Taslaktır

 

 

TÜRK KÜLTÜR COĞRAFYASININ SINIRLARI
HALK İNANÇLARI KÜLTÜRÜNDEN HAREKETLE
ÇİZİLEBİLİR Mİ?[1]

 

 

 


Ey arkadaş, istişare ederken, kendi faydasını düşünmeyen kimse ile istişare et. Kendi faydasını düşünen kimse, menfaati için, münâsip olanın dahi uygun olmadığını söyler. (
Yusuf Has Hâcib, Kutadgu Bilig, beyit 3493-3494)

Doğru söz acıdır; onu hazmedebilirsen, yarın faydasını görürsün, o sana zevk verir. Doğru söz, bak, gönüle acı ve sert gelir; sert söz doğrudur; o doğru söz nerede? (Yusuf Has Hâcib, Kutadgu Bilig, beyit 5777-5778)

 

                                      Yaşar Kalafat[2]

 

Sunumumuzu farklı başlıklar altında yapacağız. Giriş bölümünde kullanılan bazı terimlerin açıklamalarını yapacağız. Sonra çalışma alanımızı seçiş sebebi ve konuyu ele aldığımız ortamla ilgi zaruri açıklamalar yapacağız. Tezimizi açıklarken farklılığı anlatabilmek için yakın geçmiş dönemlerinde uygulanan stratejilere değineceğiz. Giderek konuya dair yaptığımız çalışmalar ve karşılaştığımız sorunlar ile çözüm yolları üzerinde duracağız.

Inter aktif- analitik bir sunum yapmaya çalışacağız. Bu itibarla sıralanan konu başlıkları bazen yer değişebilecek, tekrar başa dönüldüğü de olabilecektir.

 

GİRİŞ:

1980’lerle başlayan süreçte, devlet adına konulan teşhiste, Marksist ve etnik terörün gençlik arasında faaliyet ortamı bulabilmesinin sebepleri arasında, gençliğe ortak millî kültürün aktarılamadığı hususu da vardı.

                                  &

METİN:

Göreve uyumum sağlanması,

Sunumumun halk inançları bölümüne geçmeden evvel, millî arayışın gelişme seyrine değinmek istiyorum. 1980’li yıllar itibariyle, İstanbul’dan Turan Yazgan ve Ankara’dan Şükrü Elçin gibi hocalarımız aşağıda tanımını yapacağımız kültürel mücadelede yer almak isteyen bürokratın akademik araştırma, üretim ve yazım kurallarına yabancı olmamaları gerektiği haklı uyarısında buluyorlardı. Bunun için ilgili ilmî disiplinlerle, biz ilgili bürokratların akademik yazım dili bakımından yakın tanış olmamız gerekiyordu. Önerilerine uyduk, böylece, donanımızı ikmal etmeye çalıştık.[3] Lisansüstü eğitim aldığımız Cumhuriyet Tarihi, Dinler Tarihi, Halk Edebiyatı dallarının bir alt başlığı olan halk kültürü-halk inançları kültürü sahasında yoğunlaşmaya başladık. Müfredatımızda yerel dilleri öğrenmek de vardı. İlk göz ağrımız “Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançları[4] isimli çalışmamız oldu.

 

Bu çalışma ile Doğu Anadolu’da varlığını tespit ettiğimiz halk inançlarını tasnif edip, Anadolu’nun diğer kesimlerindeki benzerleri ile karşılaştırıyor ve varsa bu bulguların Türk kültürünün kaynak eserlerinden hareketle de, yerlerine işaret ediyorduk. Bu uygulama şeklini, kendisine çok şey borçlu olduğum hocam Dursun Yıldırım geliştirmişti.

Zamanla Türkiye dışına seyahatlerimiz başlayınca bu şablonu Türkistan[5], Kafkasya[6], Ortadoğu[7], Balkanlar, Rusya Federasyonu, Makedonya,[8] Afganistan[9], Azerbaycan[10], Türkmenistan[11], Özbekistan[12], Kırgızistan[13], Kazakistan[14], Tacikistan[15], İran,[16] Suriye[17], Lübnan, Ürdün, Kıbrıs, Kırım[18], Gürcistan, Dağıstan, Karaçay-Balkar, Kabartay-Malkar[19], Altay, Tuva, Hakasya, Başkurdistan, Çuvaşistan, Tataristan, Gagauzeli, Bulgaristan, Yunanistan, Romanya, Arnavutluk, vd Türk dünyası ellerine uyguladık. Böylece Türk kültür coğrafyası ve o coğrafyanın Türk kültürlü halkları, halk kültürlerinden hareketle, yeterli olmasa da, tespit edilmiş oldular.

Böylece, gençliğe yalnız ve geçmişsiz olmadığı anlatılarak, dışardan gelecek tehdit karşısında güven kazandırılmış olacaktı.[20]

 

 

Ancak Marksist ve bölücü hareketler metotlu çalışıyorlardı. Sürekli yenilebilen stratejileri vardı. Yok, sayılamayacak teorik bir bilgi birikimleri de vardı. Kendilerine, Türkiye dışından yayın ve fikir dâhil her türlü destek sağlanıyordu. Karşı hareketler için karşı görüşler ve donanım gerekiyordu, Sadece geçmişin haşmeti ve sadece hamaset yeterli olmayacaktı.

Çalışmalarımız 2000 yılından sonra daha ziyade etnik milliyetçiliye, ırkçılığa karşı, sivil sektörün inisiyatifi olarak devam etti. Konunun evveliyatına gönderme yapışımız, hasım hareketindeki sürekliliği gösterebilmek içindir.

Bu dönemde, Abdallar, Acarlar, Afşarlar, Ahıskalılar, Balkarlar, Başkurtlar, Boşnaklar, Ceritler Çepniler, Dadaliler, Dağıstanlılar, Ehli Haklar, Gacallar, Gavuzlar, Hakaslar, Halaçlar Karaçaylar, Karapahlar, Kürtler, Lazlar, Manavlar, Nogaylar Pomaklar Salurlar Torbeşler, Tatarlar, Uygurlar Varsaklar, Yörükler, Zazalar gibi yüze yakın Türk soylu veya Türk kültürlü halk kesiminin halk inançlarını çalıştık.

Şu bir gerçektir ki, Türk kültürlü halklar kendilerini ve birlikte yaşadıkları halkları maalesef yeteri kadar tanımamaktadırlar. Siyasi oryantalistlerin onları tanıyıp tanıtması da, maksatlı kimliklendirmeler sonucu, halklar arasında ihtilafa yol açmaktadır. Türk kültür coğrafyası halkları araştırılması sürecinin henüz başında bile değiliz.

Tespitini yaptığımız halk inançlarından hareketle Alkışlar- Kargışlar, Ölüm, Beslenme, Pir Kültü, Kişioğlu gibi konuları kitaplaştırdık. Tespitlerden hareketle kavramlaştırmaya gidilmediği hallerde, size ait olanın tespiti imkânsızlaşmaktadır. Kavramlaştırmayı amaç edinmek ise geriye dönüşü zor hatalara yol açabilmektedir.

Sık yapılan sempozyumlara rağmen bu ve benzeri konular için tartışma ortamı yaratılamamaktadır. Kanaatimizce çalıştaylar dönemi başlatılmalıdır.

Motif indeksinin yokluğunun sıkıntısını ciddi şekilde çekmekteyiz. Bu ihtiyaç alan çalışmalarında “kült”, “kod” arayışını gerekli kılıyor.

Keza, bize göre ilgili bibliyografya ihtiyacını internetten karşılamak da bibliyografya kitapları kadar yararlı olmamaktadır. Açıkladığımız her üç konu da bize göre çözüm beklemektedir.

 

Bibliyografya ihtiyacı için bir adım attık, büyük çoğunluğu son döneme ait olan 100 kadar kitap çalışmamız ile makale ve bildirilerimizi. “Kalafatça” da bir arada toplamaya çalıştık

                                  &

Açıklamalarımıza, kullanacağımız bazı tanımların izahı ile devam etmek istiyoruz.

Türkiye bağlamında Türk milleti, Türkiye halkından oluşur. Vatan topraklarının siyasi sınırlarının yansıra, büyük milletlerin bir de kültür sınırları vardır. Türk milletinin Anadolu’da kültür sınırlarını Anadolu’da birlikte yaşayan halkların ortak kültürü belirler. Anadolu Türk milletinin kültür sınırları, siyasi hudutlarla belirlenemez. Kültürünüzün yaşadığı her karış toprak, sizin kültür vatanınızdır. Bu kültür, daha ziyade halk kültürüdür. Opera, bale veya orkestra kültürü değildir. Tanımı yapılan vatanın sınırları, doğal olarak siyasi sınırları da kapsamına alır.

Kadim milletlerin tarihî derinlikleri ve büyüklüklerinden gelen “soydaş olma” faktörünün yanısıra bir de “kültür akrabası” oldukları topluluklar vardır. Kültür birliğinde dil faktörü kadar, kültürün diğer öğelerinin de, bu arada halk kültürünün de önemli yeri vardır. Bu faktör bazı hallerde dil faktörünün de önüne geçebilir, zira halk kültürü, sözlü kültürün çeşitli alanları ile halklar arası ortak dile vasat ve vasıtalık da yapar. Kültür sınırlarının siyasi sınırları da aşabilmesinde kültür akrabalığı köprüsünün de önemli bir yeri vardır.

Kültür akrabalığını belirleyen, öncelikle çeşitli türleri ile halk kültürüdür.

Kültür coğrafyalarının iç içe de geçebilmiş olmaları, onların komşu ulus devletlerle uluslararası ihtilaf kaynağı olmaktan çıkarılabilmesi, bölge dışı emperyalist güçleri güçsüz de kılar.

Emperyalizmin en zor hulul edebildiği kültür alanı, halk kültürüdür. Zira onun fabrikasyonu ve seri imalatı yabancılar tarafından yapılamaz ve yedek parçası da ithal edilemez, onun doğasında millilik vardır.

 

 

 

 

Birlikte yaşayan halklar için, demokratik açılım yapma adına verilecek bilinçsiz resmi tavizler, halkların ortak halk kültürlerinden kaynaklanan kültürel bağlarını koparır ve kültür köprülerini yıkar. Bu koparma ve yıkılma işleminde siyasi oryantalizmin çalışmaları, hükümetlerine yol gösterici olurlarken, karşı kanıtların hazırlanması, milli Türkoloji’nin halk bilimci Türkolog kadrolarından beklenilir. Keza siyasi kadroları, okul müfredatları ile başlanılarak, hayat boyu bilinçlendirecek olan kesim de Türkolog kadrolarıdır.

