BALIKESİR VE YÖRESİ TÜRK HALK İNANÇLARINDA ASTRAL BOYUT-MEMORATLAR [1]

 

 

                                                                                                                                    Yaşar Kalafat,[2]

 

GİRİŞ:

Anadolu Türk kültür tabakalaması çalışmalarına mitolojik boyut kazandırmak, Türk halk kültürünün bu coğrafyada tarih boyunca girdiği sentezleri takip edebilmek, toprağın vatan olma sürecinde yurdun kimliklendirme olayıdır. Batı Türklüğünde, bilhassa Batı Anadolu’da Yunan Mitoloji hegemonyası hala varlığını güçlü bir şekilde sürdürebilmektedir. Anadolu’nun doğusunda ise bu kültürel tehdit, İran mitoloji tezinden kaynaklanmaktadır. Anadolu Türklüğü, “yerli olan halk-sonradan gelen halk” veya “ülkenin ilk gerçek sakinleri”-“istilacı güçler” anlayışından kaynaklanan iddialarına maruzdur. Bu anlayış ve iddia, çıkış noktasını büyük ölçüde mitolojiden almaktadır. Bu itibarladır ki, yaşayan Türk halk inançlarında, Türk mitolojisinin kök hücreleri aranabilmelidir. Anadolu Tük iskân tabakalamasında, kültürel göçün asli unsurları arasında bulunan, “inançla göç”, “mitoloji ile göç” gerçeği araştırılabilmelidir.

Biz bildirimizde, Balıkesir bölgesi öncelikli olmak üzere, mitolojik içerikleri itibariyle, halk inanmalarında yaşamakta olan astral bulgular ve memoratlar üzerinde tartışıyoruz. Onların (Karabasan, Congoloz, Erkebit, Al karısı, Çarşamba karısı, Demir kıynak, Yol azdıran vd) tanımları, fonksiyonları, yaradılış özellikleri gibi hususlar üzerinde duruyor, bazı karşılaştırmalar ve sınıflamalar yapmaya çalışıyoruz.

METİN:

Trabzon Şalpazarı Çepnileri ile Balıkesir Çepnilerini ilişkisinden hareketle Ali Çelik yıllar evvel yaptığı çalışmasında doğumla ilgili geleneklerin yanı sıra bu dönemle inançlara dair de bilgi vermektedir[3]. Verdiği bilgilerin konumuzla ilgili kısmı, Al karısı inancı ile ilgili olanlardır. Al karısı türünden varlıkların insan hayatındaki etkileri ile bu türden görünmeyenlerin diğer varlıkların etkilerini tamamen ilişkisiz olarak düşünmek mümkün değildir. Bazı örnekler vermek gerekir ise;

Yeni doğmuş bebeği annesi emzirmeden evvel ezan okunması sağlanır. Bu bir korunma yöntemidir. Çocuk tartılır ve ağırlığınca sadaka verilir. Müjdeyi alan çocuğun babası, müjdeciye bahşiş ve yakın çevresine ziyafet verir, silah atılır, kurban kesilir. Sadakanın ve ziyafetin verilmesi, saçı/kansız kurbandır. Silah atılmak suretiyle ise, tok sesten rahatsız olduğuna inanılan kara iyilerin dağılması sağlanmış olur. Hemen akabinde kurban kesilir. Korunma tedbirleri devam etmektedir. Tartılan çocuğun tartısının saklı tutulması da bir korunma tedbiridir. Birçok yerde aynı amaçla bebeğin karın saçı traş edilince, saçın ağırlığınca sadaka verilir. Hatta bu saçın albenisini saklamak için kesilen saç, çiftlik gübresi ile tartılır, ağırlığınca altın karşılığı sadaka verilir[4]. Bütün bunlar görünmeyen varlıkların zarar verebilecekleri inancını ve korunmak için bazı uygulamaların yapıldığını göstermektedir.

Rize-Ardeşen-Tunca köyünde kırkı çıkmamış çocuğun kem güçlerden korunması için yatağının altına köpek pisliği, nane ve bıçak konur. Anne ve bebek için demir, bıçak, maşa, süpürge, taş, kaya, su ve ateşten yararlanılır[5]. Bunlardan nane kırklı anne ve bebeğin kokusunu örtülemek amaçlı olabilir. Zira kolonya döküldüğü de bilinmektedir. Kaya, taş ve dağın musibetleri absorbe edebildikleri şeklinde bir inanç vardır.

