İRAN TÜRKOLOJİSİNDE HALK BİLİMİ ÇALIŞMALARI

                                             VE

                           GENEL TÜRKOLOJİ İÇERİSİNDEKİ YERİ[1]

 

 

                                                                                                                                                                                                                                                                                                         Yaşar Kalafat[2]

 

 

         GİRİŞ.

         Kazan halk kültürünü çeşitli yönleri ile incelemeyi hedefleyen bir kültür şöleninde İran’da Türk halk bilimi çalışmalarının irdelenmesinin sebebi sorgulanabilir. Türkiye’de aynı kurumun müteakip yıllarda yaptığı veya aynı yıl içerisinde farklı kurumların halk kültürünün farklı olmayan dallarında yaptıkları çalışmalarda veriler ve sonuçlar ilişkilendirilemiyor ise ve bu uygulama şekli giderek yaygınlaşıyor ise Kazan Uluslararası Sempozyumunda İran Türk coğrafyasının halk kültür hayatını aramak komik olur. Türkiye sosyal bilimler arası çalışmalarındaki koordinasyonsuzluk bir yana, aynı disiplin içerisinde de çalışmalar arası ilişkilendirme giderek azalmaktadır. Sempozyumlara uluslararasılık özelliğini, farklı uluslardan katılımın olmasından ziyade, sempozyumlara farklı uluslardan konuya dair görüşlerin taşınması hususu aranmalıdır. Biz, bildirimizde ilişkilendirmemizi bu noktadan hareketle yapmaktayız. Bu arada şüphesiz Türk halkbilimi Türkoloji’nin asli unsurlarındandır ve Türklük bilimi anlamındaki Türkoloji, Türkiye Türklüğü ile sınırlı değildir.

Türklük bilimi, Türklük için herhangi bir bilim dalı olmayıp, Türklüğün var olma, varlığını koruma ve varlığını kurtarma bilimidir. Bu noktada Türk halkbilimi sadece ve muhakkak Türkologların iştigal alanı değil, her seviyede, her meslekten türkün ilgi ve sorumluluk alanıdır. Bu ilgi ve sorumluluk için Türkiye Türkü olmak ve Türkiye Türkoloji’sini araştırıyor olmak zarureti de yoktur.

Kültürün bir stratejik obje olduğu belirtildikten sonra, hemen ilave edilmedir ki, kültür stratejik bir obje olduğu sürece ve bilhassa söz konusu olan Türk kültürü olunca, bu obje dünyanın birçok ülkesinin strateji hedeflerinde ve planlarında yer alacaktır, almaktadır. Bunun içindir ki kültür akrabalığı, Türk kültürlü olmak hem korunma ve hem de kurtulma vasıtasıdır. Bu gerçekten hareketle Türklük bilimi Türk dili ve Türk tarihi alanları ile sınırlı olmadığı gibi bu alanlarda çalışmayı meslek edinmişlerin ilgi alanı ile de sınırlı değildir.

Türklüğün bir ırkî ve kavmî özelliğinden çok daha önceki vasfı bir kültürel obje oluşudur. Hal bu olunca İran coğrafyasında yaşayan Türklüğün dil akrabası olmayan akrabaları da kültürel hayatları ile Türkoloji’nin kapsamına girerler. Kültür akrabalığı sadece ve muhakkak dil veya din akrabalığı ile sınırlı değildir.

İran Türkoloji’si denilince Türkiye genelinde hatıra maalesef sadece Dede Korkut, Köroğlu, biraz da Nasrettin Hoca ve Ozanlık geleneği gelmektedir. İran Türkoloji’sini uzun süre Cevat Heyet ve ekibi Varlık Dergisi ile temsil etmişlerdir[3]. Türkiye Türkoloji çevrelerinin İran Türklük bilimine ilgileri Türkiye’deki kültür şölenlerine İran’dan katılımı sağlamaya çalışmak şeklinde olmuştur. Bir dönem Türkiye’de yüksek eğitim görmek isteyen İranlı gençlere bazı olanaklar sağlanmış, giderek bu kapılar da büyük ölçüde kapanmıştır. İran Türkologlarının Azerbaycan ve Türkiye’de Lisansüstü çalışma konusu yapılma dönemi de fazla uzun sürmemiştir. Sistemli akademik çalışma olarak hatırda kalan Yavuz Akpınar’ın, Ali Kafkasyalının, Bilgehan Atsız’ın çalışmaları olmuştur. Türkiye Türkologları İran sözlü kültüründen daha ziyade âşıklık sanatı üzerinde durmuşlardır.

Türk kültür coğrafyasından Balkan Türkologları[4] ve Batı Trakya Türk Kültürü Bibliyografyası[5], Avrasya Türkologları Sözlüğü[6] gibi çalışmalar yapılmıştır da İran Türkologları bilinen kadarı ile çalışılmamıştır.

İran Türkoloji’sinin ana damarını İran halkbilimi çalışmaları teşkil etmektedir. İran’da Türk kültür ruhunu basına ve parlamentoya taşıyan İranlı Türkler de halk bilimi eğitimi ile yetişmiş kimselerdir.

Bu arayış ve yaklaşım kendisi ile birlikte millet merkezli Türklüğün tanımını gündeme getirir. Etnik olmak, azınlık olmak millet çatısı altında bütünleşmiş olmak ve asimilasyon konuları Türkiye için tartışılırken ve yerine oturduğu kabul edilen bu tür kavramlar giderek yoğun tartışılır hale gelmişken, İran demografisine Türklük açısından sağlıklı bakıp isabetli karar vermek o kadar kolay değildir.

Türklük konuşulurken Türklük içerisinde Azeriliğin gündeme gelmesi Özbekliğin, Kırgızlığın, Kazaklığın özel isimlerinden hareketle tartışılmasından çok farklıdır. Azerbaycan Türk kültürel kimliğinin abat edilmesi adına “Azerilik” ten yola çıkmak Azerbaycan Türklüğünü İran’da bütünleştirir mi? Bu sorunun cevabını sağlıklı verebilmek için İran Türk kesimlerinin Türklük içerisindeki sosyo kültürel özelliklerini ve İran devlet politikasının İran halklarına karşı izlediği stratejşlerin temel girdilerini bilmek gerekir. Bize göre İran Türklüğü Azerilik kimliklendirmesine Türklüğün çıkarları adına müsait değildir[7]. Türkiye Türklüğü için kimlik sorununda çıkmazlar yaşayan Türkoloji’miz dış Türkler Türkoloji’si için nasıl çözüm getirebilir?

Türkiye’de Türkoloji uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırma Enstitüsü tarafından yürütülmüştür. Türkiye üniversiteleri Anadolu’ya yayılmaya başladıkça Türkiyat çalışmaları İstanbul Türkoloji’sinin sempozyumlarında tartışılmış giderek bu etkinlik her iki yılda bir uluslararası yapılmaya başlanınca RF, Avrupa ülkeleri, ABD ve bazen de orta doğu ülkelerinden Türkologlar bu etkinliğe katılmaya başlamıştır. Giderek Sempozyumların katılım kadrosu ülke ve Türkolog sayısı bakımında sınırlandırılıp bir süre sonra da sempozyumlar tamamen durdurulmuştur. Son 5-6 yıllık zaman zarfında ise İstanbul Türkiyat Araştırma Merkezi yenilenen bir ruhla sadece İstanbul’un ve hatta İstanbul Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nin Türkoloji faaliyetleri alanı ile sınırlı olmaktan çıkmaya başlamıştır. İhtiyaç duyulan ise bize göre Türkiye Türkiyat’ının giderek Dünya Türkiyat’ının merkezi olmasıdır.

