KOCALİ HALK İNANÇLARININ KÖK HÜCRELERİ VE KIZIL İNANCI[1]

 

                                                                           Yaşar Kalafat[2]

 

Giriş:

Sunumumuza, tezimizle ilgili bir kaç spot açıklama yaparak girmek istiyoruz.

Bu açıklamalarda, bazı soruları sorup, onlara cevap ararken tezimizi tartışarak savunmaya çalışacağız.

Bu açıklamalarda, Türk kültürel kimliğinin oluşmasında tarihçiliğin yeri, yurt edinme, edinilen yurdu koruma tarihçiliğinin içeriği, ilgili disiplinlerle bağlantısı üzerinde durulacak, olması gereken ve mevcut duruma kısaca değinilerek konu anlatılacaktır. Türklerin kuruluş, korunuş ve kurtuluş tarihleri ile ilgili çalışmalarda, eksik olduğu düşünülen halkanın/halk inançları kültürü halkasının açıklanmasına yer verilecektir.

Örneklemelerimizi, Anadolu Türk Tarihi, öncelikle Kocaeli bölgesi Türk tarihi ile ilgili yaparken; tarih-mitoloji, tarih-tasavvuf ilişkisinden hareketle yapacağız. Türk halk kültüründe renk, al/kızıl rengin mitolojik boyutunu inceleyeceğiz. Konu üzerinde, Türk kültür coğrafyası ile bölge halk inançları kültüründe al/kızılın üzerinde karşılaştırmalar yaparak duracağız.

Al karısı/Al kızı/Al Ruhu’nun mitolojik mahiyetini, inanç sistemindeki yerini vurgulayıp, bu kara iyenin ongun inancı ile ortaklıklarını karşılaştıracağız.

Sonuç bölümünde, Türk renk kültüründe kızıl/al şeklinde yaşayan tespitlerin, Türk kültürlü halkların halk inançlarında bir kültür kodu olduğunu açıklayacağız. Böylece Mitolojiyle Göç’ün de olabileceğini, olduğunu göstermiş olacağız. Buradan hareketle de, Türk halkı için Anadolu’da mitolojik derinliğin, yaşayan halk inançlarından hareketle bin yılla değil, binlerce yılla ifade edilebileceğini anlatmış olacağız.

Türklüğün kültürel hücrelerinin Anadolu’da arkaik köklere sahip olduğu gerçeğinin açıklık kazanmasından sonra, varoluşun tarihi, arkeoloji, filoloji vb. disiplinlerle koordine edebilirken, halk biliminin de korunuşun tarihi çalışmalarındaki önemi gösterilmiş olacaktır.

Metin:

Tarih çalışmalarının kaynakları nelerdir. Sözlü kaynaklar tarih çalışmalarında yer alabilir mi, halk bilimi alanında yapılan saha çalışmaları verileri tarih çalışmalarına kaynaklık yapabilirler mi? “Tarihi muhakkak geçmişte aramamak gerekir, yaşanılan an da tarihtir” şeklindeki açıklama ile “anımızda yaşanılan her kültürün muhakkak bir geçmişi vardır” açıklaması bir arada düşünülünce, geçmiş dönemin kültürlerini günümüzde yaşamakta olduğumuz hayatımızda bulmanın mümkün olabileceğini söylemek mümkündür. Bize göre kültürün asli kaynaklarından birisi halk kültürüdür ve halk kültür alanları arasında inanç boyutu olmayanı veya inançla ilişkisi olmayanı yoktur.

Halkların resmi inançlarının yanı sıra daima bir de halk seviyesinde yaşayan ve resmi inançla ilişkisini koparmayan mitolojik dönemden izler de içerebilen halk inançları vardır. Bu inançlar devletleri kurdurur, tehlike halinde korur ve gerektiğinde de yıkılmaktan kurtarır.

Türkler İslam’a girmeden evvel ve sonra, Anadolu’da Yunan ve İran mitolojisinin direnci ile tanışmış, geçmişten günümüze bu direnci bazen de tehdit unsuru olarak hep yaşamışlardır. Zamanla bu etkileme ve etkilenmeye Hıristiyan ve Yahudi mitolojisi de dâhil olacaktır.

Türk silahlı kuvvetleri Kocaeli ve çevresini feth ederken bir fetih ruhu vardı. Bu ruh, Türk’ün İslam’a ve İslam’ın Türk’e katkısı ile oluşmuş bir tip bir model oluşmuştu, bu ruh düşman ruha üstün gelebildiği için kuruluş sağlanabilmişti. Bu ruh korunuşun sağlanmasında da varlığını göstermişti. Günümüzde bu ruh yeni sınavın eşiğindedir.