Milli etnolojiler, halk kültürleri farklılaştırılmasından hareketle, yaşadıkları vatan kesimleri ile birlikte ulus devletlerden koparılırlarken, millî sınırları da değiştirmiş olurlar. Bunun içindir ki, yurt içindeki farklı ana dilli de olsalar, halk kültürlerinden gelen akrabalıkları, onların sınır dışındaki soydaşları ile birlikte düşünülebilmelidir.

       &

Etnik yapılanmalardan yeni millî sınırlara;

Kürt Demokrat Partisi; Irak Kürdistan Demokrat Partisi, İran Kürtistan Demokrat Partisi, Suriye Kürtistan Demokrat Partisi ve Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi olarak kurulurken, Kürt kültür coğrafyasının sınırlarını belirlemek üzere faaliyetine başlamıştı.

Saniyen açıklayalım, biz anadili Kürtçe olan halkın, kuzey Irak’ta geleceğini tayin etme hakkına kesinlikle karşı olmadık[21]. Biz, halkların kültürleri ile yaşayabilmelerinden yana olduk. Bizim karşı olduğumuz husus, birlikte yaşayan halkları, biteviye tahrik eden emperyalizmin projelerine alet olunmasıdır. Emperyalizm zenginliklerine göz diktiği bölgelere, her yüz yılda bu uygulamayı yapmaktadır. Ortadoğu’da yeni bölünme uygulamaları, domino teorisi gereği, Kafkasya’yı da Balkanları da etkiler. Bu noktada Türkmenler ’in gelecekleri için olan düşüncelerimiz de farklı değildir. Emperyalizmin, sömürü alanları yaratma amaçlı biteviye halkları bölmeleri, halkların yüzlerce yıl sürecek bölge savaşlarına sürüklenmesi demektir.

Federe Türk devletlerinin bağımsız olabilmelerini heyecanla Rahmetli Elçibey’e Keleki’de anlattığım zaman, O, emperyalizme dikkatimi çekmişler ve bana mealen, Türklüğün öncelikli sorunu yeni devletler değil, devletlerimize demokratik yaşamı getirmektir, demişlerdi[22].

Halk kültürü içerisinde, neden halk inançları kültürü?

Türk kültürlü halklarda halk inancı, halk kültürünün sözlü kültür türlerinin efsane, masal, hikâye, ağıt, okşama, alkış, kargış, türkü, el sanatları, halk tababeti, halk mutfağı ve diğerlerinin muhakkak bir yerlerinde, bir şekilde inanç vardır. Bunun içindir ki, “halk edebiyatı” üst başlığı, yerini “halk inançları üst” başlığına bırakması ile mesajdaki içerik değişmez. Halk inançlarından hareketle, Gregoryen toplumla da, kültürel akrabalık izleri bulabilirsiniz ve bulguların mitolojik kök hücreleri sizi, Türk mitolojisine götürebilir[23].

 

Türkiye, birlikte yaşayan halklarının kültürel varlığını tespitte başarılı olamaz iken, bölgesel Kürtçü hareket üst akılın yönlendirmesi ile ana dili Kürtçeden tamamen farklı olan Zazaların da, genel kürtlük kapsamında algılanması karşısında da bir varlık gösterememiştir. 2000’li yıllarda, doğu ve güneydoğu Anadolu’dan tespiti yapılmış 40 kadar efsaneden, “Kürt Çocuklarına Masal setleri serisi hazırlanmış, çok geçmeden kürtlük adına batı Avrupa emperyalizmi destekli bu çalışmanın, Zaza sürümü de tamamlanmıştır[24].

Bu kültür stratejisi, Zazaca ana dilli halkın da, Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında ve muhayyel Kürdistan sınırları içerisinde gösterme amaçlı olarak algılanabilir.

      

 

Zazacanın dil yapısı Türkologlarca bilinmezken, Zaza toplumunun halk kültürü konusunda da, Türkoloji adına yapılmış bir çalışma yoktur. Yapılan iki sempozyum ve O. Türkdoğon’ın çalışmaları tamamen halk kültürü ağırlıklı çalışmalar değillerdir.[25] Zaza konusunu çeşitli boyutları ile inceleyen yayınların tanıtımına yer veren çalışmalar da yapılmıştır[26].

Bir kısmı Zazaca Türkiye içine ve dışında yapılan legal ve illegal kitap ve süreli yayınları tanıtan çalışmalar mastır pay pırları seviyesinde hazırlanıp giderek makale formatında neşredilmişlerdir. Türk fikrî yayın hayatını izleyenlerce bu tür araştırmalar daha ziyade özel “özel yayınlar” olmaktan ileriye gidememiştir. Bu tür etnik milliyetçilik içerikli yayınların tanıtılmaları ileri milli birliğin geleceğine ışık utulmak istenilmekteydi. Bu etkinliklerden 20 yıl kadar sonra Tunceli Üniversitesinde yapılan Zazaca sempozyumlarda, Zaza fikir hayatına Türk fikir hayatı içerisinde yer verememiş politikaların bir sonucu Zaza etnik milliyetçiliği yapanlar, bu etkinliklerle siyaseti üniversiteye sokmaya başlayınca Üniversite rektörlüğü “maalesef….araştırma merkezinin faaliyetleri sonucu üniversitemizi PKK teslim etmiş durumdayız” diyecek ve etkinliğin 3.sine izin verilmeyecektir. Bu sempozyumlarda genel Kurtçu hareketi içerisinde ele alınan Zaza kültürel hareketinin yayınlarının tanıtılmasında hareketle adeta manifesto oluşturuluyordu.

Türkiye Türklük bilimcisi Türkiye’de yayınlanan fikri ve kültürel içerikli yayın hayatına ilgisiz ise, bu gerçeği görev alanının dışında düşünüp “polisiye ve adli” bir konu diye algılıyor ise gönderme yaptığı kuruluşlardaki görevlilere Türklük ruhunu verememiş ise o kimse bize göre Türkolog değildir. Zira bahse konu alanı Rus, Amerika, İsrail, siyasi oryantalistleri alırlar, bu yer alış doğal olarak Türklük lehine olmaz.

Güvenlik kurumları arasında millî görev anlayışı konusunda şuur yeterliliği yok ise, bu ruhsuzluğa ilgisiz kalındığı için sorumlu keza Türkolog’dur.

Türkiye’de yapılan bilgi şöleni türü kültür etkinliklerinde, bildirilerle taktimi yapılan efsane, masal, ninni, bilmece, özlü söz, alkış-kargış, ağıt ve benzeri türü sözlü kültür verileri, taktim tarzları ile halklararası kültürel hayata güç kazandırmaktan ziyade, anadili Kürtçe olan kesimin kültürü kapsamında varlık göstermeğe yöneliktir. Bu uygulamanın, kültürde ortaklık duygusunu güçlendirmekten ziyade, halk kesimlerinde ihmal edilmişlik duygusu uyandırdığını düşünmekteyiz.

Bu noktaya, farklı vesilelerle tekrar açıklık getirilecektir.

15-17 Kasım 2006 tarihinde İkincisi de Diyarbakır Valiliğince yapılan Osmanlı’dan Cumhuriyete Diyarbakır Sempozyumu’nda[27] Anadolu’nun yanısıra Azerbaycan, İran, Irak muhtemelen Suriye’den katılan Türkçe ana dilli araştırmacılar, bildirilerinde ele aldıkları konularla, bölgedeki, Türkçe dilli olmayan halkları ürete geldikleri kültürleri ile birlikte, adeta yok saymışlardır. Bu bilgi şöleninden bir hafta kadar sonra, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı destekli ikinci bir bilgi şöleni yapılmıştır. Bu bilgi şöleninin davetiyeleri, afişleri ve diğer ilanları tamamen Kürtçe hazırlanmış, bilgi şöleni konuları da adeta birinci sempozyumun rövanşı yapılmak istenircesine, tamamen Kürtlerle ilgili konulara ayrılmış, karşı görüşlü tebliğciler bildiri vermemişler verememişlerdir.

Her iki kesim tarafından yapılan, yapılmak istenilen, inkârdan yola çıkarak bölge coğrafyasını kimliklendirmektir.

Bize göre her iki kültürel etkinlik de, kültürde birlikten yana olmayıp, milletin diğer halk kesimlerini yok sayma anlayışına yönelik bir görünüm vermektedir. Bu bulgu, gösterilen ilgisizlik, Türkiye Türkolog’unun kültür felsefesinde fazla zengin olmadığını gösterebilir.

Halkbilimi, disiplinler arası ortak bir disiplin ise ki öyledir. Disiplinlerin kavşak noktası olarak Avrupa’da 19 yüzyılda doğmuştur. Ötekini tanımayla başlayan sonradan kendini tanımayla devam eden süreçtir[28]. Biz ne kendimizi, ne de ötekini tanıyabilmişiz ve bu halimizin faturasını, bir dönem Sovyet sosyal emperyalizmine ve batı emperyalizmine kesmişiz. Uluğ Türkistan Türk kültür coğrafyasında, Sovyetler döneminden yarım asır geçmiş olmasına rağmen, Türk kültürlü halklar arasında etnik milliyetçilik, günümüzde geçmişten daha fazla doruktadır.

Adeta Türk kültür coğrafyasının her kesiminde ortak millet adı yerini yerel boy adlarına bırakmak üzeredir.

Türkiye’de devlet üniversitelerinin hemen hepsinde, sosyal bilinler enstitüleri vardır ve bunlar, bulundukları bölgeler öncelikli olmak üzere, sosyal bilimlerin farklı dallarında alan çalışması yaparlar. Zaza ve Kürt ana dili yoğun bölgede de, bu çalışmalar doğal olarak resmi eğitim dili olan Türkçe ile yapılır. Bu bölgelerden motif, yemek, hastalık ve sair alanlardaki, sadece adlandırma olarak kullanılan kelimelere, Anadolu Türkçesi içerisinde yaşama şansı tanınabilse idi, Türk halkı, Türkiye’de anılan bölgelerdeki dillerle % 20 lik bir ünsiyet kazanmış olacaktı. Böylesi bir akımın, Türkçenin dil yapısını bozabileceğini düşünmüyoruz. Böyle bir arayış, Anadolu’da Türkçeyi sahiplenen tabana da güç katabilir.

Bu noktada, TDK’ nun 3 çeyrek asır gecikerek yaptığı, Kürtçe-Türkçe ve Türkçe Kürtçe sözlük çalışmasını yerinde buluyoruz[29].

