HALK İNANÇLARI MİTOLOJİ GÜZERGÂHINDA

MEMORATLAR DOSYASI I[1]

 

 

 

                                                                    Yaşar Kalafat[2]

       GİRİŞ:

Bildirimizde, “Memoratlar ve Halk İnançları”[3] çalışmasındaki tanım ve tasnifi esas alarak alandan yapılmış derlemeleri halk inançları mitoloji, tasavvuf bağlantısı zemininde ele almaya çalışacağız.

“Memorat, Tabiatüstü ferdi bir tecrübenin yaşayan veya ondan dinlenmiş birisi tarafından anlatılan şahsa bağlı hikâye olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımlamada yer alan ‘tabiatüstü’ ile kastedilen öncelikle ‘öteki dünya’, ve farklı bir boyutta olmanın yanısıra ‘insanlarla beraber aynı mekanları paylaşan, cin, peri, şeytan, alkız, karabasan, veya çeşitli ruhlardan oluşan ve sosyal bir hayat yaşadığına inanılan’ varlıklarla ‘görme, konuşma, dokunma, hissetme, rüya veya bunlardan başka bir yolla’ kurulan iletişimdir. Memoratlar da, bu şekilde kurulmuş bir iletişimle yaşananların yaşayan veya ondan dinleyen birisi tarafından anlatılmasıdır”[4]

“Memoratlar halk inançları çalışmalarında en önemli kaynaklardır. Memoratlar sosyal olarak kabul edilmiş olağanüstü tecrübelerin neler olduğunu ortaya koyarlar memoratları bulduğumuz her yer neresi olursa olsun onları derlediğimiz coğrafî mahalde bize aynı tecrübeyi anlatan efsaneler olduğunu var sayabiliriz”[5].

“Bugün halk inançları olarak bilinen unsurların tespitinde pek çok memoratın genelleştirilerek bir halk inancı imiş gibi kaydedilmiş olması söz konusudur.”[6]

Memoratlar konusunda yapılmış tespitleri; Anadolu, Balkanlar, Kafkasya, Orta Doğu, Ural Altay, Uluğ Türkistan alan çalışmalarımızda derledik[7]. Bunlar çok kere bir efsanenin, bir rüyanın bir parçası olarak anlatılıyordu.

Bu çalışma, bizim, memorat tespiti öncelikli ve özellikle memoratların incelenmesini ele alan ilk çalışmamız oluyor. Memoratların, içerebildikleri zararlardan korunmak ve kurtulmak için yapılan uygulamalardan arındırarak anlatmaya çalışacağımız ilk çalışmamız olacak. Memoratlarda geçen görünmeyen varlıklardan al karısı için al rengin veya al ocağının, tuzun etkili olduğu veya bu tür varlıklar için iğnenin koruyucu olduğu inancına yer verilmesi, eski dinlerle ilişkilendirilen bulguların yeni dinlerde de kendilerine yer bulabildikleri gibi husus memorat-mitoloji bağlantısının kurulması bakımından önem arz etmektedir..

Bildirimizde, coğrafi alanı daraltma adına tespitlerimizi Anadolu’dan ve daha ziyade de Doğu Anadolu bölgesinden seçtik.

Nihayet memoratlar halk inançları içerisinde, onlar gibi mitolojik özellik taşıyan verilerdir. Böylece onlar, yaşayan halk inançlarının yaşça en genç olanlarıdır. Onlara da, günümüz ile mitolojik dönem arasındaki son menzil taşları gözü ile bakılabilir.

Memoratlar, halk inançlarında görünenin içinde görünmeyeni anlatabilen, batının zahire yansıyabilmiş halk inançları içerisindeki mitolojik genleri taşıyan en canlı hücreleri gibidirler. İnanç sistemlerinin içsel yapılanmalarına ulaşabilmek, bunların taşıdıkları şifrelerin çözülebilmesi ile mümkündür. Bunlar genel halk inançlarına nazaran çok yeni oldukları için, bunlarla ilgili parantezleri açılabilmesi ve birbirleriyle ilişkilendirilebilmeleri, inanç sistemindeki yerlerinin belirlenebilmesi, sistemin yapısının çözümlenebilmesini sağlayabilir. Sistemdeki sis perdesinin kardırılmasının yolunu açabilir. Asırların oluşturduğu inanç tabakalanmasının aralanmasını temin edebilirler.

Memoratların Semavî dinlere rağmen özgün kimlikler oluşturmaları, bir süre için dahi olsa genel halk inançlarından daha fazladır.

