AHMET YESEVİ’DEN GÜNÜMÜZE

ANADOLU VE ARAS VADİSİ TÜRK-İSLAM KÜLTÜR COĞRAFYASINDA

MEMORATLAR[1]

 

Yaşar Kalafat[2]-Veli Cem Özdemir[3]

 

 

GİRİŞ:

Memoratlar; çok kere tabiatüstü ferdi bir tecrübeye dayanmaktadırlar. Öteki dünya gibi farklı bir boyutta oluşları ile cin, peri, şeytan, alkız karabasan gibi varlıklar ve ruhlarla insanlar aynı vasatı paylaşırlar. Böyle olunca da, dokunma, hissetme, konuşma rüya ve benzeri yollarla kurulan iletişimleri de içerirler.

Memoratlar kapsamında; Hızır, yatırlar, nazar değmesi, ölülerle kurulan temas, fal ve büyü yoluyla kurulan ilişki kapsamına giren bulgular da tartışılmaktadır.

Bildiri, alandan yapılmış derlemelerden oluşmuştur. Tespitler Anadolu’nun üç ve güney Kafkasya’nın iki ayrı bölgesinden yapılmıştır. Bildiriden amaç, Ahmet Yesevi tefekkürünün inşa edildiği toplumun halk inançlarını tespit ve bu inançların arka planındaki mitolojik döneme ulaşabilmektir.

Bu kapsam, Türk halk kültürünün karşılaştırılması araştırmalarında, memoratlara geniş yer verilmesini gerektirmiştir. Özkul Çobanoğlu’nun[4] bu alanı Türk halk bilimine açmasından evvel, monografi derlemelerinde, memoratlar kapsamına giren veriler, sözlü kültür verileri içerisinde ele alınıyordu. Memoratlar konusunda makale[5] ve tez çalışmaları da[6] yapılmaya başlanınca, karşılaştırma yaparak kültür akrabalığı bağlarının tespiti de kolaylaştı.

Memoratların şahsa mahsus olması gibi ayrıcalık arzeden bir özelliği vardı. Ayrıca memoratların sözlü kültürün fal, büyü, ruh gibi birçok türünü bir arada ele alması, ona, konuları toplayıcı, ilişkilendirici bir özellik kazandırdığından resmin tamamının görülmesine imkân verebiliyordu. Biz bu karşılaştırma araştırmasını Aras vadisi için yaptık.

Türk kültür coğrafyası elleri arasında halk kültürü köprüleri araştırılırken Türkiye-Azerbaycan kültür coğrafyaları batı Türklüğünün en önemli köprüsü olduğu görülür. Aras Vadisi Türk kültür coğrafyası ise bu köprünün merkezi bölgelerinden birisidir.

METİN:

Aras Vadisi Türk kültür coğrafyasında Memoratlar kapsamına giren kara iyeler Arif Acalov’un tasnifine göre iki üst bölümde düşünülmüştür. Bunlar, Çer ve Çor’dan oluşan cinler ve Bizden Yeylerdir. Cinler yeni giysileri alıp gitmektedirler. Bunun önlenmesi için yeni giysilerin üzerine iğne takılmalıdır.[7]

Bizden Leyler yani çer ve çor insanlara ait mallara zarar vermeleri ile bilinirler. Çer, Terlemiş atı vurup öldürmek süetiyle sahibini yaya kalmasını amaçlarlar. Çorlar ise Ak Çorlar ve Kara Çorlar olmak üzere iki çeşittirler. Ak Çorlar bostanlara ve Kara Çorlar ise bağa ve bostana zarar verirler[8].

Bizden Yeyler su kenarlarındaki ağaçların altında olurlar. Onların kendilerine mahsus konutları vardır. Bunların genellikle insanlarla iyi geçindiklerine inanılır. İki demir parçasının birbirine vurulması halinde Bizden Yeylerin korkup kaçtıklarına inanılır.

Hal Anası soğan ve şişeden korkar. Onun bütün cinlerin anası olduğu inancı vardır. O, bazen küçük bir kız, bazen dağınık saçlı, uzun seyrek dişli şekliyle göze görünür. Onu yakalayan kimsenin evinde bolluk bereket olacağına inanılır.[9] Hal Karısı/Al Ruhu’nun bütün cinlerin anası olduğuna dair olan inanç, sistemin çözümlenmesinde önemli bir bulgudur. Al Ruhunun, ruh inanç sisteminde farklı önemli bir mevkie sahip olduğu inancını doğrular mahiyettedir. Al/Hal ruhunun farklı donlarda görülebilmiş olması, bu varlıkların bilinen don değişme özelliği açıklanabilir.

Kuzey Doğu Anadolu ve Kuzey Azerbaycan Türk Kültür coğrafyasında bebeğin kesilen ilk tırnakları bazen yastığın içine koyulur, bazen de meyve veren ağacın dibine gömülür. Bu uygulama gelecekte bebeğin rızkının bol olması inancı ile bağlantıdır[10].

Burhaniye tarafında Cinlerin İncir ağaçlarının dibinde yuva edindikleri inancı vardır[11]. Nahcivan’da gündüz ceviz ağacında uyuyan kimsenin öleceği şeklinde bir inanç vardır[12].

Bitlis’in anadili Arapça olan Sego aşiretinde, uyuyan kimseleri al/hal basmasın diye onların yastıklarının altına gevşen konur[13]. Nevşehir yöresinde yeni doğan çocuğun yastığının altına bıçak koyulur ise çocuğun büyüyünce zeki olacağına inanılır[14]

Bitlis’in anadili Arapça olan Sego aşiretinde, uyuyan kimseleri al/hal basmasın diye onların yastıklarının altına gevşen konur[15]. Nevşehir yöresinde yeni doğan çocuğun yastığının altına bıçak koyulur ise çocuğun büyüyünce zeki olacağına inanılır[16].

Cinler ise hamam, tavla ve viraneliklerde yaşarlar. Cinlerin/Ecinlilerin ateşten yaratıldığına inanılır. Bunların da iyi ve kötü huylu olanları vardır.[17]

Güney Azerbaycan Türk halk inançlarında Al Karısı’na dair derlenen bilgilerde çöpün kara iyeler için özel önem arz ettiği görülmektedir. İnsanoğlu tarafından esir alınan bir al karısı insan melezi olan yavrusunun yaşayabilmesi onun beşiğinin altındaki çöpün atılmaması ister, bu isteğine uymayan insanlar bebeğin ölümüne sebep olurlar[18].

Borçalı Karapapak Türklerinde meradan gelen koyun sürüsünün sırtının ahır süpürgesi ile temizlenmek istenmesi çok sakıncalı bulunur. Ahırın çöpü süpürülmüş süpürgenin koyunların sırtına değdirilmesi istenmez. Türk kültürlü halklarda kendisine herhangi şekilde dokunmuş süpürgeye tu tu tu yapılarak tükürülmesi istenir Aks halde bir iftiraya uğranacağına uğursuzlukla karşılaşılacağına inanılır. Merzifon’daki bir türbede huysuz çocukların fena huylarını bırakmaları için türbenin özel süpürgesi ile yere yatırılan çocuğun üzerinin süpürülmesi sağlanır. Özetle çer-çöp ile kara iyiler arasında mahiyeti henüz yeterince açıklık kazanmamış bir ilişki vardır.

