsunlanır, yatağının hazırlanmasına özen gösterilir[51].

Meryem Ana otu, Fatma Ana Otu olarak da bilinir, bu otun batırıldığı su bebek bekleyen anne adayına içirilir.

Sivas halk inanç kültüründe yer alan bu hususlardan ayakkabı etrafında Türk kültürlü halkların halk inançlarında oldukça çok inanç vardır. Evlenmek isteyen evin yetişkin bekâr oğlu isteğini babasına duyurmak için onun ayakkabısını eşiğe çiviler. Ölen kimsenin ayakkabıları eşiğin önüne uçları dışarı gelecek şekilde konularak ölüm olayı çevreye duyurulur. Gelmelerin memnun olunmayan görücülerin ayakkabıları düzeltilmez. Ters konulur. Ayakkabı sağ ayaktan başlanılarak giyilir, cinlerin ayakuçları ters istikameti gösterir[52]. Keza yumurta etrafında da kült oluşmuştur[53]. Efsun ve efsunculük Türk halk inançlarında parpılama yöntemlerindendir[54].

Doğum yapan kadının bebeğinin eşinin çabuk düşmesi için ona sarımsak, soğan, limon koklatılır, kına içirilir[55].

Çocuk içerisine altın konulmuş kevgirin içinde kırklanır.[56] Bu uygulama Amasya ve Erzurum’da da vardır.[57]

Nazarlıklara, kuş tırnağı, yedi delikli mavi boncuk, Kâbe hurmasının çekirdeğinden yapılmış nalın, gibi şeyler konur. Çocuğun ilk yıkanacağı su ayak değmeyen bir yere dökülür[58].

Durmayan çocuklar için kırk Mehmet adlı evden demir toplanır, bunlardan bir saç ayağı yapılır, çocuk 3 defa bu saç ayağının içinden geçirilir, bu saç ayağı çocuğun dünyaya geldiği yerin altındaki toprağa gömülür[59].

Bu uygulamadaki Mehmet ismi Hz. Muhammet’e (s.a.v) teşmilden belirlenmiştir. İsmin hikmetine inanılmasından kaynaklanan bir uygulamadır. Farklı tatbik şekilleri de vardır. Bazı uygulamalarda Fatma ismi yer yer alır[60]. Demir de Türk kültürlü halklarda etrafında kült oluşmuş objelerdendir[61]. Saç ayağı yağmurun yağması, çok yağan yağmurun durması gibi uygulamalarda da yer alır. Od/ateş/ocak ve demir kültü ile ilgili olmalıdır[62]. Saç ayağının doğduğu yerin altındaki toprağa gömülmesi şeklindeki uygulama kişioğlu-toprak bağlantılı inançtan kaynaklamaktadır. Herkesin bir toprağı vardır. Toprağı kişiyi çeker. Kişi toprağından ayrı düşmek istemez. Birçok kimse öldüğü yerde değil dünyaya gelmiş olduğu yerde defnedilir. Bu mümkün olmaması halinde doğduğu yerden alınmış toprak getirilip mezarının üzerine serpilmek istenir[63].

Yedi Mehmet adlı evden gümüş toplanır küpe yapılır çocuk erkek de olsa onun kulağına takılır[64].

Küpe gibi bazı aksesuarların mensubiyeti simgelediğine inanılır. Bazı gizli dinî yapılanmaların mensuplarına mahsus küpeleri vardır. Küpe o yapılanmanın gücünü takana vermiş olur. Bir diğer husus ise küpe takan kimsenin cinsiyetini onun erkek olmadığı gösterir. Eski Türk İnanç Sisteminde kara iyelerin erkek çocuk daha kıymetli kabul edildiği için onlara musallat olduğuna inanılır ve korunması için belirli bir yaşa kadar erkek çocuklara giyimleri, takıları, saçlarını uzatmaları ile kız çocuğu süsü verilmek istenirdi. Daha ziyade erkek çocuğu yaşamayan ailelerin oğullarına küpe taktırdıkları olurdu[65].

Çocuğu durmayan kadınlar kalbura doğurur Kalburun içine Kuran-ı Kerim, ekmek, tuz konur başına ilk su bundan dökülür Çocuk dursun diye gidilen evliyaların ismi verilir.

Çocuğun ağzı açılmadan koynuna ekmek konur ebenin kucağına verilir ebe eşikten dışarı çıkar dışarda gördüğü insan hayvan, insanların mesleğine göre çocuğun ileride ne olacağını tahmin etmeğe çalışılır.

Çocuk Kehiroğulları’na götürülür orada onun boynuna bir ip bağlanıp ona para verilir Buradan dönüldükten sonra ağzı açılır ağzına zemzem suyu ve Kur’an tozu çocuğun ağzına koyulur.

Daha sonra büyük anne bebeği babasının omuzuna koyar ve ona

-Yükün mü ağır sen mi ağırsın diye sorar ona yüküm ağır cevabı verilir.

İlk çocuk erkek ise oğlan helvası yapılır

İlk çocuğun al krep bağlanır O kırk gün evin sultanıdır.

Al karısı tanımlarından birisine göre o zenci suratlı, kalın dudaklı, karmakarışık uzun saçlı, kazma dişli, bir zebanidir. Çocuğun ve annesinin düşmanı olan al karısı ilkin çocuğu sonra annesini öldürür. Bunun için ansızın lohusanın üzerine saldırır ve çöker kadın takatsiz kalır. Korunmak için kadının başına yorgan iğnesi takılır ve çörek otu yakılır yataklarının başına Kur’an-ı Kerim asılır o yalnız bırakılmaz.[66]

Ebeye yapılan ödemeğe göbek akçası denir. Loğusa şekerinin rengi al/kırmızıdır[67].

Aynı ay içinde çocuk doğuran kadınların bir araya gelmemesine özen gösterilir. Onlar karşılıklı ziyaret etmeleri halinde onları kırk basacağına inanılır. Onların arasındaki ziyaretler kırk çıktıktan sonra yapılır[68].

Basmak, basılmak, basılmış olmak basılmaktan korunmak, basılmışlıktan kurtulmak Türk halk inançlarında bir inanç kotudur. Kırklı bebek ve annesini kırklı hayvan da onun kırk evvel kesilmiş eti de basabilir. Ölen bir kimsenin kırkı çıkmamış ise, o da basabilir. Basılmaktan korunmak için başvurulan çarelerden birisi de kırklıların üzerinde iğne bulundurmalarıdır.[69]

“Beşik gönderme” kız tarafından donatılmış beşik takımının bebeğe gönderilmesi ile yapılır[70]. Anadolu genelinde ilk bebeğin beşik takımı kız evi tarafından gönderilir[71].

Beşik Kertmesi, buna göre, aynı gün, hafta veya ay içinde doğan kız ve erkek çocuklar yekdiğerlerinin beşik kertmesidirler. Beşik kertmesi sonucu akraba olma şartı yoktur ancak bu vesile ile evlenenler de çoktur[72]. Beşik kertmesi tarzı ile evlenmenin ilk çıkışı zamanın çocuğu geç olan bir hükümdarının oğlu dünyaya gelince bütün ülkede o günlerde doğan kız çocuklarının onun beşik kertmesi sayılması şeklinde anlatılır[73].