Cemadat-nebatat-hayvanat ve insanat arasındaki ilişkilendirme, tasavvuf anlayışı kapsamında oluşan memoratlar ile bu dört âlem adına kadim dinler kapsamında varlıklarını sürdürebilen kültler arasında kurulacak bağ, tasavvuf-mitoloji bağlantısını halk inançlarından hareketle izah yolunu da aralayabilir.

METİN:

Memorat kavramı ile tanış oluncaya kadar bu kapsama giren varlıkların adlandırılmalarını doğal olarak kişi veya kişilerin ifadelerindeki adları esas alarak yaptık. Çok kere aynı varlık farklı isimlerle ve farklı gibi görünen olaylardaki tezahür sayısı, varlık sayısını artırdı. Bunların çok kere dondan dona girebilme özellikleri, korku salabilme güçleri, farklı âlemin her zaman her yerde ve herkesçe görülemeyen varlıklar oldukları da bu tabloya eklenince hem yol azdırak, al karısı, demirkıynak, subatu, kayış ayak gibi türlerinin sayısını artırdı ve hem de tanımlarının net yapılabilmesini zorlaştırdı. Halk inançlarında yaşayan bu varlıkların isimlendirilmeleri semavî dinlerin terminolojisi ile anlatılmak zorunda da kalındı. Kendilerinden korkulması çekinilmesi, onların üç harfliler gibi kodlanarak anlatılması da yol açabildi.

Görünmeyenlerle olduğu gibi görülenlerden hayvanat ile olan ilişkilerde de olağanüstülük tespitleri yapılabilmektedir. Ilgazlı namıyla bilinen bir kimse, köstebek bağlama yeteneğine sahiptir. Köstebekleri bağlayarak onların tarla ve bostanlara zararını önlemektedir. Bunun için, gittiği yerden köstebek güzergâhını okuyarak, onların sınırını çiziyor, ilgili sureyi okuyor efsunluyor ve o yöreye köstebek giremiyor[8].

Yılan ve çıyanları bağlamak için Hatay- Dörtyol’da Yılancı Hacı Macit bir miktar kum alıyor bağlayacağı evin etrafında kumla hat oluşturacak şekilde dolanıyor, kumdan oluşan hattan haşerenin çıkması için bir aralık yol bırakıyor oradan çıkıyorlar. Kalınan binanın açık kapısını “Allah’ın izni ile” kapatıyor, o konuta yılan çıyan giremiyor[9].

Yılancı Hacı Murat, eline aldığı akrebe bir kimseyi sokturuyor, akrebin zehri damardan yukarı çıkarken, bir noktada onu durduruyor, oradan dışarıya akan zehri alıyor

El verme konusunda süt-bal ve tuz kullanması halinde tesiri ömür boyu sürüyor verilen bu yenilecekler abdestsiz kullanılmamalıdır. Ve yenilirken kıbleye dönülmelidir[10]. Böylece kişi veya evi bağlamış oluyor, diğer bağlama yöntemlerinde ise tehdit unsuru olan husus bağlanıyor.

Bu uygulamalarda tarla, ev ve kişiler akrep yılan ve köstebek bağlanılarak koruma altına alınmış oluyorlar. Kurtağzı bağlama kurdun ağzı bağlanılarak sınırları çizilen coğrafi bölge korunma altına alınmış oluyor. Özel gecesinde başarısız olsun diye Damat bağlanılanlar damadın erkeklik gücü, hırsısı itiraf ettirmek için idrar kesesi bağlatılarak da bağlanılanın işeme gücü bağlanılmış olmaktadır.

Kırkı çıkma veya kırk çıkarmanın Kürtçesi Çileyi derketen’dir. Kırk çıkarmak, kırkını dökmek için kırklı kadının başına kırk tas su dökülür, kırklama suyuna tarak, demir türünden bir şeyler atılır. Kırklamak, kırklı kadını cinlerin şerrinden korumak için yapılan bir işlemdir. Kırkı çıkarılmış kadın cinlerin şerrinden kurtulmuş serbest kalmış olur. Annenin kırkından evvel çocuğun kırkı hiç konuşmadan dökülür. Kırk banyosunu yaptıran kimse kırklama yaparken, yıkarken konuşur ise kırklayanın kırkının kırklananlara, ananeye ve çocuğa da geçeceğine inanılır. Kırk suyuna ayrıca kırk adet buğday sayılır. Kırk suyu kırklama işlemi bitince temiz bir yere dökülür. Kırklı anne ve bebeğin çamaşırları kırkları doluncaya kadar hep evde kurutulur eşikten dışarıya kesinlikle çıkarılmaz. Kırklamada kullanılan özel kırk tası vardır. Bu tas bakırdan olur ve üzerinde eski yazı yazılar bulunur[11].