Biz bunlardan Anadolu’da Hal Karısı ve daha çok da Al Karısı olarak bilinen memoratı oldukça ayrıntılı olarak inceledik. Memorattadaki al karısının yakasına iğne takılarak esir alınması, elinin çok bereketli olması ve kendisinin çok hamarat olması, yakasından iğnenin çıkarılması ile özgür kalması, ayrıldığı zaman kendisine sorulmayanların pişmanlığını duyurması, bazı olumlu ve olumsuz izler bıraktığı hususlar bu konudaki bilenenlerle ile Güney Azerbaycan’daki inançlar tamamen aynıdır. İnsanoğlu ile bu tür varlıklar evlenebilmektedirler ancak Al karısının evlenmesi ve çocuk sahibi olması örneği ilktir. Keza al karısından korunmak için demirden yararlanıldığı biliniyordu ve fakat demirden koktuğu tespiti de ilk defa yapılmış oldu. Bu tür varlıkların insanları taklit ederek çıldırttığı inancı bilinirken, bu bulguda Al Karısından hareketle çok net olarak bu özellik anlatılmaktadır. Onu cezalandırmak isteyenlerin ona yemek kaşığı vermediği tespiti de yenidir. Al karısının çöpe önem verdiği ve zibilin atılması halinde bebeğinin öleceği, yakasından iğnenin çıkarılmasındaki gelişme de bu derece ayrıntılı ilk defa anlatılmıştır.

Memoratlarla, kapsamlarına giren canlılarla ilgili anlatılardaki ayrıntı çok kere karışır. Bazı özellikler bunlarda ortak mıdır, Bunların hepsi farklı isimler almış aynı varlıklar mıdır, bu karmaşa anlatıcı katkısından mı gelmektedir, yeterince bilinememektedir.

 

Güney Azerbaycan’dan yapılan Hal Arvadı ile tespitlerde; Bir gün bahçesinde çalışırken bir çiftçi yanında bir kadın görür Kadın kişinin bütün hareketlerini yansımakta taklit etmektedir. Durumu gözleyen çiftçi kendi el ve ayaklarını bağlar, kadın da onun gibi kendi el ve ayaklarını bağlar. Çiftçi yanındaki demir orakla kendi el ve ayaklarının ipini kesip açar. Kadının demirden kaçındığını el ve ayaklarını bunun için çözemediğini çiftçi anlar. Bunun üzerine çiftçi yakasındaki demir saçağı/kilitli iğneyi çıkarıp kadının yakasına takar ve kadını evine götürüp onunla evlenir bu evlilikten bir çocukları olur. Elinden her iş gelen kadına ağır işler yaptırılır ve yemeklerde ona kaşık verilmez. Kadın bunlara hiç itiraz etmez. Onun bir tek isteği vardır o da körpe yavrusunun beşiğinin altının süpürülmemesidir. Süpürülmesi halinde bebeği ölecektir. Aradan zaman geçer çiftçinin diğer eşi birikmiş zibilden rahatsız olur ve beşiğin altını da süpürüp çöpleri atar. Böylece kadının bebeği ölür. Bu esnada annesi dışarda çalışmaktadır. Körpesinin öldüğünü hisseder ve eve gelir. Ev halkını toplar onlara körpenin altının çöpten temizlenmemesi, süpürülmemesi gerektiğini, temizlenmesi halinde bebeğimin öleceğini size söylemiştim, der. Sonra evden yemeniler toplayıp çeşme başına gider Topladığı yemenileri çeşme başındaki çocuklara verip yakasındaki iğnenin çıkarılmasını sağlar. Özgür olan kadın son olarak eve gelip bacadan içeri kafasını sokar ve ev halkına, “Siz benim yakama sancak takıp kendinize kul ettiniz körpemin altını süpürerek temizleyip onu öldürdünüz. Şimdi gidiyorum. Ancak bunu bilin ki, nesiller boyu eviniz hep zibilli kalacak. Bana kaşıksız yemek yedirdiniz, kaşıktan azlık göreceksiniz, Sizin tuz ekmeğinizi yediğim için hiçbir zaman zahı /yeni doğum yapmış kadınınız ölmeyecek. Onun sırrını ben biliyorum. Sizinle yaşadığım sürece bana hiçbir şey sorup öğrenmek istemediniz şimdi de ben söylemiyorum”. Der oradan uzaklaşır ve bir daha görülmez.

Hakkâri’de, Al basmasın diye, yorgana iğne batırılır. Ayrıca, loğusa yatağının yanına, kırkı çıkıncaya kadar süpürge bırakılır. Böyle yapılırsa, o kişiyi Alkarısı’nın basmayacağına inanılır. Anadilleri Kürtçe olan Pinyaniş ve Ertuşi Türk aşiretlerinde anneyi al basmasın diye, onun başucuna, yastığını yanına üzerine iğne batırılmış soğan konur. Annenin yanına makas bırakıldığı olur. Bebeğin başucuna ise Kur’an-ı Kerim veya Yasin suresi koyulur.[19] Türk kültürlü halklarda süpürge sıradan bir bitki olmayıp, onun etrafında[20] soğan[21] ve sarımsakta[22] da olduğu gibi bazı inançlar oluşmuştur.

Çor’un da bir kara iyi olduğu veya kara iyelere verilmiş isimlerden birisi olduğunu, Doğu Karadeniz halk söylemlerinden biliyoruz. “Çor çıksın suratına” denilirken, “yüzün dökülsün” denilmiş olur. Veya Sinirli anne çocuğuna “otur da yemeğini çorlan” derlen, afiyetle ye dememiş olur. Nahcivan halk inançlarında Çor, kara iye türlerindendir.

“Bizden Yeyler” tanımlaması ile Kars ve Iğdır’da, insanlardan farklı güçleri olan ve onlara bulaşılmaması gereken, görünmeyen varlıklar kastedilmiş olunur.

Anadolu’nun birçok yerinde evlerde ve iş yerlerinde günlük yaşamın içinde kayıp eşyaların cin türü varlıklar tarafından alınıp saklanıldığına inanılır. Bunların bulunması için Ayetel Kürsü okunur. Bazen de Hatem Baba olarak bilinen geçmişte yaşamış bir şahıs anılarak

“Hatem Baba Hatem Baba

Kayıbımı bulam Baba

Sana bir göbek atam Baba” türünden göbek atma adağı yapılır.

Ayrıca “şeytan aldı götürdü saklayamadı getirdi” denilip sandalyenin veya masanın ayağına bir düğüm atılır.

Şeytanın halk inançları algılayışında cinler içerisindeki yerinin ve cinlerin iyi veya kötü, imanlı veya imansız oluşları gibi sınıflandırılmasının yapılması, cinlerle diğer benzeri varlıkların sınıflandırma şeklinin belirlenmesi için bu konularda yapılmış çalışmalar yetmemektedir.

Yeni giysilere iğne takmak, yakada ihtiyaten iğne bulundurmak, kaplanan yorganın üzerinde usulünce iğne bırakmak, esir alınan al karısının kaçmaması için yakasına iğne takmak, kırklı annelerin kırklarının karışmaması için üzerlerinde iğne bulundurmaları veya iğne değişimi yapmaları, al karısından korunmak için kırklı kadının yastığına iğne takılması iğnenin madeni bir yapıya sahip olmasının yanı sıra kesici olmasa da batıcı özelliğin bulunması, ilişkilendirmesinde kolaylığının olmasının da payı olmalıdır.

Halk inançları tasnifindeki ak iyeler ve kara iyeler sınıflama tanımlaması ile ak çorlar ve kara çorlar tanımlamaları mahiyet ve adlandırma bakımından ortaklık içermektedir.

Anadolu halk inançlarında çok kere at binen cin olarak tanımlanan varlık, ahırlardaki bağlı atları binmesi, onları terletip kan revan içerisinde bırakmaları, onların yelelerini örmesi, onların, bu varlıkların yakalanabilmesi için atın sırtına zift gibi yapıştırıcıların sürüldüğü bilinmektedir. Atları binerek terletmek gibi bu uygulamaların muhakkak belirli varlıklar tarafından mı yapıldıkları veya bu tür varlıkların birçok etkinlikleri arasında bu uygulamanın ortak bir tutum şekli mi olduğu şimdilik. Bilinmemektedir. Halkın genel kanaati bunların da cin oldukları şeklindedir. Bu arada Ecinli tanımlaması Kars ve Erzurum’da Cinli, cinlenmiş, cinlere ait olan anlamında kullanılır. Erzurum’da Ecinli Mağarası vardır. Kars’ta bazı ruhi rahatsızlıkları tanımlamak için Ecinli, cinlenmiş, cinler çarpmış anlamında kullanılır.