Çocuğa ad seçmede, seçilen ad üç gün sonra konuluyor. Çocuğa mutlaka bir de mahlas bulunur Bunlar Mehmet, Mehmet Naci, Mehmet Muhlis, Mehmet Recai gibi isimler olabilir. İsim seçiminde ölmüş dedenin ismi koyar, Eşi ölmüş büyük hanım kocasının adını yerli yersiz söylemez çocuğa Hacı Dursun ismi konulurken ona sadece Hacı denir Abdurrahman Efendi ise, sadece Efendi ve Şevket Bey ise, sadece bey denir.[74]

Halk inançlarında kişioğlu-ad-kut arasında bir bağ olduğuna inanılır. İsimlerdeki Mehmet bölümü Hz. Muhammed’e (s.a.v) teşmil edilmiştir. Muhammet kelimesi kodlanarak konulmak suretiyle, kutuna sığınılırken, taşınması kolaylaştırılmak istenilmiştir[75].

Doğum döneminde yakınlardan bir genç ölmüş ise o kara yaşlıdır ve Adıgüzel olarak bilinir. Ölen büyükannenin ismi torunda bir süre hanım olarak yaşatılır. Bu uygulama çocuk 15 yaşına gelinceye kadar böyle devam eder ve akranları dahi o ismi gerçek isim gibi bilirler. Ölülerin gerçek adını söylemek onlara hürmetsizliktir. Ayrıca Kur’an-ı Ketimden de isim seçilir. İsim abdest almış bir kimsenin çocuğun kulağına ezan okunarak koyulur.[76]

Aileden ölen itibarlı bir kimsenin isminin çocukta uygun tarzda yaşatılması inancı Türklerin kadim inançlarından olan tul inancı ile ilgili de olabilir. Ölen şahıs âlem değiştirmekte yokluk âlemine gitmemekte ve yaşayan yakınları ile ilgisi de kesilmemektedir. Unutulmadığını bilmenin öleni mutlu ettiği inancı vardır.[77]

Çocuğun oynatıldığı şeklinde bir inanç vardır. Çocuk uyuyan çocuk tebessümle uyuyor ise meleklerin onu güldürdüğüne, asabi olarak uyuyor ise cinlerin ona tasallut ettiğine inanılır. Böyle hallerde efsunların onun için muska yaptırılır.

Çocuğun düşen göbek bağı ayak değmeyecek bir yere gömülür, dışarı atılması halinde çocuğun çok gurbet hayatı yaşayacağına, bebeğin eşinin köpek tarafından yenilmesi halinde çocuk büyüğünce çok saldırgan olacağına, en iyi yöntemin eşin suya atılması olduğuna inanılır[78].

Göbek bağı ile bu uygulamadaki inançta, insanat ile hayvanat, nebatat ve cemadat arasındaki ilişkinin ölümden sonra da devam ettiğini göstermiş olması bakımından bize göre çok önemlidir.

Höllük, Höllüklük denilen yerden çıkan al/kızıl killi bir topraktır. Çocuklar bunun kızartılmış şeklinde belenir. Çocuğun annesi ilkin höllüğe oturtulur[79]. Erzurum çevresinde uygun killi toprak bulunmadığı hallerde seçilmiş kül elenerek de bu ihtiyaç karşılanmaya çalışılır[80].

Kırklar denilen mevki, Kırk Papaz’ın bataklığa battığı yer veya Kırk Kız’ın taş olduğu yer olarak bilinir. İnanca göre bebeğe giydirilecek gömleğin ilk yakası kırk kız tarafından açılmıştır. Mevkiinin kutlu itibarı buradan gelmektedir[81].

Yakası açık olma, yakasının ilk defa acıkması, yakası besmele ile açılması halk inançlarında mesaj içeriklidirler. Yakası açılmadık söz, ilk söylenen duyulan sözdür. Kefen, yakası açılmadık gömlektir. Kumaşı kullanılmamış olmalıdır. Bazı tabut örtüleri o maksada adanır ve başka bir amaçla kullanılmamak kaydıyla bekletirler, bunlar için de yakası açılmamış ifadesi kullanılır. Bunlar niyetlenmiş adanmış şeylerdir[82].

İlk dişin çıkması bebeğe sıkıntı vereceğinden her gün kontrol edilir, diş çıkınca babaya müjde verilir, tanıdıklara haber verilir Diş Hediği Kazanı ocağa sürülür Buğdayın haşlanması ile yapılan hediğin üzerine fındık, ceviz, şeker konur, komşulara dağıtılır. Çocuk tavukların ve civcivlerin arasına oturtulur başına hedik dökülür, tavuklar hedikten yerler. Çocuğun başında kalan hedikler bir ipe dizilir çocuğun boynuna takılır[83].

Diş Toyu, Saç Toyu, Doğum Toyu, Ad Toyu, İlk Adım Toyu, Türk kültür dünyasında çok yaygındır. Bunlarda yapılan ikramlar saçı olarak kabul edilebilir. Yukarıdaki tespitte, civcivli tavuğa saçı yapılmış olması şeklindeki uygulama, hayvanat- inasanat arasındaki yeni bir ilişkilendirme şekli olarak bize göre anlamlıdır.

Beşik üzerinde bir ipe takılı mavi boncuk, tazı boncuğu muhafazalı muskanın sallandıkça şıkırdaması sağlanır[84].

Eski Türk İnançlarına göre kara iyeler gürültüden rahatsız olmakta ölebilmektedir. Tahtaya vurarak şeytan kulağına kurşun denilmesi, gelin yeni evinin eşiğinden girmeden evvel basarak tabak kırıp ses çıkarması ay tutulunca teneke çalınması bu nedene bağlanmaktadır. Aynı zamanda bebeğin beşiği boş iken sallanması da uygun bulunmaz, görünmeyenlerce sahiplenilebileceği bu durumun çocuğu hastalandıracağı şeklinde izah edilmektedir. Bu açıklama izahında bebeğim çıngırakları acaba eski bir koruma biçimin devamı mı diye düşünülebilir[85].

Çocukların yürümesi için day dur uygulaması yaptırılır bunu babaanneler çocuğu iki ayaklarının arasına alarak yaparlar. Yürüme çağı geldiği halde yürüyemeyen ve küt diye bilinen çocuklar üç Cuma bu Yörük Şahin’e götürülür. Şahin Baba vaktiyle helva yemek istemiş, getirene “Yaşa benim Yörük şahinim” demiş ismi buradan gelmektedir. Burası büyücek etrafı daire şeklinde bir yerdir. Üçüncü Cuma helva yapılır oradaki fakirlere dağıtılır, bir kısmı da Şahin Baba’nın canı için serçeler yesinler diye türbenin üzerine serpilir.[86]

Batı Türklüğünde ayağı basmayan çocuk için Köstek Kesmesi yapılır. Farklı uygulama biçimleri olan Köstek kesme Cuma namazından çıkan ilk cemaate çocuğun bağlı olan ayak bağının kestirilmesi şeklinde olur[87].

Bu yörede Mahalle Mekteplerinde Fergap’da fes kapılır helva yapılırdı[88].

Helva Türk kültürlü halkların hayatının doğu, evlilik ve ölüm gibi safhalarının tümünde vardır. Utlu ve kederli hallerde de helva kavrulur. Helva pişi gibi hazırlanınca yağ koku çıkaran bir ikramdır. Görünmeyenlerin bu arada ölmüşlerin ruhuna kokusunun hayra vesile olduğuna inanılır. Hal bu olunca inanç kültürünün koku-saçı bağlantılı tespitlerindedir, denilebilir[89].

