PİR-İ TÜRKİSTAN IŞIĞINDA

                 HALK İNANÇLARI-TASAVVUF-MİTOLOJİ BAĞLANTISI

                                                   ÜZERİNE DÜŞÜNCELER[1]

 

                                                                                                                       Yaşar Kalafat[2]

 

 

ÖZET:

Biz bu bildirimizde, tasavvuf-halk inanmaları ilişkisinden yola çıkıyoruz. Halk inançlarının Türk kültürlü halkların coğrafyasında, Türk kültürlü halklar arasında kültür kodları oluşturduğunu açıklıyoruz. Halk inançlarının sadece ve muhakkak sıradan ve tesadüfü uygulamalar olmadıkları, kendi zeminlerinde bir tefekkür ürünü olduklarını anlatıyoruz.

Halk inanmaları mutlaka mitolojik bir bağlantıları olan, arkaik dönemin inançlarının da izlerini taşıyan inançlardır. Halk inançları aynı zamanda tasavvufun halk inanç ortamına yansıması özelliği de taşırlar. Bu nedenledir ki, onlar için halk sofizmi de denir. Özetle halk inançları, yeni kültürel düşünce ufuklarına her an yelken açmaya müsait kültür ortamlarıdır. Bu ortamların dümencileri halk inançlarının götüreceği limanın rotasını belirler.

Bu noktada halk inançlarının mitolojik boyutu önem kazanır. Özetle, halk inançlarının tasavvuf bağlantısı gibi halk inançlarının mitoloji bağlantısı da vardır. Halk İnançları, tasavvuf-mitoloji ilişkilendirmesinde, kültürel hayatın sürekliliği noktasında köprü konumundadır. Yazılı kaynakların ve arşiv belgelerinin yanısıra, yaşayan halk kültürü-halk inançları kültürü de başlı başına bir kültür kaynağıdır.

Türk Dünyası mitoloji dökümleri giderek zenginlik kazanırken mevcut çalışmaların nitelik ve nicelik tespiti de yapılamamıştır. Bu konuda ortak metot ve teori de geliştirilememiş iken, bu alanda çalışma yapan kurum ve araştırıcı potansiyeli de yeterince bilinememektedir.

Halk inanç kültürü potansiyeli Türk kültür dünyası itibariyle incelenip yeni bir mayalanma vasat ve vasıtası oluşturulabilir. Halk inançları ve mitoloji çalışmalarında gelinen noktanın tespiti ve bu iki disiplinin tasavvufî düşünce bağlantısı belirlendikten sonra, asrın Yesevi donu ile kuşandırılmış sosyal bilimci kadroları metot ve teori noktasında zorlanmayacaklardır.

Halk inançları tamamen ve mutlaka Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli tasavvufî inanç anlayışlarının izdüşümü konumunda değildirler. Ancak onların atmosferinden de tamamen bağımsız değildirler. Bu vasat incelenip işlendiği nispette, küresel güçlerin kültürel stratejileri karşısında, kültürel ve fikrî mirasımıza sahip çıkılmasında, alternatif sunabilecek bir vasat oluşturabilir.

Biz, bu ihtiyacın karşılanması adına, bildirimizde, halk inançları ve mitoloji alanlarında durum tespiti yaparak ilk atmaya çalışıyoruz.

GİRİŞ:

Kültürel ve fikri mirasa sahip çıkabilmek milletler için millî varlığı kurtarma, kalkındırma ve koruma mecburiyetidir. Bu gerçek, bu birbirinden kopuk olmayan belirtilen eylemler için, tehdidin taraflarının bilinmesini gerektirir. Daha evvel söz konusu mirasın tanımının yapılması gerecektir. Millî varlığın idamesinde alanlarına göre istihbarat; Askeri istihbarat, Biyografik istihbarat, Ekonomik istihbarat, Coğrafi istihbarat, Siyasi istihbarat, Bilimsel ve teknik istihbarat, Ulaşım ve iletişim istihbaratı, Siber istihbarat ve enformasyon savaşı gibi 8-9 ana konu başlıkları da gündemde iken[3] fikrî ve kültürel hayatı da kapsayan Bilimsel ve teknik istihbarat, bu anılan alanların da belirleyicisidir. Milletler kendilerine ait olanın yeniden inşasına lüzum görürlerken, miraslarının geçirdikleri evreleri ve çöküş sürecinde mirasları üzerindeki emel ve iddiaların neler olduklarını da bilmek durumundadırlar. Milletler ailesinde bu pay kapma ve varlığını koruyarak geliştirme savaşı hep olmuştur ve olmaya devam edecektir.