Iğdır ve havalisinde cinlerin zayıf olduklarına dair inanç vardır. Nitekim bir deri, bir kemik kalanlar için “cin değişeceği” ifadesi kullanır. Ayrıca yörede cinlerin kendi hastalıklı ve cılız bebeklerini insanların nur topu gibi bebekleriyle değiştirdiklerine de inanılmaktadır[23].

Onların İmanlı olanları ve olmayanları olduğu gibi Onlardan Müslüman olanlar gibi Hristiyan, Musevi olanları da vardır. Onların da yönetimleri, idarecileri hükümdarları vardır. Onlar da bölüm bölümdürler içlerinden bir bölümünün bayanları çok güzeldir. Onların göz bebekleri gözleri içerisinde fıldır fıldır dönerler. Onlar ortalama 45 cm boyundadırlar. Onlar ağızlarından doğum yaparlar. Onlar bir batımda 70-80 yavru yaparlar. Bunlardan insanoğlundan bayanlarla ilişki kuranları vardır ki bu bayanlardan onunla ilişki kurmaktan kurtarılmak istenmeyen çok vardır. İnsanlardan bayanlarla ilişki kuranların üst sınıftan olanların yanında 2 tane falan uşak durumunda olan ve daha pasaklı durumda olanlar vardır ki, insanlardan bayanlar uşakları seçmezler. Bunlar cinci hocalar tarafından okunarak öldürülebilirler, bunlar için en acı ölüm ateşte yakılmaktır. Ateşte yakılmak türünden ölümü hiç istemezler.[24]

Cinler veya cinlilerin zayıf veya çelimsiz oldukları bulgusunun üzerinde durulamalıdır. Cinler türü varlıkların bebeklere musallat oldukları onların, beşikler boş sallanması halinde, bebeklerin beşiklerini sahiplendiklerini, beşiği sahiplenen bebeğin iştahtan kesilip zayıfladığı, gelişemediği, bu hallerin önlenebilmesi için Beşik Toyu ile başlanılan süreçte “aldım sattım” türünden uygulamaların yapıldığı bilinmektedir. Ayrıca erginlik yaşındaki kızlarla ilişki kuran bir kısım cinlerin, çok şık giyimli ve bakımlı olduklarına ve bir kısımlarına dair edinilen bilgilere göre hiç de böyle olmadıklarına dair tespitler vardır. Cin Değişi tespiti bizim için yeni bir bulgudur. “Cin Çarpmışa dönmek” sözündeki çarpılmış, felçli olmuş, yamulmuş, bedenen deforme olmuş anlamındadır.

Ana                                   Anadolu Türk kültür coğrafyasında Sünnet Yatağı, çok kere ak olur. Yatak takımlarının rengi hastalıklarla da ilişkilendirilmiştir. Kızamık olan çocuğun yatak takımı kızıl renkten kumaşlardan yatılır. Sarılık tedavisinde de sarı renkli örtüler ve yaygılar önem kazanır[25].

Güney ve Kuzey Azerbaycan da, Aras Vadisi’nde Kuzey Doğu Anadolu ile Van bölgesi Türk kültür coğrafyasında bebek dünyaya geldiğinde onu bet nazardan, cinlerden, şeytanlardan korumak için yastığının altına konulan nesnelerin arasında tuz ve çörek/ekmek de vardır. Bu iki nesne yörede genel koruyucu olarak bilinirler[26].

Al Karısı ve Kara Basan’dan korunmak için alınan tedbirler, yatağın, sadece üzerinde yatılan aksamı değil müştemilatı ile bir bütünü anlatması bakımından açıklayıcı özelliktedir. Al karısından korunmak için loğusanın yastığına, başucuna, yatmakta olduğu karyolanın hatta etrafına ve yatağın bulunduğu odaya bazı koruyucu tedbirler alınır. Bunlardan öncelik yastık ve başucu kısmındadır. Bu tedbirler eşikte ateş yakılmasından erkek at kişnetilmesinden, akarsu hançerlenmesinden başlatılmış olsalar da, hastaya rahatsızlık verecek olan kara iye onun göğsünün üzerine oturduğuna, ağzını kapattığına inanılır. Bu itibarla tedbirlerin yoğunlaşmaları da bu bölgede olur.

Kara iyelerden loğusanın korunması için yastığının altına; demir, tuz, sarımsak, üzerlik, ekmek, silah, iğne türü nesneler konulur. Bu şeyler giderek yerlerini koruyucu dualara bırakmışlardır[27].

Farklı kara iyeler için uygulanan korunma yöntemleri de çok kere aynı olabilmektedir. Genel koruyucu olarak demir aksamlar, çeşitli kesici delici alet ve silahlar, iğne, Soğan, Sarımsak, bazen tuz çok kere Kur’an-ı Kerim ve ondan alınmış bazı ayetler, palto gibi erkek giysisinin olduğu bilinir Bunlar daha ziyade korunacak kimsenin yattığı yerde kullanılırlar. Korunacak loğusasının yatağının etrafı iple bağlanır. Bu ip çok yerde yerini al kurdeleye bırakır. Al Karsına karşı al rengin koruyu gücüne inanılır.

Hasananlı Halk inanmalarındaki bir diğer kara iye de Mêrîstê’ (yatakların Kocası) dir. Yatak yüklüklerinin üzerinde yaşadığına inanılır ve bununla daha ziyade haylaz çocuklar korkutulur.[28] Ahlat halk inanmalarında yatak yüklükleri tekin sayılmazlar[29].

Anadolu Türk kültür coğrafyasında Sünnet Yatağı, çok kere ak olur. Yatak takımlarının rengi hastalıklarla da ilişkilendirilmiştir. Kızamık olan çocuğun yatak takımı kızıl renkten kumaşlardan yatılır. Sarılık tedavisinde de sarı renkli örtüler ve yaygılar önem kazanır[30]. Kızıl rengin Al Karısına sarı rengin de sarılığa karşı koruyucu olduğuna inanılır.

Güney ve Kuzey Azerbaycan da, Aras Vadisi’nde Kuzey Doğu Anadolu ile Van bölgesi Türk kültür coğrafyasında bebek dünyaya geldiğinde onu bet nazardan, cinlerden, şeytanlardan korumak için yastığının altına konulan nesnelerin arasında tuz ve çörek/ekmek de vardır. Bu iki nesne yörede genel koruyucu olarak bilinirler[31].

Al Karısı ve Kara Basan’dan korunmak için alınan tedbirler, yatağın, sadece üzerinde yatılan aksamı değil müştemilatı ile bir bütünü anlatması bakımından açıklayıcı özelliktedir. Al karısından korunmak için loğusanın yastığına, başucuna, yatmakta olduğu karyolanın hatta etrafına ve yatağın bulunduğu odaya bazı koruyucu tedbirler alınır. Bunlardan öncelik yastık ve başucu kısmındadır. Bu tedbirler eşikte ateş yakılmasından erkek at kişnetilmesinden, akarsu hançerlenmesinden başlatılmış olsalar da, hastaya rahatsızlık verecek olan kara iye onun göğsünün üzerine oturduğuna ağzını kapattığına inanılır. Bu itibarla tedbirlerin yoğunlaşmaları da bu bölgede olur.

Kara iyelerden loğusanın korunması için yastığının altına; demir, tuz, sarımsak, üzerlik, ekmek, silah, iğne türü nesneler konulur. Bu şeyler giderek yerlerini koruyucu dualara bırakmışlardır[32].

