YOZGAT YÖRESİ HALK İNANMALARINDA MİTOLOJİK BULGULAR                                             (Salurlar-Tülekler-Abdallar-Sıraçlar-Diğer Türkmenler)

                                                                                  Yaşar Kalafat[1]

 

GİRİŞ:

Çalışma Yozgat Salurları halk inanmalarının incelenmesi maksadı ile başlatılmıştır. Evvelce yapılan Avşarlar[2] çalışmasında olduğu gibi Dünya Salurlarının kısa tarihçeleri dağılım şekilleri anlatılıp halk kültürleri halk inançları öncelikli olarak ele alınması planlanmıştır. Bu konu başka bir çalışmamızda ayrıca da ele alınacaktır. Abdallar[3], ve Sılaçlar’ın[4]  halk inançları evvelce karşılaştırmalı olarak ele alınmış ve fakat Yozgat yöresinde alana gidilememişti. Yozgat yöresinde evvelce yapılmış bir alan çalışması ile Halaçlar’ın halk inançları derlenip karşılaştırılmaları yapılmıştı[5].Tülekler’in halk inanmaları konusu ise adeta hiç çalışılmamıştı. Belirtilen kesimlerin ele alınmaları ayrı bölümler halinde düşünülmüş olmasına rağmen, bütünlüğün sağlanması adına yapılan karşılaştırmalar sürdükçe, alt başlıkların sınırları dışına çıkılması kaçınılmaz olmuştur. Yozgat Tülekleri toplu köyler halinde bir yaşam tarzı sergilenmektedirler. Muayyen köylerde birkaç Tülek ailesine rastlanılabilmektedir. Geçmişin Tülek köyleri büyük ölçüde dağılmıştır. Tüleklere ulaşabilmek için Kırşehir’e geçilmiş Çiçekdağı bölgesinde imceleme yapılmıştır. Bu çalışmada Türkmen olmalarına rağmen ayrıca özel bir ad almamış olan ve sadece Türkmen olarak bilinen halk kesiminin de halk inanmalarından örnekler alınıp karşılaştırmalar yapıma cihetine gidilmiştir.

Derlemelerde, imkân nispetinde halkın kendi yerleşim tarihlerine[6] dair ne düşündükleri hususuna da ver verilmeğe çalışılmıştır. Derlemeler esnasında şahit olunan halk kesimleri arasındaki ilişkide tabu kabul edilen bazı ilişkilere dair tespitlere de yer verilmeğe özen gösterilmiştir. Bilgi sıralamasında hayatın geçiş safhalar esas alınmış, ayrıca, yer ve gök iyelerine, ak ve kara iyelere, türbe kültüne dair varsa ilişkilendirilebilecek bulgular, onlar da derlenilen bilgiler kapsamına alınmıştır.

Yozgat Türbelerine dair Tuğçe Erdal yürütmekte olduğu proje kapsamında geniş yer vermiştir. Çapanoğulları Aile Türbesi, Çoban Dede Türbesi, Çoban Dede Türbesi, Damat Hocazade Necip Efendi Türbesi, Dede beli Türbesi, Dede Türbesi, Durak Abdal Türbesi, Eli yeşil Süleyman Türbesi, Emirci Sultan Türbesi, Hacı İsmal Türbesi, Hacı Murat Türbesi, Halil baba Türbesi, Hayran Tekkesi Türbesi, Köprücü Baba/Hoca Türbesi, Molla Osman Dede Türbesi, Musa Beyli Türbesi, Nohutlu Baba Türbesi, Osman Geylani Türbesi, Sarı Kız Türbesi, Seyyid Ahmet Türbesi, Sıddık Dede Türbesi, Sofi Hoca Türbesi, Şeyh Hacı Ahmet Efendi Türbesi, Tayfur Baba Türbesi, Turudu Dede Türbesi, Yedi Kardeşler Türbesi, Yeşil Tekke Türbesi, Yozgal Ali Baba(Çam Baba-Sarı Baba) Türbesi, Zeyneddin Baba Türbesi, Bektaş Baba Türbesi, Bulgurcu baba Türbesi,  Bun Baba (Mum Baba) Türbesi) Can Baba Türbesi, Abdullah Efendi Türbesi, Ahmet Lütfi Efendi Türbesi, Ali Dede Türbesi, Arab Dede Türbesi  gibi türbeler  Doç.Dr. Tuğçe Erdal’ın  çalışmaları ile tespit edilmiştir.

Biz bu çalışmamızda kutsal mekan olarak Ovoo/oboo karekterli bir ziyaret yeri ve Kütük Ziyareti gibi bu konulu çalışmalara yeni boyutlar getirebilecek bulgulara rastlayınca, biraz daha mitolojik derinliği olan ziyaret yerleri üzerinde durmaya çalıştık. Evvelce yaptığımız bir çalışmada Yozgat merkezde  Çobanoğlu Camiinin bitişiğindeki Çobanoğlu Ailesine ait türbe, merkezde Osman Paşa Emirci Sultan Türbesi, Şeyh Hacı Ahmet Efendi Türbesi, Şeyh Osman Nuri, (Ölmez Toprak,) Şeyh Osman mahallesi Sarı Toprak mevkiinde Seyyid, Çandır, Merkez yeni meydan mahallessinde Şeyh  Sultan Hatun Kümbet, Çekerek ilçesi Özükavak kasabasında  Şeyh Yakup Yapğmur Baba, Aynı ilçenin Çltak köyünde Pir Ali Baba, Aynı ilçenin çeltik köyünde hacı fatma Ana, Yerköy-Karaca ahmetli Köyünde Molla Osman Hz. Yeşil Pabuç ziyaretlerine dair Diyanet İşleri Başkanlığı Arşiv Kayıtları’nı esas alarak kısa bilgiler vermiştik[7]

Kaynak kişilerden alınan bilgiler metne alınırken, o konuda varsa evvelce tespiti yapılmış çalışmalar ve konulan teşhisler aralarındaki ilişkiye de işaret edilmiştir.

METİN.

Tülekler:

Tüleklerin isim alışları ve isimlerinin anlamı hala tam açıklığa kavuşmamıştır. Bazı yörelerde Tölek olarak da geçmesine rağmen toplumun ismi çok bilinen ismi Tülektir.

Bu konuda yapılan bir ön incelemeye göre, Kaşgarlı Mahmud Divan-ı Lügat- it Türk isimli eserinde Tülek kelimesini “Tülek; dört ayaklı hayvanların tüylerini döktükleri sıra. Tüleğin geldi demek ise, koyun  kırkımında Tüleğe geldi demektir.

Kaşgarlı’ya göre “tölek” kelimesi ise, dölek, gönlü sakin kişi, oturaklı gelmektedir.
Tülek kelimesinin Çağatayca’da Tülek kelimesi bazı hayvanların bilhassa kuşların tüy dökmesi, Arapça’da ise bu kelime yoluk tavuk manasına gelmektedir. Eski Uygur Türkçesinde ise Tülek ve Tölek kelimelerine, özel isim olarak yer ve insan adı şeklinde rastlanılmaktadır.

Tarama Sözlüğünde ise Tülek, ava alıştırılmış demektir. İkinci olarak da tüy değiştirmiş manasına gelmektedir. Genelde kuşların ve özelde Togan ve Şahin gibi kuşların tüylerini değiştirmeye Tülek derler. Tülemiş kuşa, Tülek denir. Tüleğe gelmek demek ise, aynı sözlüğe göre, kıvama gelmek, uygun duruma gelmek manalarına gelmektedir.

Derleme sözlüğünün verdiği bilgiye göre ” Tülek, Tölek ve Tüleh kelimeleri genel ve ortak olarak, kurnaz, açıkgöz, düzenci manalarına gelmektedir.

Bizim bu çalışmayı yapıp bölgede ve bu halk kesimi ile derlediğimiz derleyebildiğimiz halkbilim verilerine göre kelimeye yüklediğimiz anlam kuşlar, onların yaşam biçimleri, vücut aksamları ile ilgili olmalı, kanaatindeyiz.

Tülek bir kuş türü daha doğru bir ifade ile avcıların avda yararlanmak üzere eğitimden geçirdikleri yeteneklerini geliştirip avda görevlendirdikleri kuşa verilen isimdir.

Hasan Ağa/Pus Köylü Hasan Ağa/Deli Hasan Ağa/Avcı Hasan Ağa yaklaşık 150 yıl evvel Tülek bölgesinde yaşamış bir kimsedir. Köyü olan Hacı Hasanlı ismini bu şahıstan almış Bu köy Hasan’dan dolayı ağa köyü olarak bilinirmiş. Kardeşlerinden birisini çapanoğlu astırmış Halay çekip keklik avlamakla ün yapmış. Avda keklik sesi çıkarır ve eğitilmiş kekliğinin sesi ile kekliklerin av alanına gelmesini sağlamakla meşhur bir kimse imiş. Keklik avının müptezeli olarak ün salmış. Mahsenli Ali Efendi bu şahın dedelerinden Hacı Hasanlı Camiinin bahçesinde yatmakta olan Ali Bey Avşar için “Miracını kazanmış, ahretini kazanmış, ermiş bir kimsedir, demiş

Yörede gelinlere telek takmak çok yaygın ve keklik teleği de pek makbulmüş. Gelin kalpağı, fesi altınlarla süslenir telekle süslenirmiş. Tavuk teleği pek makbul değilmiş kıymetli kuşların telekleri çok daha itibarlı imiş. Keklik teleği bu türden kıymetli bir telekmiş. Bu inanç ve uygulama hala devam etmektedir.[8]

Orta Hacı Ahmetli köyünde Gelin Bayrağı olarak oklava hazırlanır. Bunun için Ak tülbent üzerine al ve yeşil kurdele dolandırılır. Tülbentlerin uçlarına boyanmış tülbent takılır. Oklavanın tepesine elma ve onun üzerine ayna ve elmanın üzerine de telek takılır[9].

Gelin kofiklerine telek takmak, kuş teleği bulamayınca da tavuk teleği takmak bunun için al ve yeşil telek bulunamayınca beyaz tavuk teleğini boyamak suretiyle renkli telek yapmak Tölek köylerinin yanı sıra, Sıraç, Salur, Abdal ve diğer Türkmen köylerinde hala yaygın bir biçimde uygulanmaktadır. Tüleklerde evvelce fes, ayna ve telek çok daha yaygındı[10].

Tülek köyleri; Hasanlı, Yukarı Hacı Ahmetli, Orta Hacı Ahmetli, Aşağı Hacı Ahmetli, Kırdök, Hacı Hasanl, Hacı Duraklı, İbikli, Beşikli, Demirli’dir.

Bölgede Tüleklerle birlikte yakın çevre köylerinin itibar ettikleri Ocaklar Orta Hacı Ahmetli’deki Dircit Ocağı oldukça ünlüdür.[11] Hacı Hasanlı Köyünde Hüseyinli Çiftliğinde geceleri Işık yandığına inanılan bir türbe vardır[12].

Işıklı türbe, ışıklı kabir, ziyaret yerlerinden ışık gelmesi halk inanmalarında çok yaygındır. Bazı kutlu kabul edilen mezarların ışık saçtığına inanılır. Türbe yerine “Işıklı Kabirler” tanımlamasının yapıldığı de olur. Işık saçmak nur saçmak anlamda da kullanılır.[13]

Tüleklerde genelde şiirsel konuşma yeteneği vardır. Usta ağıtçıdırlar. Çok sayıda halk şairi yetiştirmişlerdir. Ünlü Zahidem Türküsü Orta Hacı Ahmetli Tülek köyünde yakılmıştır. Hacı Hasan Ağa’nın torunu Battal Oğlu Hacı Yusuf’un menkıbevi bir hayatı vardır. Yüzünde suçiçeği lekeleri olan bu şair çok güzel bir kıza âşık olur. Kız aşığın yakınlarına aşığı aşağılayıcı söyler bunun üzerine âşık anında bu şiiri okur;

Gündoğmuş’tur senin adın

Elde yok lezzetin tadın

Hele bana çirkin dedin

Niye güldün arkam sıra

 

Ben Kerem sen de Aslı

Yaslı deli gönül yaslı

Kırnav olmuş kedi sesli

Niye güldün arkam sıra

 

Âşıklık her şeye murat

Coştu deli gönül oldu Fırat

Sana çıksın benim kırat

Niye güldün arkan sıra

 

Dil Döverler[14] senden iyi

Kırık dut şerefsiz büyü

Sana çekem birkaç köyü

Neye güldün arkam sıra

 

Başına vurayım dizgin

Kılık kıyafetin düzgün

Sana çıksın çifte Kuzgun

Niye Güldün arkam sıra

 

Kurtar beni şu kahırdan ölümden

Vefa olmaz koynundaki gülünden

Bir hatıra olsun zülfün telinden

Ver gidelim yolumuza ak gelin

 

Boyuna bosuna baktım yapına

Düzen vermiş kadir Mevla’m çağına

Garip kuş gibi geldim kapına

Gerdanının zekâtını ver gelin

 

Susuz değirmenin döner mi çarkı

Yıkılmış bentleri sulamaz arkı

Dolaştım şark ile garbı

İhtiyar kocası dostu cebeyi

 

Mevla’m Miyase’yi vermiş Muhtad’a

Sen de benim nasibime çık Cebeyi

Gönlüm Mevla’da elim havada

Üç yavru bıraktım ıssız yuvada

Gönder Kadir Mevla’m sılaya[15] –Hacı Yusuf Say

Tülekler ünlü ağıcılardır. Yas evlerini dolaşan özel ağıtçı kimselerden ziyade her acılı aile adeta yas anında usta ağıtçı olurlar Bir Tülek annenin oğluna yaktığı ağıtta;

Memmedim gelirse keserim kurban

Bir kızı evli de oğlu da ergen

Karların içinde yatma kurbanım

Üstüne örterim ipekli yorgan[16]

Tülekde ölümün üçüncü günü Üç Yemeği, yedinci günü Yedi Yemeği ve Kırkıncı günü de Kırk Yemeği verilir.[17]

Bu toplumda ölmüş bir yakınını rüyasında gören kimse bir haber alacağına, bir misafirin geleceğine yorar ve ölünün ruhuna fakire bir sadaka verir[18].

