Kaşkayi Türklerinde de Köse gelin uygulaması vardır. Bunun için bomku/oba içerisinden bir erkek aday seçilir. Kepenek benzeri ondan daha kısa siyah keçeden yapılmış bir çaket giyer. Bu cekete ‘kordek’ denir. O’na ağaçtan bir boynuz yapılır ve cin/gul süsü verilir. Onun üzerine un dökülür. Yörenin çocukları onun ardına düşerler. Ev ev gezilir yağmurlu bereketli deyişler söylenir.

 

Köse gelinem

Tela şahım var/Altın boynuzum var.

Yel getirdim

Yağış getirdim

Şirni isterem, denir.

 

Çeşitli yiyecekler toplanıldıktan sonra kapısına gidilen evin halkı ile birlikte;

 

Köse gelin ne ister,

Tanrıdan yağış ister

Allah yağış vereydi

Nezirimi kabul edeydi

Yağ yağışım sel gele

Yağ da yetimler doya,

Yağ fakirlerin arpasına

Yağ kocaların lettesine/bostanına

Tanrı işi hesaptır

Köse İsteyene seylâptır/seldir.

 

Denilir, çocuklara tatlı ve hurma gibi şeyler verilip, Köse Gelin’in üzerine su serpilir.(Yaşar Kalafat, Balkanlar’dan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları II, Berikan Yayınları Ankara 2007, Sh.39)

 

İran Türk sözlü kültüründe saya, sadece koç katımında okunmamaktadır. Sayanın Maldarlık/Hayvancılık Sayası, Yağmur Sayası, Çömçe Gelin Sayaları, Yağış Sayası, Yağış Kesme Sayaları, Bayram Sayaları, Yas Sayaları/Ağıtlar, Meclis Sayaları ayrı ayrıdır. Güney Azerbaycan’da saya bir sözlü edebiyat türüdür. Yağmur Sayaları ile Genel Yağış Sayılarının ve onlardan da Çömçe Gelin Sayalarının ayrı düşünülmüş olmaları bizim bu konudaki tasnifimize uymaktadır. Biz konumuzla bağlantısı itibariyle yağış, yağmur, çömçe gelin ve yağış durdurma sayalarına örnekler vermekle yetineceğiz.

 

Yağmur Sayası/Duası

 

Gala Dağı’nın bulutu

Yetimlerin umudu

Allah bir yağış yetir

Demlerimiz/Dağ tarlamız kurudu

 

Çömçe/Çömçe Gelin Sayaları

 

Kıştan çıktık yaza girdik

Açıldı darvaza/bahçe kapısı girdik

Bir pul verin tuman alak

Ağadan alak hamından/herkesten alak

 

Yağış Sayaları

 

Çömçe gelin ne ister

Şır ha şır ne ister

Eli kolu hamurda

Birçe kaşık su ister

Çak daşı çakmak daşı

Biçinlerin yoldaşı

Hani nem taşı

 

Yağış Kesme Sayaları

 

Getir getir hay getir

Kızıl kaya dibinden

Bir kırmızı gül getir

Gün gedip/gitmiş su içmeğe

Al donun değişmeğe

Dumandan kaçın kaçın

Güneşin yolun açın

Azarlı Azar Olsun (Zöhre Vefai, Türk Dilinde Kullanılan Saya Şiirleri, Zeynep Yayınevi, Tebris, 1379 (2000);  (Yaşar Kalafat, a.g.e. Sh. 280–283)

 

 

 

Bu yörede Türbelere ve pirlere kesilen Yağmur Kurbanı Kıplegahlara da kesilir. Ayrıca hedik kaynatılıp dağıtılır. Hedik dağıtmak genelde çocukların ilk patlayan dişi için yapılır şeklinde bilinir. Biz Day duran çocuk için de hedik hazırlandığına şahit olmuştuk. Böylece, Kuzey Mezopotamya Türk kültürlü halklarında yağmur saçısı olarak da hedik yapılmaktadır. İkram edilenlerden hayır duası alınan, çocukların sevinmelerini sağlayan hedik, bir saçı fonksiyonundadır.(Yaşar Kalafat-Ahmet Doğan, Kuzey Irak’ta Karşılaştırmalı Türk Halk İnançları, Ankara 1995)

 

Kerkük’te çocuklar köse gezdirilirken , ‘Köse geldi, Allah’tan yağmur geldi’ der ve şu tekerlemeyi okurlar,

 

Çömçele kızım eş istiri

Allah’tan yağış istiri

Açın ambar ağzını

Verin yağış payını

Verini hatun ossın

Vermeyeni katır olsun  (Suphi Saatçi, Kerkük Çocuk Folkloru Sh. 53)

 

Erbil yöresinde elbiselerini ters giyinmiş şeyhlerin, def eşliğinde yapılan yağış merasiminde, çocuklar kora halinde;

 

Allah bir yağış etsin

Dam duvarı taş etsin

Çömçe geldi eşiğe

Oğlan koydu beşiğe

Tanrı bir rahmet versin

Koyunlara süt versin

Allah bir yağış olsun

Dam duvar çul etsin

Açın ambar ağzını

Verin Allah borcunu,

 