Kırk suyuna bu tür şeyler atmak, ayrıca atılanların arasına altın veya gümüş para koymak, kurban edilmiş küçükbaş hayvanın kurutulmuş gözü kurban gözü gibi şeyleri de ilave etmek, atılanların sayısını kırka tamamlamak, kırklama konusunda yaygın olan uygulamalardır.

Kırklamayı yapan kimsenin konuşmaması da önemli bir noktadır. “ses orucu tutma”, “ses sakınma” uygulamalarını biliyoruz, ancak bunları bir arada anlamlandırıp sistemi çözemiyoruz. Sakınılan kadın kişi sesi sadece erkişiden mi sakınılıyor. Kırk kapı konuşmadan dilencilik yapmaya niyetlenen kadın kişi sesini herkesten sakınıyor. Tasavvufi boyutu ile bu bir nefis imtihanı olmalı. İslam evvelinden gelen bu inancın semavi dinlerin inanç sistemi ile ilişkilendirildiği bir nokta olabilir. Kırklamada kırklayan kadının konuşmaması bulgusu ile tarafımızdan ilk defa karşılaşılmaktadır.

Kırk çıkarmak için kırk dökmek ifadesi kullanmış olmak da anlamlı olmalı, zira kir dökülür. Anadolu kırsalında boy abdesti alacak hanım bu işlemi kodlar ve “başıma su dökecektim” der, keza kırsalda küçük tuvalete çıkmanın örtülü ismi “su dökmek” tir. Özetle kırkını dökmek adeta başındaki musibetten temizlenmek türünden bir olaydır.

Eşik halk inançlarında güvenli ve güvensiz bölgelerin sınırıdır. Eşiğin dışındaki kem güçler akşamdan sonra karanlıkta daha aktif olabilmektedirler. Eşiğin iyesinin koruma alanı eşikten itibaren başlar.

Kırk tası gibi, mahiyeti aynı olan çok sayıda tas vardır. Geçmişte bunlar çok kere gümüş olur evden eve ihtiyaca göre dolaştırılırlardı. Bunları üzerinde Ayet el Kürsü, Felak, Nas gibi sureler olur, içerisinde de kırk adet sembolik anahtar ve anahtarların üzerinde Esmayı Hüsna olurdu. İran pazarlarında satılan bu tasların ortasında Ehli beyti temsilen âlem/açık el bulunmaktadır. Bu taslara kırk açar tası da denilir.

Kırklamak suretiyle Al Karısı olarak bilinen varlıktan korunma inancının Semavi dinler öncesinden başlayan bir evveliyatı olduğunu görüyoruz.

Kırk suyunu temiz yere dökmek, kurban kanının döküleceği yerin pis olmasından imtina etmek türünden, o suyun kutsal kabul edilmiş olma inancından ziyade, olur olmaz yerlerde nelerle karşılaşılacağı bilinmez inancı vardır. Bazı görünmeyen ve tekin olmayan varlıkların yaşamları için pis loş yerleri seçtikleri, oraları sahiplendikleri inancı vardır. Bunun içindir ki bilhassa gece dökülen sular destur bismillah denilerek dökülür. Sahiplenilen yerin iyesi şer bir güç ise ondan sakınmak istenir.

Kırklı kadın ve bebeğinin bulunduğu odaya taze et sokulmaz. Kırk dönemi içinde kırklıların bulundukları yere taze sokulursa etin onları basacağına inanılır. Basılan çocuk çelimsiz kalır gelişemez[12].

Cenazeden gelen kimse kırklı anne ve bebeğinin yanına giremez. Cenazesinden gelinen kimsenin kırkı henüz çıkmadığı için ölen kimsenin kırkı, kırklı bebek ve anneyi basabilir[13].

İki kırklı anne bir mecliste karşılaşmak istemez kırklı bebeklerin de karşılaşmaları istenmez. Kırklı kadın ve bebeklerinin bir birlerini basabileceklerine inanılır. Böyle karşılaşmalarda kırklı kadınlar birbirleri ile konuşmazlar. Ayrıca kırk basmasını önlemek için kırklı kadınlar karşılıklı iğne değiştirirler[14].

Al Ruhu, hayatın doğum evveli, doğum esnası ve sonrası evlilik ve ölüm evveli, esnası ve sonrası safhalarında görünen, korunulan ve kurtulmak istenilen bir varlık olarak görülmektedir.

