PİR-İ TÜRKİSTAN IŞIĞINDA HALK İNANÇLARI-TASAVVUF-MİTOLOJİ BAĞLANTISI ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

 

                Biz bu bildirimizde, tasavvuf-halk inanmaları ilişkisinden yola çıkıyoruz. Halk inançlarının Türk kültürlü halkların coğrafyasında, Türk kültürlü halklar arasında kültür kodları oluşturduğunu açıklıyoruz. Halk inançlarının sadece ve muhakkak sıradan ve tesadüfü uygulamalar olmadıkları, kendi zeminlerinde bir tefekkür ürünü olduklarını anlatıyoruz.

                Halk inanmaları mutlaka mitolojik bir bağlantıları olan, arkaik dönemin inançlarının da izlerini taşıyan inançlardır. Halk inançları aynı zamanda tasavvufun halk inanç ortamına yansıması özelliği de taşırlar. Bu nedenledir ki, onlar için halk sofizmi de denir. Özetle halk inançları, yeni kültürel düşünce ufuklarına her an yelken açmaya müsait kültür ortamlarıdır. Bu ortamların dümencileri halk inançlarının götüreceği limanın rotasını belirler.

Bu noktada halk inançlarının mitolojik boyutu önem kazanır. Özetle, halk inançlarının tasavvuf bağlantısı gibi halk inançlarının mitoloji bağlantısı da vardır. Halk İnançları, tasavvuf-mitoloji ilişkilendirmesinde, kültürel hayatın sürekliliği noktasında köprü konumundadır. Yazılı kaynakların ve arşiv belgelerinin yanısıra, yaşayan halk kültürü-halk inançları kültürü de başlı başına bir kültür kaynağıdır.

Türk Dünyası mitoloji envanteri giderek zenginlik kazanırken mevcut çalışmaların nitelik ve nicelik tespiti de yapılamamıştır. Bu konuda ortak metot ve teori de geliştirilememiş iken, bu alanda çalışma yapan kurum ve araştırıcı potansiyeli de yeterince bilinememektedir.

Halk inanç kültürü potansiyeli Türk kültür dünyası itibariyle incelenip yeni bir mayalanma vasat ve vasıtası oluşturulabilir. Halk inançları ve mitoloji çalışmalarında gelinen noktanın tespiti ve bu iki disiplinin tasavvufî düşünce bağlantısı belirlendikten sonra, asrın Yesevî donu ile kuşandırılmış sosyal bilimci kadroları metot ve teori noktasında zorlanmayacaklardır.

Halk inançları tamamen ve mutlaka Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli tasavvufî inanç anlayışlarının izdüşümü konumunda değildirler. Ancak onların atmosferinden de tamamen bağımsız değildirler. Bu vasat incelenip işlendiği nispette, küresel güçlerin kültürel stratejileri karşısında, kültürel ve fikrî mirasımıza sahip çıkılmasında, alternatif sunabilecek bir vasat oluşturabilir.

Biz, bu ihtiyacın karşılanması adına, bildirimizde, durum tespiti yaparak ilk adımı mitoloji alanında yapılmış bazı çalışmaları tanıtarak atmaya çalışıyoruz.

 

Kültürel ve fikri mirasa sahip çıkabilmek milletler için millî varlığını kurtarma, kollama ve koruma mecburiyetidir. Bu gerçek, bu birbirinden kopuk olmayan eylemler için tehdidin taraflarının bilinmesini gerektirir. Daha evvel söz konusu mirasın tanımının yapılması gerecektir. Millî varlığın tespitinde ekonomik, askeri, sosyal yapı gibi 8-9 ana konu başlıkları da gündemde iken, fikrî ve kültürel hayat bu anılan konuların da belirleyicisidir. Milletler kendilerine ait olanın yeniden inşasına lüzum görürlerken, miraslarının geçirdikleri evreleri ve çöküş sürecinde mirasları üzerinde emel ve iddiaların neler olduklarını da bilmek durumundadırlar. Milletler ailesinde bu pay kapma ve varlığını koruyarak geliştirme savaşı hep olmuştur ve olmaya devam edecektir.

Bu noktada fikri ve kültürel arayışın ihtilaflı taraflarının belirlenmesi gerecektir. Bize göre ihtilaf ülke içerisinde birlikte yaşayan halklar arasında veya aynı kültür coğrafyasının az-çok kültür akrabası da olan komşu ulusları arasında da değildir. İhtilaf, halklarıyla birlikte bölge uluslar ile emperyalizm arasındadır.

Türk milletinin, millet hayatı birlikte yaşanılan halkların, kültürel haklarını yok sayma anlayışından esaslanmamıştır. Halklar kültürel hayatlarını sürdürürlerken birlikte ortak sentezi oluşturmuşlardır. Bu teşhis tasavvuf için böyle iken mitoloji için de doğal olarak az-çok böyledir.

Milletlerin kültürel hayatları millî kültür kökleri üzerine inşa edilebildiği hallerde ve nispette kalıcı ve millî olur. Hiçbir bitki başka bir kök üzerinde yeşermez. Başka bir binaya ait temelin üzerine kurulmuş binayı o temeller çekmeyebilmektedirler. Halk bilimi, ait olduğu halkın asırlar boyu edindiği deneyimlerin kaynağıdır.