Hal anasının eve girmemesi için içinde soğan ve makas olan bir torbayı kapının eşiğine koyarlar. Hal anası hakkında sohbet ederken “xalasına (teyzesine) lanet” demek lazım.”[33]

Farklı kara iyeler için uygulanan korunma yöntemleri de çok kere aynı olabilmektedir. Genel koruyucu olarak demir aksamlar, çeşitli kesici delici alet ve silahlar, iğne, Soğan, Sarımsak, bazen tuz çok kere Kur’an-ı Kerim ve ondan alınmış bazı ayetler, palto gibi erkek giysisinin olduğu bilinir Bunlar daha ziyade korunacak kimsenin yattığı yerde kullanılırlar. Korunacak loğusasının yatağının etrafı iple bağlanır.

Hasananlı Halk inanmalarındaki bir diğer kara iye de Mêrîstê’ (yatakların Kocası) dir. Yatak yüklüklerinin üzerinde yaşadığına inanılır ve bununla daha ziyade haylaz çocuklar korkutulur.[34] Ahlat halk inanmalarında yatak yüklükleri tekin sayılmazlar[35].

Geçmişte Kars’da “Ses Alan” diye bilinen bir kara iyenin varlığından bahsedildiğini hatırlıyoruz. Geceleri bilhsasa eşiğin dışında bağrışarak konuşan genç kızları korkutmak yatma saati geldiği halde uyumayan, yatakta sesli ağlayarak gürültü yapan çocukları uykuya yönlendirmek için bu iye uyarı unsuru olarak kullanılırdı. Keza Tatar Türk halk inançlarında da birçok kara iyenin varlığından hareketle çocuklar korkutularak uslu olmaları sağlanılmak istenirdi.

Doğu Anadolu yöresinde de Alkarısı ile ilgili inançlar çok yaygındır. Kimi yerlerde Alkarısı, Karakura diye ayrışır ki bize göre doğrusu da budur. Meselâ, Erzurum ve Erzincan çevresinde Alkarısı loğusa kadınlara değil, ahırda yatan atlara musallat olurmuş.[36] Bu iye gece ahıra girip atların yelelerini örmekten hoşlanırmış.[37] Doğu Karadeniz’de Çorap, pantolon gibi belden aşağıya ait giysileri yatağının altına koyarak uyuyan kimseleri kara kuranın basacağına inanılır.

Karabasan, genellikle erkek görünümündedir ama bazen bir gölge veya kara kedi şeklinde de ortaya çıkar. Başında bir kasketinin olduğu söylenir. Uyuyan insanların üzerine doğru süzülüp ağızlarını kapatarak bunların nefes almasını güçleştirir. Ancak, sol avucunda üç delik vardır, bazı insanların bu deliklerin sayesinde nefes alarak kurtulduğuna inanılır. Karabasandan korunmak için bir çok yerde yatağın altına iğne, bıçak gibi metal bir şey konur veya baş yastığa konulmadan evvel muayyen sureler okunur. Ayrıca Karabasana; “Denizdeki kumları, gökteki yıldızları say gel,” denildiği vakit de hemen gideceği söylenir.

Uyku sırasında karabasanın üzerine okunmuş bir kilitli iğne takılır veya başından kasketi çalınırsa, hiçbir yere kaçamayacağına inanılır. Bazı yöre halkının inancına göre, karabasanı yakalayıp bir dilek tutanların dileği kabul olur.”

Karabasan da olduğu gibi Al Karısı ve benzerlerinde de iğne koruyucu ve kurtarıcı konumdadır. Al Karısı dişi ve Kara Basan/Kara Kura erkek olarak düşünülünde Kara Basan’ın şapkası vardır.

Kara Basan ile Al Karısı’nın ortaklık arz eden diğer bir yönü de Al Karısı esir edildiği zaman bereketli ve hamarat oluşundan yararlanılabilmektedir. Ona ait herhangi bir şeyi bulunduran veya onun duasını almış olanlara yedi kuşak Al Karısı dokunmamaktadır. Kara Basan da tutulan dileği karşılayabilmektedir. Bu bulgular kara iyelerin tabu özelliği de arz edebildiğini göstermektedir.

Kara Basan avucunun içerisinde üç delik bulunan ve kedi donunda görünebilen bir varlık.

Harput’ta Kamos’a ya da Kara-kura’ya atfedilen, yatmakta olan insanın üzerine çullanıp onu nefessiz bırakma özelliğine sahip kötü varlık, Doğu Karadeniz’de Kara Koncolos olarak da bilinir.”[38] Karabasan’a “Hıbılik/Gıbilik (Malatya), Kapoz (Bingöl), Kâbus, Abdülmay (Adana), Cazı/Kırım Cazısı, Mayısa, Hobur-Ubur, Dağ adamı, Cika, Davaro/Ağırbasan (Doğu Karadeniz) vs. gibi isimler de verilir. Aynı yaratık Hendek’te; “Karabasan”, “Ağırbasan”, “Congul” ve “Koncolos” gibi isimlerle de bilinir.[39]

Burdur’un Dirmil ilçesinde genç kız iken cinlerle konuşmaya başlayan kadınların “Şeyh” olduklarına inanılır. Bunlardan Çörten köyünde yaşayan Şeyh Cennet’in hikâyesi dikkate değerdir:[40]

Şeyh Cennet genç kız iken (henüz evlenmemişken), bir Kadir Gecesi’nde su doldurmak için evlerinin biraz ilerisinde bulunan Karapınar isimli suyun başına gelir. Tam su doldurmak için eğildiği sırada birden akan suyun durduğunu ve Dirmil yöresi tabiriyle “suyun uyuduğunu” görür ve donakalır. Tam bu sırada su doldurduğu çeşmenin başında birden bire uzun boylu, beyaz elbiseli, aksakallı ve beyaz sarıklı bir pir-i fani elinde beyaz bir bastonu da olduğu halde kendisine seslenir. Eğer suyun uyuduğu sıraya denk geldiği anda sudan birkaç sefer testiye doldurup besmele ile dökmüş olsa testiden dökülen suyun pul pul altın olarak akacağını ancak bu fırsatın kaçmış olduğunu söyler. Yine de kendisinden korkmamasını ve eğer ileride hiç evlenmeden kız oğlan kız olarak kalırsa kaybolmuş eşyaların yerlerinin kendisine gösterileceğini ve bir takım gaipten olayları da Allah’ın izniyle haber vereceğini söyler. Daha sonra da gözden kaybolur. O günden sonra Şeyh Cennet asla gerçek anlamda evlenmez ve eline erkek eli değmez. Böylece aksakallı dedenin söyledikleri gerçekleşir ve özellikle bir kısım değerli eşyasını kaybedenler ile çeşitli hastalıklara uğrayanlar tarafından ziyaret edilen ve medet umulan bir kimse olur. Şeyh Cennet de dertlilerin derdini dinledikten sonra cin taifesinden dostlarıyla konuşarak kayıpların yerini bildirir ve hastalıklara neyin sebep olduğunu haber verir.

Memor0tların alanına ulu kişilerin kerametleri içerikli bulguların da girdiği bilinmektedir. Şeyh Cennet, cinleri olan cinlerine hükmeden şeyh ünvanlı, Kadir Gecesi’nde nasip alan, besleme ile söze başlayan ve Allah’ın izni ile hikmet gösterebilen, hikmetlerinin arasında kayıpları bulabilme ve hastalıklara şifa olabilmek de vardır.

Her insanın cini veya cinleri olduğu ifade edilebilirken, bu tespitte Ulu bir zat, insanoğluna, cinlerden yardımcı verebilmektedir.

Dirmil merkezden Şeyh Zühre’nin de cinlerle konuştuğu ve gaipten bir kısım olayları onlara danışarak haber verdiği söylenir.[41] Nitekim gece yarısından sonra hırçın bir köpek kılığında evlerine geleceğini haber verdiği azgın cinlerden birisini damadına haber vermiş ve ondan korunmak için 41 düğüm atılmış urganı eline vererek okuması gereken duaları da söyleyerek bu yaratıktan ev halkını korumayı bilmiştir.