Türk Türkolog’unun, Türkçe için gösteremediği bu basireti, TRT Şeş yayın dili ile Kürtçe için gösterebilmekte midir? Kürt dil coğrafyası, Türk dil coğrafyası aleyhine planlı bir şekilde genişletilmekte midir? Parmak basmak istediğimiz husus,  Kürtçe yayının yapılması konusu değildir. Türkçe ile ortak olan Kürtçe kelimelerin ayıklandığı, Kürtçede olmayan uydurulmuş kelimelere yer verilen ortak bölgesel bir dil geliştirilmekte midir?

Türk dil bilimcinin, Altaylardaki Türkçe çalışmasına ayrılan emek ve ödeneğin, % 3-5 ile Anadolu’da, Türkçe Kürtçe dil uyumluluğu sağlanabilirdi.

Bu strateji, Türk dil kültürü sınırlarına yönelik tehditti önleyebilir, millî kültür sınırları aleyhindeki gelişmeyi giderebilirdi.

Türkiye, Türk Türkologlarının içerisinde, sayıları çok az da olsa, Türkçülük adına, kültürel zeminde etnik milliyetçilik yapanlar, bilmelidir ki, Türk ameline hizmet etmiş olmamaktadır.

 

“Şovenizmin yapılamayacağı tek alan dildir.”

Kültür coğrafyanızın sınırlarını, kültür stratejileriniz belirler. Size ait olmayan kültür stratejilerini izlerseniz, sınırlarınız sürekli olarak aleyhinize yeniden çizilir.

Bir dönemin İngiliz ansiklopedileri Kürtlerin kültür bakımından Araplara değil Türklere yakın olduğunu açıklamış olmaları unutulmamalıdır.

Kültürünüze sahip çıkamazsanız sınırlarınız da sahipsiz kalır. Kültürünüze sahip çıkabilme, hasım kültür stratejilerini takip edebilmekte mümkündür[30]. Bu noktada, halk kültürü çalışmalarının önemi, dil çalışmalardan daha az önemli değildir. Ayrıca, halk kültürü çalışmaları özelde de kültürel varlığa katkı bakımından dil çalışmalarından çok da bağımsız değildir.

Bu anlayıştan hareketle; “Halk Bilimi-Türkoloji-Millî Kültür Stratejileri”[31], “Halk Kültürü-Kültürel Kimlik-Millî Strateji”[32],  “Türk Kültür Coğrafyasında Halk Kültüründen Milli Stratejiye 1”[33],  “Türkoloji Halk Bilimi Yazıları”[34] isimli kitap çalışmaları yapılmıştır. Şimdilerde halkbilimi-strateji bağlantılı lisans çalışmaları yapılmaya başlanmıştır.

Bunun içindir ki, Türkiye’de Türkoloji’nin kapıları anadili Türkçe olmayan Türklere de açılmalıdır. Varsa ve yurdun insanına çalışmaları ile yardımcı olabilecek ise Kürdoloji, Türkiye’de, Türklük biliminin bir uzvu olarak yer alabilmelidir[35].

Jeo-kültürel denge adına olması lazım gelen budur.

Emperyalist güçlerle, Kurtuluş savaşında yapılan silahlı çatışmalarda ortak mücadele veren halklar, emperyalizmin siyasi oryantalizmine karşı da, ortak mücadele verebilmeli ve bu mücadele ortak değerler adına olurken, anadili Türkçe olmayan halkları da kapsayabilmelidir. Yeraltı ve yerüstü zenginliklerdeki ortaklık gibi, ülkenin insanının kültürel varlığına sahiplikte de, ortak tavır alınabilmelidir. Bu ortaklığın özünde kültürel kimlikte ortaklık yatar.

Irakta, Suriye’de, imha edilen, yağma, edilen tarihi varlık, arşivler, arkeolojik kazı alanları, müzeler, siyasi sınırlar farklı olsa da bölgenin ortak mirasıdır. Anadilleri farklı da olsa, bölge halklarının tümü bu mirasın varisleridirler. Bölge halklarını biteviye bölerek, bölgenin kültürel mirası vârissiz bırakılmak istenilmektedir. Bölge halkları kendilerine ait olana birlikte olarak sahip çıkabilirler.

Irak Federe Kürt Devleti, birlikte yaşamakta olduğu farklı dilden, ırktan ve dinden halkları, sınırları dışındaki akrabaları ile birlikte, Birleşik Kürdistan halkları olarak tanımlarken Kürt kültür coğrafyasını anlatmış olmaktadır.

Kuzey Irak’taki “demografik yapılanmaya olan müdahale” ile “Türk Üniversitelerindeki “Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümleri/Kürdoloji Araştırma Merkezleri’nin müfredatları”, Kürdistan kültür coğrafyasına ulaşma hedefi bakımından, bağımsız ve farklı mahiyette değillerdir ve aynı zamanda bu konuların takibi Türkoloji’nin faaliyet alanın dışında olmamalıdır[36].

Bu noktada Türkolog, mensubu bulunduğu ilmî disiplin ile donanımlı, akademik yöntem bilime hâkim, ilim insanı kimliğinin gereği, alanındaki açık kaynakları izlemek durumunda olan, yetiştirdiği öğrencileri, ileride meslekleri ne olursa olsun, bu donla kuşandıran kimsedir.

Kürt kültürünü, halk kültürleri öncelikli araştırma alanı kapsamına almayan, alamayan Türkoloji, stratejisizliği sonucu, Türkoloji’den bağımsız, hatta Türkoloji’ye hasım bir Kürdolojinin doğmasına yol açabilmiştir. Alanın araştırılması ve anlamlandırılması, bir anlamda siyasi oryantalizmin ellerine teslim edilmiştir.

Türk Türkolog’unun hedefe yönelmemesi ve yönlendirilmemesi Irakta Türkmen ve Kürtlerin ayrı saflarda, hatta hasım saflarda yer almalarına yol açabilmiştir.

Irak Türklüğünün tarihten gelen mezhepsel eğilimleri yeterince bilinmediği için olmalı, yapılan siyasi seçim sonuçları, Türkiye’nin temenni ve tahminlerinin çok dışında şekillenmiş, 2016 Musul olaylarında, bölge inanç demografisini bilen taraflar, gelişmeyi lehlerine sonuçlandırmaktadırlar. Dinler Tarihi ilmî disiplininin, Türkoloji’nin alanı dışında olduğu herhalde söylenemez.

Türkiye’de; arkeologları, dil bilimcileri, tarihçileri, sosyologları, halk bilimcileri kapsamına alan bir Türkologlar internet sitesi dahi yoktur.

ABD, Kuzey Irak Kürt toplumları arasındaki siyasi ihtilafları, çıkarları istikametinde çözerken: alfabe, sözlük, giderek yayın ve eğitim dilinde birleşmelerini sağlamak için, zaman zaman Türkiye’yi maksatları için aracı olarak kullanabiliyordu. Türkmenlere ait bölgeleri de içerisine alan bu coğrafi bölge, Kürtler adına güvenli bölge olarak tescil ediliyordu. Bölgede güçlenen PKK türü örgütler, çok geçmeden ABD’nin bölgedeki kara gücü oldukları açıklanacaktı. Bölge halklarının halk kültürleri, ortak yönleri ile de araştırılıp zamanında hayata geçirilebilse idi, Türkiye’yi tehdit edebilen yeni yapılanma, kültür akrabası halklar olarak Türkiye’nin dost uzantısı olabilirlerdi.

Sovyetler Birliği döneminde, Rusya’nın Ortadoğu politikası kapsamında, Saddam dönemi Irak’ında Türkmenliğe, Azerilik adına sahip çakılabilecek halk kültürü çalışmalarının yapıldığı bilinmektedir[37].

Bu dönemlerde Arap Baas Partisi, giriştiği Arap iskânı ile Küçük Arap Kuşağı ve Büyük Arap Kuşağı ile Arap kültürlü halkla hat çiziyordu. Bu hatla,  Arap kültürlü halkın bölgesel korunmaya alınması amaçlanıyordu. ABD’nin I. Körfez Harekâtı’nı takip eden yıllarda, TBMM’nden ret kararı çıkınca, 36. Paralelin kuzeyi güvenli Kürt bölgesi olarak ilan edilecek, bölgede yasama, yürütme ve yargı kültürü geliştirilecektir.

Güney Mezopotamya, Kuzey Kafkasya ve Balkanlar Türk kültür coğrafyalarının Anadolu Türk kültür coğrafyasının uzantıları olduğu söylenebiliyor ise, bu söylemdeki gerçek, bölge halkının bu coğrafyalarda yaşamakta olduğundan kaynaklanmamaktadır. Bu akrabalık, bu coğrafyaların halk kültürleri ile Anadolu halk kültüründeki müşterekliklerdendir de.

Bu noktada, Türk süreli yayıncılığı konusu kimliklendirilirken, Kürtçe ve Zazaca gibi Türk kültür coğrafyası dillerini, yazı dili olarak kullanmış olanları, Türk dergiciliğinin dışında düşünmek, onları Türk kültürü dışında düşünmek olur[38].

Teçhizatlı bir asker, donanımını vatan müdafaasında kullanmıyor, kullanamıyor ise yaptığı iş donanımına hamallıktır.

 

 

                                  &

Kimlikle ilgili tanımlara tekrar dönülmesi gerekir ise,

Kültürü, stratejik obje olarak kabul eden bir kimse olarak huzurunuzdayım. Türklüğün bir ırk, bir kavim olarak bilinen anlamlarının yansıra, Türklük, aynı zamanda ve öncelikle bütün kültürel boyutları ile millî kimliklerin belirleyicisidir de.

Bu noktada kültür bir stratejik obje iken, Türk kültürünün stratejik boyutu çok yönlü önem kazanır. Kültür donanımını Türklük için kullanmayan, kullanamayan bir bilim insanı, adeta ham bilgi içeren ansiklopedidir.

Bir stratejik objenin varlığı ve potansiyeli, ait olduğu toplum tarafından bilinemiyor ise, bu obje, sahibine silah olarak döner. Bu noktada birikimini stratejiye dönüştürmeyen, dönüştüremeyen Türkolog, donanımı ile hasmın amaline hizmet etmiş olur. Zira Türkoloji, bütün alanları ve boyutları ile hasmın gündeminde olan stratejik bir objedir.

Türk, Türklük bilimcisi ilkin, neden Türklük bilimi, hangi anlamda Türklük bilimi ve niçin Türklük bilimi konularında anlaşabilmelidir.

Türkün ve Türklüğün tanımı farklı yaklaşımlardan yola çıkılarak Nazım Hikmet, Yahya Kemal, Hikmet kıvılcıncı, Genceli Niyazi, Mevlana, Mehmet Akif, İbrahim Kafesoğlu, Aydın Taner ilim, fikir, sanat ve devlet adamlarınca çok kere yapılmış ve bunları bir arada toplayan çalışmaların varlığı da bilinmektedir.