Xxxx

Bu noktada milli devlet kültür sınırları ve milli devlet siyasi sınırları anlayışlarının millilik noktayı nazarından bölge milli devletleri ile birlikte düşünülmelidir. Bölge devletleri tanımı Türkiye için yakın komşuları kapsarken, bu tanım diğer Türk devletleri için de geçerli olacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti çağdaş diğer ülkeler gibi tek halklı ülke değildir. Türkiye’de az sayılı halklar olarak yaşan toplumların yakın komşumuz olan devletleri vardır. Bu durum halkların bölgeye dağılımı bakımından, Türk halk itibariyle komşu ülkeler için de geçerlidir.

Halkların kültürleri ile yaşamaları onların demokratik hakları ve onlara bu hakkın sağlanması da yönetimlerin görevleridir. Bu hak ve görev anlayışı milletlerin milli devlet milli sınır bekaları hedefleri ile çelişmemelidir. Bölgesel veya süper güçlerin ihtilaf çıkararak menfaat sağlama imkânları ellerinden alınabilmelidir. Milli sınırlar içerisindeki etnik ihtilafın bölge ülkelerini ülkeler arası ihtilafını da kaldırmış olacak bölgesel bir fikri ve kültürel miras kurtarılmış olacaktır. Bölge ulus devletleri ulusal kültürel kimliklerini korurlarken, bölgesel de olabilmeleri gerçeğini de yok saymamış olacaktır.

Bu noktada, kültürel ve fikri mirasa sahip çıkabilmek, bölgesel bir iradeyi bölge aydının ortak arayışını gerektirmektedir.

Türkiye Türk aydını Türkiye için Türkolog envanterinin tespitini yaparken, Türkoloji’nin konu başlığı olarak çalışma alanının genişletilmesi ile yetinilmeyip, Türkolog’un çalışma sahasına birlikte yaşanılan anadili Türkçe olmayan halk da girebilmelidir. Zira sahip çıkılmak istenilen fikri ve kültürel mirasın mimarları sadece Türk dilli halklar değildi ve varis olunmak istenilen bu miras dil, edebiyat ve yalın tarihten de ibaret değildi.

Türkiye için geliştirilen bu şaplon diğer Türk devletleri ve giderek yakın bölge halklarını da kapsayabilecektir.

Konu, kültür coğrafyasının farklı siyasi sınırlar içerisinde halklar açısından düşünülünce, mirasın parçalanılarak paylaşılması değil, büyütülerek sahiplenilmesi durumu gündeme gelecektir.

Xxxxx

Bu arayış milli olmanın ötesine geçip evrensel olabilmenin yollarını açabilir.

Xxxxxx

Biz bu bildirimizde, tasavvuf-halk inanmaları ilişkisinden yola çıkıyoruz. Halk inançlarının Türk kültürlü halkların coğrafyasında, Türk kültürlü halklar arasında kültür kodları oluşturduğunu açıklıyoruz. Halk inançlarının sadece ve muhakkak sıradan ve tesadüfü uygulamalar olmadıkları, kendi zeminlerinde bir tefekkür ürünü olduklarını anlatıyoruz.

                Halk inanmaları mutlaka mitolojik bir bağlantıları olan, arkaik dönemin inançlarının da izlerini taşıyan inançlardır. Halk inançları aynı zamanda tasavvufun halk inanç ortamına yansıması özelliği de taşırlar. Bu nedenledir ki, onlar için halk sofizmi de denir. Özetle halk inançları, yeni kültürel düşünce ufuklarına her an yelken açmaya müsait kültür ortamlarıdır. Bu ortamların dümencileri halk inançlarının götüreceği limanın rotasını belirler.

Bu noktada halk inançlarının mitolojik boyutu önem kazanır. Özetle, halk inançlarının tasavvuf bağlantısı gibi halk inançlarının mitoloji bağlantısı da vardır. Halk İnançları, tasavvuf-mitoloji ilişkilendirmesinde, kültürel hayatın sürekliliği noktasında köprü konumundadır. Yazılı kaynakların ve arşiv belgelerinin yanısıra, yaşayan halk kültürü-halk inançları kültürü de başlı başına bir kültür kaynağıdır.

Türk Dünyası mitoloji envanteri giderek zenginlik kazanırken mevcut çalışmaların nitelik ve nicelik tespiti de yapılamamıştır. Bu konuda ortak metot ve teori de geliştirilememiş iken, bu alanda çalışma yapan kurum ve araştırıcı potansiyeli de yeterince bilinememektedir.

Halk inanç kültürü potansiyeli Türk kültür dünyası itibariyle incelenip yeni bir mayalanma vasat ve vasıtası oluşturulabilir. Halk inançları ve mitoloji çalışmalarında gelinen noktanın tespiti ve bu iki disiplinin tasavvufî düşünce bağlantısı belirlendikten sonra, asrın Yesevî donu ile kuşandırılmış sosyal bilimci kadroları metot ve teori noktasında zorlanmayacaklardır.

Halk inançları tamamen ve mutlaka Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli tasavvufî inanç anlayışlarının izdüşümü konumunda değildirler. Ancak onların atmosferinden de tamamen bağımsız değildirler. Bu vasat incelenip işlendiği nispette, küresel güçlerin kültürel stratejileri karşısında, kültürel ve fikrî mirasımıza sahip çıkılmasında, alternatif sunabilecek bir vasat oluşturabilir.

Biz, bu ihtiyacın karşılanması adına, bildirimizde, durum tespiti yaparak ilk adımı mitoloji alanında yapılmış bazı çalışmaları tanıtarak atmaya çalışıyoruz.