METİN:

Bu noktada fikri ve kültürel miras arayışının ihtilaflı taraflarının belirlenmesi gerecektir. Bize göre ihtilaf ülke içerisinde birlikte yaşayan halklar arasında veya aynı kültür coğrafyasının halkları az-çok kültür akrabası da olan komşu ulusları arasında da değildir. İhtilaf, halklarıyla birlikte bölge uluslar ile Batı emperyalizmi arasındadır.

Bu genel tespitin yanısıra, Türk kültür hayatı, batı Türklüğü itibariyle, mitoloji çalışmaları alanında, İran mitoloji çalışmalarının, (aynı coğrafyaya farklı kültürel kimlikler adına yöneldiği için) hedeflerinin tehdidi altındadır[4]. Batı Türklüğü Anadolu ve yakın çevresi ile (Türk motif kataloğu da çıkarılamadığı için) İran’ın bu konudaki millî çalışmalarının hedefi kapsamındadır.

Türk milletinin, millet hayatı birlikte yaşanılan halkların, kültürel haklarını yok sayma anlayışından hareketle esaslandırılmamıştır. Halklar kültürel hayatlarını sürdürürlerken, birlikte ortak sentezi de oluşturmuşlardır. Bu teşhis tasavvuf için böyle iken, mitoloji için de doğal olarak az-çok böyledir. Tasavvufun ve mitolojinin millisi ihtiyatlı bir anlatımı gerektirir.

Açıklamamızın ilk bölümü ilişkilendirmek gerekir ise, Türklüğü yönelik tehdidi; hedefi, amacı, kurumları ve organları ile tanımak gerekecektir. Arayışı içerisinde bulunduğumuz, kültürel ve fikri mirasa karşı çıkma hareketine karşı, ülke içerisinde ve dışındaki soydaş ve bilhassa akraba toplulukların tepkisi ölçülebilmelidir.

Bütün bunlardan evvel, Türklüğün sağlıklı bir tanımını yapılabilmelidir. Türklüğün bir ırk veya kavim olma sürecini aştığı, onun bir kültür, yaşam biçimi olduğu gerçeği bilinerek, etnik milliyetçiliğin kapıları Türklük adına hareket edebilen kesimlere de kapatılabilmelidir.

Milletlerin kültürel hayatları, millî kültür kökleri üzerine inşa edilebildiği hallerde ve nispette kalıcı ve millî olur. Hiçbir bitki başka bir kök üzerinde yeşermez. Başka bir binaya ait temelin üzerine kurulmuş binayı, o temeller çekemeyebilirler. Halk bilimi, ait olduğu halkın asırlar boyu edindiği deneyimlerin kaynağıdır. Bu deneyimler ve birikimler birlikte yaşanılan halklarla edinilmiştir.

Konunun fikrî ve kültürel boyutuna geçmeden evvel, hukukî ve dış siyasi boyutuna değinmek yerinden olabilir.

Bu noktada, milli devlet kültür sınırları ve milli devlet siyasi sınırları anlayışlarının, millilik noktayı nazarından, bölge milli devletleri ile birlikte düşünülmeli ve paylaşılabilmelidir. Bölge devletleri tanımı, Türkiye için yakın komşuları kapsarken, bu tanım diğer Türk devletleri için de geçerli olacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti de, çağdaş diğer ülkeler gibi tek halklı bir ülke değildir. Kültürel kimlikleri farklılıklar da arz edebilen halklardan oluşmuştur. Türkiye’de az sayılı halklar olarak yaşan toplumların, yakın sınır komşusu olan devletleri vardır. Bu durum, halkların bölgeye dağılımı bakımından Türkçe ana dilli halkı için olduğu gibi komşu ülkeler için de geçerlidir.

Halkların kültürleri ile yaşamaları onların demokratik hakları ve onlara bu hakkın sağlanması da yönetimlerin görevleridir. Bu hak ve görev anlayışı milletlerin millî devlet ve millî sınır, millî beka hedefleri ile çelişmemelidir. Bölgesel veya süper güçlerin, emperyalist emellerle ihtilaf çıkararak menfaat sağlama imkânları ellerinden alınabilmelidir. Böylece, millî sınırlar içerisindeki etnik ihtilafın giderilmesi, bölge ülkelerinin, ülkeler arası ihtilafını da ortadan kaldırmış olacak, bölgesel bir fikri ve kültürel miras kurtarılmış olacaktır. Bölge ulus devletleri ulusal kültürel kimliklerini korurlarken, bölgesel de olabilmeleri ihtiyacının bir gerçek olduğunu yok saymamış olacaktır.