Çocuk sahibi olabilmek için ayrıca; “Kırk Yasini şerif okutulur”, ”Bir hafıza hatim indirtilir”, “71.000 çektirmek”, Kurşun döktürmek”, “fala baktırmak”, “Büyücü ve sihirbazlara gidilerek tılsım bozdurmak”, gibi çare olduğuna inanılan uygulamalara başvurulur. Kurşun dökme tılsım bozma gibi uygulamalar için Ocak olarak bilinen nefesi/tükrüğü güçlü kimselere gidilir. Kurşun dökülmeden evvel öd ağacı tütsüsü yapılır ve ocağın piri çağrılır. Öd ağacı, künlük misk, zagfaran tütsüsünün evlerde büyü bozacağı inancı yaygıdır. Başvurulan çareler arasında Camiikebir’deki Hızır Direği’nin altında sala vaktinde dua etmektir. Kadın ve ev için tedbirler alınırken erkek için muska yapılır, cebine sarımsak ve üzerlik konur kırk gün Camiikebir’de sabah namazı kılması sağlanır.[90]

Türk kültürlü halkların halk inançlarında nefes ve üflemek, parpılama kapsamında halk sağaltmacılığının inanç içerikli uygulamalarındandır. Nefesi güçlü olabilmek, el verebilmek kişioğlu kültünde kut bulabilmiş olmakla izah edilebilir[91].

Sivas’ta yapılan Sünnet düğünlerinde sazlı sünnet hamamı olur. Kirvelikte nikâh düşmez. Sünnetten sonra çocuğa soğan koklatılır. Sünnet şekerlerinin sepeti al/kırmızı kreple bohçalanır[92].

Soğan ve sarımsağın halk inançlarında görünmeyenlere karşı koruyucu bir gücünün olduğuna inanılır.[93]

Eserde ayrıca halk tababetine, Sarılı Ocağı, Bun Baba, Karacalar, Çeltik, Abdulvahap Gazi,Ahmet Turan gibi şifa ocaklarına eşlerin birbirlerine hitap şekline, Talih Kayası’na, Kaşık Falı’na, Akide Kurbanı’na dair de bilgi verilmektedir.[94]

Sonuca geçmeden evvel söylenebilir ki;

Kültür şölenlerinin, bu arada Sivas bilgi şölenlerinde gelinen nokta itibariyle, ciddi bir çıkmazı vardır. Kültür şölenleri Türkiye üniversitelerin sayı arttıkça mahiyet değişimine uğramış, amaç ile araç yer değiştirmiştir. Kurumlar, kuruluşlar bakımından, Sempozyum yaparak sorunlara ilmî çözüm arama uğraşı ve onun değerlendirilmesi, yerini “ben de yaptım”, “ben daha çok yaptım”, “benim dönemimde de yapıldı”, “böylece itibar kazandım”,” sıralamada yerimi aldım”, yarışına dönüşmüştür. Sempozyum değerlendirmelerinde, belirlenen hedefe ne nispette ulaşıldığı, alınamayan hasılanın sebeplerinin araştırıldığı ve müteakip kültür şöleninde yeni hedeflerinin belirlenmesi şeklindeki değerlendirmeden uzaklaşılmıştır. Bu noktada, Vehbi Cem Aşkun’un dönemi Türkiye’si daha gerçekçi idi, denilebilir.

Sivas Sempozyumlarından ikisinin değerlendirilmesi masasında biz de görev aldık, bizim hasılamız da farklı olmadı[95]

Sempozyum düzenleme kurullarınca da bize göre bilgi şölenleri ilmî ciddiyetten uzaklaşmaktadır. 25 bildiri katılımcının düzenleme listesinde 75 isim yer alabilmekte ve bu yöntemle bilgi şölenleri, bir gövde gösterisi ve bazı katılımcıların katılım masrafından kurtarma aracı durumuna sokulmuş olunmaktadır.

Bu yapılanma yamulması, destek alabileceği kurumu kalmamış yüzlerce emekli bilim adamına, bilgi şöleni kapılarını kapatmış olmaktadır.

Genç katılımcılar bakımından bilgi şölenleri amacından çıkarılmak üzeredir. Akademik terfii için puana ihtiyacı olan genç araştırmacı, ilçelerinde de üniversitelerin açılmaya başlandığı Türkiye’de, bilgi şöleni salonuna bildiri sırası geldiği zaman girip, bildirisinden hemen sonra salonu terk etmektedir.

SONUÇ:

Bildirimizde Vehbi Cem Aşkun merkezli açıklamalar hareketle, Sivas halk İnançları çalışmaları özetlenmiş, Türkiye halk inançları çalışmasının eksik halkası olduğunu düşündüğümüz mitoloji konusuna Sivas ölçekli dikkat çekilmek istenmiştir. Bildirimizde yapılmış çalışmalara dair yaptığımız ayrıntılı göndermeler ile bu noktanın vurgulanmasına hazırlık yapmak istedik.

Türkiye’de yapılan mitoloji çalışmaları Türk kültür dünyası mitoloji çalışmaları ile ilişkilendirilirken, Türk kesimleri arasındaki tarihi süreç devamlılığı ihmal edilmekte veya tarihi sürecin mitolojik devamlılığı boyutu ihmal edilmektedir.

Savaşların merkezinde milliyetler çapında ”ben” duygusu vardır. Ben duygusunu kültürler, millî kültürler oluşturur ve millî kültürleri halk kültürleri besler. Halk kültürünün tarihî arka planına mitoloji derinlik verir. Mitolojik boyutu olmayan halk kültürleri ve bu arada halk inançları kültürü emanet giysilere benzer. Kökü olmayan bitkiler yele bile dayanamazlar. Mitolojinizin olduğu nispette kökleriniz vatan toprağında derinlik kazanır.

Türk halk kültürü-halk inançları kültürü çalışmalarının, kadro ve doküman yeterliliğine rağmen maalesef Anadolu ölçeğinde mitolojik boyutu yeterli değildir.

Vatanla göç, yer isimleri ve aile isimlerinde olduğu gibi kültürün tüm alanları ile birlikte göçtür, inançla göçü de içerir. Bu noktada yaşanan halk kültürünü mitolojinizin yaşatıldığı canlı kaynaklardır. Bu nedenledir ki, sözlü kültür verileri işlenirken mitolojik objelerin aranması zarureti vardır.

Bu konuda bir diğer husus, Anadolu Türk kültür coğrafyasına tarihi derinlik kazandırılırken halk edebiyatı lisans çalışmalarında dinler tarihi, arkeoloji, mitoloji gibi disiplinler de aranabilmelidir.

Lisans ve Yüksek Lisans çalışma formatları yeniden düzenlenebilmeli çalışmalara dizin, inanç dizini getirilmeli ve buna bağlı olarak, tespiti yapılabilen kültlerin, kodların geliştirilmeleri sağlanabilmelidir.

Anadolu Türk kültür coğrafyasının, bir kısım bölge haklarınca, yeni mitolojik teoriler doğurmasından ve bu coğrafyanın yaşama geçirilmiş olan mevcut mitolojik teorilerin boyunduruğundan kurtarılması için bu husus halk bilimciden beklenen bir hizmettir.

Bu hizmetin gerçekleşebilmesinde kültür şölenlerinin amaç-araç bağlantısı bakımından da formatının değişmesi gerektiğini ve bu tür etkinliklerin çalıştaylarla desteklenmesi gerektiğini düşünüyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                                                                         Yaşar Kalafat[96]

 

 

GİRİŞ;

Bu incelemede, Türk dünyası sosyal ve kültürel yakınlaşmasını etkileyen faktörler cümlesinden mitoloji çalışmaları konusu ele alınmıştır. Konu incelenirken; ilgili tanımlar, mitoloji çalışmalarının millet hayatında ve millî kimlik oluşmasındaki önemi, Türkiye ve Türk kültür coğrafyasının sair kesimlerindeki mitoloji çalışmalarının geçmişi ve günümüzdeki durumu, gelişmelerin ilgili bilim âlemindeki yeri, alanla ilgili ilmî çalışmaların diğer ilgili ilmî disiplinlerle ilişkilendirilme dereceleri, eğitim müfredatında ve çeşitli estetik sanatlarda konunun yer alma nispeti ve şekli gibi hususlara yer verilmiştir.

