SÖZLÜ KÜLTÜRÜMÜZDEN EŞEKLE İLGİLİ NOTLAR[1]

 

                                                                                                                      Yaşar Kalafat[2]

           

 

GİRİŞ.

Bu çalışmanın konu başlığını belilerken eşekli ilgili halk inanmalarına ve mitolojik verilere de ulaşabilmiş olmayı çok istedik. Diğer bazı kültürlerin arkaik dönemlerine dair verilen bilgilerde eşek-mitoloji bağlantılı bilgiler var iken, biz Türk mitolojisinde eşekle ilgili bilgilere rastlayamadık. Şüphesin halk tababeti, Bilhassa Eşek sütü şifa bağlantılı bilgiler, halk veterinerliği, evcil hayvan bakımı alanlarında halk kültüründe de yığınla bilgi vardır. Ancak bizim ulaşabildiklerimiz çoğunlukla Nasrettin Hoca fıkraları ağırlıklı, büyük ölçüde fıkralarla sınırlı kaldı. Böyle olunca da biz de, evvelce ayı[3], at[4], yılan[5], tavuk-horoz[6], kurt[7], kartal[8], koç-koyun[9], kaz[10] gibi hayvanlarla ilgili inançların mitolojik kök hücrelerini arayan çalışmalar yapmışken, sözlü kültürün çeşitli türlerinde eşek ile ilgili verilerin arayışına geçtik. Nasrettin Hoca ve Eşeği konusu çok işlendiği için bu hususa hiç değinmeyeceğiz,

x

Eşek, erginlik yaşı gelmiş yavrusu ile çiftleşmeyen nadir hayvanlar arasında sayılmaktadır.

x

Nasrettin Hoca’nın eşeğine ters binişini, halk inançları-mitoloji bağlantılı çalışmalarda “ters motifi” ile ilişkilendiren çalışmaların da olduğu bilinmektedir[11].

x

Sözlü kültür verileri konusunda en derli toplu çalışma  “Ve Biz” isimli eser olmalı[12] Genel Bilgiler, Makaleler, Fıkralar, Fabl ve Masallar, Şiirler gibi ana bölümlerden oluşmuştur. Biz araştırmamız ile bu konularda varsa yeni örnekler onları bulup çıkarmaya çalıştık.

Malum sıpa gözlerinin güzelliği bilinen bir hayvandır.  1970!i yılarda arkadaşının kızını sürekli “sıpa gözlüm” diye seven bir aile dostları arkadaşının evine uğrar ve arkadaşına selam bırakır. Akşam babası gelince çocuk, yaşı çok küçük olduğu için “Baba bana sıpa gözlüm diyen amca geldi”, diyemeyen çocuk, “Baba bugün bize sıpa amca geldi” der.

x

İki oda bir sofadan oluşan minik evlerinde kalmakta olan bir ailenin reisi henüz iki yaşına girmemiş kızını atçılık oynayarak eğlendirmeye çalışmaktadır. Çocuk düşmesin diye diye çok eğilen babanın çok eğilmiş olmasından sıkılan çocuk babasına çok eğildiğini anlatmak isterken “babacığım eşek olma at ol” der.

x

Posof’un elma bahçeleri ile meşhur bir çiftçisi 1940’lı yıllarda bir eşek yükü, iki sandık-çuval elma ile Posof’tan Kars meyve haline satmak için elma getirilir. Pazar yerinde eşeğini kayıp eden çiftçi uzun süre halk ağzında yaşayan şu tekerlemeği yapar;

“Hey gidi hallar

Eşekkulağını sallar,

Eşek emanet idi,

Gitti bizim çuvallar.”

X

“Ehli keyfe keyif verir kahvenin kaynaması

Eşeği yoldan eder sıpanın oynaması”

x

Posof ve eşek içerikli bir diğer anlatıda da;

Posof kaymakamı, Posof’ta köy muhtarını ziyarete gelir, Köylüğe yapılan askı üzerine şikâyette bulunulmuş, kaymakam uyarılmış, baskıyı kaldırmaya çalışmıştır. Kaymakam muhtara halkın durumunu, bir sıkıntının olup olmadığını, onlar için neler yapabileceğini sorar,

Muhtar, “Nasıl olalım kaymakam bey sen bir boz eşek, biz kuyruğunun altında kara bir sinek, o ki, kuyruğunu sıkıyirsin, bizim canımız çıkıyir, o ki kuyruğun gevşetiyirsin biz de nefes aliyirik” der.