Çok sayıda, az nüfuslu halk topluklarının bünyelerinde barındıran ulusların bu etno-sosyal yapısını emperyalizm, onların küçültülmelerinde bir stratejik veri olarak kullanmaktadır. Toplumlarının sosyal bünyesi çok çeşitli halklardan oluşan milletler bu yapısal özelliklerini büyüme ve bölgesel güç olma istikametinde kullanabilirler. Bu gücün güdücüsü halkların kültür miraslarındaki ortaklıktır. Bu ortaklığın tespitine yolun kapatılmaması halinde milliliğin ve bölgeselliğin birlikte var olabilecekleri görülecektir. Bölge halklarının siyasi sınırları onları fiziksel olarak ayırmış olsa da, onlar halk kültürlerinde % 80’lere varan ortaklıklar yaşamaktadırlar. Mirası parçalayarak büyütmek, çok kere eşit kullanarak büyütmekten daha zordur ve büyük ölçüde dışa bağımlılığa yol açar.

Uluslararası ilişkilerde kültür de bir stratejik objedir ve özünde halk kültürü vardır[5].

Bu noktada, kültürel ve fikri mirasa sahip çıkabilmek, bölgesel bir siyasi iradeyi, bölge aydının ortak arayışını gerektirmektedir.

Konu zihniyet olarak ele alındığında;

Türkiye Türk aydını, Türkiye için Türkolog dökümünün tespitini yaparken, Türkoloji’nin konu başlığı olarak, uluslararası ilişkiler, diplomasi, insan hakları gibi çalışma alanının genişletilmesi ile yetinilmeyip, Türkolog’un çalışma sahasına, birlikte yaşanılan ve anadili Türkçe olmayan halklar da girebilmelidir. Zira sahip çıkılmak istenilen fikri ve kültürel mirasın mimarları, sadece Türk dilli halklar değildi ve varis olunmak istenilen bu miras dil, edebiyat ve yalın tarihten de ibaret değildi.

Türkiye için geliştirilen bu şablon diğer Türk devletleri ve giderek, gerektiğinde onların da yakın bölge halklarını da kapsayabilecektir.

Konu, kültür coğrafyasının farklı siyasi sınırlar içerisinde halklar açısından düşünülünce, mirasın parçalanılarak paylaşılması değil, büyütülerek sahiplenilmesi durumu gündeme gelecektir.

Bu arayış milli olmanın ötesine geçip evrensel olabilmenin yollarını açabilir.

Biz, gerek Anadolu Türk kültür coğrafyasında ve gerekse genel Türk kültür coğrafyasında değişebilen ana dillere ve anadan olma dinlerin farklılık göstermesine rağmen, tasavvuf-halk inanmaları ilişkilerinin yeni ve bereketli bir çalışma alanı oluşturabileceği kanaatini taşıyoruz[6].

Halk bilim çalışanı için tasavvuf-halkbilim ilişkilerini, kültler bazında incelemek ve oluşacak kültür kodlarından hareketle, halklar arası kültürel akrabalığı tesis edebilmek, tasavvuf bilgini desteği olmaksızın yeterli olmamaktadır. Aynı teşhis halk bilim-mitoloji ilişkilendirmeleri için, giderek arkeoloji ve filoloji desteği için de geçerlidir.

Âşık Veysel’in şiirlerindeki toprak kültünde, tasavvuf-mitoloji bağlantısı aranırken, toprağın haber götürdüğü, toprağa emanet edildiği, insanı toprağının çekebildiği, toprağın kabul etmeyebileceği, toprağın sadakat timsali olduğu, Toprağın yar olduğu, toprağın bağrına bastığı, toprağın cömert olduğu, toprağa yemin edildiği, toprağın mühürlenebildiği, toprağa kurban-saçı yapıldığı, toprağın aç gözleri doyurduğu, toprağın hakkı olduğu, toprağın son gidilecek yer olduğu, tespitleri yapılabilmektedir.[7] Bu devamlılık ruh/iye konusu ve diğerlerinde de vardır[8].

Türkiye’de dağınık ve birbirinden kopuk kültür şölenlerinde ele alınan halk bilimi çalışmaları ve lisans çalışmalarının büyük çoğunluğu ortak amaca yeterince yönlendirilememiş iken, Türk fikri ve kültürel mirasına sahip çıkılmasının yollarının, izlenilen milli stratejileri gereğince, ilim adına koyulan engellerle kesildiğinin dahi takibi yapılamamaktadır[9].

Türk devletlerinin eğitim ve kültür politikalarında mitoloji alanında olduğu gibi halkbilimi alanında da dökümü çıkarılamamış be Türkolog bankası kurulamamış, ortak terminoloji geliştirilememiş ve ortak bir metot da belirlenememiştir[10].