Renklere yüklenilen anlamlar, onların verdikleri mesajlar ve dile getirdikleri duygular, halkların inançlarından tamamen kopuk değildi. Milletlerin renkleri anlamlandırmaları, onlar daha halkken, klansız ve kağansız dönemleri ile başlamıştı. Bazen incelebilmiş veya zenginleşebilmişler, ancak içeriklerinde özü hiç yitirmemişlerdi.

Dil-din bağlanışı bakımından bir parantez açılacak olsa, lehçeler mensubu bulundukları ana dilin büyük ölçüde kaderini paylaştıkları gibi, mitolojik birlikteliğini oluşturmuş medeniyetler, lehçedaşları olan halkları da aynı bayrak altında toplarlar. Kürtçenin İran dil grubuna mensup oluşu, Fars kültür dairesinin anadili Kürtçe olan halkı da içine alacağını düşündürmektedir.

Tasavvuf biliminin milliyetinden bahsedilemeyeceği ifade edilir. Farklı dinlerin tasavvuf ürünlerinin farklılığı gibi, dinlerin içerisinde de farklı dillerden tasavvuf ekollerinin geliştiği de bilinir. Tasavvuf mektepleri muhakkak aynı dilli halklara kapısı açmaz ve çatıların altında muhakkak aynı dilden halkları toplamaz. Bununla birlikte ekol kurucunun ana dili ve içerisinde yetiştiği kültür coğrafyasının genel rengi, tasavvuf mektebinin de az-çok rengi olur.

Mitolojinin bazı dönemleri ile bir kısım tasavvuf ekollerinin ortak yanları düşünülünce, geçmişten günümüze bakılabildiği gibi, günümüzden geleceğe de bakılarak, bir takım görüşler üzerinde durulabilir.

Bu noktadan hareketle bazı mitolojik objeler üzerinde durulabilirdi. Biz tasavvuf mitoloji bağlantılı bir konu olan Al/Kızıl-Al Ruhu bağlantısını tartışmaya aldık

Al/ Kızıl merkezli ön açıklamalara gelince; Anadolu halk inançları genelinde, sonra Kocaeli tarihi coğrafyasında Al/Kızıl etrafında oluşan inançları tartışarak ele alacağız. Daha sonra da bu verileri Gence-Azerbaycan Türk kültür coğrafyası verileri ile karşılaştıracağız Böylece, yazılı kaynakların ve maddî tarihî kültür verilerinin, sözlü kültür verileri ile kimliklendirilebileceklerini, bu arayışın mitolojik çalışmaların yolunu açabileceğini göstermeğe çalışacağız.

Metin;

Al Karısı, Al Avradı, Al Kızı gibi isimlerle bilinen kara iye kırkı çıkmamış annelere ve onların bebeklerine, onları boğmak öldürmek suretiyle zarar verişi ile bilinmektedir. Bu iye, Türk kültür coğrafyasında Türk kültürlü halklar tarafından bilinen onun zararından korunmak ve zararlarını gidermek için bazı tedbirler alınan bir iyedir. Çok kere metruk, harabe ören yerlerinde, su kenarlarında, yıkık değirmenlerde yaşadığı bilinir[3]. Musallat olduğu anne ve bebeğinin söküp aldığı ciğerlerini bu tür yerlerde yemektedir. Çok kere kısa boylu ve şişman ve bazen de iri yarı bir kadın olarak tanımlanır. Uzun dağınık saçları, uçları yerlere kadar uzanan memeleri vardır. Bazı tasvirlere göre çok uzun olan göğüslerini, kaşkol gibi önünden arkasına sarkıtır. Çıkıp geldiği âlemde ailesi vardır. İnsanlar tarafından yakalanınca ailesini özler, kendi âlemine döneceği zaman cezalandırılacağına inanılır. Onu esir alan insanlardan kurtulduğu zaman, bir suya atlayarak kayıp olur ve o anda suyun içerisinde bir boğuşma olduğu ve suyun kanlandığı görülür. Bu hal onun mensup olduğu toplum tarafından ölümle cezalandırıldığı şeklinde açıklanır. İnsanlar tarafından yakalanıp esir edilebilmesi için, yakalayanın onun yakasına bir iğne takması gerektiğine, iğne takılan bu kara iyenin yakalayanın esiri olduğuna, kurtuluşu için bu iğnenin çıkarılması gerektiğine inanılır[4]. Ardahan’da At Binen Cin olarak bilinen kara iyenin ismi Al Kızı’dır.