Tüleklerde bebeye ismi verilirken sağ kulağına ezan ve sol kulağına da gamet okunur. Bu toplumdan derlenilmiş bir ninni örneğinde de;

Ağlama bebeğim ağlama

Üç gün kaldı bayrama

Anan yemek pişirir

Baban çifte göbek şişirir.[19]

Bu toplumda da Aşerme ile ilgili inançlar vardır. Aşeren kadının canının olmadık şeyler istemesi doğal karşılanır. Bu toplumda da aşeren hanımın bu döneminde gördüğü bir hayvana doğacak bebeğinin benzeyeceğine inanılır. Onun için bu döneminde anne adaylarının hayvanlara benzemesi istenilmez.[20] Aşeren hanımın yanına güzel olan ve onun tarafından sevilen kimsenin remi koyulur. Böylece doğacak çocuğun onun gibi güzel olacağına inanılır. Ayrıca ayva yiyen aşerme dönemindeki hanımın bebeğinin güzel olacağına dair inançlar vardır.[21].

Aşermek, Yeriklemek veya Ummak inancı Türk kültürlü halklarda bir inanç kodu oluşturmuştur. Aşeren kimseye canının çektiğini temin etmenin çok sevap ve temin etmeyenin de çok günah kazacağına inanılır. Aşerene yardım ettiği için cennete gitmeği hak etmiş kişilere dair anlatılar vardır. Ankara’daki Karyağdı Sultan’ın efsanesi de aşermekle ilgidir. Aşeren kadın için çekim halindedir denir ve o,  karşısındaki cisimleri resmeden ceviz ağacına benzetilir. Sevilmeyen şeylerin bu dönemde aşeren kadının gözünden uzak tutulması inancı buradan geliyor olmalı. Mesela bu döneminde tavşan gören hanımın bebeğinin üst dudağı yarık olur inancı vardır[22].

Tülek halk inanmalarında Kurtağzı Bağlama inanç ve uygulaması vardır. Bağlamayı bilen bir çakı bıçağına o açık iken okur üfler, dağda kalmış hayvanların bulunduğu çevreyi tanıtan bir açıklama yapar sonra bıçağı kapatır. Sabah olup hayvanlar çiftliklerine dönünce bıçağın ağzı açılır. Açılmaması halinde kurdun açlıktan öleceğine, bunun Allah indinde haksızlık olacağına inanılır[23]. Doğu Karadeniz’de bu uygulama yapılırken bıçağın ağız kısmına yanar halde bir köz konur.[24]

Kurtağzı bağlama Türk kültür coğrafyasında bir kült oluşturmuştur. Çeşitli türleri vardır. Hemen hepsinde açılır-kapanır bir bıçak kullanılır. Bir büyü türü olarak düşünülebilir. Zira bağ, bağlamak, bağı çözmek büyü tanımlamalarıdır. Ağzı bağlanan kurdun ağzının açılmaması ölümüne yol açacağı için çok günah kabul edilir. Uygulama geneli ile kurt mitolojisi kapsamında düşünülebilir[25]. Bıçağın ucuna yanar halde bir közün ilave edilmesi ile bize göre inanç yumağına ateş iyesi de eklenmiş olmaktadır.

Tülek halk inanmalarında Yağmur Duası inanç ve uygulaması vardır. Duadan evvel duaya çıkacak olan küs kimselerin barışmaları istenir. Dua için, kadın erkek çoluk çocuk ve hayvanlarla bir tepeye çıkılır, toplu halde yemek yenilir. Tepeden aşağıya koşarak inilir. Duaya katılanlar âmin derlerken ters çevrilmiş olan ellerinin parmakları aşağıya toprağa doğru olur. Böylece toprağın işaret edilmiş olduğuna inanılır[26].

Yağmur Duası, Türk kültürlü halklar arasında yada taşı inancına varıncaya kadar kadimliği olan bir inançtır. Çok kere tepelerde, türbe türü kutsal mekânlarda ve subaşlarında yapılır[27]. Parmakların aşağıya doğu tutulması bize göre toprağı işaret etmiş olmaktan ziyade ters motifi ile ilgidir. Beddua edildiği zaman da ellerin aşağıya doğru tutulması şeklinde bir inanç vardır. Gidişatın ters temini edilmiş gibi bir mesaj içerdiği ifade edilir[28]. Duadan evvel küslerin barışmasının istenilmesi bir haklaşmak olayıdır. Her türlü dua benzeri haller için, hayır işlemiş olmak, tövbekâr olmak, paklanmış olmak gibi haller aranır. Yağmur duasından evvel küslerin barışmaları ve tepeden koşarak inilmesi tespiti bizim için yeni bulgu olmuştur. Küslerin barışmaları “haklaşmak” olarak alınabilir. Kutsal tepelere belirli bir yükseklikten sonra yalın ayak çıkıldığı, niyaz edilerek çıkıldığı, özel hali olan kadın kişilerin çıkamayacağı, inilirken tepeye/kutsal mekâna sırt çevrilmeyeceği gibi inançlara rastlanılmakla beraber, koşarak inme bulgusu anlamlandırılamamıştır.

Tüleklerde hayvanın veya bağ bahçenin ilk mahsulünü horanta, aile fertleri yerler. Ailenin dışına ilk mahsulün tekkeye, yoksula, komşuya verilmesi gibi bir uygulama bu toplumda yoktur[29].

Tüleklerde gelin baba evinden çıkarılmadan evvel geçmiş yıllarda “ana hakkı” diye bilinen bir ödeme yapılır ve bunun miktarını belirlemek için taraflar arasında pazarlık olurdu. Ancak şimdi bu uygulama kalkmıştır[30].

Tülek ailelerde kız kaçırma veya kızın kaçması şeklinde evlenmeler olabilmektedir. Evliliklerde başlık Parası alınmakla berber kaçan veya kaçırılan kızın pek başlık parası olmaz. Kaçma ve kaçırmalar kan davası gibi gerginliklere yol açmaz esasen bu toplumda kan davası gütmek yoktur[31].

Tüleklerde yeni gelinin eli bereketli olsun, aileye bereket getirsin diye yeni evine ilk girdiği gün kapıya yağ sürülür, Ayrıca evine eşiğine sadık olsun, dizini kırıp evinde oturmasını bilsin diye çivi çakılır, ayağına çanak kırdırılır. Böylece huyu/iyi olmayan alışkanlıkları babasının evinde kalması dilenmiş olunur[32].

Türk kültürlü halklarda yeni geline eşikten ilk girişinde kapıya yağ, aile fertleri ile uyumlu olsun, bal da tatlı dilli olsun diye sürülür. Eşiğin önünde tabak türü kırıldığı zaman sese çıkarabilecek nesneleri kırdırılması, kara iyelerin sesten rahatsız olup kaçacakları inancı ile ilişkilendirilmiştir. Çivi etrafında da bir hayli inanç buluşmuştur. Yatır bayrağına adak bezi bağlandığı gibi çivilenirde, yedi Uyurlar gibi bazı kutlu mağaraların duvarına diş ağrısı gibi rahatsızlıkların geçmesi için çivi çakılır.

Tülek düğünlerinde damat iki türlü bağlanır. Bunlardan birinde damat düğünde urganla el ve ayaklarından bağlanıp damadın anne ve babasından bahşiş alınır. Diğer tür bağlaması ise bir büyü türüdür. Bununla amaç damadın zifafta başarısız olmasını sağlamaktır. Bunun için atın üzengisinden bir kilit geçirilir[33].

Türk kültürlü halklarda damadı kaçırma, damadı saklama, damadı esir alma ve bu arada olu bağlayarak bahşiş alma uygulaması çok yaygındır. Damadın özel gecesinde başarısız olması için bağlanılması bir büyüdür. Bunun çeşitli şekilleri yapılır. Bağdan kurtulma ve bağdan korunmanın da keza türlü yoları vardır.[34]

Türk halk inançlarında at çok geniş yer tutar atın da kurt da olduğu gibi birçok aksamı ile ilgili inançlar vardır. Atla ilgili büyü bozulması ve büyüden korunmak için olan inançlar da vardır. Atın karnının altından geçilir, at nalı nazarlık olarak kullanılır[35].

Kırk Basma inancı ve onunla ilgili çeşitli uygulamalar Tülekler’de de vardır. Kırkı çıkmamış gelinlerin ve kırklı bebeklerin bir araya gelmeleri halinde kırklarının karışabileceğine birinin kırkının diğerini basacağına inanılır. Kırk baskınına uğramak bir tür rahatsızlıktır. Kırk baskına uğramış gelin hastalanır, zayıflar, halsiz olur, bebeklerde ise kırk baskını gelişememek, zayıflama ve iştahsızlık olarak görülür. Bu kara iyeden korunmak için yakalarda iğne bulundurulur[36].

Tüleklerde şeytanın duymaması istenilen bir şey konuşulurken tahtaya vurulup “şeytan duymasın” denilmeden evvel besmele çekilir[37].

Şeytan duyması, şeytan kulağına kurşun, gibi ifadelerle şeytanın şerrinden korunma inanç ve uygulamaları Türk kültür coğrafyasında çok yaygı iken, bu esnada besmele getirme şeklindeki uygulama, şerden Allah’a sığınma şeklinde bir tutum olmalı.

Orta Hacı Hasanlı Tülek köyünden “Güneşten sonra çöp dökülmez” diye bir inanç vardır. Güneş battıktan sonra eşikten dışarı bir şey atılmasının uygun olmadığına inanılır[38].

Bu uygulama da Türk kültür coğrafyasında çok yaygındır. Güneşin koruyuculuğu, kara iyelerin karanlık ve loş yerleri seçmiş oluşu, eşiğin içeri ile dışarı arasında güvenlik sınırı olarak düşünülmüş olması inancı ile ilgilendirilir[39].

Ayrıca Kırklı kadın ve bebek yalnız bırakılmaz, bulunduğu odanın karanlık olmamasına dikkat edilir. Aksi halde onu Al basabilir. Al basmaması için kırklı kadının yanında erkek yatar. Tüleklerde kırkı çıkmadan bebeği ölen kadına ve erkeğe tıvgalı denir.[40].

Tüleklerde her insanın sabaha kadar kayıt yapan 384 meleği vardır.[41] Van yöresi halk inançlarında insanoğlunun her damarı için Allah bir melek görevlendirmiştir. Yağmur tanelerinden beherinin bir melek kanadında yeryüzüne indine inanılır.

Tüleklerde tilki’nin uğurlu ve tavşanın uğursuz olduğu inancı yaygındır[42]. Yılanında görüldüğü yerde öldürülmesi gerektiğine inanılır.[43]

Orta Hacı Hasanlı Tülek köyünde Cuma günü iş yapılmasının uygun olmadığına inanılır[44].

Tüleklerle, Alevi inançlı İslam kesimin Ocak ve türbelerinde inanç itibariyle bariz bir farklılık yoktur.

 

Delice/Abdallar Türkmenleri:

Bölgedeki yatırlar; Delice/Abdallar köyündeki Esas ismi Abdullah olan Ali Baba mezarını kendisi hayatta iken yaptırmış iki metre kareyi bulan mezar taşını iki parmağını takarak getiren ve parmak izlerinin taşa geçtiğine inanılan mezar uzunluğu 3 metreyi bulan zatın da yakın çevresindeki ağaçların dallarına adak bezi bağlanmaktadır[45].

Halen halkı tamamen Sünni’dir. Buradaki kutsal kabul edilen ağaç sopa ağrıyan yerlere sürülerek şifa bulunacağına inanılır[46].

Yerköy’deki mezarlık içerisinde bulunan Molla Osman, Yeşil Türbe ile birlikte 3 kardeşler diye bilinirler[47].

Delice/Abdallar köyünde geçmişte cinlerle ilgili inançlar daha yaygındı. Ahırların, komların, samanlıkların sapa köşelerinde nokta halinde yanıp sönen ışıklar olarak hatırlanmaktadırlar. Burada da atların geceleri cinler tarafından binildiğine inanılır. Bunlara At Binen Peri’ler denir. Çok iyi bakılan sağlıkla atların sürekli zayıflamaları kendilerine akşamdan verilmiş olan yemi yememiş olmaları, atların sabahları ter içinde ve yorgun bulunmaları At Perisi şüphesini artırır ve onların yakalanmaları için karanlıkta atların bağlı bulundukları mekânlarda pusu kurulur[48].

At Perisi ile ilgili anlatılan bir olayda yakalanan perinin yakasına iğne takılır. Böylece o esir alınmış olunur. Esir peri kendisi bu iğneyi çıkaramaz. İğnenin çıkarılması için sürekli yalvarır. Periler âlemine döndüğünde öldürüleceğini bilmesine ve açıklamasına rağmen kurtulmak ister. İğnenin çıkarıldığı gün koşup kendisini suya atar ve dalıp gider. Hemen anında köpüklerin kanlandığı görülür.[49]

Bu cin türü bütün Türk kültür coğrafyasında bilinir. Bindiği atların yelelerini ördüğü ve onları ter kan içerisinde bıraktığı söylenir. Yakalanması için atın sırtına zift sürülür. Binince oraya yapışacağı için yakalanması kolay olur. Onunla ilgili çok sayıda efsane anlatılır. Bu tür canlıların tümünde iğne koruyucu ve esir alacı olarak bilinir.[50].

Delice/Addallar köyünde siğil tedavisinde bu işten anlayan kimseler taze bir söğüt dalını kullanırlardı 15–20 Cm lik bir söğüt dalı alınır ilgili kimse belirli sureleri okur siğile üfler ve her keresinde dala bir çeltik atar ve bunu 9 çeltik atıncaya kadar sürdürür. Sonra bu halın el-ayak değmeyecek bir yere konulması istenir. Dal kuruyunca siğillerin döküleceğine inanılır.[51]

Yozgat’ta Yerköy istikametinde doğu yönünde Ebirler Tepesi’nde Meryem Nene diye bilinen halkın kutsal kabul ettiği ve türbe diye tanımlanan bir mekân vardır. Şimdilerde pek bilinmeyen bu yer dağın tepesine yakın sapa bir kenarda oluşturulmuş üç öbekten oluşmuş bir taş yığını idi. Burada mezar falan hiç yoktu. Halk buraya bir kutlu ninenin isminin verdiğine inanırdı. Bu ziyaret yerinde “Allah’ım ibadetlerimizi tevhidin yüzü suyu hürmetine” diyerek dua edilirdi. Buraya gidenler buraya mum, çaput gibi bir şey götürmez, bir şey bırakmazdı. Haftanın belirli muayyen gün ve zamanlarda değil, buraya her zaman gidilebilirdi. Bu sapa yere artık pek gidilemiyor. Oradan zaman zaman ışık yandığı da ifade edilirdi.[52].