Halk inançları çalışmalarımızın bize verdiği sonuçlara dayanarak, Halk inançlarının Türk kültürlü halkların coğrafyasında, Türk kültürlü halklar arasında, kültür kodları oluşturduğunu açıklayabiliyoruz. Halk inançlarının sadece ve muhakkak sıradan ve tesadüfü uygulamalar olmadıkları, kendi zeminlerinde bir tefekkür ürünü olduklarını da anlatabiliyoruz.

Türk kültür coğrafyasında farklı dillere ve dinlere mensup olunmasına rağmen halk kültürü ürünlerinde ortaklıkların tespit edilebilmesi millî olanın ötesine geçilebilip evrenseli yakalayabilmenin yolunu bulabilmeği kolaylaştırır. Bu arayış biçimi millî olanın önünü kesici değil, milliliğe yerel şartlarında yaşama şansı verici özellikte olacaktır.

Halk inanmaları mutlaka mitolojik bir bağlantıları olan, arkaik dönemin inançlarının da izlerini taşıyan inançlardır. Halk inançları aynı zamanda tasavvufun halk inanç ortamına yansıması özelliği de taşırlar. Bu nedenledir ki, onlar için halk sofizmi de denir. Özetle halk inançları, yeni kültürel düşünce ufuklarına her an yelken açmaya müsait kültür ortamlarıdır. Bu ortamların dümencileri halk inançlarının götüreceği limanın rotasını belirler.

Bu noktada, halk inançlarının mitolojik boyutu önem kazanır. Özetle, halk inançlarının tasavvuf bağlantısı gibi halk inançlarının mitoloji bağlantısı da vardır. Halk İnançları, tasavvuf-mitoloji ilişkilendirmesinde, kültürel hayatın sürekliliği noktasında köprü konumundadır. Yazılı kaynakların ve arşiv belgelerinin yanısıra, yaşayan halk kültürü-halk inançları kültürü de kültürel ve fikri miras konusunda başlı başına bir kültür kaynağıdır.

Türk Dünyası mitoloji dökümü giderek zenginlik kazanırken mevcut çalışmaların nitelik ve nicelik tespiti de yapılamamıştır. Bu konuda ortak metot ve teori de geliştirilememiş iken, bu alanda çalışma yapan kurum ve araştırıcı potansiyeli de yeterince bilinememektedir.

Halk inanç kültürü potansiyeli Türk kültür dünyası itibariyle incelenip yeni bir mayalanma vasat ve vasıtası oluşturulabilir. Halk inançları ve mitoloji çalışmalarında gelinen noktanın tespiti ve bu iki disiplinin tasavvufî düşünce bağlantısı belirlendikten sonra, asrın Yesevî donu ile kuşandırılmış sosyal bilimci kadroları metot ve teori noktasında zorlanmayacaklardır.

Halk inançları tamamen ve mutlaka Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli tasavvufî inanç anlayışlarının izdüşümü konumunda değildirler. Ancak onların atmosferinden de tamamen bağımsız değildirler. Bu vasat incelenip işlendiği nispette, küresel güçlerin kültürel stratejileri karşısında, kültürel ve fikrî mirasa sahip çıkılmasında, alternatif sunabilecek bir vasat oluşturabilir.

Kültürel ve millî mirasın sahiplenilip ihya edilmesi sürecinde halk hikmeti kavramını merkeze alıp, halk inanmaları çalışmalarımdaki bazı tıkanıklardan hareketle çözüm aranabilir mi? halk hikmeti ve halk inançları kavramlarının içeriği karşılaştırılabilir mi?

Halk hikmetinin vasatı ve vasıtaları, bu arada doğuş ve gelişme şekliyle ile ilgili açıklamalar, halkbiliminin halk inançları alt dalı ile yakından ilgidir.

Halk hikmetinin tanımı, “insanlığı meydana getiren tüm bilimleri ve sanatları kendisiyle kazandığımız yetidir. Hikmet iyi ile kötünün bilgisidir. Tanrı tarafından esinle bildirilen sonsuz şeylerin bilimidir.”[11] şeklinde yapılmakta ve amaç da en yüksek iyiye sevk etmeye yönelik bilgileri öğretmek”[12] olarak açıklanmaktadır.

Bu hikmetin, filozofların hikmeti olmayıp, halkın hikmeti olduğuna da vurgu yapılmaktadır. Bu açıklamadaki, “filozofların değil halkın” vurgusu bizi, halk inançları çalışanı olarak özellikle ilgilendirmektedir.

Hikmetin tarihi, yazıya dökme döneminden evvel başlatılıp, içeriği halkın yaşayış ve düşünüşü olarak verilmektedir. Keza açıklamada da “halk” ortak nokta vurgusu vardır.