Türk mitolojisinin yazılı kaynakları ve halk inanmalarından çıkarılan Al Ruhuna dair bu tanımlamanın bir de halk inanmaları mitoloji bağlamında tahlili vardır. Bu iye zarar verebilirken esiri olduğu kimseye yararlı da olabilmektedir. Adeta her kara iyenin bir nispette veya bir anlamda bir de ak iye özelliği vardır. Ak iyeler için de buradaki değerlerin ters döndüğü söylenebilir. Hayırhah olduklarına inanılan ak iyeler ceza verici ve zararlı da olabilirler.

Al ruhu esareti süresince esir alanına, onun hanesine biteviye bereket getirir. Azat olduğu zaman” dolsun taşmasın, eksik olmasın yiyen doymasın” veya “elimin değdiği yere yedi kuşak bizden zarar gelmesin” der. Bu söylem, alkış ile kargışı bir arada içerir.

Diğer taraftan inanç sisteminde ak iyelerin hayrını celp etmek veya hayırlarına karşılık kurban ve kansız kurban olarak kabul edilen saçılar yapılır. Kara iyelerin de şerrinden kurtulmak korunmak için keza bu tür uygulamalar yapılır. Bu özellik bize az-çok ongun inancına çağırım yapmaktadır.

Al Karısının ismindeki “al” ekininin ortaklığının yanı sıra, al renk ile Al karısından korunmak için yapılan uygulamaların müştereklikleri de vardır. Al karısından korunmak için alınan tedbirler arasında yeni doğum yapmış annenin karyolasının etrafı al urgan ile bağlanır, annenin başına al bant bağlanır. Bebeğe getirilen takıların kurdelesi muhakkak al renkli kurdele olur.

Al karısından korunma yöntemleri arasında odası veya yatağında demir bir aksamın, çok kere bıçağın, varsa tabancanın, şapka, ceket, palto gibi erkek giysilerinin bulundurulması gerektiği inancı bilinirken, eşiğinin önünde ateş yakılırken, İslamiyet’le bu koruyu olarak bilinenlerin arasına Kur’ın-ı Kerim de girmişken, Al’ın da koruyucu olabileceğine inanmak, onun inanç sistemindeki yerinin mitolojik önemini anlatır.

Kazak ve Kırgızlarda bayrak kelimesi yerine yala kelimesinin kullanılması kelimenin aslının alav/alev olduğu, al ruhu ile al renginin ilişkilendirilmesi noktasında önemli bir husustur. Al ruhu Türk panteonunda güçlü bir iyedir ve A. İnan’a göre Al ruhu muhtemelen hami ruhlardandı od/ocak iyesi idi[5].

Al Karısı tanımlamasındaki alın inanç etimolojisini yapılırken karşılaşılan bu mistik-mitolojik yapıyı, hayatın sair dönemlerinde de görebiliyoruz ve Kocaeli yöresi halk inanmalarından da örnekleyebiliyoruz.[6]

Kızıl ve kızamık hastalıkları döneminde hasta çocuğa Al/kızıl renkli olan kızamık şekerinden yapılan kızamık şurubu içilir. Giysilerinin al/kızıl olmasına özen gösterilir.

Anadolu’da Kızıl Yüğnük olarak bilinen, ellerin ve yüzün morarması şeklinde beliren hastalık için Ocağa gidilir.

Eski Türk İnanç’ında hastaların tedavisinde yanmış parçalarla hastanın etrafında dolaşarak ‘alas alas’ demek suretiyle hastanın kötü ruhlardan kurtarılacağına inanılıyordu. Başkurt Türklerinde bu uygulama Al/kırmızı bez parçaları yakılarak yapılıyordu. Türk kültürlü halkların halk inanmalarında şüphelenilen kimsenin giysisinden bir parça yakılarak değdiğine inanılar nazarın kırılması hükmünün kalkması sağlanır. Keza kayıp eşyanın kim tarafından çalındığı da bu yöntemle araştırılır, giysisinden bir parça yakılan hırsız namzedi çaldığı şeyi geri getirmek zorunda kalır.

Hastalık ve şifalarının al/kızıl ile adlandırılmalarının bir anlamı olmalı.

Kına örtüsü, kına eldiveni, kına sergisi al/kızıl olur. Kınanın da rengi aldır. Gelin kız baba evinden çıkarken üç defa dualarla açılıp sarılan kuşak al/kızıl olur. Gelinin bekâretini simgelen bezin ismi de Al Bezi’dir.

Çorum, Muğla ve Kocaeli kırsal kesiminde, Kırk Uçurma uygulamasında bebeğin kundak bezi ve battaniyesinin al renkli olması tercih edilirdi.

Geçmişin gelinlikleri olan bindallılar çok kere al/kızıl veya kızıl renk hâkim desenli olurlardı. Anadolu kırsalında bu arada Kocaeli ve çevresinde de toy bayrağı al/kızıl olur. Keza gelinin yüz örtüsü ve gelin atına bağlanan tülbent al/kızıl olur. Karahanlılar Türk devletinde Hükümdarın bayrağını rengi al, tuğlarının rengi kızıl olurdu.