Kırk basmasına uğramış kimsenin kırkının kaldırılması gerekir bunun için üç Çarşamba kurşun eritilir. Kurşun eritme sözü burada kurşun dökme anlamında kullanılır[15].

Manevi temizlik için “başına su dökme” ile görünmeyen şerlerin şirretinden korunmak için kurşun dökmek ifadeleri arasında, kırk dökmede olduğu gibi anlam paralelliği vardır.

İki çocuktan kırk basmasına uğrayan çocuğun tedavisi için kırkı basan çocuğun giysisinden bir parça çalınarak alınıp tütsü yapılır, baskına uğrayan çocuk bu tütsüye tutulur[16].

Basmak, basılmak, baskından korunmak ve kurtulmak inancı[17] sahiplilik inancında[18] olduğu arkaik dinlerin inanç bakiyelerindendir.

Çalarak tütsü yapmak, nazardan kurtulmak için yapılan uygulamada da vardır. Nazar ettiğinden şüphelenilen kimsenin giysisinden onun haberi olmadan bir parça keserek tütsü yapılır. Oğlan evinin gelin gelmeden evvel kız evinden sembolik bir çalmasının da hayrına inanılır. Kırk baskısı rahatsızlığının tedavisi için yapılan bu uygulamaya da ilk defa şahit oluyoruz.

Üç Çarşamba kodlaması bize Zerdüşt dinine çağırım yaptırdı. Bölge halk inançlarında, kaynağı bilinmediği sanılan birçok inanç, bu dinle ilişkilendirilebilmektedir bilhassa Çarşamba etrafında oluşan inançlar bunu düşündürmektedir[19]

Bu aşirette bebeğin eşi temiz bir beze sarılır beze bir iğne batırılır. Mümkünse deniz kenarına, değilse bahçenin temiz bir köşesine gömülür. Böylece her türlü hastalığın da onunla birlikte gömüldüğüne inanılır. Temiz bir yere gömülmesine çok önem verilir[20].

Bebeğin eşine gömülmeden evvel iğne batırılması şeklindeki uygulama, iğnenin kara iyelere karşı koruyucu gücünü gösteren yeni bir bulgudur.

Mürsel aşiretinde akşamdan, güneş battıktan sonra yoğurt, şeker, yumurta gibi ağ/ak şeyler eşikten dışarıya çıkarılmaz[21].

Güneş battıktan hava karardıktan sonra şer güçlerin daha aktif oldukları kanaati yaygındır. Bu saatlerden sonra daha ziyade ocağın devamlılığını, üremeyi, mayalanmayı sağlayan şeyler eşikten dışarıya çıkarılmaz. Yumurta da yoğurtta mayalanan besinlerdir. Bu saatlerde her türlü maya da verilmez. Tuz gibi olumsuz mayalanmayı engelleyici şeyler de verilmez. Birçok yer de ateş de verilmez[22].

Mürsel aşireti halk inançlarında bölgede çok bilinen bir inanç yaşamaktadır. Bu inancın Ahlat varyantını tespit etmiştik[23]. İnanca göre Şubat ayında Subatu olarak bilinen yaşlı bir kadın bir yerlerden çıkıp gelir, peyda olur. Ayakları ters olan bu kadın insanları onların tanıdıkları bir sesle çağırır. Çağrılan kimse Subatu ile birlikte bulundukları yeri terk eder ortadan kaybolur, çok kere çocukları da Subatu tesirine alır ve tesire alınanların akıbetleri meçhuldür. Subatu aynı yöntemle kırklı kadına da sokulur, birlikte kaybolurlar. Sonra kırklı kadın geri dönmez, kırklının ciğerini yediğine inanılır. Subatu’nun 1 metreden uzun göğüsleri vardır[24].

Subatu’dan korunmanın yollarından birisi de onu esir almaktır. Bunun için onu yakalayıp yakasına iğne takılması gerekir. Bir diğer korunma şekli de dua etmek, dua okumaktır[25].

Onun geldiği ay, hava bir açılır bir kapanır. Bir an güneş açar ve biran hava soğur. İnanca göre Subatu gülerse hava açar, o somurtursa hava bozulur, soğur. O hem güler hem ağlar “Hem dıkeni hem digiri”. O hem demir hem, dikendir? Bizden, çuvaldızından, iğneden korkar. Yakasına iğne veya firkete takılabilir ise, esir olmuş olur, firketesi açılır, çıkar ise serbest kalır. Serbest kalınca çok tehlikeli olur. Zulüm yapmış kimselerin, hortlayıp rüyalarına girer. Önlem olarak bet diye bilenen tandır demiri korunmak istenen kimsenin yanına konur[26].