Halk hikmetinin kaynağının, halk ve zamanın olayları ve filozofların esoterik hikmetlerinin kaynağı ise bir anlamda halk hikmeti olduğunu açıklamaktadır[13].

Halk hikmetinin insan ırkının duygusu, esoterik hikmetin ise insan aklı olduğuna belirtmektedir[14].

Halk hikmetinin ifade vasıtasının adetler, gelenekler, mit ve ayinlerle ilgili uygulamalar olduğunu açıklamaktadır. Bu açıklama da halk hikmetinin vasıtaları ile halk sofizminin alanlarını örtüştürmektedir.

Altay halk hikmetini Kamlık, Kut kavramı, Dede Korkut ve Kutadgu Bilig bağlamında açıklamaktadır[15].

Halk inançları vaaz edilen dinlerden tamamen ayrı ve tamamen aynı değildir. Halk inanmaları, bazen hâkim dinin rüknünü, halkın anladığı şekli ile de içerirler. Bazen bir takım dinî yasaklara rağmen, hâkim dinin yanı sıra, varlıklarını sürdürürler. Bu özellikleri ile bunların bidat hurafe, şirk de içerdikleri olur. Halk hikmeti ile halk inançlarının en bariz farklılığı bu nokta olmalıdır.

Bununla beraber, halk inançlarının bu özellikleri de Türk kültürlü halklar veya Türk kültür coğrafyasında adeta bir kültür kotu oluşturmuştur. Bunlar, kültürler arası akrabalıkta, benzeşme örnekleri oluştururlar. Milletlerin, toplumların, halkların geriye dönüş tarihlerinde, araştırıcıya ciddi ipuçları verirler.

Halk inanmaları, sadece yalın dinî uygulamalar olmayıp, bilhassa sözlü kültüre yansıyışları ile bir anlayışı, yorumu da yansıtırlar. Bir sofistik boyut içerirler. Bu, bilinen anlamı ile tasavvuf değildir, ancak ondan tamamen de bağımsız değildir. Biz bu tespiti bir dönem halk sofizmi ve bazen de halk tasavvufu diye adlandırdık. Ancak halkın tasavvufî kültürü, yüksek tasavvuf seviyesinde olmasa da, halk seviyesindeki tasavvuf ile halk inançları da tamamen aynı değildi. “halk hikmeti” adlandırması bu noktada arayışımıza ne derece cevap olabilir, hususu bu güzergâhta tartışılamaz mı?

Bir dönem, bir kısım halk inançlarının, ‘dinler tarihi boyunca tebliğ görevi almış ilahi uyarıcıların sünnetullahından arta kalan ve algılanabilen hususlar olduğu’ üzerinde durduk[16]. Acaba halk inançlarında şirk olarak kaşımıza çıkabilen tespitler, zamanlarının anlayışı ile mi ele alınıyorlardı?

Batının bir kısım dinler tarihçilerinin din sayısını çoğaltıp dinleri ilkel dinler ve ilkel olmayanlar olarak ayırmalarında siyasi oryantalizmin izleri aranamaz mı? Allah indinde bir tane idi ve o da Hz. Âdem ile başlatılan İslam’dı. Bu tespiti halk inanmalarındaki bulgulardan hareketle doğrulayabiliyoruz. Dünyanın çok farlı yerlerindeki bir kısım sunaklardaki mahiyet aynılığı tesadüf mü idi?

Bilgi kaynağı noktasın konu ele alınınca, halk inançları çalışmalarında kaynak, büyük ölçüde halkın kendisidir. Halk kendisine kaynaklık yaparken sözlü kültür iletişim vasıtalarından yararlanmakta, duymak, görmek suretiyle yakın uzak çevresinden beslenmektedir.

Bunun derinliklerinde dinî kitaplar, destanlar ve benzerleri vardır. Halk Âşığı da halk inançları çalışmacısı için bir kaynaktır. Halk aşığına kaynaklığı, içinde yaşadığı halk yapar. Halk kendisinden derlenmiş halk kültürü verilerini, halk aşığının sözünden sazından tekrar alır ve bu döngü sürer.

Bu döngüye paralel ve formatı oldukça farklı ve fakat tamamen de ayrı olmayan bir de Hak Âşığı vardır. Tasavvufun söylemini halka taşıyan daha ziyade bu alanın erleridir. Bunların söylemleri daha imbikten geçirilmiş hurafe, bidat ve şirk türü tutumların kapsamına girebilecek söylemden çok daha arındırılmıştır. Hem halk aşığı ve hem de hak aşığında Dede Korkut’tan izler bulmak zor değildir.