Cin taifesinden bir kısım perilerin dağda yalnız yatan erkek çobanları aldattıkları, kaçırdıkları ve onlarla evlendikleri söylenmektedir. Nitekim Dirmilli İbrahim Eral, gençliğinde Dirmil’in Er bölgelerinden Kerkeli eteklerinde davar güderken bir gece cinler tarafından kaçırılır.[42] Sabaha kadar bahsi geçen dağın çeşitli yerlerinde gezdirilir ve sabaha karşı tekrar yatağına geri bırakılır. Bu olay senelerce devam eder. Hatta çoban İbrahim’in cinlilerle evlendiği ve çocuklarının olduğu söylenir. Cinlerle evlenmesi neticesinde kendisine bir takım ilimler verilir. Öyle ki bir tarlanın yanı başına gelse ve bu tarladan şu kadar kile mahsul kalkacak dese gramı gramına dediği ölçüde mahsul kalktığına defalarca şahit olunmuştur. Çoban İbrahim askere gittiğinde de bu durum devam etmiştir. Sürekli olarak geceleri kaybolmakta, askeriyenin her tarafı didik didik aranmasına rağmen Dirmilli İbrahim bulunamamaktadır. Bir gün durumdan haberdar olan komutanı olayın aslını İbrahim’e sorar. Dirmilli İbrahim de durumu anlatır. Komutanı ise abdestli-namazlı ve imanlı bir kimsedir. Cinlerden evlenmiş olduğu kadının işaret parmağı büyüklüğünde bir tutam saçını getirebilirse kendisini bu durumdan ebediyen kurtarabileceğini söyler. Dirmilli İbrahim de sabah elinde bir tutam kadın saçı ile gelir. Komutanı hemen bu saçtan bir muska yazar ve İbrahim’in boynuna asar. İbrahim o günden sonra bir daha asla geceleri kaybolmaz. Dirmil yöresinden saçtan yapılan muska ve büyünün asla bozulamayacağına ve ancak saçlı muskanın ortaya çıkarılması ile büyünün ve tılsımın bozulacağına inanılır.

Cinlerle evlen ve çocuk sahibi olma bu evliliklerde daha ziyade cinin erkek insanoğlunun bayan olduğu ve çocuk sahibi de olunduğunun örneği çoktur. Peri ile cinin de farlı oldukları bilinmektedir. Bu tespitte de gaipten haber verilebilmekte ve bu kez köpek donuna girilebilmektedir. Şeyh Zühre de hikmet gösterebilmektedir. Halk inanmalarında saçtan hareketle büyü yapıldığı ve bozulduğu da bilinmektedir.[43]

Bitlis’in anadili Arapça olan Sego aşiretinde, uyuyan kimseleri al/hal basmasın diye onların yastıklarının altına gevşen konur[44]. Nevşehir yöresinde yeni doğan çocuğun yastığının altına bıçak koyulur ise çocuğun büyüyünce zeki olacağına inanılır[45].

Çilleler büyük çille ve küçük çille olmak üzere Türk halk takviminde önemli yer tutarlar. Çille kovulması uygulamaları yapılır. İran’ın Karapapah Türklerinde dört Çarşamba’dan birincisi “Yalancı Çarşamba”, ikincisi “Doğrucu Çarşamba”, üçüncüsü “Kara Çarşamba”, dördüncüsü “Pay/ Hediye Çarşamba” olarak bilinir. Birinci çarşambada gençler tepelerde ateş yakarlar, havaya silahla ateş ederler ve buna “Çille Kovması” denir. Böylece tabiatın yorganı açılmış olur.

Düğünü olacak kızın çeyizi hazırlanırken, yorganı kaplanırken ilk iğneyi analı babalı birisinin batırması gerektiğine inanılır. Analı babalı kimselerin uğurlu oldukları inancı yaygındır[46]. Anadolu ve Azerbaycan Türk kültür coğrafyasında gelin kızın kınasının karılmasında, gelin odasının ilk görülmesinde Başı Bütöv/Başı Bütün hanım aranır. Bu işe, evli ve eşi hayatta olan hanımlar uygun görülürler.

Halk inançlarında ailenin ilk çocuğuna, ilk kız çocuğuna, ilişkin inançlar vardır. Keza kalığ diye bilinen evlenmesi gecikmiş kızlar, dul kalmış hanımlar, Çocuğu olmayan ve kör ocak diye bilinen kimseler bilhassa hanımlar için uğursuzluk ile bağlantılı bir takım inançlar vardır. İslamiyet ise, yetimlere, öksüzlere ve himayeye muhtaç olanlara şefkatli davranılması gerekli görür.         Özellikle yetimler için getirilmiş koruyucu hükümler vardır. Bu türden bilgileri kişioğlu kültü içerisinde ele almak mümkündür. Kişinin er kişi veya kadın kişi oluşu içerdiği kişiye özel kuvve belki iye kişilerin çeşitli halleri ile de farklılık içeren özellikler taşıyabiliyor. Mesela Kırklı Anne bunlardan birisidir.

Çiftlerin evliliklerinin ilk gününde onlara ait özel yatakta daha onlar yapmadan evvel erkek çocuk yatırılıp yatağın içinde yuvarlanması istenir. Böylece yeni evlilerin ilk çocuklarının erkek olması dilenilmiş olur. Adeta erkek çocuktan yatağa bir şeylerinin belki kokunun sinmesi istenilir. Kültür coğrafyasının bazı yörelerinde bu uygulama aynı amaçla gelinin kucağına erkek bebek verilmesi şeklinde de yapılır.

Trabzon, Kars ve Bitlis’ten yapılmış tespitlerde çocuğu yaşamayan anne adayları çok çocuklu annelerin beşiklerini bebekleri hayatta iken ödünç alır, beklerini ölmemesi için o beşikte büyütmek isterler. Bu uygulama erkek çocuk istemi ile çok oğlu olan ailenin beşiği alınarak da yapılır.

Türk kültürlü halkların halk inançlarında bebeğin hayatını tehdit eden onu hasta edebilen, ölümüne yol açabilen bazı görünmeyen güçlerin ve aynı zamanda keza koruyan güçlerin beşik, nenni, salıncak olabileceği inancı vardır. Bunun en tipik örneğini Uluğ Türkistan kültür coğrafyasında Türkmenistan ve bilhassa Özbekistan’da Beşik Toyları’nda görmekteyiz. Özbekistan’da bebek beşiğine konurken beşiğin sağında ve solunda karşılıklı oturan birisi bebeğin annesi iki hanım “aldım-verdim” veya “sattım-aldım” uygulaması yapar. Bu pratikte bebek temsili olarak satılır ve bu satışta belirli sözler 3 defa tekrarlanırlar. Böylece inanca göre bebek kara güçler tarafından sahipsiz sanılıp sahiplenilmeğe kalkışmaları önlenmiş olur. Bu inancın izlerini ninnilerde de görmek mümkündür[47].

Müsibyan: Kandıra Çevresindeki Manav Türkmenlerinde bebekleri boğduğuna inanılan bir kara iyedir.[48] Bu türden özellikle bebeklere musallat olduğuna inanılan başka kara iyeler de vardır.

Anadolu Türk kültür coğrafyasında bilhassa Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun Bitlis ve Van çevresinde boş beşik sallanılmaz “bebek hastalanır, sancılanır” denir. Boş iken sallanılan beşiği görünmeyen bazı varlıkların binebileceği sahiplenebileceği inancı vardır. Bu itibarla bu güçlerden bebeği koruma adına bebek ninnisine besmele ile konulur. Besmele yer yatağı serilirken, ham yatak misafire açılırken de çekilir[49].

Artvin_Şavşat’ın Atalar köyü Köknar Mevkii’nde geniş bir düzlük ve burada Tepede taşlarla çevrili birkaç mezar vardır. Bu alanda hoca yağmur duası yaptırır köylüler de toplu halde “âmin” derler. Burada kurban olarak bir koyun kesilir eti birlikte yenir. Niyet tutulup uykuya yatılır. Gençlerin kısmetlerinin açılması için buradaki yatır mezarından toprak alınıp yastığın altına konur. Ayrıca derdi, sıkıntısı olan kişilerin yastığının altına diğer kişilerce mezardan alınan toprak gizlice koyulur. Görülen rüyalar yorumlanır ona göre hareket edilir.