METİN:

Günümüzde İran halk bilimi çalışmaları konusunda Türkiye’de yeterince bilinmeyen çok ciddi çalışmalar yapılmaktadır. 2008 yılında Tebriz El Bilimi Derneği tarafından ilki çıkarılan Birinci Tebriz Folkloru Antolojisi bu alandaki çalışmalar için bir dönüm noktası olmuştur. Eserde Tebriz’in eski ve yeni kuşak halkbilimcilerine ve çalışmalarına yer verilmektedir. 2006 yılının ilkbaharında Muhammed Eli Ferzane adına yapılan, Dilmaç Dergisi ve Apaq Derneği tarafından düzenlenen 2 günlük Folklor Sempozyumu’ndan sonra bu faaliyet belki de ilk sistemli adımdı. Bu çalışma ile Tebriz Kültür İdaresi’nden El Bilimi Derneği’nin açılışı için izin istenir. Bu yıllarda Azerbaycan Bilimler Akademisi Folklor Enstitüsü tarafından yapılan yıllık sempozyumlara Güney Azerbaycan’dan da folkloristlerin katılmaları gündeme gelir. Güney Azerbaycan folklor şinasları El Bilimi Derneği’nin resmen muhatap edilmesi isteklerini dile getirirler.

Takip edilebilen kadarı ile İran Milli Eğitimi, ilkokul müfredatıma Türkçe eğitimini seçmeli ders olarak koymuştur. Ayrıca üniversite düzeyinde de Türkoloji bölümlerini açmıştır. Bu arada “Elden Folklor Örnekleri ve Araştırmaları”, “Erdebil Folklor Örnekleri”,[8] “Karadağ Mahalları”[9], “Salmas Aşıq Geleneğine Bir Bakış”[10] gibi yayınlar Türkçe ve Farsça çıkmaya başlamışlardır.

İran halk kültürü çalışmalarının çok sınırlı imkânlarına rağmen alan araştırmalarının metotlu yürütüldüğüne 2001 yılında Şerefhane-Tebriz’de yapılan sempozyumda şahit olmuştuk[11]. Bu kadro çalışmalarında kaynak bilgilerinin kayda geçirilmesinde fevkalade hassas davranılıyordu. Bu münasebetle Folklor Toplama Kılavuzu isimli Tahran baskısı kitap çalışmasını zikredilebilir[12]. Ancak bu tarihten sonra, yapılanmanın bu alanda bir yayını olmamıştır.

Abdullah Erol’un, İrade Memmedova’nın, Brenda Shaffer’in Cevat Hey’et’in, Muhittin Çelik’in Enver Uzun’un, Ümid Yazar’ın, Şerife Yalçınkaya’nın, Hüseyin Düzgün-Hasan Feyzullah Vahid ikilisinin, Rıza Hemraz’ın, makaleleri İran Türkoloji’sinin geleceğine ışık tutabilecek çalışmalardır.[13] Türkoloji’nin kalbi Türk dilin çalışmalarında atar. Milli kimlik bağlamında yapılmış sosyal bilimler çalışmalarında bu kural diğer uluslar ve diller için de geçerli olan adeta evrensel bir esaslandırmadır. İran Türkoloji’si için de şüphesiz İran Türk dili çalışmaları aynı derecede öncelik alır. Bu gerçeği Atsız’ın İran Türkoloji’sini de kapsayan son iki çalışmasında da görüyoruz[14]

 

 

İran Türk halk kültürü ile Anadolu Türk halk kültürü çalışanlarını bir araya getiren çalışmalardan birisi de “Avşar Kültür Coğrafyası ve Halk Kültürü”, isimli çalışma oldu[15]. Anılan eserde Axarsu Zenganlı (Mehmet Rezzakî) “İran Avşarları Toy Gelenekleri” ve Siyamek Hüseyinzaade’de “Avşarlarda Adet Enene, Toy ve Başka Merasi Adları” isimli çalışması ile yer aldılar.

Tebriz halk inançlarını oldukça ayrıntılı hazırladığımız çalışmamızı 2008 yılında neşrettik. Bu çalışmada Türkçe yayınlara da yer veren yayınevlerini tanıtmıştık o yıllarda Avtabı Azerbaycan/Azerbaycan Güneşi ve Dilmaç dergileri çıkıyordu, Hüseyin Muhammedhani (Güneyli), Abdüleli Mücazi, Cemal Ayrumi/Ayrumlu, Kazım Abbasi, Behrami Elçin, Hüseyin Penahi, Hamid Şafei’nin esserleri ile tanışmıştık O yıllarda Folklor Fondu oldukça faaldi[16].

İran Türk halk inançları kültürünü de kapsamına alan halk kültürü çalışmalarımızda karşılaştırmalı çalışma özelliği taşıyabilecek çalışmamız “Azerbaycan-İran-Anadolu Irak Halk İnançları Hattı”[17] isimli çalışmamız oldu. Bu çalışmaya da İran Türk halk kültürü çalışmalarının gereğince yansıdığı söylenemez. İran Türklüğü halk inançları çalışmamızı İran Türklüğünün jeopolitik boyutu ile ele aldığımız çalışmamızda yaptık ve çalışmamızda İran Türk halkbiliminin kurucularını da anlatmaya çalıştık.[18] İran Halk Kültürünü tema bazında ele aldığımız konular arasında “Kurt”[19] ve “Ahır Çarşamba”[20] gibi konular yer aldı. Hamse Türklerinin halk inançları ile Horasan-İran Türklerinin halk inançlarına dair yapılmış derlemelerimizi, Balkanlardan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları isimli seride anlatmaya çalıştık[21]. İran Türklüğü içerisinde Bektaşi[22] ve ayrıca Kızılbaşlığa[23] dair derlenmiş halk inançları çalışmalarını Orta Asya’dan Orta Doğu’ya İnanç Göçü isimli çalışmamızda incelemeye çalıştık[24]. Antoloji çalışmaları isimli eserde yer alan Vefai benzeri araştırmacıların İran Türk halk bilimine dair alkışlar, kargışlar, gibi sözlü kültür alanlarında ve ayrıca etnografya alanında kitapları da yayınlanmıştır. Biz bu çalışmaların bir kısmını İran Türk halk kültürüne dair yaptığımız kitap çalışmasında tanıttık. Biz, Alkışlar-Kargışlar isimli kitap çalışmamızda Zöhre Vefai’nin Dua ve Nefrnha “Alkış-Kargışlar” Grd Avrı, Tebriz, Zeynep Neşriyat, 2000)[25] ve sayalar konulu çalışmamızda da aynı yazarın “Mecmua-ı Eş’ar Ozanı ve Seyyah”, (Tebriz, 2009 künyeli çalışmasından geniş şekilde yaralandık[26]. Ayrıca İran Türk insan isimleri, el sanatları[27] yaylak-kışlak hayatı konularında da çalışmaların yapıldığı bilinmektedir. İran Türk halk kültürüne dair bilgiler il yıllıklarında ara bölüm olarak coğrafyanın kültürü adına da yayınlanabilmektedir. Bu tür bilgileri biz Akarsu Zencanlı ve
 