Bize göre en güzel tanım Genceli Nizami’indir. O Türk’ü güzel ile anlatmaktadır. Her alanda ve türü ile Türklükle güzeli aynılaştırmaktadır. Atatürk’ün mükemmel olan Türk tanımında mitoloji de vardır.

Atatürk’ün Türk milleti tanımında da zümre, kavim, ırk ile millet tanımının farkını ayırma vardır.

Türk Türkolog’u tanımına gelince, onu diğer Türkologlardan ayıran onda Türklük sevgisinin de olmasıdır. O bilgi ve mesaisini aşk ile birleştirendir. Aşkı olmayan Türkolog anadili ne olursa olsun herhangi bir şark bilimcidir.

Türklüğün iç ve dış ekonomik, teknolojik, idari, güvenlik vd. gibi milli meselelerinde beklenilen başarı alınamamış ve gerekli koordine sağlanamamış ise, bu alanlardaki ilgililere Türkoloji ruhu verilemediği içindir.

Millî eğitimi millî yapan, eğitimde bu ruhun aranmasıdır. Türkoloji’den nasibini almamış öğretici bu ruhu nasıl verebilir.

Türkolog, “görev ve imkân verildi de mi yapmadık” demeyi bırakıp, “bu savaşta kendisini görevli bilip imkân yaratmalıdır, yaratabilmelidir.” Kanaatindeyiz.

Türkiye’de dava sahibi olduğu iddiasında olan Türkolog bıkmadan usanmadan, devlet yapsın iddiasındadır. Başbakan, bakan, milletvekili, müsteşar, genel müdür Rektör, dekan, bölüm başkanı ilgili kurum ve kuruluşların başkanı makamlarında oturmakta olmak, kendilerinden Türkoloji için bekleneni verebilmeleri için yetmemektdir.

Türklük bilimi hizmetlileri, alanı tüm millet fertleri ile paylaşamıyor ise, yetiştirdiği her elemanına, bu görevin kurtulma, korunma ve yücelme görevi olduğu ruhunu veremiyor ise, kendisinden beklenileni yapamıyor demektir. Yargıya, yasamaya ve yürütmeğe bu bilinci veremeyen Türklük bilimci, siyasi oryantalizmin karşısında varlık gösteremez. Sınırları belirleyemez de koruyamaz da.

Bu anlayışla yetiştirilmedikleri için, Hiçbir Türk diplomatı Gürcüce bilmez iken, Türkiye’de görev alan Gürcistan gibi ülkelerin diplomatları, Türkçeyi ana dilleri gibi bilerek göreve başlarlar.

Türkoloji donanımı, geniş anlamda vatan müdafaasında Türkolog’un bilim namusudur.

                                  &

1980-1990 Dönemi Anadolu Türklüğünün Etnik etkinlikler itibariyle Türkiye’deki İç ve Dış Ortamı:

Türklük bilgisinin alt başlıklarından birisi olan halkbilimi-halk inançları alanına, aday olduğumuz yılların Türkiye’sinden, konu ile ilgisi zaruret nedeniyle kısaca bahsetmek istiyorum.

Açıklamalarımızı örneklemek adına, birlikte yaşanılan halklardan olan Kürtleri öncelikli olarak ele almaya devam edeceğiz.

12 Eylül Olmuş, çeşitli Kürtçü bölüngüler Ulusal Devrim Stratejisi’ni, silahlı uygulamadan hareketle başlatan Kürtçü hareketin bayrağı altında savaşa sevk edilmişlerdi. Artık Milli Demokratik Devrim Strateji, Sosyalist Devrim Strateji yanlılar bir çatı altında buluşmuş, birleştirilmişlerdir. Marksist çelişki etnik kimlik üzerine inşa edilirken, temel çelişki, Türkler ve Kürtler arasında konulurken, Anadolu Türklüğünün kesimlerinden birisi olan, anadili Kürtçe olan halkın, Türk kesim tarafından sömürüldüklerini kimlik farklılığından hareketle izah ediyorlardı. Dil farklılığından hareketle inşa edilen ayrışma, Yukarıda da açıklandığı gibi, halk kültürünün her alanında faaliyet zemini buluyordu. Bu ayrışma kırsal kesim dâhil, tüm meslek dallarında örgütlü olarak faaliyet gösteriyordu. Yapay da olsa Kürdolojinin temelleri atılıyor, Kürt kültürel kimliği inşası hız kazanıyordu. Yasal eşitlik, anadili Kürtçe olan bir kısım Anadolu aydınını tatmin etmiyordu. Batı emperyalizminin rüzgârını da arkasına alan bu hareket, çok geçmeden başlatılan kimlik savaşında haklılıklarını, “çoğunlukta olan ve kurumları ile devletin gücünü elinde tutan Türk kesime, demokratik isteklerini legal yöntemlerle anlatamadıkları için, silahlı mücadele yöntemini seçtiklerini, bu yöntemin kendileri için ulusal kurtuluş mücadelesi olduğunuanlatmaya başlayacaktır.

 

Çok geçmeden Kürt dokumacılığı, Kürt mutfak kültürü ve benzeri alanlarda Türklüğün dışında bir Kürt millî kültürü araştırma, oluşturma ve yayın yapma dönemi hız kazanmıştı. Milli Kürt musikisi[39], milli Kürt edebiyatı[40] çalışmaları daha evvel başlatılmıştı. Ermeni, Rus, Fransız ve ABD siyasi oryantalistlerinden ciddi destekler alınıyordu. Türkiye’de yapılan çalışmalarda, İlmî tutarsızlıklarına rağmen Kürt mitolojisi[41] türünden alanlara da el atılmıştı.

Bu dönemde Kürtçü kesim, kendilerine gerekli ortamı hazırlayan emperyalizmin imkânları ile Avrupa kamuoyunu hazırlamıştı. Onlarca yıl süren Kürdistan İnfo[42] gibi yayın organları, Avrupa dilleri ve Kürtçe ile ortak yayın yapıyorlardı[43]. Anadili Kürtçe olan aydınlar, uluslararası platformlarda tezlerini anlatırken, donanımlarını güçlendirirken, Türkiye’nin dış temsilciliklerine yönelik silahlı eylemler de yapıyor ve bu mücadele, tek kale oynuyorlardı.

-Avrupalı sade vatandaşın kafasında; farklı olan, mağdur olan, hakkını arama imkânı bulamayan bir Kürt imajı yaratılmıştı.

-Bu Kürtler Ortadoğu’nun enerji kaynaklarının üzerinde yaşıyorlardı.

-Batı emperyalizmine yeni sömürü alanları kazandırılmalıydı.

-Onları harekete geçirebilmenin önündeki en büyük engel olan Türkiye, Batı emperyalizmine kafa tutmaya başlayacak noktaya gelmek üzere idi.

-Ortadoğu’da sınırlar yeniden çizilmeli idi.

-Ortadoğu’nun etnik yapısı halk kültürünün bütün özellikleri ile incelenmeliydi ve bu hazırlık yapılmıştı.

Gelinen noktaya, antiemperyalist tam bağımsız, gerçek demokrasiden yana halkbilimci pencereden bakınca:

Temel çelişkinin, farklı oldukları iddia edilen Türklük ile kürtlük arasında olmadığı, birlikte yaşayan halklarla emperyalizm arasında olduğu, anlatılmalıydı, zira Türklükle kürtlüğün farklılıklarından çok ortaklıklarının olduğu anlatılmalı, Kürt kimliği oluşturulmak istenirken, gerçeğin çarpıldığı araştırıp, bulunup izah edilmeli idi. Farklılıklar gibi aynılıklar da korunabilmeli idi. Gerçekte sömürü, halklar arasında değil, bölge halkı ile emperyalizm arasında idi.

Dünyaya, Türkiye Cumhuriyetinde birlikte yaşanılan halklara uygulanılan kültür politikalarının, Avrupa’da uygulanılanlardan farklı olmadığı anlatılamamıştı. Avrupa’da yaşayan Anadolu Türkü bile, Avrupalının bu çifte standardının çok kere farkında bile değildi, onlar da yapılan propagandanın bir hayli tesirinde idiler. Bunun da bir sonucu olarak Avrupa ülkeleri, Kürtçü teröre karşı Türkiye devletinin aldığı tedbirlere tepkili davranacaktı.

Bunun bir sonucu olarak, PKK’nın legal siyasi partisi, Türkiye’nin halkı Kürt olmayan bölgede de destek bulacaktır.

Batı’nın tutumu sadece bununla izah edilmeyebilir, ancak İslam dünyasında da, Türk dünyasında da, Türkiye’nin kendisini gerektiği gibi anlatabildiği söylemez.

Bunun bir sonucudur ki, Türkiye’nin anadili Türkçe olmayan bir bölüm halkı, kimlik konusundaki açılımlardan sonra, “nihayet Türk yapılmaktan kurtulduk” diyebilecekti. Türklüğün, birlikte yaşayan halklarla ortak oluşturduğu gerçeği çarpıtılmıştı.

Türkiye’de, millî beraberliğe hasımca davranan PKK türü çevrelerin İddiaları, tez bazında ele alınıp incelenmemiş, legal siyasi parti programlarına yapılan yamalarda “Doğu Sorunu!” na çözüm aranmıştır[44]. Silahlı ideolojik bölücü hareket, çapulcu olayı olarak yansıtılmıştır.

Kürtçe ana dilli halkın halk inançlarının Türk halk kültürleri ile ortaklığı yeterince anlatılmış olsa idi, AB ülkeleri ABD veya başka çevreler bölücü hareke destek ve teşvikçilik yapmayacaklar mıydı? Kürt etnik milliyetçiliği yapan hiç kimse çıkmayacak mıydı? Tabii ki hayır. Farklı görüşler ve destekleyicileri olacaktı.

Ancak kendisini Türk milliyetinin bir parçası hisseden ve hislerinin kültürel verilerle güçlendirildiği imkanını bulan Kütçe dilli halkın milli birlik noktasında, vatandaşlık duyguları, doğal olarak daha sağlam olacaktı. O kimse Türklükle olan kültür akrabalığının nereden geldiğini bilecek, yaşadığı halk kültürünün akrabalıkta dil kadar önemli olduğunu anlayacaktı.

Haklı milliyetçi söylemlerle dile getirilen “Türk Kürt kardeştir katılmayan kalleştir.” Veya  “Kürtler kadar Kürt ve Türkler kadar Türküm” gibi görüşlerin altı yapılan çalışmalarla doldurulmuş olacaktı.