Halk inanmalarında yakınları tarafından yapılan bazı uygulamaların ilgili kimse tarafından bilinmesi istenilmez. Onların bilgisinin dışında yapılmasında bir hikmet aranır ve yapılan işlem saklı tutulur.

Burdur’un Dirmil ilçesinde genç kız iken cinlerle konuşmaya başlayan kadınların “Şeyh” olduklarına inanılır. Bunlardan Çörten köyünde yaşayan Şeyh Cennet’in hikâyesi dikkate değerdir:[50]

Şeyh Cennet genç kız iken (henüz evlenmemişken), bir Kadir Gecesi’nde su doldurmak için evlerinin biraz ilerisinde bulunan Karapınar isimli suyun başına gelir. Tam su doldurmak için eğildiği sırada birden akan suyun durduğunu ve Dirmil yöresi tabiriyle “suyun uyuduğunu” görür ve donakalır. Tam bu sırada su doldurduğu çeşmenin başında birden bire uzun boylu, beyaz elbiseli, aksakallı ve beyaz sarıklı bir pir-i fani elinde beyaz bir bastonu da olduğu halde kendisine seslenir. Eğer suyun uyuduğu sıraya denk geldiği anda sudan birkaç sefer testiye doldurup besmele ile dökmüş olsa testiden dökülen suyun pul pul altın olarak akacağını ancak bu fırsatın kaçmış olduğunu söyler. Yine de kendisinden korkmamasını ve eğer ileride hiç evlenmeden kız oğlan kız olarak kalırsa kaybolmuş eşyaların yerlerinin kendisine gösterileceğini ve bir takım gaipten olayları da Allah’ın izniyle haber vereceğini söyler. Daha sonra da gözden kaybolur. O günden sonra Şeyh Cennet asla gerçek anlamda evlenmez ve eline erkek eli değmez. Böylece aksakallı dedenin söyledikleri gerçekleşir ve özellikle bir kısım değerli eşyasını kaybedenler ile çeşitli hastalıklara uğrayanlar tarafından ziyaret edilen ve medet umulan bir kimse olur. Şeyh Cennet de dertlilerin derdini dinledikten sonra cin taifesinden dostlarıyla konuşarak kayıpların yerini bildirir ve hastalıklara neyin sebep olduğunu haber verir.

Yine Dirmil merkezden Şeyh Zühre’nin de cinlerle konuştuğu ve gaipten bir kısım olayları onlara danışarak haber verdiği söylenir.[51] Nitekim gece yarısından sonra hırçın bir köpek kılığında evlerine geleceğini haber verdiği azgın cinlerden birisini damadına haber vermiş ve ondan korunmak için 41 düğüm atılmış urganı eline vererek okuması gereken duaları da söyleyerek bu yaratıktan ev halkını korumayı bilmiştir.

Cin taifesinden bir kısım perilerin dağda yalnız yatan erkek çobanları aldattıkları, kaçırdıkları ve onlarla evlendikleri söylenmektedir. Nitekim Dirmilli İbrahim Eral, gençliğinde Dirmil’in Er bölgelerinden Kerkeli eteklerinde davar güderken bir gece cinler tarafından kaçırılır.[52] Sabaha kadar bahsi geçen dağın çeşitli yerlerinde gezdirilir ve sabaha karşı tekrar yatağına geri bırakılır. Bu olay senelerce devam eder. Hatta çoban İbrahim’in cinlilerle evlendiği ve çocuklarının olduğu söylenir. Cinlerle evlenmesi neticesinde kendisine bir takım ilimler verilir. Öyle ki bir tarlanın yanı başına gelse ve bu tarladan şu kadar kile mahsul kalkacak dese gramı gramına dediği ölçüde mahsul kalktığına defalarca şahit olunmuştur. Çoban İbrahim askere gittiğinde de bu durum devam etmiştir. Sürekli olarak geceleri kaybolmakta, askeriyenin her tarafı didik didik aranmasına rağmen Dirmilli İbrahim bulunamamaktadır. Bir gün durumdan haberdar olan komutanı olayın aslını İbrahim’e sorar. Dirmilli İbrahim de durumu anlatır. Komutanı ise abdestli-namazlı ve imanlı bir kimsedir. Cinlerden evlenmiş olduğu kadının işaret parmağı büyüklüğünde bir tutam saçını getirebilirse kendisini bu durumdan ebediyen kurtarabileceğini söyler. Dirmilli İbrahim de sabah elinde bir tutam kadın saçı ile gelir. Komutanı hemen bu saçtan bir muska yazar ve İbrahim’in boynuna asar. İbrahim o günden sonra bir daha asla geceleri kaybolmaz. Dirmil yöresinden saçtan yapılan muska ve büyünün asla bozulamayacağına ve ancak saçlı muskanın ortaya çıkarılması ile büyünün ve tılsımın bozulacağına inanılır. Düğüm atma ve düğüm açma büyü yapma ve büyü uygulamalarındandır.

Dirmil yöresinde dünyanın gidişatına yön veren “erler”in senenin belli bir vaktinde Kerkeli Dağının zirvesinde toplanarak dünyanın hal ve ahvalini kararlaştırdıklarına inanılır.[53]

Dirmil’in eski çobanlarından Duran Erkan, henüz genç bir delikanlı iken bahsi geçen dağda arkadaşı ile beraber koyun gütmektedir. Gece yarısı koyun gütmekte oldukları yerin hemen yakınlarına gökten büyük bir alev topu iner ve içerisinden erler çıkarlar. Duran Erkan ve arkadaşı çok korkarlar ve hemen en yakında bulunan ağacın altına saklanarak birbirlerine sarılmış bir halde saatlerce bekleşirler. Alev topunun ışığı ortalığı gündüz vakti gibi aydınlatmaktadır ve içerisinden çıkan erler halka şeklinde oturup dünya nizamını kararlaştırdıktan sonra tekrar alev topunun içerisinde yerden havalanıp giderler. Uzunca bir süre iki çoban kendilerine gelemezler. Köye gelip durumu anlattıkları zaman köyün yaşlıları o tesadüf ettikleri olayın “Erler” olduğunu ve yılda bir kere Kerkeli Dağının zirvesinde bir araya gelerek dünyanın gidişatını kararlaştırdıklarını söylerler.[54]

Halk inançları-halk sofizmi bağlamındaki tespitler arasında Kırklar’ın karargâh kurdukları tepe türünden mekânların olduğu, bunlara Kırklar tepesi denildiği, buralarda kırkların toplandıkları, buralara gidilen onların bildiği gidiş yollarının olduğu, zaman zaman bu tepe ve yol güzergâhlarının değiştiği, gönül gözü açık kimselerin bu katılımlara şahit oldukları şeklinde bulgular vardır.[55]

Dirmil’de dağ tepelerinde, geçitlerde, yol güzergâhlarının daraldığı bölgelerde üst üste yığılmış taşlar halinde “Er Taşları” vardır. Er’in önünden geçen veya oraya yolu düşen herkes muhakkak surette bir fatiha üç ihlas okuyarak yerden üç adet taş alır ve Er’e atarlar. Eğer Er’e taş atmadan geçilirse çeşitli uğursuzlukların geleceğine ve hatta ilk doğacak çocuklarının bile özürlü olacağına inanılır. Nitekim Er’e saygısızlık gösteren kişilerin kendilerinde ve çocuklarında çeşitli hastalıklar görüldüğü olmuştur.[56] Kimi zaman çocuğu olmayan, çeşitli hastalıklara tutulmuş kadın ve erkekleri belli bir müddet bu Er’lere bağladıkları ve medet diledikleri de olur. Er’e dilek dileyen kişiler Er’in hemen yanı başında bulunan genellikle ardıç cinsinden Eren Ardıç vb. ağaçlara yeşil, açık mavi (gök) ve al renkler başta olmak üzere ince uzun şeritler bağlarlar. Bir türbe yakınında bulunan ağaçlara ise bez içerisinde genellikle madeni para bağlanır ve dilekleri kabul olana kadar bekletilir. Eğer dilekleri kabul olursa bu paralar bir çoluk çocuk eline verilir. Dilekler kabul olana kadar bezler ve paralar asılı kalır. Yıllarca asılı kalan paralar olduğu gibi bu paralar asla başka kişiler tarafından alınmaz ve bezler açılmaz.