Azerbaycan’da, Özbekistan’da Türkmenistan’da “Aba Saçı/İlk Saç”, çöpe veya çiğnenilebilecek bir yere atılmaz. Azerbaycan’da saçını olur olmaz yere atan annenin, elinin ayağının bir birine dolaşacağına inanılır[6].

Çepnilerde doğum yapan kadın gece kapıya, eşiğin dışına çalınmasın diye çıkarılmaz. Eşiğin dışında bu konumda olan kadınları çalabilecek birilerinin, bir şeylerin olduğuna inanılır. Dışarıya çıkan kadının kem güçler tarafından çalınması, sahiplenilmesi tehdidi vardır. Kırklı kadının çamaşırları da gece dışarda bırakılmaz. Bu kural birçok yerde bebek için de geçerlidir. Kırklı kadının kırkı çıkıncaya kadar evin içerisinde de yalnız bırakılmamasına dikkat edilir.

Bebeği basacağına inanılan silah, terazi, et çocuğun bulunduğu odaya sokulmaz, zaruret var ise, bunlar getirilince çocuk yukarı kaldırılır. Bize göre tartılmış şeyler sahiplenilmiş nesnelerdir. Zira doğduğu esnada tartılmış olan çocuk daha sonra herhangi bir şekilde baskın yaşamamaktadır[7]. Et ve meyveler bir dönemin hayvan ve bitkileri idiler, bunların da kırkları vardı ve kesildikten, koparıldıktan sonra kırkları dolmamış olabilirdi. Hayvanların veya bitkilerin kırkı ile bebeğin kırkı karışabilir, bunların kırkı da bebeği basabilirdi. Kırklı olmak sadece insanlar için geçerli değildi. Havaya kaldırmakla, gökte olduğuna inanılan güçten muhtemelen Tanrıdan yardım alınmak isteniyordu.[8] [9]

Özbekistan’da anne doğum yapmaya başlayınca ahırdaki hayvanlar bahçeye çıkarılır. Azerbaycan’da kırklı çocuk yıkanırken “ağırlığım uğurluğum dağa taşa” denir. Doğu Anadolu’da çocuk kırklanırken tabiattaki ismi bilinen bütün hayvanların isimleri sayılır ve evin önüne erkek at bağlanır, ateş yakanlar da olur. Türkistan’da hamile kadın deve eti yemez, yemesi halinde, tehditi gidermek için, deve etini çiğ yemesi gerektiğine ve kadının devenin üzerinden geçmesi gerektiğine inanılır. Özbekistan’da baba hamile hanımına beşik getirirken beşiği yukarıda tutmak zorundadır. Bu ülkede doğun yapacak kadın “Düğün eti” yemez, yemesi halinde doğun sancılarının uzayacağına inanılır. Bebek mezarlık ve mezbaha hanelerden uzak tutulur, buralarda yatanların ve kesilenlerin henüz kırkları çıkmamış olabilir. Çukurova’da baba eve et getirir ise çocuk hemen babasının omuzu izahına çıkarılır ve ona “sen mi ağırsın yükün mü” diye sorulur ve o “yüküm ağı” demelidir, inancı vardır. Sivas’ta eşi doğum yapmış baba evine kendisi 3 gün et getirmez, kurala uymaz ise bebeğin ayakları tutmaz ayağına basamaz, inancı vardır. Balıkesir yöresinde mezarlıktan dönmüş kimse kırkı çıkmamış bebeğin yanına giremez, Karsta ise dışardan gelmiş bir kimse hemen bebeğin yanına sokulmaz.[10] Rize-Ardeşen-Tunca Köyünde kurban eti eve girince kırklı çocuk 3 kez yukarıya doğru kaldırılır[11]. Anadolu’nun birçok yerinde damat gerdeğe girmeden evvel 3 veya 7 defa yukarıya kaldırılır. Askere yola koymada da sevkiyata tabi Mehmetçik arkadaşları tarafından havaya atılıp tutulur. Anadolu kırsalında cenaze defin edilmeden evvel 3 veya 7 defa yukarıya kaldırılırdı. Türkistan’da eğitim dönemi başlamadan molla öğrencileri tarafından havaya kaldırılır indirilirdi. Muzaffer komutan da askerleri tarafından havaya kaldırılır. Havale geçiren bebek keza yukarıya doğru kaldırılır.