Kardeş olmak kültür akrabası olmak, kardeşliğin akrabalığın nereden ve nasıl geldiğini anlatma bir anlam kazanır, kabul görür, taraftar bulur. Sizi Türk yapan ve beni Kürt yapan hususlar yok sayılıyorlar ise, bilinmiyorlar ise, araştırılıp farklılıkları inkar edilmeden aynılıkları açıklanamıyor ise, nafile söylenmiş bir söz olmaktan öteye gidemezler.

Akrabalığı ortaya konulmuş halkların arasından bu akrabalığı inkar eden kişiler, araştırmacı veya diplomatlar, kurumlar, uluslar, kendileri gibi düşünmeyen karşı görüşlülerin de bir gerçeği olduğunu bilerek davranacaklardı.

Türkiye’de, Türk kültürlü olmanın ortak kültürel kimlikte birleşmek olduğunu anlatmaya çalışan oldukça cılız tepkisel hareket, Türk ırkçılığının aksiyonu olarak yansıtılmak suretiyle, onuncu yılını doldurmadan ani bir kararla esrarengiz bir şekilde durdurulur.

Türkoloji kurum ve kadroları bu gelişmeler karşısında hale büyük ölçüde seyirci konumunda idiler. Mevcut Türkolog potansiyelinin %1-3’ü ancak harekete geçebilmiş, geçilebilmişti. Türk kültür milliyetçiliğinin yaptığı, iddia edildiği gibi inkârcılık, tek tipleştirme değildi. Farklılıkların yanısıra aynılıkların da olduğu gerçeğine parmak basmaktı. Meşru, legal uyum arayışları, eritme olarak yansıtılıyordu.

Bizim, halen içinde bulunduğumuz ve yeni dönem diyebileceğimiz birinciden bağımsız hareket, 10 yıl kadar bir aradan sonra 2000’li yıllarda tedricen, tek tabanca olarak kendisini yenileyerek başlayacaktı.

Arayışın birinci döneminde, (1980-1990) Türklüğün tarihi sosyal dokusundan, onun dili olan Türkçeye varıncaya kadar, Türklük Kürtlük ile ilişkilendiriliyordu. Dil çalışmaları konusunda Tuncer Güvensoy ve Ahmet Turan çalışmaları ile önemli ilk adımları attılar. Bu arada, ayrıca “yerel dillere özel hayatta konulan yasaklar” gibi bazı hatalar da yapılıyordu.

Arayışın ikinci bölümü (2000-   ) denilebilecek bu dönem, ASAM’ da kısmen başlatılan dönemden sonra, sahibi bulunduğumuz Halk Bilimi Araştırmaları Kültür ve Strateji Merkezi çatısı altında çalışmalarını sürdürmeğe başlanılan dönemdir.

Bu dönemin konuyu ele alış şeklinde birinci dönemden farkı, kültürel hayatın, halk inançları alanı öncelikli olmak üzere, halk kültürü vasatında faaliyet göstermesi ve keza farklılıkları inkâr etmeden aynılıkları araştırmak, tanımak ve tanıtmayı amaçlamış olmasıdır. Bu kesimin Anadolu Türklüğü anlaşışında, Türklüğü birlikte yaşanılan halklardan sadece birisi olarak değil, birlikte yaşayan halkların ortak millî adı olarak benimsemesi vardır..

Birinci dönemde, Türkiye Türkolog’unun bilinçli, gönüllü ve istikrarlı el atmadığı, atamadığı bu kimlik mücadelesinde meydan, büyük ölçüde amatörlerin çırpınmasına bırakılmış iken, içerisinde bulunduğumuz ikinci dönemde, adeta klansız ve hakansız gelişen bu dönemde, anadili Kürtçe olan kesim dâhil, akademik çevrede giderek artan bir taraftar bulmaktadır.

O Birinci dönemde, Kürtlük Türklüğün boyutlarından birisi, Türklüğün farklı coğrafyalarında Türklükle birlikte sahneye çıkmış, Türklüğe mensup bir toplum oldukları görüşü hâkimdi. “Türkistanlı Bir Türk Boyu Kürtler”, “Kürt Türkleri”, “Kürtmenler” gibi tanımlarla Kürtlük, Türk soyluluğun kapsamında ele alınıyordu.

İçerisinde bulunulan dönemde soy soylama, boy boylama arayışı ön planda değildir. Türk etnolojisinde bu konuya dair çıkış noktası, yaşanılan kültür coğrafyasıdır. Birlikte yaşayan halklardan Kürtler de Türklerle birlikte bu kültürün mimarı halklardandır.

Bir kısım, çok az sayıda bürokratın, bu mücadeleyi resmi görev sınırlamasının hudutlarını da, çeşitli dâhili ve harici riskleri göze alıp aşarak, kendisine görev edinmesi, bu birinci sürecin özelliği idi. Bu delilere! Türkoloji ocaklarının kapılarını aralayan, imkânları nispetinde onların elinden tutan, onların önlerini görmelerini sağlamaya çalışan Türkologlarımızı, Türklük bilimi gönülleri, hep saygıyla, minnetle, rahmete gidenlerini dua ile anacaktır.

 2014 tarihinde, Türk Tarih Kurumu yaptığı bir bilgi şöleni ile kesim farklı gözetmeden, etkinliğin kapılarını konuya ilgi duyan tüm araştırmacılara açmıştır. Ortaya çıkan donanımın göstergesinde ibre, Kürt etnik milliyetçiliği yapan sunumcuların, tezlerinde çok zayıf olduğunu göstermiştir[45].

SÖZ ANSİKLOPEDİDEN AÇILMIŞ İKEN, 2016 YILINDA İSLAM ANSİKLOPEDİSİNE YAPILAN İLAVE MADDELER ARASINA ANADOLUNUN DİĞER BİR KISIM HALKI GİBİ KÜRTLER İÇİN DE MADDELER İLAVESİ YAPILIR. LAZLAR GİBİ MADDELER 1-2 SAYFA İKEN KÜRTLER MADDESİ 2O SAYFADIR. KÜRTLER NMADDESİ “COĞRAFYA VE NUFUS”, “TARİH”, “DİN”, DİL VE EDEBİYAT”, “SOSYAL HAYAT VE KÜLTÜR”, BAŞLIKLARI ALTINDA İNCELENMİŞTİR.

ESERDE KÜRTÇEDEN TAMAMEN FARKLI BİR DİL OLAN ZAZACA KÜRTÇE KAPSAMINDA ELE ALINMIŞTIR VE LURLAR DA KÜRTLÜK İÇERİSİNDE MÜTAALA EDİLMİŞTİR.

 ŞEYH SAİT VE SEYİT RIZA AYAKLANMALARI KÜRT DİRENİŞ HAREKETLERİ KAPSAMINDA ELE ALINMIŞTIR.

ANADOLUNUN HALKI KÜRTÇE KONUŞAN KESİMİNDE YAŞAYAN TÜM HALK HAREKETLERİ KÜRT ULUSAL HAREKTİNİN BİR DÖNEMİ BİR BÖLÜMÜ OLARAK YANSITILMIŞTIR. KÜRTCÜ ÖRGÜTLER, KEZA KÜRT KURTULUŞ HAREKETİNİN! YAPILANMALARI OLARAK ELE ALINMIŞTIR.

KÜRTCÜ TEORİSYENLERE UZUN SÜRE KAYNAK OLARAK GÖSTERİLEN MİNORSKİ, MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞININ CUMHURİYETİN İLK YILLARINDA YAPTIRMIŞ OLDUĞU İSLAM ANSİKLOPEDİSİNDE ZAZALARI KÜRT OLARAK KABUL ETMEZKEN KÜRT KÜLTÜR COĞRAFYASINDA DİL KÜLTÜRÜ BÜTÜNLÜĞÜNÜ SAVUNABİLME ADINA ZAZALIK DA KÜRTLÜK KAPSAMINDA ELE ALINMIŞTIR.

MARKSİST KÜRTCÜ HAREKET UZUN SÜRE ŞEYH SAİT VE SEYİT RIZA İSYANLARNII FEODAL HAREKET OLARAK NİTELEMİŞ İKEN, KÜRTCÜ HAREKETE TARİHİ BİR DERİNLİK KAZANDIMA ADINA, DİRENİŞE TARİHİ BİR SÜREKLİLİK ÖZELLİĞİ VEREBİLMEK İÇİN, HER TÜRLÜ TOPLU HAREKET KÜRT KURTULUŞ HAREKETİ KAPSAMINDA ELE ALINMIŞTIR.

KÜTLÜK TANIMI ARİ IRK, İRANİLİK, FARS DİL GRUBU ZERDÜŞTİLİK BAĞLANTILI OLARAK ELE ALINMIŞTIR.

İNGİLTERE TARAFINDAN MUSUL MİSAKİ MİLLİ’NIN DIŞINDA BIRAKILMA YILLARINDA HAZIRLANAN ANSİKLOPEDİ BRİTANİKA KÜRTLERİ TURANI BİR IRK VE ORTADOĞU HALKLARINDAN EN FAZLA KÜLTÜREL YAKINLIKLARI TÜRKLER OLAN HALK OLARAK TANIMLAMIŞTIR.

EHLİ HAK=SAİNİLİK=YÂRSÂN’LIK GİBİ TASAVVUFÎ KESİMLER DE TAMAMEN KÜRTLÜĞE MAL EDİLMİŞTİR

KÜRTLÜĞÜN BÖLGEDEKİ TARİHİ ARKA PLANI ASURLAR GİBİ GADİM UYARLIKLARLA İLİŞKİLENDİRİLMİŞTİR. KÜRTLERİN ANADOLU’YA GİRİŞ KAPILARI HAZAR DENİZİNİN GÜNEY GÜZERZAHI OLARAK ALINMIŞ VE DOĞU ANADOLUYA GÜNEY–KUZEY İSTİKAMETİNDE YAYILMA OLDUĞU İFADE EDİLMİŞTİR.

KÜRTLERİN “HAZAR EDNİİZİNİN GÜNEYİNDEN KUZEY- GÜNEY İSTİKAMETİNDE ZAĞROF BÖLGESİNE DOĞRU İNMİŞLİKLERİ” TEZİ İLE “İRAN TÜRK BÖLGESİ İLE ANADOLU TÜRKLÜĞÜ ARASINDA TÜRK-FARS SINIRINA, İRANÎ OLDUKLARI SAVUNULAN KÜRT KESİMLE KÜLTÜREL PAMPON BÖLGE OLUŞTURULDUĞU” GERÇEĞİ BİRLİKTE DÜŞÜNÜLMELİDİR.