Bu noktada halk hikmeti tanımlaması halk inançları vasatında yapılan arayışta, işin neresindedir?

Şu açıklamayı hemen yapmak gerekir. Halk inançları araştırma alanı efsaneler, masallar, hikâyeler, özlü sözler, tekerlemeler, ninniler, alkış ve kargışlar vb. halk edebiyatının bir alt dalı mıdır? Halk inançları; halk bilimin halk tababeti, halk mutfağı, halk oyunları, çocuk oyunları, halk el sanatları, halk hekimliği vb. halk inançlarının birer dalı mıdır?

Halk hikmeti üst başlığı için, halk biliminin içeriğinin bilinmesi neden önemlidir?

Dinlerin isimleri değişse de, uzun ömürlü büyük milletlerin hayatındaki dinî tabakalanma, halkların geriye dönüş tarihinin inşasında önemli yer tutmaktadır. Halk inançları; halk bilimin halk tababeti, halk mutfağı, halk oyunları, çocuk oyunları, halk hekimliği muhakkak bir boyutları ile inanç içermektedirler. Bu örtülü inançlar halk kültürü vasatlarında birbirlerinden bağımsız değildir. Geçmişe giden yolda bunların arasındaki ilişkiler ışık tutucu olabilmektedir. Çocuk oyunları, sakladıkları sırlarla milletin hafızasında keşfedilmeği beklemektedir. Düğün bayraklarında veya gelin Kofilerinde bulunan telekler, bir dönemin muhtemelen ongun kuşları idiler[17]. Bunlar, düğün bayrağında ve kofide yer alırlarken Kut’u simgeliyorlardı. Uygur genç kız kalpağına baykuş teleği takarken bahtının açılacağına inanırken, Türkmen ailenin, damına konmuş baykuştan kaçınmasının bir izahı olmalıydı.[18]

SONUÇ:

Kültür ve fikrî mirasa sahip çıkarak, Türk fikir ve kültür hayatını ihya etme girişimleri arasında halk inançları vasatında yapılacak çalışmalar da yer alabilir.

Kültür ve fikrî mirasın sahiplenilip ihya edilmesinde “Türk” adına yüklenen anlamın tekrar aslına dönüştürülmesi gerekebilecektir. Bu yapılabildiği durumda Türklüğün anlamı Türkiye’de ve diğer Türk devletlerinde birlikte yaşanan halk itibariyle de, Türklerin azınlık olarak yaşadıkları ülkelerde de konumu güçlenecektir.

“Türk kültürlü halklar” ve “Türk kültür coğrafyası” anlayışları, Türk devletlerinde ilgili mevzuatın çıkmasını gerektirirken, bu anlayış mukabiliyet esas alınarak ilgili sair bölge ülkelerinde de benimsenebilmelidir.

Sosyal bilimler alanındaki ilmi disiplinlerin, Türk kültür coğrafyası ve Türk kültürlü halklar arasında koordineli çalışabilmeleri için, ön şartlar arasında Türkolog dökümünün çıkarılması, Türkoloji’nin iştigal konuları bakımından çalışma alanının genişletilmesi, alanla ilgili edebiyatın duyurulabilip, ortak mesleki dilin ve ortak metotların geliştirilmeleri gerekmektedir, kanaatindeyiz.

 

 

 

 

 

KAYNAKÇA

 

Yaşar Kalafat, “Türkiye ve Azerbaycan Cumhuriyetleri Kültür Strateji Ortaklıklarına Dair Tespitler”, VII, Uluslararası Atatürk Kongresi, 13-16 Ekim 2015, Gence-Azerbaycan

 

Yaşar Kalafat, “Türk Kültürlü Halk veya Türk Kültür Coğrafyasına Dair”, 10. Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk ve Kardeşlik İşbirliği Kurultayı: Konuşma Bildiri, Tutanaklar ve Karar Metinleri (18-20 Eylül 2006, Antalya), Ankara, 2007 s. 34-47

 

Yaşar Kalafat, “Türk Kültüründe Halk İnançlarından Mitolojiye: Kuş”, Kaşgarlının Tarihçi Torunu Reşat Genç Armağanı, (Editör: Mehmet Şahingöz), Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara, 2015, s. 395-406 (Yılmaz Bilen ile birlikte)

 

Yaşar Kalafat, “Türk Kültürlü Halklarda Yarış-Pir-Ruhî İlahî Mitolojik Bağlantısına Dair”, Anadolu Kültür Coğrafyasında Manevi Mimarlar ve Halk İnanmaları, Berikan yayınları, Ankara, 2013, s. 179-194

 