Doğu Anadolu’da kırk karışmasına, kırk baskınına uğranmaması için bebek kırklanırken kırklayan kimse bildiği hayvanların isimlerini sayarken; Ardeşen’in Tunca köyünde kırklı bebeğin üzerine et getirildiği için kırk baskınına uğramış çocuğun tedavisinde, Onu kırk baskınından kurtarmak için sağaltmacı kadın bebeği bastığından şüphelenilen hayvanın ismini söyleyerek, özel bazı sırları fısıldayarak, onun sesini ve hareketlerini taklit etmeye çalışarak kırklar[12].

Bir kırklama uygulama şekli de, cemadat için cansız bilinenlere uygulanır. Maddi ve manevi kirlenmeye uğrayan kap-kaçak kırklanır. Mesela bir su kabına köpek dokunsa veya ona necaset bulaşsa o sadece fiziki olarak temizlemekle yetinilmez, o kırk defa sudan geçirilir veya ona kırk tas su dökülür. Böylece mekruh olmak çıktığına inanılır.

İnsanlar için kırklama lohusa ve bebeğinin kırk gün bilhassa kırkıncı gün usulümce yıkanarak yasaklardan kurtulması olarak tanımlanabilir Balıkesir ve çevresinde kırklamaya; Kırk uçurma, Kırk çıkarma ve Kırk dökme de denir[13]. Ayrıca yarı Kırk yapılır. Azerbaycan’da çocuğun doğumunun onuncu gününde “On günlüğü “ dökülür. Azerbaycan’ın bazı yörelerinde imam nikâhı olmayan kadının evliliğinin yedici gününde özel banyo yaptırılır buna “Yedisini dökme” denir. Daha evvel bu kadının eli yemeğe vurdurulmaz, elinin bereketsiz olacağına inanılır[14].

Baskından çıkmanın, kurtulmanın yollarından birisi de Dikenden Geçirmektir. Dikenden geçirmek, diken bitkisini kökünden söküp başka bir yere atıp orada tekrar köklenmesini bekleyip baskına uğramış çocuğu bu iki bölge arasından geçirmek şeklinde ifade edilmektedir. Anlaşılan kadarı ile dikenin ilk ve sonraki ekilmiş olduğu bölge, onun tarafından sahiplenilmiş bölge idi. Baskından kurtulabilmek için bu iki bölgenin arasından baskına uğramış çocuk geçirilmektedir[15].

Dikenden geçirmenin diğer bir izah şekli de Mayıs Dikeni’nden geçirmektir. İtburnu yabangülü bitkisinin odun kısmı ikiye bölünür arası açılır, bebek bu aradan geçirilir[16]. Bu uygulama Samsun Salur Köyündeki Fıtık Ocağı’ndaki uygulamayı hatırlatmaktadır.[17] Halk inanmalarında nazarlık olarak kem gözler ve kara iyelerden korunmak için kullanılan hayvan kafa kemiklerinin daha ziyade boynuzluları ve bitkilerin dikenli olanları seçilir.

Basıktan kurtulmanın üçüncü yolu da basılan çocuğun Miras Evi’nden genden geçirilmesidir. Bunun için de Miras evine ahır kısmından girilir, evin ortasındaki kepenkten dışarıya çıkılır. Bu uygulama ihlas suresi okunarak 3 defa tekrarlanır. Bu uygulamayı yapan kimsenin, basılmış kimsenin akrabası olmaması şartı aranır[18]. Bu uygulamadaki “miras evi” tanımı bize evin ilk ve asıl sahibi ve giderek kullanıcı sahipleri olduğu mesajını veriyor. Halk inançlarında cenaze defninden dönünce, eve kapıdan değil de pencereden girmek gibi örnekler vardır. Böylece, bu tedbir alınarak, bazı görünmeyenlerin takibinden kurtarıldığı ifade edilir.

Ayrıca, bazı dini pratiklerde akraba olmama şartının arandığını görmekteyiz. Nefesi güçlü efsunlamaları ile şifa verdiği bilinen kimselerin, kendi neslinden kimselere nefeslerinin etkili olmadığı ifade edilir. Bu tür olaylarda hastayı okuyacak kimse nefesini doğrudan hastaya üflemez, mesela bir şekere üfleyip hastanın o şekeri yemesi istenir. Bu nokta, halk inançlarındaki kişioğlu kültü itibariyle önemli bir husustur[19].