Tövhit Melikzade’nin katkısı ile bir araya toplamaya çalışmıştık[28]. Ayrıca İran Türk halk kültürü konusunda fikir verebilecek Türkçe yayınlar da vardır. Ruhanı, Muhammad Riza, Ferhengname Zengan (10.08.1968). Zeferi, Kerim. Nirumend, Kerim, Tezkire-i Sohan Veran ve Hattatan Zengan (1968), Fazili, Mir Taki, Yollar ve Tıkanlar (1969), Fazili, Mir Taki, Terlan (1974), Zeferi, Kerim, Ilançı (1965) ama 1995 tarihinde yayımlanır. Zeferi Kerim, Nober (1976), Remezanı, Ahmet, Riyaz ol Mesayib (1979 öncesi olmalıdır), Cemalı, Asedullah, Dan Ulduzu (1980), irumend, Kerim, Tarih Urafa ve Hokemay-i Sufiyey-i Zencan (1985), Heştrudi, Ali, Hekim Hideci Divani (1989), Muradı, Abdullah, Ana Çınar (1990), Amir Aslanı, Abbas, Çille Hana(1992), Genc Daniş, Abulfezil, Teravet (1992), Asedi, Israfil, Hurremdere Negmeleri, Zengan Neşriyatı, Zengan (1994), Kerimi, Muhammed Riza, Işık, (?) Yayın Evi, Zengan (1995), Kerimi, (2009), Ceferi, Huşeng, Ağ Atım(2009), Kerimi, Muhammed Riza, Azerbaycanın Şifahi Edebiyatı (2009), Sadegi, Ahmet, Qorxuram Yağmıya Yağış(2009),Subhı,  Nazhend, Direk (2010), Hasenlu, Hayder, Zengan Bayatıları (2010),Sultanı, Ramin, Cestari der Tarihi Zencan (2010),Alevi, Muharrem Ali, Ana Yurdum Sarı Yokuş, Sutude Zencanı, Zengan, 2010,Kurbanı, Cavit, Hudabendede Atalar Sözü, Danış Zengan Neşriyatı (2011),Beyk Muhammedi, Fettah, Ağlar Gözüm (2011), Qasempur, İsa, Senin İçin Bir Mesaj (2011), Bigdeli, Gulam Hüseyin, Bigdeli Tarihi (2011),Qasempur, Riza, Ya Kerim (2011), Avşar, Abbas Alı Han, Cihan Şah Name, Danış Zengan,(2011), Muzafferi, Mansur, Mecmua Eşari Şebih Hanı Türkî, Daneş Zengan Neşriyatı, Zengan, 2011, Meleki, Muhammed, Sultaniye Tarihi, Danış Zengan Neşriyatı, (2012),Negdi, Muhammed Ali, Anguran Halkının Kültürü(2012), 72. Muhammed Beyanı, Ali, Bele Oku Bele Yaz (2012), 73. Halhali, Muhammed Bakir, Salebiye, Sutude Zencanı, Zengan, 2012, 74. Kerimi, Ali, Kesme Yoldur Bu Şehir (2012), 75. Heyderi, Mesume, Yansın Çırağız, Nikan Kitap Neşriyatı, Zengan, 2012, 76. Âmini, Hasen, Ana Yurdum, Nikan Kitap Neşriyatı, Zengan, 2013, Kasemi, Cihangir, Kendimize Selam, Danış Zengan Neşriyatı, Zengan, 2013, Cebbari, Ali, Aşina Gazeller Sessiz Negmeler (2013), Bahşı, Süreyya, sene Xatir (2005) Aşk Alifbası (2013), Qasempur, İsa, Namaverani Anguran (2014),Ceferi, Nesim, Yakamuz, Amrut Neşriyatı, Tahran, 2014, Ceferi, Nesim, Bir Gözüm Şoranlık, Bir Gözüm Bulak, Amrut Neşriyatı, Tahran, 2014, Abbası Nıya, Hüseyin, Ferhen ve Hüner der Darolhamse, Tahran (2015), Zencanı, Şeyh İbrahim, Dastani Kerem ve Asli (2015), Hüseyni Zencani, Seyit Beşir, Gül Üzlü Yar, Humayi Kadir Neşriyatı, Kum, 2015, Kerimi, Muhammed Riza, Ulduzlar Elenir, Nikan Kitab Yayın Evi, Zengan (2015), Münzevi, Hüseyin, Duman (2016), Ceferi, Nesim, Yakamuz, NoxbeganTahran (2016),Oryatlı Manışanlı, Mirza Sadik, Yeddi Name, Nikan Kitap Neşriyatı, Zengan, 2016., Ocaklu, Ali, Gazel Gazeller, Zengan, 2016, Razzaghı, Mustafa ve Muhammed, Qehrema Babayının Qere Nağılları (2016).Tarihleri belirtilmemiş kitaplar: Budağı, Sayit, Yadı Mandegar (2005) Budagı, Sayit, Der Suge Narven(2012) Meleki, Kasim, Atalar Sözü(basım tarihi bilinmiyor) Ibrahim Hanı, Kemal ve Taki, El-Ele(basım tarihi bilinmiyor), Remezanı, Ahmet, Riyaz ol Mesaib, (basım tarihi bilinmiyor. )

 

Tebriz’de Ali Barazende, Urmiye’e Ahmed Esedi, ayrıca Ali Tebrizli, Dr. Selamullah Cavid, Ali Ferzane, Heyet, Mehemmed Teki Zehtabı, Behzat Behzadı içerisinde özel folklor malzemeleri bulunan bilimsel seviyede El Dili ve Edebiyatı Dergisini yayınladılar. Tebriz’de M. Nikabı Şebisterden, Mehmet Hüseyin Güneyli son yıllarda ciddi folklor çalışmaları yapıyorlar, kitap yayınları oluyor. Ali Rıza Sarrafi, Rıza Hemraz, Ali Barezende İran halk bilimde önemli çalışmalar yaptılar. Zencan’dan Kerim Zeferi, Zebihollah Şahmuradı, Süreyya Bahşi, Muhammed Rezzaghı, Mustafa Rezzagı, Urmu’dan urmudan: Aliriza Ziheq, Ali Zeferhah, Ahmed Esedi, Kazim Abbası, Salmas’dan Tövhit Melikzade, Kaşkayılardan Esedullah Merdanı, Halaçlardan Ali Asger Cemrası, Abdullah Yaşkanı’nın isimleri bu sahada önem kazanmaktadır. Ayrıca her araştırmacı kendi imkânları nispetinde materyal toplamaktadır. İran’ın her bölgesinde sürdürülen bireysel çalışanlara rastlamak mümkündür.

Ancak bütün bu ürünlerin ortak Türk kültürünün olduğunu gösterme noktasında teorik çerçeve gerekmektedir.

 

Latin Harfleri ile Azerbaycan Türkçesi ile hazırlanan Biirinci Folklor Antolojisi isimli eserde; Uşak Folkloru[29], Nazlatmalar[30], Laylaylar[31], Yohaltmacalar[32], Tapmacalar[33], Oyunlar[34], Antlar[35], Algışlar-Heyir Dualar[36], Kargışlar-Beddualar[37], Atalar sözü[38], Bayatılar[39], Nagıllar,[40] Latifeler[41], Halk Mağnıları[42], Sağlıklar[43], Merasimler[44], Okşamalar[45], Tebriz Hanım Mersiyeleri[46], Nezir Sofraları ve Onların Yemekleri[47], Tebriz Mutfağı[48], Tebriz’de Halı Kültürü[49], Tebriz’de söylenmiş ve söylenmekte olan lakaplar[50], Âşıklar[51] gibi alan çalışması sonucu derlenen bilgilerden oluşan bölümler yer almaktadır. Anılan çalışmada bilgilerin derleniş yılları ve kaynak kişiler de belirtilmiştir. Birinci Tebriz Folklor Antolojisinden sonra yeni folklor antolojileri çıkmamıştır. Araştırmacılar, ekonomik imkânsızlıklarını belirtmekte ve destek beklemektedirler. Bu konulara bildirimizde kısa açıklamalar getiriyoruz.