Bize göre sapa dağ yamacındaki üç öbek taş yığınından oluşan ve halkın kutsiyet atfettiği bu mekân eski Türk inançlarındaki Ovoo/Oboo’ların Anadolu’ya taşınmış örneklerdir. Bu örnekleri Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ve ayrıca Torosların eteklerinde de görebiliyoruz[53]. Bu tespit Yozgat yöresinde çok eski bir Türk göçü aldığını gösterir. Zira Ovoo/Oboolar Uluğ Türkistan’da merkezi Asya’nın doğu kesimlerinde hala varlıklarını sürdüren kutsal mekânlardır. Yozgat’taki bu bulgu inançla göçün tipik bir örneğidir.

Yozgat- Yerköy’de Gelin Kayası olarak bilinen bir mekân vardır. Anlatıya göre gelin alayı çeyizi ile yeni evine giderken düşmanları tarafından sarılırlar. Gelin Allah’a, “Allah’ım beni ya kuş et uçup kurtulayım ya da taş et zalimlerin eline düşmeyeyim “ diye yalvarır.  Allah gelinin duasını kabul eder, alay develerle birlikte taş olur. Develi gelin alayının bulunduğu bu mevkide ters laleler biter.[54] Ters Lalenin oluşmasında Hakkâri ve batı Anadolu’da da farklı anlatılar vardır.

Yerköy’deki bir anlatıda, Hacı Bayram Veli Türbesini ziyaret eden nişanlı kız çok etkilenir, “erkek evladım olur ise ismini Hacı Bayram koyacağım” der. Sonra bir rüya görür, oğlu olmuş ve ismini Hacı Bayram Hz koymuştur. Hanım, lk doğumunu yapar bir oğlu olur eşi konulmak istenen ismi “yaşlı ismi” diyerek kabul etmez. Başka bir isim koyarlar çocuklarına. Hanımın rüyasına Hacı Bayram Hz. girer ve vadini hatırlatır. Hanımın bir an gözleri görmez olur. Anne adayı İkinci çocuğu için söz verir. Gözleri tekrar açılır. Hanımın başka bir şehirdeki ablası da aynı rüyayı görmüşlerdir. İkinci oğulları olur, çocuğa Hacı Bayram ismini koyarlar.[55]

Yerköy’de ibadetini ihmal etmeyen yaşlı birisi geçmişte kayıp olur. Sonra evine döner. Bir gün küçük oğlumu özledim, “acaba şimdi nasıl” diye hatırımdan geçirdim. Bunun üzerine kendisine Yozgat’a döndüğünde “Sen daha dünya nimetlerinden kopamamışsın” denip dışlandığını anlatır.[56] Bu şahsın Kırklara karışacakken şansını yitirdiğine inanılır[57].

Mahsenli Türkmenleri:

Mahsenli Ali Efeni Hz. yörenin en saygın ulu zatlarındandır. 110 yaşında vefat eden hazretin çok sayıda kerameti anlatılmaktadır. 1841 yılında Alucra’nın Zil köyünde Horasan’dan gelme bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. 13–14 yaşlarında orada gördüğü bir rüya üzerine Gümüşhane’ye gelir medrese hayatı devam eder. Bir gün kuru bir kütüğe balta vurması üzerine kütükten kan çıkar, bunun üzerine “buralar bana haram oldu” der ve oradan ayrılır. Medrese eğitimi görür. Tarikat hayatı Abdulkadir Geylani, Ahmet Rifai bağlantılıdır. Kabrinin yapılması konusunda bedeninin bozulmaması halinde buna lüzum görülebileceğini belirtir. Ölümünü 5 veya 7 gün sahursuz oruç tuttuktan sonra gerçekleşeceğini ölmeden evvel bilir, Rüyasına girdiği şahıs vasıtasıyla mezarında bir taş tarafından rahatsız edildiğini söyler ve mezar açılınca o taşın varlığı tespit edilir. Temizliğe, misafir perverliğe, hediyeleşmeğe, insanî ilişkilere, giyimine, tevazua, yemek adabına, aile fertlerine, ilmi araştırmaya önem veren tasavvuf anlayışı olan bir kimse olarak bilinmektedir. Kıbrıs hareketinde bir Türk pilotuna düşman mevzilerine dair bilgi veren, bulunmadığı ortamlarda cereyan eden olaylardan haberdar olabilen, Atatürk’ün kurtarıcı olarak geleceği çok daha evvelinden keşif yoluyla bilen ve bildiren, türbesindeki nacağı saygı duyduğu için korumak için alan bir müridinin evinde nacağın etrafında kan oluştuğu bir kimsedir.[58]

Rüyalara girmek suretiyle ulu zatların yaşayanlara bazı mesajlar vermesi halk inançlarında sık rastlanan bir durumdur. Cesedin bozulmaması ulu zatlara ve daha ziyade şehitlere mahsus bir özellik olarak kabul edilir. Hakka yürüdükten sonra, aradan geçen yıllara rağmen vatan müdafaasında yer alabilme inancı, eski Türk inançlarındaki Anamaygıl inancı ile örtüşen bir inançtır. Birçok ulu zat ile bu tür anlatılar vardır[59]. Zamandan ve zeminden münezzeh olma özelliğini, geleceği keşif yol ile öğrenebilme Hak dostlarının özelliklerindendir. Bu evsaf diğer Ulu Canlarda da görülebilmektedir[60].

Mahsen’li Ali Efendinin kabrinden toprak alınıp bu toprak muska yapımında muskanın içine konur[61]. Ziyaret yerlerinin toprak ve sularında şifa ve keramet arama inancı halk inanmalarında oldukça yaygındır.

Bu bölgede Kızıl Gedik mıntıkasında Garip Mezarı olarak yerde dolama, siğil ve çıban tedavisine şifa aranır. İnanca göre bu mezarın etrafında dönülmesi ve oraya para atılması halinde,  hasta rahatsızlıktan kurtulur[62].

Ziyaretlerin etrafında dolanmak bir nevi tavaf olarak bilinir ve çok yaygıdır. Esasen dolanma ve dolandırma merkezli bir inanç yumağı oluşmuştur. Verilecek sadaka başa dolandırılır. Hastanın etrafında dolaşarak onu çok seven kimse yalvararak ona gelecek akıbete talip olur. Dolanmanın şekli, sayısı ve dolandırılan nesne ile ilgili çeşitli tespitler yapılmıştır[63].

Mahsenli’de çocuğu olmayan veya yaşamayan kimseler “Kütük” diye bilinen bir ziyaret yerine giderler. Burada bir kütük vardır. Ziyaretçiler kütüğün etrafında dönerler ve dünyaya gelen çocuğa Kütük ismi verilir.  Bu bir Ardıç Ağacı kütüğüdür. Ardıç kesilmiş burada kütüğü kalmıştır. Çocuk olunca adanan adağın kanı kütüğün dibine akıtılır. Adak sahibi adağı keser ve etini orada bırakıp gider Çevrede çok sayıda Kütük isimli şahsa rastlamak mümkündür. Yozgat’ta başka “Kütük” ziyaretleri de vardır[64].

Mahzenli Beldesinde Dövme uygulaması vardır. Dövme kızgın iğne ile daha çok çeneye çıra külü ile yapılır. Dövmeler çocuklara çizgi şeklinde, ay-yıldız, hilal ve çiçek olarak yapılırlar[65].

Dövme inancının bize göre derinliğinde mensubiyetin bilinmesi, belirlenmesi vardır. Karapapak Türklerinin bazı boylarında kız çocuklarına yapılan ve boyun işaretini taşıyan dövme ile onların ileride evlenerek girecekleri yeni boyda, hangi boydan geldiklerini gösteriyordu[66].

Topal Ali Türkmenleri:

Bu yörede her gün bir üzerlik tohumu yutan kimsenin bu üzerliğin kalp damar hastalıklarına iyi geleceğine kanı temizleyeceğine inanılır[67]. Ayrıca sarımsağı limon suyunda eritip bir şişeye koyulması ve şişe kapatılmadan ağzının bez ile örtülüp kapatılması ve bu karışımı çalkalayıp her gün bir miktar içilmesinin metabolizmayı yenileyeceğine de inanılır[68].

Bölgenin Türkmen olarak tanımlanan köylerinden Topal Ali Köyü’nde de Mahzenli Ali Efendinin manevi itibari geçerlidir. Köy halkı, dedeleri Hacı Mirze Ocağı’ndan Mahsenli Hazretlerinin müridi Topal Ali, Mahsenli’ye oradan da köyün kurulmuş olduğu Topal Ali köyüne gelir. Köy halkı Sünni Türkmenlerden oluşmuştur. Toplam 35 hanedir. Bütün köy aynı aileden aydınlardan oluşmuştur[69].

Bu köyde ay ve güneş tutulunca 1 Fatiha ve 3 ihlâs okunarak dua edilip Allah’tan güne ve ayın tutulmaktan kurtulması istenir. Halk bu ve benzeri sıkıntılarından kurtulmak için dualarını daha ziyade Mahsenli Ai Efendiyi ziyarete gider ve onun türbesinde dua ederler. Ondan bahsedilirken “Allah makamını iyi eylesin” diye ilave yapılır[70].

Bu Sünni köyünde sık olmasa da alevi ile evlilik başlamıştır. Geçmişte pek bu tür evlilikler görülmezdi[71]. İncelediğimiz bölgenin diğer Alevi ve Sünni köylerinde de edindiğimiz intiba mezhep farklılıklarının geçmişe nazaran evlenmelere engel olmadığını göstermiştir.

Topal Ali Köyü Ali Sünni Müslüman halkın anlatılarında da yakın zamanın cinli perili hikâyeler yer alır. Geceleri daha ziyade Cin Alayları’nın düğünlerine rastlandığı ifade edilir. Bu köyden Kürt Mehmet bir gece peri kızlarına yakalanmış, perilerden birisi ile evlenir, çok geçmeden bunalıma girer ve rahatsızlanıp ölür[72].

Köylerde cinlerle ilgili genel kanaat onların kom ve samanlıklarda yaşayabilecekleri karanlıkta, nokta halinde ışık parıltısı gibi dikkati çekebildiklerine, onlardan korunmak için besmele getirmek gerektiği şeklindedir[73].

Bu köyün halk inançlarına göre Al Karısı’ndan korunmak için ‘Al Bezi’ ve Kur’an-ı Kerim, ekmek parçası loğusa kadının odasına konur[74].

Bu köy halkının uğursuz hayvanı olarak baykuş bilinir. Baykuşun tünediği ev virane olur” inancı vardır[75].

Baykuş’un Türk kültürlü halkların genelinde uğursuz sayılmaları yanında onun kutlu kuş olduğunu kabul eden Türk kesimlerinin de olduğu bilinmektedir. Mesela bir Kırgız genç kız merasim kıyafetinin kalpağına baykuş tüyü takmak ister ve böylece kut bulacağına işlerinin de iyi gidebileceğine inanır[76]. Bu tespit bize bazı kuşların ongun da olabildikleri gerçeğinden hareketle şu noktaya götürmektedir. Ongunların hayır ve şer denilebilecek veya yardımcı olmalarının yanı sıra ceza da verebilecekleri özellikleri bilinmektedir. Buradan hareketle aynı kültür coğrafyasındaki ortak kültürü paylaşan halkların farklı ongun kuşlarının olabileceği ve yaşamlarında bu ongunlarla ilgili farklı hatıralarının olduğu söylenebilir.

Topal Ali Türkmen köyü düğünlerinde gelin fesinin üzerine sadece Al tavuk teleği bağlanırdı.. Esasen başka kuş türü hayvan teleği bulmak kolay değilken ak tavuk teleği çok kere al renge boyanırdı.[77]

Abdallar[78]

Yozgat merkeze bağlı köylerden Kırıksoku/Abdallarda toplam 10–12 hane vardır.  Bu yöreye Abdallar; Sarkışla, Alaçayır,  Akdağmadeni, Yeşil Oymak’dan gelmişlerdir[79]. Genelde ekonomik durumu fazla iyi olmayan insanlardır. Hayvancılık ve tarla ziraatı ile geçinirler. Neşeli insanlar olmakla beraber büyük ölçüde gurbetçi hayatı yaşarlar. Buradaki Ali Baba Türbesinin kapı eşiğindeki kırık sokudan köy ismini almıştır. Bu toplum gençlerini erken evlendirmeleri ile bilinir. Gençler çoğunlukla 18–19 yaşlarında evlenirler. Köyün halkı çoğunlukla düğün türü eğlencelerde Yozgat’ta müzisyenlik yapmaktadır. Neşet Ertaş’ın parçaları çok yaygın bir biçimde terennüm edilir. Bu toplumda geçmişte ailedeki çocuk sayısı 12-14’e kadar çıkardı. Şimdilerde 1–2 çocuklu olmakla yetinilmektedir. Misafir perver insanlardır “”Tanrı misafiri Hızır kendisidir” derler Muzip bir Abdal söylemi ile “Abdallarda çapa vurdukça çocuk çıkar” geçmişteki ev doğumları tamamen terk edilmiş şimdilerde bütün doğumlar hastanelerde olmaktadır. Sezaryenle doğumu anlatırken “Şimdilerde dana çıkarır gibi çocuk çıkarılmaktadır” demektedirler[80].

Ali Baba ziyaret yeri her türlü sıkıntı ve ihtiyaç için başvurulan bir mekândır. Yola çıkacak kimseler yola çıkmadan evvel ve çocuğu olmayanlar çocukları olsun diye, kısmetinin bağlı olduğuna inananlar ise kısmetlerinin açılması gibi hacetlerinde Ali Baba’ya başvururlar. Ali Baba’yı ziyaret edenler 1 Fatiha ve 3 ihlâs süresi okur “Ali baba şu işimi rast getir” derler.[81]

Abdal toplumunun önemli ziyaretlerinden birisi de Alemdar köyünün yanındaki Tırtıldı Baba’dır. Buranın ziyaret adap ve inançları da aynıdır[82].

Abdallar’ın köylerinde hem okul ve hem de cami var. Caminin imamı 4–5 yıl evvel tayin olmuştur. Alevi olarak bilinmeleri ve kendilerini Alevi olarak tanıtmalarına rağmen Cem Evleri yoktur. Sıkça tekrarlanan bir Abdal sözüne göre “Zenginin uygunsuzluğu görülmez fakir bir hata yapsa gel bakalım ceme denir dara çekilir” Camide Cuma günleri 15–20 kişilik cemaat oluşmaktadır. Abdallar’ın çevre köyleri hep Sünni’dirler. Aralarında inanç farkından kaynaklanan bir sorun yaşanmaz. Karşılıklı düğünlere cenazelere gidilir birlikte yenilip içilir.  Diğer Abdal köylerinden Elmalı, Kırtıllar, Savrıklı, Gölpınar ile özel bir ilişkileri yoktur. Eskilerin dinlediklerine göre Erzurum’un Hacı Cuma Mahallesi’nden Kırıksoku köyüne gelmişlerdir[83].