METİN.

Türk mitoloji çalışmalarının kurgusunu hazırlayabilmek için, Türklüğün sahneye çıktığı tarihi dönem ve sahneye çıktığı coğrafya ile ilgili görüşlere bakılmalıdır. Veya şu mu söylenebilir, mitoloji çalışmaları Türklüğün ilk coğrafyaları ve tarihlerinin başlangıç dönemine dair bilgi verir. Bu lüzum, milletlerin mitolojik dönemleri çalışmalarına yönelmek için bir tarihi dönem ve bir coğrafyaya ihtiyaç duyulduğu için değildir.

Söz konusu Türk milleti olunca, onun tarih öncesi devrelerine, mitolojik dönemi veya dönemlerine yolculukta bu ihtiyaç az-çok belirmektedir.

Milletlerin destani dönemine milletlerin destanları az çok tarihlendirilerek bir cevap bulunabilir. Yaşayan halkların coğrafyası da destanın vatanına dair bir fikir verebilir. Keza destanın dili de destanın sahibi olan halkı belirleyebilir.

Mitolojilerin kimliklendirilmesinde veya milletlerin mitolojik dönemlerine bakılmasında, çağ ve coğrafya belirlemek o kadar kolay değildir. Milletlerin isimleri ile mesela Türk ve ona ad olan mitolojinin millî aidiyeti nasıl belirlenir? Mitolojiler halkların mı, milletlerin midirler?  Toplumların millet olma dönemlerine varıncaya kadar nice bin yıl geçmiş ise, Yunan Mitolojisi veya Hint Mitolojisi, Çin Mitolojisinin varlığının izahı nedir? Fars mitolojisi değil de İran Mitolojisi denilirken örtülmeğe çalışan bir şey mi vardır? Mitolojik dönemde halklar varken, millet olma döneminde isminde süreklilik olan halkların mı mitolojileri milli adları ile anılırlar?

Mit bilimi her zaman bir yaratılışın öyküsüdür. Asırlar ve nesiller boyunca işlenmiş kültürel kodlardır. Kutsal bir olayı anlatırlar, çoğunlukla da en başlangıçtaki zamanda olup bitmiş bir olayı anlatırlar. Sembolik, çoğu zaman da kozmogonik bir anlam taşırlar. Her zaman kutsal ve dramatiktirler[97]. Mitolojilerin tanımı ideolojik boyutu da içeriyor ise, ideolojik algılar modern dönemlerin mahsulü iken, mitoloji kavramının içeriği farklılık mı geçirmiştir? İlkel toplumların da ideolojilerinden bahsedilebilecek midir?

Batı Türklüğünün Önasya’daki yurtları üzerindeki Ermeni, Yahudi ve Grek iddiaları onların mitolojilerinden esaslandırılmaktadır[98].

Baahattin Ögel’in belirttiği gibi[99] Milletlerin millî hayatlarında onların mitolojilerinin önemli yeri inkâr edilemez iken, dünya edebiyatı neden Türk mitolojisinin varlığından bahsetmez, Bu hal, Türk mitolojisinin olmadığından mı, çalışılmadığından mıdır? Orta Doğu Mitolojisi, Uzak Doğu Mitolojisi vardır da ve Orta Doğu Mitolojisi kapsamında İran, Arap, Mısır mitolojisinden batı edebiyatında söz edilebilirken, neden Türk mitolojisine yer ayrılmamış, ayrılamamıştır[100].

Mitolojik derinlik-yurt tutmuşluk bağlantısı aranırken, köklerin, yaşanılan topraklarda kök salmalarına, tarihi geçmişin süresindeki uzunluğa, eskiliğe mi bakılmalıdır? Mitolojik dönem on binlerce yılla tanımlanırken, bin yıllık toprak insan beraberliği mitolojik derinlik için yetersiz mi bulunur?

Toplumlar, sadece var oluşları, türeyişleri tarihlerinden itibaren yaşaya geldikleri topraklarda mı milli mitolojik hayatlarından izler taşırlar? Coğrafyayla göç, sadece yer ve boy adları ile göçü mü kapsar? İnançla göç, efsanelerle, destanlarla, sözlü kültürün diğer türleri ile göç, giderek mitolojik muhteva ile de göç anlayışı çok mudur, böylesi bir görüş isnatsız mı olur? “İl gider töre kalır” özlü sözü, özsüz müdür? Sözlü kültür ve etnografya da mitolojiye vasat ve taşıyıcı vasıtası değil midirler[101]?

Yaşanılan toprakların, bin yıllık geçmişinin üç bin-beş bin yıla ulaştırılması arkaik izlerin, arkeoloji vs. disiplinlerle araştırılması devam ede dursun, yaşayan halk kültürü, sözlü kültür verileri ve bilhassa halk inançları kültürü yok mu sayılmalıdır. Ki, arkaik döneme ulaşmada, filoloji ve arkeoloji çalışmalarına ruh veren bölgede yaşayan halk kültürüdür. Cengiz Alyılmaz’ın[102] Mustafa Aksoy’un[103], Tahsin Parlak’ın[104], Alpaslan Ceylan’ın[105], Sevet Somuncuoğlu’nun[106] arkeoloji ağırlıklı çalışmaları mitolojik verilerle desteklenmesin mi?

Oğuz Kağan’ın yurdunu arama, Ergenekon’un yerinin tespiti, Tölöslerin, Uygurların, Hunların, Kırgızların, Kimeklerin, Başkurtların ve diğer Türk kesimlerin yaratılış destanları[107] ortak bir mitolojik döneme, mitolojik muhteva itibariyle zaruri ortaklıklarına ne şekilde ulaşabilecektir.

Bu derece farklı coğrafyalarda ve bilinen kadarı ile farklı mitolojik tezahürlere sahip çağdaş millet var mıdır? Bu sorunu nasıl çözmüşlerdir? Bu bir sorun mudur?

Timur Davletov Türklüğün Altaylardan tarih sahnesine çıktığını açıklarken 34-35 000 yıl evveline ulaşan dönemi Türklüğünü başlangıç tarihi olarak almaktadır[108]. Çok sayıda yaradılış destanındaki farklılığı ele alınan Türk destanı sayısının azlığı ve Anadolu Türkçesine kazandırılan Türk destanlarının metin işlenmesi işleminin yapılmayışı ile izah etmektedir.

Türk Dil Kurumu yönetiminde Anadolu Türkçesine kazandırılan sayıları 140’ı bulan destanın tespiti ve bunların 49 toplanabilmesi bu alandaki atılması önemli bir adımdı. Fikret Türkmen ve ekibinin bu konuda önemli katkıları bilinmektedir.

Türklüğün tarih sahnesine çıkışları ile ilgili görüşlerden, bize de Altay Nazariyesi daha makul görünmektedir. Bizim de katıldığımız Onun görüşüne göre, Başkurt Halk Destanları Ural Batur (E.G.Nasgali), Tatar Destanı Edigey/İdigey (R.Sulti), Başkurt Destanları (M.Ergun-G.İbrahimov), Huban Arığ Hakas Türklerinin Kadın Yiğitlik Destanı,(T.Davletov) Han Mirgen Hakas Türklerinin Alplik Destanı (T.Davletov), Culuruyar Nurgun Bootur Saha  (Yakut) Türklerinin Kahramanlık Destanı (M.Eröz), Mamay Nogay Türklerinin Kahramanlık Destanı (i.Kalenderoğlu), Ah Çibek Arığ Hakas Türklerinin Kız Alp Yiğitlik Destanı (T.Davletov) gibi destan çalışmaları TÜRKSOY tarafından artırılmalıdır. Çalışılmış destan sayısının artırılması, motif indekslerinin çıkarılabilmesi, motif ortaklığı dönemini getirecek, yaratılış gibi konularda birliye o dönemde ulaşılabilecektir.