İran Türk okşamalarında farklı bir anlam zenginliği ve halk inancı derinliği vardır. Eserdeki 70 cıvalındaki nazlatma tespitinden bazı örneklemeler yapmak gerekir ise;

 

A, dağ dağanlar

Bülbül qoğanlar

Oğlan doğuranlar

Bu balama gurban

 

Çaydaki qazlar

Tükün tarazlar

Nişanlı qızlar

Bu balama qurban

 

Dağda darılar

Sümbül sayılar

Qoca qarılar

Bu balama gurban

 

Dağda inekler

Otlar, imekler

O Hancalı Beyler

Bu balama qurban

 

Dağda meşelik

Gül benövşelik

Men hemeşelik

Bu balama qurban

 

Quyruğu katlar

Dağdaki atlar

Güzel arvatlar

Bu balama qurban

 

Balama quzu qurban

Qoç kurban quzu qurban

Qurban qebul olmasa

Qoy olum özüm qurban

 

Balam böyüsün görüm

Serv tek boyun görüm

Tanrıdan arzum budur

Balamın toyun görüm

 

Başına dolanım baş kimi

İki qatıklı aş kibi

Toyunu eleyim aş çemende

Pullat döküm daş kimi

 

Dağ başında qalam var

Üreyimde yaram var

Xalgin dövleti mali

Menim de bir balam var.

 

Dar-darılar xermeni

Sümbülü saray xermeni

Balamı qaçıdılar

Dayısı verir cermeni

 

Qızıl qızıl yaprağı

Astanalar toprağı

Her kes bunu istemir

Gözüne biber yaprağı

 

Men demirem ay olmaz

Yaz olmaz yay olmaz

Çox analar qız doğub

Bizim qıza tay olmaz

 

Öldüm ahın derdinden

İncir qahın derdinden

Arvatlar oğlan doğur

Menim qızın derdinden

 

Xırdacasan, mezesen

Sen her gülden tezesen

O güne qurban olum

Dıpır dıpır gezesen

 

Bu kimdi kimdi kimdi

Telleri büküm bükümdi

Atası deyer mülkümdi

Anası deyer ilkimdi

 

Sonsuz arvatlar bu balama qurban

Göydeki guşlar, bu balama qurban

Yağan yağışlar bu balama qurban

 

 

Kınalı gül butam laylay

Etine batam laylay

Balam erşiye gele

Toyunu tutan laylay

 

Kızıl üzüyün yanı,

Laylay gözün qurbanı,

Yuhuya get yoruldum,

Beşiğimin sultanı

 

Meni oyaq koyan sen

Qızıl güle boyan sen

Öpüm kara gözünden

Bester yatdın uyan sen

 

Layla dedim yatınca

Qızıl güle batasan

Qızıl gül bağın olsun

Kölgesinde yatasan

 

Alçalar ay ay çalar

Alçalar kamançalar

Laylayını men çalam

Özgeler yaman çalar

 

Balam bir soyun görüm

Servili boyun görüm

Tanrıdan arzum budur

Balamın toyun görüm

 

Balama can demişem

Ağlama can demişem

Balamın dili açılan gün

Quzu qurban demişem

 

Balamı anıram men

Her sözün qanıram men

Yuxuda ah çekende

Od tutub yanıram men

 

Balamın yuhusu gelir

Laylayın sesi gelir

Uzaq uzaq yollardan

Balamın dayısı gelir

 

Xırdacasan mezesen

Sen her gülden tezesen

Qurban olum o güne

Ayak tutup gezesen

 

Laylayım birdin menim

Gözüme nurdur menim

Sene laylay demerem

Taleim kordur menim

 

Laylayın bir quşuydi

Divara gönmuşiydi

El uzattım tutmağa

Melekler tutmuşuydi

 

Laylay quzum ağlama

Üreyimi dağlama

Yat yuxun şirin olsun

Yuhuma daş bağlama

 

Layla dedim günde men

Kölgede men günde men

İl de bir qurban olar

Qurbanınam günde men

 

Laylay canım qurbani

Olum laylayın qurbani

Sen get şirin yuxuya

Olum canın qurbanı

 

Laylar bağlar çiçeksiz

Faydası yox çiçeksiz

Görüm balam böyüsün

Qızılcasız, çiçeksiz

 

Laylalar, beşik ninnilerinde erkek çocuk doğuran annenin, kızlardan nişanlı olanların, kadınlardan güngörmüş kocalmışların, varlıklı beylerin, hanımlardan güzel olanların, çocuklardan annesinin ilk çocuğu olanların, sonsuz olanların önemi belirtilir. Laylalarda temalardan hareketle “başına dolanma”, “ilk adım günü”, “ilk day durduğu gün” “ilk konuşma günü”, nü sözlü kültürden izleyebiliyoruz. Renklerden kızıl/al’ın farklı bir önemi vardır. Dayının önemine vurgu yapılması anaerkil aile mesajı veriyor. Ninnide bebek için hayvanat, nebatat, cemadat ve insanattan kurban istenebilmektedir. Halk inançlarındaki bebeklerin meleklerle görüştüğü, onlara gülümsediği şeklindeki inancı da keza sözlü kültür verilerinden laylalarda izleyebiliyoruz. Başına dönmek halk ozanlarının eserlerinde özellikle Aras Vadisi Van ve Diyarbakır’da hala varlığını devam ettirmektedir. Sana gelecek musibet bana gelsin” anlamında kullanılır. Eserde 90 civarında laylaya yer verilmiştir.

 

YANILTMACALARDAN:

“Bize bizde biz deyerler sizde bize ne deyerler?”, “Bu yoğutdi sarımsaqlasaq yesek, sarımsağlamasaqda saxlasak yesek”, Gibi olan yanıltmacalar büyük ölçüde Anadolu’daki benzerleri ile örtüşmektedir.

 

TAPMACALAR:

Ağrısız ğansiz ağlatar- ( soğan), Akşam salınır seher yığılır –(yatacaq) Yüzlerce bulmaca yanılmacalardan sadece birkaç örnek aldık

 

OYUNLAR:

İran’da Türkler arasında oynanan çocuk oyunlarının büyük çoğunluğu Türkiye çocuk oyunları ile aynıdır. “Uçdu uçdu” “Beş Daş”, “Benöşe”, “Bucaq tuttu”, “Tek sen cüt”, “Dala mindi”, “Gözü bağlıcı” isimli olanlar bunlardandır. İran’da oynanan diğer çocuk oyunları;

“Ateşe daş qoydi”,, “arada vudi”, “Ermeni çızığı”, “Uçdu uçdu”, “İp geçdi”, “İt qusli”, “İne ine”, “Beş Daş”, “Benöşe”, “Bucaq tuttu”, “Pil Desta (pülünç ağaç)”, “Pişdek keçdi”, “Pişik qaçtı”, “Pişik yoşu”, “Top tutdu”, “Top erebi”, “Toplama”, “Turna vurdu”, “Tek sen cüt”, “Cüca Gözü”, “Cola tutma”, “Cızıq”, “Xamam –Xamam”, “Xavuz-Xavuz”, “Dala mindi”, “Deyirman-deyirman”, “Divara vurdi”, Züyüldaq”, “Şer sen xat”, “Şeker penir”, “Qaçan qaçan”, “Qala qala”, “Qol tutma kabab kabab”, “Gözde Qulaq”, “Gözü bağlıcı”, “Gül gül”, “Gizlen qaç”, “Lüpürğaz”, “Naqqıclı”, “Ene meni qurda verme”, “Yerden uca”, “Qondum köşdüm” isimli olanlardır.