Bu köyde bebeğe isim verilirken kâğıda aile fertleri isimler yazarlar oradan kura ile seçilen isim çocuğa konulur. İsim konulurken kulağa ezan veya gamet okuma uygulaması yoktur. Ayrıca saç toyu, Diş Toyu ve benzerleri yapılmaz. İnsan isimleri çok kere zamanın moda isimlerinden meydana gelir. Genellikle isimler Ehli Beyt isimlerinden alınır. Haydar, Hüseyin, Hasan, Ali Fatma, Ayşe isimlerine sık rastlanır[84].

Salmanlı’nın gün doğusundaki bir mevki vardır. Burası Battal Gazi’nin atını bağladığı yer olarak bilinir ve ziyaret olarak gidilir[85].

Türk kültür coğrafyasında İslamî kahramanlardan daha ziya Hz. Ali, Ehli Beyt ve Zülfikar ile Düldül toponomiye yansımıştır[86]. Abdal Gazi’nin bu özelliğinin olması hatırasının halk inançlarında yaşatılmak istenmesinin bir göstergesi olmalı.

Kırık Soku Köyündeki Ali Baba ziyaret yerine gelen Abdallar Köydeki bu yatıra adak adar mum yakar niyetleri gerçekleşince de gelip burada adak kurbanı keserler. Adak kurbanının eti bu toplumda da yenilmez. Burası etrafı duvarlarla çevrili 15–20 metre karelik tek katlı bir odadan oluşmuştur. Odanın içerisinde mezar yoktur. Yükünülen sadece bir kütüktür. Kütükten bir dal kesen kimse çok geçmeden ayağına keseri vurur ve ayağı kan kıran olur. Ufak bahçesindeki mazı çamının yaprakları ile uğraşan kimde kaşıntı hastalığına tutulur. Buranın eşiğinin önündeki kırık soku’nun başında geçmişte her yıl muayyen zamanlarda ünlü zurnacılar zurna taksimi yaparlardı. Yakın zamana kadar bu mekân açık havadaki bir kütükten oluşmuş iken yurt dışında çalışan bir Abdal binayı yaptırarak kütüğü binanın içine almış oldu.[87]

Yükünülen kütük tespiti şüphesiz ilk değildir. Tahtacılar ve Tunceli Alevileri arasında da ziyaret olarak işlem gören kütükler vardır. Bu kutlu kütük konusu işlenilirken ağaç kültü ile ilişkilendirilmesi kadarı ile yetinilmiştir. Bize göre ağaç bir dönemin Ongunlarından ise ki mevcut verilere göre öyle görünmektedir. Yanılmıyor isek bütün boyların ortak bir ongun ağacı yoktu. Boylara göre cinsleri farklılaşabilen ongun ağaçlar vardır. Bu teşhis bitki örtüsünde yoğunluk arz eden ağaç türleri ile de ilgili değildi. Bazı yörelerde birçok ağaç türü var iken nadir bir ağaç türü ve bazen da çoğunlukta olan ağaç türü kutsallar arasında yer alabiliyordu. Bazen de farklı ağaç türlerinin mistik izlerini aynı bölgede görebilmek mümkün olmaktadır. Bu değerlendirmemiz sağlıklı ise, kutsiyet atfedilen ağaçların cinsiyetinin bilinmesi ve kutsalı hangi anlamda temsil ettiğinin de tespiti gerekecektir. Siğiller için söğüt dalı, nazarlıklar için kara ağaç, Hıdrellezde dibine mesaj koymak için gül ağacı, akça ağaç, çınar ağacı, dut ağacı…. Örneklerini çoğaltmak mümkündür. Kütük konusuna ayrıca döneceğiz.

Abdallar ekinlerinin bereketli olması, işlerinin rast gitmesi için besmele ile başlar besmele ile hareket ederler. Tavşanın geçtiği tarlayı 7 yıl ekmediğimiz söylenir ki doğru değildir. Her yıl ekildiği halde fakirlik sürerken 7 yıl tarla ekmeyen aile ne yer ne içer.[88]

Abdallarda geçmişte yas 40 gün sürerken şimdiler 1 veya 2 gün sonra yas kalkmaktadır. Rüyasında ölmüş bir yakınını gören Abdal özel hiçbir işlem yapmaz. Abdalların cenaze merasimlerinde de abartılı bir uygulama yapılmaz mesela yüz yırtmak, saç yolmak gibi haller yoktur[89].Abdal rüya yorumlarının da fazla özelliği yoktur. Rüyada köpek, tilki ve yılan düşman anlamına gelir. At, murat ve su aydınlıktır. Abdallar toplumunda renklere de özel anlam yüklenmemiştir[90].

Abdallar toplumunda genç kız başını bağlamaz ve evli kadın da başı açık olmaz. Başlarına bakılarak onların evli veya bekâr oldukları anlaşılabilir. Abdallar Sünni inançlı Müslümanlarla evlilik yapmak istemezler onlardan gelin alıp onlara kızlarını vermek istemezler. Eskiden evliliklerde aile büyüklerine sorulurdu, şimdilerde büyük şehirlerde gençler mezhep farklılıklarına bakılmaksızın evlilik yapabilmektedirler. Bununla beraber bir Addal ailesi Hıristiyan bir aile ile akrabalık kurmak hiç istemez. Abdallarda evlilik genellikle Abdal arasında olur ve ya diğer Alevi kesimlerle evlenilir. Anadili Kürtçe olan Abdallar da vardır. Yerköy’deki bu kesim ile Anadili Türkçe olan Abdallar arasında evlilikler olur[91].

Abdallar toplumunda başlık parası alma verme gibi bir uygulama halen yoktur, çok eskiden varmış. Kızların kaçmaları veya erkeklerin kaçması yoluyla evlilik vardır. Kan davası türünden uzun süren husumetler yaşamazlar[92].

Abdal Alevi inançlı Müslüman Türk toplumundaki ezan, Sünni inançlılarınkinden farklı değildir. Ezanı Diyanet İşleri Başkanlığı’nın atamış olduğu imam okur. Kelimeyi şahadetin sonuna “Aliyul veliyullah” eklemesini yapmazlar. Abdallar topluluğunda eskiden olduğu gibi toplum üzerinde etkili olabilen dedeler yoktur. Dedeler büyük ölçüde pasif konumdadırlar. Bu toplumda Baba’nın statüsü Dede’den yüksektir. Abdalların bu köyünde cem de yapmamaktalar ve camiye de gitmemektedirler. Abdallardan imkânı olanlar Hac farizesini yaparlar[93].

Abdallar da içki yasaktır, içki kullanmazlar. Hanımını boşama gibi uygulamalar diğer Alevi kesimler gibi düşkünlük sebebi sayılır[94].

Tayyip Köyü Türkmenleri:

Abdallar Alevilik inancının fazla bir özelliği olduğu söylenemez. Belki bir dönem belirli konularda özellikler arz ediyorlardı. Kırıksoku köyünün bitişiğindeki keza merkeze bağlı Alevi inançlı Müslüman Türk toplumunun yaşadığı 40–50 haneli Tayyip köyünün halkı da farklı yerlerden gelmiştir. Bu köyde sağlık ocağı olmamakla beraber Cami ve Cem Evi vardır. Köy halkı her iki yeri de ibadethane kabul eder ve buralara giderler Alevilikle Sünniliği ayrı dinlerin kapsamında düşünmez “Ayrı ayrı dinler değil ya “ denir. Bu köyde ezelden beri Cem yapılmamaktadır[95].

Tayyip köyündeki Höyük diye bilinen türbeye her kesimden Alevi gelir Avrupa’dan çeşitli hacetler için gelip Höyük ziyareti için adanan adaklar tavuk dahi olsa yerine getirilir. Yılda ortalama 50–60 adak kesilir ve adak etleri götürülmez orada tüketilir. Burada bir mezar ve kutsal addedilen Çınar Ağacı vardır. Ziyaretçiler Abdallar da olduğu gibi 1 Fatiha 3 İhlâs okurlar. Burayı ziyaret için civar köylerden de gelinir. Burada farklı bir adak adama şekli vardır. Boruk olarak bilinen ot, koparılmadan iki yerinden kırılır ve fakat parçalara ayrılmaz yerinde bırakılır. Siğilli kimse, siğilini ona sürer. Doruk kuruyuncaya kadar siğilin geçeceğine inanılır. Bura haftanın her günü ve günün her saatinde ziyaret edilir. Uygulanan bu halk hekimliği tarzı, eski ismi Abdallar olan Yozgat merkezin Eyice köyü siğil tedavisindeki taze Söğüt dalına çeltik atılmasını andırmakladır. Höyük Ziyaretine mum da adanır. Ağacından bir yaprak dahi alınmasına izin vermeyen Kırıksoku’daki Ali Baba’da olduğu gibi Höyük Ziyareti de en ufak bir taş parçası dahi alınmasına izin vermez, alan kimsenin başına bir felaket geleceği inancı burada da vardır[96].

Yarım kırılan ve parçalara ayrılmayan boruk ile ilgili inanç bize Karaçay’dan derlediğimiz bir inancı hatırlattı. Karaçaylarda toplu yenilen yemekte kemikler bıçaksız sıyrılınca kürek kemiği ortasından kırılır ve fakat iki parçaya ayrılmaz. Bu uygulama izah edilirken Hz. Muhammed’in atının üzengisinin bu kemiğe takıldığı bu şekilde kırıldığı halde ikiye ayrılmadığı açıklanmaktadır[97].

Ağaç kültü, bu tespitte kutsiyetin otta tecellisi şeklinde tezahür etmiş olmaktadır. Bu örnekte pir olan Boruk otu değil Höyük Ziyaretidir. Boruk, Höyük ziyaretinin adeta müştemilatıdır. Tıpkı birçok ziyaret yerinin önündeki dallarına adak bezi asılan çalılar gibi. Ot ve Çalının ağaç kültü kapsamında ele alınması süpürge otu etrafında oluşan inançları düşündürüyor[98]. Artvin yöresinde Bebek Çalınması’nı önlemek için beşik boş bırakılmaz içerisine süpürge konur. Bebek Çalınması, bebeğin kara iyeler tarafından sahiplenilmesi anlamındadır. Kars yöresinde boş beşik sallanılır ise bebeğin sancılanacağına inanılır. Zira sallanan boş beşiğe İyi Saatte Olsunlar’ın bileceğine inanılır. Özbekistan’da beşik toyunda bebeği görünmeyenlerin muhtemelen şerrinden korumak için bebek temsili olarak satılır. Böylece bebeğin korunmaya alındığına inanılır[99].

Halk yağmur duası için de bu tepeye çıkar. Duayı Hoca veya Dede yönetir. Kadınlar ve çocukların da katıldıkları Duada eller parmaklar yukarı gelecek şekilde açık tutulur. Bu köyde hanımlar cenaze olunca erkeklerle birlikte mezarlığa gelir bir mesafeden sonra daha ileri gitmezler.

Tayyip Köyü Alevi inançlı Müslüman Türk halkında oruç, namaz, kurban fariziyeleri Sünni inançlı kesimden farklı değildir. Ehlibeyt aşkı da tamdır.

Tayyip köyü halkının % 99’u Hacca gitmeden evvel Hacı Bektaş Veli’ye giderler. Bu köyün Alevileri kelimeyi şahadetin sonuna Aliyul Veliyullah ilavesini yaparlar. Köyde Dar ve Düşkünlük Kurumu çalışır. Ancak dede muhalefet etmiş olsa da köyde 2 hatta 4 evliliğin olduğu görülebilir. Kız kaçırma yoluyla evlilik de yapılır. Kan davası güdülmez. Alevi-Sünni evliliği görülür ve eskiden olduğundan daha fazla hoşgörü ile karşılanır. “Can canı istedikten sonra neden olmasın ki” “Hepimiz Âdem Ata’dan meydana geldik” denir.

Tayyip köyünde ayrıca halkın çeşitli hacetleri için başvurduğu Temur Sultan Türbesi de vardır.

Bahadınlı bölgesinde Gül Veli Yatırı vardır. Buradaki kutlu taşa vücudun ağrıyan kısmı sürülür ise şifa bulacağına inanılır[100]. Burası aynı zamanda ocaktır. Zamanında Al karısı yakalamış bir kimse olarak bilinir[101].

Al karası ile ilgili inançların arasında yakalanan al karısından bazı hikmetler için söz alınması, bazı sırların öğrenilmesi gibi hususlar da vardır. Mesela al karısı kendisini yakalayanın nesline dokunmayacağına söz verir. Böylece o aile ocak niteliği kazanır. O aileden alınmış bir çaput parçasının bulundurulması bile alan aileyi al karısına karşı korumuş olur.

Buraya bebeği olmayan veya yaşamayan aileler gelir adak adar çocukları olunca da gelip adaklarını yerine getirirler. Burada bir su ve adak kurban kesimi için hazırlanmış bir yer vardır. Ocak ziyaretlerinde halk kesiminde mezhep farkı aranmaz, Ocağı farklı halk kesimlerinden her ihtiyaçlı ziyaret edip şifa umabilir. Ocaklıya Ocaklı Payı verir[102].

Dinî nikâhı geçmişte dede kıyardı. Bu yörenin Alevilerinde hatta genelde Alevilikte dinî nikâh pek yoktur. Dedeni yanı sıra bir de hoca vardır. Ölüm merasimlerinde defin anında o zat defin işlemine nezaret eder[103].

Burada, bağın bahçenin ilk mahsulü dedeye ikram edilir. Dedelik erkek evlatla sürer. Aynı zamanda dede el vererek de dedelik kurumunu sürdürür[104].

Bahadın’ın bazı köylerinde geçmişte Gelin alayı yatırın etrafında gelin gideceği gün dönermiş şimdilerde bu uygulamaya pek rastlanmaktadır[105].