Bize göre, Türkiye hatta batı Türklüğünün halk edebiyatı-mitoloji ve halk edebiyatı-tasavvuf kavşağında yeni bir dönemin eşiğindedir. Türkiye’de son birkaç yıl içerisinde İran mitolojisi içerikle kitap çalışmaları müteaddit baskılar yapmıştır. Bu çalışmalarda Şamanizm-Gök Tengri İnanç Sistemi tarihî coğrafyası kült ve kodlarının yerini Zerdüştîzm almıştır. Bu ekolün çalışmalarında İran tarihî coğrafyası M.Ö. 1000-1500’lü yıllardan başlatılıp Azerbaycan ve Anadolu’yu da kapsamaktadır.[109] Bu eserlerde belirtilen bölgede kurulmuş yerel devletler ve onların sözlü kültürel verileri İran mitolojisi kapsamında ele alınmaktadır. Yaşayan İran halk kültürü, mesela âşık edebiyatı İran halk destanları olarak incelenmektedir.

Anadolu Türk sözlü kültür verileri, xıı. Yy. dan evveli itibariyle köklerini Altay Türk kültür coğrafyasında aranmaktadır. Yunan mitolojisi karşısında bıraktığı derin izler ve kabul gördüğü coğrafya bakımından, adeta yenik düşen Anadolu Türk mitolojik kültürü, yeni bir kültürel kimlik tehdidi altında mıdır? Tartışılmaya muhtaç olan husus, sadece Türk-Grek ve Türk-Fars kültürel kimlik egemenlik alanı konusunda değildir. İhtilaflı taraflardan Türk-Fars kesimini analiz edilince, Anadolu etnolojisi itibariyle de konunun Zaza ve Kürt boyutları da vardır.

Anadili Kürtçe olan ve Anadili Zazaca olan Anadolu halklarının sözlü kültür verileri, anadillerinden hareketle Türk halk bilimciler tarafından incelenmemiştir. Zazaca, Kürtçe gibi Farsçanın bir lehçesi olmamakla beraber o da İranî diller grubuna mensuptur.

Anadolu halklarının farklı mitolojileri olduğu görüşü istikametinde çalışmalar da başlatılmıştır. Halklar var ise ve mitolojik derinliklerinin araştırılması, Türk kültür coğrafyası ve Türk kültürlü halklar adına şüphesiz bir kazanç olur. Türklüğe getirilecek kapsayıcı bir tanım bu zenginliği kültürel güç kaynağı haline dönüştürebilir.

Konunun diğer bir boyutu halk sufizmi boyutudur. Türk mitolojisi içerisindeki hak ettiği yeri gerektiği gibi alamamış olan Ehli Hak ve Ali Allahîler’in karargâhları ise, sadece bir bölgede toplanmamış olmakla beraber. İran’dadır. Bu toplumlar daha ziyade Rus oryantalistler tarafından incelenmiştir[110]. Bu toplum kesimlerinden Zazaca konuşanlar Goranlar olarak bilinirler ve Güney Azerbaycan’da yaşayanlar, Kızılbaş Türklerle aynı coğrafyayı paylaşırlar[111]

Vatan edindiğiniz yurt topraklarının yeraltı ve yerüstü hazineleri ile her şeysi ile sahibi olunurken, ona sahip çıkılabilip, onun için her türlü özveri göze alınabilirken, orada sizden evvel veya sizinle birlikte yaşamış toplumların sözlü kültürü sizinkinden tamamen bağımsız değil iken, mitolojik servetlerin sınırları nasıl çizilebilir. Bu husus da cevap beklemektedir. Esas alınacak olan üretim dilimidir, üreticinin dini midir? Bize Türkoloji kapsamında konu irdelenirken Türklüğün kapsamlı tanımı gerçekçi bir yaklaşım olabilir.

Diğer cihetten her bitki kendi kökü üzerinde gövdesini oluşturur, başka köklerin üzerinde serpilmek isteyen, ne kendisi olabilir ve ne de başkası. Kökleri belirleyen mitolojiler iken mitolojik kimliği belirleyen nedir. Büyük uluslarda, halk olmaktan millet olmaya geçiş sürecinde bu aşama yaşanır

Bu iki gerçeğin bir arada var olmasının Türk mitolojisinin tanımı itibariyle izaha ihtiyacı vardır.

Yanlış bilindiğini düşündüğümüz bir konu da Kızılbaş Türkler konusudur. Safavî Şia’sı İran Şii-Caferi İslam’ı içerisinde kendisine mahsus İslam yorumudur. Fars Şia’sına bir dönem galebe çalmış, giderek üstünlük bir dönem sonra tekrar Farsların eline geçmiştir. Bir kısım Azerbaycan mezhepler tarihi uzmanlarının kanaatine göre, Fars Şia İslam’ı, İslamiyet’i Zerdüştî’m gibi eski İran-Fars dinleri ile mecz ederek sentezlemişlerdir. Şafavi Şiası ise, İslamiyet ile Tanrıcılık inancının sentezinden oluşmuştur[112]. Kızılbaşlık için getirilen bu izah Türkiye’de yapılan bazı mitoloji çalışmalarında da görülebilmektedir[113].

Bu noktada, Türk halk edebiyatı çalışmalarına mitolojik boyut ekleme zaruretinin olduğu söylenebilir. Bu hassasiyeti Mehmet Yardımcı ve Abdurrahman Güzel’in halk edebiyatı çalışmalarında ‘değinmiş olma’ düzeyinde de olsa, görebiliyoruz. Disiplinler arası ilişkiler noktasında; Bülent Akın’ın[114], Mustafa Karataş’ın[115], Adem Balkaya’nın[116], K. Özlem Alp’in[117] çalışmaları bizim arayışımıza yakın tarzdaki çalışmalardır.

İran mitoloji çalışmaları, Eski Türk inanç Sistemi’ndeki kültler ve bunların Türk kesimler arasında oluşturduğu kültür kodlarını İranîyad adına incelemektedir. Kürtçe ve sözlü kültür verilerinden hareketle yeni bir kültür inşası dönemine girilince, bu eklenti kültür, muhtemelen İran mitolojisinin eklentisi olacaktır.

Türkler gibi tarihin kadim dönemlerinde sahneye çıkmış, çok farklı coğrafyalarda izler bırakmış ve faklı yerlerde hala yaşamını süren milletlerin, günümüzdeki varlıkları ile uzak geçmişteki, tarih öncesi varlıkları arasında bağ kurabilmek o derece zordur. Böylesi milletlerin tarihin arkaik dönemindeki yaşamlarını ilişkilendirmek de o derece zor olmalıdır. Biz Türklüğe bir başlangıç arama çalışmamızda, Türk adı üzerinde durmuş ve Türkün, Türklüğün mahiyetini irdelemeye çalışmıştık. Türk kelimesine birçok anlam yüklenmiş ve birçok sıfatla bu isim ilişkilendirilmişti. Vardığımız nokta Türk adının mitolojik olduğu kadar mistik bir boyutun da olduğu noktası idi. Bize göre Türklük aynı zamanda bir ilahî şeriatın da adı idi. Ad ona, ilahî tebligatı verenden gelmiştir. Özetle Hz. Türk, Hz. Nuh’un oğullarından birisi muhtemelen de Hz. Hazar’ın oğlu idi. Türklüğün bu denli geniş coğrafyaya yayılması, Hz. Türk’ün İslam’ını götürebildiği coğrafyanın genişliği nedeniyle idi. Keza Türkçenin coğrafyasının genişliği de, Türklerde farklı fiziki antropolojik yapıların görülebilmesi de, bu şekilde izah edilebilirdi[118]. İlahi tebligat dili olan Türkçe yeni coğrafyaların halklarının dili ile yapısını bozmadan, bir tür senteze girerek zenginleşiyordu. Hz. Türkün şeriatı muhtemelen töreden de pek farklı değildi. Türk dili mi eskidir, ilk Türk dini mi, sorunun cevabı, muhtemelen ‘yaşıttırlar’ olabilir. Türkler günümüze kadar dillerini korurlarken, Hz. Türk’ün tebliğcisi olduğu Allah’ın tek olan dini Hz. Muhammet’in tebligat şekli ile en son en tekâmül etmiş ilahi tebligat oldu.