 

ANDLAR:

“Abırıma and olsun!”, “And olsun qarip imam Rıza’ya”, “And olsun Allah’ın nuruna”, “Adın adlara qoyulsun!”, “Adın Eliye and olsun”, “Ağ birçeyime and olsun!”, “Allah’a and olsun”, Anam canı!”, “Anamın sütüne and olsun”, “And ola Ebulfelfezlin düşen qollarına”, “And olsun suyun paklığına”, “And olsun zemzem suyuna”, “Bacılığa and olsun”, “Başın üçün”, “Başına and olsun”, “Bişerefem eyer”, “Bu berekete ant olsun”, “Bu Çığağ gözümü tutsun, Bu çöreh haqqi”, “Bu güne and olsun”, “Bu günün sahibine and olsun”, “Bu gıbleye and olsun”, “Canım üçün”, “Ceddime and olsun”, “Ciğerimin canı haqqi”, “Cirağ heqqi”, “Çiraq ganimim olsun”, “Çirağa and olsun”, “Çöreh tutsun”,“Çövürdüğün selavata and olsun”, “Dedem Ocağına and olsun”, “Dostluğa and olsun”, “Duz çöreh heqqi”, “Fatimeyi Zehraye and olsun”, “Gettiğim beyte and olsun”, “Gend kimi gözüm ağarsın”, “Göy heqqi”, “Gün heqqi”, “Güneş sene qenim olsun”, “Heqqi selama and olsun”, “Hazreti Abbasa and olsun”, “Işığ haqqi”, “Işığa and olsun”, “Işığa kor baxım”, “Qardaşlığa and olsun”, “Qıble haqqi”, “Meçid haqqi”, “Men ölüm”, “Ocağa and olsun”, “Ocaq haqqı”, “Son çerşembe suyunun temizliği heqqine”, “Su falına and olsun”, “Suya and olsun”, “Suyun axar haqqı”, “Topraga üzümü qoyum yalanım varsa”, “Topuum yere deysin”, “Yediyim tuz çöreye and olsun”, “Yer haqqı”

İran Türk andları arasında Allah’a, İmamlara, ağbürçeğe, ana hakkına, bacılığa, abıra, şerefe, cedde, ateşe, suya, suyun akarına, berekete, ışığa, göye, güne, güneşe, Allah selamına, mescide, ocağa, son çerşembe suyuna, su falına, salavata, Kâbe’ye, ekmeye, tuza da ant etmek de vardır.

 

ALKIŞLAR HEYİR DUALAR:

Eserde, “Abadlığa çıxasan”, “Abırın tökülmesin”, “Ad qoyana rahmet”, “Adamsız olmayasan”, “Adın dillere düşmesin”, “Adın Yaşar olsun”, “Adına qurban olum”, “Ağ birçek anan yeri cennet olsun”, “Ağ günün ağarsın”, “Ağız burnun sağ olsun (birisinin çocuğu başkaları tarafından öpülünce söylenir)”, “Ağızın fal olsun”, “Ağrın alım”, “Ağzına gelen xeyir olsun”, “Ahın dağa deysin”, “Axır ğaminiz olsun”, “Axeret qardaşım olasan”, “Allah ağzından eşitsin”, “Allah aparsın birde getirmesin (fena günler için)”, “Allah başından döksün”, “Allah başını bozmasın (evlilere hanımlara)”, “Allah baht versin taht ayağına gelsin”, “Başıva dönüm”, “Başına devlet quşu gona”, “Beşik bağın berk olsun”, ”Be tuş gelmeyesen”, “Bextin bağlanmasın”, “Baxtın ağ olsun”, “Bir budağın min olsun”, “Boğaz ola”, “Boya başa çatasan”, “Çanağın sınmasın”, “Döllü döşlü olasan”, “Elin daşa atsan qızıl olsun”, “Falın fal olsun”, “Felekten kelek görmeyesen”, “Qadan belan alım”, “Gözüne qara su gelmesin”, “Işığın sönmesin”, “Işıklığa çılkasan”, “Su kimi aziz ol”, “Su gibi get su kimi gel”, “Sular kimi artasan”, “Suyun bulanması”, “Topragları kadar yaşayasan”, “Uğruna qurban”, “Üzünün suyu dökülmesin”, “Vay demeyesen”, “Yanan çırağın sönmesin”, “Yanan ocağın qararmasın”, “Yeddi oğul balası olasan”, gibi yüzlerce örnek vardır.

İran Türk alkış tespitlerinin arasında ad koyan manevi bir değere sahiptir. Adın yaşamasına dua edilir, söylenen sözde hayır aranmasında bir hikmet aranır, aht etmekle verilen menfi elektrik dağa yöneltilir, Bu inanç Kars yöresi çocuk tekerlemelerinde de yer alır Söylenilen iyi sözün Allah tarafından işitilmesi istenir, Bahtın bağlanmaması, açılması inancı vardır. Beşik bağının kuvvetli olması, Boğaz olunması, çanağın kırılmaması, döllü döşlü olunması, suyun bulanmaması da istenir.

 

QARQIŞLAR BEDDUALAR:

“Aç ölesen geç ölesen”, “Adın adların içinde batsın”, “Ağ günün qere daş kimi olsun”, “Allah seni qorda rahat koymasın”, “Allah ışığını söndürsün”, “Allah seni senden eksiklere güldürsün”, “Allah başın olan yerde ayağına daş salmasın”, “Arxan yerde qalsın”, “Azar deysin sene”, “Azara düşesin”, “Bacandan tütsü çıkmasın”, “Başına kül elensin”,Başınva qere leçek bağlansın”, “Başıva od elensin”, “Bezekli ev görmeyesin”, “Can verende su verenin olmasın”, “Canıva qurt dalaşsın”, “Cehennem oduna yanasın”, “Çırağın sönsün”, “Çörek atlı olsun sen piyade”, “Dalıncan bir qara daş”, “Dilive yaman yarası çıksın”, “Ferasetivi Allah alsın”, “Gelin ölesen”, “Görüm onun balası ağlar qalsın”, “Görüm seni gören gözden ırak olasan,”, “Görüm üstüve od elensin”, “Görün yığdığın özüve kısmet olmasın”, “Gorun dağılsın”, “Gözzüve qara su gelsin”, “Günün qara gelssin”, “Heç Allah seni göyertmesin”, “Kökün üste ocaq galansın”, “Külün göye savrulsun”, “Qere yere giresin”, “Qere yol gedesen”, “Qır kazanına giresen”, “Mürdeşir üzüvü yusun”, “Niyetin qere gelsin”, “Ölende tortağ sene ağız vermesin”, “Paltarın teze qalsın”, “Seni Görüm daş olasan”, “Seni görüm od aparsın”, “Seni görüm oda düşesen”, “Seni qere duvak olasan”, “Seni qere vurgun vursun”, “Seni od aparsın”, “Su isteyesen verenin olmasın”, “Uluya uluya qalasan”, “Yükün duz yükü olsun”, “Zeden zeden olasan”, “Yüzyirmidörtbin peygamber sene qenim olsun”, “Yerizde turp ekilsin”, “Yoluva qere ilan çıksın”, “Vurgun vursun seni”, “Vırgının delinsin”,

İran Türk kargışlarında Allah seni senden eksiklere güldürsün, Başına kül elensin, Başınva qere leçek bağlansın, Mürdeşir üzüvü yusun, gibi örneklerde olduğu gibi dolaylı anlatım vardır. Ayrıca örneklere bakılınca “azar” ın, “vurgun” un “kara” nın bir dönemin kem güçler oldukları fikri doğmaktadır. “Ölende torpağ sene ağız vermesin” bedduasına bakılınca toprağın şefaat edebileceği veya sorguda yardımcı olabileceği inancının olduğu fikri doğmaktadır. Halk inançlarında toprağın haber götürebileceği, sadık yar olduğu, mert olduğu, sır sakladığı gibi özellikleri yer alırken toprağın ağız verdiği bulgusu bizim için yeni olmuştur.

