Halk Sofizminde

                                                           MİTOLOJŞK İKİ OBJE

                                                       “AL RUHU” VE “KIRKLAMA”

 

Halk sofizme kapsamına halk inançlarının tasavvufi boyutunu da almaktadır. O, yüksek tasavvuf olmamakla beraber, içerisinde bidat, hurafe ve bazı hallerde şirk de bulaşabilmiş inanç ve uygulamalar da içerebilen tefekkür boyutu da bulunan halk itikadı ve ibadetleri bütünüdür. Günümüz inanç ve uygulamalardan hareketle mitolojik döneme bir seyahat gerekince ilgili şifrelerin aranılabileceği başlıca kaynaklardan birisidir. ”Al Ruhu İnancı” ve “Kırklama” uygulamasını ele alarak, Ahmet Yesevi döneminden evvel de var olan o dönemde ve günümüzde de varlığını sürdüren bazı inanç ve uygulamaların devamlılıkları üzerinde durarak dinin bir tane olduğu gerçeği halk inançlar-halk tasavvufu-mitoloji bağlantısından hareketle izaha çalışıyoruz.

Böylece Türk dini arkaik verilerden hareketle adeta mitolojik döneminden beriye bir bütünlük içerisinde olduğunu tartışmış olacağız.

Allah’ın tek olan dini İslam’a rağmen dinlerden bahsedilebilir miydi, dinin tek oluşu gerçeğine rağmen çok sayıda isimden din adına bahsetmek nereden kaynaklanıyordu bu ne derece sağlıklı bir tanımlama idi?

Türklüğün İslam’la bağlantısı bir kavmin veya ırkın İslam dinine girmiş olması ile mi izah edilirdi? İslam’ın farklı tezahür şekillerinden söz edilebilirken “İslam’ın içerisinde Türklük Dönemi” ile ne anlatılmak istenilmiş olabilirdi? İslam’da Türklük bir dönem iken İslam’ın Musevilik, İsevilik vb gibi tezahür biçimleri kapsamında Türk olarak bilinen toplum yer aldı mı?

Yukarıdaki farklı sorulara yapılacak açıklamalarla mesele temelinden ele alınınca “İslam’ın tezahür biçimlerinden birisi olan Türklük” anlayışı tasavvuf bilginlerinin Türkoloji’ye ilgi duymaları ile çözümlenebilir. Bu çevrelere göre “Dîn dünyaya, Allah’ı ilk zikreden Kîş ve Îy ile gelip başladı ama diğer ülkelere ve insanlara yaygınlaşması, en geniş anlamda Hz. Türk ve oğullarıyla olmuştur.”[1]

“Dîn, insanın nefsini arıtıp, Gayb Âlemi denilen mekândaki, sûreti üzre yaratılmış olduğu Rabb’e kavuşturan kuvvedir.” “İnanç, bir şekilde dinin özünün tezahürüdür.

“İslâm Dînî, en mükemmel haline Âlemlerin Rabbi’nin huzurunda ulaşılan dînî hâlin adıdır.”[2] Dine ve İslam dinine getirilen bu açıklamalardan sonra, dil, milliyet, inanç bağlantılı yaklaşımlara açıklık getirebilecek tespitlere geçilebilir.

Bunlardan “Buda 5. mertebeden bir nebidir. Lamaizmi kuran zat da Budizm’e mensup bir Lama’nın kurmuş olduğu bir mezheptir.”[3] “Bilge Kağan 5. mertebeden bir nebi idi.”[4]     “Irkıl/Yırkıl kendini kanıtlamış anlamına geliyordu. Irkıl Ata tabîi ki Uluğ bir Türktü. Birçok Irkılların yani Uluğ Türklerin olması normaldi.”[5]

Böylece iki farklı anlamda Türk ve Türklükle karşı karşıyayız. Bunlardan birisi İsevilik, Musevilik, giderek Lamaizm, Budizm gibi İslam’ın tezahür biçimlerinden birisi olan ve bir dönem adeta İslam’ı temsil eden Türklüktür. Diğeri ise asırlarca sonra Türkleşen halklarla birlikte bir toplum oluşturan Türk dilli ve zamanla oluşan Türk kültürlü halk anlamında Türk ve Türklüktür.