Bu uygulama tavaf inancının farklı bir tezahürü olmalı. Anadolu’nun bazı köylerinde gelin alayı yeni evine gelin götürülmeden köyün mezarlığının etrafında dolanır. Bazen de bu uygulama bütün köyün etrafında dolanma şeklinde uygulanır. Adeta bir helâlaşma şeklidir. Erzurum köylerinden yapılmış bir tespitte, büyük bir yangını köyün dini bütün bilinen bir ferdi koşarak, yangının etrafında dönerek ve kuran okuyarak kontrol altına almıştır. Ülkü Önal’ın yaptığı bir tespite göre, Artvin’in Kaçkar dağ köylerinden derlenilmiş bir bilgiye göre bazı köylerde kutlu müdürler olurmuş dolu yağma mevsiminde bu mühürler tarlanın dört yönüne onu çevreleyecek tarzda gömülür ve zamanı gelince de çıkarılırmış böylece adeta mühürle sınırlanmış bölge doluya karşı korunmuş olurmuş. Kars’ta bir süre için dışarıda bırakılan hububat yığının etrafına okunarak bir daire çizilirdi.[106]

Yörede, Kara Dede, Kümü Baba, Mercan Ana, Halil Baba, gibi ziyaret yerleri vardır. Bunlar 3 kardeştirler. Kutlu kabul edilen mezarların çalılarına burada da Adak Bezi bağlarlar.  Bunların bulundukları tepelerde de geçmişte yağmur duası yapılırdı. [107].

Salurlar:

Salur halen Bahadın Beldesine bağlı bir köydür. Bu beldenin halkı çeşitli Türkmen toplumlarından oluşmuş sürekli göç almış bir yöredir. Buranın bir kısım halkı Zile, Maşatova, Sivas, Erzincan ve kangal’dan gelmiştir. Tamamına yakını Alevi inançlı Müslüman halktan oluşmuştur. Buranın Salurlarının Sungur boyundan geldiği şeklinde bir rivayet vardır. Bu boyun isminin Salur Kazan’dan geldiği anlatılır. Yakın zamana kadar 2 aile Sıraç toplumundan komşuları vardı. Aralarında Abdallardan komşuları yoktur ancak Salurlar ve beldenin diğer sakinleri Abdallardan kız alıp verirler. Halen eski ismi Pöhrek ve yeni ismi Gümüş Kavak olan köyde birkaç Abdal ailesi vardır. Bahadın beldesinde Tülek toplumundan aile pek yoktur. Farklı yörelerden Alevilerin Bahadın’a gelmiş olmaları Bahadın’ı çok kültürlü yapmıştır. Bahadın’a Varto ve Erzincan’dan gelen ler burada Alevi, Karadeniz’de Nakşî ve Konya’da Mevlevi olarak bilinirler. Sarıaligiller Tuçceli-Koçgiri tayfasındandırlar. Buradaki Emiroğlu aşireti giderek Karabol olmuş, bunlar Horasan’dan Kuzey Irak’a oradan Zile ve Malatya’ya ve oralardan da buraya gelmişlerdir. Aşıkgiller ise Sivas Kangal’dan Bahadın bölgesine gelmiştir[108].

Sarıoğlan’da Karaözü, Yerli Kuyu/Kör Kuyu, İğdeli, Kaleköy, Karapınar gibi köyler Avşar bilinirler ve aralarında Tülekler de vardır. Tülekler genelde Sünni inançlı Müslüman Türkler olarak bilinirlerken Bahadın’daki Tülekler Alevidirler[109].

Bahadın yöresi Töleklerinin mezarlarına Kaz tülü kazdırdıkları ifade edilir. Yörede her ailenin hayvanları için farklı enleri vardır. Bunlardan hareketle hayvanın sahibi bilinir[110].

Bahadın Töleklerinin mezarlarına Kaz tülü kazdıkları tespiti, bizim Tüleklerle ilgili olarak yapmaya çalıştığımız değişik kuşların farklı Türk toplumlarına ongun oldukları görüşümüzü doğrular niteliktedir. Zira Kaz’ı ongun kabul etmiş Alevi Türkmen boylarının mezarlarına Kaz Ayağı Damgası kazdıklarını biliyoruz[111].

Eskiden Bahadın’da kadınlar iki kaşlarının arasına dövme yaparlardı Bu dövmedeki şekle Hz. Ali’nin Yıldızı denirdi[112].

Salurlar bu yörede Salur köyünü hatırlatır. Şimdilerde Bahadın’a bağlı bir mahalle oldu. Bu köyde farklı Alevi Türk toplumları Savur Türkleri ile birlikte yaşarlar[113].

Salurlarda kaçmak ve kaçırmak yöntemi ile de evlilikler olur ve bu yöntemle evlenenler düşkün muamelesi görürler. Kan davası yoktur. Kan davası gütmek düşkünlüğe girer.[114]

Salurlarda insan yaşları ile ilgi olarak ilginç bir tespitimiz oldu. Burada “Ana Yaşı” ve “Baba yaşı” tanımlamaları var. Ana yaşı kişinin gerçek yaşıdır ve anadan doğumla başlar. Baba yaşı ise resmi kayıtlara geçirildiği yaştır. Bu iki yaş arasında nüfusa geç kaydetmeden ileri ile farklılıklar olabilmektedir[115].

Salurlar, imam Caferi mensubudurlar[116]. Salur toplumunda eskiden evlenecek kızın kanaati sorulmazdı. Şimdilerde muhakkak kanaatine başvurulur. Salur Alevilerden geçmişte Sünni bir aileye kız verilmezdi şimdilerde verilmeğe başlanmıştır. Esasen bir Alevinin kızı Sünni bir kimseyle evlenmesi Dar kurallarına göre düşkünlük konusu olur[117].

Yozgat Salurlarında eskiden kızlar için başlık parası alınırdı, ancak şimdi bu uygulama kalkmıştır. Kan davası geçmişte de olmamıştır şimdi de yoktur.[118]

Bu toplumda yeni doğan çocuğa ismini ninesi veya dedesi koyar. Belirli bir Sünnet Toyu yoktur. Eskiden sünneti Abdallar yaparlardı. Şimdi doktorlar yapmaktadırlar. Kırık çıkık gibi hallerde halk hekimliği Ermenilerden öğrenildiği kadarı ile sürdürülmüştür. Geçmişte onlar yaparlardı[119].

Evlenen çiftlerin nikâhını çiftler isterlerse imam kıyar. Ceyiz Senedi tutma uygulaması bu toplumda da vardır. Yeni yapılan evin çatısı çatılırken, çatıya bayrak asılır. Ustalar hane sahibine “bayrak inmiyor” derler O da ustalara bahşiş atar/verir. Binanın temeli atılırken temele toklu veya horoz kanı akıtılır[120].

Eskiden Salur düğünlerinde Gelin Bayrağı ve Damat Bayrağı olurdu. Damadın bayrağı al ve gelinin bayrağı ise Yeşil olur. Bu uygulama diğer Alevi kesimlerde de vardı. Bayrak Salavatlama’sı yapılır taraflar karşılıklı soru sorar sorulu şiirlerle yarışırlardı. Mesela;

Hey eller eller

Minare başını salladı

Minarenin başında karıncayı kim nalladı?

Sorusuna Cebrail (a.s.) cevabı verilemez ise kayıp edilmiş olunurdu[121].

Türk kültürlü halklarda bayrak, düğün bayrağı ve bayrak selavatlama etrafında bir hayli inanç oluşmuştur. Bayrak salavatlama, bir bili, kültür, eğitim seviyesi yarışıdır. Söylenilen dörtlüklerde hamaset, dinî ve tarihi bilgi, görgü kuraları, edebi yetenek, hazır cevaplılık gibi birikim gerektirir. Bunlar bir nevi yarışmalardır ve sıradan kimselerin harcı olmayan yarışmalardır[122].

Damat bayrağı damadın evinin önüne dikilir, bunun için bir çatallı Çam Ağacı alınır, onun çatallarından birinin ucuna yeşil diğerinin ucuna al cuval/Horoz teleği veya bez bağlanır her ikisinin ortasına bir çivi ile elma tutturulur. Bayrak direğinin temeline bıçak gömülür. Bayrak indirilince; bayrağı, elmayı cuvalı/horoz teleğini damada götürebilen ondan bir hediye alır.  Düğünlerde elma, Hz. Ali’yi simgeler. Hz Ali’ye elma gelmiştir. Şimdilerde Düğün Bayrağı olarak Türk Bayrağı düğünlerde yer almaktadır.[123]

Yozgat Savurlarında Düğün Okuntusu götüren kimse /hediye saçı olarak tavuk Bodu/kaz, koyun, keçi gibi şeyler de götürür. Bunların genel adı saçıdır.[124]

Salurlarda damada kına gecesinde kına yakılır.

Gelin baba evinden çıkarken çıktığı evin eşiğine, anasına, babası niyaz eder. Allah’ım gittiğim yerde beni mutlu mesut et. Yüzümü karartma ağart, der.

Salurlarda eskiden gelinin başındaki tiğinin/kofiğine cuval/horoz teleği konurdu Onun fesine ve iki omzuna ayna dikilirdi. Gelinin kofiğinin al tül ve damadın omzuna kaşkol gibi yeşil tül atılırdı.

Gelin baba evinden çıkarken erkek kardeşi veya amcasının oğlu onun kuşağını bağlar, “Kardeş Yolu” olarak bilinen hediyesini alır. Aynı şekilde gelin annesi ile helâlaşınca damat tarafı anneye “Süt Hakkı” olarak bilinen bir hediye alır.

Salur halk inançlarında da Aşerme inancı vardır. Aşeren anne adayının canının çektiği şey muhakkak alınmalı temin edilmeye çalışılmalıdır.

Salurlardaki Albastı inancına göre Al tarafından asılan hamile kadın ölür. Al basmaması için basılmaktan korunmak için lohusanın yatağının altına demir bir eşya veya yakasına iğne takılır. Demirin Al2a karşı özelliği olduğuna inanılır.

Salur halk inanmalarında bağın bahçenin ilk ürününden, doğumdan sonraki hayvanın ilk sütü olan ağızdan bulunulan yerdeki ocağa ve tekkeye verilir. Böylece ürünün bereketini artacağına kem gözden zarar görmeyeceğine bir zarara uğranılmayacağına inanılır. Bu uygulama bir anlamda hayır işlemi ve bir noktada da hayır dua almaktır.[125]

Salur halk inanmalarında Nazar’a karşı alınmış tedbirler de vardır. İnsanların ve hayvanların canlı cansız birçok varlığın nazar alabileceğine inanılır. Nazar için Nazar Duası okutulur, taşınır saklanılır. Bu toplumun nazar inancında mavi olan nazar boncuğunun yanı sıra ayrıca ak olan Tazı Boncuğu vardır. Nazar koruyucu olarak hazırlanan muskalarda Kara Ağaç ve İğde Ağacı dalı kullanılır.[126]

Salur’da eskiden ambar, ahır ve ağıllarda nazarlık olarak bağ, bahçe ve bostanlarda nazarlık olarak At Nalı, At ve Öküz kafatası kemiği kullanılırdı. Bunlar ya eşik başlarına veya duvarlara çakılır veya ağaçlara asılırlardı.[127]

Salur Halk İnanmalarında güneşle, ayla ve eşikle ilgili inançlar da vardır. Hava karanlık olunca, “Yer Gök mühürlendi” denilir. Eşikten dışarı ve içeri bir şey sokulmaz ve çıkarılmaz.[128]

Salurlarda Kişi ölmüş bir yakını rüyasında görür ise onun hayrına ertesi gün köpeğe ekmek verir.[129]

Salur Türklerinde ölüm yası 3 gündür 3 gün yas tutulur sonra yastan çıkılır. Bu toplumda ölünün Yedisi ve Kırkı da yapılır. Hayrına verilen ilk yemeğe Cumalık ve senesinde yapılan yemekli anmada verilen yemeye de yıllık denir[130].

Salurlarda eşi ölen erkişi tekrar evlenmeğe karar verirse, ilk hanımının kabrine gider ondan elalık” ister, alır. Bu toplumda helallık konusu çok önemsenir. Yolculuğa çıkan kimse helallik alır ve helallaşılıp helâlık alınmadan yola çıkılmaz. Helallik almadan yola çıkan kimse düşkün sayılır. Eşi kendisi ile barışmaz ise halellik vermez ise yola çıkacak kimse eşiğe niyaz eder. Yola giden ikrar verir. Bu esnada “Bende ise bana sen de ise sana” der Büyük Kapı’ya havale eder. Büyük Kapı Serçeşme’dir ve Başı Hacı Bektaş Veli’dir. Böylece kişiden günahın gitmiş olduğuna inanılır. Haksızlığa uğrayan derdini anlatamayan “Allah söksün çıkarsın” denir[131].

Sıraçlar

Sorgun’da Veliökdük Köyü, Çereker’in Obalar, Çakır, Demirci Alan, Orta Oba, Yukarı Oba, İkizce Yavu Hasan, Kamışcıkürük Köyü/Gönül Yurdu, Sarı Köy,  köyleri Sıraç köyleri olarak bilinir.[132] Bunların Sivas, Tokat, Kurudere’den geldikleri anlatılır.[133] .Sıraç ismi Saraçlar geçmiş olmalı. Aleviliklerinden taviz vermez diğer Alevi kesimlere nazaran daha kapalı yaşam şekli sürdüren, asıllarına daha bağlı bir toplumdur. Diğer Alevileri pek beğenmezler, anlara “Alabağırsak/Bozulmuş” derler. Sünni köylerle ilişki kurmadıkları bilinir. Abdallar gibi elekçilik, sünnetçilik yapanları çıkar ancak bunlar Abdallar gibi müzisyenlik yapmazlar[134].

Dem, bütün Alevilerde olduğu gibi Sıraçlar’da da vardır ve “Kırkların Cemi” nden geldiği şeklinde izah edilir[135].

İmamet ve Velayet inancı konusunda diğer Alevilerden farklı bir inanç taşımazlar. Aralarındaki farkın sadece erkânda olduğunu ifade ederler. Bu konuda “Yol bir Erkan binbir” derler. Aynı akaidi paylaşırlar cemlerinde farklılık görülebilir[136].

Sıraçlarda çocuğa ad koyma esnasında kulağına isminin okunması uygulaması yoktur. Çocukların sünnetinde dedenin bulunması gerekmez, dedenin böyle bir görevi yoktur.  Çocuklara isimleri eskiden Ehli Beyt isimlerinden seçilirdi, şimdilerde bu uygulama yoktur. Demircialan köyünde olduğu gibi birçok köyde daimi olabilen bir dede yoktur. Böyle hallerde dede zaman zaman gelir ve gider[137].

Daimi surette dede bulunduramayacak durumda olan dedesiz köyler için dede bazı yetki ve görevler için bir Sofi tayin eder. Sofi, Alevi Sıraç köyünün bir takım dinî hizmetlerinde bulunur. Gerekli hallerde dua eder, evliliklerde nikâh kıyar, dedenin köyde bulunmadığı zamanlarda nikâhı Sofi kıyar[138].