Dunganlar’da hem damadın hem de gelinin evinin kapısına koruyucu olduğuna inanılan Al/kırmızı renkli bir kumaş bağlanır ve üzerine mutluluk dileyen ifadeler yazılır. Nahcıvan-Azerbaycan Türklerinde al/kırmızının nazardan koruduğuna inanılır, bu renk, nazar kesen olarak bilinir. Acaristan’ın Müslüman Türk halkı nazardan korunmak için balkonlarına Al/kırmızıbiber asarlar, al/kırmızı için “nazar kıran” derler. Avşar Türklerinin halk inançlarına göre al/kızıl renk “göz kaytaran” dır. nazarı önler.

Al kırmızı Çinlilerde de kötülüklerden koruyan bir renk olarak bilinir. Moğollarda atalarının Al/kırmızı köpek olduğu inancı vardır.

Türk kültür coğrafyasındaki mitolojik verilere göre dünya Kızıl Öküz’ün veya Kızıl Horoz’un üzerinde idi. Nitekim Azerbaycan sözlü kültüründen alınmış bir veriye göre,

Kızıl Öküz duranda

Buyda/buğday sümbül solanda

Dünya bin net olanda

Musa Çoban olanda” denilmektedir.

Anadilleri Zazaca olan bir kısım Aleviler ailedeki eski yılbaşında yılın şanslısını tespit için aile fertleri birer küçük taşı niyetlenerek sahiplenir bacaya koyarlar. Şanslı kimsenin taşının altında ertesi sabah kırmızı/al bir böcek, ateş böceği, Uğur Böceği, Ateş böceği, Uğur böceği  aranır ve böylece şanslı tespit edilmiş olur.

Anadolu’da kurbanlık koçun boynuzuna nazardan korunması için al/kırmızı kurdele ve keza Ahır Çarşamba günü sağmal malın boynuna nazara karşı korunması için al/kırmızı bir kumaş bağlanır. Bu yörede gelinin başına yapılan saçıdaki elma ve şekerlerin al/kırmızı olması istenir. Adak bezlerinin arasında al/kırmızının özel bir yeri vardır.

Al/Kırmızının görünmeyen güçlerle çok kere koruyucu, kurtarıcı olduğuna inanılan adeta, onlarla özel bir ilişkisinin bulunduğu kabul edilir.

Nahcıvan-Azerbaycan’da meyve vermeyen ağaca meyve vermesi için ve meyvesi çok olan ağaca da göze gelmemesi için kırmızı bir kurdele bağlanır.

“Atını tavlaya bağlar

Orada tımar eyler

Böyle yiğidin gelini

Al kardırır kara bağlar” ağıtında alın kaldırılıp karanın bağlanmasın, mutluluğun yerini yasa bırakmasıdır.

 

“Pay verenin elinde

Al kırmızı nakış eyler

Pay vermeyen gabrini

Çoh yok, bir karış eyler” siteminde çok vermekle al nakış hak edilmekte vermeyenin ise mezarı dar edilmektedir.

 

“Ayağında kırmızı edik

Meclisinde yerin gedik

Ben Gümüş’e düğün kurdum

Sekiz davul sekiz düdük”

 

“Hele Musa’ya Musa’ya

Yaylaların top nergisi

Önce donunu kestirin

Gelinin donu kırmızı”

 

“Sakız ağaları gelmiş

Otursun iki geceli

Kirvasına (kirvesine) at yolluyor

Üstü has kırmızı keçeli” gibi güzellemelerde, mutlu düğünlerde gelinin pabucu al/ kırmızı, gelinliği al/kırmızı, kirvenin atının ise has keçesi al/ kırmızıdr. Tespitlerde al/kırmızı, mutluluğu, zenginliği simgelemektedir.

Ölen kimsenin tabutunu ve daha sonra da mezarını kimliklendirmek için Anadolu ve Azerbaycan’da renk farklılığından yararlanılır. Genç gelinlerin bilhassa kızların tabut ve mezar taşlarının aidiyetini belirleyen renk al/kızıldı. Onlara al/kızıl kurdele veya al bez bağlanır[7].

Adeta doğumla birlikte başlayan hayatın bebeklik, evlilik, lohusalık ve ölüm safhalarında al/kızıl insanoğlunun korunduğunun simgesidir. Al/kızıl bazı güçlere karşı bulunduranı koruyor veya bazı güçler alın kızılın bulunduğu yerin ve kimsenin korunduğuna inanmaktadırlar.