Der dolaşırlar. Bu duada ki ilginç olan nokta, Beşiğe oğlanı koyanın Çömçe Gelin olmasıdır. Bu tür dualarda oğlu olsun, kızı olsun veya oğulsuz kızsın kalsın gibi temenniler vardır. Nitekim

 

Çiğil Türkmenlerinin Tekeli Oyunu’nda;

 

Hay hay hay akar hayâdan

Yılan akar kayadan,

Ala Çuval söküldü,

Kuru üzüm döküldü

Veren ablam ikiz ikiz doğursun

 

Diye yağmur duası yapılır.(Yaşar Kalafat, Balkanlar’dan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları IX-X, Berikan yayınları, Ankara 2007, Sh. 2007)

 

Bu noktada beşiğe bebeği koyan, getiren Çömçe’dir. Ancak, Çömçe Mutlak Olan değildir. Yağışı, rahmeti veren Allah’tır, Tanrıdır. Eldeki bilgiyi fazla zorlamış olmak da istemeyiz. Adeta Çömçe görevlidir, belki bir melektir. Zira halk arasında her yağış tanesi gökten bir meleğin kanadında indirilir: Melekler vasıta olmasalar, beher yağmur tanesi düştüğü yerde adeta çukur açarcasına bir ağırlıkla inermiş inancı vardır.

 

Yağmur Merasimi Uygulamasının geneline ‘Mulla’ veya ‘Potik’ denildiği de olur. Mulla/Molla veya hoca örnekleri ile göstermeye çalışacağımız gibi bazı yörelerde ya dere veya uygun bir suya bastırılırlar. Serpilmek suretiyle de su ile ıslatıldıkları olur. Keleki-Azerbaycan’da Seyitleri yağmurun yağmasını kolaylaştıracağı için suya sokma inancı vardır. Dini itibarı olan kimselerin suya sokulmalarını anlamlandırırken, yağmurun yağması için etkinliklerinde, bunların Allah adamı olmaları özellikleri hatıra geliyor. Yağmur Gelini için yetim kız çocuğunun seçilmiş olması, yetimler için merhametli olunması buyrulduğundan hareketle, onların masumiyetleri ve çaresizlikleri düşünülebiliyor. Bu inanç ortamında kurbağanın ıslatılması ile yağmur ummanın bir ilişkisi ve buradan hareketle,  kurbağanın mistik bir boyutunun olabileceğini düşündürüyor. ‘Potik’ ise, sapı uzantısı kesik anlamındadır. Kopik veya koppe olarak da geçer. Sapı olmayan kaşık karşılığında kullanılmış olmalı (Ahmet Buran, “Fırat Havzasında Yağmur Duası ve Yada Taşı”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, 1998, S.19, s.74–76) Bilmece dilinde kulak karşılığında ‘Gobbe kaşık duvara yapışık’ denir. Aşık kemiğinin ucu kırık ise, onun adı kopbedir. Coğrafyanın diğer yörelerinde olduğu gibi burada da evlerden toplanan yiyecekler, bir ziyaret yerinde veya kutlu bilinen bir ağacın altında, toplu halde hep beraber yenilir. Orada küçük büyük herkes birbirlerini ıslatırlar. Islatma olayı yağmurun davetiyesi olarak bilinir. Çocukken Kars’ta subaşlarında, su ile şakalaşıp yaramazlık yapınca, büyükler bizi uyarırlar ‘yeter artık yağmur yağdıracaksınız’derlerdi. Bu inanç ve anlayış Fırat havzasında Bingöl, Tunceli ve Adıyaman’da yaşamaktadır.

 

Elazığ’da Çömçe Gelin, Millo Potik adını alır. Millo, mollanın yerel telaffuz şeklidir. Burada yağmur duasına çıkacak olan gençler, evlerden topladıkları yiyeceklerle birlikte yörenin en yüksek yeri olan Harput Kalesi’ne giderler. Orada yaktıkları ateşin etrafında halka oluştururlar. Yağmur duasını garip giysili birisi yaptırır (muhtemelen elbiseleri ters giysili)  Cemaat toplu halde onun dediklerini tekrarlar ve âmin derler. (V. Tanyıldız, “Millo Topik Ne İster”, Elazığ Kültür ve Tanıtma vakfı dergisi, 1998, S.1, Sh. 27)

 

Yağmur duasını idare edenin; Şeyh, Seyit, Molla veya Hoca olması, Molla’nın Mulla, Millo veya Mula şeklini almış olması halkın değişebilen konuşma dili farklılığını gösterir. Halkın kültür dili ile halk kültürünün dili şüphesiz aynı şey değillerdir. Yağmur duaları bize halk kültürü dili itibariyle aynı lisanı konuştuğumuzu göstermektedir. Bunun için aynı kültürlü halklarız ve bunun için bu kültürden olan halklar, ortak kültür coğrafyası oluştururlar. Bu zenginlikteki her türlü kültürel verinin varisi ve sahibi bu coğrafyanın insanıdır. Yağmur duasının kültür dilinde yetkili olan birisinin idaresinde kuraklık karşısında yağmuru verecek olana yalvarmak ve yalvarmanın şekli vardır. Dilin ortak olan karakteri burasındadır. Ortak konuşma veya yazı diline girmiş olan kelimelerin kökenleri konusu ayrı bir husustur.