Çepnilerde Al Karısından korunmak için Mushaf ve leğen kullanılmaktadır. Lohusaya Al Karısı kedi şeklinde veya çirkin bir varlık olarak görülmektedir. Al Karısı tarafından basılmış lohusa hanım konuşamaz, kıpırdayamaz, o basacağı kadının üzerine çöker, basılan kimse nefes alamaz, onun kendisine gelebilmesi için bulunduğu odaya birisini gelmesi gerekir. Kurtulması için o esnada dua okuyabilmesi gerekir, okuyamayanların çıldırabileceğine inanılır. Evini o esnada Terk eden lohusalar olur[20].

Kedilerden bazılarının tekin olmadıkları inancı oldukça yaygındır. Dili mühürlü kedilerde bahsedilir. Kara kedinin uğursuzluğuna inananlar vardır[21]. Al karısı, bu türden varlıklarda görülebildiği gibi don değişme özelliği olmalı. Al karısı tarafından basıldığı için kıpırdayamayan lohusanın evini terk edebilmesi, Al karısının onu götürmesi ile açıklanabilir.

Al basmasına karşı tedbir olmak üzere lohusa yatmadan evvel bildiği duaları okumalı, eşine ait bir giysiyi, eşyayı yanında bulundurmalı, yattığı odada Kur’an-ı Kerin bulundurması ve uyumadan evvel ağzına saçının örüğünden bir tutam alması gerektiğine inanılır. Ayrıca iğne, ayak taşı, bıçak, makas türü demir nesneler bulundurulur bebeğini beşiğinin üzerine file şeklinde bir şey bulundurulur[22]. Düzce’de yaşayan anadili Lazca olan halkın al karısından korunma tedbirleri arasında, kapı anahtarının deliğine asılan filenin içerisinde bir takım koruyucuların konulması da vardır. [23].

Kırkı çıkmamış bebeğin odasına ışıksız girilmez, üzerinde silah olan kimse sokulmaz. Bu tedbirler onun odasına cin, peri girmesini önlemek içindir. Ayrıca çocuğun basılmaması için bulunduğu evin üst tarafına su ve aş (yaş ağaç dalı) konur[24]. Bu tespitteki al karısı tanımlaması cin ile peri ile aynılaştırılmıştır.

Balıkesir Dursunbey ilçesi Akbaşlar köyü ve çevresinde Al Karısı; Al, Cazı, Al Anası, Al Kızı, Al Karası, Koncoloz, Goncoloz, Kara Goncoloz gibi adlarla da tanınır[25]. Bu adlandırmalar Al karısına mı aittir, Al Karısının farklı türleri mi vardır, Bunlar Al Karısı türünden farklı varlıklar mıdır? Bu konuda henüz kesin teşhis koyabilmiş değiliz.

Bu tür varlıkların ahır, samanlık, değirmen, terkedilmiş virane yerlerde su kenarlarında su kuyuları ve su kaynakları, loğusa kadın kırklı çocukların yalnız olduğu yerlerde bulunduklarına inanılır[26]. Kara iyelerin, bir kısım cin türü olarak bilinen varlıkların loş, rutubetli pis kokulu tenha yerlerde yaşamayı sevdiklerine dair bilgiler vardır. Al kızının yaşam ortamı bilinenler kadarı ile farklılık arz etmektedir.

Al karışı ve Kara kura her ikisi de kara iye olarak bilinmekte beraber fonksiyonları itibariyle oldukça farklıdırlar Al Avradı, Sarı, Kara ve Al olabilmektedir. Al Avradı lohusa kadını basabilirken, kırkı çıkmamış ana ve balası ile elleşirken ve onların mekânları daha ziyade su kenarları iken, karakura, kadın, erkek, çoluk çocuk, yaşlı genç herkesi basabilmektedir. Al Karısının da Kara kuranın da basma özellikleri vardır. Ancak basabilenler sadece bu tür varlıklar değil ki, kişioğlu da kişioğlunu ve bazı kuşlar da insanoğlunu basabilmektedirler.[27]

Kırkı çıkmamış iki çocuk bir araya gelince erkek olan çocuk diğerini ve aynı cinsiyetten olanlardan biri diğerinden büyük olan basabilmektedir.