Hatta insan isimlerinin inanç etimolojileri yapılırken de aynı sonuca götürebilecek analizler yapılabilir. Halk inançlarında var olan tekin olma veya olmama hali gibi basmak, basılmak kavramları da inanç içeriklidirler. Aytekin veya Güntekin insan isimleri gibi Albastı, Altekin isimleri de vardır. Al olan veya alı bulunan basabilmekte, basılabilmeğe karşı korunmaya alınmış olmaktadır. Basmak, basılmak basılmaya karşı korunmak Türk kültürlü halkların halk inançlarında kült oluşturmuştur.

Özetlenerek söylenebilir ki, al/kızıl hayatın tün safhalarında hükmünü sürerken Alla, kızılla özdeşleşmiş olmak adeta kut bağlantılı idi. Sanki Kara Budun kızıldan mahrumdu, nasipsizdi. Al-kara anlam zıtlığı bazı hallerde ak-kara anlam zıtlığı ile örtüşmektedir

Halk sufizminde Kızıl Deli gibi çok sayıda kızıl isimli veya lakaplı ünlü kimse vardır. Atatürk’ün baba tarafı Kocacık Yörükleri Kızıl Oğuzları’ndandı. Dedesi Hafız Mehmet’in lakabı ‘kızıl’ dı.

Azerbaycan Türklerinde kız babası görücüler gelince kızını nazlatmak için

“Kızım kızım kız kişi

Kızım ki kızıl kişi

Kızıma gelip yüz kişi

Yüz kişinin içinde

Kızım beğenir bir kişi” der

Bu noktada Kocaeli ve çevresinin fethi döneminin yazılı belgelerinde renk kültürünün nasıl olduğuna bakılabilir mi, o dönemden günümüze iskân hareketlerinden yola çıkılarak bölgede yerleşik Türkmen halkın halk kültüründeki devamlılıktan hareketle renklerde, inanç izlerinin takibi mümkün olabilir mi? gibi konular özel önem arz etmektedirler.

Azerbaycan-Gence devret arşivindeki minyatürlerde Şah İsmail’in inanç hayatındaki al/kızılın yerine dair önemli mesajlar vermektedir. Kızıl sadece ve tesadüfen savaşan askerin tarafını belirlemek için börkünün rengi olmamıştı. Bu rengin al/kızıl oluşu da tesadüfen değildi. Minyatürlerde, Şahın muhatabı olan kimse, yabancı devlet başkanı da olsa, onun giysisinde al/kızıldan emare bulmak kolay değildi. Kızılbaş olmak, kızılı baş tacı etmek onun gücünden güç alarak güçlü olmak, düşmanı güçsüz kılmak gibi bir inanç içeriğine sahipti.

Kızıl koruyordu. Koruyucu kızılın koruyuculuğundan istifade etmiş olmak belki ona inanmak ve belki de ona zamanında saçı yapmış olmakla mümkündü. Kırmızı Çizgi’ler, çizgi sahibinin korunma çizgileri ve koruma çizgileridir. Sizin kırmızıçizginiz, sizin koruma çizginiz iken, o çizgi benim korunma çizgimdir. Bu kırmızı/al çizgi bazıları için sarı çizgi olarak bilinmiştir ki, Sarı Albastı hatırlanmalıdır. Bu hal koruyucu ve korunucu kuralları getirir. Taraflarda korumacı ve korunmacı kuralların karşılıklı farklılığını getirir ki, getirmiştir.

Bir ara açıklama adına denilebilir ki; Anadolu Türk Halk inançlarının mitolojik köklerini ararken, Türkiye’de ardı sıra yayınlanan İran mitolojisi yayınları dikkatimizi çekiyordu. Yunan mitolojisi yayılma alanı kapsamına girmiş olmaktan sakınılırken, Anadolu’da Türk mitolojisinin izlerini arama çalışmalarında, karşımıza İran mitolojisinin alanına girme engeli çıkmaktadır. İran mitolojisinin tarihi coğrafyası Anadolu’yu da M.Ö. ki dönemlere kadar uzayarak kapsıyordu. Bu çalışmaların izahlarında yer alan kodlar ve kültler Türk mitolojisinin yapı taşları ile örtüşüyordu[8].