Lohusa kadınların yatağına Al kurdele sarılır. Bu lohusa kadın için Al Ruhundan bir korunma yoludur[27].

Doğu Karadeniz Hemşin yörelerinde hamile kadınların odasına örümcek görünümünde giren Cazı diye bilinen bir varlığın bulunduğuna inanılır. Cazının içerisinde özel toz bulunan bir torbası vardır. Torbasında çıkardığı tozu yatmakta olan kadının üzerine serper. O andan itibaren kadın olan biten her şeyi görür fakat kıpırdayamaz elindeki eğiş, ucu eğri uzunca bir demir kadının ciğerine sokup oradan ciğerini çıkarıp küpüne koyar. Kendisini görenleri, ‘ayıma biner mısır tarlalarınızı çiğnetirim’ diye tehdit edermiş.[28]

Subatu,     cin, peri, şeytan, alkız, karabasan, Cangoloz, Erkebit, Hırtik, Hınkur-Munkur, Çıtlık Kuşu, Kırk Basması, Çarşamba Karısı, Yol Azdıran, Kara Ura, Gelincik, Demirayak, cazı, türünden bir varlık ve daha ziyade Al ruhunun bir ismi veya o aileden bir varlık olmalı.

Çıtlık Kuşu adlandırması bize, Artvin yöresi ağırlıklı Doğu Karadeniz halk inançlarında yaşayan Tokat çevresinde de izlerine rastlanabilen Kuş Yenkmesi/Kuş Basması inancını hatırlattı. İnanca göre farklı kuşlar insanoğlunu farklı durumlarda basabiliyorlar. Kuş basmasından korunmak ve kurtulmak yöntemlerinin olduğuna da inanılmaktadır[29].

Kayıp eşyanın bulunması konusunda ayrıca çiş bağlama veya çişliği bağlama uygulaması yapılır. Çalınan kıymetli bir eşya ise çişliği bağlanan kimse idrara çıkamaz, organı şişer, ya itiraf eder, böylece ona yaptırılan bağ çözülür veya patlamak suretiyle ölebilir[30]. Kars yöresinde bu uygulamanın ismi sidiklik bağlamadır.

Kurtağzı bağlamak için Kâfurun Suresi bağlayacak olan kişi tarafından 7 defa okunur, her defasında bağlayan ipe bir düğüm atar, böylece ipe 7 düğüm atmış ve kurdun ağzı bağlanmış olur. Kurt o gece sınırları belirtilen dağda kalmış olan hayvanı yiyemez. Bağlayan kimse 7 adet Kâfurun suresi okuyarak kurdun ağzını açar[31].

Mürsel Aşiretinde anlatılan memorat içerikli başka inançlar da yaşamaktadır. Cinlerle ilgili deneyimi olan ünlü hocayı komşuları tütün tarlasında görürler. O yalnızdır ve önünde biçilmiş yığınla tütün bitkisi vardır. Onu tesadüfen gören bir köylüsü ona ne yaptığını sorar, hoca gelen kimseye bozulur ve “neden çıkageldin, bu tütünün biçimini kim tamamlayacak, kim toplayacak, bunları benim için onlar (cinler) biçmişlerdi, onlara biçtirmiştim” der.[32] Kaynağa göre, cinlerle onlara iş yaptırabilecek türden münasebetleri olan kimseler vardır ve hoca bunlardan birisidir.

Cinci Hoca, döneminde, bir kimseye cinleri musallat edebilmekte ve onlar tarafından rahatsız edilenleri onlardan kurtarabilmekte, aralarında sulh sağlayabilmektedir. Kaynak Ali Keleş Fırat bu olayların anlatıldığı ve bizzat dinlediği yıllarda 25-35 yaşlarındadır.[33]

Altay bayan şaman/kamlarından birlikte halk inançları çalışmaları da yapmış olduğumuz Nadya Yaguşuva, Altaylara yaptığımız gruptaki erkeklerin adeta kirli emellerini anlayabiliyordu. Ayrıca kendisine kötü niyetle sokulan bir sapığın uykusunda ona korkulu uyarıcı rüyalar gördürebiliyordu[34].

Cinci Hoca, cinlerin düğünlerine katılmakta, onlar arasında yapılan nikâhlarda imanlı cinlere nikâh kıyabilmekteydi[35].

Eskiden bu varlıkların sık sık düğünlerine rastlanırdı. Ramazan günü değirmende uyurken uyandırıldım bana “git buradan cinlerin düğünü var” dediler. Oradan zor şer kaçıp kurtuldum[36].