Er Taşları Anadolu’nun farklı yerlerinde dağ yamaçlarında, tepelerde, meşelerin muayyen yerlerinde görülmektedir. Bunların Asya Türk kültür coğrafyasında Yol İyesi’ni temsilen varlıklarını sürdürülen ovoo/oboo oldukları bilinmektedir. Buralara atılan taşlar yol iyesine yapılmış saçılardır[57].

Dirmil’de cinler ile irtibat kuran kadınlar akşam yatacakları zaman muhakkak yanlarında çocuk bile olsa bir erkek bulundururlar.[58] Çünkü yanında erkek uyumayan kadınları gece cinlerin uçurdukları ve sabaha kadar gezdirdiklerine inanılır. Nitekim Dirmilli Fatma Ergan Nine gece kendisini cinlerin uçurduğunu ve sabaha kadar gezdirdiklerini söylemiş ancak yanında bir erkek çocuk olursa cinlerin eşikten içeri giremediklerini ve böylece rahat ettiğini söylemiştir. Ölünceye kadar da yanında kendi torunlarından ve komşu çocuklarından erkek çocuklar yatmıştır.[59]

Türk halk kültüründe kişoğlu kültünde erkişinin kara iyelere karşı farklı bir koruyuculuğu olduğuna inanılır. Al Karısı ve Kara Basan’a karşı erkeğe ait bir giysi koruyucu olarak kullanılır ve bunun bulunduğu yere kırklı dönemde kara iyelerin gelemeyeceğine inanılır[60].

Dirmil’de katlanmadan ve besmelesiz bir şekilde bırakılan kıyafetleri gece cinlerin alıp giydikleri ve sonra da geri getirip yerine bıraktıklarına inanılır. Bu durumu defalarca hanımına söyleyen ancak bir türlü eşini inandıramayan bir hocanın hikâyesi şu şekilde anlatılmaktadır:[61]

Allah dostlarından olduğu bilinen bir hoca sürekli olarak hanımın dağınıklığından dert yanmaktadır. Öyle ki hanımı üzerinden çıkan kıyafetleri katlamadan olduğu gibi bırakmakta ve yıkanan kıyafetleri de katlamadan sandığın içerisine tepiştirmektedir. Kocası defalarca durumu anlatır ve hanımı ikaz eder ancak sözleri kar etmez. Bir gece teheccüd namazı kılmak için kalkan hoca evinin dışarısında davul-zurna sesleri duyar. Üzerini giyinip dışarı çıkan hoca cinlerin düğün etmekte olduğunu görür. Yanlarına yaklaşır ve selam vererek oturur. Oynamaya kalkan kadınlardan birini üzerinde eşinin bir gün önce üzerinden çıkardığı ve katlamadan sandığına koyarak kilitlediği kıyafetini görür. Beklediği fırsat gelmiştir. Hemen bir sigara çıkarıp yakar ve oynayan kadının yanına yaklaşarak etek ucundan bir kısmını sigara ile deler. Daha sonra da kalkarak evine geri döner. Sabah kalkınca hanımına gece olan olayları anlatır ve hanımı da bu duruma inanmaz. Gidip sandıktan kıyafetini getirmesini ve etek ucuna bakmasını söyler. Hakikat hocanın söylediği gibi eteğinin bir ucu sigara ile delinmiştir. O günden sonra kadın bir daha katlamadan ve besmele çekmeden kıyafetlerini orta yerde bırakmaz.

Halk inançlarında bu bulgu istikametinde başka tespitler de vardır. Gündüzden biriken kap-kacağın bulaşığı sabaha bırakılmaz aksi halde cinler tarafından onlara tükürüleceği söylenir. Bu hal evin bereketini kaçırır.

Akşam yemeğinden sonra ağzını yıkamadan çocukların ağız kenarları uçuklamış ise ağızlarını yıkamadıkları için yüzlerini cinler tarafından yalandığı söylenir. Gece su kaplarının ağzı açık bırakılmaz. Ağızlarının kapatılması istenir. Aksi halde kaplardaki sulardan cinler tarafından içilip artıklanacağı söylenir. Yeni evli çiftlere ilişki amaçlı birlikte olduklarında besmele ile başlayarak birbirlerine sokulmaları önerilir. Aksi halde şeytanın elini çabuk tutup zina yaptırabileceği uyarısı yapılır[62].

Göz kapaklarına yedi kere üst üste kapatanlara “cinleri kızdırma” derler.[63]

Yeni evli çiftlere ilişki amaçlı birlikte olduklarında besmele ile başlayarak birbirlerine sokulmaları önerilir. Aksi halde şeytanın elini çabuk tutup zina yaptırabileceği uyarısı yapılır.

SONUÇ:

Fal, büyü, rüya, hızır, evliya, peygamber ve benzeri memorat türlerine fazla yer vermediğimiz bu çalışma türü çalışmaların yoğunlaştırılması halinde, bize, memoratlardan hareketle kültürel akrabalık ilişkilendirmesinin genişletilebileceğini düşündürmektedir. Böylesi çalışmaların artırılması halinde, Türk kültür coğrafyasında ufkî coğrafya sınırların genişletilmesinin yanısıra, inançlara şakulî derinlik de getirilebilecektir.

Aras Vadisi-Anadolu coğrafî sınırlamasının hudutları genişletilirken, Ahmet Yesevi miadı da mitolojik dönek istikametinde derinleştirilebilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[1] Bu çalışma Prof. Dr. Halil İnancık Armağan Kitabı için hazırlanmıştır.

[2] Dr., yasarkalafat@gmail.com, www.yasarkalafat.info

[3] ozdemirvelicem@gmail.com

[4] Özkul Çobanoğlu, Türk Halk Kültüüründe, Memoratlar ve Halk İnançları, Akçağ Yayınları, Ankara, 20103

[5] M.Adil Özder, “Ardanuç’ta Rom-Rom Ana İnanması” Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Temmuz 1968, C.11, S. 232, s. 515-516

[6] Müjdat Koloğlu, Tortum ve Köylerinde Derlenen Memoratlar Üzerine Bir Araştırma, Atatürk Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, Erzurum 2013,Yüksek Lisans Tezi

[7] Arif Celilov Azerbaycan Mitoloji Metinleri, Bakü, 1988.

[8] Arif Celilov a..g.e

[9] Arif Celilov a..g.e

[10] Türkan Qadizade, İslama Gederki Adetlar, İnanmalar ve Merasimler (Nahçıvan Metarialları Esasında) Bakı, 2006

[11] Sebahattin Güngör, Tasavvuf Sohbetleri, Burhaniye, 2016 (Basılmamış Notlar.www.yasarkalafat.info .

[12] Yaşar Kalafat, “Kelekide Dört Gün Üç Gece ve Nahçivan Halk İnançları”, Türk Dünyası Araştırmaları, Ekim 1996, S. 104, s.9-32

[13] Kaynak kişi; Şekernaz Çelik, 65 yaşlarında okuryazar olmayan Gölbaşı/Serigoli köyünde ev hanımı

[14] Turgay Kabak, “Nevşehir Yöresi Halk İnanışları”, Nevşehir Halk Kültürü Araştırmaları, Editör Âdem Öğer, Nevşehir 2011, s. 155–169

[15] Kaynak kişi; Şekernaz Çelik, 65 yaşlarında okuryazar olmayan Gölbaşı/Serigoli köyünde ev hanımı

[16] Turgay Kabak, “Nevşehir Yöresi Halk İnanışları”, Nevşehir Halk Kültürü Araştırmaları, Editör Âdem Öğer, Nevşehir 2011, s. 155–169

[17] Arif Alalov, Azerbaycan Mitoloji Metinleri, Bakü, 1988 a…g..e.