Diğer taraftan yaşayan İran sözlü kültürü ile İran mitolojik dönemi arasında bir süreklilik vardı. Anadolu Türk mitolojisinin tarihi derinlikleri aranırken, 12. Yy. dan evveli için Altay Türk coğrafyası verilerine başvurmak zorunda kılınıyordu. Bilinen bir süreklilik pek yoktu, kurulamamıştı. Anadolu halk inançlarında kızıl rengin izahında olduğu gibi, Zerdüşizm’de veya İsrailyat’ta da izahı yoktu. Bunların tespiti Alevî inançlı halk kesiminin inançlarında daha yoğun mehaz içeriyordu. Bu konudaki bilgiler şekillendirilmemiş veya ilişkilendirme oldukça yüzeysel kalmıştı. Azerbaycan’da, Gence’de ve Şeki’de yaptığımız tespitler, kızıl etrafında oluşan inançlarda olduğu gibi, bize kopuk bulguları ilişkilendirmek ve teşhise yönelme imkânı vermiştir. Evvelce yaptığımız al konulu[9] çalışmalar farklı bir muhteva ve mitolojik derinlik kazanmıştır. Kocaeli’ni merkeze alan çalışmamızla, her iki Türk coğrafyası halk inanmalarında bu konuda karşılaştırma yapılabilmiştir. Buna göre; Anadolu’da bilhassa kırsal kesimde kızıl etrafında oluşmuş yaşayan inançların kaynağını bulabilmek için, Azerbaycan ve bilhassa Güney Azerbaycan Türk halk inançları mitolojik boyutları ile bilinmeli idi. Bu bilinçlenme bizi Türk halk inançlarının batı Türklüğüne götürebilecek, yukarıda da değindiğimiz süreklilik ihtiyacı da kopukluktan kurtarılacaktı.

İran Türk halk inançları kültüründe Şii İslamin dışında bir boyut daha vardı ve bu boyut gün ışığına çıkarılmalı idi. Anadolu Türk İslam anlayışının kırsal kesimindeki yapılanması ile Bütün Azerbaycan Türk İslam anlayışının kırsal kesimdeki yapılanmasının arasında bir kırılma yaşanmıştır. Bunlardan Anadolu’da ki yapıyı Sünni İslam ve Azerbaycan’daki yapıyı ise Şii İslam örtülenmiştir. Günümüz halk inançlarından yola çıkılarak mitolojik döneme yapılacak seyahatte İran Türk halk inançlarının içerdiği mitolojik şifrelerin formüle edilmeleri daha kolaydır.

Buradan hareketle Anlatılmaya çalışılan husus Anadolu halk inançlarından yola çıkılarak, Türk mitolojik kimliğini inşa sürecinde bir kısım Alevi Türk kesimin inançlarındaki veriler, yoldaki işaret taşları gibidirler. Bu taşların belirtilmeğe çalışılan özelliğini, bir kısım Azerbaycan Türk halk inançlarında net olarak görmek mümkündür. Bahattin Ögel’in[10] ve Abdulkadir İnan[11] Türk mitolojisinde Al/Hal Bastı inancına açıklık getirirlerken inancın Eski Türk İnanç Sistemi’nin bir bakiyesi olduğunu anlatırlar.

Türk halk inanç dünyasının her kesiminde varlığını çeşitli efsanelerle sürdüren bu inanç ile ilgili Aras Vadisi’nden yapılan tespitler, altın anlamında da kullanılan kızıl ile al renk anlamında kullanılan kızıl ilişkilendirmesi bakımından daha zengindir.

“Bahtım bahtım

Kızıl/altın tahtım” denilmesine rağmen, Al, Kızıl, Kırmızı psikolojide derinliği, bilinmeyenin ulaşılmazlığını, ulaşılması zor olanı anlatır.  Doğu Anadolu’da al/kızıl güveni, gücü, kuvveti simgeler. Bizim muradımız renklerin genel mesajları, imajları, dışardan algılanışı veya sadece Türk kültüründe renklerden bir rengin yerini anlatmak değildir.

İran ve Anadolu Türk’lerinin İslamiyet’ten evvelki Türk İnanç Sistemi, Batı Türklüğü bu iki coğrafyada İslamiyet’le müşerref olunca doğal olarak eski dinlerinin izleri ile farklı bir İslam anlayışı oluşturdu. Bu yapılanma ilk yıllarından itibaren sürekli olarak Eski Türk İnanç Sistem’inden İslamiyet’e evirilmeğe yüz tuttu. Türk İslam’ı denilebilecek bu yapılanma her yüzyılda tanıştığı yeni dinin yapısı ile bütünleşirken, eski inanç sisteminin üzeri küllenmeğe başlandı. Bu küllenme İran Türk coğrafyasında, bazı bölgelerde daha yüzeysel oldu. Bu farklılaşma veya yeni yapılanma Osmanlı Türk coğrafyasında Arap İslam’ına yönelme ve İran Türk coğrafyasında da Fars İslam’ına yönelme şeklinde adlandırılır oldular. Anadolu Türk-İslam’ında Alevi inançlı Müslüman kesimde eski inançların izlerini bulmak Sünni Anadolu İslam’ına nazaran daha kolaydır. İran Türk- İslam’ının Kızılbaş olarak bilinen kesiminde ise, bu inanç bulguları daha yoğundur. Bu açıklamadan amaç, tek olan İslam’ı, elbette ki farklı isimlerle çoğaltmak değildir. Yapılabilen tespitlerin sağlıklılığı nispetinde, denilebilir ki, Kızılbaşlık veya Kızılbaş İslamlık Tengricilik inancı ile İslamiyet arasında, bazı inanç hususları itibariyle geçiş noktasındadır. Bu özelliği ile Kızılbaşlık, batı Türklüğünün mitoloji çalışmalarında yol aydınlatıcı özelliğe sahiptir.