x

Üç arkadaş mezarlığın yanından geçerlerken birisi Fatiha okumaları gerektiğini ancak kendisinin Fatiha’yı bilmediğini söyler, diğer ben bilirim ama alkollüyüm, okuyamam der, üçüncüsü ise ben bilirim amma abdestsizim abdestsiz okumak istemem değince, karar verirler, ellerimizi de ere koyarak geçelim ölüler üç eşek geçti sanırlar.

x

Allah yarattığı canlılara vereceği ömrün süresini açıklamak için onları toplar. Eşeğe 40 yıl ömür verdiğini buyurunca, Eşek (Allah’ın insanoğlunu yirmi yıl sırtımda taşıyacağım, bana lütfen 20 yıl ver, 40 yıl çok fazla) der. İnsanoğlu hemen atılır, Allah’ın ondan artan 20 yıla da ben talibim) der, Sıra maymuna gelir, maymun için de 40 yıllık bir ömür belirlenmiştir. Maymun (Allah’ım 20 yıl insanların bana gülmeleri yetmez mi, kırk yıl benim için çok fazla, lütfen benim ömrüm 20 olsun) der. İnsanoğlu hemen atılır, maymunun ömrünün de artan 20 yılına talip olur.

Bunun için derler ki insanlar 40 yıl insan gibi, yaşarlar müteakip 20 yılı geçim sıkıntısı çeken yakınları için eşek gibi çalışırlar, 60 yaşından sonraki ömürlerinde ise yaşamları ile gülünç olurlar.

x

Adamım birisi uzak bir ülkede üzüm ve şarap ile tanışır. Ülkesinde de üzüm bağı yapmak ister ve bir omca alarak yola çıkar. Omcayı sulaması lazım ilkin içme suyunu, kullanır, bir süre yol aldıktan sonra omcayı tekrar sulaması gerekir, bu defa su kalmadığı için idrarı ile sular. Yol uzundur, tekrar su gerekir bu kere eşeğini kesip kanı ile sulayarak omçayı kurutmadan ülkesine getirmeyi başarır.

Derler ki oncanın ilk su ile sulanma döneminde nefis üzümler yetişir, ikinci sulama da şarabın sarhoşluk, seks yapma dönemine ve üçüncü sulama da sarhoşluğun kan dökmeye cinayete yol açtığı döneme rastlar.

x

Geçmişte adamın birisi gecenin bir saatinde mum ışığında sakalla ilgili bir kitap okuyormuş. Sıra sakalın uzunluğuna gelince, kitabı daha evvel okuyan birisi kitabın kenarına “bir karıştan fazla sakal uzatan eşektir” diye bir not düşmüş. Mum ışığında kitabı okuyan kimse sakalını ölçmüş bir karıştan biraz fazla olduğunu görünce sakalının ucunu mumla yakarak biraz kısaltmak istemiş. Bütün sakalı yanmaya başlayınca canı yanmış o da bir kenar notu ekleyerek, “uzun olan sakalını mum ile kısaltmaya kalkan da eşek oğlu eşektir.” Yazmış.

Dervişin birisi eşeğinin sırtında ormanda giderken karşılarına kocaman bir yılan çıkar. Derviş eşeğinin sırtında dona kalır. Yılan onlara saldırmak için bir hareketlerini beklemektedir. O esnada yılanın arka tarafından bir su kuşu aniden havalanınca eşek ürkek ve geriye doğru sıçrar. Dervişte eşek de kurtulurlar. Bunun üzerine derviş,

“Ey ilahi su kuşu

Ürküttün boz eşeği

Sevindirdin dervişi” der.

x

Hazır cevaplıyı ve divan edebiyatına olan vukufiyeti ile bilenen Hakkı İbrahimhakkıoğlu 65 yaşlarını yaşarken Erzurum Ilıca’da yaşdaşı bir arkadaşı ile tavla oynamaktadır. Torunu yaşındaki münasebetsizlikleri ile bilinen bir Ilıcalının oğlu bir genç onları seyrederken oyunlarına şöyle oyna böyle şeklinde müdahale eder. Genci uyarlarından genç etkilenmez büyüklerin oyunlarına müdahaleye devam edince hakkı İbrahimhakkıoğlu,

“At attır, olamaz bunda asla şek

Katır çifte atar

Çünkü babası eşek” der.

X

“Eşekten doğma katır ne hal bilir ne hatır”

x

Erzurum’dan yıllar evvel ayrılmış 3 erkek bir kız çocuklu bir ailenin erkek olan en küçük çocukları Erzurum’a döner. Komşularından bir amca aile fertlerini tek tek sormaya başlar

– Büyük ağabeyin ne yapıyor oğlum?