ÖZETLE TÜRKLÜĞÜN TAMAMEN DIŞINDA, TÜRKLÜĞE MÜCADELE VEREGELEN BİR KİMLİĞİN KÖKENİ, KÜLTÜREL KİMLİĞİ, BÖLGESEL VE DÜNYA GENELİNDEKİ TANIMI İLE ANLATAN BİR METİN HAZIRLANMIŞ HAZIRATTIRILMIŞTIR. SİLAHLI KÜRTCÜ HAREKETİN KÜRTLÜK TANIMI İLE ANSİKLOĞEDİ MADDESİNDE YANSITILAN KÜRT ALGILAYIŞI FARKLI DEĞİLDİR. BU KONUDAKİ FARKLI YAKLAŞIMLARA YER VERİLMEMİŞTİR.

KÜRTLERİN YAŞADIKLARI BÖLGELERDE ÇIKAN AYAKLANMALARIN ORTAK ÖZELLİKLERDEN BİRİSİ DE; CUMHURİYETLE GETİRİLEN AÇILIMLAR, LAİKLİK, EZANIN TÜRKÇE OKUNMASI, KUR’AN-I KERİM’İN TÜRKÇEYE ÇEVRİLMESİ HATTA MEALİNİN YAYINLANMASI FİKRİNİN TARAFTAR BULMASI GİBİ HUSUSLARDIR.

KUR’IN-I KERİM’İN KÜRTÇEYE ÇEVRİLMESİ FİKRİ VE TASARINI GERÇEKLEŞMESİ İSE, MARDİN ARTUKLU ÜNİVERSSİTESİNİN REKTÖR YARDIMCISI İKEN HDP’DEN MARDİN MİLLETVEKİLİ OLAN PROF.DR. KADRİ YILDIRIM’DIR.

KUR’AN-I KERİM MEALİNİN FARKLI DİL ALFABELERLE YAYINI ŞEKLİNDE HİZMET DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞINCA 1993-94 YILLARINDA BAŞLATILMIŞ TALEBİN KARŞILANMASI İLE BÜYÜK HİZMET İFA EDİLMİŞTİR.

TÜRKİYEDEKİ OKUR-YAZAR OLAN VE ANA DİLİ KÜRTÇE OLAN KESİM, TÜRKİYE ORTALAMASININ ÇOK ALTINDA DEĞİLDİR. ANADİLİ KÜRTÇE OLAN VATANDAŞ KUR’AN BİLGİSİ ÖĞRENEBİLMEK İÇİN KÜRTÇE KURAN MEALİ ZARURETİ YOKTUR. BU GERÇEĞE RAĞMEN KÜRTÇE KURAN MEALİNE KARŞI DEĞİLİZ. BİZİM VURGU YAPMAYA ÇALIŞTIĞIMIZ HUSUS “MAKSATLI FARKLILIKLAR YARATMA” GAYRETLERİDİR. BİZİM GAYRETİMİZ BU GAYRATİN FARKINDA OLUNMASI İÇİNDİR.

ANADİLİ FARKLILIĞI ESAS ALINARAK KURAN-I KERİM MEALLERİ FARKLI DİLLERLE YAYINALMAYA KALKILIR İSE 20-30 AYRI DİLDEN MEAL NEŞRİ GEREKİR. ANADİLİNDEN MEAL OKUMAK BİR HAK İSE, SAYICA KÜRTLERDEN AZ OLANLARIN HAKLARININ OLMADIĞI GÖRÜŞÜ DEMOKRATİK OLMAZ.

ADETA CUMHURİYETİN BİR KISIM GETİRİMLERİNE KARŞI BİR KISIM FARKLI KESİMLER ANSİKLOEDİNİN KÜRTLER MADDESİNDE İTTİFAK YAPMIŞ GİBİİDİR.

KÜRT ETNİK MİLLİYETÇİLİĞİNİ SİLAHLI TERÖR HAREKETİ İLE SÜRDÜREN KESİM MÜCADELELERİNİN BİRİNCİ DÖNEMİNDE FARKLI BİR KÜRT KÜLTÜREL KİMLİĞİ OLDUĞU İDDİASI İLE TEZLERİNİ BELİRLEMİŞ, BU TESPİTİN ÜZERİNE TEZLERİNİ GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN SİLAHLI MÜCADELE SAFHASINA GEÇMİŞLERDİR.

TÜRKİYENİN BİRLİĞİNDEN YANA OLAN KARŞI MÜCADELEDE İSE, SİLAHLI KÜRTCÜ HAREKETİN MEŞRU GÖSTERİLEBİLMESİ İÇİN KİMLİK FARKLILIĞI İDDİASININ ÜZERİNDE DURULDUĞU DOĞRU TEŞHİSİNİ KOYMUŞ, KÜLTÜREL KİMLİK ORTAKLIKLARINI SAVUNMA SAFHASINDA 1980-1990 YILLARI ARASINDA YOĞUNLAŞMIŞTIR. EMPERYALİZM KÜRTCÜ HAREKETE VERDİĞİ DESTEĞE RAĞMEN KÜLTÜREL FARKLIĞI TESPİT VE GELİŞTİREMEYECEĞİNİ ANLADIĞI İÇİN, KÜRT TERÖR HAREKETİNE DESTEK VERME YÖNTEMİNE YÖNELMİŞTİR. BU DÖNEMDE EMPERYALİZM DİPLOMATİK KANALLARI BASKI UNSURU OLARAK KULLANIP, KÜLTÜREL BİRLİKTELİK ÇALIŞMALARINI “TEK TİPLEŞTİRME İNKÂRCILIK “ OLARAK NİTELEYİP TÜRKİYENİN “HALKLAR ARASI KÜLTÜREL MÜŞTEREKLİK” TEZİNDEN VAZGEÇMESİNİ SAĞLAMIŞTIR. ULUS DEVLETİN 10 YILLIK PASİF DÖNEMİ YAŞATILDIKTAN SONRA; KÜRTÇE SÖZLÜK, KÜRTÇE EĞİTİM, KÜRTÇE YAYIN, KÜRTÇE KURAN MEALİ YAYINLANMASI GİBİ AÇILIMLARA “ÖN HAZIRLIKSIZ VE EKİPSİZ GİRİLMİŞTİR”, KANAATİ DOĞMAKTADIR.

TÜRKİYEDE ANADİLİ NE OLURSA OLSUN ORTAK KÜLTÜRÜN ÖNEMİNE İNANNAN VE FARKLI İLMÎ ALANLARDAN BU GERÇEĞİ SAVUNABİLECEK KADROLAR MEVCUTTUR.

 

 

 

 

YOKLUĞU HİSSEDİLEN BU GERÇEĞİ HAYATA GEÇİRİLEBİLECEK YAKIN GEÇMİŞTE VE GÜNÜMÜZDE TÜRKOLOG VE SİYASETCİ İRAD Türkiye Türklük bilimcisi Türkiye’de yayınlanan fikri ve kültürel içerikli yayın hayatına ilgisiz ise, bu gerçeği görev alanının dışında düşünüp “polisiye ve adli” bir konu diye algılıyor ise gönderme yaptığı kuruluşlardaki görevlilere Türklük ruhunu verememiş ise o kimse bize göre Türkolog değildir. Zira bahse konu alanı Rus, Amerika, İsrail, siyasi oryantalistleri alırlar, bu yer alış doğal olarak Türklük lehine olmaz.

Güvenlik kurumları arasında millî görev anlayışı konusunda şuur yeterliliği yok ise, bu ruhsuzluğa ilgisiz kalındığı için sorumlu keza Türkolog’dur.

ESİDİR.

 

 

 

 

 

 

Bize bu duygu ve düşüncelerimi anlatma fırsatı veren, aynı zamanda beni üyeliye ve konuşmacılığa kabul eden, Türkologlarımıza yaptığı anı kitapları serisini, bana da açan, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü’ne ve onun Türkolog hocalarıma tekrar minnetlerimi arz ediyorum.

&

Sunumun sonuna gelirken;

Halk inançları kültüründen hareketle, millî sınırların çizilebilmesi merkezli izahımıza, Misak-ı Millî açısından bakılınca, kültürel mevzilerin kaybedildiği kuşkusu daha baskın çıkmaktadır.

Türk kültür dünyası itibariyle, Türk halk kültürü çalışmalarında, metot birliği sağlanamamış iken, alanın araştırmacı kadrosu, yapılan çalışmalar ve ilgili merkezler de yeterince bilinmemektedir.

Irak Kürt Federe Devleti’ne ve Kürt kültürel hareketine, çıkarları için kimlik kazandırma arayışında olan, ABD ve AB’de de bu konularda yapılan araştırmaların da takibi mümkün olmamaktadır.

Halkı içerisinde Kürtlerin de bulunduğu İran’da, süreli Kürtçe Radyo ve Televizyon yayınları serbestisinden sonra, ilkokul seviyesinde Kürtçe eğitime serbesti tanındığı bilinmektedir. Bu arada İran’ın Kürt kültürü konusundaki stratejisi de bilinmemektedir. Fars ırkçılığı, Şii Caferi İslam ve İranlılık üçlemesi üzerine inşa edilmiş olan İran; Pan-kürdist bir hegemonya karşısında nasıl bir kültürel sınır stratejisi takip etmektedir?

İran, Kürtlüğü İranî bir halk ve Kürtçeyi de adeta Farsçanın bir lehçesi olarak algılarken, aynı dönemde Türk Türkolog’unun, Türk üniversitelerinin Kürdoloji kürsülerindeki müfredata, Türkiye’nin millî sınırlarının korunması noktasında, hâkim oldukları kanaatini taşıyamıyoruz.

İran’da, etnik konumda oldukları gözü ile bakılan halk kesimlere uygulanan kültür politikaları sıralamasında, İranlı’lığa mensubiyet noktasında, Kürt dilli halk ve Şah İsmail döneminde Kızılbaş olarak bilinen ve zaman içeresinde Şii-Caferi İslam kapsamında büyük ölçüde entegre edilmiş olan kesimler vardır.

Böylece söylenebilir ki, Kürtlük ve Kızılbaşlık adeta İran’ın kültür arka bahçesidir.

Yayınlardan takip edilebilen kadarı ile İran mitoloji çalışmaları[46] tarihi coğrafyasının kapsamına Anadolu’yu da alırken, Anadolu’da Yunan mitolojisinden sonra İran mitolojisi de, Anadolu’yu mitolojik sınır mücadelesi alanı haline getirmişlerdir.

 

 

Bu gelişmeler ile “Türkler Anadolu’nun sonradan gelmiş istilacı halklarıdır” görüşü ile “Türklük diye bir gerçek yoktur, Türklük, gerçek niyetine uydurulmuş bir tezdir.” Görüşü, takip eden paralel içerikli tezler olarak yürütülmektedir.

