TÜRK HALK KÜLTÜRÜNDE ‘DABAK SATMA’ İNANÇ VE UYGULAMASI

 

22 Kasım 2012 günü Hakk’ın rahmetine yolcu ettiğimiz Türk kültür milliyetçiliğinin bilge bayraktarlarından Prof. Dr. Turan Yazgan’ın kutlu anısına-Kalafat

 

                                                                       Yaşar Kalafat-Ş.Kaan Gündoğdu

Yörede şap hastalığına dabak adı verilmektedir. Yaylada veya köyde dabak hastalığı hayvanlara bulaştığı zaman, saygınlığı olan sözü dinlenir bir yaşlı kadın seçilir. Ağaç parçalarından bir bebek yapılarak, üzerine kumaş parçalarından elbise giydirilir.  Bu yaşlı kadın buluğ çağına girmemiş çocukları da yanına alarak, bu ağaçtan bebeği kapı kapı dolaşarak çocuklar şu sözleri söylerler:

“Dabak geldin, dabak git

Akşam geldin, sabah git

Yorgaya geldin, zongula git

Nereden geldiysen, orya git.

-Amiinnn…”

Bunu söyleyerek kapı kapı dolaşan çocuklara, her evden yağ, un, kaymak gibi yiyecekler verilir. Köy kadınları toplanan bu yiyeceklerle hamur işi yapılır. Yemekler hazırlanmaya devam edilirken, diğer köylülerle birlikte yaşlı kadın ve çocuklar köye veya yaylaya uzak yere giderek o bebeği toprağa gömerler. Gömerken bu hastalıkta burada gömülsün, bu yok oldukça, hastalıkta bitsin denilir. Daha sonra dua yapılarak, hazırlanan yemekler hep birlikte yenilir[1].

Dabak Satma inancı ile ilgili yapılan bu tespit yaşayan eski inanç sisteminin birçok tezahürünü bir arada içermektedir. Bir korunma ve kurtulma yöntemi olarak “Satma” sağaltıcı,ocaklı kadın ve emci kadın olarak adeta günümüzün “kadın şamanı” tiplemesidir., “Yapma bebek”le “Çömçe Gelin” yağmur duasını çıkıldığında görülebilmektedir. Hıdrellezde dilekler arasında çocuk sahibi olma ile ilgili uygulamalarda, su kenarlarına yapma bebek de konur. Bazı yatırlardan keza bebek talebinde bulunulduğundaki örneklerde görüldüğü gibi, “sembollerle talep makamına mesaj verme” uygulaması vardır.

Dabag Satma Uygulaması için buluğ çağına gelmemiş bir çocuğun seçilmiş olması ki, benzeri uygulamalardan görüldüğü gibi, inanç sisteminde, “ananın ilk çocuğu” olma, “ilk kız çocuğu” olma, “ikiz kardeşten birisi” olma, “yetim kız çocuğu” olma gibi kişioğluna yüklediği özellikler vardır. Keza menopoz da bu dönemin üst sınırıdır. Bazen masumiyet bazen da mesuliyet dönemleri “buluğ çağı” ile sınırlandırılabilmektedir. Halk inanmalarında defineciler ve ayrıca bazı falcılar buluğ çağından evveli döneminden aday seçerler. Bazen bu özelliklere sarı saçlı ve mavi gözlü olma vasfı da eklenir[2]. Dabağ Satma inancı ile ilgili bu tespitte kadın olarak seçilende de yaşlı olma vasfı aranılmıştır.

Türkçe okunan “Dabak Duası” da bir at yürüyüş şekli olan yorga ile gelen dabağın zungula gitmesi istenir ki, bu ifade ile muhtemelen geldiğin hızlı git denilmiş olmalı. Anadolu Türk halk inançlarında yeni başlanılmış bir elişinin çabuk bitebilmesi için işin başlangıç döneminde ayağına yeğin bir kimsenin işin üzerine gelmesi istenir ve ona “atlı mısın yaya mısın? Diye sorulur. Gelen kişinin “atlı” demesi istenir. Böylece işin sürüncemede kalmadan bitirilebileceğine inanılır.

Kapılardan toplanılan nevalenin taam edilmesi yağmur için yapılan Çömçe Gelinuygulamasından farklı değildir. Orada da Dabak Alayı’nda olduğu gibi Yağmur Alayı vardır. Kapılardan yapılan yiyecek yardımı yağmuru yağdıracak iyeye şükran saçısı veya yağmura mani olan iyeye baç saçısıdır.

Halk inanmalarında gömme iki amaca yönelik başvurulan bir uygulamadır. Umay, doğum yapan annenin bebeğinin eşi, Umay ruhunun rahatsız edilmemesi inancı ile temiz ayakaltı olmayan bir yere gömülür. Tırnak[3] ve saçın[4] gömülmesi inancı da bu uygulama ile ilişkilendirilerek yorumlanabilir. Zira Hakas halk inançlarında kışıoğluna verilen kutun saçların dibinde olduğu inancı vardır. Büyük şamanlar öldüklerinde yol geçmez sapa ve uzak yerlerde gömülüyorlar veya ağaç dallarının üzerine bırakabiliyordu. Ölüler de gömülürlerken “Toprağa emanet” edilmiş olurlar. Bir diğer gömme şekli ise kurtulmak veya kurtuluşa vesile olması amaçlıdır. Düşmanlık için yapılan büyünün materyali ilgili ailenin eşiğinin altına muhafazalı olarak gömülür. Muhafaza koruduğu sürece büyünün devam edeceğine inanılır. Büyü bozmak için akarsuya atılan okunmuş sabunun ne kadar çabuk erir ise büyünün o kadar çabuk bozulacağına inanılır[5].