 

ATASÖZLERİ:

“Abad yere su geder”, “Abı donu parıldıyır bağırsakları quruldıyır”, “Abrı aparan suyu içme” “Ac toyuh yuhuda darı görer” “Aca mundar helaldır”, “Acın andı and olmaz”, “Acından qurt qapır”, “Adam çoh biler az danışar”, “Adam iki defa ölmeyecek”, “Ağ at arpa yemez”, “Adı kişidir özü na kişi”, “Ağaç beheçden gelip”, “Ağaçtan adam yonur”, “Ağzının beşti yohdur” “Ağzında yoğurt çalır”, “Allah qelbinden soruşsun”, “Arada yeyer qırkda gezer”, “Artığı ite atarlar”, “At yerine eşek bağlayıp”, “Baba değil vebadır”, “Behti bazarda satmazlar alasan”, “Çirkin bezenince toy geçer”, “Örek açanı kılıç açmaz”, “El ağzı faldır”, “El atanı haqq atar”, “Eller köçer dağlar kalar”, “Ermeni dilencisidir ne dünyası var ne axireti”, “Ermeni olandan beri xaçı öpmüyüb”, “Ermenidir müselman danışanda utanır, savaşanda utanmaz”,“Ermenidir müsulmanın sonuncu eğli”,“Ermeninin verşikesti çaxir satan, müselmanın verşikesti dellal”, “Eşşek atlasdan don geyse de eşşekdir”, “Eşşek gedir bağla yükle”,“Eşşek işler at yeyer terekeme işler Tat yeyer”, “Eşşek öz axırın tanır”, “Eşşek siperişle su içmez”, “Eşşek Töleye teref yeğin geder”, “Eşşek ziyankârlık eder öküzün kulağın keserler”, “Eşekden soruştular günde ne qeder yol gedersen? Dedi minenbiler”, “Eşeğn ölümü itin toyudur”, “Eşeğin eti itin dişi”, “Eşeğin arpasına zeferan qatmazlar”, “Eşeğim ölme yonca bitence”, “Eşeğin yanında arpa yetişmez”,“Er atanı el atar er tutanı el tutar”,“Er çöreği er yanında borç olur “,“Er Qazandığı tek yemez”,“Er malına qıymayınca adı çıxmaz”,“İt aç qalanda köhne küllükleri axtarar”,“İt aparan olsun”, “İt artığın it yiyer”,“İt canı berk olar”,“İt qaribeye hürer”,“İt nedir tükü ne ola”, “İt yiyesin tanır”,

Yüzlerce atasözü arasından Anadolu Türk coğrafyasından aynılık arz edenleri, inanç derinliği olanları ve toplumların karekterini yansıtanları seçtik.

 

BAYATILAR:

Eserde 340 kadar bayatı örneğine yer verilmektedir.

 

Azizem ay ağa

Salma meni ayağa

Dost baxsa başa baxar

Salma meni ayağa

 

Al kemeri bel bağla

Saçlarına tel bağla

Ne yada sırrın ver

Ne namerde bel bağla

 

Ağ elma qıızıl alma

Nimçeye düzül alma

Çirkin al necib olsun

Bed esil gözel alma

 

Azizem merd ana

Sözünü de merdana

Qorxağa oğul demez

Qocak ana mert ana

 

NAĞILLAR:

“Haqq alan Memmedle haqq vermez Memmed”, “Ovçu Pirim”, “Pay bölen Almammed”, “Keçelin Nağılları 1, 2” “Hal Arvadı” olmak üzere 5 Nağıl tespiti yapılmıştır.

Biz bunlardan Anadolu’da hal karısı ve daha çok da Al karısı olarak bilinen memoratı inceledik. Memorattadaki al karısının yakasına iğne takılarak esir alınması, elinin çok bereketli olması ve kendisinin çok hamaratlı olması, yakasından iğnenin çıkarılması ile özgür kalması, ayrıldığı zaman kendisine sorulmayanların pişmanlığını duyurması, bazı olumlu ve olumsuz izler bıraktığı hususlar bu konudaki bilenenlerle ile tamamen aynıdır. İnsanoğlu ile bu tür varlıklar evlenebilmektedirler ancak Al karısının evlenmesi ve çocuk sahibi olması örneği ilktir. Keza al karısından korunmak için demirden yararlanıldığı biliniyordu ve fakat demirden koktuğu tespiti de ilk defa yapılmış oldu. Bu tür varlıkların insanları taklit ederek çıldırttığı inancı bilinirken bu bulguda Al Karısından hareketle çok net olarak bu özellik anlatılmaktadır. Onu cezalandırmak isteyenlerin ona yemek kaşığı vermediği tespiti de yenidir. Al karısının çöpe önem verdiği ve zibilin atılması halinde bebeğinin öleceği, yakasından iğnenin çıkarılmasındaki gelişme de bu derece ayrıntılı ilk defa anlatılmıştır.

Memoratlarla kapsamına giren canlılarla ilgili anlatılardaki ayrıntı çok kere karışır. Bazı özellikler bunlarda ortak mıdır, Bunların hepsi farklı isimler almış aynı varlıklar mıdır, bu karmaşa anlatıcı katkısından mı gelmektedir, bilinememektedir.

 

“Hal Arvadı”,

Bir gün bahçesinde çalışırken bir çiftçi yanında bir kadın görür Kadın kişinin bütün hareketlerini yansımakta taklit etmektedir. Durumu gözleyen çiftçi kendi el ve ayaklarını bağlar, kadın da onun gibi kendi el ve ayaklarını bağlar. Çiftçi yanındaki demir orakla kendi el ve ayaklarının ipini kesip açar. Kadının demirden kaçındığını el ve ayaklarını bunun için çözemediğini çiftçi anlar. Bunun üzerine çiftçi yakasındaki demir saçağı/kilitli iğneyi çıkarıp kadının yakasına takar ve kadını evine götürüp onunla evlenir bu evlilikten bir çocukları olur. Elinden her iş gelen kadına ağır işler yaptırılır ve yemeklerde ona kaşık verilmez kadın hiç itiraz etmez. Onun bir tek isteği vardır o da körpe yavrusunun beşiğinin altının süpürülmemesidir. Süpürülmesi halinde bebeği ölecektir. Aradan zaman geçer çiftçinin diğer eşi birikmiş zibilden rahatsız olur ve beşiğin altını da süpürüp çöpleri atar. Böylece kadının bebeği ölür. Bu esnada annesi dışarda çalışmaktadır. Körpesinin öldüğünü hisseder ve eve gelir. Ev halkını toplar onlara körpenin altının temizlenmemesi gerektiğini temizlenmesi halinde öleceğini size söylemiştim, der. Sonra evden yemeniler toplayıp çeşme başına gider Topladığı yemenileri çeşme başındaki çocuklara verip yakasındaki iğnenin çıkarılmasını sağlar. Özgür olan kadın son olarak eve gelip bacadan içeri kafasını sokar ve ev halkına, “Siz benim yakama sancak takıp kendinize kul ettiniz körpemin altını temizleyip onu öldürdünüz. Şimdi gidiyorum. Ancak bunu bilin ki, nesiller boyu eviniz hep zibilli kalacak. Bana kaşıksız yemek yedirdiniz kaşıktan azlık göreceksiniz, Sizin tuz ekmeğinizi yediğim için hiçbir zaman zahı /yeni doğum yapmış kadınınız ölmeyecek. Onun sırrını ben biliyorum. Sizinle yaşadığım sürece bana hiçbir şey sorup öğrenmek istemediniz şimdi de ben söylemiyorum. Der oradan uzaklaşır ve bir daha görülmez.