Yaşar Kalafat, “Mitoloji-Tasavvuf İlişkilendirmesinde Âşık Veysel’de Toprak”, Dünya Ozanı Âşık Veysel Sempozyumu 24-25 Mayıs 2015 Sivas

 

Yaşar Kalafat, “Mitolojik Dönemden Günümüze Türk Halk İnançlarında Ruh ve Soğanlı/Allahuekber Millî Ruhu”, Uluslararası Sarıkamış Sempozyumu 83-5 Ocak 2013, Sarıkamış), Nagihan Çetin ile birlikte) www.yasarkalafa.info

 

Yaşar Kalafat, “Günümüz Türk Kültür Dünyasında Mitoloji Çalışmaları”, Türk Yurdu Dergisi, Şubat, 2016, S. 342, s.69-74

Yaşar Kalafat, “Türk Halklarının Doğal Köprüsü Halk İnançları”, Türk Kültürü Paneli (17-19 Mayıs 2004), Editör: Alpaslan Ceylan), Atatürk Üniversitesi Yayınları, Erzurum, 2004, s. 135-142

 

Yaşar Kalafat, Ortak Türk Kültüründe Önemi Yeterince Kavranılamamış Bir Köprü; Halk İnanmaları Kültürü”, Yeni Türkiye, Türk Dünyası Özel Sayısı I S. 53, Temmuz-Ağustos 2013, s.1049-1050

          

Yaşar Kalafat, “Gayp Semasından İndirilmiş Tek Din İslam’ın Tezahür Biçimleri İle Türklük Dönemi ve Karşılaştırmalı Halk İnançları”, www.yasarkalafa.info      

 

Yaşar Kalafat, “Türk Dünyası Arasında Halk İnançları Kültürel Köprüsü”, Türk Kültürü Sempozyumu ( 17-19 Mayıs 2004, Erzurum) www.yasarkalafa.info      

 

Yaşar Kalafat, “Anadolu Türkmen/Oğuz Feslerinde Mitolojik İzler Aranabilir mi? (Sıraçlar-Tülekler-Abdallar-Salurlar-Dadaliler-Bektikler)”, Oğuzlar: Dilleri, Tarihleri ve Kültürleri/5. Uluslararası Türkiyat Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri (21-23 Mayıs 2014i Ankara), (Editörler: Tufan Gündüz-Mikail Cengiz), Ankara 2015, s. 643-661

 

Yaşar Kalafat, “Aras Kültür Akrabalığında Yazılı Kaynaklar ve Önemi”, II. Uluslararası Ahlat-Avrasya Kültür ve Sanat Sempozyumu, Yayına Hazırlayanlar; O.Belli-V.E.Belli, İstanbul, 2013, s.523-524

 

Yaşar Kalafat, “Beş Mininci İlinde Türkolog Gözüyle Nahcivan”, Nahcivan: İlk Yaşayış ve Şeher salma Yeri Kimi, Beynelxalq Simpoziumu 20-24 Temmuz 2011, Nahcivan, Nisan 2012, s. 286-289

 

Yaşar Kalafat, “Azerbaycan-Türkiye Kültür İlişkilerinde Mitoloji Çalışmalarının Önemi”, I. Uluslararası Türkiye Azerbaycan İlişkileri Sempozyumu, 12-14 Mayıs 2016, Kastamonu www.yasarkalafa.info,

 

Yaşar Kalafat, “Süper ve Bölgesel Güçler Genelinde  Türkiye-Kafkasya Etno Sosyal Yapısal Özellikler ve jeokültürel Boyut”, II. Kars Kent Kurultayı (24-26 Eylül 2004, Kars) Kafkasya’da Ortak Geleceğimiz, (Editör: Oktay Belli), İstanbul 2007, s. 164-167

 

Yaşar Kalafat, “Halkbiliminin 40. Yılında Türkiye Türkoloji’sine Stratejik Bakış, VIII. Milletlerarası Türkoloji Kongresi (30 Eylül-04 Ekim 2013, İstanbul), Bildiri Kitabı-III (yayına Hazırlayanlar: Mustafa Özkan-Enfel Doğan) İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi yayınları, İstanbul 2014, s. 617-626

 

Yaşar Kalafat, “Bölgesel İstikrarda Türk Halk Kültürünün Yeri ve Önemi”, Ortak Türk Geçmişinden Ortak Türk Geleceğine/Metinler (25 Nisan 2006, Bakü/Azerbaycan), Bakü 2006 s. 563-565

 

Yaşar Kalafat, “Halk Tasavvufu veya Tasavvuf-Halk İnançları İlişkilerine Dair”, Bursa’da Dünden Bugüne Tasavvuf Kültüürü-3 (3. Bursa Dünden Bugüne Tasavvuf Kültürü Sempozyumu, 22-24 Ekim 2004, Bursa), Yayına Hazırlayan: Hasan Basri Öcalan), Bursa, 2004, s.37-40

 

http://araznews.org/tr/?p=1081İran, Türkçülük’i Tehlike Olarak Sundu, 24 Mayıs 2016, http://www.yenidenergenekon.com/1387-iran-alpaslan-turkesi-tehlike- olarak-sundu.