Dedelik soydan gelir, erkek evlatla sürer. Dedeliğe namzet yok ise o ocak kapanır veya dede birisini yetiştirebilir. Sistemde babanın hanımına ana denir. Sofunun hanımı ise eci olarak bilinir. Babanın kızı ana olabilir ve fakat sofunun kızı eci olamaz. Bir Ocakta 3 bacı var ise her üçü de yolu sürüyorlar ise, her üçü de ana veya eci olabilirler. Babalar arasında ihtilaf olur ise ihtilafı halkın çözebilmesi gerekir, mevcut şartlarda halk da ancak çözememektedir[139].

Sıraçlarda dedenin halktan alınmış bir geliri yoktur. Dede hayatını diğer Sıraçlar gibi çiftçilik ticaret ve benzeri yollardan kazanır. Dede’ye dini vecibelerdeki görevi karşılığında verilen ücrete Sitem denir.[140]

Alevi Sıraçlarda Suçlu ve suçsuz taraf dedeye, dedenin tayin ettiği miktarda bir ödeme yapar bunun ismi Sitem’dir. Sitem miktarında suçlunun ki davalıdan daha çok olur. Komşular isterlerse sitemin miktarının düşürülmesi için araya girerler ve dede ister ise sitem miktarı düşürülebilir[141].

Sıraç bir aile kızını Sünni bir aileye gönlüyle gelin vermez, vermek istemez. Mezhepler arasında karşılıklı kız kaçırmalar veya kocaya kaçmalar olur. Bu toplumda Sünni ile evlenmek düşkünlük sebebi değildir. Sıraç toplumu iki yola da, hem namaza ve hem de ceme çok saygılıdırlar.[142]

Sıraçlara göre cemin ciddiyetini diğer Alevi kesimden Müslümanlar bozmuşlardır. Aleviler arasında hem ceme ve hem de camiye gidenler, cemi hiç yapmayan aleviler de vardır. Alevilikte Sünnilik arasında yalpa vuranlara, inancı yozlaştıranlara bu toplumda“Alaca” denilmektedir.[143]

Demircialan Sıraç köyü 50–55 hane iken dedeye göre sadece 4–5 hane “yoldan geçebildi” Yoldan geçememiş olanlar arasında köyün muhtarı da vardır[144].

Sıraçlarda kısmetinin açılmasını isteyen genç kız, Aleviliğin kutsalları arasında olan baba ve bacılara giderler. Bu tür yerlere sadece kısmet açılımı için değil, çeşitli hacetler için de gidilir. Bunlardan, Acısu-Zile Tokat’taki Veli Baba, Onun eşi olan Anşa/Ayşe Bacı, Veli Baba’nın oğlu, Karşı Pınar köyündeki Hasan Baba çok ziyaret edilen yerlerdir. Buralara gidenler buralara çivi çakar çaput ve iplik bağlarlar. Buralarda dilek dilenir dua edilir. Bunlardan Veli Baba’nın yörenin su sorununu hallettiğine veya Allah’ın Veli Baba gibi iyi kullarının yüzü suyu hürmetine buraya su nimetini lütfettiğine inanılır[145].

Kutsal mekânlara gidenler niyetleri ile ilgili olarak rüya görürler. Nadiren de olsa bu mekânları rüyada gördükleri için Alevi Sıraç kutsal mekânlarını Sünniler de ziyaret ederler[146].

Sıraçlarda çift eşlilik eskiden zaruret halinde olabilirdi. Şimdilerde yoktur. Zevk için ikinci evlilik yapılamaz. İkinci evliliğini yapmaya zaruretten zorunda kalan Sıraç erkek, ilk eşinden icazet, rıza alması gerekir. Böyle hallerde ikna edilmiş olan birinci eş kocasını evlendirebilmek için kuma adayına elçi olarak da gidebilir. Ancak evlilikte sağlık sorunu, taraflardan erkekten kaynaklanıyor ise, tedavi çözüm olmuyor ise, erkek hayat boyu kaderine katlanmak zorundadır.

Sıraç Alevilerinde gelin çeyizi yazma uygulaması yapılır. Tarafların katılımı ile oluşan, kadın veya erkek gelinin getirdiği çeyizi tespit edip kayıt altına alırlar.[147]

Sıraç düğünlerinde Türk bayrağı olur. Ayrıca bir de düğün bayrağı hazırlanır. Bunun için 3–4 çatallı bir çam dalı alınır dallardan her birinin ucuna bir elma, elmalara püskül ve püsküllerin alt kısımlarına al ve yeşil yazma bağlanır. Bunların ortasında ayna olur[148].

Sıraç gelini yeni evine gelince, ertesi gün “gelin suya indirme” işlemi yapılır. Bunun için âşık gelini sazla karşılar. Âşık gelini subaşına iki bacılığı birlikte türkü eşliğinde götürür. Gelinin bacılığı damadın sağdıcı olur. Bunlar gelinin emsalinden veya küçük çocuklardan belirlenirler.[149]

Geçmişte Sıraç kadın yabancı bir erkeği görünce yüzünü örter, kapatırdı, şimdilerde kapatmamaktadır. Sıraç bir hanım sesini hiç kimseden saklamaz, sakınmaz, rahatlıkla herkesle görüşür konuşur. Eskiden Sıraç gelin, ailenin büyük erkeklerine “gelinlik” yapar sesini bir dönem saklardı[150].

Sıraçlardan bir kimse rüyasında ölmüş bir yakınını görür ise onun ruhu için hayır olmak üzere Cuma akşamı gözleme veya lokma yapar ve dağıtılır. Hazırlanan bu hayır ekmeğinden bir parça da mevtanın mezarının üzerine koyar. Böylece onun kurt, kuş tarafından yenilerek ölünün hayrına, “canı için” sadakası olacağına inanılır.

Sıraç toplumunda ölüm yası 1 gündür. Cenazenin kalkışı ile yas sona erer. Ancak ölünün Kırkı yapılır Bu münasebetle Kırk Ekmeği hazırlanır. Bu ekmek komşulara ikram edilir. Sıraçlarda ağıt uygulaması yoktur[151].

Ölen bir Sıraç’ın giysileri çok sevdiği eşyaları, sazı, silahı, kitabı, bastonu mezarın içine, toprağın altına konur, ayakkabılarının kapının önüne konulması inanç ve uygulaması yoktur.[152]

Mezara, ölen şahsın kıymetli eşyalarının koyulması eski Türk defin geleneğinde de vardır. Anadolu genelinde büyük şehirlerde ölen kimsenin ayakkabılar evin eşiğinin önüne uç kısımları dışarı bakacak şekilde konularak o evde ölü olduğu, ayakkabıların sahibinin öldüğü duyurulmuş olur.[153].

Sıraçlarda düğünlerinde olduğu gibi cenaze ve düğün evine farklı yoldan gidip farklı yoldan dönme inanç ve uygulaması yoktur.[154]

Sıraçlarda 2 ayrı oruç tutulur. Bunlar Muharrem Orucu 12 gün olarak tutulur, diğeri ise Hıdrellez Orucu olup 7 gün olarak tutulur.[155]

Sıraçlarda Kurban bayramı Kurban’ı yoktur Sıraçlar senede sadece 1 defa Birlik Kurbanı keserler. Bunun için bütün köy halkı sadece bir tek kurban keserler. Son yıllarda Sıraçlardan da Kurban Bayramı’nda da kurban kesenler olmaya başlamıştır.[156]

Sıraçlar genelde hatırlı insanlardır. Çiftte çubukta çalışan kimseye muhakkak “bereketli olsun” denir, yemek yeniyorsa buyur edilir. Sofradan kalkılıp dışarıdan gelene sofrada yer açılır[157].

Sıraç Alevilerinde bağım bostanın veya hayvansal ürünlerin ilk hasatının dedeye verilmesi gibi bir uygulama yoktur.[158]

Sıraçlarda Hicaz’a veya Kerbelaya haç ziyaretine giden yoktur. Onlar yılda bir defa Hacı Bektaş Veli’yi ziyaret eder ve orada muhakkak kurban keserler[159].

Sıraç toplumunda ay veya güneş tutulunca dede veya sofunun üstlendiği özel bir görev yoktur. Halk daha ziyade silah atarlar[160].

Bu toplumda tavşan uğursuz hayvan olarak bilinirken tilkinin uğurlu olduğuna inanılır. Yolculukta tilki ile karşılaşmış olmak istenir. Sıraçlarda Kurda ve tilkiye derviş denilir ve onlara kolay kolay silah atılmaz.[161]

Bu toplumda ay hali yaşadığı için tavşanın eti yenilmez. Tavşanın “Hz. Ali’nin kedisi olduğu” ile ilgili söylentiler tamamen uydurmadır. “Tavşanın geçtiği tarlayı yeni sene ekip biçmediği söylenen Alevi ne yiyip ne içecektir, demektedirler. Bu toplumda Türkmen olmayan Türklere “Kara Türk” denilmektedir. Bu ifade ile bağnaz, uzlaşmaz, tavizsiz kimseler anlatılmış olur[162].

Akarsuya pislik atmanın günah olduğuna inanılır. Keza ateşe de su dökülmez.[163]

Halk inanmalarında akarsuda kutlu güçlerin adeta ak iyelerin durgun su da ise kara iyelerin şer güçlerin olduğuna inanılır. Artvin yöresinde bir şeye uğradığına inanılan kimsenin şifası için durgun suda bir miktar alınır. Onun içerisine 4 adet köz konur daha sonra bu su şifa niyetine hasta kimseye içirilir[164]. Bu uygulama ile ateş iyesinin gücünden yararlanılarak hastalığa sebep olan bazı şer kuvveler imha edilmek istenilmiş olmalı.

Sıraç Alevilerinde itibarlı makbul renkler Ak ve yeşildir. Al’ın Hz. Ali’ye hürmeten saygınlığı vardır Hz. Ali’nin başına kırmızı bağladığı inancı yaygındır. Sıraç coğrafyasında Hz. Ali, Düldül ve Zükfikar’ın toponomiye yansıdığına dair anlatısı yoktur[165].

SONUÇ;

Üç gün süren çalışmamız şüphesiz bir ön çalışma niteliğinde olabilmiştir. Tespiti yapılan inanç içerikli bilgiler arasında Ovoo/Oboo ‘ya rastlanılmış olması, Ağacın Türk kültürlü halkların halk inanmalarında sıradan bir kült oluşturmasının ötesinde ağaç türlerinin ayrı ayrı ongun olabileceklerini düşündüren tespitlerle karşılanılması, Keza teleklerin kuş ongununa dair, kuş türlerinden hareketle ayrıntılı teşhise götürebilecek düzeyde olması veya bu teşhisin ipuçlarını taşıyor olmaları, halk inanmalar-mitoloji ilişkileri bağlamında, alanla ilgili çalışmalara bize göre az da olsa derinlik kazandırabilmiştir. Keza bölgede kütük ziyaret yerleri ile ilgili bulgular, ağaçların da türlerine göre farklı toplumların değişik ongunları alabileceğine dair bazı ipuçlerı vermiştir.

Hayatın geçiş dönemleri ile derlenilen bilgiler büyük ölçüde tekrar nitaliğinde idiler. Ancak aynılıklara vurgu yapma adna bu tür bulgulara da çalışmada yer verilmiştir.

Bu süre zarfında 25 civarında yerleşim yerinde 100’e yakın görüşme yapılmıştır. Kendilerine teşekkür ediyoruz. Ayrıca bize imkanları her türlü rahatlığı sağlayan Sadettin Çınar beye, Desteğini esirgemeyen Yirmibirinci Yüzyıl Türkiye Enstitüsü’ne şükran boçluyuz.

 

 

[1] Dr. yasarkalafat@gmail.com  www.yasarkalafat.info  Türk halkbilim Kültür Araştırma ve Strateji Merkezi

[2] Yaşar Kalafat-Adnan Menderes Kaya, Kültür Coğrafyası ve Halk Kültürü, Berikan, Ankara, 2013

[3] Yaşar Kalafat, Balkanlardan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları V-VI (….) Berikan, Ankara 2006,, s. 125-143

[4] Yaşar Kalafat, Balkanlardan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları V-VI (….) Berikan, Ankara 2006,, s. 67-73

[5] Yaşar Kalafat, Balkanlardan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları V-VI, Berikan, Ankara, 2006. S. 317-333

[6]  Salur cemaatı- Sökmen Kabilesi, Çomak Deresi, dere kışlası Bozok sancağı/Yozgat (Yusuf Halaçoğlu Anadolu’da Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar (1453–1650) C.IV, İstanbul, 2011 Toğan Yayınları, s.1938); Arif Baş, Her Yönüyle Yozgat, İstanbul, 2002

[7] Yaşar Kalafat, Anadolu Kültür Coğrafyasında Erenler, Berikan, Ankara, 2012

[8] Kaynak Kişi; Mehmet Tahsin Say Hasan Ağa’nın tornunun torunu halen 84 yaşında Hacı Hasanlı Köyünde yaşamaktadır.

[9] Kaynak kişi; Saniye Öztürk Orta Hacı Ahmetli köyünden Tüleklerden 40 yaşlarında bir ev hanımı

[10] Kaynak kişi; Saniye Öztürk Orta Hacı Ahmetli köyünden Tüleklerden 40 yaşlarında bir ev hanımı

[11] Kaynak Kişi; Hasan Ağa’nın tornunun torunu halen 84 yaşında Hacı Hasanlı Köyünde yaşamaktadır.

[12] Kaynak Kişi; Hasan Ağa’nın tornunun torunu halen 84 yaşında Hacı Hasanlı Köyünde yaşamaktadır.

[13] Yaşar Kalafat, Anadolu Kültür Coğrafyasında Erenler, Berikan, Ankara, 2012

[14] Dildöver=Köçek

[15] Şiirin okuyucunun telaffuz sıkıntısı sonucu kaydı zor olmuş, karşılaştırma imkanı bulunamamıştır.