LATİFELER:

Eserde 80 kadar latife örneği yer almaktadır.

XALK MAHNILARI:

Eserde 20-22 mahnıya yer verilmektedir.

SAĞLIKLAR:

Eserde bu 25 sağlık sözü yer almaktadır.

MERASİMLER:

Eserde, “Axir Çerşembe merasimİ”, “Ömer Toyu I”,” Dişlik”, “Ad Qoyma 1” isimli merasimler yer almaktadır. Bunlardan Dişlik Anadolu’da ilk diş günü olarak bilinirken Türk kültür coğrafyasında Diş Toyu olarak bilinmektedir. Ad Koyma Günü de Türk kültürlü adlarda yaygındır. Ahır Çarşamba Günü daha ziyade Aras vadisinde yaşatılmaktadır.

OXŞAMALAR:

Okşamalar, ölen kimsenin ardından söylenen ağıt türünden yakarmalardır Okşayanlardan ilki ölen kimsenin ardından ölmemesi gitmemesi anlamında ifadeler kullanır, diğer okşayan ise, ölen kimsenin geride kalan yakınlarının perişanlıklarını anlatır. Eserde 7-8 okşama örneğine yer verilmiştir.

TEBRİZDE XANIM MERSİYELERİ:

Mersiyeler İmamların hayatlarındaki musibetleri anlatan zikr-ağlama meclisleri olarak tanımlanmaktadırlar. Bu meclislerde Nezir belirtip yemek de verilir

NEZİR SÜFRELERİ/SOFRALARI VE ONLARIN YEMEKLERİ:

Bunlar Emirelmöminin süfresi/sofrası, İmam Hasan Süfresi, İmam Zeynelabidin, Ebülfezl Süfresi, Xanım Ruqeyya Süfresi, Eliesğer Süfresi, Cenab Müslümün balalarının süfresi, Qaranlık Süfresi, Müşgülgüşa Neziri’dir.

TEBRİZ MATBAXİ/MUTBAĞI:

Tebriz Mutfağı münasebetiyle özel günler bu günlere mahsus yemekler anlatılmakta ve ayrıca Tebriz’in yemek kültüründen örnekler verilmektedir.

TEBRİZDE XALI KÜLTÜRÜ:

Tebriz halıcılığı, malzemeleri hazırlanması ve dokuma özellikleri ile anlatılmaktadır.

TEBRİZDE İŞLENMİŞ VE İŞLENEN LEQEBLER/LAKAPLAR:

500 kadar lakap liste halinde verilmektedir.

ÂŞIKLAR:

Tebriz’in eski âşıklarından 80 kadar ve bir kısım yeni âşıkları hakkında bilgi verilmektedir.

SONUÇ:

İran Türkoloji’sinin hedefi ve meseleleri, İran büyük ölçüde genel Türkoloji’nin coğrafi alanı kapsamına girdiği için Türkoloji çalışmalarının hedefi, amacı meselesidir. İranlı Türk Türkologlar çok sınırlı imkânlarına rağmen İran Türkoloji’sinin hedefini ve amacını kavramış ve çalışmalarını sağduyu ile başlatmıştır, sürdürmektedir. Türkiye Türkoloji çalışmaları maalesef İran Türkoloji’sinin kadrosunu ve ürünlerini dahi takip edebilecek konumda değildir. Bu kopukluk, ilişkisizlik ve ilgisizlik sadece İran Türkoloji’sine reva görülen bir kadersizlik de değildir. İran Türklüğünün bu durumuna benzeri çok sayıda Türk bölgesi örneği verilebilir. İran Türkoloji çalışmalarının izlenilmesi, Türkiye Türkoloji’si ve genel Türkoloji çalışmaları adına bir kazanç ve izlenilmediği hallerde bu kesimlere tehdit oluşturur.

Asırlar boyunca halk kültüründe yaşamakta olan halk inançlarının mitolojik boyutu yeterince araştırılmamış olunca, Türk halk kültürünün mitolojik boyutu yunan mitolojisi ile izah edilebilir olmuştur. Şimdilerde, İran mitolojisinin yaşam olanı olarak açıklanan coğrafyanın kapsamında Anadolu’da yer almakta ve Anadolu Türk halk kültürü mitolojik kökten yoksun gösterilmektedir.[52] Bunun içindir ki yaşayan Anadolu halk inançları kültürünün mitoloji ile göçün canlı şahitleri olduğu gerçeği açıklanabilmelidir. “İran mitolojik coğrafyası” iddiası, “İranî diller coğrafî alanı” anlayışı ile birlikte değerlendirilerek stratejik bir avantaj oluşturmak amaçlanmaktadır.

 

 

 

 

.

 

 

Formun Üstü

[1]IV.Uluslararası halk Kültürü Sempozyumu’da (29 Eylül-01 Ekim 2016 Ankara) bildiri olarak verilmiştir.

[2] Dr., yasarkalafat@gmail.com Halkbilimi Araştırmaları Kültür ve Strateji Merkezi, www.yasaarkalafat.info

[3] Nezat İsmaiyılova, Cenubi Azerbaycan Edebiyatı Müasır Merhelede Yahud “Varlıq” Edebi Mektebinin Mumayendeleri, Bakı, 20010

[4] Selçuk Kırbaş (Editör), Balkan Türkolojisi Tarihçesi ve Balkan Türkologları, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü, Ankara, 2012

[5] Feyyaz Saağlam, Batı Trakya Türk Kültürü Bibliyografyası (Özel Bibliyografya 1985-2010), İzmir, 2014

[6] Aleksandr Kolesnikov-İlyas Kamalov, Avrasya Türkologları Sözlüğü, I.Cilt I. Kitap, Rusya Türkologları, XX. Yüzyıl, TÜRKSOY, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 2011

[7] İbrahim Ramazânî, İran’da Türk Milliyetçiliği Duruşu Traxtor İsyanı (Traxtor, Bir Traktör Değildir), Doğu Kütüphanesi, İstanbul 2015

[8] Rahime Zakir Hemidi, Erdebil Folklor Örnekleri, Ürmiye, Ayna Yayınevi, 2015

[9] Enver Cingizoğlu, Karabağ Mahalları Urmiye, Ayna Yayınevi, 2015

[10] Kazim Abbasi-Dr.Tohit Melikzade Dilmagani, Salmas Aşıq Geleneğine Bir Bakış,2015

[11] Yaşar Kalafat, “Anadolu ve İran’da Karşılaştırmalı Halk İnançları”, Azerbaycan I. Uluslararası Sempozyumu Bildirileri, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Ankara, 2002

[12] Hüseyin Muhammedhani (Güneyli)-Esger Olyayi Kelyan (Yeşil), Folklor Toplama Kılavuzu, Tahran, 2006

[13] Yeni Türkiye, S. 85, Ocak-Haziran 2016

[14]Bilgehan Atsız Gökdağ, Türklerin Dünyası, Dil-Kimlik-Siyaset, yayına Haz. Yaşar Şimşek, Kültür Bilimleri Akademisi, İstanbul, 2015, Bilgehan Atsız Gökdağ-Talip Doğan, İran’da Türkler ve Türkçe, Akçağ, Ankara, 2016