-Emi o inşaat mühendisliği okudu şimdi alanında çalışıyor

-Maşallah maşallah, diğer ağabeyin ne yapıyor balam?

Emi o da hukuk okudu o da alanında çalışıyor şükür iyidir.

Maşallah maşallah ya bacınız ne yapıyor o nasıl?

Emi şükür oda iyidir, o da mimar oldu, işi de çok iyi.

Peki, oğul sen ne yapıyorsun?

Emi ben liseden sonra okumadım,

Vah vah, Benim eşek oğlum sen de okuyaydın ya. Şimdi ne yapıyorsun?

-Emi ben şirket kurdum, ağabeylerime de ablama da ben iş verdim benim yanımda çalışıyorlar.

x

Kaybının üzüntü vermeyeceğini aşağılayarak anlatmak istenilmesi halinde Eşek hayatını ve eşeğin etini küçümseme zihniyetinden hareketle orta Anadolu’da

“Eşeğin eti köpeğe ziyafettir.” Denir.

x

Benliğinden, şahsiyetinden vaz geçmek, geçebilmek, geçebilmiş olmak anlamında özlü söz olarak “Kapı Eşeği” sözü kullanılır.

x

Öz çocuğunu başkasına baktırmak, ebeveynlik sorumluluğundan kaçınmak, doğal sıkıntılarından kaçınmak anlamında “eşeğini satıp çö demekten kurtulmak”, özdeyişi vardır.

x

Her nimetin bir külfeti vardır. Veya riskli işe bulaşan sonucuna katlanabilmeli anlamında, Eşeği süren ossuruğuna katlanır” denir.

İhtiyacı olsun olmasın almak istediğini çok rahat alabilenler için, “Çerçi çağırtmaz eşek anırmaz” denir.

“Ölmüş eşek nallı olur, ölü götü ballı” ölen kimsenin veresesinde gözü olanlar için söylenir.

X

Ölmüş eşek kurttan korkmaz. Kaybedecek bir şeysi kalmamış kimse cesur olur, anlamında kullanılır.

X

“Ölmüş eşek kurttan korkmaz”

X

“Kurt eşek yediği dereyi dokuz defa dolanır”

X

“Eşeyi sahibinin dediği yere bağla da varsın kurt yesin

x

“İhmalin eşeğini kurt kapar”

x

“İki eşeği olan birini sattı yedi”  ekonomik sıkıntı veya savurganlığın yaygın olduğu dönemleri anlatmak için söylenir.

x

“Halep yolunda eşek izi aramak” olmayacak hasılaların alınabilmesi için çok sınırlı imkânlardan hareketle yola çıkmak, çıkabilmek için söylenir.

x

“Eşeğe gücü yetmeyip palanını dövmek”, netice alınabilecek girişimde bulunmamak veya bulunamamak ve fakat sonuç getiremeyecek davranışlarda bulunmak. Zarar veren kimseye zararı ile uygun zarar veremeyip sıradan basit girişimlerde teselli aramak

x

“Acem çalışır tat yer Eşek çalışır at yer”

Doğuştan şanslı olanlar veya rekabet edilemeyecek bir ortamı lehlerine hazırlayanlar daima birilerinin emeğini kendi çıkarlarına kanalize ederler.

x

“Atlar tepişir arada eşek ezilir”

x

“Sen eşek olursan sırtına binen çok olur”. Kişi istismar ediliyor hakkını arayamıyor ise onun kandırılması haksızlığa uğratılması kendi hatası olarak kolay olur.

x

Hemşin halk inanmalarında rüyada eşeğe binmek uzun ömürlü olmaya delalet eder.

X

“Attan düşen ölmez de eşekten düşer ölür.” Bu özlü söz zengin olan kayba uğrasa tekrar kısa zamanda toparlanır da fakirin iflası sonu olur anlamına geliyor olmalı.

X

“Attan düşene yorgan döşek, eşekten düşene kazma kürek”

X

“Eşeğe altın palan vurmuşlar yine eşek yine eşek” bu söz de insanın özünde olmadıktan sonra, koyma akıl altı adım anlamında söylenir.

x

Eşekle aslan arkadaş olmuşlar ve epeyce dolaşınca da yorulmuşlar. Aslan eşeğe, “gel sırayla birbirimizin sırtına binelim sırayla dinlenmiş oluruz” demiş. Eşek de “olur ancak ilkin ben senin sırtına bineyim, zira binme sırası bana gelince sen mızmızlaşırsan ben bir şey yapamam, beni yiyiverirsin” demiş. Aslan da kabullenmiş. Bir müddet gittikten sonra eşek, sırtına bindiği aslana, “biraz neşeli yürü de zevkini çıkaralım” deyince, eşeğin ağırlığı altında neredeyse yere yapışacak olan aslan, “hele bir şu sırtımdan in, sana neşeli yürümeyi gösteririm” demiş.