“Muhammedilik insan nefsini arıtıp, Hakk’ın zatına ulaştırmayı amaçlayan bir sistemdir. Bu sistemi uygulamak için, o ulaşılacak kişiye, sistemin kurucusuna izafeten “Muhammedî Din” (Muhammedî kuvvet) gerekir.”[6]    “Îsevîlik insan nefsini arıtıp Hakk’ın Zatı’nın, insandaki sıfatlar ve tabiî kî, o sıfatların yer aldığı göz, kulak vesaire gibi organlar üzerindeki tecellilerini yaşatmayı amaçlayan bir sistemdir. Buna da “İsevî Dînî” adı verilir.”[7] “Musevilik, insan nefsini arıtıp, Hakk’ın insanda gizlediği/ oluşturduğu/kullandığı bilgileri öğretmeği amaçlayan bir sistemdir. Buna da “Musevî Dinî” adı verilir.”[8]

“28 din vardır. Bunların hepsi bir açıdan/yerden/bölgeden/noktadan, Hakk’ın Zatı’na bağlıdır. Bu 28 dinin her birinin az buçuk benzerlikleri vardır. Ancak farklılıkları pek çoktur. Mesela İsevîler için Hakk’ın Zatı’nı bilmek mümkün değildir. Oysa Muhammediliğin amacı ve sonucu, Hakk’ın Zâtı’nı bilmekten ibarettir.”[9]

“28 tane din sistemi var. Bunlardan herhangi biriyle Rabbin huzuruna ve İslam haline ulaşılabilir. Selamet sadece Rabbin huzuruna ulaşmaktır. Orada artık dininizin ismi İslam’dır. Amma uyguladığınız sistem Hz. Âdem’in sistemi, Hz. Şit’in sistemi, Hz. İdris’in sistemi, Hz. İsa’nın sistemi ise farklı ilâhî puanlar alırsınız ve Hz. Muhammed’in sisteminin puanı diğerlerinden fazladır.”[10]

“Özetle Musevîlik, Hıristiyanlık, İslam haline ulaştırmanın sistemleridir. Böylece, İslam dinine değil İslam Dinine ulaştıran sistemlere intisap edilir.”[11]

“Din ve dinler tanımlamalarına gelince “Dinler yok, ana dinin dönem dönem aldığı 30–40 din ismi vardır.”[12]            Allah’ın peygamberleri vasıtasıyla gönderdiği dine Hak Din denir. Bu din tevhit esasına dayanan İslam dinidir. İlk peygamberden itibaren bütün peygamberlerin tebliğ ettiği hak dinin adı İslâm’dır. Hak Dinin temel ilkelerinde bir değişme olmamıştır. Hz. Muhammed’in gönderilmesi ile son şeklini almıştır.[13]

“Takrîben, ancak 4 nebiden sâdece 1 tanesinin kutsal kitabı vardır.”[14]      “Her nebîde aşama aşama beliren Hz. Muhammed’in ruhaniyetidir. Dolayısıyla din Hz. Âdem ile başlamış gibi görünse de Hz. Muhammed ile başlayıp gelişmiştir.”[15]

“Müslüman, rabbine kavuşma sistemlerinden (dinden) herhangi birine uyarak, o sistemin sonucu olan raddeye ulaşıp, selamete ermiş, Müslüman olmuş kişidir. Muhammedî olan kimse % 100 Müslüman olmuştur ama “sadece Muhammedî olan Müslüman olmuştur”. İfadesi doğru değildir. Diğer sistemleri seçenler de farklı yüzdelerle Müslüman olmuşlardır. Bu 28 basamaklı bir merdiven ise her basamak bir radde Müslümanlık olmaktadır.”[16]

. Bu metot, halkbilimi alanından sapılmadan, halk inanmaları ile ilgili yansıtma çalışmalarında bid’at, hurafe ve şirkten arınabilme nispetini yükseltebilecektir.