[16] Kaynak kişi; Saniye Öztürk Orta Hacı Ahmetli köyünden Tüleklerden 40 yaşlarında bir ev hanımı

[17] Kaynak kişi; Saniye Öztürk Orta Hacı Ahmetli köyünden Tüleklerden 40 yaşlarında bir ev hanımı

[18] Kaynak kişi; Saniye Öztürk Orta Hacı Ahmetli köyünden Tüleklerden 40 yaşlarında bir ev hanımı

[19] Kaynak kişi; Saniye Öztürk Orta Hacı Ahmetli köyünden Tüleklerden 40 yaşlarında bir ev hanımı

[20] Kaynak kişi; Saniye Öztürk Orta Hacı Ahmetli köyünden Tüleklerden 40 yaşlarında bir ev hanımı

[21] Kaynak Kişi; Ayten Öztürk Orta Hacı Ahmetli Köyünden  60 yaşlarında Bir Tülek ev hanımı

[22] Yaaşar Kalafat, Türk Halk İnançlarında Beslenme, Ankara, 2012, Berikan, s. 345–364

[23] Kaynak Kişi; Hasan Ağa’nın tornunun torunu halen 84 yaşında Hacı Hasanlı Köyünde yaşamaktadır.

[24] Kaynak Kiş: Ülkü Önal, halkbilim araştırmacısı, yazar

[25] Yaşar Kalafat, Türk Mittolojisinde Kurt, Ankara, 2012, Berikan

[26] Kaynak Kişi; Hasan Ağa’nın tornunun torunu halen 84 yaşında Hacı Hasanlı Köyünde yaşamaktadır.

[27] Yaşar Kalafat-Necdet Yaşar Bayatlı, Türk Kültürlü Halklarda Alkışlar-Kargışlar, Ankara 2011, berikan, Ankara, 2011, s. 236–236

[28] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Halk İnançları, Halk İnançlarından Mitolojiye !, Ankara, 2009, s. 75-91

[29] Kaynak kişi; Saniye Öztürk Orta Hacı Ahmetli köyünden Tüleklerden 40 yaşlarında bir ev hanımı

[30] Kaynak kişi; Saniye Öztürk Orta Hacı Ahmetli köyünden Tüleklerden 40 yaşlarında bir ev hanımı

[31] Kaynak kişi; Saniye Öztürk Orta Hacı Ahmetli köyünden Tüleklerden 40 yaşlarında bir ev hanımı

[32] Kaynak kişi; Saniye Öztürk Orta Hacı Ahmetli köyünden Tüleklerden 40 yaşlarında bir ev hanımı

[33] Kaynak Kişi; Hasan Ağa’nın tornunun torunu halen 84 yaşında Hacı Hasanlı Köyünde yaşamaktadır.

[34] Yaşar Kalafat, “Alanya Yöresinde Kilit-Bağ, Kilitlenmek-Bağlanmak”, Alanya tarih ve Kültür Semineri III, Alanya, 2004, s. 589–597

[35] Yaşar Kalafat, “Türk Kültür Coğrafyasında At İle İlgili İnançlar”,Türk Dünyası Araştırmaları, Ocak-Şubat 2013, S. 202, s. 187–203

[36] Kaynak kişi; Saniye Öztürk Orta Hacı Ahmetli köyünden Tüleklerden 40 yaşlarında bir ev hanımı

[37] Kaynak kişi; Saniye Öztürk Orta Hacı Ahmetli köyünden Tüleklerden 40 yaşlarında bir ev hanımı

[38] Kaynak kişi; Saniye Öztürk Orta Hacı Ahmetli köyünden Tüleklerden 40 yaşlarında bir ev hanımı

[39] Yaşar kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Berikan Ankara, 2009, s. 127-133

[40] Kaynak kişi; Saniye Öztürk Orta Hacı Ahmetli köyünden Tüleklerden 40 yaşlarında bir ev hanımı

[41] Kaynak Kişi; Hasan Ağa’nın tornunun torunu halen 84 yaşında Hacı Hasanlı Köyünde yaşamaktadır.

[42] Kaynak Kişi; Hasan Ağa’nın tornunun torunu halen 84 yaşında Hacı Hasanlı Köyünde yaşamaktadır.

[43] Kaynak Kişi; Hasan Ağa’nın tornunun torunu halen 84 yaşında Hacı Hasanlı Köyünde yaşamaktadır.

[44] Kaynak kişi; Saniye Öztürk Orta Hacı Ahmetli köyünden Tüleklerden 40 yaşlarında bir ev hanımı

[45] Kaynak Kişi; Satreddin Çınar, emekli Yerköylü 70 yaşlarında

[46] Kaynak Kişi; Satreddin Çınar, emekli Yerköylü 70 yaşlarında

[47] Kaynak Kişi; Satreddin Çınar, emekli Yerköylü 70 yaşlarında

[48] Kaynak Kişi; Satreddin Çınar, emekli Yerköylü 70 yaşlarında

[49] Kaynak Kişi: Sadettin Çınar, alınan köyden Ankara’da yaşamakta olan emekli 70 yaşlarında bir kimse

[50] Yaşar Kalafat, “Türk Kültür Coğrafyasında At İle İlgili İnançlar”,Türk Dünyası Araştırmaları, Ocak-Şubat 2013, S. 202, s. 187–203

[51] Kaynak Kişi: Sadettin Çınar, alınan köyden Ankara’da yaşamakta olan emekli 70 yaşlarında bir kimse

[52] Kaynak Kişi; Nuruşlar Nene Yozgatlı, 85 yaşlarında yalnız yaşayan bir hanım. Gençliğinde bu tepeye ve mekâna birkaç defa gitmiştir.

[53] Yaşar Kalafat, Altaylardan Anadolu’ya İnanç Göçü, Ankara, 2012, berikan; Aşiretlerimizde Mitlojik Bulgular, Ankara, 2012, berikan, s. 7-23

[54] Kaynak Kişi: Ayşe Gül İldemir, 25 yaşlarında, lise mezunu, Yozgatlı bir ev hanımı

[55] Kaynak Kişi: Ayşe Gül İldemir, 25 yaşlarında, lise mezunu, Yozgatlı bir ev hanımı

[56] Kaynak Kişi: Sadettin Çınar, alınan köyden Ankara’da yaşamakta olan emekli 70 yaşlarında bir kimse

[57]

[58] Gönül Adamı Bir Derviş Kişi Mahsen’li Ali Efendi Hazretleri (1841–1951), Punto Tasarım ve Matbaacılık; Kültür ve Turizm Bakanlığı Gönül Adamı Bir Ermiş Kişi Mahsen’li Ali Efendi Hazretleri (1841-1951)

[59] Yaşar Kalafat-Ahmet Turan, Anadolu Kültür Coğrafyasında Manevi Mimarlar ve Halk İnanmaları, Ankara, 2013 berikan.

[60] Yaşar Kalafat, “Diyanet İşleri Başkanlığı Arşiv Kayıtlarına Göre Üsküdar yatırları ve ‘Şüheda İnancı’ ndaki Devamlılık”, Erciye Aylık Fikir ve Sanat Dergisi, Ocak 2013, S. 421, s. 15–18

[61] Kaynak Kişi; Kadir Petek, Mahzenli Beldesi, Belediye başkanı, bölge halkından 45 yaşlarında, halk kültürüne meraklı, bölge halkından, Her yıl yapılan Mahzenli Ali Efendi etkinliklerinin organizatörü

[62] Kaynak Kişi; Kadir Petek, Mahzenli Beldesi, Belediye başkanı, bölge halkından 45 yaşlarında, halk kültürüne meraklı, bölge halkından, Her yıl yapılan Mahzenli Ali Efendi etkinliklerinin organizatörü

[63]Yaşar Kalafat, “Diyarbakır ve Çevresi Örnekleri İle Halk İnançlarında Tavaf/Dönme” Osmanlı’dan Cumhuriyete Diyarbakır, editörler Bahaeddin Yıldız-Kerstin Tomenendal, T.C. Diyarbakır Valiliği, Ankara 2008, s. 453–463

[64] Kaynak Kişi; Kadir Petek, Mahzenli Beldesi, Belediye başkanı, bölge halkından 45 yaşlarında, halk kültürüne meraklı, bölge halkından, Her yıl yapılan Mahzenli Ali Efendi etkinliklerinin organizatörü

[65] Kaynak Kişi; Kadir Petek, Mahzenli Beldesi, Belediye başkanı, bölge halkından 45 yaşlarında, halk kültürüne meraklı, bölge halkından, Her yıl yapılan Mahzenli Ali Efendi etkinliklerinin organizatörü

[66] Yaşar Kalafat, Aşiretlerimizde Mitolojik Bulgular, Anakara, 2012, s. 107–141

[67] Kaynak Kişi: Sadettin Çınar, alınan köyden Ankara’da yaşamakta olan emekli 70 yaşlarında bir kimse

[68] Kaynak Kişi: Sadettin Çınar, alınan köyden Ankara’da yaşamakta olan emekli 70 yaşlarında bir kimse

[69] Kaynak kişiler Hayrullah Aydın köy halkından emekli memur, 60 yaşında,  Benzade Aydın 75 yaşında, köy halkından emekli memur.

[70] Kaynak kişiler Hayrullah Aydın köy halkından emekli memur, 60 yaşında,  Benzade Aydın 75 yaşında, köy halkından emekli memur.

[71] Kaynak kişiler Hayrullah Aydın köy halkından emekli memur, 60 yaşında,  Benzade Aydın 75 yaşında, köy halkından emekli memur.

[72] Kaynak kişiler Hayrullah Aydın köy halkından emekli memur, 60 yaşında,  Benzade Aydın 75 yaşında, köy halkından emekli memur.

[73] Kaynak kişiler Hayrullah Aydın köy halkından emekli memur, 60 yaşında,  Benzade Aydın 75 yaşında, köy halkından emekli memur.

[74] Kaynak kişiler Hayrullah Aydın köy halkından emekli memur, 60 yaşında,  Benzade Aydın 75 yaşında, köy halkından emekli memur.

[75] Kaynak kişiler Hayrullah Aydın köy halkından emekli memur, 60 yaşında,  Benzade Aydın 75 yaşında, köy halkından emekli memur.

[76]  Yaşar kalafat, “Ersarı Türkmenlerinde Hayvanlarla İlgili Karşılaştırmalı Halk İnanmaları” www.yasarkalafat.info

[77] Kaynak kişiler Hayrullah Aydın köy halkından emekli memur, 60 yaşında,  Benzade Aydın 75 yaşında, köy halkından emekli memur.

[78] Kaynak kişiler Hayrullah Aydın köy halkından emekli memur, 60 yaşında,  Benzade Aydın 75 yaşında, köy halkından emekli memur.

[79] Yaşar Kalafat, Balkanlardan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları V-VI (….) Berikan, Ankara 2006,, s. 125-143

[80] Kaynak Kişi; Haydar Aslan, 49 yaşında Kırıksofu köyünde çiftçilik yapan ilkokul mezunu bir Abdal

[81] Kaynak Kişi; Haydar Aslan, 49 yaşında Kırıksofu köyünde çiftçilik yapan ilkokul mezunu bir Abdal

[82] Kaynak Kişi; Haydar Aslan, 49 yaşında Kırıksofu köyünde çiftçilik yapan ilkokul mezunu bir Abdal

 

[83] Kaynak Kişi; Haydar Aslan, 49 yaşında Kırıksofu köyünde çiftçilik yapan ilkokul mezunu bir Abdal

[84] Kaynak Kişi; Haydar Aslan, 49 yaşında Kırıksofu köyünde çiftçilik yapan ilkokul mezunu bir Abdal

[85] Kaynak Kişi; Haydar Aslan, 49 yaşında Kırıksofu köyünde çiftçilik yapan ilkokul mezunu bir Abdal

[86] Yaşar Kalafat “Türk Halk İnançlarında Hz. Ali Kültü, “Şehriyar Hayat Edebi, Kişiliği ve Eserlerine Bir Bakış” (15–16 Mayıs 2003 Ankara), Ankara, 2003 sh. 33–35

[87] Kaynak Kişi; Haydar Aslan, 49 yaşında Kırıksofu köyünde çiftçilik yapan ilkokul mezunu bir Abdal

[88] Kaynak Kişi; Haydar Aslan, 49 yaşında Kırıksofu köyünde çiftçilik yapan ilkokul mezunu bir Abdal

[89] Kaynak Kişi; Haydar Aslan, 49 yaşında Kırıksofu köyünde çiftçilik yapan ilkokul mezunu bir Abdal

[90] Kaynak Kişi; Haydar Aslan, 49 yaşında Kırıksofu köyünde çiftçilik yapan ilkokul mezunu bir Abdal

 

[91] Kaynak Kişi; Haydar Aslan, 49 yaşında Kırıksofu köyünde çiftçilik yapan ilkokul mezunu bir Abdal

[92] Kaynak Kişi; Haydar Aslan, 49 yaşında Kırıksofu köyünde çiftçilik yapan ilkokul mezunu bir Abdal

[93] Kaynak Kişi; Haydar Aslan, 49 yaşında Kırıksofu köyünde çiftçilik yapan ilkokul mezunu bir Abdal

[94] Kaynak Kişi; Haydar Aslan, 49 yaşında Kırıksofu köyünde çiftçilik yapan ilkokul mezunu bir Abdal

[95] Kaynak Kişi; Haydar Aslan, 49 yaşında Kırıksofu köyünde çiftçilik yapan ilkokul mezunu bir Abdal

[96] Kaynak Kişi; Haydar Aslan, 49 yaşında Kırıksofu köyünde çiftçilik yapan ilkokul mezunu bir Abdal

[97] Yaşar Kalafat, Kırım – Kuzey Kafkasya / Sosyal Antropoloji Araştırmaları (Kırım — Dağıstan-Kuzey Kafkasya Gezi Notları ve Türk Halk İnançları) Ankara 1999

[98] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Karşılaştırmalı Halk İnançları Kodlar-Kültler !, Ankara, 2009, s. 55-77

[99] Yaşar Kalafat, Avrasya Türk Halk Sufızmi-1 (Kırgızistan — Özbekistan- Türkmenistan) Ankara, 1997

[100] Kaynak Kişi; Arif Baş, Eski Bahadın Belediye Başkanı, 70 yaşlarında, araştırmacı Bahadınla ilgili yayınları olan Bahadın’lı bir kimse

[101] Kaynak Kişi; Arif Baş, Eski Bahadın Belediye Başkanı, 70 yaşlarında, araştırmacı Bahadınla ilgili yayınları olan Bahadın’lı bir kimse

[102] Kaynak Kişi; Arif Baş, Eski Bahadın Belediye Başkanı, 70 yaşlarında, araştırmacı Bahadınla ilgili yayınları olan Bahadın’lı bir kimse

[103] Kaynak Kişi; Arif Baş, Eski Bahadın Belediye Başkanı, 70 yaşlarında, araştırmacı Bahadınl’a ilgili yayınları olan Bahadın’lı bir kimse