Dursunbey ve çevresinde alınan Al karısından korunma tedbirleri arasında;

Lohusa ve kırklı bebeğin bulunduğu yere süpürge, Kur’ıan-ı Kerim, soğan, Sarımsak ve nazarlık konulur, Lohusa ve kırklı bebeğin yastığının altına iğne, çuvaldız, kama, orak, bıçak, ekmek ufağı, su koyulur.[28]

Bunlardan süpürge konulmasının üzerinde durulabilir. Al karısı ile ilgili derlemede, İnsanlar tarafından esir alınan bir Al karısı esir alan ile evlenirler ve bir bebekleri olur. Al karısı bebeğinin yatağının altındaki zibilin temizlenmemesi için çok ısrarlı davranır. Kocasının diğer eşi bebeğin altındaki çöplerin temizlenmesi halinde bebeğin öleceği konusunda annesi tarafından uyarılmış olmasına rağmen, beşiğin altındaki çöpleri orada sürekli bulundurulan bir süpürge ile süpürür ve Al karısının bebeği ölür. Al karısı esaretten bir yolunu bulup kutulunca, ayrılma alında uyarılmalarına rağmen bebeğinin ölümüne yol açtıklarını belirtir ve intikam alır[29]. Süpürge ve zibil ilişkili birçok inanç tespiti yapılmış iken bu bulgu ile süpürge mitolojik inanç şifreleri çözümlenir olmuşlardır[30]. Merzifon’daki bir yatıra getirilen çocukların özel bölümle özel süpürge ile üzerleri süpürülür. Çocuk sorunları için getirilen diğer bazı yatırlarda da süpürge olduğu görülmektedir. Borçalı Türk kültür coğrafyasında, meradan dönen koyun sürüsünün sırtı karlanmış, ıslanmış da olsa onların sırtına süpürge vurulmaz. Evin süpürülme yönü, zibilin çöpe atılma zamanı ve şekli belirlenmiştir. Birçok nazarlığın hazırlanmasında süpürge de kullanılır. Üzerine süpürgenin dokunması istenilmez, böyle durumlarda iftiraya uğranılacağına inanılır[31]. Üzerine bir şekilde süpürge dokunan kimse, ona tükürür, tükürür gibi yapar “tu tu tu” der.[32]

Sarımsak ve soğanın kara iyelerden korunma konusunda sağan ve sarımsağın özel konumu vardır. Bu iki bitki bu tür varlıklara karşı genel koruyucu olarak bilinirlerken, bu canlıların sağan kabuklarının altınları ve sarımsak kabuklarının da gümüşü olduklarına dair anlatılar vardır. Bu canlıların bunların arasını yurt tuttuklarına bunların bilhassa geceleri çiğnenip ezilmesini onaylamadıklarına inanılır[33].

Erbil Türk kültür coğrafyasında kırklı çocuğu şer güçlerden korumak için ipe sarımsak geçirilir ve bu sarmısaklı kolye kırklı çocuğun boynuna asılır[34].

İğne ve bilhassa kilitli iğne bu arada çuvaldız Al karısının esir alınmasında çok önemli bir rol oynar, kırk karışmasını ve kırk basmasını önlemek için de anneler ve bebeklerde iğne takmak ve iğne değişme uygulamaları yapılır. Bıçak, orak ve benzerleri hem iğne gibi demir oldukları için genel koruyucular kapsamında yer alırlar ve aynı zamanda silah oldukları için de koruyu konumundadırlar.

“Anadolu halkı lohusayla kırklı bebeğin doğumdan sonraki kırk gün içinde hastalanmalarına ve ileri aylardaki gelişim eksikliğine; Kırk basması, kırk düşmesi, kırk karışması, lohusa basması, aydaş gibi adlar vermektedir”.[35]

Türk kültürlü halkların halk inançlarında saç önemli bir yer tutmaktadır. Saçla büyü yapılmakta saç köklerinde Kişioğlu’nun kutu bulunduğuna inanılmaktadır[36]. Saçın Al karısı gibi kara iyelere karşı koruyu olduğu bulgusu bizim için yeni olmuştur. Kadın kişinin kutu al karısına direnç mi göstermiş oluyor?