Dinin bir tane olmasının yanı sıra, onun farklı sistemlerle halka öğretilmiş olması, akait ve ilmihal bilgilerinin esasen tek kaynaktan neşet ettiğinin bilinmeyişi kafa karışıklığına yol açabilmiştir. Dinin bir yükseliş, bir hal değişikliği, bir varış, ulaşış olduğunun anlaşılması, halk inanmalarının daha sağlıklı anlaşılmasına ortam hazırlayabilir.

Hz. Âdem’den itibaren tek olan dinin sistem sayısındaki çokluk, sistemlerin kapsamında olan uygulamaların sayısını ve akait farklılıklarını da artırmıştır.

İlahî tebligatlarda bir takım simgelerin de olduğu gerçeğinden hareketle, bu dayanışma kapsamında tasavvuf bilginleri de yer almalıdır.

“Nübüvvet tarihi denildiğinde aslında bir bölümüyle, Türklüğün tarihidir. Bu noktada” Türklük ilkel anlamda milliyetçilik anlamında ele alınmamaktadır.

“Türk adı ilkin -24. 000 yıl önce, Şit a.s ın/Hz. Adem’in (a.s.) gelişiyle ortaya çıkar. İkinci olarak Tufandan sonra –14. 700 yıl önce Hz. Türk ile sahneye çıkar. Adem (a.s( dan evvel 7-8 kavme peygamber geldiği ifade edilir. Hattâ Yâ Feth adlı kolyeyi taşıyan velinin lakabının da Türk olması söz konusudur.”[17]

“Türk adının ilk ortaya çıkışı ile Hz. Türk döneminde bir inanç sistemine isim oluşu haliyle farklı dönemlerdedir.”[18]

“Hz. Muhammed’in dönemindeki Arap şairleri Hz. Muhammed’in aile erkânına Türk demektedirler.”[19]

“Türklük, belirli ahlâkî uygulamaları hayatında yaşama geçirebilen kişinin adıdır”. “Bir hadise göre Hz. Muhammed, Hz. Ali’ye “Ya Alî sen en büyük Türksün” demişlerdir.[20]

“Türklük, İslam’ın Muhammediyet’ten evvel almış olduğu değerlerle milletleşmenin adıdır.

Bu açıklamalarla da Türk’ün ve Türklüğün tek olan dinin içerisinde bulunduğu konum anlatılmış olmaktadır. Anadili farklı olan halk kesimleri mensubu oldukları Türklüğün dilini mi oluşturdular, Türk Ata’nın ümmeti olarak onun dilini mi benimsemiş oldular? Muhakkak olan şudur ki Türklük bir milli kimlik olmadan evvel daha ziyade inanç içerikli bir kimlikti. Daha sağlıklı bir ifade ile Türklük, Türk atadan sonra da kimlik olarak dinî-millî bir yapılanma içeriyordu. Din dili, dile dinî bir içerik kazandırmıştı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[1]  Sebahattin Güngör, Tasavvuf Mektupları Burhaniye 2012

[2] A.g.e.

[3] A.g.e.

[4] A.g.e.

[5] A.g.e.

[6] A.g.e.

[7] A.g.e.

[8] A.g.e.

[9] A.g.e.

[10] A.g.e.

[11] A.g.e.

[12] A.g.e.

[13]  F.Karaman, İ.Karagöz,İ.Paçacı,M.Canbulat, A.Gelişgen, İ.Ural, Dinî Kavramlar Sözlüğü, Ankara, 2006 S. 217

[14] A.g.e.

[15] A.g.e.

[16] A.g.e.

[17] A.g.e.

[18] A.g.e.

[19] A.g.e.

[20] A.g.e.