Bu izah Türklerdeki yaratılış destanlarının çok sayıda oluşları ve aralarındaki farklılıklarını da izah edebilir.

Türk mitolojisinin yaşayan izleri, onun halk inançları yatağında aranabilir. Türk kültürlü halkların halk inançları çalışmaları, henüz ortak bir metoda kavuşturulamamıştır. Bu arada Türk halk bilimci kadrosu fazla bilinmez iken, bu alanda istifadeye sunulmuş ortak bir halkbilimi bilgi bankası da yoktur. Yaptırılan lisansüstü çalışmalar, ortak kültür şölenleri, paylaşılan akademik dergilere rağmen, alınabilen mesafe fazla kayda değer noktaya gelememiştir.

21.yy dünya mitoloji literatüründen Türkçeye ciddi çeviriler yapılmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren yapılan mitoloji çalışmalarına, asrımızın ilk çeyreğinde yenileri de eklenmiştir. Fuzuli Bayat’ın bu alanda çok sayıda çalışması olmuş, ayrıca alanla ilgili yapılan çalışmalara dair bir değerlendirme çalışmaları da olmuştur[119].

Fatma Ahsen Turan ve Meral Ozan’ın hazırladıkları Türk Mitolojisine Giriş I isimli çalışma Türk mitolojisini uzmanlık alanı seviyesinde çalışan araştırmacıların çalışmalarından oluşmuştur. Eser aynı zamanda bu alanda yapılmış olan akademik çalışmalara dair geniş edebiyat da vermektedir[120]. Türkiye’de, mitoloji derslerinin Yüksek Öğrenimin güzel sanatlar müfredatına alınması, son yılların önemli gelişmelerindedir. Y. Çoruhlu’nun ve E.G. Nasgali’nin alanları ile bağlantılı çalışmaları bu sahada ayrı önem arz etmektedir. Son yıllarda T.Davletov gibi Atilla Bağcı’nın çalışmaları bilhassa Rusçadan yaptıkları tercümeler önem arz etmektedir. Türk devletleri mitoloji çalışmaları arasında Azerbaycan’ın önemli bir yeri vardır. Azerbaycan İlimler Akademisi Milli Folklor Enstitüsü Mitolojisi Şubesi’nce son çeyrek asırda 25 den fazla mitolojisi yayını yapılmıştır. Bu konuda yapılmış Celal Beydilli’nin[121] çalışması gibi ayrı Türk Mitolojisi Ansiklopedisi çalışması da anılmalıdır. Geçmişte yapılmış alanla ilgili sözlüklere rağmen, maalesef terminoloji birliği henüz sağlanamamış ve yeni ortak bir sözlük hazırlanamamıştır.

Nerin Yayın’ın[122] ve Rövşen Alizade’nin[123] yayınları metot uygulaması farklılığı bakımından bize göre önemli kaynaklardır.

SONUÇ:

Türk Dünyası mitoloji çalışmaları, konuya dair verilen akademik tez çalışmaları ile ümit vermektedir. Belki de sağlam yürüyüşün temposu ve rotası böyle olmalıdır. Türk dünyası edebiyat çalışmaları, Türk dünyası tarih çalışmaları, Türk dünyası dil çalışmaları, Türk dünyası arkeoloji çalışmaları yarışında, mitoloji çalışmalarının sıralamasının bu oluşu, biraz da mitoloji çalışmalarının doğasından gelmektedir. Azerbaycan ve Anadolu Türk mitolojisi çalışmaları arasındaki yakın bağ biraz da coğrafi yapı ve lehçe yakınlığındandır.

Bizim üzerinde durmak istediğimiz husus, daha ziyade mitolojinin ideolojik boyutu ve günümüz Türklüğündeki stratejik önemi hususudur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[1].Yaşar Kalafat, “Günümüz Sivas Halk Kültürü Çalışmalarından Vehbi Cem Aşkun’a (1909-1979) Bakmak veya Sivas Halk Kültürü Çalışmalarında Devamlılık”, Vehbi Cem Aşkun Sempozyumu 25-26 Mayıs 2016,  Cumhuriyet Üniversitesi-Sivas İl Kültür Müdürlüğü

[2] Dr., Halk kültürü analisti, yasarkalafat@gmail.com  Halk Bilimi Araştırmaları Kültür ve Strateji Derneği www.yasarkalafat.info

 

 

[3] Selçuklu Döneminde Sivas Sempozyum Bildirileri 29 Eylül-01 Ekim 2005,

[4] Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006

[5] Serap Taşdemir-Yaşar Kalafat, “Sivas Yöresi Türk Halk Kültüründe Türbeler Etrafında Oluşmuş İnançlar-Diyanet İşleri Başkanlığı Arşiv Kayıtlarına Göre- Cumhuriyetin 80. Yılında Sivas Sempozyumu Bildirileri (15-17 Mayıs 2003, Sivas) Editör Şeref Boyraz, Sivas Valiliği Yayınları, Sivas, 2003, s. 493-505

[6] Yaşar Kalafat, “Sivas Yöresi Örnekleri İle Türk Halk İnançlarında Aşermek/Yeriklemek”, Türklük Bilimi Araştırmaları, Aralık 2001, S. 10, s.169-172

[7] Yaşar Kalafat, “Osmanlı’dan Günümüze Sivas Alevilerinde Kurt Kültü, Osmanlı Döneminde Sivas Döneminde Sivas Sempozyumu Bildirileri (21-25 Mayıs, 2007) Sivas, Sivas Valiliği İl Kültür Müdürlüğü Yayını,. Sivas 2007,s. 67-77

[8]Yaşar Kalafat, “Mitoloji-Tasavvuf İlişkilendirmesinde Âşık Veysel’de Toprak”, Dünya Ozanı Âşık Veysel, Sempozyumu, ( 24-25 Mayıs 2015, Sivas), Atatürk Kültür Merkezi-Sivas Valiliği

[9] Yaşar Kalafat, Fatma Ana Kültünden Gök Tanrı İnanç Sistemine”, Cumhuriyet Döneminde Sivas Sempozyumu Bildirileri Cilt: II, Sivas Valiliği İl Kültür Müdürlüğü Yayınları, Sivas, 2009, s. 451–470

[10] Yaşar Kalafat, ”Türkülerin Dili İle Karşılaştırmalı Halk İnançları”, Kültürümüzde Türkü Sempozyumu Bildirileri (22-25 Ekim 2011, Sivas) Sivas Valiliği İl Kültür Müdürlüğü Yayınları, Sivas, 2013, s. 245-286

[11] Halk Kültürümüzde Sivas’ın Yeri Sempozyum Bildirileri, Âşık Veysel Kültür Derneği Yayınları 3, Ankara, 2003