Basmak ve basılmak sadece Al Karısı ile kişioğlu arasında veya kırklılar arasında olmadığı gibi asılmaktan korunmanın çareleri de farklıdır. Türkmenistan’da çocuğu yaşamayan kadın, kırkı dolmamış kadının odasına sokulmaz. Birçok yerde sarhoş kimsenin kırklıların odasına sokulmaması da bu türden bir uygulamadır

Balıkesirve Trabzon Çepnilerinde bebeğin göbeğine al/kırmızı kurdele, kırmızı/al iple kesilmesi bağlanır, erkek çocuk doğuran annenin al/kırmızı elbise giymesi al/kırmızı rengin koruyucu olduğu olduğuna dair bir inancın bulunduğunu düşündürmektedir.[37] Erbil’de Al Karısı kara iyesinden anneyi ve bebeği korumak için annenin anlına ı kırmızı bir bant bağlanır[38].

SONUÇ:

Metin Ergun, “Mitoloji her şeyden önce bir semboller ilmidir. Mitolojinin sembolleri de kelimeler ve az da olsa pratiklerdir. Kelimeler o milletin dilinde yaşadığı müddetçe o milletin ilk dönemdeki inanç sistemi, yani mitolojileri hangi çağda yaşarlarsa yaşasınlar, kelimeleri yaşadığı müddetçe yaşamaya devam eder”[39] demektedir.

Kırklama canlı bilinenlerden insan, hayvan ve bitkilerin yanı sıra cansız bilinenlerin de hayatlarında yer almaktadır. Kırklama, özellikleri olan bir korunma şeklidir ve korunulan varlığın bir takım vasıfları vardır. Bu vasıflar ve uygulamalar bir takım kültler ve kodlar oluşturmuştur. Bunlar araştırmacıyı günümüzden uzak geçmişe götürebilmekte, inanç sisteminin sistematiğini anlaşılmasını sağlamaktadır. Memoratlar etrafında oluşan fiil veya sıfat her sözcük türevleri ile birlikte her isim mitolojik katmanlaşmaya araladığı için önem taşır.

Bize göre al rengin koruyuculuğu Al ruhuyla ilişkilidir. Al hem tehdit unsuru olabiliyor ve hem de güven kaynağı olabiliyordu. Nitekim birçok Al Ocağının banisi Al karısında el almış kimselerdir. Kızılı, Kızılbaşlık ve alı da Alevilikle ilişkilendirme tarzında bir arayış üzerinde durulabilir.

 

 

 

[1] Yaşar Kalafat, “Balıkesir ve Yöresi Halk İnançlarında Astral Boyut-Memoratlar”, Uluslararası Batı Anadolu Beylikleri Tarih Kültür ve Medeniyeti Sempozyumu 20-22 Ekim 2016 Balıkesir

[2] Dr., yasarkalafat@gmail.com Halk Bilimi Araştırmaları Kültür ve Strateji Merkezi,www.yasarkalafat.info

[3] Ali Çelik, “Trabzon ve Balıkesir Çepnilerinin Türk Tarihi İçindeki Yeri ve Trabzon-Şalpazarı Çepnilerinde Doğumla İlgili Gelenek Görenek ve inanmalar”, I. Balıkesir Kültür Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri, Balıkesir 1999s. 396 -412 Kongresi Bildirileri (9-11 Ekim 1995 Konya)

[4] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Genişletilmiş 6. Baskı, Ankara, 2010

[5] Ayşe Ayçiçek, “Rize’de Kıpçak İzlerinin Köy Monografisi Boyutunda Bir Örneği: Tunca (Butba) Köyü”, Kültür Evreni, Bahar 2016, S. 28, s.78-95

[6] Yaşar Kalafat, Balıkesir ve Yöresi Örnekleri İle Halk İnançlarımızda (Basmak) ve (Basılmak) kavramları ve Mahiyetleri”, ” I. Balıkesir Kültür Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri, Balıkesir Üniversitesi yayınları No: 0012 Edebiyat Fakültesi Yayınları No 003, Balıkesir, 1999, s. 418-422

[7] Ali Çelik, a.g.e

[8]Yaşar Kalafat, “Halk İnançlarında Göğe Kaldırma Dini Pratiği”, 3. Milletlerarası Türk Halk Edebiyatı ve Folkloru) Kültür Bakanlığı Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara, 1996 s. 133-139

[10] Yaşar Kalafat, Balıkesir ve Yöresi Örnekleri İle Halk İnançlarımızda (Basmak) ve (Basılmak) Kavramları ve Mahiyetleri”, ” I. Balıkesir Kültür Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri

[11] Ayşe Ayçiçek, “Rize’de Kıpçak İzlerinin Köy Monografisi Boyutunda Bir Örneği: Tunca (Butba) Köyü”, Kültür Evreni, Bahar 2016, S. 28, s.78-95

[12] Ayşe Ayçiçek, “Rize’de Kıpçak İzlerinin Köy Monografisi Boyutunda Bir Örneği: Tunca (Butba) Köyü”, Kültür Evreni, Bahar 2016, S. 28, s.78-95

[13] Feyzullah Kırca, a.g.e.