Toprak, halk inançlarında koruyan, kollayan, saklayan, ana baba olabilen sırlara sadık yar olan ve aynı zaman da haber de götüren, bir varlıktır.[6]

Gömme uygulamasının ilk insana yakın ilişkili oldukları hayvanlardan geçtiklerine inanılır. Günümüzde de köpekler sonra çıkarıp yemek için bazı kemik parçalarını gömerler. Kedilerin ölen yavrularını ve kakalarını gömdükleri bilinir. Abil ve Gabil olayında öldürülen kardeşin gömülmesine bir karganın ölen kargayı gömmesi örnek teşkil etmiştir.

İnsanların bir yeri incinen veya yaranan bilhassa çocukların o yerini öperek “Öpeyim geçer” demeleri veya parmağı veya benzeri bir yeri kanayan veya ezilen kimsenin o organını hemen ağzına götürmesi şeklindeki uygulamanın da hayvanlarla yaın ilişki kurulduğu ilk dönemlerin bir etkilenmesi sonucudur. Hayvanlar kendi vücutlarında veya yavrularındaki tedaviyi yalayarak gideriyorlardı[7].

Toplanılan yiyeceklerin kapı kapı dolaşılarak temin edilmeleri uygulaması da halk inançlarında adeta bir kod oluşturmuştur. Çocuğu veya erkek çocuğu yaşamayan anneler bazen 9 bazen da 40 kapıdan çocuklu kadınların giysilerinden kumaş parçası toplar, bu kumaştan yaşaması istenilen bebeye giysi yaparlar. İnancın derinliklerinde muhtemelen ölüme yol açan kara iyeye karşı mukavemetli olan bir aileden alınmış kumaş parçası vasıtasıyla korunmuş olma inancı vardır[8]. Çok erkek çocuklu ailenin kullanıldığı beşikten yararlanılmak istenilmesi de bu nedenledir. Dabak Satma uygulamasında da Dabağ hastalığına mukavemetli bir aileden alınmış yiyeceğin yardımcı olduğu düşünülebilir.

Halk inanmalarında ayrıca “satma” bir kurtuluş bir şifa ve sığınma yöntemidir. Bebeği yaşamayan anne yeni bebeği ölmemesi için bir seri uygulama ile bebeğini bir ulu zatın türbesinde satarak onu, adeta onun koruması havale etmiş olur[9]. Özbekistan’da Beşik Toyu’nda bebek beşine konulamadan evvel sağlı sollu oturmuş koca nineler arasında 3 defa satılır alınır[10]. Çocukken Kars’ta nezlenin satıldığını hatırlıyoruz. Söylenilmiş olmadık bir şeyi hayretle karşılayan kimse “ne olmuş” derdi ve nezleli kimse de “nezlem sana nikâh olmuş” derdi. Bu uygulama ile birisinin nezleden kurtulup satın alanın ise nezle olduğuna inanılırdı. Keza huysuz binek atları da bu şekilde sembolik satışa tabi tutularak huysuzluklarından kurtulmak istenir. Adeta nezlenin de bir iyesi vardır. Bu kara iye bir şekilde sahiplenmek ve el değişebilmektedir.

Başına Dönme” uygulaması ile yapılan da, başına dönenin, başına dönülenin musibetlere talip olması vardır. “başım gözümün sadakası olsun” diyen kimse sadakaya karşılık kendisini korumaya almış olmaktadır.[11]

Halk inançlarında hayvan ve insan hastalıklarının hatta ekinin zararlılarından korunması ve kurtulması için “bağlama”[12] ve “basma”[13] uygulamasının olduğu bilinmekle açıklık kazanmış olmaktadır.. Yukarıdaki tespit de bir korunma ve kurtulma şekli,  içeriği ile de inanç sistemine uygun bir uygulama biçimidir.