[12] Kutlu Özen, “ Sivas İlindeki Folklor Araştırmaları (1927-2002), Halk Kültürümüzde Sivas’ın Yeri Sempozyum Bildirileri, Âşık Veysel Kültür Derneği Yayınları 3, Ankara, 2003 s.27-41

[13] Şeref Boyraz, “Bir İletişim Aracı Olarak Sivas’ta Mezar Taşı Sözleri” Halk Kültürümüzde Sivas’ın Yeri Sempozyum Bildirileri, Âşık Veysel Kültür Derneği Yayınları 3, Ankara, 2003, s.345-377

[14] Ahmet Gökbel, “Şarkışla Yöresinde Yatırlar”, ), Halk Kültürümüzde Sivas’ın Yeri Sempozyum Bildirileri, Âşık Veysel Kültür Derneği Yayınları 3, Ankara, 2003, s.409-428

[15]Doğan Kaya, , Sivas’ta Yatırlar ve Ziyaret Yerleri, Kültür Serisi, Sivas, 2012

[16] Yaşar Kalafat, “Hatay-Sivas Yatırları Etrafında Oluşan İnançlarda Mitolojik Bulgular” , Hatay İnanç Turizmi I, Antakya 17-19 Aralık 2015

[17] Muharrem Helvacı, “Kut Törenleri Kaynakları”, Halk Kültürümüzde Sivas’ın Yeri Sempozyum Bildirileri, Âşık Veysel Kültür Derneği Yayınları 3, Ankara, 2003, s.377-409

[18] İhsan Öztürk, Türkülerle Âşık Veysel, Âşık Veysel Kültür Derneği Yayını, Ankara, 2001

[19] Dostlar Seni Unutmuyor, Ankara 1999 Âşık Veysel Kültür Derneği Yayını (Notaya ve yarışmada dereceye girmiş şiirler şöleni)

[20] Dost Dost, Üç ayda bir çıkan Âşık Veysel Kültür Derneği Yayını organı, halen çıkmamaktadır.

[21] Yaşar Kalafat  “Kocaeli Halk İnançlarının Kök Hücreleri ve Kızıl İnancı”, Uluslararası Gazi Süleyman Paşa ve Kocaeli Sempozyumu, Kocaeli 25-27 mart 2016

[22] Yaşar Kalafat, “Kocaeli halk İnançlarında yaşamakta Olan Mitoloj,k Bir kavram: Sahiplilik” ,Uluslararası Gazi Akçakoca ve Kocaeli Tarihi Sempozyumu Bildirileri, (02-4 Mayıs 2014, Kocaeli), C.III, Kocaeli Büyükşehiir belediyesi Yayınları, Kocaeli 2015, s. 1743-1752

[23] Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006, S. 43

[24]Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006 S. 45

[25] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara, 2010, s.254, 263

[26] Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006 S. 22

[27] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara, 2010, s. 308-316

[28] Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006S. 72-73

[29] Yaşar Kalafat, “Kocaeli halk İnançlarında yaşamakta Olan Mitoloj,k Bir Kavram: Sahiplilik” ,Uluslararası Gazi Akçakoca ve Kocaeli Tarihi Sempozyumu Bildirileri, (02-4 Mayıs 2014, Kocaeli), C.III, Kocaeli Büyükşehiir Belediyesi Yayınları, Kocaeli 2015, s. 1743-1752

[30]Yaşar Kalafat, “Türk Kültür Coğrafyasında At İle İlgili İnançlar”, Türk Halk İnançlarından Hayvan Üslubuna Mitolojik Devridayım I, Berkan yayınevi, Ankara, 2013

[31] Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006S. 72-73

[32] Yaşar Kalafat, “Gizli İletileri İle Değirmen-Su Bağlantılı İnanmalar”, Türk Kültürlü Halklarda Mitik-Mistik Kavşakta Su, Berikan Yayınevi, Ankara, 2015, s.13-33

[33] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara, 2010

[34] Yaşar Kalafat, “Türk Kültürlü Halklarda Ahır Çerşembe’nin Mitolojik Muhtevası”, Türk Kültürlü Halklarda Mitler, Berikan Yayınevi, Ankara, 2012, s.73-126

[35] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara, 2010, s.211, 246

[36] Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006S. 72-73

[37] Yaşar Kalafat-Nagihan Çetin, “Halk İnançları Mitoloji Ekseninde Harput Monografisinden Örneklemeler ile Halk İnançlarında Mağara” , Türk Kültürlü Halklarda Mitik-Mistik Kavşakta Yer, Berikan Yayınevi, Ankara, 2015, s. 127-151

[38] Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006S. 72-73

[39] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halkların Halk İnançlarında, Geçmişten Günümüze Kişioğlu, Berikan Yayınevi, Ankara, 2015

[40] Yaşar Kalafat, Azerbaycan-İran-Anadolu-Irak Halk İnançları Hattı, Berikan Yayınevi, Ankara, 2012, s. 471

[41] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara, 2010

[42] Yaşar Kalafat, a..g.e.

[43]Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006S.76

[44]Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halkların Halk İnançlarında, Geçmişten Günümüze Kişioğlu, Berikan Yayınevi, Ankara, 2015

[45] Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006S.76

[46] Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006S.76

[47] Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006, S.76

[48] Yaşar Kalafat, Azerbaycan-İran-Anadolu-Irak Halk İnançları Hattı, Berikan Yayınevi, Ankara, 2012, s. 224

[49] Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006, S.76

[50] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara, 2010, s.242-258

[51] Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006S. 77

[52] Yaşar Kalafat, “Türk Dünyasında Karşılaştırmalı Ayak ve ayakkabı ile İlgili İnançlar”, Türk Folkloru, Mart 1999, S.96, s. 15-16

[53] Yaşar Kalafat, “Van Çevresi Örnekleri İle Türk Kültür Coğrafyasında Yumurta İle İlgili İnançlar”, Türk Halk İnançlarında Beslenme, Berikan Yayınevi, Ankara, 2012, s. 101-121

[54] Yaşar Kalafat, “Türk Kültürlü Halkların Halk İnançlarında, Malatya Yöresi Örnekleri İle Üflemek-Efsunlamak-Parpılamak”,  Geçmişten Günümüze Malatya Kent-Kültür-Kimlik Sempozyumu Atatürk Araştırma Merkezi 15-17 Nisan 216 Malatya

[55] Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006S.76

[56] Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006S.76

[57] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara, 2010, s. 192, 201

[58] Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006 S.76

[59] Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006 S.76

 [60]Yaşar Kalafat,  Azerbaycan-İran-Anadolu-Irak Halk İnançları Hattı, Berikan Yayınevi, Ankara, 2012, s 387-392

[61] Yaşar Kalafat, “Zile Yöresi Örnekleri İle Türk Kültürlü Halklarda Demir İnancı”, Tarih ve Kültürü İle I. Zile Sempozyumu (09-12 Ekim 2008) Yayına Hazırlayanlar M.Yardımcı-M.Ayvalıoğlu, İstanbul, 2009, s. 141-150

[62] Yaşar Kalafat, “Akşehir Örnekleri İle Türk Kültürlü Halklarda Od/Ateş/Ocak İyesi”, I. Uluslararası Selçukludan Günümüze Akşehir Kongresi ve Sanat Etkinlikleri (20-21 Kasım 2008) Editörler: Yusuf Küçükdağ-Mustafa Çıpan, Konya 2010, s. 121-139

[63] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Mitik-Mistik Kavşakta Yer, Berikan Yayınevi, Ankara, 2015

[64] Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006S.76

[65] Yaşar Kalafat,  Azerbaycan-İran-Anadolu-Irak Halk İnançları Hattı, Berikan Yayınevi, Ankara, 2012, s 387-392