Cin düğünü inancı Kars, Erzurum, Rize ve Artvin havalisinde de oldukça yaygıdır. Bir şekilde ortamlarında bulunmak durumunda kalan kimsenin besmele getirmesi gerektiğine inanılır. O taktirde kayboldukları inancı yaygındır. Yapılan ikramlarından yenilmemesi gerektiği, yenilmesi halinde tedavi gerekebileceğine inanılır.

Sıdıka Simekli Diyarbakır’da yaşamış Bitlisli bir ailenin kızı iken kayınvalidesi bir gün kendisini evlerinin altındaki kilere pekmez alması için gönderir. Pekmezlerin olduğu yerde bir ışık görür ve kendisine bir ses “doldur kızım doldurabildiğin kadar doldur” der. Sıdıka ışığın bulunduğu kilerdeki noktadan her gün bol bol pekmez alır yakın uzak çevreye de dağıtmaya başlar. Bol pekmezin yerini merak eden kayınvalidesi Sıdıka’yı sıkıştırır bunun üzerine Sıdıka itirafta bulunur ve pekmez tükenmeye başlar. Bu olayı halen 55 yaşında olan ve Ankara’da yaşamakta olan Sıdıka’nın halası olduğu Reşit Sipahi halasından dinlemiştir[37].

Haşır Süre ’sinde “O, yaratan, var eden ve biçim veren Allah’tır. Tüm güzel isimler Allah’ındır. Göklerde ve yerde ne varsa, Allah’a itaat etmektedir. O’nu yüceltir. Allah üstündür bilgedir.”[38] Ve Mücadele Suresi’nde de, “Göklerde ve yerde her şeyi, Allah’ın bildiğini düşünmez misin?”[39] buyurulmaktadır.

Cinler tarafından hastalandırılmış kimsenin tedavisinde, Cinci Hoca hastaya kendisine zarar veren cinin kim olduğunu sorar, ismini söylemesini ister. Cin, musallat olduğu hastayı uyarır, kendisinin açıklanmamasını ister, cinci hastayı cinin ismini söylemesi konusunda zorlar, cevap alamayınca muhtemel cinlerin isimlerini bir kâğıda yazıp böylece ilgili cinin tespitine çalışır. İsmi tespit edilen cine ait olan kâğıt ateşte yakılarak veya suya atılarak o cin imha edilmiş olur veya cinci o cini bağışlar[40].

Cinlere abdestsiz dolaşanlar, besmelesiz yaşayanlar daha çok muhatap olurlar. Cinler gece dışarıya sıcak su dökenlere de musallat olurlar. Cinler kendi aralarında imanlı cinler ve imansız cinler olarak ayrılırlar. İnsanlara zarar verenler imansız olarak bilinen cinlerdir. Hocanın nikâh kıymaya gittiği, kendisinden yardım aldığı cinler imanlı cinlerdi[41].

Sarıkamış’ta 1980-84 lerde tanıştığım Cinci Cemal kendisini rahatsız etmek isteyen mahallenin haylaz çocuklarını, özel güçleri ile cezalandırabileceğinden hareketle tehdit ediyordu[42].

Bütün cinler, değirmenlerde, dere kenarlarında, sularda, suluk yerlerde olurlar. Biz onları göremeyiz fakat onlar bizleri görürler. Cinlerin arasında çok güzel olanları da vardır. İnsanlarla evlenen cinler vardır. Bu tür evlilikten 2 çocuk sahibi olmuş birisini tanırdık, hatırlıyorum. Bu tür evliliklerde bayan olan cin olur. Bunlar her iki dünyaya, âleme de gidip gelirler[43].

Cinlerin de aşiretleri, devletleri, yönetimleri, hukuk düzenleri vardır. İnsanlar arasında ne tür sosyal düzenlemeler var ise onların da o türden kendi yapılanmaları vardır. Cinlerin de miri beyi olur. Cinlerin ateşleri mavidir. Bir saniyede çok kere yanar sönerler. Onları gören çoktur. Ben görenlerle çok görüştüm.[44]

Memorat içerikli inançlar Rojkan/Günler aşiretinde de yaşamaktadır[45]. Refik Sulan, 12-13 yaşlarında iken hayvanları dereye suvarmaya götürür, bir kayanın üzerinde annesinin elbiselerini giymiş bir kadın, annesinin sesiyle buna ismiyle hitap ederek elindeki kabı gösterip “gel sana yiyecek getirdim, çok sevdiğin yumurta vereceğim” der. Ferik sesin sahibi kadına doğru 2-3 adım attıktan sonra, geri döner koşarak eve gider ve evde bayılır[46].