Kocaeli ve çevresinin Türklüğe kazandırılması dönemindeki halk inançlarına, günümüz halk inançlarından hareketle ulaşabilmeye çalışmak bunun için önemlidir.

Türk kültüründe kızıl, kırmızı ayrıntılı incelenmiş, kırmızı rengin sembolünün kan olduğu, belirtilmiş, bu rengin ahlakı boyutu, ergenlik rengi olduğu da B.Ögel tarafından izah edilmiştir. Kızıl bayrak, kızıl tuğ, al bayrak anlamları, kızıl türlerinden ak kızıl, kızıl ala, kızıl yeşil, kızıl doru, kızıl boz, kızıl kara, kızıl yağız, kızıl sarı gibi hususlar üzerinde de keza B. Ögel ayrıntılı olarak durmuştur[12]. Biz daha ziyade kızıl/alın al ruhundan hareketle anlamı üzerinde yoğunlaşmak suretiyle mitolojik döneme yolculuk yapmak istiyoruz.

Kızıl bağlantısını yaşayan batı Türklüğü halk inançlarından takip edip günümüze getirebiliyoruz. Kızıl veya alın aynı zamanda kanın rengi olduğu, şehit kanını anlattığı bilinmektedir. Türk bayrağı rengini şehitlerinin kanından alır. Güney Azerbaycan Türk kültür coğrafyasında Kınalı kekliğin ayağındaki al/kırmızı rengin, bu rengini şehit kanından aldığı anlatılır.

Türklüğün eritilip yok edilmesi için, Türk coğrafyasının tarih boyunca istilalar, iskânlar, demografik hareketlerle bozulduğu bilinir ve haklı olarak tepki gösterilir de, bu birliğin aynı amaçla çok daha evvel Türk Ruh Birliği’nin bozulması ile sağlandığı üzerinde durulmaz. Bozulmuş coğrafi bütünlüğün tekrar sağlanması Türk coğrafi bölgeleri arasındaki ruh birliğinin sağlanması ile mümkündür. Ruh birliğinin sağlanmış olması Türk bölgelerinin birleşmiş olması demektir. Türk kesimlerinin ruhları üzerinde yapılan eritme, çözülme, başkalaştırma operasyonları, onların köklerinden koparılmaları ile izah edilir. Köklerinin derinliklerine ulaşabildikleri nispette, Türk kesimleri, o derece bir bütünün parçaları oldukları gerçeğinin farkında olacaklardır. Mitoloji, halk inanmaları-mitoloji bağlantısı bu bakımından millet hayatında önemlidir. Biz bu önemi Kocaeli-Gence bağlamında kızıldan yola çıkarak anlatmak istedik

Anadolu halk inançlarından yola çıkılarak Türk mitolojik kimliğini inşa sürecinde kırsal kesimin bilhassa Alevi inançlı İslam kesimin inançlarındaki veriler, yukarıda da belirtildiği gibi yoldaki işaret taşları gibidirler.

Sonuç:

Kocaeli ve yöresi yaşayan halk inançları kültüründe de yer alan al/kızıl etrafında kült oluşmuştur. Bu kült, Türk kültürlü halklar arasındaki kodlardan birisidir. Bu kültün mitolojik bir derinliği vardır. İnançla göçün bir sonucu olarak, al/kızıl inancı, Türk halkları ile birlikte ve tarihin her döneminde var olmuştur. Yaşayan halk kültürü mitolojik derinlik için bir belge iken, Al/Kızıl da, Türklüğün bölgedeki kültürel varlığının mitolojik dönemden günümüze taşıyıp yaşattığı kanıtlardandır.

Buradan hareketle de, Türk halkı için Anadolu’da mitolojik derinliğin, yaşayan halk inançlarından hareketle bin yılla değil, binlerce yılla ifade edilebileceği söylenebilir.