 

 

 

Sema Önal, “Altay Türklerinde Halk Hikmeti” Altay Sempozyumu (20-22 Temmuz 2015 Antalya) www.yasarkalafa.info       

 

Ümit Özdağ, İstihbarat Teorisi, Kripto, Ankara, 2008, s. 66-121

 

Nimet Yıldırım, İran-Mitoloji, Pinhan, İstanbul, 2012

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[1]Bu çalışma 26-28 Eylül 2016 tarihlerinde İstanbul’da ve 24-26 Ekim 2016 tarihlerinde Almatı’da yapılacak olan Geçmişten Geleceğe Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Sempozyumu’na bildiri olarak hazırlanmıştır.

[2] Dr., yasarkalafat@gmail.cm Halk Bilimi Araştırmaları Kültür ve Strateji Derneği <www.yasarkalafat.info

 

[3] Ümit Özdağ, İstihbarat Teorisi, Kripto, Ankara, 2008

[4] Yaşar Kalafat, “Türkiye ve Azerbaycan Cumhuriyetleri Kültür Strateji Ortaklıklarına Dair Tespitler”, VII, Uluslararası Atatürk Kongresi, 13-16 Ekim 2015, Gence-Azerbaycan

[5] Yaşar Kalafat, Ortak Türk Kültüründe Önemi Yeterince Kavranılamamış Bir Köprü; Halk İnanmaları Kültürü”, Yeni Türkiye, Türk Dünyası Özel Sayısı I S. 53, Temmuz-Ağustos 2013, s.1049-1050

[6]Yaşar Kalafat, “Türk Kültürlü Halk veya Türk Kültür Coğrafyasına Dair”, 10. Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk ve Kardeşlik İşbirliği Kurultayı: Konuşma Bildiri, Tutanaklar ve Karar Metinleri (18-20 Eylül 2006, Antalya), Ankara, 2007 s. 34-47

[7] Yaşar Kalafat, “Mitoloji-Tasavvuf İlişkilendirmesinde Âşık Veysel’de Toprak”, Dünya Ozanı Âşık Veysel Sempozyumu 24-25 Mayıs 2015 Sivas

[8] Yaşar Kalafat, “Mitolojik Dönemden Günümüze Türk Halk İnançlarında Ruh ve Soğanlı/Allahuekber Millî Ruhu”, Uluslararası Sarıkamış Sempozyumu 83-5 Ocak 2013, Sarıkamış), Nagihan Çetin ile birlikte)

[9] Nimet Yıldırım, İran-Mitoloji, Pinhan, İstanbul, 2012

[10] Yaşar Kalafat, “Günümüz Türk Kültür Dünyasında Mitoloji Çalışmaları”, Türk Yurdu Dergisi, Şubat, 2016, S. 342, s.69-74              

[11] Sema Önal, “Altay Türklerinde Halk Hikmeti” Altay Sempozyumu, 20-22 Temmuz 2015 Antalya www.yasarkalafa.info

[12] Sema Önal, a.g.e

[13] Sema Önal, a.g.e

[14] Sema Önal, a.g.e

[15] Sema Önal, a.g.e

[16] Yaşar Kalafat, “Gayp Semasından İndirilmiş Tek Din İslam’ın Tezahür Biçimleri İle Türklük Dönemi ve Karşılaştırmalı Halk İnançları”, www.yasarkalafa.info        

 

[17] Yaşar Kalafat, “Türk Kültüründe Halk İnançlarından Mitolojiye: Kuş”, Kaşgarlının Tarihçi Torunu Reşat Genç Armağanı, (Editör: Mehmet Şahingöz), Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara, 2015, s. 395-406 (Yılmaz Bilen ile birlikte)

[18] Yaşar Kalafat, “Anadolu Türkmen/Oğuz Feslerinde Mitolojik İzler Aranabilir mi? (Sıraçlar-Tülekler-Abdallar-Salurlar-Dadaliler-Bektikler)”, Oğuzlar: Dilleri, Tarihleri ve Kültürleri/5. Uluslararası Türkiyat Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri (21-23 Mayıs 2014i Ankara), (Editörler: Tufan Gündüz-Mikail Cengiz), Ankara 2015, s. 643-661