Rojkan aşireti çevresinde Miri Sevi/Gece Adamı diye bilinen bir yaratığa inanılır. Ferik Sulan bu çok uzun adamın gece değirmenin yanında suyun içinden başının çıktığını görür, başı uzar uzar göğe doğru uzamaya devam eder. Ferik bunu gördüğü zaman 12-13 yaşlarındadır. Gördükleri zaman hemen kaçıp arkadaşı ile eve dönmüşler[47]. Feriğn sesini duyduğu varlık Yol Şaşırtan olarak bilinen varlık olmalı

Erbilde derlediğimiz bir memoratda hasta hanede yatan ve ertesi gün olacağı ameliyat için Allah’a yalvaran bir Türkmen muhabir, yatağının ayakucunda ince giderek uzayan bir erkek görür, görünen kimse, yaptığı kısa açıklama ile hastayı korkmaması konusunda cesaretlendirir.

Muş’un Sazlık Başı Köyünden bir kadın cinlerle evlenmişti. Bu aile cinlerle ilişki kurar, cin çarpmış kimseler yardım almak için bunlara giderlerdi. Kadının ismi Peri idi. Çocuklarının da olduğu söylenirdi. Cinlerle görüşünce bayılırdı. Perinin insanoğlundan da kocası ve çocukları vardı. Cinlerden korunmak için muska yazdırılır.[48]

Cinlerin arasında kılıktan kılığa girenleri at, keçi, ölü gibi görünenleri vardır. Bu tutumlarından amaç insanları korkutmaktır[49]. Bitlis ve Muş çevresi halk inançlarında cinlerin don değişebilme özelliğine sahip oldukları inancı yaygındır. Bunların muhtemel zararlarından korunmak için isimleri alenen bilhassa gece söylenilmez “iyi saatte olsunlar” veya “üç harfliler gibi kodlanarak söylenirler.

Subatu gibi diğer cinlerden de insanlara tanıdıkları bir sesle seslenerek onları aldatanlar vardır. “Ot getirme zamanı bir arkadaşının sesini çıkaran bir cin, bir arkadaşımızı uçurumun kenarına götürüp oradan aşağıya itmişti. O yıllarda delikanlı çağlarımızdı”[50]

SONUÇ:

Biz bu çalışmadaki bulgularımızda memoratlarda iletişim tabiatüstü güçlerin tasnifi yapamadık, onların özelliklerini de bu çalışmada yeterince toparlayamadık. Daha ziyade, olay ve olaylardaki isimlendirmeleri nakletmekle yetindik. Metin içerisinde yaptığımız göndermeler ile bazı boşlukları doldurmaya çalıştık.

Ulu zatlar, rüya, ölüler, büyü, fal, ruh çağırma, nazar konuları ile memoratlar bağlantısı boyutuna ise girmedik ve fakat duyulan ihtiyacı şimdilik bazı göndermeler ile karşılamaya çalıştık.

Amacımız olan memoratları çalışarak, mitoloji çalışmalarına yol açmak konusunda ise, bu neviden bir çalışma için gerekli olacak alt yapı bilgilerine oldukça geniş yer verdik.

 

 

 

 

 

[1] Bu çalışma Hoca Ahmet Yesevi’den Mehmet Fuat Köprülüye Türk Fikir Hayatı Sempozyumu’na bildiri olarak hazırlanmıştır.

[2]Yaşar Kalafat. , yasarkalafat@gmail.com Halk Bilimi Araştırmaları Kültür ve Strateji Merkezi ,www.yasarkalafat.info

[3] Özkul Çobanoğlu, Türk Halk Kültüründe Memoratlar ve Halk İnançları, Akçağ, Ankara, Ankara, 2003

[4]A.g.e. s.21

[5] A.g.e. s.30

[6] A..g.e. s. 32

[7] Yaşar Kalafat, Balkanlardan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları, Berikan Yayınevi Ankara, 2006

[8] Kaynak kişi: Reşit Sipahi, 55 Yaşlarında Ankara’da ticaret yapan, yüksek tahsilli bir kimse

[9] Kaynak kişi: Reşit Sipahi, 55 Yaşlarında Ankara’da ticaret yapan, yüksek tahsilli bir kimse

[10] Kaynak kişi: Reşit Sipahi, 55 Yaşlarında Ankara’da ticaret yapan, yüksek tahsilli bir kimse

[11] Kaynak Kişi: Hediye Erat İlkokuldan terk tahsilli, 50 yaşında Tatvanlı bir Türkmen kızı iken, Mürsel Kürt aileye gelin olmuştur