Kadın Şaman tiplemesi ile günümüzde muhatap olabiliyoruz. Bu tiplemenin farklı sürümleri ile Kırgızistan ve Kazakistan’da temas kurma imkânı da bulduk. Erkek şamanın günümüzdeki bir takım özellikleri erkek ocaklı tipinde takip edebilirken kadın şaman tiplemesini de Emci kadın veya kadın ocaklı tipi ile izah etmenin mümkün olduğu görüşü, bu konudaki görüşlerden birisidir[14]. Bu görüşü paylaşmayan araştırmacılar ise kadın şaman tiplemesinin sisteme sonradan amaçlı olarak sokulduğu, ataerkil yapılanmaya bir de anaerkil süreç ekleme amaçlı olduğu görüşündedirler. Şifacı Anatiplemesinin daha ziyade deneyimle bilgi edinme ve bilgi aktarımı olduğu kanaatindedirler. Bu çevreye göre İnanç sistemindeki yeri bakımından tepesinden Tanrı katına çekilen Kağan erkektir. Dinî ve idarî otoriteyi temsil bir kişilikte birleşirken bu kişi erkişidir. Kitabelerde Umay’ın da yer almış olması erkişiye sistemde verilen yeri değiştirmez ve kadın kişiyi Tanrı tarafından Tanrı’da kut bulmuş olma noktasında eşit kılmaz. Bizim bu teşhis karşısında bazı tereddütlerimiz vardır. Nitekim Ocaklı kimsen el alarak akrep gibi bazı haşereden korunabilen kimse uzun bir eğitim veya şifa süreci yaşamamaktadır.

Emci Kadın tiplemesi Anadolu Türk kültür coğrafyasında oldukça yaygındır. “Ankara Kazan’daki Topal Hatçanın Fevziye dedesinden itibaren şıfacı olan bir hanımmış. O kızına kızı da 50 yıl kadar evvel gelini Fevziye el vermiş. Topal Hatçanin hazırladığı ekmeğe “benim ekmeğim değil Fatma Anamızın ekmeği” ve dermana da “Benim ilacım değil Fatma Anamızın şifası” dermiş. Ekmeği veya ilacı alan kimse sembolik bir ödeme yaparlarmış ve bunun ismine “el Yenliliği” denilirmiş.  Hatça rahatsızlaşan çocuklara sütten kesilen insan ve hayvanlara bu işlerde kullandığı ufak tavasında kurşun da dökerdi. Bir tepsinin üzerinde anahtarıyla birlikte bir kilit, tereyağı sürülmüş bir parça ekmek, iğne, makas, ayna, tarak ve ortasında madeni bir kâsede su olurdu. Kurşunu yağda eritip, hasta kişinin üzeri bezle örtülür, tepsiyi eline alır kurşunu suya akıtır çıkan şekilleri yorumlardı. Tedavi olan kimsenin 3 defa elini suya batırıp ağzına götürmesi istenirdi. Daha sonra su ayak basmayacak bir yere dökülür ekmek de köpeğe verilirdi”.[15]

 

 

[1] Kaynak Kişiler: Kazım Avcı, 86 yaşında, Posof-Yaylaaltı (Satlel) köyünden, İlkokul m., Çiftçi., : Aynur Saygılı, 63 yaşından, Posof ilçe merkezinden (Duğur), Öğretmen Okulu m., Emekli Öğretmen.

[2] Yaşar Kalafat, Türk Halk İnançlarında Renkler, xx, Berikan, Ankara, 2012

[3] Yaşar Kalafat, Altaylar’dan Anadolu’ya Kamizm Şamanizm, İstanbul 2004

[4] Yaşar Kalafat,“Balkan Türklerinde Örneklemelerle Halk İnançlarında Saç” BAL-TAM, Türklük Bilgisi, Mart 2005, Sh. 208–212

[5] Yaşar Kalafat “Hakkâri Yöresi Örnekleri İle Türk Kültürlü Halklarda Büyü “Uluslar arası III. Van Gölü Havzası Sempozyumu 06–8 Haziran 2007, Hakkâri, Editör Oktay Belli, Ankara, 2008, s.445–455

[6] Yaşar Kalafat, «Türk Halk İnançlarında Toprak Bir Tabu mu İdi”, Türk Halk İnançlarında Tabu, Ankara, 2012

[7] Kaynak kişi; Atilla Bağcı, Altay Türk inançları uzmanı, çevirmen

[8] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri 6. baskı, Ankara 2010, s. 241–241

[9] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri 6. baskı, Ankara 2010, s. 258–270

[10]Yaşar kalafat, Güney Türkistan’dan Türkiye’ye Meseleler ve Türk Kültür Kimliği, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul, 1995

[11]Yaşar Kalafat, “Diyarbakır ve Çevresi Örnekleri İle Halk İnançlarında Tavaf/Dönme”Osmanlı’dan Cumhuriyete Diyarbakır, editörler Bahaeddin Yıldız-Kerstin Tomenendal, T.C. Diyarbakır Valiliği, Ankara 2008, s. 453–463

[12]Yaşar Kalafat “Güney Kafkasya Ortak Halk İnançları ‘Damat/Güveybağı’” Güney Kafkasya Halkları Dil-Tarih Kültür İlişkileri Uluslararsı Bilgi Şöleni, Bildiriler, Ordu Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Ordu, Ordu, 2011, s. 571–589

[13]Yaşar Kalafat, “Aybastı Yer Adı ve Türk Halk İnançları” II. Aybastı Kabataş Kurultayı, (Ordu 17–18 Temmuz 2001) Ankara 2002 sh.39–41

[14] Fuzuli Bayat, Türk Kültüründe Kadın Şaman, Ötüken, İstanbul, 2010

[15] Kaynak Kişi; Nuray Pazar, Kazan Belediyesi’nde memure 25 yaşlarında Lise mezunu