[104] Kaynak Kişi; Arif Baş, Eski Bahadın Belediye Başkanı, 70 yaşlarında, araştırmacı bahadınla ilgili yayınları olan Bahadın’lı bir kimse

[105] Kaynak Kişi; Arif Baş, Eski Bahadın Belediye Başkanı, 70 yaşlarında, araştırmacı Bahadın’la ilgili yayınları olan Bahadın’lı bir kimse

[106] Kaynak Kişi; Arif Baş, Eski Bahadın Belediye Başkanı, 70 yaşlarında, araştırmacı Bahadınla ilgili yayınları olan Bahadın’lı bir kimse

[107] Kaynak Kişi; Arif Baş, Eski Bahadın Belediye Başkanı, 70 yaşlarında, araştırmacı Bahadınla ilgili yayınları olan Bahadın’lı bir kimse

[108] Kaynak Kişi; Arif Baş, Eski Bahadın Belediye Başkanı, 70 yaşlarında, araştırmacı Bahadınla ilgili yayınları olan Bahadın’lı bir kimse

[109] Kaynak Kişi; Arif Baş, Eski Bahadın Belediye Başkanı, 70 yaşlarında, araştırmacı Bahadınla ilgili yayınları olan Bahadın’lı bir kimse

[110] Kaynak Kişi; Arif Baş, Eski Bahadın Belediye Başkanı, 70 yaşlarında, araştırmacı Bahadınla ilgili yayınları olan Bahadın’lı bir kimse

[111] Yaşar Kalafat, Türk Halk İnançlarından Hayvan Üslubu’nda Mitolojik Devridayın I, Ankara 2013, s. 187-189

[112] Kaynak Kişi; Arif Baş, Eski Bahadın Belediye Başkanı, 70 yaşlarında, araştırmacı Bahadınla ilgili yayınları olan Bahadın’lı bir kimse

[113] Kaynak Kişleri; Arif Baş, Eski Bahadın Belediye Başkanı, 70 yaşlarında, araştırmacı Bahadınla ilgili yayınları olan Bahadın’lı bir kimse; Kaynak Kişi; Mustafa Doğan Salur köyünden Alevi bir Salur. Çiftci, Orta okul mezunu 70 yaşlarında

[114] Kaynak Kişi; Mustafa Doğan Salur köyünden Alevi bir Salur. Çiftci, Orta okul mezunu 70 yaşlarında

[115] Kaynak Kişi; Mustafa Doğan Salur köyünden Alevi bir Salur. Çiftci, Orta okul mezunu 70 yaşlarında

[116] Kaynak Kişi; Mustafa Doğan Salur köyünden Alevi bir Salur. Çiftci, Orta okul mezunu 70 yaşlarında

[117] Kaynak Kişi; Mustafa Doğan Salur köyünden Alevi bir Salur. Çiftci, Orta okul mezunu 70 yaşlarında

[118] Kaynak Kişi; Mustafa Doğan Salur köyünden Alevi bir Salur. Çiftci, Orta okul mezunu 70 yaşlarında

[119] Kaynak Kişi; Mustafa Doğan Salur köyünden Alevi bir Salur. Çiftci, Orta okul mezunu 70 yaşlarında

[120] Kaynak Kişi; Mustafa Doğan Salur köyünden Alevi bir Salur. Çiftci, Orta okul mezunu 70 yaşlarında

[121] Kaynak Kişi; Mustafa Doğan Salur köyünden Alevi bir Salur. Çiftci, Orta okul mezunu 70 yaşlarında

[122] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Karşılaştırmalı Halk İnançları I, Ankara, 2009 berikan, s. 175-197

[123] Kaynak Kişi; Mustafa Doğan Salur köyünden Alevi bir Salur. Çiftci, Orta okul mezunu 70 yaşlarında

[124] Kaynak Kişi; Mustafa Doğan Salur köyünden Alevi bir Salur. Çiftci, Orta okul mezunu 70 yaşlarında

[125] Kaynak Kişi; Mustafa Doğan Salur köyünden Alevi bir Salur. Çiftci, Orta okul mezunu 70 yaşlarında

[126] Kaynak Kişi; Mustafa Doğan Salur köyünden Alevi bir Salur. Çiftci, Orta okul mezunu 70 yaşlarında

[127] Kaynak Kişi; Mustafa Doğan Salur köyünden Alevi bir Salur. Çiftci, Orta okul mezunu 70 yaşlarında

[128] Kaynak Kişi; Mustafa Doğan Salur köyünden Alevi bir Salur. Çiftci, Orta okul mezunu 70 yaşlarında

[129] Kaynak Kişi; Mustafa Doğan Salur köyünden Alevi bir Salur. Çiftci, Orta okul mezunu 70 yaşlarında

[130] Kaynak Kişi; Mustafa Doğan Salur köyünden Alevi bir Salur. Çiftci, Orta okul mezunu 70 yaşlarında

[131] Kaynak Kişi; Mustafa Doğan Salur köyünden Alevi bir Salur. Çiftci, Orta okul mezunu 70 yaşlarında

[132] Kaynak Kişiler, Dursun Demir, Demiralan köyünde, çiftçilik yapan orta yaşlı bir Sıraç, Murat Akgün, Beyyurdu Köyünden orta yaşlı çiftci, Ali Akdoğan, Demiralan Köyi nden 51 yaşında İlkokul mezunu

[133] Kaynak Kişiler, Dursun Demir, Demiralan köyünde, çiftçilik yapan orta yaşlı bir Sıraç, Murat Akgün, Beyyurdu Köyünden orta yaşlı çiftci, Ali Akdoğan, Demiralan Köyi nden 51 yaşında İlkokul mezunu

[134] Kaynak Kişiler, Dursun Demir, Demiralan köyünde, çiftçilik yapan orta yaşlı bir Sıraç, Murat Akgün, Beyyurdu Köyünden orta yaşlı çiftci, Ali Akdoğan, Demiralan Köyi nden 51 yaşında İlkokul mezunu

[135] Kaynak Kişiler, Dursun Demir, Demiralan köyünde, çiftçilik yapan orta yaşlı bir Sıraç, Murat Akgün, Beyyurdu Köyünden orta yaşlı çiftci, Ali Akdoğan, Demiralan Köyi nden 51 yaşında İlkokul mezunu

[136] Kaynak Kişiler, Dursun Demir, Demiralan köyünde, çiftçilik yapan orta yaşlı bir Sıraç, Murat Akgün, Beyyurdu Köyünden orta yaşlı çiftci, Ali Akdoğan, Demiralan Köyi nden 51 yaşında İlkokul mezunu

[137] Kaynak Kişiler, Dursun Demir, Demiralan köyünde, çiftçilik yapan orta yaşlı bir Sıraç, Murat Akgün, Beyyurdu Köyünden orta yaşlı çiftci, Ali Akdoğan, Demiralan Köyi nden 51 yaşında İlkokul mezunu

[138] Kaynak Kişiler, Dursun Demir, Demiralan köyünde, çiftçilik yapan orta yaşlı bir Sıraç, Murat Akgün, Beyyurdu Köyünden orta yaşlı çiftci, Ali Akdoğan, Demiralan Köyi nden 51 yaşında İlkokul mezunu

[139] Kaynak Kişiler, Dursun Demir, Demiralan köyünde, çiftçilik yapan orta yaşlı bir Sıraç, Murat Akgün, Beyyurdu Köyünden orta yaşlı çiftci, Ali Akdoğan, Demiralan Köyi nden 51 yaşında İlkokul mezunu

[140] Kaynak Kişiler, Dursun Demir, Demiralan köyünde, çiftçilik yapan orta yaşlı bir Sıraç, Murat Akgün, Beyyurdu Köyünden orta yaşlı çiftci, Ali Akdoğan, Demiralan Köyi nden 51 yaşında İlkokul mezunu

[141] Kaynak Kişiler, Dursun Demir, Demiralan köyünde, çiftçilik yapan orta yaşlı bir Sıraç, Murat Akgün, Beyyurdu Köyünden orta yaşlı çiftci, Ali Akdoğan, Demiralan Köyi nden 51 yaşında İlkokul mezunu

[142] Kaynak Kişiler, Dursun Demir, Demiralan köyünde, çiftçilik yapan orta yaşlı bir Sıraç, Murat Akgün, Beyyurdu Köyünden orta yaşlı çiftci, Ali Akdoğan, Demiralan Köyi nden 51 yaşında İlkokul mezunu

[143] Kaynak Kişiler, Dursun Demir, Demiralan köyünde, çiftçilik yapan orta yaşlı bir Sıraç, Murat Akgün, Beyyurdu Köyünden orta yaşlı çiftci, Ali Akdoğan, Demiralan Köyi nden 51 yaşında İlkokul mezunu

[144] Kaynak Kişiler, Dursun Demir, Demiralan köyünde, çiftçilik yapan orta yaşlı bir Sıraç, Murat Akgün, Beyyurdu Köyünden orta yaşlı çiftci, Ali Akdoğan, Demiralan Köyi nden 51 yaşında İlkokul mezunu

[145] Kaynak Kişiler, Dursun Demir, Demiralan köyünde, çiftçilik yapan orta yaşlı bir Sıraç, Murat Akgün, Beyyurdu Köyünden orta yaşlı çiftci, Ali Akdoğan, Demiralan Köyi nden 51 yaşında İlkokul mezunu

[146] Kaynak Kişiler, Dursun Demir, Demiralan köyünde, çiftçilik yapan orta yaşlı bir Sıraç, Murat Akgün, Beyyurdu Köyünden orta yaşlı çiftci, Ali Akdoğan, Demiralan Köyi nden 51 yaşında İlkokul mezunu

[147] Kaynak Kişiler, Dursun Demir, Demiralan köyünde, çiftçilik yapan orta yaşlı bir Sıraç, Murat Akgün, Beyyurdu Köyünden orta yaşlı çiftci, Ali Akdoğan, Demiralan Köyi nden 51 yaşında İlkokul mezunu

[148] Kaynak Kişiler, Dursun Demir, Demiralan köyünde, çiftçilik yapan orta yaşlı bir Sıraç, Murat Akgün, Beyyurdu Köyünden orta yaşlı çiftçi, Ali Akdoğan, Demiralan Köyi nden 51 yaşında İlkokul mezunu

[149] Kaynak Kişiler, Dursun Demir, Demiralan köyünde, çiftçilik yapan orta yaşlı bir Sıraç, Murat Akgün, Beyyurdu Köyünden orta yaşlı çiftçi, Ali Akdoğan, Demiralan Köyi nden 51 yaşında İlkokul mezunu

[150] Kaynak Kişiler, Dursun Demir, Demiralan köyünde, çiftçilik yapan orta yaşlı bir Sıraç, Murat Akgün, Beyyurdu Köyünden orta yaşlı çiftçi, Ali Akdoğan, Demiralan Köyi nden 51 yaşında İlkokul mezunu

[151] Kaynak Kişiler, Dursun Demir, Demiralan köyünde, çiftçilik yapan orta yaşlı bir Sıraç, Murat Akgün, Beyyurdu Köyünden orta yaşlı çiftçi, Ali Akdoğan, Demiralan Köyi nden 51 yaşında İlkokul mezunu

[152] Kaynak Kişiler, Dursun Demir, Demiralan köyünde, çiftçilik yapan orta yaşlı bir Sıraç, Murat Akgün, Beyyurdu Köyünden orta yaşlı çiftçi, Ali Akdoğan, Demiralan Köyi nden 51 yaşında İlkokul mezunu

[153] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda ölüm, Ankara, 2011, s. 175–213

[154] Kaynak Kişiler, Dursun Demir, Demiralan köyünde, çiftçilik yapan orta yaşlı bir Sıraç, Murat Akgün, Beyyurdu Köyünden orta yaşlı çiftci, Ali Akdoğan, Demiralan Köyi nden 51 yaşında İlkokul mezunu

[155] Kaynak Kişiler, Dursun Demir, Demiralan köyünde, çiftçilik yapan orta yaşlı bir Sıraç, Murat Akgün, Beyyurdu Köyünden orta yaşlı çiftci, Ali Akdoğan, Demiralan Köyi nden 51 yaşında İlkokul mezunu

[156] Kaynak Kişiler, Dursun Demir, Demiralan köyünde, çiftçilik yapan orta yaşlı bir Sıraç, Murat Akgün, Beyyurdu Köyünden orta yaşlı çiftci, Ali Akdoğan, Demiralan Köyi nden 51 yaşında İlkokul mezunu

 

[157] Kaynak Kişiler, Dursun Demir, Demiralan köyünde, çiftçilik yapan orta yaşlı bir Sıraç, Murat Akgün, Beyyurdu Köyünden orta yaşlı çiftci, Ali Akdoğan, Demiralan Köyi nden 51 yaşında İlkokul mezunu

[158] Kaynak Kişiler, Dursun Demir, Demiralan köyünde, çiftçilik yapan orta yaşlı bir Sıraç, Murat Akgün, Beyyurdu Köyünden orta yaşlı çiftci, Ali Akdoğan, Demiralan Köyi nden 51 yaşında İlkokul mezunu

[159] Kaynak Kişiler, Dursun Demir, Demiralan köyünde, çiftçilik yapan orta yaşlı bir Sıraç, Murat Akgün, Beyyurdu Köyünden orta yaşlı çiftci, Ali Akdoğan, Demiralan Köyi nden 51 yaşında İlkokul mezunu

[160]Demirci Alan Sıraç köyü 50–55 hane iken dedeye göre sadece 4-5 hane “yoldan geçebildi” Yoldan geçememiş olanlar arasında köyün muhtarı da vardır.

[161] Demirci Alan Sıraç köyü 50–55 hane iken dedeye göre sadece 4-5 hane “yoldan geçebildi” Yoldan geçememiş olanlar arasında köyün muhtarı da vardır.

[162] Demirci Alan Sıraç köyü 50–55 hane iken dedeye göre sadece 4-5 hane “yoldan geçebildi” Yoldan geçememiş olanlar arasında köyün muhtarı da vardır

[163] Demirci Alan Sıraç köyü 50–55 hane iken dedeye göre sadece 4-5 hane “yoldan geçebildi” Yoldan geçememiş olanlar arasında köyün muhtarı da vardır.

[164] Aynak Kişi Ülkü Önal

[165]Demirci Alan Sıraç köyü 50–55 hane iken dedeye göre sadece 4–5 hane “yoldan geçebildi” Yoldan geçememiş olanlar arasında köyün muhtarı da vardır.