 

Bitlis ve çevresinde yağmur alaylarındaki Çömçe Gelin, ‘Cemce Gelin’ şekline dönüşmüştür. Bu yörede cemce, kepçe karşılığında kullanılmaktadır. Ev ev dolaşan çocuklar,

 

Cemce Gelin cem ister,

Allah’tan yağmur ister.

Verene oğlan ister,

Vermeyene kız ister.

 

Gibi, temennili çocuk ilahileri okurlar. Kapısı çalınan evlerden istedikleri çocuklara verilmeden evvel, adet olduğu üzere çocukların üzeri serpilen su ile onlar ıslatılırlar. İstenilen cem, evlerden toplanılan yiyeceklerin birlikte yenilme toplantısı mıdır, onu bilemeyiz ancak, halk inançlarında erkek çocuğunun daha itibarlı ve makbul olduğu düşüncesinden hareketle, bu tespitte de bir duanın olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim Dedem Korkut’un Destanında da oğlu ve kızı olanlar otağlarına göre ayrılmışlardır.

 

Âmin Alayları türünden inanç ve uygulamalar, Türk kültürlü halkların genelinde ve hayatın çeşitli dönemlerinde, Anadolu’da ve Türkmenistan’da ramazanlarda yapılanlarda da bir anlamda farklı değildir. Keza Azerbaycan’da Ramazan ayında ‘Pay Tapma’ yapılır ve çocuklar ilahiler okuyarak evlerden yiyecek hediye toplarlar; bu esnada,

 

Yukarıda bir ay var

Ucu kızıl yay var

Peygamberin socağında/sancağında

Bize düşen bir pay var.

Az verenin kızı olsun

Çok verenin oğlu olsun

Kapınızda toy olsun

Âmin amin amin, denir.

 

Bir halk alkışına göre de,

 

Sıcak ise gölge ver,

Soğuksa sıcak et

Koyunun kuzunun

Var olsun

Anan bacı

Sağ olsun, denir.

 

Bu duada yağmur ve güneş Allah’tan istenirken, kendileri için bu duada bulunulanların da anasının bacısının sağ olması istenilmektedir. Dua ederek talepte bulunan, dua edilerek talepte bulunulan ve kendisine dua edilen taraflar vardır. Yağmur alaylarında üzerine su dökülen çömçe gelin yağmurun kendisinden istenileni değil, yağmur için duaları ile aracı olandır. Rahmeti vermesi beklenilen Mutlak Olan’dır. Tespitlerdeki Got/God veya Godi’dir. Giderek bu isim yerini Allah inancına bırakmıştır. Bu noktada God’un bir dönem veya İngilizcede olduğu gibi dillerden bir dilde anlamı Allah mı idi? Pay Tapma folklorik çocuk duasında peygamberin sancağı altında olmak arzulanırken ‘ucu kızıl yay’ ile kastedilen Gök kuşağı veya Ebem Kuşağı idi.

 

Guba-Gonah kentinin Azerbaycan Türkleri yağmur duası için Baba Dağı’ndaki Ocak’tan getirilmiş kutsal olduğuna inanılan 7 taşı delip bunlara ip geçirirler. Annesinin ilk kız çocuğu bunları bir akarsuya sarkıtır ve ipin diğer ucunu kıyıdaki fındık veya karaağaç türünden bir ağaca bağlar. Taşlar suyun içinde iken şu deyiş okunur;

 

Dağ başım

Yaş başım

Yaş oldu

Üst başım

Suda daşım

Gıda daşım

Baba daşım

 

Bu deyişteki ‘Gıda’ ile ‘Godi’ nin bir bağlantısı var mı dır? Böylesi bir inanç etimolojisine gidilebilir mi? Etimoloji çok sağlıklı malzeme üzerinde çalışmayı gerektirirken, inanç etimolojisi daha fazla hassasiyeti gerektirmektedir. Taş kültü, dağ kültü ile ocak ve baba kültünün su kültü ile bir beraberlik oluşturdukları söylenebilir mi?

 

Kuzey Azerbaycan’da yağmur uzun süre yağmayıp kuraklık olunca, toprağı su ile yoğurup tandırda pişirip sonra da suya atıp şunları söylerler;

 

Ay can ay can toprağım

Odda az yan toprağım

İndi yağış yağacak

Sen düş ıslan toprağım

 

Yandı toprağ kupkuru

Suya saldım dupduru

Yağ yapmışam çohlu yağ

Çöller oldu kupkuru (Yaşar Kalafat, “Keleki’de Dört Gün Üç Gece ve Nahcıvan Halk İnançları”, Türk Dünyası Araştırmaları, İstanbul 1996, Sh. 1–22)