[14] Yaşar Kalafat, Balıkesir ve Yöresi Örnekleri İle Halk İnançlarımızda (Basmak) ve (Basılmak) Kavramları ve Mahiyetleri”, ” I. Balıkesir Kültür Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri, Balıkesir Üniversitesi yayınları No: 0012 Edebiyat Fakültesi Yayınları No 003, Balıkesir, 1999, s. 418-422

[15] Ali Çelik, a.g.e

[16] Ali Çelik, a.g.e

[17]Yaşar Kalafat, “Ladik Salurları Halk İnançları” www.yasarkalafat.info

[18] Ali Çelik, a.g.e

[19] Yaşar Kalafat, Halk İnançlarında Kişioğlu”, www.yasarkalafat.info

[20]Ali Çelikj, a.g.e

[21] Yaşar Kalafat, Türk Halk İnançlarından Hayvan Üslubunda Mitolojik Devri Dayım I, Berikan Yayınevi, Ankara, 2015

[22] Ali Çelikj, a.g.e

[23]

[24] Ali Çelikj, a.g.e

[25] Feyzullah Kırca, Tarihiyle Kültürüyle Dursunbey Akbaşlar Köyü, Ankara, 2012, s. 331-332

[26] Feyzullah Kırca, Tarihiyle Kültürüyle Dursunbey Akbaşlar Köyü, Ankara, 2012, s. 331-332

[27] Yaşar Kalafat-Şevket Kaan Gündoğdu, “Tokat Yöresi Halk İnançlarında Basmak-Basılmak ve Kuş Yenkmesi/Yenmesi” Tokat Tarihi ve Kültürü Sempozyumu, (25-26 Eylül 2014 Tokat)

[28] Feyzullah Kırca, a.g.e.

[29]

[30]

[31]

[32]

[33] Yaşar Kalafat, “Türk Halk İnançlarında Sarımsak ve Soğanla İlgili Hususlar” İkinci Lokman Hekim Tıp Tarihi ve Folklorik Tıp Günleri Sempozyumu/Türk Halk Kültürü üzerine Araştırmalar, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi-Çukurova Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı Yayınları, Ankara 2001, s. 85-90

[34] Yaşar Kalafat, Balıkesir ve Yöresi Örnekleri İle Halk İnançlarımızda (Basmak) ve (Basılmak) kavramları ve Mahiyetleri”, ” I. Balıkesir Kültür Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri, Balıkesir Üniversitesi yayınları No: 0012 Edebiyat Fakültesi Yayınları No 003, Balıkesir, 1999, s. 418-422

[35] Feyzullah Kırca, a.g.e.

[36] Yaşar Kalafat, “Balkan Türkleri Örneklemeleri İle Halk İnançlarında Saç”, I. Uluslararası Balkan Türkolojisi Sempozyumu Bildirileri (28-30 Eylül 2001, Prizren-Kosova) Yayına Haz. N.hafız-T.Hafız), Balkan Türkoloji Araştırmaları Merkezi yayınları, Prizren/Kosova, 2006, s.308-314

[37] Ali Çelik, a.g.e

[38]Yaşar Kalafat, Balıkesir ve Yöresi Örnekleri İle Halk İnançlarımızda (Basmak) ve (Basılmak) kavramları ve Mahiyetleri”, ” I. Balıkesir Kültür Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri, Balıkesir Üniversitesi yayınları No: 0012 Edebiyat Fakültesi Yayınları No 003, Balıkesir, 1999, s. 418-422

[39] Metin Ergun, “Balıkesir’de Ağaç Kültü” I. Balıkesir Kültür Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri, Balıkesir Üniversitesi yayınları No: 0012 Edebiyat Fakültesi Yayınları No 003, Balıkesir, 1999, s. 413-417