Türkiye’de yapılan bilgi şöleni türü etkinliklerde etno-arkeoloji arayışları, doğu ve güneydoğudan başlanılarak uç vermeye başlamıştır[47].Kürt arkeolojisinden evvel Keza Kürt tasavvufu tanımının da alt yapısı, bu türden kültür ortamlarında aranmaya başlanılmıştır[48].

Kürt mitolojisi çalışmalarına gelince, Türkiye’de anadili Türkçe olmayan bölgelerde de, halk kültürü alan çalışmaları, Türkçe yapılmaya çalışılıp, edinilen veriler, yukarıda da belirtildiği gibi, yaşayan ortak kültüre yeterince entegre edilememektedir. Bu araştırmalar, muhtemelen yerel dillerle yapılacakları dönemde, Türkiye üniversitelerindeki etnisite merkezli enstitülerinin müfredatları, doğal olarak mahiyet değiştirebilecektir.

Alan çalışmalarında, kaynak dilin bilinmesinin, yapılan çalışmanın sağlıklı olmasındaki önemi de inkâr edilemez. Bu bölgelerde yapılan akademik çalışmalara duyduğumuz saygının yanı sıra, belirtmeye çalıştığımız bu çok önemli gelişmenin beklenilmesi gerektiği de bir gerçektir.

Irak Kürt Federe Devleti’nin 14 ayrı ülkede diplomatik temsilciliklerinin oluşması ile Türkiye’de silahlı Kürt direnişi ve Kürt kültürel varlığının ilmen tescili hareketleri adeta paralel yürütülmekdedir.

Bu noktada “Ne Mutlu Türküm Diyene” söylemine alternatif olarak getirilmek istenilen “Ne mutlu Kürdüm diyene”, “Ne mutlu, Lazım diyene”, “Ne mutlu Çerkez’im diyene”[49] söylemleri, millî bütünleşmeye yönelik bir söyleme, etnik ayrışma alternatifi getirmiş olacaktır.

Ülkemizde çok kere resmi yrtkili ağızlar adeta vitrinlere oynama adına yaptıkları açıklamalar ile jeokültürel dengeleri altüst edebilmektedirler.

 

Vatandaş; Kürt, Laz, Çeçen veya Lezgi, Oset, Boşnak, Pomak gibi doğuştan, yaradılıştan, olma “kimliği” ile iftihar edemez mi, etmemeli mi? Tabii ki etmeli ve edebilir. Türkiye’de nice anadili Türkçe olan vatandaşın dayısı veya amcası bu adı geçen toplumlarımızdan birisindendir. İnsanlar cetleri ile olduğu kadar akrabaları ile de iftihar ederler. Bu hal, çoğunlukta olan toplum kesiminin, sayıca az olan tali toplum kesimine bir lütfu da değildir. Bize göre bu aynı zamanda demokratik bir haktır.

Birlikte yaşayan halklar, kültürlerine karşılıklı saygılı davranıp yaşama şansı tanırlarsa, ortak millî kimlik, oluşma ve yaşama şansı bulabilir. Doğma dil farklığı için olan bu görüşümüz, inanç kültürü farklılığı için de geçerlidir.

Türklük bir millet adıdır, aşiret adı değil. Bu itibarla, Türklükte; Şii-Caferi’si, Sünni Hanefi’si, Alevi ve Kızılbaş’ı yaşama şansı bulabildiği nispette Türklük yaşayacaktır.

Ancak, milletlerin bir millî ismi ve bir de özel isimleri vardır. Türklük, Anadolu halkının millî ismidir.

Anadolu Türklüğünde, aile geçmişinde Türkçe ana dilli olmayan Türklerle evlilik yapmış ailelerin sayısı, bu tür evliliklerle hiç tanış olmamış ailelerden daha az değildir.

Anadolu Türkünün gen haritasındaki Akdeniz İnsan tipi genlerinin, Altay Türk insan tipi genleri ile hemen hemen aynılık gösterebiliyor ise bu hal Anadolu Türkünün, daha az veya daha yüzeysel Türk olduğunu göstermez.

Konu, Özbeklik, Kırgızlık, Kazaklık itibariyle de pek farklı değildir. Türklük genelinde Türk adı milletin soyadı, diğerleri adıdır.

Anadolu’da Türk adının alternatifi birlikte yaşanılan diğer halklar değildir. Türklük, halklar için ortak addır. Diğer halklara alternatif isim belki Türkmenliktir. Anadolu’da Türk adı, tarihin bir cilvesi olarak, milletin hem adı ve hem de soyadı olmuştur. Bu durum, Türk ana dilli halka özel sosyal itibar getirmez. Böylesi bir itibarı, millet anlamında Türklüğe yapılan katkı belirler. Kanun nazarında toplum kesimleri arasında farklılık ise düşünülemez. Nice anadili Türkçe olmayan Türk vardır ki, onlar alanlarında Türklüğün bayrağını doruğa çıkarmışlardır.

&

Bu türden etnik kimlik merkezli gelişmelerin özünde, Kürt etnik-millî hareketi ve hareketin bölgedeki destekleyici güç olarak İran vardır.

İran mitoloji çalışmalarında, tarihî süreklilik ile coğrafî bütünlüğün birlikteliği iddiası vardır. Onlara göre, bölge Türklüğünde bu bağlantı yoktur. Buna göre Türkiye’de Türklüğün dip tarihi araştırılırken XI. Yüzyıldan evveli için Anadolu’dan Altaylara atlanılmaktadır. Coğrafî bütünlük ile tarihî süreklilik örtüşmemektedir. Bu tespit, İran’ın Türkoloji’yi stratejik obje kullandığına örnek teşkil edebilir.

Halk kültürü ve bilhassa halk inançları kültürü araştırmaları, sadece bu teze karşı tez oluşturma adına bile, fevkalade önemlidir. Halk inançları, inançla göçü de içerdikleri için, yaşayan halk inançları canlı mitoloji şahitleridirler. Veya Anadolu Halk İnançları Türk mitolojisinin canlı kitabeleridir.

 

 

 

 

Bu noktada, Atatürk’ün işaret ettikleri Sümer-Türk ve Zeki Velidi Toğan’ın belirttikleri Saka-Türk bağlantısı fevkalade önem arz etmektedir.

 Maalesef, Türkoloji çalışmalarımızda; filoloji-halkbilimi ve halkbilimi-arkeoloji bağlantılı çalışmalar pek yoktur.

Anadolu Türklüğünün, İran Aryan yerleşiminde olduğu gibi, Anadolu Türkoloji çalışmalarımızda kökleri M.Ö. sine uzanan efsaneler, destanlar döneminden günümüze süreklilik arz eden bir mitoloji çalışması maalesef henüz yoktur.

Anılan İran mitoloji için belirlenen tarihi geçmiş içerisinde, Asurlar gibi kazı verileri, müzeler oluşturabilecek medeniyetler de vardır. Halk bilimi alan çalışmalarının yerel dillerle yapılacakları döneme girilince, arkeolojik verilerle sözlü kültür verileri örtüştürüldüğü döneme gelinince, gecikmenin farkına geç varılmış olunacak ve İran kültür tezleri karşısında olanlar, stratejisizlikleri sonucu kafalarını çok sert bir duvara çarpmış olacaktır.

Türk halkbilimci, alan çalışmalarında yerel dilin önemi üzerinde durmak ve gelecekteki muhtemel gelişmeleri de düşünerek çözüm aramak durumundadır.

Türkiye’de yapılan halk edebiyatı araştırmaları, tespiti yapılan yeni cönklerdeki, yeni dörtlükler bulma dönemini maalesef aşamamıştır. Mitolojik kökleri bulunamayan ve aynı zamanda bu kökleri Anadolu’da araştırılamayan çalışmaların, stratejik boyutu olmadığını düşünüyoruz.

Türkiye İran siyasi sınırının arasına kuzey-güney istikametinde Kürtçe ana dilli halkın yerleşmesi, yerleştirilmesi adeta millî bir sınır politikası olarak planlanmıştır. Böylece iki Türk kültürlü bölge, İran kültürlü bir yerleştirme ile ayrılmış olmaktadır. İran stratejistleri adına bu başarı, Türklük biliminin stratejik bir obje olduğu şuurunun bir sonucudur.

Bizce, bölge halklarının halk kültürleri, muhtemel tahrikleri önleyebilecek düzeyde araştırıp tanına bilinmelidir.

Söz İran Türklüğünden açılmış iken, Azerbaycan Türkünü “Azerilik” ile tanımlama noktasına değinip, şahsi görüşlerimizi arz etmek istiyoruz. Güney ve Kuzey Azerbaycan Türkü, kendisini nasıl tanımlamak isterse, isteyebilir. Bu adlandırma öncelikle onun hakkıdır ve saygıyla karşılanmalıdır. Ancak, Özbekistan veya Kazakistan Türkü kendisini Özbek veya Kazak olarak tanımlamasıyla, Azerilik tanımlaması, günümüz stratejik girdiler itibariyle farklı içeriklidirler.

-İran coğrafi taksimatında doğu, batı, kuzey ve güney olarak bölümlerden oluşan bir Azerbaycan Eyaleti vardır. Azerbaycan tanımlamasından hareketle İran resmi ideolojisinde, “Tarih boyunca bir bütün olan ve birleşmesi gerektiği savunulan Azerbaycan, Azerbaycan’ın kuzeyinin güneyi ile İran Azerbaycan’ı ile birleşmesi gerekir.” Söylemi vardır. Buna göre Birleşik Azerbaycan İran sınırları içerisinde ve Türk adı ile değil, dillerini kayıp edip Türkçeyi sonradan öğrenen “Azeri toplumu” olarak düşünülmüş olmaktadır.

-İran resmi ideolojisinde İran, İran Türklüğünü bir bütün olarak Türklük üst başlığı altında görmüyor. Bazen Gaçarlar/Kaçarlar, Avşarlar, Türkmenler, Halaçlar vb gibi İran’ın farklı etnik unsurları ve bazen de Kızılbaş, Sunni, Şii-Caferi ve Alevi gibi inanç kesimleri olarak kabul ediyor.

-İran Türkünün milliyetçi aydın kesimi, İran’ın neresinde yaşıyor olursa olsun ve hangi Türk kesime mensup olursa olsun, kendisini “Türk” adı ile tanımlamaktadır. İran Türklüğünde halk seviyesinde ise, mensubiyet duygusu Avşarlığı, Halaçlığı aşabilmiş değildir. İran’da vatandaşın genel üst kimliği “Şii-Caferi İslam İranlı”dır.