[15] Yaşar Kalafat-Adnan Menderes Kaya-Mustafa Avşar, Avşar Kültür Coğrafyası ve Halk Kültürü, Berikan Yayınevi, Ankara, 2013

[16]Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Halk İnançları, Dedem Korkut Daş Oğuz Elleri, Berikan Yayınevi, Ankara, 2008

[17] Yaşar Kalafat, Azerbaycan-İran-Anadolu Irak Halk İnançları Hattı, Berikan Yayınevi, Ankara, 2012

[18] Yaşar Kalafat, İran Türklüğü Jeopolitik Boyut, Yedi Yayınları, İstanbul, 2005

[19] Yaşar Kalafat, “Horasan-İran’da Kurt”, Türk Kültürlü Halklarda Halk İnançları, Ankara, 2007, s.77-103

[20] Yaşar Kalafat, “Türk Kültürlü Halklarda Ahır Çarşambanın Mitolojik Muhtevası”, s. 73-126

[21] Yaşar Kalafat, Balkanlardan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları V-VI (Hamseler, Horasanlılar (…), Berikan Yayınevi, Ankara, 2006 s.1-14, 14-41

[22] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Orta Asya’dan Orta Doğu’ya İnanç Göçü, Berikan Yayınevi, Ankara 2011, s. 106-144

[23] Yaşar Kalafat, a.g.e. s. 179-222

[24] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Orta Asya’dan Orta Doğu’ya İnanç Göçü, Berikan Yayınevi, Ankara 2011

[25] Y.Kalafat-N.Y.Bayatlı, “ İran Halk Kültüründen Alkış ve Kargışlar”, Türk Kültürlü Halklarda Alkışlar-Kargışlar, Berkan Yayınevi, Ankara, 2011,s. 53-107

[26] Y.Kalafat ”Anadolu-Irak-İran Türk Kültür Coğrafyasında Sayalar” Türk Kültürlü Halklarda Orta Asya’dan Orta Doğu’ya İnanç Göçü, Berikan yayınevi, Ankara, 2011 s. 5-61

[27] Abdullahoğlu Ferhat Cavadi, Türkçe İnsan Adları (1-2), Urmiye, 2003

[28] Yaşar Kalafat, Balkanlardan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları II (kaşkay, Karapapah, Şahseven/Elseven, Karakoyunlu, Kiresunlu, Afşar, İsmaili Hazara,, Caferiler, Kengerli,, Ayrım,…..) Berikan, Ankara, 2007

[29] Eli Berazende Türk, “Nazlatmalar-Uşak Folkloru”, Birinci Tebriz Folklor Antolojisi, Azer-Folklor Yayınları, Tebriz, 2008,

[30] Eli Berazende Türk, “Nazlatmalar-Uşak Folkloru”, Birinci Tebriz Folklor Antolojisi, Azer-Folklor Yayınları, Tebriz, 2008, s.11-18

[31]Eli Berazende Türk, “Laylalar-Uşak Folkloru”, Birinci Tebriz Folklor Antolojisi, Azer-Folklor Yayınları, Tebriz, 2008, 19-34

[32] Eli Berazende Türk, “Yohaltmacalar-Uşak Folkloru”, Birinci Tebriz Folklor Antolojisi, Azer-Folklor Yayınları, Tebriz, 2008, s. 35-37

[33] Eliesğer Xurrem Şencanlı “Tapmacalar-Uşak Folkloru”, Birinci Tebriz Folklor Antolojisi, Azer-Folklor Yayınları, Tebriz, 2008, s. 37-40

[34] Vefai “Oyunlar-Uşak Folkloru”, Birinci Tebriz Folklor Antolojisi, Azer-Folklor Yayınları, Tebriz, 2008, s. 41-63

[35] Eli Berazende Türk, “Antlar-Uşak Folkloru”, Birinci Tebriz Folklor Antolojisi, Azer-Folklor Yayınları, Tebriz, 2008, s.64-67

[36] Eli Berazende Türk, “Algışlar-Heyir Dualar -Uşak Folkloru”, Birinci Tebriz Folklor Antolojisi, Azer-Folklor Yayınları, Tebriz, 2008, s. 67-93

[37] Eli Berazende Türk, “Kargışlar -Uşak Folkloru”, Birinci Tebriz Folklor Antolojisi, Azer-Folklor Yayınları, Tebriz, 2008, s. 94-107

[38] Elisger Xerrem Şencanlı, “Atalar-Sözü -Uşak Folkloru”, Birinci Tebriz Folklor Antolojisi, Azer-Folklor Yayınları, Tebriz, 2008, s.108-179

[39] Elisger Xerrem Şencanlı, “Bayatılar”, Birinci Tebriz Folklor Antolojisi, Azer-Folklor Yayınları, Tebriz, 2008, s.178-229

[40] Ehed Ferahmendi, “Nağıllar”, Birinci Tebriz Folklor Antolojisi, Azer-Folklor Yayınları, Tebriz, 2008, s.230-258

[41] Ehed Ferahmendi, “Latifeler -Uşak Folkloru”, Birinci Tebriz Folklor Antolojisi, Azer-Folklor Yayınları, Tebriz, 2008, s.259-277

[42] Kazım Abbasi, “Halk Mahnıları-Uşak Folkloru”, Birinci Tebriz Folklor Antolojisi, Azer-Folklor Yayınları, Tebriz, 2008, s.278-285

[43] Rıza Hemraz, “Sağlıklar -Uşak Folkloru”, Birinci Tebriz Folklor Antolojisi, Azer-Folklor Yayınları, Tebriz, 2008, s.286-288

[44] Şovket Kazımi, “Merasimler -Uşak Folkloru”, Birinci Tebriz Folklor Antolojisi, Azer-Folklor Yayınları, Tebriz, 2008, s.289-292

[45]Hamit Valayı Hıyık, “Okşamalar -Uşak Folkloru”, Birinci Tebriz Folklor Antolojisi, Azer-Folklor Yayınları, Tebriz, 2008, s. 293-298

[46] Sümeyra Purali, “Tebrizde Hanım Mersiyeleri -Uşak Folkloru”, Birinci Tebriz Folklor Antolojisi, Azer-Folklor Yayınları, Tebriz, 2008, s.299-300

[47] Eli Berazende Türk, “Nezir Sofraları ve Onların Yemekleri -Uşak Folkloru”, Birinci Tebriz Folklor Antolojisi, Azer-Folklor Yayınları, Tebriz, 2008, s.300-321

[48] İsmyail Demeşqi, “Tebriz Halı Kültürü -Uşak Folkloru”, Birinci Tebriz Folklor Antolojisi, Azer-Folklor Yayınları, Tebriz, 2008, s.322-332

[49] Eli Berazende Tür “Tedriste Söylenmiş ve Söylenmekte Olan Lakapler-Uşak Folkloru”, Birinci Tebriz Folklor Antolojisi, Azer-Folklor Yayınları, Tebriz, 2008, s 333-350.

[50] Eli Berazende Türk, “Kargışlar -Uşak Folkloru”, Birinci Tebriz Folklor Antolojisi, Azer-Folklor Yayınları, Tebriz, 2008, s.

[51] A.Kafkasyalı, “Âşıklar -Uşak Folkloru”, Birinci Tebriz Folklor Antolojisi, Azer-Folklor Yayınları, Tebriz, 2008, s.351-406

[52]