[18] Ehed Ferahmendi, “Nağıllar”, Birinci Tebriz Folklor Antolojisi, Azer-Folklor Yayınları, Tebriz, 2008, s.230-258

 

[19]Yaşar Kalafat, Harezm’den Hakkâri’ye Hakkâri’den Golan’a, Türk Kültürlü Halklarda Halk İnançları, Ankara 2009, Berikan yayınları s.86

[20]Yaşar Kalafat, “Antalya Yöresi Örnekleri İle Türk Kültür Coğrafyasında Süpürge İnancı”, Kodlar ve Kültler-1: Türk Kültürlü Halklarda Karşılaştırmalı Halk İnançları, Berikan Yayınevi,, Ankara, 2009, s. 43-55

[21] Yaşar Kalafat, “Türk Halk İnançlarında Zile ve Çevresi Örnekleri İle Soğan” Kültür Evreni, Bahar 2011, S. 10, s. 108-124,

[22] Yaşar Kalafat, “Türk Halk İnançlarında Sarımsak ve Soğanla İlgili Hususlar”, Erciyes, Haziran 2002, S. 294, s.18-20

[23] Z.Makas-Y.Kalafat, Aras Vadisinde Karşılaştırmalı Türk Halk İnançları Barikan Ankara, 2016

[24] Sabahattin Güngör, “Tasavvuf Sohbetleri”, Burhaniye, 2015 (Basılmamış notlar) www.yasarkalafat.info

[25] Yaşar Kalafat, Türk halk İnançlarında Renkler, Berikan, Ankara, 2012

[26] Yaşar Kalafat, Türk Halk İnançlarında Beslenme, Berikan, Ankara, 2012

[27] Yaşar Kalafat, “Doğu Anadolu’da Kara İyeler ve Onlara dair Halk İnançları” VIII. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi, 21–24 Kasım 2011

[28] Kaynak kişi; Kerem Karakurt, Akademisyen,

[29] Kaynak Kişi: Esma Gülbahar, Ahlatlı 50 yaşlarında, lise mezunu bir ev hanımı

[30] Yaşar Kalafat, Türk Halk İnançlarında Renkler, Berikan, Ankara, 2012; “Yastık ve Yorgan Etrafında Gelişmiş Halk İnançları”, Yorgan Kitabı, editör Emine ışın Nasgalı,, Kitapevi, İstanbul, 2013, s. 177-199

[31] Yaşar Kalafat, Türk Halk İnançlarında Beslenme, Berikan, Ankara, 2012

[32]Yaşar Kalafat, “Doğu Anadolu’da Kara İyeler ve Onlara dair Halk İnançları” VIII. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi, 21–24 Kasım 2011

[33] Şeki Folkloru, s. 93, Bakü 2000

[34] Kaynak kişi; Kerem Karakurt,

[35] Kaynak Kişi: Esma Gülbahar, Ahlatlı 50 yaşlarında, lise mezunu bir ev hanımı

[36] N. Sarı, “Erzurum’da Alkarısı”, Halkbilgisi Haberleri, İstanbul, 1930, Sayı 8, s. 11-13.

[37] C. Öztelli, “Albastı, Alkarısı Koruma ve Tedavisi”, Türk Folklor Araştırmaları, 1966, Sayı 209,s.42-61.

[38]Yaşar Çoruhlu, Türk Mitolojisinin Ana Hatları, Kabalcı yay. İstanbul, 2010, s. 57, Krş Turgay Kabak a.g..e.

[39]Esma Şimşek, Hendek Efsaneleri Üzerine Bir Değerlendirme, I. Uluslar Arası Kocaeli ve Çevresi Kültür Sempozyumu, 2006, krş. Turgay Kabak, a.g.e.

[40] Kaynak Kişi: Burdur-Dirmil Çörten Köyünden Abdurrahman Şimşek, 1955 doğumlu, Şeyh Cennet’in kardeşinin torunu…

[41] Kaynak Kişi: Burdur-Dirmil merkezden Ömer Tekin, 1928 doğumlu, Şeyh Zühre’nin damadı…

[42] Kaynak Kişi: Burdur-Dirmil merkezden 1958 doğumlu Kadir Eral ve 1961 doğumlu İsmail Erol, Çoban İbrahim Eral’ın oğulları…

[43] Yaşar Kalafat, “Balkan Türklerinde Örneklemelerle Halk İnançlarında Saç”, Erciyes,   Ocak 2003, S. 301 s. 15-16

[44] Kaynak kişi; Şekernaz Çelik, 65 yaşlarında okuryazar olmayan Gölbaşı/Serigoli köyünde ev hanımı

[45] Turgay Kabak, “Nevşehir Yöresi Halk İnanışları”, Nevşehir Halk Kültürü Araştırmaları, Editör Âdem Öğer, Nevşehir 2011, s. 155–169

[46] Kaynak kişi: Ülkü Ünal, halkbilim araştırmacısı, 50 yaşlarında, Artvinli, yüksek tahsilli

[47]Yaşar Kalafat, Abay’ın 150. Yılında İpek Yolu Güzergâhları Bayır-Bucak/Nahçıvan/Türkmenistan/ Kırgızistan / Kazakistan / Özbekistan/Kuzey Afganistan (Güney Türkistan), Ankara, 1997

[48]Işıl Altun, Kandıra Türkmenlerinde Doğum, Evlenme ve Ölüm, İzmit, 2004 s. 110.

[49]Yaşar Kalafat, İslamiyet ve Türk Halk İnançları, Türk Kültürlü Halklarda Halk İnançları, Berikan yayınları, Genişletilmiş 2. Baskı Ankara, 2009

[50] Kaynak Kişi: Burdur-Dirmil Çörten Köyünden Abdurrahman Şimşek, 1955 doğumlu, Şeyh Cennet’in kardeşinin torunu…

[51] Kaynak Kişi: Burdur-Dirmil merkezden Ömer Tekin, 1928 doğumlu, Şeyh Zühre’nin damadı…

[52] Kaynak Kişi: Burdur-Dirmil merkezden 1958 doğumlu Kadir Eral ve 1961 doğumlu İsmail Erol, Çoban İbrahim Eral’ın oğulları…

[53] Kaynak Kişi: Burdur-Dirmil merkezden Duran Erkan, 1930 doğumlu, eski çoban…

[54] Kaynak Kişi: Burdur-Dirmil merkezden Teslime Erkan, 1931 doğumlu, çoban Duran Erkan’ın eşi…

[55] Sebahattin Güngör, Tasavvuf Sohbetler 2015 (Basılmamış Notlar www.yasarkalafat.info

[56] Kaynak Kişi: Burdur-Dirmil Kızılyaka köyünden Hatice Telin, 1931 doğumlu, eski yaylacı…

[57] Yaşar Kalafat, “Altaylardan Zile’ye Ovoo/Oboo’lar”, Zile, Güz, Ekim 2015, S. 6, s. 57-59

[58] Kaynak Kişi: Burdur-Dirmil merkezden Mebrure Aksoy, 1930 doğumlu, ev hanımı

[59] Kaynak Kişi: Burdur-Dirmil Kızılyaka köyünden Nuriye Özdemir, 1947 doğumlu, ev hanımı

[60] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halk İnançlarında Geçmişten Günümüze Kişioğlu, Berikan Yayınları, Ankara, 2015

[61] Kaynak Kişi: Burdur-Dirmil Merkezden Hatice Eryavuz, 1927 doğumlu, ev hanımı

[62] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri. Ankara, 2010

[63] Arif Acalov, Azerbaycan Mitolojisi, Bakü, 1988