[66]Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006 S. 70

[67] Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006 S 80

[68]Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006 S 80

[69] Yaşar Kalafat,  Azerbaycan-İran-Anadolu-Irak Halk İnançları Hattı, Berikan Yayınevi, Ankara, 2012, s. 217, 429, 474

[70] Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006 S.81

[71] Yaşar Kalafat,  Azerbaycan-İran-Anadolu-Irak Halk İnançları Hattı, Berikan Yayınevi, Ankara, 2012, s. 375-380

[72]Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006 S.81

[73] Yaşar Kalafat,  Azerbaycan-İran-Anadolu-Irak Halk İnançları Hattı, Berikan Yayınevi, Ankara, 2012, s. 415-437

[74] Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006 S.81

[75] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara, 2010, s. 279-290

[76] Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006S.82

[77] Yaşar kalafat, Hun Döneminden Günümüze Türklerde karşılaştırmalı yas Uygulamaları”, XI. Millî Türkoloji Kongresi (11-13 Kasım 2014i İstanbul), İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırma Enstitüsü, C. I, İstanbul, 2015 s. 843-854

[78] Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006S. 82

[79] Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006 S.81

[80]Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara, 2010, s. 270-279

[81] Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006 S.81

[82]Yaşar Kalafat, “Kocaeli Halk İnançlarında Yaşamakta Olan Mitolojik Bir Kavram: Sahiplilik” ,Uluslararası Gazi Akçakoca ve Kocaeli Tarihi Sempozyumu Bildirileri, (02-4 Mayıs 2014, Kocaeli), C.III, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Kocaeli 2015, s. 1743-1752

[83] Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006 S.81

[84] Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006 S.81

[85] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara, 2010, s. 132

[86] Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006S. 83

[87]Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara, 2010, s. 254, 281, 282, 318, 332

[88] Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006 S.81

[89] Yaşar Kalafat, ”Karadeniz Yöresi Kültür Tarihinde Helva”, Türk Halk İnançlarında Beslenme, Berikan Yayınevi, Ankara, 2012,  S. 149-159

[90]Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006 S. 73-74

[91] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halkların Halk İnançlarında, Geçmişten Günümüze Kişioğlu, Berikan Yayınevi, Ankara, 2015

[92] Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006 S.81

[93]Yaşar Kalafat, ”, Türk Halk İnançlarında Beslenme, Berikan Yayınevi, Ankara, 2012,  S.161-195

[94]Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru I-II, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas, 2006 S. 85-98

[95] Yaşar Kalafat, ”Türkülerin Dili İle Karşılaştırmalı Halk İnançları”, Kültürümüzde Türkü Sempozyumu Bildirileri (22-25 Ekim 2011, Sivas) Sivas Valiliği İl Kültür Müdürlüğü

[96]Dr., yasarkalafatkalafat@gmail.com  Halk Bilim Analisti, Halk Bilim Araştırmaları Kültür ve Strateji Merkezi,  www.yasarkalafat.info

[97]E. Artun, Ansiklopedik Halkbilimi/Halk Edebiyatı Sözlüğü Terimler-Motifler-Kavramlar, Karahan Kitapevi, Adana, 2014, s.361-362

[98]Y. Kalafat, Halk Bilimi-Türkoloji Milli Kültür Stratejileri, Berikan yayınevi Ankara, 2013, s.79-103

[99]B. Ögel, Türk Mitolojisi (kaynaklar ve Açıklamalar İle Destanlar), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1989

[100] S.H.Hooke, Ortadoğu Mitolojisi, Mezopotamya Mısır Filistin Hitit Musevi Hıristiyan Mitolojileri, Çev. A. Şenel, İmge Yayınları, Ankara, 1921

[101] Y. Kalafat, Anadolu Halk Kültürü Monografisinden Mitolojik Şifreler I, Berkan yayınevi, Ankara, 2015,

[102] C. Alyılmaz, İpek Yolu Kavşağının Ölümsüz Eserleri, Atatürk Üniversitesi yayını, Ankara, 2015

[103]M. Aksoy, Tarihin Sessiz Dili Damgalar, İletişim Yayınları İstanbul, 2014,

[104] T. Parlak, Târ-An Yolunda Aral’ın Sırları, Ankara, 2007

[105]A. Ceylan, Doğu Anadolu Araştırmaları, Erzurum-Erzincan-Kars-Iğdır (1998-2008), Güneş Vakfı Yayınları, Erzurum, 2008

[106]S. Somuncuoğlu, Damgaların Göçü, Ankara Güdül Kaya Resimleri, AC Yapı Kültür Yayınları, İstanbul, 2012

[107] S.Y.Gömeç, Türk Destanlarına Giriş, Berikan yayınevi, Ankara 2015

[108] T. Davletov, “Geleneksel Türk Evinin Tarih Öncesi Kökleri Üzerine” ,Türk Dünyası Mühendislik, Mimarlık ve Şehircilik Kurultayı Bildirileri,( 15-18 Ekim 2012,Trabzobn), Ankara s. 589-601

[109] N.Yıldırım, İran Mitolojisi, Pinhan Yayınları, İstanbul, 2012, Mehmet Korkmaz, Zerdüşt Dini ve İran Mitolojisi, Alper Yayınları, Ankara, 2010

[110] Musalı, Rus Oryantalistlere Göre Ehl-i Haklar, Önsöz yayıncılık, İstanbul,

[111] Yaşar Kalafat, Balkanlar’dan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları II, Berikan yayınları, Ankara, 2007, s.105-125

[112] Hasan Özçelik, “Azerbaycanlılar’ın Etnik ve Demografik Yapısı”,<http://      altayli:Net/wpcontent/uploads/2015/10/Turk_Dunyası-079.jpg>Turk_Dunyası-079

[113] Yusuf Ziya Yörükhan, Müslümanlıktan Evvel Türk Dinleri Şamanizm, Notlandıran ve yayına hazırlayan Turhan Yörükhan,Yol Yayınları, Ankara, 2005

[114]Bilent Akın, Diyarbakırlı Bir Halk Şairi Âşık Mah Turna, Kültür Ajansı yayını, Ankara, 2014

[115] Mustafa Karataş, Türk Dilinde Yanış (Motif) Adları – Anadolu Sahası- Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi yayını, Muğla 2013

[116]Adem Balkaya, Âşık Tarzı Şiir Geleneğinde Divani Türü, Gece Kitaplığı Yayınları, Ankara, 2014; Halk Anlatılarında Kahramanın Yardımcıları, Anatomik Sınırlılığı Aşmadan Kutsalın Görüntü Biçimleri, Fenomen Yayınları, Kayseri, 2015

[117] K.Ö.Alp, Orta Asya’dan Anadolu’ya Kültürel Sembollere Giriş, Eflatun Yayınları, Ankara, 2009

[118] Yaşar Kalafat, Nübüvvet Tarihi İtibariyle Türklüğün Dinî Geçmişi, Berikan Yayınevi, , Ankara, 2011

[119] Eyup Ay, Fuzuli Bayat Armağanı, çağlar yayınları, Ankara, 2008,

[120] Fatma Ahsen Turan – Meral Ozan, Türk Mitolojisine Giriş I, Ankara, 2015

[121] Celal Beydili, Türk Mitolojisi Ansiklopedisi, Yurt Yayınları, Aktaran, E.Ercan, Ankara 2005

[122] Nerin Yayın, Gök Tanrı İnancı Bağlamında Türk Mitolojik Değerlerinde Cinsiyet, İzmir, 2012

[123] Rövşen Alizade, Türk Mitolojisinde Kültler, İstanbul Aydın Üniversitesi yayınları, İstanbul, 2012