X

Muş’un bir köyüne Alman mühendisler gelirler, köyün değirmene, diğer köylere, kasabaya giden yollarına bakar ve güzergâhların belirlenmesine hayranlık duyarlar. Muhtara sorarlar “sizin köyün yollarını hangi mühendisler çizdi? Muhtar cevap verir (Biz yol güzergâhı belirleme konusunda mühendisten yararlanmadık, eşeğin geçtiği güzergâhı en emin ve kestirme yol olarak aldık.)

Sivas dolaylarında uzun süre çerçilik yaptığı eşeğini bir dağ başında su kenarında öldüğünü gören sahibi bir kadirşinaslık yapıp eşeğine bir mezar açıp onu gömer ve terini sildiği mendilini de yıkayıp önündeki kayanın üzerine kuruması için serer. Mezar tümseğinin önünde yere serili mendilini gören yolcular mezarda yatanın kim olduğunu sorunca o da hüzünlü sesiyle, Nallı Sultan der. Yolcular mendile üç beş kuş atarak geçmeye başlarlar. Eşeyi ölen çerçi yeni bir eşek parası nasıl bulurum diye düşünürken, meslek değişip çerçiliği bırakır.

x

“Adam hacı mı olur varmakla Mekke’ye, eşek evliya mı olur taş çekmekle tekkeye?

SONUÇ.

                                   Eşek, hayvanlar arasında sabrın, saflığın, gayretin, kanaatkârlığın, aynı hatayı tekrarlamanın, zor anlamanın, olaylardan ders almamanın simgesidir. Aşağılanmış olmaya örnek gösterilniştir.

 

 

 

 

 

 

[1] Bu çalışma Eşek Kitabı için hazırlanmıştır

[2] Dr., yasarkalafat@gmail.com  www.yasarkalafat.info

[3] Yaşar Kalafat, “Türk Hak İnançlarında Boz Ayı”, Türk Halk İnanmalarından Hayvan Üslubuna Mitolojik Devridayım I, Berikan yayınevi Ankara, 2013, s. 185-187

[4] Yaşar Kalafat-Nagihan Çetin, “Türk Kültür Coğrafyasında At İle İlgili İnançlar”,  Türk Dünyası Araştırmaları, Şubat 2013, S. 202, s. 187-203

[5]Yaşar Kalafat- Nagihan Çetin, “Türk Kültüründe Yılan Üzerine Notlar”, Prof. Dr. Ali Çelik Armağanı,  Ed. Cengiz Gökşen Akçağ yayınları, Anakara,, 2014 s. 225-234

[6] Yaşar Kalafat-Kaan Gündoğdu, “Türk Halk İnançlarında Birgi Yöresi Örnekleri İle Horoz ve Tavuk” Birgi Araştırmaları Sempozyumu,  (23-24 Ekim 2015, Birgi, Birgi Üniversitesi,)www.yasarkalafat.info

[7] Yaşar kalafat, Türk Halk İrfanında Kurt: Türk Kültürlü Halklarda Halk İnançları,2. Baskı Berikan Yayınevi, Ankara, 2008

[8] Yaşar Kalafat, “Kazan ve Çevresi İzleri Türk Mitolojisinde Umay”, Uluslararası Ankara-Kazan ve Çevresi Halk Kültürü Sempozyumu ve Türk İslam Sanatları Karma Resim Sergisi (06-07 Kasım 2012) Ankara Kazan, Kazan Belediyesi Kültür yayınları, Ankara, 2013, s. 68-83

[9] Yaşar Kalafat, “Kars’ta Gregoryen Türkler ve Mezar Mimarileri – Ak ve Kara Koyunlu Mezat Taşlarının Çizdiği Tarihî Coğrafî Kültürün Sınırları”, Uluslararası Tarih Boyunca Türk İdaresinde Ermeniler Sempozyumu, 8–10 Mayıs 2014 Kars

[10] Yaşar Kalafat- Nagihan Çetin ile birlikte hazırlanmış, 2. Uluslarrrarası Kaz Dağları ve Edremit Sempozyumu (03-05 Mayıs 2013 Edremit)

[11] Yaşar Kalafat, “Türk Halk İnançlarında Ters Motifi”, Türk Dünyası Tarih Dergisi, Mart 1997 S.123, s. 15-19

[12] Ali Polat, Ve Biz, Yayına Hazırlayan Hasan Ali Çakmak, İstanbul, 2016