-İran Türklüğünde, Türk dilli olma ortak paydası ise, göçebelik ve yarı göçebelikten yerleşik döneme geçilmeyle orantılı olarak, Farslık lehine bir gelişme göstermektedir. İran’da Türklük, ortak bir kültürel kimlik sınırlamasına götürülememişken, Mevcut Türk kültür kesimlerinin sınırları, Fars kültürü lehine gelişmektedir.

Özetle, şartları bu olan İran Türklüğünde, “Azerilik” tanımlaması altındaki hareket, İran Türklüğü veya doğal olarak genel Türklük lehine olmayacaktır,” kanaatini taşıyoruz. İlkin Türk kesimlerin, boy ve mezhep taassubu aşılarak ortak bir ismin mensupları oldukları şuuru yaratılıp, bu şuur tabana indirilebilmeli, daha sonra Fars resmi ideolojisi karşısında varlık gösterebilme döneminde, istenilen isim ne ise o seçilmelidir.

Başka bir ifade ile hasmın belirlediği sınırlar aşılıp, millî kültürel kimliğin gerektirdiği sınırlarda buluşulabilmelidir.

                                         &

Ahıska Türklerinin BM ve AB kararlarına, RF’un desteğine rağmen, Azerbaycan ve Türkiye taraftar olmalarına rağmen, Bu Türk toplumunun yurtlarına yerleştirilememiş olması, Azerbaycan-Türkiye, dolayısıyla Türkiye Türk dünyası coğrafî bütünlüğünün sağlanması fırsatı, Karabağ’ın işgalinden sonra ikinci imkân olarak yok edilmiştir.

Türkiye’nin garantör olduğu Acara Türklüğü konusunu ise, ihmal edilen Türk halk kültürü sonucu, sistemli bir şekilde Gürcüleştirilmeğe terkedilmiştir. Bu ihmal de kültür coğrafyası bütünlüğünü sekteye uğratmaktadır.

                           &

Diğer taraftan Iğdır, Ardahan ve Kars’taki Kürt etnik kimlik özellikli siyasi yapılanmadaki yoğunlaşmaya paralel, Kürt dilli halkın doğu Anadolu’daki kuzey sınırı, bölgenin kuzey ucu Artvin’in ilçelerine kadar, yaşanılan iç göçlerle uzatılmıştır.

Özetle siyasi sınırlar, silahlı hareketle çizilmeden evvel ve sonra, kültürel hareketle hazırlanmakta ve kültürel hareketle desteklenmektedir.

Bölge ülkeleri, birlikte yaşadıkları halkların demokratik kültürel haklarına; millî birliği ve sınırları ihmal etmeden yaşama şansı tanımaları halinde, bölgesel antiemperyalist bir güç olabilirler.

Sürçü lisanlar ettiğimiz muhakkak, 

-Müteakip üç ayrı dönemi, halk kültürü merkezli bir stratejiden hareketle ele almak,

-Türk kültür coğrafyasını, Türk kültürlü diğer halklarla birlikte ele alarak, avantaj ve dezavantajları ile mevcut potansiyelini değerlendirebilmek,

-Emperyalizmin siyasî oryantalizm ordularını, millî Türkiyat kadroları ile tesirsiz kılma yöntemleri önermek,

-Bu maksatla oluşturulacak farklı bir Türklük bilimi anlayışı sunabilmek,

-Bu yaklaşım şeklini ilk defa yapacak olmak,

-Yapılan açıklamaları böyle bir ortamda ve bir saat içerisinde yapmak,

-“Yerin kulağı vardır” gerçeğini de gözardı etmeyerek merak anlatabilmek,

Sürçü lisan eylemeden yapmak ne mümkün.

 

 

 

[1] Bu çalışma, 13 Aralık 2016 günü, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü’nde konferans olarak sunulmuştur.

[2] Dr., yasarkalafat@gmail.com   www.yasarkalafat.info Halkbilim Araştırmaları Kültür ve Strateji Merkezi

[3] Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yakın Çağ Tarihi Ana Bilim Dalı ( ; Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yakın Çağ Tarihi Ana Bilim Dalı; Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Türk Halk Edebiyatı alanlarında, Cumhuriyet Tarihi ve Dinler Tarihi ile Halk Edebiyatı, mastır ve doktora eğitimleri aldı

[4] Ahmet Turan, Kalafatça, Halk Kültürü Bibliyografyası 1980-2015, Berikan yayınevi, Ankara, 2015

[5] Ahmet Turan, a.g..e.

[6] Ahmet Turan, a.g..e.

[7] Ahmet Turan, a.g..e.

[8] Ahmet Turan, a.g..e.

[9] Ahmet Turan, a.g..e.

[10] Ahmet Turan, a.g..e.

[11] Ahmet Turan, a.g..e.

[12] Ahmet Turan, a.g..e.

[13] Ahmet Turan, a.g..e.

[14] Ahmet Turan, a.g..e.

[15] Ahmet Turan, a.g..e.

[16] Ahmet Turan, a.g..e.

[17] Ahmet Turan, a.g..e.

[18] Ahmet Turan, a.g..e.

[19] Ahmet Turan, a.g..e.

[20] Bu dönemi ana hatları ile anlatan açıklamalar da yapılmıştır. Yaşar Kalafat, “Öteki Gülensoy” Erciyes (Prof. Dr. Tuncer Gülensoy Özel Sayısı) S. 331, Temmuz 2005 s. 53-65

[21] Yaşar Kalafat, “Yerel Kültürü İnkâr Etmeden Birleşmek (Kuzey Irak)” Türk Dünyası Tarih Dergisi, Haziran 1998, S. 138, s.28-30

[22] Yaşar Kalafat,” Keleki’de Dört Gün Üç Gece ve Nahcivan Halk İnançları”, Türk Dünyası Araştırmaları, Ekim 1996, S.104, s.9-32

[23] Yaşar Kalafat, Gregoryen Türklerde Halk İnançları, Berikan yayınları, Ankara, 2012

[24] Basın

[25] Yaşar Kalafat, Türk Etnolojisinde Zazalar, Berikan Yayınları, Ankara, 2015

[26] Yaşar Kalafat, Türk Etnolojisinde Zazalar, Berikan yayınevi, Ankara, 2015

[27] II.Uluslararası Osmanlı’dan Cumhuriyete Diyarbakır Sempozyumu, 15-17 Kasım 2006 Diyarbakır

[28] Ruhi Ersoy, 19 Kasım 2016 Genç Bilim Adamları Sempozyumu, Ankara

[29] Fevzi Karademir-Nezir Gümüş-Ahmet Korkut, Kürtçe-Türkçe Türkçe Kürtçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Ankara, 2014

[30] Yaşar Kalafat, Türkoloji ve Halk Bilim Yazıları, Berikan Yayınevi, Ankara, 2015

[31] Yaşar Kalafat, Halk Bilimi-Türkoloji-Millî Kültür Stratejileri. Barikan Yayınları, Ankara, 2013

[32] Yaşar Kalafat, Halk Kültürü-Kültürel Kimlik-Millî Strateji, Berikan Yayınevi Ankara, 2013

[33] Yaşar Kalafat, Türk Kültür Coğrafyasında Halk Kültüründen Millî Stratejiye 1, Berikan Yayınları, Ankara, Ankara, 2011

[34] Yaşar Kalafat, Türkoloji ve Halk Bilim Yazıları, Berikan yayınları Ankara, 2015

[35] Yaşar Kalafat, “Halkbiliminin 40. Yılında Türkiye Türkoloji’sine Stratejik Bir Bakış” VIII. Milletlerarası Türkoloji Kongresi /30 Eylül-04 Ekim 2013, İstanbul) Bildiri Kitabı-III (Yayına Hazırlayanlar: Mustafa Özkan & Enfel Doğan) İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları İstanbul 2014, s. 617-625

[36] Yaşar Kalafat, “Halkbilminin 40. Yılında Türkiye Türkoloji’sine Stratejik Bir Bakış” VIII. Milletlerarası Türkoloji Kongresi /30 Eylül-04 Ekim 2013, İstanbul) Bildiri Kitabı-III (Yayına Hazırlayanlar: Mustafa Özkan & Enfel Doğan) İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları İstanbul 2014, s. 617-625

[37]Gazenfer Paşayev, Irak Türkmen Folkloru, Kerkük Vakfı, İstanbul, 1997 G.Paşayev, Kekrkük, Bakü, 1987 (*)

[38] Yaşar Kalafat, “Dünya Dili Türkçe İçerisinde Anadolu Dillerinden Zazaca’nın Yerine Dair Görüşler”,VII. Uluslararası Dünya Dili Türkçe Sempozyumu (16-18 Ekim 2014 2014 Elazığ) www.yasarkalafat.info

 

[39] Mehmet Bayrak, Kürt Halk Türküleri, İnceleme Antoloji, Özge, Ankara, 1991

[40] Rohat, Kürdoloji Biliminin 200 Yıllık Geçmişi (1787-1987),  Deng Yayınları

[41] Cemşit Bender, Kürt Mitolojisi,

[42] Şükrü Kaya Seferoğlu, Kültür Birliğine Yönelik Dış yayınlara Dair I-II, Türk Dünyası Araştırmaları, Aralık 1991 ve Ocak 1992, S. 75 ve 76,s. 31-46 ve 1-40

[43] Şükrü Kaya Seferoğlu, Kültür Birliğine Yönelik Dış yayınlara Dair I-II, Türk Dünyası Araştırmaları, Aralık 1991 ve Ocak 1992, S. 75 ve 76,s. 31-46 ve 1-40

[44] Şükrü Kaya Seferoğlu, “Türkiye Cumhuriyeti’nin Yasal Bütünlüğü ve Siyasi Partilerin Tutumları”, Türk Dünyası Araştırmaları, Şubat 1990, S.64, s.9-62

[45] Yaşar Kalafat, “Tarih Boyunca Türk-Kürt İlişkileri”, Uluslararası Türkler ve Kürtler Sempozyumu (9-10 Ocak 2014, Ankara) cilt: 2 Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2014, s. 189-197

[46] Mehmet Korkmaz, Zerdüşt Dini İran Mitolojisi, Ankara, 2010; Nimet Yıldırım, İran Mitolojisi, Kökenleri, Kaynakları, Ana Temaları, Pinhan, İstanbul, 2012

[47] Uluslararası Diyarbakır Sempozyumu 02-05 Kasım 2016, Diyarbakır

[48] III.Uluslararası Ağrı Dağı ve Nuh’un Gemisi Sempozyumu 12-14 Ekim 2010 Ağrı

[49] 16l -18Temmuz 2016 görsel ve yazılı basın