Bölge ve yöre tarihi çalışmalarının veya Anadolu Türk tarihinin bölgesel gelişme seyrinin incelenmesinin, ilgili dinler tarihi ve mitoloji çalışmaları ile birlikte sürdürülmesine,

Bu sahada yapılan çalışmalarda, yaşayan tarih verileri ile arşiv bilgisi kaynakların birlikte değerlendirilmesi gerektiğine,

Anadolu Türk tarihi inceleme çalışmalarında, sosyal bilimlerden bilhassa halk bilimi çalışmaları verilerinin de kaynak olabileceğine,

Anadolu Türk tarihi çalışmalarında, Anadolu’ya, millî tarih görüşlerinden hareketle, sözlü kültür verileri ve mitoloji çalışmalarından hareketle oluşturulan, diğer değer dizilerinin de izlenmesi gerektiğine,

Batı Türklüğünün asli bir parçası olan Anadolu Türk tarihinin, Kuzey ve Güney Azerbaycan Türk inanç kültürü tarihinden tamamen kopuk olmadığının bilinmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Kaynaklar:

A.inan, “Al Ruhu Hakkında”, Makaleler ve İncelemeler, Ankara, 1968, s. 259-267

Yaşar Kalafat, Azerbaycan-İran-Anadolu-Irak Halk İnançları Hattı, Ankara, 2012, Berikan Yayınları, s.212-252

 

Yaşar Kalafat, “Türk Kültürlü Halklarda Mitolojik Dişi İyeler/Ruhlar”, Türk Kültürlü Halklarda Mitler, Ankara, 2012, Berikan Yayınları, s. 181-210

 

Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara, 2010, Berikan Yayınları, s. 112-118

 

Yaşar Kalafat, “Doğu Anadolu’da Kara İyeler ve Onlara Dair Halk İnanmaları”. Türk Halk İnançlarında Renkler, Ankara, 2012, Berikan, s. 189-256

 

Yaşar Kalafat, “ VIII. Atatürk Kongresi-Gence-Şirvan Seyahat Gözlemleri ve halk İnançları Kültüründe ‘Kızıl’ın Mitolojik İçeriği”, www.yasarkalafat.info

Yaşar Kalafat, “Türk Halk İnançlarında Ak/Ağ-Al”, Türk Halk İnançlarında Renkler, Ankara, 2012, Berikan, s. 27-63

 

Mehmet Korkmaz, Zerdüşt Dini İran Mitolojisi, Alter, 2010

Meral Ozan, “Türk Mitolojisinde Kara İyeler”, F.Ahsen-M.Ozan, Türk Mitolojisine Giriş, Ankara, 2015, Gazi Kitapevi, s. 63-83

 

Bahattin.Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, İstanbul, 1988

 

Süheyle Sarıtaş, “Türk Mitolojisinde Ak İyeler”, F.Ahsen-M.Ozan, Türk Mitolojisine Giriş, Ankara, 2015, Gazi Kitapevi, s. 49-63

 

Nimet Yıldırım, İran Mitolojisi, Pinhan, İstanbul, 2012;

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[1] Bu metin 25-27 Mart 2016 tarihleri arasında Kocaeli’nde yapılan Uluslararası Gazi Süleyman Paşa ve Kocaeli Tarihi Sempozyumu III’de bildiri olarak verilmiştir.

[2] Dr. Halk kültürü analisti, yasarkalafat@gmail.com  Halk Bilimi Araştırmaları Kültür ve Strateji Merkezi, www.yasarkalafat.info

[3] Yaşar Kalafat, Azerbaycan-İran-Anadolu-Irak Halk İnançları Hattı, Ankara, 2012, Berikan Yayınları, s.212-252

[4] Yaşar Kalafat, “Türk Kültürlü Halklarda Mitolojik Dişi İyeler/Ruhlar”, Türk Kültürlü Halklarda Mitler, Ankara, 2012, Berikan Yayınları, s. 181-210

[5] A.İnan, Makaleler ve İncelemeler, c.1, Ankara, 1988, s. 264

 [6]Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara, 2010, Berikan Yayınları, s. 112-118

[7] Yaşar Kalafat, “ VIII. Atatürk Kongresi-Gence-Şirvan Seyahat Gözlemleri ve halk İnançları Kültüründe ‘Kızıl’ın Mitolojik İçeriği”, www.yasarkalafat.info

 

[8] Nimet Yıldırım, İran Mitolojisi, Pinhan, İstanbul, 2012; Mehmet Korkmaz, Zerdüşt Dini İran Mitolojisi, Alter, 2010

[9]Yaşar Kalafat, “Türk Halk İnançlarında Ak/Ağ-Al”, Türk Halk İnançlarında Renkler, Ankara, 2012, Berikan, s. 27-63

[10] B.Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, İstanbul, 1988

[11] A.inan, “Al Ruhu Hakkında”, Makaleler ve İncelemeler, Ankara, 1968, s. 259-267

[12] B.Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, İstanbul, 1988