          

[12] Kaynak Kişi: Hediye Erat

[13] Kaynak Kişi; Ali Keleş Erat

[14] Kaynak Kişi: Hediye Erat

[15] Kaynak Kişi: Hediye Erat

[16] Kaynak Kişi: Hediye Erat

[17]Yaşar Kalafat- Şevket Kaan Gündoğdu, “Tokat Yöresi Halk İnançlarında Basmak-Basılmak ve Kuş Yenkmesi/yenmesi”, Tokat Tarihi ve Kültürü Sempozyumu 25-26 Eylül 2014 Tokat)

[18] Yaşar Kalafat, “Kocaeli Halk İnançlarında Yaşamakta Olan Mitolojik Bir Kavram: Sahiplilik”, Uluslaararası gazi Akçakoca ve Kocaeli Tarihi Sempozyumu, Bildirileri, (02-4 Mayıs 2014 Kocaeli) Cilt III, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Yayınları Kocaeli 2015, s. 1743-1752

[19] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Orta Asya’dan Orta Doğu’ya İnanç Göçü, Berikan Yayınevi, Ankara, 2011

[20]Kaynak Kişi: Hediye Erat

[21] Kaynak Kişi: Hediye Erat

[22] Yaşar Kalafat, Türk Halk İnançlarında Beslenme, Berikan Yayınevi, Ankara, 2012

[23] Yaşar Kalafat, Ahlatşahlar’dan Günümüze Bitlis ve Çevresinde Halk İnançları, Berikan yayınevi, Ankara, 209

[24] Kaynak Kişi; Ali Keleş Erat, 61 yaşında, tahsilsiz, büyük dedesi Yezidi inançlı iken, aile halen Şafii inançlıdır.

[25] Kaynak Kişi; Ali Keleş Erat,

[26] Kaynak Kişi; Ali Keleş Erat,

[27] Kaynak Kişi: Hediye Erat

[28] Kaynak kişi, Şakir Aksu, Hemşinli müfettiş

[29] Yaşar Kalafat- Şevket Kaan Gündoğdu, “Tokat Yöresi Halk İnançlarında Basmak-Basılmak ve Kuş Yenkmesi/yenmesi”, Tokat Tarihi ve Kültürü Sempozyumu 25-26 Eylül 2014 Tokat)

[30] Kaynak Kişi; Ali Keleş Erat,

[31] Kaynak Kişi: Hediye Erat

[32] Kaynak Kişi; Ali Keleş Erat

[33] Kaynak Kişi; Ali Keleş Erat

[34] Yaşar Kalafat, “ Altay Dini Hayatının Anadolu Türk Kültürü İtibariyle Önemi”, El Oyun Folklor Etkinlikleri (7-9 Temmuz 2000, Koşağaç, Gorna-Altay Federe Cumhuriyeti-Rusya Federasyonu)

[35] Kaynak Kişi; Ali Keleş Erat

[36] Kaynak Kişi: Ferik Sular

[37] Kaynak kişi: Reşit Sipahi, 55 Yaşlarında Ankara’da ticaret yapan, yüksek tahsilli bir kimse

[38] Kur’an-ı Kerim, Haşır,21.22.23.24

[39]Kur’an-ı Kerim, Mücadele,7

[40] Kaynak Kişi; Ali Keleş Erat

[41] Kaynak Kişi; Ali Keleş Erat

[42] Yaşar Kalafat, “Bingöl ve Yöresi Örnekleri İle Halk İnançlarında ‘Cini Başına Çıkmak’ Deyimine Dair”, II. Bingöl Sempozyumu 25-27 Temmuz 2008 Bingöl), Yayına Hazırlayanlar: M.M.Söylemez-İ.Çıplak) Bingöl Belediyesi Kültür Yayınları, Bingöl, 2009, s. 617-632

[43] Kaynak Kişi; Ali Keleş Erat

[44] Kaynak Kişi; Ali Keleş Erat

[45] Rojkan Aşireti Eruh Cizre bölgesinden ifadelerine göre 500 yıl evvel gelmişler 14 kadar köyleri vardır gelmişler

[46] Kaynak Kişi: Ferik Sular, 65 yaşında, Muş-Korkut-Güney Köy, Şafi Mezhepli bir Rojkan Aşiretinden çiftçi

[47] Kaynak Kişi: Ferik Sular

[48]Kaynak Kişi: Ferik Sular

[49] Kaynak Kişi; Ali Keleş Erat

[50] Kaynak Kişi; Ali Keleş Erat